You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Cezalı Üye
Allah
Allahın her şeye gücü yetmesi konusunda düşünsel bir açıklama yapacağım. Allahın gücü konusunda aklımıza ilk önce ezeli ebedi olması ve yoktan var etmesi gelmektedir. Allahın gücünü anlamak için önce "yapmak" ve "yaratmak" kavramının arasındaki farkı anlamalıyız.

Yapmak; fizikte iki durum arasındaki enerji farkı, delta enerjidir. Delta enerjinin zamana bağlı fonksiyonu "iş" tir. İş yapmak fiildir. Bir Araba hareketi, zaman harcanmadan olursa iş yapamaz ve yapma gerçekleşmez. Zaman ile oluşan hareket, değişimdir. Ve en önemlisi değişim asla bilinemez. Kestirilebilir olması bilinebilirlik değildir. Yani 1 sn sonra maddenin hem atomik hemde yapısal hali bilinemez.

Yapma eyleminin en önemli durumu sorumluluktur. Yani herkes yaptığı iş ten iyilik ve kötülük olarak sorumludur. Yapan iyi ve kötü olabilir.

Yaratmak ise insani ve ilahi olarak ayırmakta fayda var. İnsani olarak kastedilen kestirilebilir bir sonuca varmak anlamındadır. Daha çok sanatta sanatçının sanat eserine ulaşma halidir. Bu aslında "yapmak" eylemidir ama eş anlamlı yüklemle kullanmasında özne ye İlah atfı kastedilmemelidir.

Yaratmak; bizim için önemli olan ilahi yaratmak anlamıdır. Yaratmak, "yapmak" durumunun zaman fonksiyonunun dan bağımsızlık ifade eder. Burada değişim zaman olmadığı için yoktur. Mesela kitap okunurken aynı anda 1. 5. 127. sayfaları okunuyor gibi düşünün. A noktasından B noktasına bir değişim yoktur. Çünkü zamansızlık aynı anda A ve B de olmayı sağlar.

Yine yaratmak, sonucu kesin bilinirlik ifade eder. Yani Allah A dan B ye oluşumunun B olacağını bilir ve kesin B oluşur. Mesela biz yürürken bir sn sonra nereye adım attığımızı atomik anlamda asla bilmeyiz. Ayağımızın altındaki her bir kum tanesinin nasıl şekilleneceğini dahi bilemeyiz. Ama Allah bu durumu yaratırken kesin olarak atomik düzeyde nereye adım attığımızı bilir. Ayağımızın altındaki şekil oluşumunu bilir.

Yaratma, durumu aynı zamanda sorumluluk durumunun ortadan kaldırır. Yani Yaratan sorumlu değildir. Yaratan yarattıklarından dolayı; iyi veya kötü değildir. Yada güzel veya çirkin değildir. Bu aslında felsefede ki "kötülük probleminin" çözümüdür.

Yaratmanın bu kesin bilme özelliği, Allahın aslında herşeyi bilmesi sonucunu ortaya çıkarır. Allahın sonsuz gücünü oluşturan ana konu peki nedir? Zamansızlık, değişime ihtiyaç olmaması, aynı anda mekansallık, herşeyi bilmesi... Bunlardan bir başkası da Yoktan var etmesi dir.

Fizikte, görünen olaylar gözlemciye göre değişir. Örneğin ses hızında giden bir uçağı insan göremezken, dijital kamera ile bakan biri görebilir. Bu durumda ilk gözlemci için uçak yoktur. Ama ikinci gözlemci için vardır. Kuran ayetleri bizim anlamamız için var. Dolayısı ile insan gözlemcisinin gördüğü hali için "yok" bulunmaktadır.

Yani, yoktan var etme durumu; var olanın yoktan sebepsiz nedensiz bir şekilde olduğu yanılgısına düşmemize sebep olur.
Oysaki yoktan var etme bir gözlem meselesidir. Sadece olmanın süreçsiz nedensiz olduğunu düşünmek daha büyük bir gücün Allah da olmadığı anlamına gelir. Bu belirsizlik ilkesidir. Çünkü nedensiz oluşum, kontrol sağlayamamaktır.

Belirsizlik ilkesine göre; aynı anda hız ve konum bilinemez. Diyelim ki elinizde 200 tane misketi yere attınız. Her birinin dağıldığı şekli tam olarak tekrar atma olasılığınız sıfırdır. Çünkü bunu kontrol edemezsiniz. Burada bir kaos vardır. İşte Allah, kaosu kontrol edebilir. Ve yaşanan her şeyi tekrar oluşumunu sağlayabilir.

Eğer ki hiç bir şey yokken misketi birden olduğu konumlara gelirse bu nedensiz olması demektir. Nedensizlik bir önceki kaosun kontrolüne sahip olmayanın oluşturabileceği bir durumdur. Yani gücün olmadığı bir durumdur. Kaosu kontrol etmek nedensizce var etmekten daha fazla gücü ifade eder. Yine nedensizlik daha önce anlattığım yaratma durumunun herşeyi bilme noktası ile de çelişir.

Mesela bu gün sizden 1000 km ötedeki bir konuşmayı telefon ile bilme bilgisine sahibiz. Ama 2000 yıl önce bu bilgiye sahip değildik. Bu zaman da bu bilgi bir mucize idi. Şimdi asanın suya değdiğinde nehri ikiye bölme bilgisine sahip değiliz. Ve belkide hiç olmayacağız. Olmadığımız sürece bu bizim için hep bir mucize olacak. Ama telefon olayında olduğu gibi asla nedensiz süreçsiz de olmayacak.

İşte her şeyin bir nedeni olması Allah ın en büyük kudretidir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Üye
RE: Allah
eyvallah güzel insan...

yapmak, varolanlardan üretmektir. vardan var etmektir. insana mahsustur.
yaratmak, varolmayanı var etmektir. yoktan var etmektir. Allah'a mahsustur.

burada şöyle bir durum vardır ya da ifade edilebilir; misal, işte bilim adamı elektiriği yaratmıyor mu, elektirik yoktu ama var edildi. hayır elektirik vardı, Allah onu yaratmıştı zaten ve o kendisini arayıp bulacak olanı bekliyordu ve işte insan onu arayıp buldu sadece ya da yaptı diyebiliriz, varolanları kullanarak yaptı yani icat etti.

selam dua muhabbet ile...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yönetici
RE: Allah
Çok güzel bir açıklama olmuş @Rhodium. Allah razı olsun.
Diğerleri iyi vatandaş, İslam iyi insan yetiştirmeyi amaçlar.


Herkes aynı fikirdeyse,
hiç kimse yeterince
düşünmüyor demektir.
Mevlana
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yönetici
RE: Allah
Diğerleri iyi vatandaş, İslam iyi insan yetiştirmeyi amaçlar.


Herkes aynı fikirdeyse,
hiç kimse yeterince
düşünmüyor demektir.
Mevlana
Bunu ilk beğenen sen ol.
Cezalı Üye
RE: Allah
Teşekkürler yazımın devamı şöyle;
Allah'ın sıfatları genellikle kuran içinde var anlatılanlardan yola çıkarak anladığımız manalardır. Ama bunlardan en önemlisi islama giriş biletimizdir. İslama giriş bileti; kelimei şehadet dir. Kelimei şehadeti anlamak için önce diğer dinleri ve islamın kabulunun anlamını idrak etmek gerekir.

Musa mö 13. Yy da yaşamıştır. Yani sahabe devrinden tam 1900 yy önce. Bu durumu bizim bundan yaklaşık 2000 yıl öncesini bilmemiz gibi düşünün. Bunca araştırma ya rağmen, nasıl ki biz isa hakkında çok az bilgiye sahip isek sahabeler Musa için de çok çok az bilgiye sahipti. Putpereslikden önce İbrahim'in dini hakimdi. Yani yahudiliğin değişmiş formatı Putperesliktir.

Arap putperesliği "tek tanrılı" bir dindir. Buna göre El-ilah ulaşılması gereken ilahtır. Lat uzza menah bunların kızları olup verdikleri önemli idi. Lat kaderi verendir. (İmanın şartı kaderin Allahtan gelmesinin o zamanın şartlarına göre ne kadar önemli olduğunu buradan çıkarabiliriz).

Araplar helva yapıp ona tapınacak kadar aptal değildi. Helva veya yontulmuş taşlara tapınmak El-ilah için yapılan bir çeşit namazdır. Kader namaz kurban gibi çoğu islam ibadetleri ile oluşan bu din aslında islama çok benzerdir. Peki iman ve ibadet olarak bu yakınlığa rağmen neden bu mücadele ve yeni bir din?

Kelimei şehadet iki temel esastan oluşur. Allah birdir. Allahtan başka ilah yoktur. Bu iki esas da kafanıza önce bir çivi çakar sonra onu çıkarır. Bu çivisini yerini kafanızdan hiç çıkarmadan İslamı anlamalı ve düşünmelisiniz.

Buna göre Allah, kendinden başka ilah kabul etmemektedir. Yani Allah ilahtanımaz tanrıtanımaz dır. Yani Allah ateisttir. Buna göre kutsal ilahi olan herşey sadece ve sadece kendisidir. İşte putperesliğe karşı yapılan üç savaşın ve mücadelenin sebebi budur.

Bu esasa göre kutsal bir mekan yoktur. Kutsal ibadet araçları yoktur. Kutsal insan yoktur. Kutsal devlet yoktur. Kutsal olan ilahi olan her şey yalandır ve sadece Allah vardır. İşte bu bir Arap yarım adasında gerçekleşmiş en büyük dünya devrimdir. Beyinlere çakılmıştır.

Şimdi empatiler kuralım;

" Mekke'de oruç tutarsak ankarada tutuğumuzdan daha fazla sevap kazanırız"
"Seccade altın rengi iplikle işlenmiş siyah ipekten ve fiyatı 100 tl"
"Eğer bir devlet islamın bayrağını tanımıyorsa ona itaat etmek kafirliktir."
"oğluma sünnetinde nazar boncuklu çeyrek takarsak nazardan korunur"

Bu empatilere göre şahit olduklarınıza itiraz ederseniz şu tepkileri alacaksınız; Siz bizim bildiğimizden daha mı iyi biliyorsunuz! Siz bizim atalarımızdan daha mı iyi biliyorsunuz! Siz bizim peygamberimizin hadislerinden daha mı iyi biliyorsunuz! Ne kadar benzer değilmi? İşte sahabelere de bunlar söylendi.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. İşte ilahi atfetmek aslında en çok da kurana ve peygambere yapılmakla beraber; ölülere şeyhlere, örtülere, Vs Vs devam etmekte. Bu vahim durumu islam neyle açıklamaktadır; "cahillik = cahiliye". Yani bilimin ve bilginin ışığından uzak olan toplumlar; Cahil olur. Cahil toplumlar da kelimei şehadet den uzaklaşır. Ve yahudiliğin dönüşümü gibi 2000 yıl sonra putperesliğe doğru değişimini tamamlar.

Peki sahabenin aklı nasıl çalıştı? Bu tıpkı bir ateisttin akıl yürütmesi gibidir. Bir ateist bir ağaca ip bağlayıp dilek dileyen insanları gördüğünde onlar için ne düşünür? İşte sahabeler de Allah inancını bu akıl yürütme ile gerçekleştirdiler. O ağacı kestiler. (Burda ateistlere övgü yoktur sadece Allahın diğer ilahları ret etmesinin verdiği güçle mücadele benzerlikle anlatılmaktadır)

Savaşlar oldu ve putlar yıkıldı. Şahit olmak istedikleri ilahiyet atfedilen devlet ve gelenekler yıkıldı. Bundan sonra kelimei şehadetin diğer anlamı peygamberin elçi ve kul olması gelmektedir. Bunun içinde İsa nın iyi anlaşılması gelmektedir.

İsa çok yakın bir tarihte vardı. 600 yy önce. Yani bu güne göre 1600 yılını düşünün. Nasıl ki bizler İstanbulun fethini çok detaylı olarak biliyorsak onlarda hristiyanlık hakkında geniş bilgi içindeydiler. Kutsal ruh kavramını bilmeden önce hristiyanlığı anlayamazsınız. Buna göre yine "tek tanrılı" bir din ile karşı karşıyayız. Bu inanca göre İsa, Allahın bir formu başka bir hali.

Bununla karşılaşan sahabeler, Peygamber için sadece şu cümle şahitliği yapmadı; "Muhammed onun elçisidir." neden kulu da dendi? Bu kul olmasına vurgu neden yapıldı? İşte bu vurgunun sebebi İsa nın kutsal ruha dönüştürüldüğü kısmında gizlidir. Peygamber insandır. "Sadece bir insandır." dediğimizde çok kişinin içinde fırtınalar kopar. Hayır o çok çok bir şey olmalıdır. Mesela bize şefaat etmelidir gibi. İşte islama giriş bileti bunu İsa da ki değişim gibi imkan vermeden kapatmıştır. Peygamber insandır. Ve kul olduğundan hepimiz kadar yaptıklarından sorumludur.

Tabi burdan Hz. Muhammed, onu örnek almak, selam göndererek saygı belirtmek gibi temel iyi değerlere sahip çıkalım. Anlatılmak istenen peygamberin ilahi olmadığıdır.

Şimdi, japonyanın 2015 de "pilotsuz yolcu uçağı" yaptığını ve bu uçağın düştüğünü, düşünelim. Aynı uçağı Türkiye 2065 yılında yapmak isterse ne olurdu? En iyi teknolojiye sahip bir ülkenin uçağı neden düştü? Temel hatalar neydi? İşte İncil ve kuran arasındaki fark burdan başlar.

Roma, Mekke ye göre çok ileri düzeyde yazım, belgeleme gibi yeteneklere sahip süper güçtü. Kuran kitaplaştırılırken ve başka çevirelere getirilen süreçlere kadar işte İncil sorunu vardı. Buna göre İncil bir biçimde değişmişti. Bu kadar gelişmiş bir toplumda bunlar oluyorken bizim gibi çöl kasabasında neler olabilirdi? Ve yine isa kutsal ruh olmuştu. Ya kuran değiştirilir se? Ya Peygamberde İsa gibi kutsal bir insan üstü varlık olarak algılanırsa? Gibi büyük kaygı ve sorumluluk taşımaktaydıylar.

Bu sebeple Peygamber ve sahabe asla kuran dışında yazılı metne izin vermedi. Hz. Yaşamı, söylediği sözler, anlattıkları asla metne dönüştürülmedi. Var olan varsa yaktılar. Ne kadar ilginç! Sahabeler 3 - 4 nesil bu tavrı sürdürürken, her düşünceye hadis bulma yarışındaki müslümanları biraz daha dikkatli düşünün.

Buhari, 830 diyelim. Yani 830-632=218 şimdi 218 yıl öncesine gidelim. Padişah 3. Selim. Şimdi sarayın katip kaynakları yakılmış olduğunu düşünün. Elimizde sarayda çalışanların torunlarının oğulları var. Ve 3. Selimin çocukları kızları var. Mesela kimi ingilterede kimi istanbulda. Şimdi 20 yıl çalışacağız. Ve amacımız, 3. Selimin söylediği tüm sözleri ve davranışları yazmak.

İşte buharinin işi bu kadar zordur! Dahası bizim bu çalışmayı yaptığımızı ve 3. Selim için bir kitap yazdığımızı düşünün. Ve yıl 2234 olsun. Robotların insanlarla evlilendiği bir çağdayız. Ve ilk kez bir ülkede robot devlet başkanı olurmu diye bir tartışma içindeyiz. Ve bu konuda osmanlıya bakıyoruz. Ve elimizde 17.yy da yaşayan 3. Selim için 20 yy da yazılmış bir kitap var. Ne kadar sağlıklı olur du değilmi!

Sahih hadis kavramı da bu yüzden oluşmuştur. Sahih hadisler hatalı olabilirmi? Bizler sadece sahih ve Buhari gibi eserlere itibar etmeliyiz. Hatta çok sahih olsa bile şüphe içinde olmalıyız. İmanın şartları ve kelimei şehadet ile kafamızdaki çivi ile hadise bakmalıyız. Kurana uygunluğunu tartmalıyız. Bunlara aykırı görürsek ret etmesini bilmeliyiz.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.