Tenleri kara yürekleri ak kıtanın ete kemiğe bürünmüş melek insanları.
Orada insanlığınızdan utanırsınız.
Afrika bir hayat okulu. Nasıl ki bizde kanı kaynatan kişiliği tam oturmamış erkekler için " askere gidip gelsin adam olu" tabiri kullanılır ya, işte işte ben de diyorum her insan Afrika'ya gidip gelsin İnsanlığı öğrensin.
İstediğimiz kadar dünyayı dolaşalım, en pahalı mekanlardan yiyip içelim, en pahalı markaları giyelim, bu dünya adına yapılacak tüm zevkleri tadalım ama Afrika'ya gitmeden bu dünyayı dolu dolu yaşadım demeyelim çünkü gerçek yaşam orada.
2009 yılında mesleğimin zekatını vermek için İhh,Tc saglık bakanlığı ve Tika'nın ortak projesi olan Sudan'ın başkenti Hartumdaki Afrika katarakt projesine gönüllü katılmıştım.
Sağlık Bakanlığı elemanı olmadığım için görevli değil de kendi senelik iznim ile gittim.Yine görevli olmadığım için masraflarımı bile kendim karşılayacaktım. Duyanlar sen delisin Afrika’ya gidecegine Avrupa’ya tatile git ille de vicdanını rahatlatacaksan maddi yardım gönder demişlerdi.
Ama o insanların sadece maddiyata değil senin mesleki bilgine de ihtiyacları vardı.
İnanın bazı şeyler anlatılmaz yaşanır. Her gün gördüğünüz tanık olduğunuz olaylar karşısında beyniniz dumura uğruyor. Ve 1. ayın sonunda fark ediyorsunuz ki asıl biz değil onlar bize yardım etmişler.
Biz onların beden gözlerini açmış olabilir evet doğru,
Ama onlar bizim kalp kapalı kataraktlı olan kalp gözümüzü açmışlar
Bir anne düşünün doğurduğu yavrusunu hiç görmemiş.
Bir genç kız düşünün nişanlısını hiç görmemiş.
Bir 80'lik amca düşünün , duymuş ki Türkler gelmiş bedava katarak ameliyatı yapıyor torununu sırtında taşıyıp 2 gün yol yürüyerek gelmiş, ameliyattan sonra yine torunu yaşındaki bizlerin eline yapışıp öpmeye çalışarak şükranlarını iletmeye çalışmış..
Bir genç kız düşünün “ameliyat olsan dahi görmen imkansız” denilmesine ragmen " olsun bir daha dr bulamam siz yine de yapın ameliyatımı şifayı veren Allah'tır “ deyip, ameliyat olup ertesi gün gözü açılan..Rabbim görüyorum diye şükren ve Solcu bir dr'un bu mucize karşısında hıçkıra hıçkıra satlerce aglamasına ve hayata bakışın sorgulamasına vesile oluşunu düşünün.
80 yaşında km'lerce uzaktaki dağ köyünden yürüyerek gelen " biliyorduk, Osmanlı bu topraklardan gitmiş olsa bile torunlarının bir gün bizi bırakmayıp geri döneceğini biliyorduk ve hep o günü bekliyorduk" deyişini düşünün.
Yanınızda çocuklara vermek üzere götürdüğünüz şeker ve çikolatayı çocuklara vermek istediğinizde, annesinin, nazikce sizin bu ikramınızı geri çevirme nedeninin " şimdi yerse tadını öğrenir ve bir daha istediğinde ben bereden bulacagım bu sebep hiç tadını ögrenmesin" deyişini düşünün..
Sevmek için yanına yaklaştığın çocukların, öcü görmüş gibi korkup annesinin arkasına saklanıp vermeye çalıştığınız oyuncagı bile almayıp annenin sizi kırmadan " özür dilerim siz beyaz insan olduğunuz için sizden korkuyor " deyişini düşünün.
Çünkü beyaz insan ve onun şeytani bitmek tükenmek bilmeyen nefsi değil midir bu insanları açlık ve yoksullukla başbaşa bırakan?!!
.
Düşünün ki Kurban bayramı için gelip binlerce km uzaklıktaki dağ köylerine kurban kesimi için giden Türk ekibinin, kurban kesip dağıtacagını duyan iki dul kadının saatlerce sıcakta yalınayak yürüyüp geldiğini ve kurbanların kesilip dağıtılıp bittiğini duyup hiç olmazsa eli boş dönmeyelim diye çöp niyetine atılan hayvanın kuyrugunu “bunu kaynatır çocuklara yediririz” diye aldığını,
bu olay karsısında duygulanan Ekibin ceplerini ters yüz edip tüm paralarını birleştirip hemen bir koyun alıp kesip o yetimleri olan kadınlara pay edip geri gönderdiklerini düşünün.
Kullanıp attığınız su şişelerinin taşla ezilip ucuna ip baglanılıp terliğe dönüşümünü düşünün.
Yolda giderken 4 çubuk ve üzerinde karton konulmuş korkuluk gibi bir şeyin insanların evi olduğunu düşünün.Dağ köylerinde sadece 1 mango ile 1-2 günü geçiren çocuklar düşünün.
Tüm bunlara üzüldüğünüzde o kara tenli insanların tebessümle;
"Allah fi mafi müşkila " diye sizi teselli edişini düşünün.
Yaz tatillerinde sırf batıl davalarını yaymak için Afrika’nın balta girmemiş yerlerine Avrupa’dan gelip okullarda ve kiliselerde çalışıp hatta dönmeyip kalan ve yerli halkın sempatisini kazanıp misyonerlik yapan hristiyan öğretmenler, sağlıkçılar, akademisyenler düşünün.
Birleşmiş Milletler'in mayın taraması yalanı adı altında Afrika’nın her karış topragını didik didik edip nerede hangi degerli maden ve mücevher olduğunu tesbit edişini düşünün.
Sabah üniversitenin kapısında gördüğü temizlikçiye sarılıp selamlaşan, teneffüste bahçede öğrencileri ile aynı kaptan elleriyle full yiyen Rektörler düşünün.
Kestikleri pet şişelerden bardak yapıp, öğrencileri ile aynı tuvaleti kullanıp yine o tuvaletten su içen öğretim elemanlarını düşünün.
Ahhh Afrika insanlığın kanayan yarası.
Ömrünüzde bir defa lütfen Afrikaya gidin.
Hasret Al-Sirhy