<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İslami Forum - Fıkralar ve Komik Yazılar]]></title>
		<link>https://islamiforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İslami Forum - https://islamiforum.net]]></description>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2026 18:43:28 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Karagöz İle Hacivat: Miras]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-karagoz-ile-hacivat-miras</link>
			<pubDate>Sun, 20 Aug 2023 15:05:20 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34920">Serdar102</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-karagoz-ile-hacivat-miras</guid>
			<description><![CDATA[KARAGÖZ İLE HACİVAT: MİRAS<br />
Karagöz’e Mısır’daki amcasından bir sandık altın miras kalır. Bunun üzerine Karagöz yakın arkadaşı Hacivat ile beraber bir ticaret gemisine binip Mısır’a giderler. Miras işlemlerini hallettikten sonra yine bir ticaret gemisine binip geri dönerler. Ama Marmara Denizi’nde kürekçilerin isyanı sırasında su alan gemiden yolcular kayıklara binerek kurtulurlar. <br />
Karagöz ile Hacivat altın dolu sandıkla Mudanya kıyılarına, bindikleri kayıkla ulaşırlar ama sahilde konuşmaya daldıklarından iskeleye iyi bağlamadıkları kayık dalgalara kapılır ve gözden kaybolur. Daha sonra bir at arabasına binerler ve Bursa’daki evlerine dönerler. Bırak bir sandık altını ceplerindeki para da bitmiştir. İş bulup çalışarak para kazanmaları gereklidir ama nasıl bir iş? Onlar aralarında bu konuyu konuşurken tatlı bir sohbete dalarlar. Giderek sohbet koyulaşır, şakalaşmalar artar. <br />
Karagöz: “ Sence nasıl bir iş tutayım Hacivat. Ama tutacağım iş de az emek harcayıp çok para kazanayım. “ <br />
Hacivat: “ Öyle iş olmaz Karagözüm. Ne demek az emek çok yemek. Az emek az yemek. “ <br />
Karagöz: “ Sen de amma yaptın be Hacıcavcav. Bana az yemek vere vere açlığa mı alıştıracaksın. Biraz insaflı olsan da tabağımı dolmayla doldursan. Pek severim dolmanın yanına köfteyi, ondan sonra pilavı ve şamtatlıyı. “<br />
Hacivat: “ Bu kadar yeter mi Karagözüm? İstersen nohuttan, musakkadan, makarnadan ve cacıktan da alsan.”<br />
Karagöz: “ Onları sen ye Hacıcavcav. Benim istediklerimden ikişer porsiyon olsaydı, o yemeklerden birazı sabaha kalsaydı, ne güzel olurdu. “ <br />
Hacivat: “ Tamam Karagözüm, bu istediklerin olur olmasına da, çok çalışırsan, çok kazanırsan, bu yemeklerden yersin. “ <br />
Karagöz: “ Ahh. Ah. Keşke kayığı iyi bağlasaydık ve altınlar kaybolmasaydı. Altınları bozdurur bozdurur harcar, yer içerdik. Keyifli bir hayat sürerdik. "<br />
<br />
Yazan:  Serdar Yıldırım<br />
<br />
5. Sınıf Türkçe Kitabı <br />
Üç Renk Yayınevi <br />
Soru Bankası <br />
Yayın Yılı: 2015 <br />
Sayfa: 168<br />
<br />
-------------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: HACİVAT’IN ATI    <br />
Hacivat’ın son zamanlarda işleri iyi gider. Çok para kazanır. Bu birikimi değerlendirmek için, bir yarış atı satın alır. Girdiği her yarışı kazanan meşhur bir at: Küheylan. Olayı duyan Karagöz, Hacivat’ın evine gidip kapıyı çalar. Hacivat pencereye çıkar ve sorar: “ Buyur Karagöz’üm, bir şey mi istemiştin? <br />
Karagöz: “ Evet Hacivat, bir şey istemiştim. Duyduğuma göre, Küheylan’ı satın almışsın. Onu bana satar mısın? “ <br />
Hacivat: ” Neden olmasın Karagöz’üm. İyi bir fiyat verirsen satarım. De bakalım, ne veriyorsun? “ <br />
Karagöz: “ Hı?..” <br />
Hacivat: “ Yani kaç para verirsin? Küheylan’ı kaça alırsın? “ <br />
Karagöz: “ On altın veririm. Sattın mı? “ <br />
Hacivat: “ Dur bakalım, Karagöz’üm. Hemen sattın mı olur mu? Bir pazarlık yapalım, değil mi? “ <br />
Karagöz: “ Nazarlık taktırırım, Küheylan’a. Anlaştık o zaman. “<br />
Hacivat: “ Yapma Karagöz’üm. Alışverişi oldubittiye getirme. On altına Küheylan mı satılırmış? Çık biraz, çık çık. “ <br />
Hacivat’ın ne dediğini tam olarak anlayamayan Karagöz evin merdivenlerini çıkmaya başlar. Sonunda, burnu kapıya dayanır. <br />
Hacivat: “ Çık Karagöz’üm, çık çık. “ <br />
Karagöz: “ Kapıya kadar çıktım. Daha fazla çıkamıyorum. “ <br />
Hacivat: “ Ben sana merdivenleri çık demedim. Fiyatta çık, yani on altın dedin ya onu arttır, yirmi de, otuz de. “ <br />
Karagöz: “ Yirmi, otuz. “ <br />
Hacivat: “ Çık, çık. “ <br />
Karagöz: “ Elli, altmış. “ <br />
Hacivat: “ Çık, çık. “<br />
Hacivat’ın çok para istemesine kızan Karagöz bağırır: “ Çık çıkı, çık çık. Sanki zil takıp oynuyorsun. Bre Hacivat, sen ne istiyorsun bu ata, onu söyle bakalım. “ <br />
Hacivat: “ Bak Karagöz’üm, ben atı yüz altına aldım. Üstüne kar da koy. Yüzü geç, yüzü geç.” <br />
Karagöz: “ Yüzgeç balıklarda olur, alık. “ <br />
Hacivat: “ Hemen sinirlenme Karagöz’üm. Şunun şurasında ne güzel pazarlık yapıyoruz. Bak Karagöz’üm, Küheylan’ı sana veririm ama yüz yirmi altınını alırım. Bir kuruş aşağı olmaz. “ <br />
Hacivat’ın konuşmasına içerleyen ve Küheylan’ı alamadığına üzülen Karagöz, Hacivat’a küser. Bir hafta ne Hacivat’ın evinin önünden geçer, ne de onunla konuşur. Daha sonra iki eski dost tekrar barışırlar. <br />
<br />
Yazan:  Serdar Yıldırım<br />
<br />
4. Sınıf Ata Tatilde <br />
Ata Yayıncılık <br />
Sayfa: 14-15<br />
--------------------------<br />
4. Sınıf Tüm Dersler  <br />
Gezegen Yayıncılık <br />
Soru Gezegeni <br />
Yayın Yılı: 2019 <br />
Sayfa: 39<br />
<br />
----------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: İBİŞ’LE DOMUZ AVI<br />
Karagöz ile Hacivat, yanlarına İbiş’i de alıp, Uludağ’a domuz avına çıkarlar. Önceleri ellerde ok ve yay, kaşlar çatılmış, bakışlar keskin ormanda domuz ararken, sonraları yorgunlukla birlikte ok yaydan, kaş kaştan, bakışlar keskinlikten sıyrılır. Sıkıntıyı azaltmak için Karagöz’ün anlatmaya başladığı av hikâyeleri başına bela olur, çünkü anlattığının  bir numara büyüğünü İbiş’ten duymak, Karagöz’ün giderek  sinirlenmesine neden olur. Karagöz, İbiş’i uçurumdan aşağı atmakla tehdit eder. <br />
İbiş: “ Tamam, beyabi. Kızma bana. Ben de bundan sonra konuşursam iki olsun. Şimdi rahat rahat istediğini anlat. “ <br />
Karagöz: “ Bre İbiş, sussana artık. Bir daha sana av yok. Hacivat, İbiş’i ava giderken yanımıza alalım demek yok artık. Bu son. “ <br />
Hacivat: “ Merak etme Karagözüm. Sen kalbini serin tut. Hiçbir ava İbiş’i götürmeyiz. “ <br />
Daha sonra Karagöz ile Hacivat ve İbiş domuz aramaya devam ederler, fakat ortalıkta hiç domuz yoktur. <br />
Hacivat: “ Sabahtan beri arıyoruz, bir domuz  göremedik. Hayatımda böyle bir şey ne gördüm, ne de duydum. “<br />
Karagöz: “ Göremeyiz tabi, bu İbiş yanımızdayken. Bunun sesini duyan domuz karşı dağa kaçıyor. İki ok atmış, üç domuz vurmuş. Anlatsana o hikâyeyi bir daha. “ <br />
Hacivat: “ Aman Karagözüm, sinirlenme. İbiş o hikâyeyi anlattı, geçti. Ben inanmadım. Senin anlattığın hikâyeler daha bir inandırıcı oluyor. “ <br />
Karagöz: “ Doğru, çünkü ben olmuş olayları anlatıyorum. Yıllar önce gençken köyden arkadaşlarla domuz avına gittiydik. On kişiyiz. Ormanda büyük bir domuz sürüsünü tuzağa düşürdük. Etrafını kuşattık. Baktı domuzlar kaçış yok, birer birer yanıma geldiler. Ben de çaldım bıçağı boyunlarına, yirmiden sonrasını sayamadımdı. “ <br />
Hacivat: “ Hah hah ha.. İlahi Karagözüm. Sen de değme avcılara taş çıkartırsın. Avcılıkta, atıcılıkta benden ileridesin. “ <br />
İbiş: “ Benim de yıllar öncesinden bir domuz avı hikâyem vardı, ama beyabi kızar diye anlatamıyorum. “ <br />
Hacivat: “ Yeni bir domuz hikâyesi ha. Ama anlatma. Karagöz’ü kızdırmayalım. Keşke demeseydin. Merakta bıraktın beni, İbiş. “ <br />
Karagöz: “ Ben de meraklandım. Bana bak İbiş, destekli atarsan kızmam ama desteksiz atarsan, seni uçurumdan atarım, bilmiş ol. “ <br />
İbiş: “ Tamam beyabi ve Hacıabi. Atışlar destekli olacak. “ İbiş, konuşmasına devam eder ve ben sekiz yaşındayken der. Karagöz’ün ayağa kalktığını gören İbiş ağız değiştirir. “ Yani on sekiz yaşındayken demek istedim. “ <br />
Bunun üzerine Karagöz: “ Hah öyle söyle. Beni kızdırma. Şimdi devam et. “ <br />
İbiş: “ Manda kadar bir domuz bizim tarlalara dadandıydı. Tarlada mısır, bağda üzüm bırakmadıydı. Ye babam ye. Baktık yedikçe doymaz bu domuz, yakında ağaçları da yer. Babam, dedem, amcam, yeğenlerim ve ben tarlada, bağda nöbete durduk. Ben bağda bekliyorum. Bir gün öğle vakti domuz bağa girdi. Zönk zönk deyip yürüyüp geliyor. Yakaladım domuzu suratına iki tokat, başladı domuz ağlamaya. Bir yandan da,” Abi, ben sana ne yaptım? Neden vuruyorsun?” diye vızırdıyor. Ben de bağırdım. Bak şu bağdaki üzümleri ben mi yedim. Başkasının üzümünü nasıl habersiz yersin. Ben böyle bağırdım ama domuz ne dese beğenirsiniz. Ne yapayım, açım, abi. Yemeseydim de açlıktan ölse miydim? O gün domuzu bıraktım. Bir daha onu oralarda gören olmadı. Çok uzaklara gitmiş olmalı. “ <br />
Karagöz: “ Bre densiz, yine desteksiz attın. Ben seni uçurumdan atayım da gör “ diyen Karagöz, İbiş’in üstüne yürür. Bunun üzerine İbiş kaçar, gider. Daha sonra Karagöz ile Hacivat başka olay olmadan evlerine dönerler. <br />
<br />
----------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: HIRSIZ<br />
Bir gece Karagöz’ün evine hırsız girer. Karagöz sabahleyin uyanınca bakar ki, ev tam takır kuru bakır. Hırsız utanmamış ve sokak kapısını  söküp götürmüştür. Karagöz olayı zaptiyeye, hanımı da komşulara haber verir. Komşular, evin önünde toplanır ve az sonra iki zaptiye gelir. Karagöz’ün oğlu Yaşar, annesine sarılmış, ağlamaktadır. Küçük Yaşar’ın birkaç parça oyuncağını götüren hırsız acaba onları ne yapacaktır?<br />
Karagöz’ün evinin soyulduğunu duyan kadim dostu Hacivat, eve gelir ve evde inceleme yapmaya başlar. İki zaptiye olayı soruşturur ve hırsızı yakalayacaklarını söyleyip gider. Zaptiyeler gidince, komşular  dağılır. Karagöz ailesinin yanında Hacivat kalır ve Karagöz’ü sorguya çekmeye başlar. <br />
Hacivat: “ Canım Karagöz’üm, hırsız gelmiş, dolapları, masaları götürmüş. Kapıyı sökmüş. Hiç mi gürültü, tıkırtı duymadın? “ diye sorar. <br />
Karagöz: “ Bu ne biçim soru, Hacivat. Gürültü, tıkırtı duysam kalkıp da hırsızın ümüğüne basmaz mıyım? “ <br />
Hacivat: “ Her neyse, olan olmuş, biten bitmiş, eşyalar gitmiş. Şimdi bir oyun etmeli de, şu hırsızı yakalamalı. Hah buldum!. Karagözüm, siz bir yandan, ben bir yandan komşuların arasına dalalım, onları senin evde bir kese altın olduğuna inandıralım. Bu durum kulaktan kulağa yayılır ve hırsızın kulağına giderse, hırsız mutlaka senin eve damlar. “<br />
Karagöz: “ Sen ne diyorsun, Hacivat? Bende bir kese altın yok ki? “ <br />
Hacivat: “ Olduğunu farz et. Hırsızı yakalamak için, bu bir yem. Oltanın ucuna yem takarsan balık yakalarsın. Balık yeme gelir de, hırsız altına gelmez mi? Siz benim dediğimi yapın gerisine karışmayın. “ <br />
Karagöz: “ Tamam, Hacivat. Senin bu tür işlere aklın erer. Bende bir kese altın olduğunu yayarız. Haydi, hanım, Yaşar, kalkın gidiyoruz. “ <br />
Karagöz’ün evinde bir kese altın olduğunu akşama kadar duymayan kalmamıştı. Eski kulağı kesiklerden olan Celal, gece yarısına kadar evin içinde dört döndü. Daha sonra evinden çıkıp, karanlık sokaklardan süzülerek geçti ve bir hayalet sessizliğinde Karagöz’ün kapısız evinden içeri girdi. Evdekilere elindeki şişenin içindekini koklatıp altınlara konardı. Şişeyi koklattığı kazazede top atsan uyanmazdı, fakat bu defa durum bambaşkaydı. Evdekiler uyanıktılar ve onu bekliyorlardı. Celal yatak odasına girince Karagöz ile Hacivat tarafından yakalandı ve bir iple sıkıca bağlandı. Ertesi gün zaptiyeler tarafından sıkı bir dayaktan geçirilerek zindana atıldı. <br />
Karagöz’ün eşyaları hırsızın evinde bulundu. Kader, son günlerde işsiz olan, Hacivat’ın bulduğu işlerde çalışarak, kışın da turşu satarak geçimini sağlayan Karagöz’ün alnının teriyle çalışarak kazandığı eşyaları kaybedip buldurarak, onu sevindirmişti. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT : OĞULLARI <br />
Karagöz’ün oğlu Yaşar ile Hacivat’ın oğlu Sivrikoz arasında, babaları kadar olmasa bile, hatırı sayılır bir rekabet vardı. Yaşar, Sivrikoz’un elinde yeni alınmış bir oyuncak görmesin, ne yapar eder, Karagöz’e oyuncağın aynısını aldırırdı. Hani ya Sivrikoz’un Yaşar’dan aşağı kalır yanı mı vardı? Sivrikoz, Yaşar’ın elinde ne görürse isterdi. Oğlunun gözlerinde yaş, kalbinde acı görmek istemeyen Hacivat ikiletmeden oğlu ne istiyorsa  alırdı. <br />
Böylece aradan yıllar geçti. İkisi de birer yiğit olan gençler düğün güreşlerine katılmaya başladılar. Güreşlere katılanlar birer havlu, rakiplerini yenip baş olan güreşçi ise, kınalı bir koç kazanıyordu. İlk katıldıkları güreşlerde birinci, ikinci turlarda elenen Yaşar ile Sivrikoz, tecrübeleri arttıkça güreşlere ağırlıklarını koymaya başladılar. Nihayet, bir düğünde finale kalma başarısını gösterdiler. Bunun üzerine Karagöz, Hacivat’ın yanına gider ve oğlunun güreşlerden çekilmesini ister. <br />
Hacivat: “ Hiç öyle şey olur mu Karagözüm? Oğullarımız bileklerinin hakkıyla finale adlarını yazdırdılar. Çıkarlar meydana aslanlar gibi güreşirler. Kim güçlüyse galip gelir ve şampiyon olur. “<br />
Karagöz: “ Benim oğlum şampiyon olur, çünkü senin oğlundan daha iri. “<br />
Hacivat: “ İrilikle şampiyon olunmaz ki, güreşte kuvvetli olan, atak olan ve nefesini iyi ayarlayan rakibine üstünlük sağlar. Bütün bunlar benim oğlumda var. “<br />
Karagöz: “ Günah benden gitti. Rezil olmayasınız diye geldim. Benimki, senin oğlunu hamur gibi yoğuracak ve koçu kazanacak. “ <br />
Hacivat: “ Bak Karagözüm, koçu benim oğlum kazanır. Bundan korktuğun için, oğlun güreşten çekilsin diyorsun. “<br />
Karagöz: “ Ben kimseden korkmam. Hata bende, kırk yılda bir şey istedim, onu da yapmadın. “ <br />
Hacivat: “ Ama canım efendim, borç para istemiyorsun ki, dediğini yapayım. Oğluma güreşten çekil, hükmen yenik sayıl diye nasıl söylerim. “ <br />
Karagöz: “ Söyleyemezsin tabi, çünkü korkaksın. Yarın senin evin karşısında koçu şişe takıp kızartacağım. Sakın gelme bir parça et için. Yağma yok “ diyen Karagöz arkasını dönüp uzaklaşmaya başlar. Hacivat’ın seslenmesiyle durup dönen Karagöz’e, Hacivat şöyle der: <br />
“ Yarın koç benim bahçede kızaracak. Toplanın gelin, kurban bayramı haricinde et yüzü mü görüyorsunuz? “ <br />
Ertesi gün yapılan güreşi Hacivat’ın oğlu Sivrikoz kazanır. Karagöz buna itiraz eder ve Sivrikoz’un daha önce açık düştüğünü ve güreşi oğlu Yaşar’ın kazandığını söyler. Bunun üzerine hakem heyeti toplanır ve karar değişikliği yaparak, Yaşar’ı şampiyon ilan eder. Bu duruma da Hacivat itiraz eder. Hakem heyeti görevsizlik kararı alıp topluca Bursa Kadısı’na gider. Bursa Kadısı,  iki tarafı ve hakem heyetini dinledikten sonra  müsabakayı berabere ilan eder. Kınalı koç kurallara uygun olarak kesildikten sonra, yarısı Sivrikoz’a,  yarısı  Yaşar’a verilir. Böylelikle olay tatlıya bağlanır.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: İDAM FERMANI  <br />
Günlerden bir gün, Karagöz, Bursa sokaklarında turşu satarken, yanına bir adam yaklaşır:<br />
" Ben beni arıyorum ama bulamıyorum. Sen beni buldun mu? " diye sorar. Adamın ne dediğini anlamayan Karagöz sadece " hı " der. Bunun üzerine adam tekrar sorar: <br />
" Ben kendimi arıyorum ama yokum. Yoksam yokum ve ben yoktan çıkıp, kendimi bulup kendimle kucaklaşmak istiyorum. " <br />
Karagöz: " Bre adam, kendinle nasıl kucaklaşacaksın ki? İnsan ancak bir başkasıyla kucaklaşabilir. <br />
Adam: " İnsanlar çift yaratılmıştır derler. Böyle bir şey doğruysa eğer, işte ben bu çiftimi, benzerimi arıyorum. Tıpkısının aynısı ben bu adamı sen tanıyor musun? Görmüşlüğün var mı? " <br />
Karagöz: " Görmüşlüğüm var. Onunla konuştum bile. " <br />
Adam: " Gördün mü? Konuştun mu? Nerede gördün, konuştun, çabuk söyle? " <br />
Karagöz: " Az önce görmeye, konuşmaya başladım. Şimdi de onu görüyorum, konuşuyorum. O sensin ya. " <br />
Karagöz ile konuşan, onu ara sokaklara çeken, Hacivat'tır. Ulucami'nin yapım işinde çalışan Karagöz ile Hacivat sık sık tartışarak caminin yapımını geciktirince, padişah Orhan Gazi bunun nedenini mimardan öğrenir ve Karagöz ile Hacivat hakkında idam fermanı çıkarır. Ertesi gün tebdil kıyafet camiye gelen Orhan Gazi, Karagöz ile Hacivat'ın tartışmalarını izler ve gülümsemekten kendini alamaz. Saraya dönünce, verdiği ölüm kararı için pişman olur. Padişah, fedailerinden birini, Hacivat'a gönderir. Fedai, Hacivat'a, tanınmaması için ne lazımsa yapıp, Karagöz'ü de yanına alıp, Bursa'dan gitmelerini ve kurtulmalarını söyler. <br />
Hacivat evine gider ve sakallarını keser, sadece bıyıkları kalır. Yıllardır giymediği elbiselerini giyer, Karagöz'ü arar. Hacivat'ın Karagöz'ün yanına gidince sesini değiştirerek konuşmasının sebebi; Karagöz'ün şaşırmasını sağlayarak daha ne olduğunu anlamadan, onu Bursa'dan uzaklaştırmaktır. Hacivat olanları Karagöz'e küt diye anlatsa, padişahın idam fermanına karşı gelmek istemeyecek Karagöz, kendini celladın önüne atacaktır. <br />
Hacivat Karagöz'ü Bursa dışına çıkarınca normal sesiyle konuşmaya başlar, Hacivat olduğunu söyler ve olanları anlatır. Karagöz Hacivat'ı yıllardır sakallı gördüğü için, sakalsız haline güler ve Hacivat'la alay eder. Hacivat'ın tanınmamak için sen de sakalını kesmelisin demesi üzerine Karagöz:  " Sen ne diyorsun Hacivat? Ben hayatta sakalımı kesmem. " der. <br />
Bunun üzerine Hacivat:  " Sakalını kesmezsin ama tanınır da yakalanırsan ne olacak? İnsanın hayattaki en önemli amacı, hayatını devam ettirebilmesi olmalı. Geride kalacak karını, çocuğunu düşün. Onlar sensiz ne yapar, ne yer, ne içerler? " der. <br />
" O da doğru ya. " <br />
" Gel bakalım, şu dere boyunda tıraşını ol. Erkek adama bıyık da yakışır. " <br />
Tıraştan sonra Hacivat, Karagöz ile birlikte, yakındaki bir çiftlikten iki at satın alırlar ve atlarına binip hep batıya doğru yol alarak, Balıkesir taraflarına giderler. Birkaç yer dolaştıktan sonra, bir köyde iş bularak, tarlada ırgat olarak çalışmaya başlarlar. <br />
<br />
İki ay içinde çalışkanlıkları ve doğrulukları sayesinde köydekilerle sağlam dostluklar kuran Karagöz ile Hacivat, bu arada kendilerine birer ev yaparlar. Köylülerin yardımıyla ailelerini buraya getirtirler ve uzun yıllar boyunca sakin bir hayat yaşarlar. <br />
Bu arada Karagöz ile Hacivat'ın idam edildikleri söylentisinin çıkması üzerine arkadaşları Şeyh Küşteri çok üzülür ve perde gerisinde Karagöz ile Hacivat oyunu oynatmaya başlar. Oyun, Bursa halkı tarafından çok beğenilir ve zamanla Anadolu'ya yayılır. O köyde ve civar köy ve kasabalarda pek çok defa kimliklerini belli etmeden oyunları seyreden iki dost çok önemli bir ayrıntı hariç, oyunları beğenirler. <br />
Karagöz'ün hemen her oyunda Hacivat'a vurup, O'nu dövmesi... <br />
Bu durumun açıklamasını Karagöz şöyle yapar:  " Ben Hacivat'a neden vurayım? O tam bir beyefendi. Bana her zaman yardımcı oldu. İşsiz, parasız kaldığım durumlarda bana iş buldu. Bu durum beni üzüyor. " <br />
Hacivat ise:  " Yok efendim, yok. Dayak, vurma falan yok. Bu oyunu oynatanlar, ilgiyi üst düzeyde tutabilmek için, Karagöz'e beni dövdürtüyorlar. Gerçekte, Karagöz bana bir fiske  vurmamıştır. Oyun oynanırken, Karagöz bana vurduğunda seyredenler gülmeseler, zamanla bu kötü hareketin oyun harici kalacağına inanıyorum.<br />
<br />
-------------------------------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: PINARBAŞI MEYDANI<br />
Bursa’daki Pınarbaşı Meydanı’nda takriben yirmi kişilik bir kalabalık toplanmış ve neşeli vakit geçirmekteydi, çünkü orta yerde tartışanlar, gelmiş, geçmiş en iyi güldürü ustalarından ikisiydi: Karagöz ile Hacivat. Dilerseniz şimdi biz de hoşça vakit geçirmek için, tartışmaya küpe olalım ve küpeyi parmağımıza takalım.<br />
Hacivat: “ Olur mu Karagözüm, hiç küpe parmağa takılır mı? “<br />
Karagöz: “ Ya nereye takılır? “<br />
Hacivat: “ Küpe kulağa takılır. Kulağına küpe takan hanımlar, daha bir güzel görünürler. Hanım hanımcık olurlar. “<br />
Karagöz: “ Hamam açıksa bizim hanıma söyleyeyim de, Yaşar’ı da götürsün. Hamamda bir güzel yıkansınlar. “<br />
Hacivat: “ Ah Karagözüm, Yaşar hiç kadınlar hamamına gider miymiş? Büyüdü, kocaman adam oldu. “<br />
Karagöz: “ Kocaman adam mı? Yaşarcık daha altısını sürüyor. “<br />
Hacivat: “ Olsun Karagözüm. Altı yaşında oğlan çocuğu kadınlar hamamına götürülmez,  çünkü kadınlar ondan korkarlar. “<br />
Karagöz: “ Amma yaptın ha Hacivat. Yıllar önce annem beni on beş yaşındayken kadınlar hamamına götürmüştü de yalnız yıkanmıştım. " <br />
Hacivat: “ Yapma ya, iyi ki hamamda kadın yokmuş. “<br />
Karagöz: “ Aslında hamamda yıkanan kadınlar vardı ama ben göbek taşına doğru yürüyünce hamam boşalıverdi. Benden neden kaçtılar, anlayamadım.”<br />
Hacivat: “ Paçalı uzun donunla mı girmiştin hamama. “<br />
Karagöz: “ Sen ne diyorsun Hacivat? Hamamda donla yıkanılmaz ki. “<br />
Pınarbaşı Meydanı’ndaki kalabalık kahkahaların çağırdıklarıyla birlikte kırk kişi olmuştu. Yirmi kişide kırk ayak vardı da, kırk kişide kaç ayak vardı?<br />
Karagöz: “ Bak Hacivat, okumam, yazmam yoktur ama hesabım kuvvetlidir. Kırk kişide altmış ayak vardır. Altmış ayakta dört yüz parmak vardır. “<br />
Hacivat: “ Olur mu Karagözüm. Kırk kişide ikişerden seksen ayak vardır. Seksen ayakta beşerden dört yüz parmak olur. “<br />
Karagöz: “ Tamam işte, ben de dört yüz parmak demiştim. “<br />
Gülmekten gözleri yaşaran, karınlarını tutarak gülen ve yerlerde debelenenler haricindeki çoğulcu kalabalıktan bir alkış tufanı koptu. Hacivat’ın, ama sen altmış ayakta dört yüz parmak demiştin, Karagözüm, dediğini benden başka kimse duymadı.<br />
İnsanlar, doğar, büyür ve olgunlaşırlar. Olgunlaşma geçici değil, kalıcıdır. Olgunlaşma yeni olgunlaşmaları beraberinde getirir. Bu böyle sürüp gider. İnsan olgun bir meyvedir, dersek yanlış olmaz.<br />
Karagöz: “ Olur mu öyle şey, Hacivat? Şimdi ben meyve mi oldum? Elma, armut gibi mi yani? “<br />
Hacivat: “ Hayır, erik gibi. “<br />
Karagöz: “ Demek beni erik yaptın? Şimdi görürsün. Sen de olsan olsan şu ekşi limon olursun. Üç, iki değil, bir işe yaramayan limon. “<br />
Hacivat: “ Doğru Karagözüm. Limon bir işe yaramaz, çok işe yarar. Hani limonu ortadan kesersin, çaya, çorbaya sıkarsın. Tadı leziz olur. “<br />
Karagöz: “ Adı keriz mi olur? “<br />
Hacivat: “ Hayır Karagözüm. Adı keriz değil, tadı leziz olur yani lezzetli olur. İç ferahlatır, gönül açar. “<br />
Karagöz: “ Hayda bre pehlivan. Limon anahtar mı ki, Gönül teyzenin kapısını açsın. Teyzem ellisini geçti hala evlenmedi. Gönül teyzenin gönlünü açacak anahtar daha yapılmadı. “<br />
Dünyanın pek çok şehrinde, belli günlerde pazar kurulur. Bu pazarlarda köyden getirilen sebze, meyve satılır. Pazara gidenin kesesi doluysa ve cimri değilse ürünün en iyisini alır. Anadolu’da sebze ve meyveler şehirlerin isimleriyle anılır olmuştur. Amasya’nın elması, İnegöl’ün pırasası gibi.<br />
Karagöz: “ Bırak ya Hacivat. Ne demek Amasya’nın elması, İnegöl’ün pırasası. Yani elma almak için  Amasya’ya mı gidelim? “<br />
Hacivat: “ Karagözüm, elma almak için, Amasya’ya gitmene gerek yok. Salı pazarında Amasya elması satılıyor. Elma alırken, Amasya elması almak gerekir. “<br />
Karagöz: “ Amasya’nın elması elma da başka yerin elması armut mu? Benim bahçedeki elmalar, Amasya elmasına bin basar. Tadı güzel kokusu hoş, eder insanı sarhoş. “<br />
Hacivat: “ Armut alırken deveci armudunu, üzüm alırken Mürefte üzümünü tercih etmek gerekir. “<br />
Karagöz: “ Deveci armudunu boş ver şimdi. Çocukken köye gittiğimizde dedemin bağına koşardık. Dedemin üzümlerinin tadını, sonraki senelerde yediğim üzümlerin hiçbirinde bulamadım. Elma alırken Bursa elması, pırasa zaten Bursa’dan, armut Bursa’dan, üzüm Bursa’dan, erik Bursa’dan, domates, patates, şeftali, vişne, kiraz hep Bursa’dan. Hey benim güzel Bursam, kovsalar gitmem şu Bursa’dan. “<br />
Hacivat: “ Karagöz, az önce kiraz dedin. Söyle bakalım bu kiraz Bursa’nın neresinde yetişiyor? Sen eskiden hiç yalan söylemezdin. “<br />
Karagöz: “ De git oradan Hacivat. Şimdi de yalan söylemiyorum. On yaşlarındaydım. Edebey Köyü’ne gitmiştik. Orada bir kiraz ağaçları vardı, aklın durur. Sanırsın kiraz ormanı. Epey bir gezindim orada, dallardaki kiraz çokluğundan güneşi göremedim. “<br />
Hacivat: “ Güneş görünmüyorsa orman karanlıktır, kirazları nasıl gördün? “<br />
Karagöz: “ Pöh, şunun sorduğu soruya bak. Kirazların verdiği ışıltı ormanı aydınlatıyordu. Ağaçlara çıktım, belki iki kilo kiraz yedim. Sen Edebey kirazının tadını nereden bileceksin. “<br />
Aradan zaman geçtikçe kalabalık çoğalmış ve yüz kişiyi bulmuştu. Hava kararmaya başlamıştı, akşam oluyordu. İşi tadında bırakmak gerekirdi. Karagöz ile Hacivat ellerini havaya kaldırıp teslim işareti çizdikten sonra kahkahalar bıçak gibi kesildi. <br />
Karagöz: " Haydi bakalım ağalar, bu günlük bu kadar, " dedi ve yürüdü gitti. <br />
Hacivat: " Yarın aynı saatte buluşmak üzere şimdilik hoşça kalın, deyip Karagöz'ün peşine topal ördek gibi yürüyerek takılması kahkahaları meydana paraşütle geri getirdi. <br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: İBİŞ SIRTLAN AVINDA<br />
İbiş ok ve yay alarak Uludağ'a sırtlan avına çıkmış. Gezmiş, dolaşmış, ortalıkta hiç sırtlan yokmuş. Derken, Serdar Yıldırım'a rast gelmiş. Serdar yaşadığı zamandan 650 yıl gerideymiş. Elinde tüfek varmış, belinde fişek doluymuş. İbiş'e aslan avına çıktım, demiş.<br />
İbiş: " Hani ok, hani yay? Neyle vuracaksın aslanı? "<br />
Serdar: " Bak İbiş, ok ve yay ilkel silahlar. Bu gördüğün tüfektir. Tüfeğe şu fişeklerden koyarsın, sonra tetiği çektin mi, dan, hop aslan yerde. "<br />
İbiş: " Küçücük fişek mi aslanı yere düşürecek? Fişek aslana çarpar sonra aslan sana kızar. Kaçarken tozu dumana katarsın. Hele yakalamasın aslan seni, bir lokmada yutar. "<br />
Serdar: " Öyle değil işte. Fişek aslanın vücudunu deler geçer. "<br />
İbiş: " Dediğin gibi olsun. Sen bu tüfekle aslan avladın mı? "<br />
Serdar: " Avlamam mı? Yüzden çok aslan vurdum." <br />
İbiş: " Yüzden çok mu? Hepsini Uludağ'da mı vurdun? "<br />
Serdar: " Tabi ya ne sandın? "<br />
İbiş: " Ama Uludağ'da aslan yok diyorlar. "<br />
Serdar: " Var canım, olmaz olur mu? Ormanın derinlikleri aslan kaynıyor. İstersen gidelim, bak Uludağ'da aslan var mı, yok mu, kendi gözlerinle gör. "<br />
İbiş: " Çok isterdim ama şunu başka bir güne bıraksak. "<br />
Serdar: " Sen nasıl istersen İbiş. Aslan avı cesaret isteyen bir iş. Kolay olsaydı her önüne gelen aslan avcısı olurdu." <br />
İbiş ile Serdar çene yarıştırırken ileriden iki avcının geldiğini görmüşler. Bunlar Karagöz ile Hacivat'mış. Karagöz ile Hacivat, İbiş'i tanıyorlarmış, Serdar ile de tanışmışlar. <br />
Karagöz Serdar'ın aslan avına çıktığını duyunca şaşırmış. Tüfek, fişek olayını duyunca aklı karışmış. Serdar, ben bu tüfekle Uludağ'da yüz aslan vurdum, deyince kaşları çatılmış. <br />
Karagöz: " Bak Serdar, bol keseden konuşma. Ben böyle şeylere kızarım. İbiş de atar tutar ama sen onu beşe katladın. İbiş'i dövdüm, seni de döverim. "<br />
Bunun üzerine Serdar: " Geçen kış aralık ayında Uludağ'a çıkmıştım. Ne bereketli avdı. Dört tane gergedan avladım. " deyince Karagöz Serdar'ın üstüne atıldı. Aralarında bir boğuşma başladı. İkisi birlikte yere yuvarlanınca Serdar İbiş'in yardımıyla Karagöz'ün elinden kurtuldu, kaçmaya başladı. Karagöz Serdar'ın peşine takıldı. Az sonra yorulan Karagöz bir taşın üstüne oturarak Hacivat'ın ve İbiş'in gelmesini beklemeye başladı. Onlar geldikten sonra Karagöz:  " Geyik gibi koşuyor, yakalamak ne mümkün. "<br />
Hacivat: " Aman Karagözüm, yakalayamadın iyi oldu. "<br />
Karagöz: " Nee? Sen hangi taraftansın Hacivat? "<br />
Hacivat: " Ben senin tarafındanım Karagözüm. "<br />
Karagöz: " Ama ondan tarafa çıktın. "<br />
Hacivat: " Serdar İbiş'le konuşurken, biz araya girdik. Nasıl olsa bir şey vuracağımız yok. Bırak anlatsın. Avda böyle hikayelerin anlatılması ava renk verir. Ortam neşelenir. Bol bol gülünür. "<br />
Karagöz: " Orhan neşelensin, gülsün. Ben gülemem. Boş keseden böyle avcı hikayelerini duyunca kan beynime çıkıyor. "<br />
Hacivat: " Canım Karagözüm, büyüklük göster. Bırak gelsin, anlatsın. "<br />
İbiş: " Sen büyüksün, yücesin, güçlüsün Karagöz Baba. He mi, geliversin mi? "<br />
Karagöz: " Siz bu kadar istedikten sonra.. Gelsin bakalım. "<br />
Hacivat'ın çağırmasıyla Serdar anında onların yanında bitti. Karşısındaki Karagöz'ün kara gözlerinin içine bakarak avcı hikayelerinin son versiyonunu anlatmaya başladı:<br />
" Bir çakal varmış. Bu çakal tilkiden kurnaz, kurttan kavgacıymış. Kaplanları rakip bilmiş. Uludağ'da günün her saati kaplan kovalarmış. Kaplanların çakal karşılarına çıkacak diye ödü koparmış. Olaydan haberim oldu. Tüfek, tesisat kuşandım. Tam tekmil çakalı aramaya koyuldum. Çakala benim onu aradığımı söylemişler. Çakal yüz arkadaşını toplayıp geldi, benim etrafımı sardılar. Tüfekle çaktım aldım. Son kalan çakal, çak al beni de, dedi. Çaktım o çakalı da aldım. Dünya kurulalı beri böyle bir avcı görmekse Uludağ'ın kısmeti oldu. Uludağ benimle ne kadar gururlansa azdır. "<br />
Müdahale etmemek için kendini zorlayan, hırstan dudağını ısırarak kanatan Karagöz dinamit gibi patladı. Önüne çıkan İbiş'e vurdu, Serdar'a vurdu. Yere yuvarlanan İbiş'le Serdar kaçıp gittiler. Karagöz'ü sakinleştirmek Hacivat'a düştü. İleride dere boyunda İbiş'le Serdar yüzlerini yıkayıp, su içtiler, biraz kendilerine geldiler.<br />
İbiş: " Karagöz amma kızdı ha. Arada ben de tokadı yedim. Gülüp geçeceği yerde kızıyor. "<br />
Serdar: " Doğru İbiş. Ben böyle hikayeleri eğlencelik olsun diye anlatıyorum. Son hikayeyi anlatırken, onun gülmese bile kızmayacağını düşündüm. Gülmedi ama kızdı. Hem çok kızdı. Hacivat'ın güldüğü yanına kar kaldı. Sen ne kar ne zarardasın. Ben de bu işten sebeplendim. "<br />
İbiş: " Nee, sebeplendin mi? Tokadı yedin yeri öptün, sonra? "<br />
Serdar: " Bir haftadır ağrıyan çürük dişim vardı. Sallanıp duruyordu. Korkudan dişçiye gidememiştim. Karagöz bir tokatta o dişi bana yutturdu. Buraya gelirken konuşmadık ya dilimi diş oyuğunda tutup kanı durdurdum. Derede ağzımı çalkaladım. İnanmazsan gel de bak. "<br />
İbiş gelir, bakar: " Gerçekten oradan yeni diş çıkmış. Belli oluyor. " der ve kahkahalarla güler.<br />
<br />
SON]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[KARAGÖZ İLE HACİVAT: MİRAS<br />
Karagöz’e Mısır’daki amcasından bir sandık altın miras kalır. Bunun üzerine Karagöz yakın arkadaşı Hacivat ile beraber bir ticaret gemisine binip Mısır’a giderler. Miras işlemlerini hallettikten sonra yine bir ticaret gemisine binip geri dönerler. Ama Marmara Denizi’nde kürekçilerin isyanı sırasında su alan gemiden yolcular kayıklara binerek kurtulurlar. <br />
Karagöz ile Hacivat altın dolu sandıkla Mudanya kıyılarına, bindikleri kayıkla ulaşırlar ama sahilde konuşmaya daldıklarından iskeleye iyi bağlamadıkları kayık dalgalara kapılır ve gözden kaybolur. Daha sonra bir at arabasına binerler ve Bursa’daki evlerine dönerler. Bırak bir sandık altını ceplerindeki para da bitmiştir. İş bulup çalışarak para kazanmaları gereklidir ama nasıl bir iş? Onlar aralarında bu konuyu konuşurken tatlı bir sohbete dalarlar. Giderek sohbet koyulaşır, şakalaşmalar artar. <br />
Karagöz: “ Sence nasıl bir iş tutayım Hacivat. Ama tutacağım iş de az emek harcayıp çok para kazanayım. “ <br />
Hacivat: “ Öyle iş olmaz Karagözüm. Ne demek az emek çok yemek. Az emek az yemek. “ <br />
Karagöz: “ Sen de amma yaptın be Hacıcavcav. Bana az yemek vere vere açlığa mı alıştıracaksın. Biraz insaflı olsan da tabağımı dolmayla doldursan. Pek severim dolmanın yanına köfteyi, ondan sonra pilavı ve şamtatlıyı. “<br />
Hacivat: “ Bu kadar yeter mi Karagözüm? İstersen nohuttan, musakkadan, makarnadan ve cacıktan da alsan.”<br />
Karagöz: “ Onları sen ye Hacıcavcav. Benim istediklerimden ikişer porsiyon olsaydı, o yemeklerden birazı sabaha kalsaydı, ne güzel olurdu. “ <br />
Hacivat: “ Tamam Karagözüm, bu istediklerin olur olmasına da, çok çalışırsan, çok kazanırsan, bu yemeklerden yersin. “ <br />
Karagöz: “ Ahh. Ah. Keşke kayığı iyi bağlasaydık ve altınlar kaybolmasaydı. Altınları bozdurur bozdurur harcar, yer içerdik. Keyifli bir hayat sürerdik. "<br />
<br />
Yazan:  Serdar Yıldırım<br />
<br />
5. Sınıf Türkçe Kitabı <br />
Üç Renk Yayınevi <br />
Soru Bankası <br />
Yayın Yılı: 2015 <br />
Sayfa: 168<br />
<br />
-------------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: HACİVAT’IN ATI    <br />
Hacivat’ın son zamanlarda işleri iyi gider. Çok para kazanır. Bu birikimi değerlendirmek için, bir yarış atı satın alır. Girdiği her yarışı kazanan meşhur bir at: Küheylan. Olayı duyan Karagöz, Hacivat’ın evine gidip kapıyı çalar. Hacivat pencereye çıkar ve sorar: “ Buyur Karagöz’üm, bir şey mi istemiştin? <br />
Karagöz: “ Evet Hacivat, bir şey istemiştim. Duyduğuma göre, Küheylan’ı satın almışsın. Onu bana satar mısın? “ <br />
Hacivat: ” Neden olmasın Karagöz’üm. İyi bir fiyat verirsen satarım. De bakalım, ne veriyorsun? “ <br />
Karagöz: “ Hı?..” <br />
Hacivat: “ Yani kaç para verirsin? Küheylan’ı kaça alırsın? “ <br />
Karagöz: “ On altın veririm. Sattın mı? “ <br />
Hacivat: “ Dur bakalım, Karagöz’üm. Hemen sattın mı olur mu? Bir pazarlık yapalım, değil mi? “ <br />
Karagöz: “ Nazarlık taktırırım, Küheylan’a. Anlaştık o zaman. “<br />
Hacivat: “ Yapma Karagöz’üm. Alışverişi oldubittiye getirme. On altına Küheylan mı satılırmış? Çık biraz, çık çık. “ <br />
Hacivat’ın ne dediğini tam olarak anlayamayan Karagöz evin merdivenlerini çıkmaya başlar. Sonunda, burnu kapıya dayanır. <br />
Hacivat: “ Çık Karagöz’üm, çık çık. “ <br />
Karagöz: “ Kapıya kadar çıktım. Daha fazla çıkamıyorum. “ <br />
Hacivat: “ Ben sana merdivenleri çık demedim. Fiyatta çık, yani on altın dedin ya onu arttır, yirmi de, otuz de. “ <br />
Karagöz: “ Yirmi, otuz. “ <br />
Hacivat: “ Çık, çık. “ <br />
Karagöz: “ Elli, altmış. “ <br />
Hacivat: “ Çık, çık. “<br />
Hacivat’ın çok para istemesine kızan Karagöz bağırır: “ Çık çıkı, çık çık. Sanki zil takıp oynuyorsun. Bre Hacivat, sen ne istiyorsun bu ata, onu söyle bakalım. “ <br />
Hacivat: “ Bak Karagöz’üm, ben atı yüz altına aldım. Üstüne kar da koy. Yüzü geç, yüzü geç.” <br />
Karagöz: “ Yüzgeç balıklarda olur, alık. “ <br />
Hacivat: “ Hemen sinirlenme Karagöz’üm. Şunun şurasında ne güzel pazarlık yapıyoruz. Bak Karagöz’üm, Küheylan’ı sana veririm ama yüz yirmi altınını alırım. Bir kuruş aşağı olmaz. “ <br />
Hacivat’ın konuşmasına içerleyen ve Küheylan’ı alamadığına üzülen Karagöz, Hacivat’a küser. Bir hafta ne Hacivat’ın evinin önünden geçer, ne de onunla konuşur. Daha sonra iki eski dost tekrar barışırlar. <br />
<br />
Yazan:  Serdar Yıldırım<br />
<br />
4. Sınıf Ata Tatilde <br />
Ata Yayıncılık <br />
Sayfa: 14-15<br />
--------------------------<br />
4. Sınıf Tüm Dersler  <br />
Gezegen Yayıncılık <br />
Soru Gezegeni <br />
Yayın Yılı: 2019 <br />
Sayfa: 39<br />
<br />
----------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: İBİŞ’LE DOMUZ AVI<br />
Karagöz ile Hacivat, yanlarına İbiş’i de alıp, Uludağ’a domuz avına çıkarlar. Önceleri ellerde ok ve yay, kaşlar çatılmış, bakışlar keskin ormanda domuz ararken, sonraları yorgunlukla birlikte ok yaydan, kaş kaştan, bakışlar keskinlikten sıyrılır. Sıkıntıyı azaltmak için Karagöz’ün anlatmaya başladığı av hikâyeleri başına bela olur, çünkü anlattığının  bir numara büyüğünü İbiş’ten duymak, Karagöz’ün giderek  sinirlenmesine neden olur. Karagöz, İbiş’i uçurumdan aşağı atmakla tehdit eder. <br />
İbiş: “ Tamam, beyabi. Kızma bana. Ben de bundan sonra konuşursam iki olsun. Şimdi rahat rahat istediğini anlat. “ <br />
Karagöz: “ Bre İbiş, sussana artık. Bir daha sana av yok. Hacivat, İbiş’i ava giderken yanımıza alalım demek yok artık. Bu son. “ <br />
Hacivat: “ Merak etme Karagözüm. Sen kalbini serin tut. Hiçbir ava İbiş’i götürmeyiz. “ <br />
Daha sonra Karagöz ile Hacivat ve İbiş domuz aramaya devam ederler, fakat ortalıkta hiç domuz yoktur. <br />
Hacivat: “ Sabahtan beri arıyoruz, bir domuz  göremedik. Hayatımda böyle bir şey ne gördüm, ne de duydum. “<br />
Karagöz: “ Göremeyiz tabi, bu İbiş yanımızdayken. Bunun sesini duyan domuz karşı dağa kaçıyor. İki ok atmış, üç domuz vurmuş. Anlatsana o hikâyeyi bir daha. “ <br />
Hacivat: “ Aman Karagözüm, sinirlenme. İbiş o hikâyeyi anlattı, geçti. Ben inanmadım. Senin anlattığın hikâyeler daha bir inandırıcı oluyor. “ <br />
Karagöz: “ Doğru, çünkü ben olmuş olayları anlatıyorum. Yıllar önce gençken köyden arkadaşlarla domuz avına gittiydik. On kişiyiz. Ormanda büyük bir domuz sürüsünü tuzağa düşürdük. Etrafını kuşattık. Baktı domuzlar kaçış yok, birer birer yanıma geldiler. Ben de çaldım bıçağı boyunlarına, yirmiden sonrasını sayamadımdı. “ <br />
Hacivat: “ Hah hah ha.. İlahi Karagözüm. Sen de değme avcılara taş çıkartırsın. Avcılıkta, atıcılıkta benden ileridesin. “ <br />
İbiş: “ Benim de yıllar öncesinden bir domuz avı hikâyem vardı, ama beyabi kızar diye anlatamıyorum. “ <br />
Hacivat: “ Yeni bir domuz hikâyesi ha. Ama anlatma. Karagöz’ü kızdırmayalım. Keşke demeseydin. Merakta bıraktın beni, İbiş. “ <br />
Karagöz: “ Ben de meraklandım. Bana bak İbiş, destekli atarsan kızmam ama desteksiz atarsan, seni uçurumdan atarım, bilmiş ol. “ <br />
İbiş: “ Tamam beyabi ve Hacıabi. Atışlar destekli olacak. “ İbiş, konuşmasına devam eder ve ben sekiz yaşındayken der. Karagöz’ün ayağa kalktığını gören İbiş ağız değiştirir. “ Yani on sekiz yaşındayken demek istedim. “ <br />
Bunun üzerine Karagöz: “ Hah öyle söyle. Beni kızdırma. Şimdi devam et. “ <br />
İbiş: “ Manda kadar bir domuz bizim tarlalara dadandıydı. Tarlada mısır, bağda üzüm bırakmadıydı. Ye babam ye. Baktık yedikçe doymaz bu domuz, yakında ağaçları da yer. Babam, dedem, amcam, yeğenlerim ve ben tarlada, bağda nöbete durduk. Ben bağda bekliyorum. Bir gün öğle vakti domuz bağa girdi. Zönk zönk deyip yürüyüp geliyor. Yakaladım domuzu suratına iki tokat, başladı domuz ağlamaya. Bir yandan da,” Abi, ben sana ne yaptım? Neden vuruyorsun?” diye vızırdıyor. Ben de bağırdım. Bak şu bağdaki üzümleri ben mi yedim. Başkasının üzümünü nasıl habersiz yersin. Ben böyle bağırdım ama domuz ne dese beğenirsiniz. Ne yapayım, açım, abi. Yemeseydim de açlıktan ölse miydim? O gün domuzu bıraktım. Bir daha onu oralarda gören olmadı. Çok uzaklara gitmiş olmalı. “ <br />
Karagöz: “ Bre densiz, yine desteksiz attın. Ben seni uçurumdan atayım da gör “ diyen Karagöz, İbiş’in üstüne yürür. Bunun üzerine İbiş kaçar, gider. Daha sonra Karagöz ile Hacivat başka olay olmadan evlerine dönerler. <br />
<br />
----------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: HIRSIZ<br />
Bir gece Karagöz’ün evine hırsız girer. Karagöz sabahleyin uyanınca bakar ki, ev tam takır kuru bakır. Hırsız utanmamış ve sokak kapısını  söküp götürmüştür. Karagöz olayı zaptiyeye, hanımı da komşulara haber verir. Komşular, evin önünde toplanır ve az sonra iki zaptiye gelir. Karagöz’ün oğlu Yaşar, annesine sarılmış, ağlamaktadır. Küçük Yaşar’ın birkaç parça oyuncağını götüren hırsız acaba onları ne yapacaktır?<br />
Karagöz’ün evinin soyulduğunu duyan kadim dostu Hacivat, eve gelir ve evde inceleme yapmaya başlar. İki zaptiye olayı soruşturur ve hırsızı yakalayacaklarını söyleyip gider. Zaptiyeler gidince, komşular  dağılır. Karagöz ailesinin yanında Hacivat kalır ve Karagöz’ü sorguya çekmeye başlar. <br />
Hacivat: “ Canım Karagöz’üm, hırsız gelmiş, dolapları, masaları götürmüş. Kapıyı sökmüş. Hiç mi gürültü, tıkırtı duymadın? “ diye sorar. <br />
Karagöz: “ Bu ne biçim soru, Hacivat. Gürültü, tıkırtı duysam kalkıp da hırsızın ümüğüne basmaz mıyım? “ <br />
Hacivat: “ Her neyse, olan olmuş, biten bitmiş, eşyalar gitmiş. Şimdi bir oyun etmeli de, şu hırsızı yakalamalı. Hah buldum!. Karagözüm, siz bir yandan, ben bir yandan komşuların arasına dalalım, onları senin evde bir kese altın olduğuna inandıralım. Bu durum kulaktan kulağa yayılır ve hırsızın kulağına giderse, hırsız mutlaka senin eve damlar. “<br />
Karagöz: “ Sen ne diyorsun, Hacivat? Bende bir kese altın yok ki? “ <br />
Hacivat: “ Olduğunu farz et. Hırsızı yakalamak için, bu bir yem. Oltanın ucuna yem takarsan balık yakalarsın. Balık yeme gelir de, hırsız altına gelmez mi? Siz benim dediğimi yapın gerisine karışmayın. “ <br />
Karagöz: “ Tamam, Hacivat. Senin bu tür işlere aklın erer. Bende bir kese altın olduğunu yayarız. Haydi, hanım, Yaşar, kalkın gidiyoruz. “ <br />
Karagöz’ün evinde bir kese altın olduğunu akşama kadar duymayan kalmamıştı. Eski kulağı kesiklerden olan Celal, gece yarısına kadar evin içinde dört döndü. Daha sonra evinden çıkıp, karanlık sokaklardan süzülerek geçti ve bir hayalet sessizliğinde Karagöz’ün kapısız evinden içeri girdi. Evdekilere elindeki şişenin içindekini koklatıp altınlara konardı. Şişeyi koklattığı kazazede top atsan uyanmazdı, fakat bu defa durum bambaşkaydı. Evdekiler uyanıktılar ve onu bekliyorlardı. Celal yatak odasına girince Karagöz ile Hacivat tarafından yakalandı ve bir iple sıkıca bağlandı. Ertesi gün zaptiyeler tarafından sıkı bir dayaktan geçirilerek zindana atıldı. <br />
Karagöz’ün eşyaları hırsızın evinde bulundu. Kader, son günlerde işsiz olan, Hacivat’ın bulduğu işlerde çalışarak, kışın da turşu satarak geçimini sağlayan Karagöz’ün alnının teriyle çalışarak kazandığı eşyaları kaybedip buldurarak, onu sevindirmişti. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT : OĞULLARI <br />
Karagöz’ün oğlu Yaşar ile Hacivat’ın oğlu Sivrikoz arasında, babaları kadar olmasa bile, hatırı sayılır bir rekabet vardı. Yaşar, Sivrikoz’un elinde yeni alınmış bir oyuncak görmesin, ne yapar eder, Karagöz’e oyuncağın aynısını aldırırdı. Hani ya Sivrikoz’un Yaşar’dan aşağı kalır yanı mı vardı? Sivrikoz, Yaşar’ın elinde ne görürse isterdi. Oğlunun gözlerinde yaş, kalbinde acı görmek istemeyen Hacivat ikiletmeden oğlu ne istiyorsa  alırdı. <br />
Böylece aradan yıllar geçti. İkisi de birer yiğit olan gençler düğün güreşlerine katılmaya başladılar. Güreşlere katılanlar birer havlu, rakiplerini yenip baş olan güreşçi ise, kınalı bir koç kazanıyordu. İlk katıldıkları güreşlerde birinci, ikinci turlarda elenen Yaşar ile Sivrikoz, tecrübeleri arttıkça güreşlere ağırlıklarını koymaya başladılar. Nihayet, bir düğünde finale kalma başarısını gösterdiler. Bunun üzerine Karagöz, Hacivat’ın yanına gider ve oğlunun güreşlerden çekilmesini ister. <br />
Hacivat: “ Hiç öyle şey olur mu Karagözüm? Oğullarımız bileklerinin hakkıyla finale adlarını yazdırdılar. Çıkarlar meydana aslanlar gibi güreşirler. Kim güçlüyse galip gelir ve şampiyon olur. “<br />
Karagöz: “ Benim oğlum şampiyon olur, çünkü senin oğlundan daha iri. “<br />
Hacivat: “ İrilikle şampiyon olunmaz ki, güreşte kuvvetli olan, atak olan ve nefesini iyi ayarlayan rakibine üstünlük sağlar. Bütün bunlar benim oğlumda var. “<br />
Karagöz: “ Günah benden gitti. Rezil olmayasınız diye geldim. Benimki, senin oğlunu hamur gibi yoğuracak ve koçu kazanacak. “ <br />
Hacivat: “ Bak Karagözüm, koçu benim oğlum kazanır. Bundan korktuğun için, oğlun güreşten çekilsin diyorsun. “<br />
Karagöz: “ Ben kimseden korkmam. Hata bende, kırk yılda bir şey istedim, onu da yapmadın. “ <br />
Hacivat: “ Ama canım efendim, borç para istemiyorsun ki, dediğini yapayım. Oğluma güreşten çekil, hükmen yenik sayıl diye nasıl söylerim. “ <br />
Karagöz: “ Söyleyemezsin tabi, çünkü korkaksın. Yarın senin evin karşısında koçu şişe takıp kızartacağım. Sakın gelme bir parça et için. Yağma yok “ diyen Karagöz arkasını dönüp uzaklaşmaya başlar. Hacivat’ın seslenmesiyle durup dönen Karagöz’e, Hacivat şöyle der: <br />
“ Yarın koç benim bahçede kızaracak. Toplanın gelin, kurban bayramı haricinde et yüzü mü görüyorsunuz? “ <br />
Ertesi gün yapılan güreşi Hacivat’ın oğlu Sivrikoz kazanır. Karagöz buna itiraz eder ve Sivrikoz’un daha önce açık düştüğünü ve güreşi oğlu Yaşar’ın kazandığını söyler. Bunun üzerine hakem heyeti toplanır ve karar değişikliği yaparak, Yaşar’ı şampiyon ilan eder. Bu duruma da Hacivat itiraz eder. Hakem heyeti görevsizlik kararı alıp topluca Bursa Kadısı’na gider. Bursa Kadısı,  iki tarafı ve hakem heyetini dinledikten sonra  müsabakayı berabere ilan eder. Kınalı koç kurallara uygun olarak kesildikten sonra, yarısı Sivrikoz’a,  yarısı  Yaşar’a verilir. Böylelikle olay tatlıya bağlanır.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: İDAM FERMANI  <br />
Günlerden bir gün, Karagöz, Bursa sokaklarında turşu satarken, yanına bir adam yaklaşır:<br />
" Ben beni arıyorum ama bulamıyorum. Sen beni buldun mu? " diye sorar. Adamın ne dediğini anlamayan Karagöz sadece " hı " der. Bunun üzerine adam tekrar sorar: <br />
" Ben kendimi arıyorum ama yokum. Yoksam yokum ve ben yoktan çıkıp, kendimi bulup kendimle kucaklaşmak istiyorum. " <br />
Karagöz: " Bre adam, kendinle nasıl kucaklaşacaksın ki? İnsan ancak bir başkasıyla kucaklaşabilir. <br />
Adam: " İnsanlar çift yaratılmıştır derler. Böyle bir şey doğruysa eğer, işte ben bu çiftimi, benzerimi arıyorum. Tıpkısının aynısı ben bu adamı sen tanıyor musun? Görmüşlüğün var mı? " <br />
Karagöz: " Görmüşlüğüm var. Onunla konuştum bile. " <br />
Adam: " Gördün mü? Konuştun mu? Nerede gördün, konuştun, çabuk söyle? " <br />
Karagöz: " Az önce görmeye, konuşmaya başladım. Şimdi de onu görüyorum, konuşuyorum. O sensin ya. " <br />
Karagöz ile konuşan, onu ara sokaklara çeken, Hacivat'tır. Ulucami'nin yapım işinde çalışan Karagöz ile Hacivat sık sık tartışarak caminin yapımını geciktirince, padişah Orhan Gazi bunun nedenini mimardan öğrenir ve Karagöz ile Hacivat hakkında idam fermanı çıkarır. Ertesi gün tebdil kıyafet camiye gelen Orhan Gazi, Karagöz ile Hacivat'ın tartışmalarını izler ve gülümsemekten kendini alamaz. Saraya dönünce, verdiği ölüm kararı için pişman olur. Padişah, fedailerinden birini, Hacivat'a gönderir. Fedai, Hacivat'a, tanınmaması için ne lazımsa yapıp, Karagöz'ü de yanına alıp, Bursa'dan gitmelerini ve kurtulmalarını söyler. <br />
Hacivat evine gider ve sakallarını keser, sadece bıyıkları kalır. Yıllardır giymediği elbiselerini giyer, Karagöz'ü arar. Hacivat'ın Karagöz'ün yanına gidince sesini değiştirerek konuşmasının sebebi; Karagöz'ün şaşırmasını sağlayarak daha ne olduğunu anlamadan, onu Bursa'dan uzaklaştırmaktır. Hacivat olanları Karagöz'e küt diye anlatsa, padişahın idam fermanına karşı gelmek istemeyecek Karagöz, kendini celladın önüne atacaktır. <br />
Hacivat Karagöz'ü Bursa dışına çıkarınca normal sesiyle konuşmaya başlar, Hacivat olduğunu söyler ve olanları anlatır. Karagöz Hacivat'ı yıllardır sakallı gördüğü için, sakalsız haline güler ve Hacivat'la alay eder. Hacivat'ın tanınmamak için sen de sakalını kesmelisin demesi üzerine Karagöz:  " Sen ne diyorsun Hacivat? Ben hayatta sakalımı kesmem. " der. <br />
Bunun üzerine Hacivat:  " Sakalını kesmezsin ama tanınır da yakalanırsan ne olacak? İnsanın hayattaki en önemli amacı, hayatını devam ettirebilmesi olmalı. Geride kalacak karını, çocuğunu düşün. Onlar sensiz ne yapar, ne yer, ne içerler? " der. <br />
" O da doğru ya. " <br />
" Gel bakalım, şu dere boyunda tıraşını ol. Erkek adama bıyık da yakışır. " <br />
Tıraştan sonra Hacivat, Karagöz ile birlikte, yakındaki bir çiftlikten iki at satın alırlar ve atlarına binip hep batıya doğru yol alarak, Balıkesir taraflarına giderler. Birkaç yer dolaştıktan sonra, bir köyde iş bularak, tarlada ırgat olarak çalışmaya başlarlar. <br />
<br />
İki ay içinde çalışkanlıkları ve doğrulukları sayesinde köydekilerle sağlam dostluklar kuran Karagöz ile Hacivat, bu arada kendilerine birer ev yaparlar. Köylülerin yardımıyla ailelerini buraya getirtirler ve uzun yıllar boyunca sakin bir hayat yaşarlar. <br />
Bu arada Karagöz ile Hacivat'ın idam edildikleri söylentisinin çıkması üzerine arkadaşları Şeyh Küşteri çok üzülür ve perde gerisinde Karagöz ile Hacivat oyunu oynatmaya başlar. Oyun, Bursa halkı tarafından çok beğenilir ve zamanla Anadolu'ya yayılır. O köyde ve civar köy ve kasabalarda pek çok defa kimliklerini belli etmeden oyunları seyreden iki dost çok önemli bir ayrıntı hariç, oyunları beğenirler. <br />
Karagöz'ün hemen her oyunda Hacivat'a vurup, O'nu dövmesi... <br />
Bu durumun açıklamasını Karagöz şöyle yapar:  " Ben Hacivat'a neden vurayım? O tam bir beyefendi. Bana her zaman yardımcı oldu. İşsiz, parasız kaldığım durumlarda bana iş buldu. Bu durum beni üzüyor. " <br />
Hacivat ise:  " Yok efendim, yok. Dayak, vurma falan yok. Bu oyunu oynatanlar, ilgiyi üst düzeyde tutabilmek için, Karagöz'e beni dövdürtüyorlar. Gerçekte, Karagöz bana bir fiske  vurmamıştır. Oyun oynanırken, Karagöz bana vurduğunda seyredenler gülmeseler, zamanla bu kötü hareketin oyun harici kalacağına inanıyorum.<br />
<br />
-------------------------------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: PINARBAŞI MEYDANI<br />
Bursa’daki Pınarbaşı Meydanı’nda takriben yirmi kişilik bir kalabalık toplanmış ve neşeli vakit geçirmekteydi, çünkü orta yerde tartışanlar, gelmiş, geçmiş en iyi güldürü ustalarından ikisiydi: Karagöz ile Hacivat. Dilerseniz şimdi biz de hoşça vakit geçirmek için, tartışmaya küpe olalım ve küpeyi parmağımıza takalım.<br />
Hacivat: “ Olur mu Karagözüm, hiç küpe parmağa takılır mı? “<br />
Karagöz: “ Ya nereye takılır? “<br />
Hacivat: “ Küpe kulağa takılır. Kulağına küpe takan hanımlar, daha bir güzel görünürler. Hanım hanımcık olurlar. “<br />
Karagöz: “ Hamam açıksa bizim hanıma söyleyeyim de, Yaşar’ı da götürsün. Hamamda bir güzel yıkansınlar. “<br />
Hacivat: “ Ah Karagözüm, Yaşar hiç kadınlar hamamına gider miymiş? Büyüdü, kocaman adam oldu. “<br />
Karagöz: “ Kocaman adam mı? Yaşarcık daha altısını sürüyor. “<br />
Hacivat: “ Olsun Karagözüm. Altı yaşında oğlan çocuğu kadınlar hamamına götürülmez,  çünkü kadınlar ondan korkarlar. “<br />
Karagöz: “ Amma yaptın ha Hacivat. Yıllar önce annem beni on beş yaşındayken kadınlar hamamına götürmüştü de yalnız yıkanmıştım. " <br />
Hacivat: “ Yapma ya, iyi ki hamamda kadın yokmuş. “<br />
Karagöz: “ Aslında hamamda yıkanan kadınlar vardı ama ben göbek taşına doğru yürüyünce hamam boşalıverdi. Benden neden kaçtılar, anlayamadım.”<br />
Hacivat: “ Paçalı uzun donunla mı girmiştin hamama. “<br />
Karagöz: “ Sen ne diyorsun Hacivat? Hamamda donla yıkanılmaz ki. “<br />
Pınarbaşı Meydanı’ndaki kalabalık kahkahaların çağırdıklarıyla birlikte kırk kişi olmuştu. Yirmi kişide kırk ayak vardı da, kırk kişide kaç ayak vardı?<br />
Karagöz: “ Bak Hacivat, okumam, yazmam yoktur ama hesabım kuvvetlidir. Kırk kişide altmış ayak vardır. Altmış ayakta dört yüz parmak vardır. “<br />
Hacivat: “ Olur mu Karagözüm. Kırk kişide ikişerden seksen ayak vardır. Seksen ayakta beşerden dört yüz parmak olur. “<br />
Karagöz: “ Tamam işte, ben de dört yüz parmak demiştim. “<br />
Gülmekten gözleri yaşaran, karınlarını tutarak gülen ve yerlerde debelenenler haricindeki çoğulcu kalabalıktan bir alkış tufanı koptu. Hacivat’ın, ama sen altmış ayakta dört yüz parmak demiştin, Karagözüm, dediğini benden başka kimse duymadı.<br />
İnsanlar, doğar, büyür ve olgunlaşırlar. Olgunlaşma geçici değil, kalıcıdır. Olgunlaşma yeni olgunlaşmaları beraberinde getirir. Bu böyle sürüp gider. İnsan olgun bir meyvedir, dersek yanlış olmaz.<br />
Karagöz: “ Olur mu öyle şey, Hacivat? Şimdi ben meyve mi oldum? Elma, armut gibi mi yani? “<br />
Hacivat: “ Hayır, erik gibi. “<br />
Karagöz: “ Demek beni erik yaptın? Şimdi görürsün. Sen de olsan olsan şu ekşi limon olursun. Üç, iki değil, bir işe yaramayan limon. “<br />
Hacivat: “ Doğru Karagözüm. Limon bir işe yaramaz, çok işe yarar. Hani limonu ortadan kesersin, çaya, çorbaya sıkarsın. Tadı leziz olur. “<br />
Karagöz: “ Adı keriz mi olur? “<br />
Hacivat: “ Hayır Karagözüm. Adı keriz değil, tadı leziz olur yani lezzetli olur. İç ferahlatır, gönül açar. “<br />
Karagöz: “ Hayda bre pehlivan. Limon anahtar mı ki, Gönül teyzenin kapısını açsın. Teyzem ellisini geçti hala evlenmedi. Gönül teyzenin gönlünü açacak anahtar daha yapılmadı. “<br />
Dünyanın pek çok şehrinde, belli günlerde pazar kurulur. Bu pazarlarda köyden getirilen sebze, meyve satılır. Pazara gidenin kesesi doluysa ve cimri değilse ürünün en iyisini alır. Anadolu’da sebze ve meyveler şehirlerin isimleriyle anılır olmuştur. Amasya’nın elması, İnegöl’ün pırasası gibi.<br />
Karagöz: “ Bırak ya Hacivat. Ne demek Amasya’nın elması, İnegöl’ün pırasası. Yani elma almak için  Amasya’ya mı gidelim? “<br />
Hacivat: “ Karagözüm, elma almak için, Amasya’ya gitmene gerek yok. Salı pazarında Amasya elması satılıyor. Elma alırken, Amasya elması almak gerekir. “<br />
Karagöz: “ Amasya’nın elması elma da başka yerin elması armut mu? Benim bahçedeki elmalar, Amasya elmasına bin basar. Tadı güzel kokusu hoş, eder insanı sarhoş. “<br />
Hacivat: “ Armut alırken deveci armudunu, üzüm alırken Mürefte üzümünü tercih etmek gerekir. “<br />
Karagöz: “ Deveci armudunu boş ver şimdi. Çocukken köye gittiğimizde dedemin bağına koşardık. Dedemin üzümlerinin tadını, sonraki senelerde yediğim üzümlerin hiçbirinde bulamadım. Elma alırken Bursa elması, pırasa zaten Bursa’dan, armut Bursa’dan, üzüm Bursa’dan, erik Bursa’dan, domates, patates, şeftali, vişne, kiraz hep Bursa’dan. Hey benim güzel Bursam, kovsalar gitmem şu Bursa’dan. “<br />
Hacivat: “ Karagöz, az önce kiraz dedin. Söyle bakalım bu kiraz Bursa’nın neresinde yetişiyor? Sen eskiden hiç yalan söylemezdin. “<br />
Karagöz: “ De git oradan Hacivat. Şimdi de yalan söylemiyorum. On yaşlarındaydım. Edebey Köyü’ne gitmiştik. Orada bir kiraz ağaçları vardı, aklın durur. Sanırsın kiraz ormanı. Epey bir gezindim orada, dallardaki kiraz çokluğundan güneşi göremedim. “<br />
Hacivat: “ Güneş görünmüyorsa orman karanlıktır, kirazları nasıl gördün? “<br />
Karagöz: “ Pöh, şunun sorduğu soruya bak. Kirazların verdiği ışıltı ormanı aydınlatıyordu. Ağaçlara çıktım, belki iki kilo kiraz yedim. Sen Edebey kirazının tadını nereden bileceksin. “<br />
Aradan zaman geçtikçe kalabalık çoğalmış ve yüz kişiyi bulmuştu. Hava kararmaya başlamıştı, akşam oluyordu. İşi tadında bırakmak gerekirdi. Karagöz ile Hacivat ellerini havaya kaldırıp teslim işareti çizdikten sonra kahkahalar bıçak gibi kesildi. <br />
Karagöz: " Haydi bakalım ağalar, bu günlük bu kadar, " dedi ve yürüdü gitti. <br />
Hacivat: " Yarın aynı saatte buluşmak üzere şimdilik hoşça kalın, deyip Karagöz'ün peşine topal ördek gibi yürüyerek takılması kahkahaları meydana paraşütle geri getirdi. <br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: İBİŞ SIRTLAN AVINDA<br />
İbiş ok ve yay alarak Uludağ'a sırtlan avına çıkmış. Gezmiş, dolaşmış, ortalıkta hiç sırtlan yokmuş. Derken, Serdar Yıldırım'a rast gelmiş. Serdar yaşadığı zamandan 650 yıl gerideymiş. Elinde tüfek varmış, belinde fişek doluymuş. İbiş'e aslan avına çıktım, demiş.<br />
İbiş: " Hani ok, hani yay? Neyle vuracaksın aslanı? "<br />
Serdar: " Bak İbiş, ok ve yay ilkel silahlar. Bu gördüğün tüfektir. Tüfeğe şu fişeklerden koyarsın, sonra tetiği çektin mi, dan, hop aslan yerde. "<br />
İbiş: " Küçücük fişek mi aslanı yere düşürecek? Fişek aslana çarpar sonra aslan sana kızar. Kaçarken tozu dumana katarsın. Hele yakalamasın aslan seni, bir lokmada yutar. "<br />
Serdar: " Öyle değil işte. Fişek aslanın vücudunu deler geçer. "<br />
İbiş: " Dediğin gibi olsun. Sen bu tüfekle aslan avladın mı? "<br />
Serdar: " Avlamam mı? Yüzden çok aslan vurdum." <br />
İbiş: " Yüzden çok mu? Hepsini Uludağ'da mı vurdun? "<br />
Serdar: " Tabi ya ne sandın? "<br />
İbiş: " Ama Uludağ'da aslan yok diyorlar. "<br />
Serdar: " Var canım, olmaz olur mu? Ormanın derinlikleri aslan kaynıyor. İstersen gidelim, bak Uludağ'da aslan var mı, yok mu, kendi gözlerinle gör. "<br />
İbiş: " Çok isterdim ama şunu başka bir güne bıraksak. "<br />
Serdar: " Sen nasıl istersen İbiş. Aslan avı cesaret isteyen bir iş. Kolay olsaydı her önüne gelen aslan avcısı olurdu." <br />
İbiş ile Serdar çene yarıştırırken ileriden iki avcının geldiğini görmüşler. Bunlar Karagöz ile Hacivat'mış. Karagöz ile Hacivat, İbiş'i tanıyorlarmış, Serdar ile de tanışmışlar. <br />
Karagöz Serdar'ın aslan avına çıktığını duyunca şaşırmış. Tüfek, fişek olayını duyunca aklı karışmış. Serdar, ben bu tüfekle Uludağ'da yüz aslan vurdum, deyince kaşları çatılmış. <br />
Karagöz: " Bak Serdar, bol keseden konuşma. Ben böyle şeylere kızarım. İbiş de atar tutar ama sen onu beşe katladın. İbiş'i dövdüm, seni de döverim. "<br />
Bunun üzerine Serdar: " Geçen kış aralık ayında Uludağ'a çıkmıştım. Ne bereketli avdı. Dört tane gergedan avladım. " deyince Karagöz Serdar'ın üstüne atıldı. Aralarında bir boğuşma başladı. İkisi birlikte yere yuvarlanınca Serdar İbiş'in yardımıyla Karagöz'ün elinden kurtuldu, kaçmaya başladı. Karagöz Serdar'ın peşine takıldı. Az sonra yorulan Karagöz bir taşın üstüne oturarak Hacivat'ın ve İbiş'in gelmesini beklemeye başladı. Onlar geldikten sonra Karagöz:  " Geyik gibi koşuyor, yakalamak ne mümkün. "<br />
Hacivat: " Aman Karagözüm, yakalayamadın iyi oldu. "<br />
Karagöz: " Nee? Sen hangi taraftansın Hacivat? "<br />
Hacivat: " Ben senin tarafındanım Karagözüm. "<br />
Karagöz: " Ama ondan tarafa çıktın. "<br />
Hacivat: " Serdar İbiş'le konuşurken, biz araya girdik. Nasıl olsa bir şey vuracağımız yok. Bırak anlatsın. Avda böyle hikayelerin anlatılması ava renk verir. Ortam neşelenir. Bol bol gülünür. "<br />
Karagöz: " Orhan neşelensin, gülsün. Ben gülemem. Boş keseden böyle avcı hikayelerini duyunca kan beynime çıkıyor. "<br />
Hacivat: " Canım Karagözüm, büyüklük göster. Bırak gelsin, anlatsın. "<br />
İbiş: " Sen büyüksün, yücesin, güçlüsün Karagöz Baba. He mi, geliversin mi? "<br />
Karagöz: " Siz bu kadar istedikten sonra.. Gelsin bakalım. "<br />
Hacivat'ın çağırmasıyla Serdar anında onların yanında bitti. Karşısındaki Karagöz'ün kara gözlerinin içine bakarak avcı hikayelerinin son versiyonunu anlatmaya başladı:<br />
" Bir çakal varmış. Bu çakal tilkiden kurnaz, kurttan kavgacıymış. Kaplanları rakip bilmiş. Uludağ'da günün her saati kaplan kovalarmış. Kaplanların çakal karşılarına çıkacak diye ödü koparmış. Olaydan haberim oldu. Tüfek, tesisat kuşandım. Tam tekmil çakalı aramaya koyuldum. Çakala benim onu aradığımı söylemişler. Çakal yüz arkadaşını toplayıp geldi, benim etrafımı sardılar. Tüfekle çaktım aldım. Son kalan çakal, çak al beni de, dedi. Çaktım o çakalı da aldım. Dünya kurulalı beri böyle bir avcı görmekse Uludağ'ın kısmeti oldu. Uludağ benimle ne kadar gururlansa azdır. "<br />
Müdahale etmemek için kendini zorlayan, hırstan dudağını ısırarak kanatan Karagöz dinamit gibi patladı. Önüne çıkan İbiş'e vurdu, Serdar'a vurdu. Yere yuvarlanan İbiş'le Serdar kaçıp gittiler. Karagöz'ü sakinleştirmek Hacivat'a düştü. İleride dere boyunda İbiş'le Serdar yüzlerini yıkayıp, su içtiler, biraz kendilerine geldiler.<br />
İbiş: " Karagöz amma kızdı ha. Arada ben de tokadı yedim. Gülüp geçeceği yerde kızıyor. "<br />
Serdar: " Doğru İbiş. Ben böyle hikayeleri eğlencelik olsun diye anlatıyorum. Son hikayeyi anlatırken, onun gülmese bile kızmayacağını düşündüm. Gülmedi ama kızdı. Hem çok kızdı. Hacivat'ın güldüğü yanına kar kaldı. Sen ne kar ne zarardasın. Ben de bu işten sebeplendim. "<br />
İbiş: " Nee, sebeplendin mi? Tokadı yedin yeri öptün, sonra? "<br />
Serdar: " Bir haftadır ağrıyan çürük dişim vardı. Sallanıp duruyordu. Korkudan dişçiye gidememiştim. Karagöz bir tokatta o dişi bana yutturdu. Buraya gelirken konuşmadık ya dilimi diş oyuğunda tutup kanı durdurdum. Derede ağzımı çalkaladım. İnanmazsan gel de bak. "<br />
İbiş gelir, bakar: " Gerçekten oradan yeni diş çıkmış. Belli oluyor. " der ve kahkahalarla güler.<br />
<br />
SON]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Karagöz İle Hacivat: İşkembe Çorbası]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-karagoz-ile-hacivat-iskembe-corbasi</link>
			<pubDate>Wed, 15 Mar 2023 19:39:21 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34920">Serdar102</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-karagoz-ile-hacivat-iskembe-corbasi</guid>
			<description><![CDATA[KARAGÖZ İLE HACİVAT: İŞKEMBE ÇORBASI        <br />
Hacivat evden çıkar, bir koşu gidip Karagöz'ün evinin kapısını çalar. Karagöz kapıyı açar.<br />
Hacivat: " Karagözüm, koş, hanım işkembe çorbası pişirdi. "<br />
Karagöz: " Hanım işkence çorbası mı pişirdi? "<br />
Hacivat:  " İşkencenin çorbası mı olurmuş? İşkembe çorbası: Bol sirkeli, sarımsaklı. "<br />
Karagöz: " Beni evine götürüp işkence mi yapacaksın? "<br />
Hacivat:  " Aman Karagözüm, ne işkencesi? Seni çorba içmeye çağırdım. "<br />
Karagöz: " Demek bana işkence yapmaya kararlısın? Seni kolculara söyleyeyim de falakaya yatırsınlar. "<br />
Hacivat:  " Aman Karagözüm, etme eyleme. Beni kolculara teslim etme. "<br />
Karagöz: " Sakın buradan ayrılma. Tabanlarına on sopa ye de aklın başına gelsin. "<br />
Karagöz gidince Hacivat evine döner ve samanlığa saklanır. Karagöz ile kolcular, biraz aradıktan sonra, Hacivat'ı samanlıkta bulur.  1. kolcu Karagöz'e sorar: " Bu sana ne yaptı? "<br />
Karagöz: " Beni evine çağırdı. İşkence yapacakmış. Sonra da pişirip çorbamı içecekmiş. On sopa vurun da akıllansın. "<br />
2. kolcu: " Yüz sopa vuralım "<br />
1. kolcu: " O kadarı fazla. Elli sopa yeter. "<br />
Çaresiz kalan Hacivat, Karagöz'ün boynuna sarılır: "Aman Karagözüm, sen büyüksün. Suçum azdır. On sopa yeter. " <br />
Karagöz'ün demesiyle  kolcular on sopa vurup gider. Karagöz Hacivat'ı ayağa kaldırır, sırtına biner, çevrede dolaştırır. Böyle yapmasının sebebi, Hacivat'ın tabanlarının şişmesini önlemektir. Yoksa Hacivat yürüyemez hale gelirdi. <br />
Karagöz'den ayrıldıktan sonra Hacivat ağır aksak evine doğru giderken, düşüncelere dalar: " Söylediklerimi yanlış anlayan Karagöz'e mi kızsam, beni dinlemek zahmetine katlanmayan kolculara mı kızsam bilemedim. Belki her üçüne kızmak daha doğru. Bu dünyada niye böyle haksızlıklar, adaletsizlikler olur, onu da çözemedim. Gel de isyan etme. "<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ'ÜN KARGASI                  <br />
Karagöz:  " Hacivat, bak karga aldım. "<br />
Hacivat:  " Ne?  Karga mı? Ne kargası? "<br />
Karagöz:  " Karga kargası. Nasıl şaşırdın ama? "<br />
Hacivat:  " Çok şaşırdım!  Aman Karagözüm, nereden aldın bunu? "<br />
Karagöz:  " Pazardan. "<br />
Hacivat:  " Pazardan mı? Kaça aldın? "<br />
Karagöz:  " Dört akçeye. " <br />
Hacivat:  " Nee? Dört akçe mi? "<br />
Karagöz:  " Evet, dört akçe. " <br />
Hacivat:  " Sen ne yaptın Karagözüm? Hiç bu karga dört akçe eder mi? "<br />
Karagöz:  " Etmez mi? Ya kaç akçe eder? "<br />
Hacivat:  " Bırak dördü, üçü, ikiyi, bir akçe etmez. "<br />
Karga söze karışır: " Bir akçe etmez miyim? Karagöz kim bu ya? "<br />
Karagöz:  " Hacivat, çok iyi arkadaşımdır. "<br />
Karga, Karagöz'ün kolundadır. Hacivat'tan yana döner. Sesi tok, duruşu ciddidir. Sert bakar. Hacivat bir adım geriler.<br />
Karga: " Senin adın Hacivat mı? "<br />
Hacivat: " Evet Hacivat. "<br />
Karga: " Nerelisin? "<br />
Hacivat: " Buralı."<br />
Karga: " Burası neresi? "<br />
Hacivat: " Şey, yani Bursa. "<br />
Karga: " Bursa'nın adı ne zamandan beri şey yani Bursa oldu? "<br />
Hacivat söyleyecek söz bulamaz. Renkten renge girer.  Başını hafifçe öne eğer. Gözlerini kısar. Karagöz'den yana döner. Bakışları, imdat, beni bu kargadan kurtar, Karagöz, der gibidir. Karagöz durumu hemen kavrar. Hacivat'ın süngüsü düşmüştür. Bu bulunmaz fırsatı değerlendirir: " Hacivat korktu. Karga, parçala onu. " diye bağırır. <br />
Karga: " Sen sus Karagöz, " der.  Karagöz susar. Gözlerini kapatır. Bir imparatorluğun çöküşünü dinlemek için, kulaklarını on altı açar. <br />
Karga, Hacivat'a döner: " Seni kanatsız, tüysüz yaratık seni. Kendini ne sanıyorsun? Beni dört akçeye Karagöz aldı. Sen kendini pazarda sat bakalım. Bırak akçeyi kuruş veren olmaz. Yolarım sakallarını sonra sokağa çıkamazsın. "<br />
Bunun üzerine Hacivat bir kaçış kaçar ki sormayın. <br />
Aradan günler geçer. Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır. <br />
Hacivat sorar: " Vay Karagöz, karga yok mu? "<br />
Karagöz: " Yok. Sattım kargayı kurtuldum. Ne belaymış be. "<br />
Hacivat: " Aman Karagözüm, bela dedin. Sana ne yaptı bu karga? "<br />
Karagöz: " Ne yapmadı kİ? Geçen gece sabaha kadar uyutmadı. Hayatını anlattı. 200 yaşındaymış. Dünyanın pek çok yerini gezmiş, dolaşmış. Saraylarda yaşamış. Krallarla, prenslerle dost olmuş. Gençliğinde göklerin hakimiymiş. Kartallar, bundan korkarmış. Daha neler, neler..  Sabah olunca yarı uykuluyum ya, sus da biraz uyuyayım, dedim. Sen misin bunu bana diyen. Bana bir daldı. Yere yıktı. Kanatlarıyla vurdu, gagaladı. Ama elinden kurtuldum. Pencereden atlayıp kaçtım. Sokaklarda uzun süre dolaştım. Ağaçlık bir alan gördüm. Oraya girip saklandım. Kendimce hafiften söyleniyordum. Karagöz, ne vızırdayıp duruyorsun, diyen bir ses duydum. Kafamı kaldırıp baktım. Ağacın dalında karga?  Ağzım açık bakakaldım. Karga, beni pazara götür, on akçeye sat, dedi. Onu pazarda on akçeye sattım. Bu işten epey karlı çıktım. " <br />
Hacivat: " Desene bu kargadan ben ucuz kurtulmuşum.. Kargayı kim aldı? "<br />
Karagöz: " Kilimci Ahmet. Beni yerlerde sürükleyen karga kilimciyi ne yapar? "<br />
Hacivat: " Halı gibi dokur. Dörde böler, on ikiyle çarpar. "<br />
Karagöz: " Hal ve gidiş böyle. Bana güle güle " der. Böylelikle iki arkadaş evlerine gitmek üzere birbirinden ayrılırlar. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: KABAK PİŞTİ, TABAĞA DÜŞTÜ              <br />
Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır.<br />
Hacivat: " Aman Karagözüm, ben de seni arıyordum. "<br />
Karagöz: " Buldun işte ne olacak? "<br />
Hacivat: " Hanım evde kabak pişirdi, bir tabak kap da gel. "<br />
Karagöz: " Senin hanım tabak mı pişirdi? "<br />
Hacivat: " Tabak değil, kabak pişirdi. "<br />
Karagöz: " Tamam gelirim. "<br />
Hacivat geri dönüp giderken, Karagöz arkasından söylenir: " Hanımı evde tabak pişirmiş. Ben evden kabak getirecekmişim. Pişmiş tabağı kabağın içine koyacakmışım. Şu Hacivat hekime bir uğrasa iyi olacak. "<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: DOST ACI SÖYLER                    <br />
Karagöz: " Hacivat, biz eski dostuz, değil mi? "<br />
Hacivat: " Aman Karagözüm, tabi ki eski dostuz. "<br />
Karagöz: " Mesela ne kadar eski? "<br />
Hacivat: " Çok eski. Yılları üst üste toplamak zaman alır. "<br />
Karagöz: " Dost acı söylermiş, doğru mu? "<br />
Hacivat: " Doğrudur. Yanlışta olan dostuna acı söylersin. Onu uyarırsın. "<br />
Karagöz: " Gel o zaman şu kebapçıya girelim. Bana acı söyle. "<br />
Hacivat: " Karagözüm, neden acı söyleyeyim? Yanlışa düşmedin ki. Acı konuşamam. "<br />
Karagöz: " Bre Hacivat, acılı Adana söyle. "<br />
Hacivat: " Ha şu mesele. Olur söylerim. Benim dostumsan sen de bana bir acılı söylersin. "<br />
Karagöz: " Söyledim gitti ama hesabı ödemen şartıyla. "<br />
Hacivat: " Olur Karagözüm, hesabı ben öderim. "<br />
<br />
----------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: HERKÜL                                                      <br />
Hacivat kurbanlık koyun seçmektedir: <br />
" Karagözüm gel, şu koyunu kucakla. Bakalım elli okka çeker mi? "<br />
Karagöz koyunu kaldıramaz. Etrafına toplananların bakışlarından etkilenir ve başını öne eğer. <br />
Hacivat böyle bir fırsatı kaçırmaz: " Yazık sana Karagözüm, bir koyunu kaldıramadın. Oysa bu alanda bir tosunu kaldırdığına ben şahidim. "<br />
Karagöz başını kaldırır, derin bir iç geçirir: " Doğru o zaman yirmi beş yaşındaydım. Herkes bana herkül demişti. "<br />
Hacivat: " Şimdi yaşın elli oldu. Herkülün heri gitmiş, külü kalmış. Bir yirmi beş yıl sonra külün de kalmaz. "<br />
Seyredenlerden gülenler olunca Karagöz Hacivat'ın alay ettiğini anlar. Hacivat'ın üstüne hamle yapar. Yakasından yakalar. Hacivat gömleğini çıkarıp, Karagöz'ün elinden kurtulur ve kaçmaya başlar. Karagöz Hacivat'ı kovalar ancak yakalayamaz. <br />
<br />
------------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: DEVE ÇORBASI                            <br />
Hacivat: " Karagözüm, yanında torba var mı? "<br />
Karagöz: " Hı.. "<br />
Hacivat: " Torba, torba. Şuradan biraz ot yolalım. "<br />
Karagöz: " Sabah içtiğim mercimek çorbası. "<br />
Hacivat: " Çorba değil, torba dedim. "<br />
Karagöz: " İşkembe çorbası, yayla çorbası. "<br />
Hacivat: " ? "<br />
Karagöz: " Tavuk çorbası, deve çorbası. "<br />
Hacivat: " Ötekiler neyse de deve çorbası ne alaka? "<br />
Karagöz: " Deveyi yatırırsın falakaya. "<br />
Hacivat: " Hani deve nerede? "<br />
İşte diyen Karagöz hamle yapınca Hacivat kaçar. Arkasından koşan Karagöz, dur kaçma, elli sopa hediyem olsun, diye bağırır. <br />
<br />
-------------------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: BİR KÜP ALTIN            <br />
Karagöz kuyu açmak için, bahçeyi kazarken bir küp altın bulur. Çok sevinir. Bir saat sonra Bursa'da Karagöz'ün altın bulduğunu duymayan kalmaz. Halk, kapının önünde uzun kuyruklar oluşturur.  Karagöz sıradan gelene on altın verir. Altınlar giderek azalmaya başlar. Hacivat Karagöz'ün altın bulduğunu ama bu altınları dağıttığını duyunca soluğu Karagöz'ün yanında alır. <br />
Hacivat: " Aman Karagözüm, altın bulmuşsun, iyi, güzel de bulduğun altınları neden  dağıtıyorsun? "<br />
Karagöz: " Altınların yarısı bana yeter. Diğer yarısı fakir fukaranın. Onlar da sevinsin. "<br />
Hacivat: " Karagözüm, sen ne kadar altın buldun? "<br />
Karagöz: " Bir küp altın. Küp benim boyumdan daha uzun. "<br />
Hacivat: " Fakir fukaranın diyorsun da kalabalık arasında servet sahibi çok zengin gördüm. Bunların içinde sabahtan beri üç dört defa kuyruğa girenler varmış. Elbise değiştirip tekrar kuyruğa girerlermiş. " <br />
Karagöz: " Vay köftehorlar? Boşuna değil şapkasını gözlerinin üstüne kadar indirip bakışlarını kaçıranlar vardı. "<br />
Hacivat: " Bu zenginler daha zengin olursa halkı çok fazla ezer. Zenginleri şımartma. Dağıtımı kes. Kalan altınları sayalım. Kendine yetecek kadarını ayır gerisini yarın ben senin yanında gerçek ihtiyaç sahiplerine veririm. "<br />
Karagöz: " Tamam Hacivat, dediğin olsun. "<br />
Karagöz halktan yana dönerek, bugünlük dağıtım bitti. Yarın altınları Hacivat dağıtacak deyince homurtular artar, kalabalık dağılır. <br />
Hacivat Karagöz ile birlikte bahçeye çıkar. Karagöz küpte kalan iki avuç altını Hacivat'a verir ve başka altın kalmadığını söyler. Hacivat düşer, bayılır. Daha sonra ayılan Hacivat, bu altınları da dağıtır korkusuyla Karagöz'ün verdiği altınlarla birlikte evinin yolunu tutar.<br />
Ertesi sabah küpteki altınların sıfırlandığını duyanlar, Karagöz'ün evinin önünden uzaklaşır. Karagöz  bakkala peynir, ekmek almak için gider ama borç bini aştı, dün neden ödemedin borcunu diyen bakkal veresiyeyi kestiğini söyler. Karagöz başı önde evine döner.<br />
Daha ertesi sabah Hacivat eve gelir. Karagöz üzgündür. Keşke altınları dağıtmasaydım, seni çağırsaydım. Böyle aç- susuz kalmazdım, der. <br />
Hacivat: " Yani artık akıllandın. "<br />
Karagöz: " Akıllandım ama gitti altınlar, tükendi. "<br />
Hacivat, Karagöz'ün verdiği altınları çıkarır. Altınlar tükenmedi Karagözüm, bunlar bana verdiğin altınlar. Al, hepsi senin der ve altınları verir. Karagöz altınları alır ve gözlerinden iki damla yaş akar. Hacivat'a sıkıca sarılır. İşte gerçek dost böyle olur, der.<br />
Hacivat: " Bir küp altın daha bulsan yine dağıtır mısın? " diye sorar. <br />
Bunun üzerine Karagöz: " Bir daha yanlışa düşmem. Kimseye haber vermem. Altınları bozdurur  harcarım. " der.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: ÜZÜM ÜZÜME BAKAR            <br />
Karagöz: " Sana bir atasözü söyleyeyim, Hacivat. "<br />
Hacivat: " Söyle bakalım Karagözüm. "<br />
Karagöz: " Üzüm üzüme baka baka conki. "<br />
Hacivat: " Bu ne biçim atasözü? "<br />
Karagöz: " Yanlış mı söyledim. "<br />
Hacivat: " Tabi yanlış söyledin. "<br />
Karagöz: " Üzüm üzüme baka baka Karagöz. "<br />
Hacivat: " Yine yanlış. "<br />
Karagöz: " Neresi yanlış. "<br />
Hacivat: " Sonu yanlış. Atasözünde adının işi ne? "<br />
Karagöz: " Karalı bir şey vardı sonunda. "<br />
Hacivat: " Doğru. Üzüm üzüme baka baka kara.. " <br />
Karagöz: " Buldum. Kara kara. "<br />
Hacivat: " Hayır. "<br />
Karagöz: " Karabiber. "<br />
Hacivat: " Olmaz. "<br />
Karagöz: " Belki şöyle olur. Ben kendi aklıma göre söylesem. "<br />
Hacivat: " Söyle bakalım. "<br />
Karagöz: " Hacivat Karagöz'e baka baka Karagöz. "<br />
Hacivat: " Hayda? Bu ne demek? "<br />
Karagöz: " Yani sen bana baka baka Karagöz oldun. "<br />
Hacivat: " Ben Karagöz olduysam sen de bana bakarak Hacivat oldun. "<br />
Karagöz: " O zaman gel yer değiştirelim. Ben oraya sen buraya. "<br />
Hacivat: " Şimdi ne oldu? "<br />
Karagöz: " Ben Hacivat oldum, sen Karagöz. "<br />
Hacivat: " Öyle olsun. Senin sohbetine doyulmaz.  Bir yere uğramam gerek. Sonra görüşürüz. "<br />
Kendini Hacivat zanneden Karagöz Hacivat'ın evine gider. Kapıyı çalar. Kapıyı açan Hacivat'ın hanımına ben Hacivat oldum der ve içeri girmeye kalkar. Hacivat'ın hanımı, seni kendini bilmez, diye bağırır ve mutfaktan kaptığı oklavayla Karagöz'ün kafasına vurur. Aklı başına gelen Karagöz kaçıp gider. <br />
Akşamüstü eve gelen Hacivat'a hanımı olanları anlatır. Hacivat ise, bugün Karagöz'le konuştuklarını nakleder. Karagöz'ün ikisi arasındaki konuşmaların etkisinde  kaldığını söyler. Böylelikle Karagöz evleri şaşırıp bizim eve gelmiş, der. <br />
Hacivat'ın Hanımı: " Şu senin gözü kara başka birinin daha evine  girmeye kalkmasın? "<br />
Hacivat: " Yok daha neler? Dersini almış. Karagöz aynı yanlışa iki kere düşmez. "<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT:  İNEGÖL'E ON İŞÇİ            <br />
Hacivat: " Haydi, son bir kişi araba kalkıyor. Vay Karagözüm, hoş geldin. Araba kalkıyor. "<br />
Karagöz: " Hı. "<br />
Hacivat: " At arabası kalkıyor. İşçi gideceksin. İnegöl'e patates toplamaya. "<br />
Karagöz: " Dişim ağrımıyor ki, İnegöl'e dişçiye niye gideyim? "<br />
Hacivat: " Dişçiye değil, işçi gideceksin. "<br />
Karagöz: " Piştide çok iyiyimdir. Geçen gün nasıl seni kahvede yenmiştim. Herkesin içinde ağlamıştın. "<br />
Hacivat: " Ah Karagözüm, benim ağlamam yenildim diye değil. "<br />
Karagöz: " O zaman neden ağladın? "<br />
Hacivat: " Benim aldığım sayıları kendine yazmışsın. Senin zavallı haline acıdım da ağladım. "<br />
Karagöz: " Doğru, yenilince zavallı durumuna düşmüştün. Bak ısrar etme yine ağlatırım seni. "<br />
Bir işçi gelir, araba dolar ve gider. İkinci bir at arabası gelir, kenara yanaşır. <br />
Hacivat: " Haydi, İnegöl'e on işçi. Günübirlik iş. Gündelik iki akçe. "<br />
Karagöz: " Az önce kalkan araba nereye gitti, Hacivat? "<br />
Hacivat: " İnegöl'e gitti. Patatese. Gündelik iki akçe. Çalışan kazanır. "<br />
Karagöz: " Yazıklar olsun sana Hacivat. Bana neden söylemedin? O paraya ihtiyacım vardı. "<br />
Hacivat: " Aha? Söyledim ya. Son bir kişi dedim. İnegöl'e patates toplamaya dedim. İşçi gideceksin dedim. "<br />
Karagöz: " Öyle söylemedin. Dişçiyle, piştiyle kandırdın beni. "<br />
Hacivat: " Dur Karagözüm, bu arabaya bin. Aynı yer, aynı iş. Atları biraz kırbaçlarsınız, onlardan önce varırsınız. "<br />
" Demek beni adamlara kırbaçlatacaksın? Bir daha seninle konuşursam iki olsun, " diye yürüyüp giden Karagöz'ün arkasından Hacivat bakakalır. <br />
<br />
----------------------------------------------------------------------------<br />
EN AKILLI KARAGÖZ                        <br />
Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır. <br />
Hacivat: " Karagözüm, bal almak ister misin? "<br />
Karagöz: " Hı.. "<br />
Hacivat: " Şu köşede bal satıyorlar. Kilosu dört akçe. Al istersen. "<br />
Karagöz: " Zaten eskiden beri benim hayalim. "<br />
Hacivat: " Hayalin mi? Ne hayali? "<br />
Karagöz: " Sal satıyorlar dedin ya. Bir sal alıp dünya turuna çıkmak. "<br />
Hacivat: " Sal değil, bal satıyorlar. Hey koca kafalı, sağır kulaklı. "<br />
Karagöz: " Doldururdum çoluk çocuğu sala, kürek çeker, okyanusa ulaşırdım. "<br />
Hacivat: " Okyanusu bırak, herkes bal alıyor. "<br />
Karagöz: " Herkes fal bakar ama kimse benim gibi fal bakamaz. "<br />
Hacivat: " ... "<br />
Karagöz: " Geçen gün kahve falıma baktım. İyi yerdeydim. " <br />
Hacivat: " Nasıl yani? "<br />
Karagöz: " Çıkmışım kavağın ucuna, yukarıdan akıl dağıtıyorlar. Ben yüksekteyim ya en çok aklı ben aldım. "<br />
Hacivat: " Sorması ayıp olmasın, ne yaptın o akılları? "<br />
Karagöz: " Kaybolmasın diye beynime doldurdum. "<br />
Hacivat: " Senin beynin akıl dolu da, sen çok akıllısın da ben mi fark edemedim? "<br />
Karagöz: " Boşuna akıllıyım deme Hacivat, akıl dağıtılırken sen orada yoktun. "<br />
<br />
------------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: MANDA              <br />
Hacivat: " Karagözüm, sana bir bilmece sorayım da bil. "<br />
Karagöz: " Sor bakalım ama kolay olsun. "<br />
Hacivat: " Canı kaymak isteyen, neyi yanında taşır? "<br />
Karagöz: " Parayı yanında taşır. "<br />
Hacivat: " Olmaz. "<br />
Karagöz: " Parasız kaymak nasıl alacak? "<br />
Hacivat: " Bilmeceyi sulandırma. Olmaz dedim. "<br />
Karagöz: " Süthaneyi yanında taşır. "<br />
Hacivat: " Olmaz. "<br />
Karagöz: " Mandırayı yanında taşır. "<br />
Hacivat: " Olmaz Karagözüm, olmaz. Bu şey bir hayvan. "<br />
Karagöz: " Hayvan mı? "<br />
Hacivat: " Evet, büyükbaş bir hayvan. "<br />
Karagöz: " Buldum. Fil. "<br />
Hacivat: " Fil değil. "<br />
Karagöz: " Filin de sütü var. Sütünden kaymak olmaz mı? "<br />
Hacivat: " Karıştırma şimdi fili. Bu bir ahır hayvanı. Çamura yatmayı çok sever. "<br />
Karagöz: " Çamur hayvanı. "<br />
Hacivat: " ... "<br />
Karagöz: " Hayvan çamuru. "<br />
Hacivat: " ... "<br />
Karagöz: " Tamam buldum. Öküz. "<br />
Hacivat: " Öküzün sütü nerede? "<br />
Karagöz: " O zaman inek. "<br />
Hacivat: " İnek benzeri, manda gibi. "<br />
Karagöz: " Şimdi aklıma geldi: Manda. "<br />
Hacivat: " Doğru Karagözüm, bildin. "<br />
Karagöz: " Bilirim tabi. Benim adım Karagöz. Her sorunun cevabını şıp diye bilirim. "<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[KARAGÖZ İLE HACİVAT: İŞKEMBE ÇORBASI        <br />
Hacivat evden çıkar, bir koşu gidip Karagöz'ün evinin kapısını çalar. Karagöz kapıyı açar.<br />
Hacivat: " Karagözüm, koş, hanım işkembe çorbası pişirdi. "<br />
Karagöz: " Hanım işkence çorbası mı pişirdi? "<br />
Hacivat:  " İşkencenin çorbası mı olurmuş? İşkembe çorbası: Bol sirkeli, sarımsaklı. "<br />
Karagöz: " Beni evine götürüp işkence mi yapacaksın? "<br />
Hacivat:  " Aman Karagözüm, ne işkencesi? Seni çorba içmeye çağırdım. "<br />
Karagöz: " Demek bana işkence yapmaya kararlısın? Seni kolculara söyleyeyim de falakaya yatırsınlar. "<br />
Hacivat:  " Aman Karagözüm, etme eyleme. Beni kolculara teslim etme. "<br />
Karagöz: " Sakın buradan ayrılma. Tabanlarına on sopa ye de aklın başına gelsin. "<br />
Karagöz gidince Hacivat evine döner ve samanlığa saklanır. Karagöz ile kolcular, biraz aradıktan sonra, Hacivat'ı samanlıkta bulur.  1. kolcu Karagöz'e sorar: " Bu sana ne yaptı? "<br />
Karagöz: " Beni evine çağırdı. İşkence yapacakmış. Sonra da pişirip çorbamı içecekmiş. On sopa vurun da akıllansın. "<br />
2. kolcu: " Yüz sopa vuralım "<br />
1. kolcu: " O kadarı fazla. Elli sopa yeter. "<br />
Çaresiz kalan Hacivat, Karagöz'ün boynuna sarılır: "Aman Karagözüm, sen büyüksün. Suçum azdır. On sopa yeter. " <br />
Karagöz'ün demesiyle  kolcular on sopa vurup gider. Karagöz Hacivat'ı ayağa kaldırır, sırtına biner, çevrede dolaştırır. Böyle yapmasının sebebi, Hacivat'ın tabanlarının şişmesini önlemektir. Yoksa Hacivat yürüyemez hale gelirdi. <br />
Karagöz'den ayrıldıktan sonra Hacivat ağır aksak evine doğru giderken, düşüncelere dalar: " Söylediklerimi yanlış anlayan Karagöz'e mi kızsam, beni dinlemek zahmetine katlanmayan kolculara mı kızsam bilemedim. Belki her üçüne kızmak daha doğru. Bu dünyada niye böyle haksızlıklar, adaletsizlikler olur, onu da çözemedim. Gel de isyan etme. "<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ'ÜN KARGASI                  <br />
Karagöz:  " Hacivat, bak karga aldım. "<br />
Hacivat:  " Ne?  Karga mı? Ne kargası? "<br />
Karagöz:  " Karga kargası. Nasıl şaşırdın ama? "<br />
Hacivat:  " Çok şaşırdım!  Aman Karagözüm, nereden aldın bunu? "<br />
Karagöz:  " Pazardan. "<br />
Hacivat:  " Pazardan mı? Kaça aldın? "<br />
Karagöz:  " Dört akçeye. " <br />
Hacivat:  " Nee? Dört akçe mi? "<br />
Karagöz:  " Evet, dört akçe. " <br />
Hacivat:  " Sen ne yaptın Karagözüm? Hiç bu karga dört akçe eder mi? "<br />
Karagöz:  " Etmez mi? Ya kaç akçe eder? "<br />
Hacivat:  " Bırak dördü, üçü, ikiyi, bir akçe etmez. "<br />
Karga söze karışır: " Bir akçe etmez miyim? Karagöz kim bu ya? "<br />
Karagöz:  " Hacivat, çok iyi arkadaşımdır. "<br />
Karga, Karagöz'ün kolundadır. Hacivat'tan yana döner. Sesi tok, duruşu ciddidir. Sert bakar. Hacivat bir adım geriler.<br />
Karga: " Senin adın Hacivat mı? "<br />
Hacivat: " Evet Hacivat. "<br />
Karga: " Nerelisin? "<br />
Hacivat: " Buralı."<br />
Karga: " Burası neresi? "<br />
Hacivat: " Şey, yani Bursa. "<br />
Karga: " Bursa'nın adı ne zamandan beri şey yani Bursa oldu? "<br />
Hacivat söyleyecek söz bulamaz. Renkten renge girer.  Başını hafifçe öne eğer. Gözlerini kısar. Karagöz'den yana döner. Bakışları, imdat, beni bu kargadan kurtar, Karagöz, der gibidir. Karagöz durumu hemen kavrar. Hacivat'ın süngüsü düşmüştür. Bu bulunmaz fırsatı değerlendirir: " Hacivat korktu. Karga, parçala onu. " diye bağırır. <br />
Karga: " Sen sus Karagöz, " der.  Karagöz susar. Gözlerini kapatır. Bir imparatorluğun çöküşünü dinlemek için, kulaklarını on altı açar. <br />
Karga, Hacivat'a döner: " Seni kanatsız, tüysüz yaratık seni. Kendini ne sanıyorsun? Beni dört akçeye Karagöz aldı. Sen kendini pazarda sat bakalım. Bırak akçeyi kuruş veren olmaz. Yolarım sakallarını sonra sokağa çıkamazsın. "<br />
Bunun üzerine Hacivat bir kaçış kaçar ki sormayın. <br />
Aradan günler geçer. Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır. <br />
Hacivat sorar: " Vay Karagöz, karga yok mu? "<br />
Karagöz: " Yok. Sattım kargayı kurtuldum. Ne belaymış be. "<br />
Hacivat: " Aman Karagözüm, bela dedin. Sana ne yaptı bu karga? "<br />
Karagöz: " Ne yapmadı kİ? Geçen gece sabaha kadar uyutmadı. Hayatını anlattı. 200 yaşındaymış. Dünyanın pek çok yerini gezmiş, dolaşmış. Saraylarda yaşamış. Krallarla, prenslerle dost olmuş. Gençliğinde göklerin hakimiymiş. Kartallar, bundan korkarmış. Daha neler, neler..  Sabah olunca yarı uykuluyum ya, sus da biraz uyuyayım, dedim. Sen misin bunu bana diyen. Bana bir daldı. Yere yıktı. Kanatlarıyla vurdu, gagaladı. Ama elinden kurtuldum. Pencereden atlayıp kaçtım. Sokaklarda uzun süre dolaştım. Ağaçlık bir alan gördüm. Oraya girip saklandım. Kendimce hafiften söyleniyordum. Karagöz, ne vızırdayıp duruyorsun, diyen bir ses duydum. Kafamı kaldırıp baktım. Ağacın dalında karga?  Ağzım açık bakakaldım. Karga, beni pazara götür, on akçeye sat, dedi. Onu pazarda on akçeye sattım. Bu işten epey karlı çıktım. " <br />
Hacivat: " Desene bu kargadan ben ucuz kurtulmuşum.. Kargayı kim aldı? "<br />
Karagöz: " Kilimci Ahmet. Beni yerlerde sürükleyen karga kilimciyi ne yapar? "<br />
Hacivat: " Halı gibi dokur. Dörde böler, on ikiyle çarpar. "<br />
Karagöz: " Hal ve gidiş böyle. Bana güle güle " der. Böylelikle iki arkadaş evlerine gitmek üzere birbirinden ayrılırlar. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: KABAK PİŞTİ, TABAĞA DÜŞTÜ              <br />
Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır.<br />
Hacivat: " Aman Karagözüm, ben de seni arıyordum. "<br />
Karagöz: " Buldun işte ne olacak? "<br />
Hacivat: " Hanım evde kabak pişirdi, bir tabak kap da gel. "<br />
Karagöz: " Senin hanım tabak mı pişirdi? "<br />
Hacivat: " Tabak değil, kabak pişirdi. "<br />
Karagöz: " Tamam gelirim. "<br />
Hacivat geri dönüp giderken, Karagöz arkasından söylenir: " Hanımı evde tabak pişirmiş. Ben evden kabak getirecekmişim. Pişmiş tabağı kabağın içine koyacakmışım. Şu Hacivat hekime bir uğrasa iyi olacak. "<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: DOST ACI SÖYLER                    <br />
Karagöz: " Hacivat, biz eski dostuz, değil mi? "<br />
Hacivat: " Aman Karagözüm, tabi ki eski dostuz. "<br />
Karagöz: " Mesela ne kadar eski? "<br />
Hacivat: " Çok eski. Yılları üst üste toplamak zaman alır. "<br />
Karagöz: " Dost acı söylermiş, doğru mu? "<br />
Hacivat: " Doğrudur. Yanlışta olan dostuna acı söylersin. Onu uyarırsın. "<br />
Karagöz: " Gel o zaman şu kebapçıya girelim. Bana acı söyle. "<br />
Hacivat: " Karagözüm, neden acı söyleyeyim? Yanlışa düşmedin ki. Acı konuşamam. "<br />
Karagöz: " Bre Hacivat, acılı Adana söyle. "<br />
Hacivat: " Ha şu mesele. Olur söylerim. Benim dostumsan sen de bana bir acılı söylersin. "<br />
Karagöz: " Söyledim gitti ama hesabı ödemen şartıyla. "<br />
Hacivat: " Olur Karagözüm, hesabı ben öderim. "<br />
<br />
----------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: HERKÜL                                                      <br />
Hacivat kurbanlık koyun seçmektedir: <br />
" Karagözüm gel, şu koyunu kucakla. Bakalım elli okka çeker mi? "<br />
Karagöz koyunu kaldıramaz. Etrafına toplananların bakışlarından etkilenir ve başını öne eğer. <br />
Hacivat böyle bir fırsatı kaçırmaz: " Yazık sana Karagözüm, bir koyunu kaldıramadın. Oysa bu alanda bir tosunu kaldırdığına ben şahidim. "<br />
Karagöz başını kaldırır, derin bir iç geçirir: " Doğru o zaman yirmi beş yaşındaydım. Herkes bana herkül demişti. "<br />
Hacivat: " Şimdi yaşın elli oldu. Herkülün heri gitmiş, külü kalmış. Bir yirmi beş yıl sonra külün de kalmaz. "<br />
Seyredenlerden gülenler olunca Karagöz Hacivat'ın alay ettiğini anlar. Hacivat'ın üstüne hamle yapar. Yakasından yakalar. Hacivat gömleğini çıkarıp, Karagöz'ün elinden kurtulur ve kaçmaya başlar. Karagöz Hacivat'ı kovalar ancak yakalayamaz. <br />
<br />
------------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: DEVE ÇORBASI                            <br />
Hacivat: " Karagözüm, yanında torba var mı? "<br />
Karagöz: " Hı.. "<br />
Hacivat: " Torba, torba. Şuradan biraz ot yolalım. "<br />
Karagöz: " Sabah içtiğim mercimek çorbası. "<br />
Hacivat: " Çorba değil, torba dedim. "<br />
Karagöz: " İşkembe çorbası, yayla çorbası. "<br />
Hacivat: " ? "<br />
Karagöz: " Tavuk çorbası, deve çorbası. "<br />
Hacivat: " Ötekiler neyse de deve çorbası ne alaka? "<br />
Karagöz: " Deveyi yatırırsın falakaya. "<br />
Hacivat: " Hani deve nerede? "<br />
İşte diyen Karagöz hamle yapınca Hacivat kaçar. Arkasından koşan Karagöz, dur kaçma, elli sopa hediyem olsun, diye bağırır. <br />
<br />
-------------------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: BİR KÜP ALTIN            <br />
Karagöz kuyu açmak için, bahçeyi kazarken bir küp altın bulur. Çok sevinir. Bir saat sonra Bursa'da Karagöz'ün altın bulduğunu duymayan kalmaz. Halk, kapının önünde uzun kuyruklar oluşturur.  Karagöz sıradan gelene on altın verir. Altınlar giderek azalmaya başlar. Hacivat Karagöz'ün altın bulduğunu ama bu altınları dağıttığını duyunca soluğu Karagöz'ün yanında alır. <br />
Hacivat: " Aman Karagözüm, altın bulmuşsun, iyi, güzel de bulduğun altınları neden  dağıtıyorsun? "<br />
Karagöz: " Altınların yarısı bana yeter. Diğer yarısı fakir fukaranın. Onlar da sevinsin. "<br />
Hacivat: " Karagözüm, sen ne kadar altın buldun? "<br />
Karagöz: " Bir küp altın. Küp benim boyumdan daha uzun. "<br />
Hacivat: " Fakir fukaranın diyorsun da kalabalık arasında servet sahibi çok zengin gördüm. Bunların içinde sabahtan beri üç dört defa kuyruğa girenler varmış. Elbise değiştirip tekrar kuyruğa girerlermiş. " <br />
Karagöz: " Vay köftehorlar? Boşuna değil şapkasını gözlerinin üstüne kadar indirip bakışlarını kaçıranlar vardı. "<br />
Hacivat: " Bu zenginler daha zengin olursa halkı çok fazla ezer. Zenginleri şımartma. Dağıtımı kes. Kalan altınları sayalım. Kendine yetecek kadarını ayır gerisini yarın ben senin yanında gerçek ihtiyaç sahiplerine veririm. "<br />
Karagöz: " Tamam Hacivat, dediğin olsun. "<br />
Karagöz halktan yana dönerek, bugünlük dağıtım bitti. Yarın altınları Hacivat dağıtacak deyince homurtular artar, kalabalık dağılır. <br />
Hacivat Karagöz ile birlikte bahçeye çıkar. Karagöz küpte kalan iki avuç altını Hacivat'a verir ve başka altın kalmadığını söyler. Hacivat düşer, bayılır. Daha sonra ayılan Hacivat, bu altınları da dağıtır korkusuyla Karagöz'ün verdiği altınlarla birlikte evinin yolunu tutar.<br />
Ertesi sabah küpteki altınların sıfırlandığını duyanlar, Karagöz'ün evinin önünden uzaklaşır. Karagöz  bakkala peynir, ekmek almak için gider ama borç bini aştı, dün neden ödemedin borcunu diyen bakkal veresiyeyi kestiğini söyler. Karagöz başı önde evine döner.<br />
Daha ertesi sabah Hacivat eve gelir. Karagöz üzgündür. Keşke altınları dağıtmasaydım, seni çağırsaydım. Böyle aç- susuz kalmazdım, der. <br />
Hacivat: " Yani artık akıllandın. "<br />
Karagöz: " Akıllandım ama gitti altınlar, tükendi. "<br />
Hacivat, Karagöz'ün verdiği altınları çıkarır. Altınlar tükenmedi Karagözüm, bunlar bana verdiğin altınlar. Al, hepsi senin der ve altınları verir. Karagöz altınları alır ve gözlerinden iki damla yaş akar. Hacivat'a sıkıca sarılır. İşte gerçek dost böyle olur, der.<br />
Hacivat: " Bir küp altın daha bulsan yine dağıtır mısın? " diye sorar. <br />
Bunun üzerine Karagöz: " Bir daha yanlışa düşmem. Kimseye haber vermem. Altınları bozdurur  harcarım. " der.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: ÜZÜM ÜZÜME BAKAR            <br />
Karagöz: " Sana bir atasözü söyleyeyim, Hacivat. "<br />
Hacivat: " Söyle bakalım Karagözüm. "<br />
Karagöz: " Üzüm üzüme baka baka conki. "<br />
Hacivat: " Bu ne biçim atasözü? "<br />
Karagöz: " Yanlış mı söyledim. "<br />
Hacivat: " Tabi yanlış söyledin. "<br />
Karagöz: " Üzüm üzüme baka baka Karagöz. "<br />
Hacivat: " Yine yanlış. "<br />
Karagöz: " Neresi yanlış. "<br />
Hacivat: " Sonu yanlış. Atasözünde adının işi ne? "<br />
Karagöz: " Karalı bir şey vardı sonunda. "<br />
Hacivat: " Doğru. Üzüm üzüme baka baka kara.. " <br />
Karagöz: " Buldum. Kara kara. "<br />
Hacivat: " Hayır. "<br />
Karagöz: " Karabiber. "<br />
Hacivat: " Olmaz. "<br />
Karagöz: " Belki şöyle olur. Ben kendi aklıma göre söylesem. "<br />
Hacivat: " Söyle bakalım. "<br />
Karagöz: " Hacivat Karagöz'e baka baka Karagöz. "<br />
Hacivat: " Hayda? Bu ne demek? "<br />
Karagöz: " Yani sen bana baka baka Karagöz oldun. "<br />
Hacivat: " Ben Karagöz olduysam sen de bana bakarak Hacivat oldun. "<br />
Karagöz: " O zaman gel yer değiştirelim. Ben oraya sen buraya. "<br />
Hacivat: " Şimdi ne oldu? "<br />
Karagöz: " Ben Hacivat oldum, sen Karagöz. "<br />
Hacivat: " Öyle olsun. Senin sohbetine doyulmaz.  Bir yere uğramam gerek. Sonra görüşürüz. "<br />
Kendini Hacivat zanneden Karagöz Hacivat'ın evine gider. Kapıyı çalar. Kapıyı açan Hacivat'ın hanımına ben Hacivat oldum der ve içeri girmeye kalkar. Hacivat'ın hanımı, seni kendini bilmez, diye bağırır ve mutfaktan kaptığı oklavayla Karagöz'ün kafasına vurur. Aklı başına gelen Karagöz kaçıp gider. <br />
Akşamüstü eve gelen Hacivat'a hanımı olanları anlatır. Hacivat ise, bugün Karagöz'le konuştuklarını nakleder. Karagöz'ün ikisi arasındaki konuşmaların etkisinde  kaldığını söyler. Böylelikle Karagöz evleri şaşırıp bizim eve gelmiş, der. <br />
Hacivat'ın Hanımı: " Şu senin gözü kara başka birinin daha evine  girmeye kalkmasın? "<br />
Hacivat: " Yok daha neler? Dersini almış. Karagöz aynı yanlışa iki kere düşmez. "<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT:  İNEGÖL'E ON İŞÇİ            <br />
Hacivat: " Haydi, son bir kişi araba kalkıyor. Vay Karagözüm, hoş geldin. Araba kalkıyor. "<br />
Karagöz: " Hı. "<br />
Hacivat: " At arabası kalkıyor. İşçi gideceksin. İnegöl'e patates toplamaya. "<br />
Karagöz: " Dişim ağrımıyor ki, İnegöl'e dişçiye niye gideyim? "<br />
Hacivat: " Dişçiye değil, işçi gideceksin. "<br />
Karagöz: " Piştide çok iyiyimdir. Geçen gün nasıl seni kahvede yenmiştim. Herkesin içinde ağlamıştın. "<br />
Hacivat: " Ah Karagözüm, benim ağlamam yenildim diye değil. "<br />
Karagöz: " O zaman neden ağladın? "<br />
Hacivat: " Benim aldığım sayıları kendine yazmışsın. Senin zavallı haline acıdım da ağladım. "<br />
Karagöz: " Doğru, yenilince zavallı durumuna düşmüştün. Bak ısrar etme yine ağlatırım seni. "<br />
Bir işçi gelir, araba dolar ve gider. İkinci bir at arabası gelir, kenara yanaşır. <br />
Hacivat: " Haydi, İnegöl'e on işçi. Günübirlik iş. Gündelik iki akçe. "<br />
Karagöz: " Az önce kalkan araba nereye gitti, Hacivat? "<br />
Hacivat: " İnegöl'e gitti. Patatese. Gündelik iki akçe. Çalışan kazanır. "<br />
Karagöz: " Yazıklar olsun sana Hacivat. Bana neden söylemedin? O paraya ihtiyacım vardı. "<br />
Hacivat: " Aha? Söyledim ya. Son bir kişi dedim. İnegöl'e patates toplamaya dedim. İşçi gideceksin dedim. "<br />
Karagöz: " Öyle söylemedin. Dişçiyle, piştiyle kandırdın beni. "<br />
Hacivat: " Dur Karagözüm, bu arabaya bin. Aynı yer, aynı iş. Atları biraz kırbaçlarsınız, onlardan önce varırsınız. "<br />
" Demek beni adamlara kırbaçlatacaksın? Bir daha seninle konuşursam iki olsun, " diye yürüyüp giden Karagöz'ün arkasından Hacivat bakakalır. <br />
<br />
----------------------------------------------------------------------------<br />
EN AKILLI KARAGÖZ                        <br />
Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır. <br />
Hacivat: " Karagözüm, bal almak ister misin? "<br />
Karagöz: " Hı.. "<br />
Hacivat: " Şu köşede bal satıyorlar. Kilosu dört akçe. Al istersen. "<br />
Karagöz: " Zaten eskiden beri benim hayalim. "<br />
Hacivat: " Hayalin mi? Ne hayali? "<br />
Karagöz: " Sal satıyorlar dedin ya. Bir sal alıp dünya turuna çıkmak. "<br />
Hacivat: " Sal değil, bal satıyorlar. Hey koca kafalı, sağır kulaklı. "<br />
Karagöz: " Doldururdum çoluk çocuğu sala, kürek çeker, okyanusa ulaşırdım. "<br />
Hacivat: " Okyanusu bırak, herkes bal alıyor. "<br />
Karagöz: " Herkes fal bakar ama kimse benim gibi fal bakamaz. "<br />
Hacivat: " ... "<br />
Karagöz: " Geçen gün kahve falıma baktım. İyi yerdeydim. " <br />
Hacivat: " Nasıl yani? "<br />
Karagöz: " Çıkmışım kavağın ucuna, yukarıdan akıl dağıtıyorlar. Ben yüksekteyim ya en çok aklı ben aldım. "<br />
Hacivat: " Sorması ayıp olmasın, ne yaptın o akılları? "<br />
Karagöz: " Kaybolmasın diye beynime doldurdum. "<br />
Hacivat: " Senin beynin akıl dolu da, sen çok akıllısın da ben mi fark edemedim? "<br />
Karagöz: " Boşuna akıllıyım deme Hacivat, akıl dağıtılırken sen orada yoktun. "<br />
<br />
------------------------------------------------------------------<br />
KARAGÖZ İLE HACİVAT: MANDA              <br />
Hacivat: " Karagözüm, sana bir bilmece sorayım da bil. "<br />
Karagöz: " Sor bakalım ama kolay olsun. "<br />
Hacivat: " Canı kaymak isteyen, neyi yanında taşır? "<br />
Karagöz: " Parayı yanında taşır. "<br />
Hacivat: " Olmaz. "<br />
Karagöz: " Parasız kaymak nasıl alacak? "<br />
Hacivat: " Bilmeceyi sulandırma. Olmaz dedim. "<br />
Karagöz: " Süthaneyi yanında taşır. "<br />
Hacivat: " Olmaz. "<br />
Karagöz: " Mandırayı yanında taşır. "<br />
Hacivat: " Olmaz Karagözüm, olmaz. Bu şey bir hayvan. "<br />
Karagöz: " Hayvan mı? "<br />
Hacivat: " Evet, büyükbaş bir hayvan. "<br />
Karagöz: " Buldum. Fil. "<br />
Hacivat: " Fil değil. "<br />
Karagöz: " Filin de sütü var. Sütünden kaymak olmaz mı? "<br />
Hacivat: " Karıştırma şimdi fili. Bu bir ahır hayvanı. Çamura yatmayı çok sever. "<br />
Karagöz: " Çamur hayvanı. "<br />
Hacivat: " ... "<br />
Karagöz: " Hayvan çamuru. "<br />
Hacivat: " ... "<br />
Karagöz: " Tamam buldum. Öküz. "<br />
Hacivat: " Öküzün sütü nerede? "<br />
Karagöz: " O zaman inek. "<br />
Hacivat: " İnek benzeri, manda gibi. "<br />
Karagöz: " Şimdi aklıma geldi: Manda. "<br />
Hacivat: " Doğru Karagözüm, bildin. "<br />
Karagöz: " Bilirim tabi. Benim adım Karagöz. Her sorunun cevabını şıp diye bilirim. "<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alışverişteki Ahvalimiz!]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-alisveristeki-ahvalimiz</link>
			<pubDate>Wed, 07 Apr 2021 12:43:38 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=29967">alpi</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-alisveristeki-ahvalimiz</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://i2.wp.com/www.ailemizdergisi.com/wp-content/uploads/2019/05/Mutsuz-E%C5%9Fek-1-752x440-kisscc0-donkey-drawing-animation-cartoon-donkey-5b712bd9212221.3400813715341434491357.png?fit=747%2C437&amp;ssl=1" loading="lazy"  alt="[Resim: Mutsuz-E%C5%9Fek-1-752x440-kisscc0-donke...C437&amp;ssl=1]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Cambazın biri, eşeği yularından çekip gelmiş pazara. Bir başka cambaz yanaşmış:<br />
“Kaça bu eşek?”<br />
“Bin lira!”<br />
“Aldım gitti, ver elini helalleşelim!”<br />
Birkaç kişi alıcının kulağına fısıldamış:<br />
“Yahu görmüyor musun, bu eşek topal. Onun için ucuza verdi!”<br />
“O eşek topal değil, tırnağının arasına taş kaçmış. Bu nedenle topal sanıp ucuza elden çıkarmaya bakıyor!”<br />
Eşeği satana koşmuşlar:<br />
“Yahu bu eşek topal değilmiş, tırnağına taş kaçmış!”<br />
Satıcı gülmüş:<br />
“Eşek topal olmasına topal da, öyle sansınlar diye taşı tırnağına ben koydum!”<br />
Alıcıya koşmuşlar:<br />
“Yahu bu eşek gerçekten topalmış, taşı o koymuş. Seni de kandırdı, parayı aldı!”<br />
Alıcı dövünmeğe başlamış:<br />
“Vay namussuz vay! Eğer verdiğim para sahte olmasaydı, beni kazıklayacaktı!”..</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://i2.wp.com/www.ailemizdergisi.com/wp-content/uploads/2019/05/Mutsuz-E%C5%9Fek-1-752x440-kisscc0-donkey-drawing-animation-cartoon-donkey-5b712bd9212221.3400813715341434491357.png?fit=747%2C437&amp;ssl=1" loading="lazy"  alt="[Resim: Mutsuz-E%C5%9Fek-1-752x440-kisscc0-donke...C437&amp;ssl=1]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Cambazın biri, eşeği yularından çekip gelmiş pazara. Bir başka cambaz yanaşmış:<br />
“Kaça bu eşek?”<br />
“Bin lira!”<br />
“Aldım gitti, ver elini helalleşelim!”<br />
Birkaç kişi alıcının kulağına fısıldamış:<br />
“Yahu görmüyor musun, bu eşek topal. Onun için ucuza verdi!”<br />
“O eşek topal değil, tırnağının arasına taş kaçmış. Bu nedenle topal sanıp ucuza elden çıkarmaya bakıyor!”<br />
Eşeği satana koşmuşlar:<br />
“Yahu bu eşek topal değilmiş, tırnağına taş kaçmış!”<br />
Satıcı gülmüş:<br />
“Eşek topal olmasına topal da, öyle sansınlar diye taşı tırnağına ben koydum!”<br />
Alıcıya koşmuşlar:<br />
“Yahu bu eşek gerçekten topalmış, taşı o koymuş. Seni de kandırdı, parayı aldı!”<br />
Alıcı dövünmeğe başlamış:<br />
“Vay namussuz vay! Eğer verdiğim para sahte olmasaydı, beni kazıklayacaktı!”..</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nasreddin hoca]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-nasreddin-hoca--65631</link>
			<pubDate>Tue, 09 Jun 2020 21:20:26 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32581">Murataltug</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-nasreddin-hoca--65631</guid>
			<description><![CDATA[Nasrettin Hoca pazara gidince tüm çocuklar düdük isterler tek 1 çocuk<br />
parasını verir Hoca’ gelince tek bir düdük çıkarır. ve Parayı veren çocuğa uzatarak diğer çocuklara<br />
gülerek eee  Parayı veren düdüğü çalar, der.<br />
<br />
Bir gün Nasrettin Hoca bir kase yoğurdu göle boşaltır. soranlara<br />
göle yoğurt mayalıyorum, der.<br />
Hocam delirdinmi.çıldırdın mı Koskoca göl maya tutar mı, diyince<br />
Hoca gayet ciddi cevap verir.<br />
Peki ama ya tutarsa<br />
<br />
nasreddin hocaya sorarlar yaş kaç<br />
Hoca 40 diyince Hoca’m? 10<br />
yıl önce de aynı şeyi söylemiştiniz, <br />
derler Hoca gülümser. komşum sözünden dönmek bize yakışmaz.<br />
on yıl sonra yine sor. aynı cevabı veririm sözümden dönmem der <br />
<br />
Nasrettin Hocanın Vasiyetidir beni baş aşağı gömün! Karısı şaşırır.<br />
Bu ne biçim vasiyet Niye böyle diye sorar. Hoca Niye olacak kıyamette her şey alt üst olacak.İşte o zaman ben dosdoğru kalkarım, cevabını verir<br />
<br />
Nasrettin Hoca gece aniden uyanır.<br />
Hatun kalk. Gözlüğüm bulamadım Kadın, Hoca, gece yarısı niçin gözlük arıyorsun, der. Hoca telaşlı telaşlı Ne demek niçin? Tabii ki rüyada daha iyi görmek için!<br />
<br />
Nasrettin Hocayı  yolda çocuklar çevirir üzüm isterler Hoca her birine bir salkım verse, üzümler bitecektir. o da birer tane  verir. az verdin.diyince bizim Nasrettin şu cevabı verir  niye ısrar ediyorsunuz. Ha bir  ha on ne ne fark eder. hepsinin tadı aynı değil mi, <br />
<br />
Nasrettin Hoca Yağmurlu günde  pencerenin kenarında iken.<br />
Yağmurdan kaçan komşuyu görür.<br />
Pencereyi açarak, yazık, sana hiç yakıştıramadım.İnsan hiç Allah’ın rahmetinden kaçar mı, diye seslenir.<br />
<br />
yağmurdan kaçan komşusuna nasreddin hoca evinden seslenir<br />
hiç Allah’ın rahmetinden kaçılır mı<br />
gün gelir hoca yağmura tutulur<br />
bu sefer komşusu Hoca’m ayıp değil mi? rahmetden niçin kaçarsın  Hoca cevaplar Ben rahmetten kaçmıyor yere düşen rahmeti çiğnememek için koşuyorum.<br />
<br />
Arkadaşları Küçük Nasrettinle hamama gidip Hey Nasrettin! Kim yumurtlayamaza hamamı ödep, diyip gıdıklayarak gizledikleri yumurtaları çıkarırlar. küçük Nasrettin horoz gibi öter. Çocuklar ne yapıyorsun, diyince Nasrettin Eee, Bu kadar tavuğa bir de horoz gerekir. Öyle değil mi, der.<br />
<br />
Nasrettin Hocaya Konyada adamın biri Hoca efendi, bugün ayın kaçı, diye sorunca. Hoca: – Nerden bileyim, ben buranın yabancısıyım, diye cevap verir.<br />
<br />
Nasrettin Hoca| Nasrettin hocanın fıkraları|Nasreddin Hoca<br />
<br />
Mektup Aceleye Gelmiş Nasrettin Hoca Fıkrası<br />
<br />
nasrettin hocayı tatlılı pastalı bir düğüne Telaştan, çağırmayı unuturlar Hoca bir zarf alır düğüne gider Hemen karnını doyurur. zarfı<br />
ev sahibine verirler yazılı değil diyince Hoca lokmasını yutarak. onun içi de yazılı değil. Kusuruma bakmayın, biraz aceleye geldi der .<br />
<br />
Hoca, bir gün Uzun uzun konuşur. Vedalaşırken Kusura bakma tanıyamadım, adın ne diye sorar.<br />
Adam Tanımadıysan ne diye iki saattir konuşuyorsun, deyince Hoca güler. Ne bileyim, sarığın ve cübben benimkine benziyordu.<br />
seni kendim sandım, der.<br />
<br />
Nasrettin Hocanın Evine hırsız girer. Adam her şeyi alarak kaçar Hoca hırsızın peşinden gider. hırsız evine gelir. hırsız, Hocayı arkasında görünce kimsin, ne işin var? Hoca cevap verir. bizim evdeki her şeyi topladın. Yoksa bu eve mi taşındık?<br />
<br />
Hoca’ya sorarlar. Hoca’m, yeni ay çıkınca eskisini ne yaparlar?<br />
Hoca, cevabı yapıştırır. Ne yapacaklar, kırpar kırpar yıldız yaparlar!<br />
<br />
iki kişi Nasrettin Hocaya yüzme bilmiyoruz karşıya geçirirsen altın veririz, derler. Hoca 1. adamı geçirir ikincisinde adam suya düşer ve boğulur hoca  şöyle der: niye telaş ediyorsunuz. bir altın eksik verirdiniz. Böylece ödeşirdik!<br />
<br />
Nasrettin Hocaya rüyada 99 altın <br />
verirler Hoca yetinmeyip Yüz altın ister tam bu sırada uyanır  rüyada olduğunu anlar  gözlerini tekrar<br />
kapatır. Avucunu uzatarak, Peki, doksan dokuza da razıyım, der.<br />
<br />
Nasrettin Hoca turşu satmaya karar verir.mahallede turşularım var. diye bağırır eşeği de durmadan anırır Hoca  dayanamaz. Yeter artık! Turşuyu sen mi satacaksın ben mi, diyerek eşeğe sorar]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Nasrettin Hoca pazara gidince tüm çocuklar düdük isterler tek 1 çocuk<br />
parasını verir Hoca’ gelince tek bir düdük çıkarır. ve Parayı veren çocuğa uzatarak diğer çocuklara<br />
gülerek eee  Parayı veren düdüğü çalar, der.<br />
<br />
Bir gün Nasrettin Hoca bir kase yoğurdu göle boşaltır. soranlara<br />
göle yoğurt mayalıyorum, der.<br />
Hocam delirdinmi.çıldırdın mı Koskoca göl maya tutar mı, diyince<br />
Hoca gayet ciddi cevap verir.<br />
Peki ama ya tutarsa<br />
<br />
nasreddin hocaya sorarlar yaş kaç<br />
Hoca 40 diyince Hoca’m? 10<br />
yıl önce de aynı şeyi söylemiştiniz, <br />
derler Hoca gülümser. komşum sözünden dönmek bize yakışmaz.<br />
on yıl sonra yine sor. aynı cevabı veririm sözümden dönmem der <br />
<br />
Nasrettin Hocanın Vasiyetidir beni baş aşağı gömün! Karısı şaşırır.<br />
Bu ne biçim vasiyet Niye böyle diye sorar. Hoca Niye olacak kıyamette her şey alt üst olacak.İşte o zaman ben dosdoğru kalkarım, cevabını verir<br />
<br />
Nasrettin Hoca gece aniden uyanır.<br />
Hatun kalk. Gözlüğüm bulamadım Kadın, Hoca, gece yarısı niçin gözlük arıyorsun, der. Hoca telaşlı telaşlı Ne demek niçin? Tabii ki rüyada daha iyi görmek için!<br />
<br />
Nasrettin Hocayı  yolda çocuklar çevirir üzüm isterler Hoca her birine bir salkım verse, üzümler bitecektir. o da birer tane  verir. az verdin.diyince bizim Nasrettin şu cevabı verir  niye ısrar ediyorsunuz. Ha bir  ha on ne ne fark eder. hepsinin tadı aynı değil mi, <br />
<br />
Nasrettin Hoca Yağmurlu günde  pencerenin kenarında iken.<br />
Yağmurdan kaçan komşuyu görür.<br />
Pencereyi açarak, yazık, sana hiç yakıştıramadım.İnsan hiç Allah’ın rahmetinden kaçar mı, diye seslenir.<br />
<br />
yağmurdan kaçan komşusuna nasreddin hoca evinden seslenir<br />
hiç Allah’ın rahmetinden kaçılır mı<br />
gün gelir hoca yağmura tutulur<br />
bu sefer komşusu Hoca’m ayıp değil mi? rahmetden niçin kaçarsın  Hoca cevaplar Ben rahmetten kaçmıyor yere düşen rahmeti çiğnememek için koşuyorum.<br />
<br />
Arkadaşları Küçük Nasrettinle hamama gidip Hey Nasrettin! Kim yumurtlayamaza hamamı ödep, diyip gıdıklayarak gizledikleri yumurtaları çıkarırlar. küçük Nasrettin horoz gibi öter. Çocuklar ne yapıyorsun, diyince Nasrettin Eee, Bu kadar tavuğa bir de horoz gerekir. Öyle değil mi, der.<br />
<br />
Nasrettin Hocaya Konyada adamın biri Hoca efendi, bugün ayın kaçı, diye sorunca. Hoca: – Nerden bileyim, ben buranın yabancısıyım, diye cevap verir.<br />
<br />
Nasrettin Hoca| Nasrettin hocanın fıkraları|Nasreddin Hoca<br />
<br />
Mektup Aceleye Gelmiş Nasrettin Hoca Fıkrası<br />
<br />
nasrettin hocayı tatlılı pastalı bir düğüne Telaştan, çağırmayı unuturlar Hoca bir zarf alır düğüne gider Hemen karnını doyurur. zarfı<br />
ev sahibine verirler yazılı değil diyince Hoca lokmasını yutarak. onun içi de yazılı değil. Kusuruma bakmayın, biraz aceleye geldi der .<br />
<br />
Hoca, bir gün Uzun uzun konuşur. Vedalaşırken Kusura bakma tanıyamadım, adın ne diye sorar.<br />
Adam Tanımadıysan ne diye iki saattir konuşuyorsun, deyince Hoca güler. Ne bileyim, sarığın ve cübben benimkine benziyordu.<br />
seni kendim sandım, der.<br />
<br />
Nasrettin Hocanın Evine hırsız girer. Adam her şeyi alarak kaçar Hoca hırsızın peşinden gider. hırsız evine gelir. hırsız, Hocayı arkasında görünce kimsin, ne işin var? Hoca cevap verir. bizim evdeki her şeyi topladın. Yoksa bu eve mi taşındık?<br />
<br />
Hoca’ya sorarlar. Hoca’m, yeni ay çıkınca eskisini ne yaparlar?<br />
Hoca, cevabı yapıştırır. Ne yapacaklar, kırpar kırpar yıldız yaparlar!<br />
<br />
iki kişi Nasrettin Hocaya yüzme bilmiyoruz karşıya geçirirsen altın veririz, derler. Hoca 1. adamı geçirir ikincisinde adam suya düşer ve boğulur hoca  şöyle der: niye telaş ediyorsunuz. bir altın eksik verirdiniz. Böylece ödeşirdik!<br />
<br />
Nasrettin Hocaya rüyada 99 altın <br />
verirler Hoca yetinmeyip Yüz altın ister tam bu sırada uyanır  rüyada olduğunu anlar  gözlerini tekrar<br />
kapatır. Avucunu uzatarak, Peki, doksan dokuza da razıyım, der.<br />
<br />
Nasrettin Hoca turşu satmaya karar verir.mahallede turşularım var. diye bağırır eşeği de durmadan anırır Hoca  dayanamaz. Yeter artık! Turşuyu sen mi satacaksın ben mi, diyerek eşeğe sorar]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yasalar]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-yasalar</link>
			<pubDate>Thu, 19 Jul 2018 00:04:37 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32388">buzdağı</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-yasalar</guid>
			<description><![CDATA[Bilimsellikleri tartışılan ama günlük deney ve tecrübelere dayanan yasalar!<br />
<br />
WILLOUGHBY YASASI<br />
* Birine bir makinenin çalışmadığını kanıtlamaya çalışırsanız makine o anda çalışacaktır.<br />
<br />
ANDREW YOUNG YASASI<br />
* Eğer 100 işadamı yasal olmayan bir is yapmaya karar verirlerse, o is yasal olur.<br />
<br />
AXWELL'IN ÇIKARDIĞI SONUÇ<br />
* Eğer havayı soluyabiliyor ama suyu içemiyorsanız geri kalmış bir ülkedesinizdir. Oysa suyu içebiliyor ama havayı soluyamıyorsanız kalkınmış bir ülkedesinizdir. <br />
<br />
MURPHY'NIN 4 NOLU ÖLÇÜTÜ<br />
* Ne zaman bir isi yapmaya karar verirseniz, o anda yapmanız gereken bir başka is çıkar.<br />
<br />
LOFTA'NIN GÖZYAŞLARI<br />
* Hiç kimse sizi kendinizi iyi hissettiğiniz zaman terk etmez.<br />
<br />
MURPHY'NIN 5 NOLU ÖLÇÜTÜ<br />
* Her çözüm beraberinde yeni sorunlar getirir.<br />
<br />
FANT YASASI<br />
* Bir eliniz dolu iken diğer elinizle kilitli bir kapıyı açmak zorunda kaldığınızda, anahtar kesinlikle elinizin dolu olduğu taraftaki cebinizdedir.<br />
<br />
MONLY'NIN KURALI<br />
* Mantık, yanlış sonuca özgüveninizi yitirmeden sistematik bir biçimde ulaşma yöntemidir.<br />
<br />
MURPHY ILKESI<br />
* iyi bir yanlış yapmanın her zaman bir yolu vardır.<br />
<br />
GOODWIN'DEN HATIRLATMA<br />
* Gözle görülen eleştirilmeye mahkûmdur.<br />
<br />
F ULTON'UN YERÇEKIMI YASASI<br />
* Düsen bir nesneyi sakin tutmaya çalışmayın. Bırakın düşsün, daha az zarar görecektir.<br />
<br />
CAMPBELL YASASI<br />
* Ne kadar az is yaparsanız, isleriniz o kadar yolunda gider.<br />
<br />
KOVAC'IN YASASI<br />
* Telefonda yanlış numara çevirdiğinizde, asla meşgul çalmaz.<br />
<br />
ANONIM BIR YASA<br />
* Beklenmedik bir yerden gelen para, beklenmedik bir harcamaya gider.<br />
<br />
MURPHY'NIN ONARIM KONUSUNDAKI YASASI<br />
* Ufak bir arızayı gidermeye çalışırken, daha önemli bir arizaya neden olursunuz.<br />
<br />
ÖNEMLI INSANLAR KURALI<br />
* Büyük hayranlık ve saygı duyduğunuz insanların derin düşüncelere daldığını gördüğünüzde, olasılıkla öğle yemeğinde ne yiyeceklerini düşünüyorlardır.<br />
<br />
ARLEN YASASI<br />
* Bir yerden ayrılırken, insanların size ne kadar iyi davrandıklarını görmek çok ilginçtir.<br />
<br />
MURPHY YASASI<br />
* Bir isin ters gitme olasılığı varsa, kesinlikle ters gidecektir.<br />
<br />
MURPHY'NIN 2 NOLU ÖLÇÜTÜ<br />
* Her is düşündüğünüzden daha uzun sürer.<br />
<br />
MURPHY'NIN 3 NOLU ÖLÇÜTÜ<br />
* Birkaç isinizin birden ters gitme olasılığı varsa, kesinlikle size en çok zarar verecek is ters gidecektir<br />
ALINTI]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bilimsellikleri tartışılan ama günlük deney ve tecrübelere dayanan yasalar!<br />
<br />
WILLOUGHBY YASASI<br />
* Birine bir makinenin çalışmadığını kanıtlamaya çalışırsanız makine o anda çalışacaktır.<br />
<br />
ANDREW YOUNG YASASI<br />
* Eğer 100 işadamı yasal olmayan bir is yapmaya karar verirlerse, o is yasal olur.<br />
<br />
AXWELL'IN ÇIKARDIĞI SONUÇ<br />
* Eğer havayı soluyabiliyor ama suyu içemiyorsanız geri kalmış bir ülkedesinizdir. Oysa suyu içebiliyor ama havayı soluyamıyorsanız kalkınmış bir ülkedesinizdir. <br />
<br />
MURPHY'NIN 4 NOLU ÖLÇÜTÜ<br />
* Ne zaman bir isi yapmaya karar verirseniz, o anda yapmanız gereken bir başka is çıkar.<br />
<br />
LOFTA'NIN GÖZYAŞLARI<br />
* Hiç kimse sizi kendinizi iyi hissettiğiniz zaman terk etmez.<br />
<br />
MURPHY'NIN 5 NOLU ÖLÇÜTÜ<br />
* Her çözüm beraberinde yeni sorunlar getirir.<br />
<br />
FANT YASASI<br />
* Bir eliniz dolu iken diğer elinizle kilitli bir kapıyı açmak zorunda kaldığınızda, anahtar kesinlikle elinizin dolu olduğu taraftaki cebinizdedir.<br />
<br />
MONLY'NIN KURALI<br />
* Mantık, yanlış sonuca özgüveninizi yitirmeden sistematik bir biçimde ulaşma yöntemidir.<br />
<br />
MURPHY ILKESI<br />
* iyi bir yanlış yapmanın her zaman bir yolu vardır.<br />
<br />
GOODWIN'DEN HATIRLATMA<br />
* Gözle görülen eleştirilmeye mahkûmdur.<br />
<br />
F ULTON'UN YERÇEKIMI YASASI<br />
* Düsen bir nesneyi sakin tutmaya çalışmayın. Bırakın düşsün, daha az zarar görecektir.<br />
<br />
CAMPBELL YASASI<br />
* Ne kadar az is yaparsanız, isleriniz o kadar yolunda gider.<br />
<br />
KOVAC'IN YASASI<br />
* Telefonda yanlış numara çevirdiğinizde, asla meşgul çalmaz.<br />
<br />
ANONIM BIR YASA<br />
* Beklenmedik bir yerden gelen para, beklenmedik bir harcamaya gider.<br />
<br />
MURPHY'NIN ONARIM KONUSUNDAKI YASASI<br />
* Ufak bir arızayı gidermeye çalışırken, daha önemli bir arizaya neden olursunuz.<br />
<br />
ÖNEMLI INSANLAR KURALI<br />
* Büyük hayranlık ve saygı duyduğunuz insanların derin düşüncelere daldığını gördüğünüzde, olasılıkla öğle yemeğinde ne yiyeceklerini düşünüyorlardır.<br />
<br />
ARLEN YASASI<br />
* Bir yerden ayrılırken, insanların size ne kadar iyi davrandıklarını görmek çok ilginçtir.<br />
<br />
MURPHY YASASI<br />
* Bir isin ters gitme olasılığı varsa, kesinlikle ters gidecektir.<br />
<br />
MURPHY'NIN 2 NOLU ÖLÇÜTÜ<br />
* Her is düşündüğünüzden daha uzun sürer.<br />
<br />
MURPHY'NIN 3 NOLU ÖLÇÜTÜ<br />
* Birkaç isinizin birden ters gitme olasılığı varsa, kesinlikle size en çok zarar verecek is ters gidecektir<br />
ALINTI]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SOBA BORUSU :)]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-soba-borusu</link>
			<pubDate>Thu, 24 Aug 2017 00:41:33 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=24903">Nazlıcan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-soba-borusu</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font">Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır.<br />
<br />
Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.<br />
<br />
Kimyacı, ""adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış"";<br />
<br />
fizikçi, ""adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş"";<br />
<br />
jeolog, ""burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangin olasılığını azaltmayı amaçlamış"";<br />
<br />
matematikçi, ""sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış"";<br />
<br />
antropolog, ""adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş"".<br />
<br />
Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar., Adam cevap verir: - ""Boru yetmedi"  <img src="https://islamiforum.net/images/smilies/smiley2.gif" alt="gülücük" title="gülücük" class="smilie smilie_71" /><br />
<br />
<br />
 </span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font">Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır.<br />
<br />
Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.<br />
<br />
Kimyacı, ""adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış"";<br />
<br />
fizikçi, ""adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş"";<br />
<br />
jeolog, ""burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangin olasılığını azaltmayı amaçlamış"";<br />
<br />
matematikçi, ""sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış"";<br />
<br />
antropolog, ""adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş"".<br />
<br />
Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar., Adam cevap verir: - ""Boru yetmedi"  <img src="https://islamiforum.net/images/smilies/smiley2.gif" alt="gülücük" title="gülücük" class="smilie smilie_71" /><br />
<br />
<br />
 </span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[AKSİ KADIN =)]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-aksi-kadin</link>
			<pubDate>Thu, 24 Aug 2017 00:34:03 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=24903">Nazlıcan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-aksi-kadin</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font">Adam karısıyla arabada giderken polis sirenini duymuş, hemen sağa çekmiş ve polis gelmiş:<br />
<br />
"Buyrun memur bey?"<br />
<br />
"Beyefendi direksiyon başındayken cep telefonuyla konuşuyordunuz"<br />
<br />
"Yok efendim sadece bip yaptı, ben de şarjı mi bitiyor diye baktım"<br />
<br />
Karisi lafa atlamış:<br />
<br />
"Aaa yapma hayatim. yarim saattir ortağınla iş görüşmesi yapıyordun telefonda"<br />
<br />
Adam karısına tip tip bakarken polis yine sormuş:<br />
<br />
"Beyefendi emniyet kemerinizi neden takmıyorsunuz???"<br />
<br />
"Memur bey takmıştım ama sizin geldiğinizi görünce durduktan sonra<br />
çözdüm"<br />
<br />
Karisi yine atlamış:<br />
<br />
"Aman sekerim sen de o kemeri hayatında bir kere taktın mi acaba...."<br />
<br />
Adam kadına bir tane patlatmamak için kendini zor tutarken;Polis bu sefer de arabayı incelemeye başlamış vee...<br />
<br />
"Beyefendi bakar misiniz sağ sinyaliniz de kırık"<br />
<br />
"Aaaa.. kırık mi?? Sabah yola çıkarken kontrol ettim kırık diildi... yolda oldu galiba, hiç de fark etmedik"<br />
<br />
Karisi çenesini tutamamış yine:<br />
<br />
"Amma da attın kocacım, sana 3 haftadır söylüyorum artık su kırık sinyalin icabına baktır diye....."<br />
<br />
Adam en sonunda dayanamamış bağırmış:<br />
<br />
"Bana Bak Sen susucakmisin cakicam simdi suratinin ortasina!!..."<br />
<br />
Polis Kadina sormuş:<br />
<br />
"Hanımefendi esiniz size hep böyle mi davranır?"<br />
<br />
Kadın cevap vermiş:<br />
<br />
"Yok canim....Sadece Alkollü, olduğu zaman"..!!  <img src="https://islamiforum.net/images/smilies/smiley2.gif" alt="gülücük" title="gülücük" class="smilie smilie_71" /><br />
<br />
<br />
</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font">Adam karısıyla arabada giderken polis sirenini duymuş, hemen sağa çekmiş ve polis gelmiş:<br />
<br />
"Buyrun memur bey?"<br />
<br />
"Beyefendi direksiyon başındayken cep telefonuyla konuşuyordunuz"<br />
<br />
"Yok efendim sadece bip yaptı, ben de şarjı mi bitiyor diye baktım"<br />
<br />
Karisi lafa atlamış:<br />
<br />
"Aaa yapma hayatim. yarim saattir ortağınla iş görüşmesi yapıyordun telefonda"<br />
<br />
Adam karısına tip tip bakarken polis yine sormuş:<br />
<br />
"Beyefendi emniyet kemerinizi neden takmıyorsunuz???"<br />
<br />
"Memur bey takmıştım ama sizin geldiğinizi görünce durduktan sonra<br />
çözdüm"<br />
<br />
Karisi yine atlamış:<br />
<br />
"Aman sekerim sen de o kemeri hayatında bir kere taktın mi acaba...."<br />
<br />
Adam kadına bir tane patlatmamak için kendini zor tutarken;Polis bu sefer de arabayı incelemeye başlamış vee...<br />
<br />
"Beyefendi bakar misiniz sağ sinyaliniz de kırık"<br />
<br />
"Aaaa.. kırık mi?? Sabah yola çıkarken kontrol ettim kırık diildi... yolda oldu galiba, hiç de fark etmedik"<br />
<br />
Karisi çenesini tutamamış yine:<br />
<br />
"Amma da attın kocacım, sana 3 haftadır söylüyorum artık su kırık sinyalin icabına baktır diye....."<br />
<br />
Adam en sonunda dayanamamış bağırmış:<br />
<br />
"Bana Bak Sen susucakmisin cakicam simdi suratinin ortasina!!..."<br />
<br />
Polis Kadina sormuş:<br />
<br />
"Hanımefendi esiniz size hep böyle mi davranır?"<br />
<br />
Kadın cevap vermiş:<br />
<br />
"Yok canim....Sadece Alkollü, olduğu zaman"..!!  <img src="https://islamiforum.net/images/smilies/smiley2.gif" alt="gülücük" title="gülücük" class="smilie smilie_71" /><br />
<br />
<br />
</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yok Yok Ufo O..__]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-yok-yok-ufo-o</link>
			<pubDate>Sun, 17 Jul 2016 13:28:22 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=18987">Harzemşah</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-yok-yok-ufo-o</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/3oGPBA.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 3oGPBA.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://i.hizliresim.com/3oGPBA.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 3oGPBA.jpg]" class="mycode_img" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[E hemşehrim]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-e-hemsehrim</link>
			<pubDate>Tue, 21 Jun 2016 16:27:12 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30893">kalan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-e-hemsehrim</guid>
			<description><![CDATA[Adamın biri arabasıyla giderken yolda bir yolcu alır . Adam arka tarafa biner. Şoför:<br />
<br />
– Eee hemşerim kimsin, nereye gidersin? Der…<br />
<br />
Yolcu;<br />
<br />
– Ben Azrailim, canını almaya geldim der……<br />
şoför alaycı bir tavırla, sen mi Azrailsin? Der.Ya, senin gibi Azrail olur mu hiç? Der….<br />
<br />
Yolcu sakin bir tavırla ,<br />
sen daha önce Azrail gördünmü de tarif ediyorsun der… Ve ekler,<br />
– inanmadın bana öylemi? der<br />
<br />
Şoför: – İnanmadım tabii, der.<br />
<br />
Yolcu:<br />
<br />
– O zaman 200 metre ileride bir adam daha alacaksın der… Gerçekten de adamın dediği gibi, şöför 200 metre ilerde bir yolcu daha alır. Ama yolcu ön tarafa oturur.<br />
<br />
Olaylar bundan sonra daha da ilginçleşir.<br />
<br />
Şoför, yanındakine:<br />
<br />
– Eee sen kimsin? Nereye gidersin? der.<br />
<br />
Öndeki:<br />
<br />
– Ağabey, beni merkezde bir yerde indirirsen çok sevinirim, adım felanca der.<br />
<br />
Şöför:<br />
<br />
– Yav şu arkadaki adam, bana Azrailim diyor görüyon mu şu herifi hem iyilik ediyoz, hem de dalga geçiyor zibidi, der…<br />
<br />
Öndeki arkaya bakar ama kimse yoktur…<br />
<br />
Öndeki: – ağabey, arkada kimse yok ki. Şoför hışımla arkaya bakar ve – kör müsün be adam arkada oturuyor ya der…<br />
<br />
öndeki arkaya bir daha bakar ve,<br />
<br />
– Ağabey, senin kafan iyi mi, yoksa dalga mı, geçiyorsun? Der. Bu sefer arkadaki söze girer.<br />
<br />
– Gördün mü? Der. Öndeki beni ne duyabilir ne de görebilir. Der şoföre.<br />
<br />
Şoförün bir anda dizlerinin bağı çözülür, bet beniz atar.<br />
<br />
Arkadaki şöföre:<br />
<br />
– Haydi, der. Arabayı kenara çek, 2 rekat namaz kıl canını alacağım, der.<br />
<br />
Şoför ağlamaklı çaresiz bir şekilde arabayı kenara çeker ve iner arabadan…<br />
<br />
Sonra… Sonra ne olmuş biliyor musunuz? Adamlar arabayı aldığı gibi kaçmışlar…) )]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Adamın biri arabasıyla giderken yolda bir yolcu alır . Adam arka tarafa biner. Şoför:<br />
<br />
– Eee hemşerim kimsin, nereye gidersin? Der…<br />
<br />
Yolcu;<br />
<br />
– Ben Azrailim, canını almaya geldim der……<br />
şoför alaycı bir tavırla, sen mi Azrailsin? Der.Ya, senin gibi Azrail olur mu hiç? Der….<br />
<br />
Yolcu sakin bir tavırla ,<br />
sen daha önce Azrail gördünmü de tarif ediyorsun der… Ve ekler,<br />
– inanmadın bana öylemi? der<br />
<br />
Şoför: – İnanmadım tabii, der.<br />
<br />
Yolcu:<br />
<br />
– O zaman 200 metre ileride bir adam daha alacaksın der… Gerçekten de adamın dediği gibi, şöför 200 metre ilerde bir yolcu daha alır. Ama yolcu ön tarafa oturur.<br />
<br />
Olaylar bundan sonra daha da ilginçleşir.<br />
<br />
Şoför, yanındakine:<br />
<br />
– Eee sen kimsin? Nereye gidersin? der.<br />
<br />
Öndeki:<br />
<br />
– Ağabey, beni merkezde bir yerde indirirsen çok sevinirim, adım felanca der.<br />
<br />
Şöför:<br />
<br />
– Yav şu arkadaki adam, bana Azrailim diyor görüyon mu şu herifi hem iyilik ediyoz, hem de dalga geçiyor zibidi, der…<br />
<br />
Öndeki arkaya bakar ama kimse yoktur…<br />
<br />
Öndeki: – ağabey, arkada kimse yok ki. Şoför hışımla arkaya bakar ve – kör müsün be adam arkada oturuyor ya der…<br />
<br />
öndeki arkaya bir daha bakar ve,<br />
<br />
– Ağabey, senin kafan iyi mi, yoksa dalga mı, geçiyorsun? Der. Bu sefer arkadaki söze girer.<br />
<br />
– Gördün mü? Der. Öndeki beni ne duyabilir ne de görebilir. Der şoföre.<br />
<br />
Şoförün bir anda dizlerinin bağı çözülür, bet beniz atar.<br />
<br />
Arkadaki şöföre:<br />
<br />
– Haydi, der. Arabayı kenara çek, 2 rekat namaz kıl canını alacağım, der.<br />
<br />
Şoför ağlamaklı çaresiz bir şekilde arabayı kenara çeker ve iner arabadan…<br />
<br />
Sonra… Sonra ne olmuş biliyor musunuz? Adamlar arabayı aldığı gibi kaçmışlar…) )]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[710 NO.LU KAPAK]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-710-no-lu-kapak</link>
			<pubDate>Sun, 08 May 2016 19:45:48 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30893">kalan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-710-no-lu-kapak</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kadınlar DİNLEMEYİ öğrenmeliler...]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kadinlar-dinlemeyi-ogrenmeliler</link>
			<pubDate>Sat, 30 Apr 2016 22:50:58 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30893">kalan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kadinlar-dinlemeyi-ogrenmeliler</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Düşündürücü bir tebessüm... <br />
ALINTI :<br />
İki araba birbirlerine yaklaşıyorlardı. Birinin içinde bi adam diğerinde bi kadın...<br />
Tam yanyana geldiklerinde adam cami açıp kadına<br />
-DOMUZ!!! diye bağırdı ve konuşmasına devam edecekken kadın çok sinirlendi ve o da camı açıp adama<br />
-HAYVAN!!! diye cevap verdi ve arabalar yollarına devam ettiler...<br />
Kadın tam virajı dönmüştü ki yolun ortasında duran kocaman bir domuza çarptı.<br />
Bu hikayeden çıkarılacak<br />
SONUÇ:<br />
Erkekler KONUŞMAYI, <br />
Kadınlar DİNLEMEYİ öğrenmeliler...</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Düşündürücü bir tebessüm... <br />
ALINTI :<br />
İki araba birbirlerine yaklaşıyorlardı. Birinin içinde bi adam diğerinde bi kadın...<br />
Tam yanyana geldiklerinde adam cami açıp kadına<br />
-DOMUZ!!! diye bağırdı ve konuşmasına devam edecekken kadın çok sinirlendi ve o da camı açıp adama<br />
-HAYVAN!!! diye cevap verdi ve arabalar yollarına devam ettiler...<br />
Kadın tam virajı dönmüştü ki yolun ortasında duran kocaman bir domuza çarptı.<br />
Bu hikayeden çıkarılacak<br />
SONUÇ:<br />
Erkekler KONUŞMAYI, <br />
Kadınlar DİNLEMEYİ öğrenmeliler...</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Girişimci]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-girisimci</link>
			<pubDate>Sun, 27 Mar 2016 11:03:55 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30893">kalan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-girisimci</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Afferin Sılho Sana - 2-Yeni şarkı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-afferin-silho-sana-2-yeni-sarki</link>
			<pubDate>Fri, 26 Feb 2016 23:08:29 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=27423">Gül-i Cennet</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-afferin-silho-sana-2-yeni-sarki</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1</span><br />
<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/5HKuvonfyvs" frameborder="0" allowfullscreen></iframe><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2</span><br />
<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/QnuV7JzBHWE" frameborder="0" allowfullscreen></iframe>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1</span><br />
<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/5HKuvonfyvs" frameborder="0" allowfullscreen></iframe><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2</span><br />
<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/QnuV7JzBHWE" frameborder="0" allowfullscreen></iframe>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kızlı erkekli ne yapıyonuz burda?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kizli-erkekli-ne-yapiyonuz-burda</link>
			<pubDate>Fri, 26 Feb 2016 15:51:04 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30229">Allame Reloaded</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kizli-erkekli-ne-yapiyonuz-burda</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://i67.tinypic.com/6sanfo.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 6sanfo.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://islamiforum.net/images/smilies/biggrinlq2.gif" alt="gülme" title="gülme" class="smilie smilie_38" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://i67.tinypic.com/6sanfo.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 6sanfo.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://islamiforum.net/images/smilies/biggrinlq2.gif" alt="gülme" title="gülme" class="smilie smilie_38" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nasreddin Hoca’ya Sormuşlar]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-nasreddin-hoca%E2%80%99ya-sormuslar</link>
			<pubDate>Sun, 31 Jan 2016 21:09:34 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=29967">alpi</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-nasreddin-hoca%E2%80%99ya-sormuslar</guid>
			<description><![CDATA[Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: “Kimsin?”<br />
“Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.”<br />
Dudak ...büküp önemsemediklerini görünce,sormuş: “Sen kimsin?”<br />
“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.<br />
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasreddin Hoca.<br />
“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam...<br />
“Daha sonra?..” diye üstelemiş Hoca.<br />
“Vezir” demiş adam.<br />
“Daha daha sonra ne olacaksın?”<br />
“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”<br />
“Peki ondan sonra?”<br />
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş:<br />
“Hiç.”<br />
“Daha niye kabarıyorsun be adam?”]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: “Kimsin?”<br />
“Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.”<br />
Dudak ...büküp önemsemediklerini görünce,sormuş: “Sen kimsin?”<br />
“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.<br />
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasreddin Hoca.<br />
“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam...<br />
“Daha sonra?..” diye üstelemiş Hoca.<br />
“Vezir” demiş adam.<br />
“Daha daha sonra ne olacaksın?”<br />
“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”<br />
“Peki ondan sonra?”<br />
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş:<br />
“Hiç.”<br />
“Daha niye kabarıyorsun be adam?”]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>