You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Allah'ın böyle anlatıldığını daha önce görmediniz. (merak etmiyor musun)

Allah'ın böyle anlatıldığını daha önce görmediniz. (merak etmiyor musun)

Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
Allah'ın böyle anlatıldığını daha önce görmediniz. (merak etmiyor musun)
Size çok farklı bir anlatış kaleme alacağım.
Öyle bir şey anlatacağım ki size, bununla daha evvel bir çok fereyeyi çevirmişim. bununla elimden kurtulan olmamıştır. ancak, ben zaten yakalayacaklarıma bunu anlattım diye mi öyle oldu, yoksa gerçekten bunda bir sihir (etki gücü) mi var, okuyunca anlarsınız. Öncelikle şunu belirtmekte yarar varki, bu son derece karışık bir konudur ve ilk okuyuşta yanlış anlama ihtimaliniz kuvvetlidir. O yüzden bir kez hızlıca okuduktan sonra ikinci bir kez yavaş ve özümseyerek okursanız, ne anlatılmak istendiği daha iyi anlaşılacaktır. Şu kadar ki bu satırların yazarı hiç bir dönemde kafir olmadı, hiç bir zaman da Rabbinden uzaklaşmadı. öyle diyim.

konumuza başlıyalım o zaman.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Allah'ın böyle anlatıldığını daha önce görmediniz. (merak etmiyor musun)
Uyarı: Bu yazı iyi anlaşılırsa ve öğrenilir uygulanırsa kişi alim gibi bişey olur. şaka değil. :D :D

--------

Bir insan düşünelim. Herhangi birisi. Bu kişinin, inançlı ya da inançsız olma ihtimali vardır ve bunu tahmini bir değer olarak yarısıdır diyebiliriz. inancının çok ya da az olmasının kimseye ne faydası olur ne de zararı. neden öyle oluyor sorusuna yanıt arayacağız ve bulacağız. !

Yani:

-Bir insan çok inanıyorsa da başkalarına bir etkisi olmuyor, hiç inanmıyorsa da etkisi olmuyor. En azılı mürted de olsa etrafındaki müslümanların itikadı azalmıyor -belki artıyor-, en üstün manevi bir zat da olsa etrafındaki mürtedler, mürted olmaya devam ediyor. işte, nedir bu işteki sırlar, bunları çözeceğiz birlikte.

Şimdi bu kişi, eğer inançlı ise, eğer Allah'a inanıyorsa, maddi açıdan bunun delili yoktur. Bakın maddi olarak, hiç bir şekilde bunu etrafına ispatlayamaz. Manevi delilleri ise, kısmen kendi yaşantısında görecektir. Çünkü ayetler, hadisler ve daha önceki peygamberlerde aktarılanların özeti şu sihirli cümledir:
"inandığın gibi olsun".

Gerçekten insan hayatındaki bir çok olay, insan öyle inandığı gibi olagelmiştir.

Gelelim ikinci bir kişiye. Bu da tam tersi, inançsız birisi Allah'ı inkar etmektedir. Bu kişinin de, hiç bir şekilde maddi açıdan Allah'ı ne inkar, ne ispat edebilir. Manevi açıdan ise, o açıdan düşünürsek, diğer kişideki aynı senaryo geçerlidir:
"inandığın gibi olsun".

Bu iki örnekten şu sonuçlara varıyoruz:

1- Allah'ın maddi delilleri hiç bir zaman reddetmeye ya d atamamen ispata yeterli değildir.
2- Allah'ın manevi delilleri kişinin inandığı şekildedir. İnanıyorsa ona kendini hissettirir, inanmıyorsa ona kendini yok hükmünde hissettirir.

Şimdi.

Bir kişi Allah'ı var kabul ettiğinde, hayatındaki tüm olayların seyri bu "varlığı" ispat edecek döngüde gider. Hem yaşadıklarını öyle yorumlar, ancak; bunun haricinde "nasılsa yaşadıklarını öyle yorumluyor zannettikleri bilindiği için, Allah tarafından o kişiye alenen yardım bile edilse diğer insanlar -o öyle zannediyor- diye düşünecekleri için, bu tipteki kişilerin hayatı maneviyatla içli dışlıdır ve hiç bir zaman da kopamazlar.

Gelelim ikinci kişiye. Bu kişi ise Allah'ı inkar ettiğinden dolayı , "inandığı gibi olma şartından ötürü" , Allahü teala bu kişiye de , "yok hükmünde" davranır. Yani kasten, bilerek, isteyerek o kişiye kendisini gizler. Ki bununla ilgili bir çok ayetlerde "kalbin katılaşması, ya da o kişilerin hiç bir zaman dönmeyecekleri" hususları muhtelif ayet ve hadislerde geçmektedir, biz ise bu manalara değişik açılardan yaklaşmaktayız şu an.

Şimdi.

Biz bu iki örnekten şunu gördük: bir kişi kalbinden inançlı ise hayatındaki her olayda Allah'ın tesiri vardır, eğer inanmıyorsa hayatındaki hiç bir olayda Allah'ın rolü yoktur. İnsanlar genelde ortadadır, yani imanları rüzgar gibidir; eser gider, eser geri gelir. Bu yüzden bu etki de zaman zaman değişime uğrar. Örneğin kişi çok zor duruma düşer, hemen ne yapar: hemen "Allah'a sığınır, dua etmeye başlar, inancı kuvvetlenir". Allah bu durumdaki kulunu yanlız bırakmıyor. Tam tersini düşünelim: kişi baştan inançlı idi ama, zengin olunca aleme havayi adalarına kız işlerine başladı. ne oldu şimdi Allah bu kişden uzaklaştı, bu kişi de tamamen hayvani bir yaşantıyla Rabbinin karşısına öyle çıkacak duruma geldi.

Şimdi geleceğiz esas meselenin baş tarafına:

"Bu iki kişi karşılaşırsa ne olur. ortak yaşama alanından bahsediyorum. birlikte bir olayları paylaşırlarsa, Allahın bu kişilerin hayatına etkisi nedir." İşte can alıcı nokta ve hayatımızın özü budur ama gerçekten hem bunu hayatında tespit edip size aktarmak zordu, sizlerinde bu zor tespiti anlamanız bir o kadar zordur, o yüzden gerekirse bu bölümü bir daha okuyunuz.

Eğer birisi tam inançsız ve birisi tam inançlı birisi karşılaşır ve birbirlerini neshedecek şekilde birbirlerine ters düşerse, Allah her ikisini de kendi inancına (inançsızlığına) inkar durumuna düşürmeden vaziyeti idare eder! Aynen böyle. "Vaziyeti idare etmek" fiilini ben bu manaya kullanıyorum. Örnek verelim:
Örneği dahi çok zordur, olabilecek en basit şekliyle anlatacağım, ancak bu bile anlatırken beni zorluyor, sizi kimbilir nasıl zorlar:

Bu kişileri basitleştirip "müslüman" ve "kefere" diye kısaca isimlendirelim. müslüman kişi, artık kefereyle münasebetinden dolayı iyice zor duruma düşüp, onun başına bir şeyler getirmesini "Allah'tan niyaz etti". tamam. Şimdi, cenabı hak, duasına icap etmesi gerekir, çünkü kişi inançlıdır ve eğer duasını inkar ederse, inancı zayıflayacaktır. Halbuki "inandığı gibi olması" şartı vardır. O halde, kefere'nin başına bir iş gelecektir. Şimdi kefere öyle bir şey yapar ki: örneğin adam karısıyla kavga eder, bilerek ve isteyerek kendisini jiletler. -adam piskopatmış da demekki biraz- . şimdi kefere kendine göre, kendisini jiletlemiştir, çünkü eğer jiletlemeseydi, belki karısını çocuğunu dövecekti, vesaire vesaire. yani o , kendi açısından belki doğru olanı yapmıştır. ancak müslümanın bakış açısına göre o kişi "Allah'tan belasını bulmuştur". Her ikisi de doğrudur!.

Tersi durumu düşünelim: "Kefere müslümanın başına bir iş gelmesini dilesin". Şimdi, "inandığı gibi olma şartından dolayı" müslümanın başına bu işin gelmesi gerekir. ancak, gelmeye de bilir. neden? "eğer bir kurtulma imkanı varsa, eğer yukarıdaki şartlara halel getirecek özel bir durum yoksa müslümanın duası kabul edilip lurtulma ihtimali vardır, ancak bu durum sadece keferenin de endişe ettiği hallerde vuku bulur." Yani, gerçek olsun ya da olmasın eğer kefere "eğer Allah yoksa ki, yoktur, bu adamın başına bu iş %100 gelecek her şeyi hesapladım" diyerek eğer kesin bir düşünceyle eyleme geçerse ordan müslümanın kurtulması için mucizweden başka yol kalmamıştır. Mucize ise normal şartlarda normal müslümanlara yetişmez. Çünkü "inançsız insanların kafasını karıştırmaya değecek" kadar önemli böyle birisi ortada olmadığından dolayı.

Bu mesele, "inandığı gibi olma" meselesi.


Şimdi geliyorum, "kendi kafamızdan Allah'ın var olup olmamasına inanmamızın" , Allah'ın bize olan etkisine "bilimsel açıklamaya". bilimsel diyorum. işte , işin ilmini alıcaksınız ki, sebebin sebebini de bileceksiniz.

Yani birinin başına iş geliyorsa bunu neye bağlamıştık: "karşıdaki kişinin inanması , inanmaması, o şeyin olmasına inanmasın" bağlıdır, aynı zamanda "Allah'ın var olup olmadığına inanmasına" göre de değişir dedik. Şimdi, neden öyle oluyor. yani, cümlenin özüne ineceğiz.

"inandığın gibi olsun". neden? "neden inandığımızın tersi olmasın mesela. en azından denge oluşur". diye düşünülebilirse de, mesele kesin açıdan bilimsel şekilde açıktır ve bir sonraki yazıya kalmıştır. -çok uzun oldu-
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Allah'ın böyle anlatıldığını daha önce görmediniz. (merak etmiyor musun)
yazıya kaldığım yerden devam ediyorum. kesintiye uğramazsa memnun olurum. soru filan olursa da sonra konuşuruz. şindi nasipse yazıma kaldığım yerden devam ediyorum. (siz bunu okurken ben yazıyorum şu anda) :D
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Allah'ın böyle anlatıldığını daha önce görmediniz. (merak etmiyor musun)
Gelelim "sebebin sebebine".. Bu artık, sıra üstü ilim oluyor. yani bu şekilde bir düşünceye normal şartlarda vakıf olamazsınız. ancak, bir kez öğrendikten sonra geri dönüşü pek olmaz. artık aşıyorsunuz. çünkü, olayı aşıyorsunuz. anlatabiliyor muyum. aşmış oluyorsunuz yani. gülücük. gelelim sadede

Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Allah'ın böyle anlatıldığını daha önce görmediniz. (merak etmiyor musun)
Şimdi bir insan düşünüyoruz: bu kişi kendi kafasında Allah'ı, yok farzediyor. kendi kafasında. Şimdi bu kişiye Allah'ın etkisi, "inandığı gibi olma şartından sıfırdır" demiştik. Peki o zaman, inançlı kişiye Allah neden yardım etsin de, kendi haline bırakmasın. Şimdi, ayetlerde hadislerde öbüründe öyle yazdı berikinde böyle yazdı, ancak , kişi neye inandıysa o şekil olacak; çünkü inancı beyninin içindedir. !

Daha anlaşılır anlatayım:

Meseleyi daha iyi anlayabilmemiz için, Allah'ı sanki (haşa) yok farzediyoruz.Şimdi ben hiç kitap okumamış, Allah'ı tanımayan, kuranı bilmeyen kuran sünnet bilmeyen birisi olmuş olayım. Şimdi ben , -bir güçlüğü aşmak amacıyla- tamamen kendi kafamdan şöyle bir düşünceye dalıyorum. Diyorum ki: "sonsuz mesafe uzakta, sonsuz gücünde birisi var ve bu birisi bana yardım ediyor". Şimdi; gerçekte böyle birisi varmı? ne dedik parağrafın başında, yok farzedelim. peki. ben böyle birisinin varlığını diğer insanlara ispat edebilir miyim? hayır. onlar bana bunn var olmadığını ispat edebilir mi? gene hayır. çünkü ne dedim baştan: "sonsuz mesafe uzakta" diyorum. öyle kabul ettim. o, beynimin içinde olan ve sonsuz mesafedeki sonsuz gücündeki bir yaratıcı. ben tamamen kendi dünyamdan böyle birisini varmışcasına kabul ediyorum. tamamen kurgu diyorum. şimdi ben bunu yaptım. böyle bir gücün dünyaya etkisi ne kadardır?

Etkiyi hesaplamaya geçmiş olmama şaşırdınız, çünkü yok kabul etmiştim. yok kabul ettim ama, o benim zihnimde var , ve ben onun var olduğuna inancım ne kadar sağlamsa, onu kendi kafamda o kadar güçlü şekilde var sayabilirim. tamamen benim hayal gücüme, kurguma , dolayısıyla inancıma bağlı bir değişken. Şimdi bunu dünyevi bir güce dönüştürelim. Sonsuz mesafede olduğundan dolayı gerçekte tanımsız olan bu güç (sonsuz, her durumda matematik tanımsızdır), dünyadaki her hangi bir noktaya etkisi "belirsizdir".

Nasıl bir belirsizlik:

Dünyaya etkiyen Güç= Sonsuz güç / sonsuz mesafenin karesi.

Görüldüğü gibi, eğer her iki boyut da birbirine denk olursa, yani güç= n/n^2 olursa bu değer sıfırdır (0). mesafeden kaçamazsınız çünkü sonsuz kabul etmezseniz bie etkisi olduğunu idda etmiş olursunuz bu ise ispata gereksinim duyar. ispat yapmadan bu değeri bir bilinen değere tahvil etmenin tek yolu, pay değer olan "sonsuz gücü" büyütmektir. yani, inancınızın gücüne bağlıdır. paydadaki "sonsuzun karesi" değerini tölere edebilecek kadar büyük bir güç. nasıl? şunun gibi. eğer nur sonsuzsa, nur içinde nur (iki kat sonsuzluk) tanımlayacaksınız ki, bu değer dünyada bir değer ifade etsin.

Şimdi, biz kafamızdan böyle bir yaratıcıya -kendi hayal dünyamızda inandık ve etkisini gördük-. öbür adam da hiç inanmıyor. eee? bunu da açalım o zaman. :D hani bir önceki yazıda inanan kişinin "inandığı gibi olmasını" böyle açtık. peki inanmayan kişinin inanmadığı gibi olmasını nasıl açabiliriz? çünkü o da "Allah hiç bir şekilde yoktur" diye inanıyor. ee? nasıl olacak o zaman?. hah işte. işte işi can alıcı noktası.

"Biz inanıyoruz ki "O her şeyi yarattı, o her şeyden önce vardı, onun gücü her şeye yeter , kafire de kendisini belli etmeyecek şekilde bize yardım eder" diye inandığımız için, kafir "yoktur" diye her ne kadar inanırsa inansın (yani inkar ederse etsin) o gene orada vr olmaya devam ediyor. Çünkü biz ne demiştik? "o hep ordaydı hepimizi yarattı ve gücü sonsuzdur, kafirin inanıp inanmamasından bağımsızdır, onlar inanmasa bile o gene var olmaya devam edecektir." bu nedenle o gene var olmaya devam eder, ancak; kafire yine de "inandığı gibi olma şartından dolayı" yok hükmünde davranmaya devam edecektir.

--

tam istediğim şekilde yazamadım. hatalar ya da imla hataları olabilir. yazılarımı online yazdığımdan dolayı imla ya da anlatım hataları olabilir. gösterirseniz düzeltirim. Allah hatalarımızı affetsin. amin.

-----

Elâ inne ahsenel-kelâmi ve eblagan-nizâm…Kelâmüllâhil-Melikil-Azîzil-Allâm…
Kemâ kâlellâhü tebârake ve teâlâ fil-kelâm…

-----
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Allah'ın böyle anlatıldığını daha önce görmediniz. (merak etmiyor musun)
Bir ilave ve farklı bir konuya açıklık getirmek istjyorum. :
zihinsel güç ve sonsuzun zıddı olan teori. (en yakındaki sıfır güç varsayımı)
bu konu şöyle:bir önceki yazıda anlattığımız konu ve varsayımların tam tersi olan varsayım çalışması.

Bunda şöyle kabul ediyoruz: "yaratıcı bize en yakın olandır". ("biz insana şah damarından daha yakınız" yaklaşımı).

Bu yaklaşım şu şekildedir.

Başlangıçta yine yaratıcıyı "yok" kabul ediyorum. Yine kendi kafamdan, ancak bu sefer sonsuz mesafe uzaktaki sonsuz güç değerini değil, tam tersine sıfır (0) mesafedeki (0) güç tanımlıyorum. yani şöyle : zihnimte tasarladığım gücün fiziksel etkisi, ispatlanamayacak kadar küçük bir değerdir, beynime iseölçülemeyecek kadar yakındır. ne dedik? bizöyle varsayıyoruz.

şimdi. bu gücün beynime etkisi: güç= delta(çok küçük bir sayı) / mesafe (delta boyutunda)'nın karesi

bu delta değeri sıfır olursa, yani en yakın nöronda bu şart hemen hemen sağlanır ve bu değer Güç= 0/ 0^2 olur.

yine bu değer de matematik belirsizdir ve bir önceki vrsayımın aksi olarak normal şartlarda sonsuza yakınsar !


bu değeri anlamlı yapacak mesafe, ölçülebilir bir mesafedir insan beyninin içinde kalır.

beyinden dışarı çıarsanız bu değer sıfıra yaklaşır.

çünkü denklemimiz şu hali alır. güç= delta(Çok küçük bir sayı) / bir sayı.

Bu denklemlerin çözümü bizi şu sonuca vardırır= mesafe ne kadar artarsa, bu değer o kadar azalır.

bir önceki gücü manevi güç olarak kabul edersek , bu gücü şahsi güç olarak varsaymak gerekr.

her iki tasarımın en önemli farkı, sonsuz güç teorisinin dünyada olay bölgesine mesafemizden bağımsız olması, doğrudan inanca bağlı oluşudur. ikinci tasarım, yani sıfır mesafedki sıfır gç varsayımı ise, hem daha gerçekçi ve uygulanabilirdir, hem de mesafeye göre değişir. yani inancın buna etkisi fazla değildir. bir takım zihinsel güç çalışmalarında esasen bu mntığa uygun nedenlerden dolayı sonuç alımaktadır(inanca değil mesafeye bağlılık şartı)

her iki tasarımın pratik hayatta kullanım alanları ve bunların diğer pratik sonuçları hakkında yazılarıız bir arıza vuku bulmadığı sürece bu noktadan devam edeceğiz inş.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.