Kuyumcu; “Ama bende kalbur yok!” der.
Adam: “Alay etme evladım da, teraziyi ver” deyince,
kuyumcu; “Hem benim süpürgem de yok” der.
Adam: “Bak ben senden terazi istiyorum. Anlamazlıktan gelme!” der.
Kuyumcu; “Yok, der. Sağır değilim, sözünü duydum, anladım.
Ama senin yaşın bir hayli ilerlemiş, elin titriyor. Tartacağın altın da külçe değil; kırık dökük toz. Elin titreyince altın kırıntılarını yere dökeceksin,
sonra bana bir süpürge ver de toza, toprağa dökülen altınımı süpüreyim diyeceksin.
Altını süpürüp bir yere toplayınca elemek için kalbur isterim diye tutturacaksın. Ben, işin sonunu önceden gördüm, iyisi mi sen bundan vazgeç!”
(Mesnevî, III/1624–1633)
Aklı en üstün, anlayışı en keskin olan, tatlı gibi görünse de acıyı kokusundan anlar.
Aklını kullanmayanlar ise ancak dudağına, dişine değince fark eder.” (Mesnevî, I/2582–2585)