Peygamber Efendimiz Aleyhisselâtü vesselâmın ilk müezzini Bilal-i Habeşî Hazretleri (Bilal b. Rebah) ilk müslümanlardan, rengi siyah, fakir ve kimsesizdi. Azgın müşriklerden Ümeyye b. Halef’in kölesiydi. Onun müslüman olduğunu öğrenen Ümeyye’nin ona yapmadığı işkence kalmamıştı: Öğle güneşinin yakıcı sıcağında onu alıp kızgın kumların üstüne çıplak olarak sırtüstü veya yüzüstü yatırır, ağır bir taşı getirip üzerine bastırır: “Lat ve Uzza putlarına iman edinceye kadar böyle kalacaksın!” derdi. Kızgın kumlar ve ağır taşlar arasında dehşetli işkenceler çeken Bilal Hazretleri, müşriklerin inkâr teklifini reddederek: “Allahu ahad, ahad: ALLAH birdir, birdir!” demeyi sürdürürdü.
İlk müslümanlardan olan Ammar İbn Yâsir’in babası Yâsir ve annesi Sümeyye Hazretleri, müşrikbaşı Ebu Cehil ve ekibi tarafından aynı günde vahşet ve işkenceyle şehit edilmiş ilk İslâm şehitleridir. Ammar b. Yâsir de, müslümanlığını ilk günlerden açığa vuran mücahitlerdendir ve dinden dönmesi için en ağır işkencelere uğramış birisidir. Öğle sıcaklarında demir gömlek giydirilip yakıcı güneş altında tutulur, vücudu dağlanır, işkencenin etkisiyle şuurunu kaybederdi. Sırtı ateşle yakılarak işkence yapıldığı da olurdu. Bazan kızgın güneş altında göğsüne ağır kaya parçası koyarak, bazan da boğulurcasına başını suya sokarak işkence ederlerdi. O ise inancından asla gevşemezdi.
Müşrik kadınlardan Ümmü Enmar’ın azatlı kölesi olan Habbab İbnü’l-Eret Hazretleri de, müslümanlık uğrunda Mekke’de ağır işkencelere uğramış garip müslümanlardandı. Müşrikler bir gün onu soyarak, yaktıkları bir ateşin içine sırtüstü yatırdılar. Göğsüne ayaklarıyla bastılar. Kor halindeki ateş sönünceye kadar, öylece tutup işkence ettiler. Demircilik yapan Habbab’ın sahibesi Ümmü Enmar, onun başını kızgın demirle dağlardı. Habbab, Rasulullah’a gidip şikayette bulundu. ALLAH Rasulü s.a.v. de “Ya Rabbi, Habbab’a yardım et!” diye dua etti. Ümmü Enmar’ın başına müthiş bir ağrı girdi ve köpek gibi ulumaya başladı. Tabipler başını dağlatmasını tavsiye ettiler. Artık Habbab kızdırdığı demirle onun başını dağlıyordu.
İbnü’l-Esîr: el-Kâmil fi’t-Tarîh (Beyrut, 1979), 2/66-68; İbn Kesîr: el-Bidâye ve’n-Nihâye (Beyrut, 1995), 1/456; İbnü’l-Esîr: Üsdü’l-Gâbe (Beyrut, 1997), 3/208 vd.; et-Tabakâtü’l-Kebîr, 3/151 vd., 213 vd., 227 vd.; Ensâbü’l-Eşrâf, 1/178-218.
SEYYİD KEMERKAYA
furkan 63