dıyaman’da 2005’te karşılaştığı ilginç bir hikayesini aktaran Çelik, “2005’te Adıyaman’da her iki senede bir yapılan ‘Komegene ve Nemrut Festivali’ programına ilave edilen sempozyuma davet edildim. Bu sempozyuma dünyanın dört bir tarafından insanlar katılıyor. 3 gün süren sempozyumun sonunda, Nemrut’ta akşam üzeri konserlerle kapanış yapılıyor. Güneşin batışını da izleyip dağılmalar oluyor. Ben de o akşamın sabahı bir arkadaş ile eski Kahta’da bir Selçuklu Kalesi’ni, görmek için yola çıktım. Kaleye vardık ve ana kapının girişinin üstünde bir kitabe var. Kitabe üzerinde ise bir satır yazı var. Arkadaş onu okumaya çalışıyor. Sosyoloji profesörü ama tefsir okutacak kadar Arapçası var, yani ilahiyat mezunu olan bu arkadaşım yazıyı zor okudu ve kitabede bu kalenin falan tarafından şu tarihte inşa edildiğinin yazdığını söyledi. İçeri girdik ana baba günü ve güneşi izliyoruz. Arkadan bir çocuğun sesine kulak kabarttık. Ne İngilizce, ne Fransızca, ne Almanca, ne de İtalyanca konuşuyor. Geriye dönüp baktığımda 8 yaşında bir çocuk yanında annesi elinden tutmuş ve önlerinde durdukları bir kitabe taş Frenkçe yazılı çocuk oraya bakıyor ve annesine bir şey soruyor. Kadına, çocuğun anlayıp anlamadığını sordum. O da bazı kelimeleri anlamadığını ve onları kendisine sorduğunu onun da eş anlamlı kelimesini veya şimdi kullanılan kelimeyi söylediğini ve o zaman anladığını, çünkü bu üçüncü sınıfta olduğunu, her sene bin kelime ile eğitim gördüklerini, bu metni tamamen okuması için 8. sınıfta olması gerektiğini ifade etti. O arada aynı zamanda dekan olan arkadaşıma dönüp, ‘arkadaş bu işte bir yanlışlık var’ dedim. 8 yaşında bir Yunanlı çocuk o ortamda bulunan 72 millete, 2 bin sene önce atalarının yazdığı kitabeyi okuyarak bir böcek gibi bakıyor. Siz kimsiniz? Benim atalarım 2 bin yıl önce burada bu medeniyete damgalarını vurmuşlar diyor.” dedi.
Prof. Dr. Mehmet ÇELİK: