<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İslami Forum - İslami Sanatlar]]></title>
		<link>https://islamiforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İslami Forum - https://islamiforum.net]]></description>
		<pubDate>Sun, 10 May 2026 12:39:09 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Kat'i Sanatı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kat-i-sanati</link>
			<pubDate>Fri, 08 Nov 2019 16:14:24 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33814">selensoydan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kat-i-sanati</guid>
			<description><![CDATA[Kat’i Sanatı; kağıt ve deriden oyma ve kesme yöntemleriyle yapılan süsleme sanatıdır. İran kökenli olduğu da söylenilen bu sanatın yaklaşık 500 yıllık geçmişe sahip olduğu bilinmektedir. Osmanlı Devleti 16. yüzyıl da bu sanat ile tanışmış olup en güzel eserlerini de Kanuni Dönemi’nde vermiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kat’i Sanatı; kağıt ve deriden oyma ve kesme yöntemleriyle yapılan süsleme sanatıdır. İran kökenli olduğu da söylenilen bu sanatın yaklaşık 500 yıllık geçmişe sahip olduğu bilinmektedir. Osmanlı Devleti 16. yüzyıl da bu sanat ile tanışmış olup en güzel eserlerini de Kanuni Dönemi’nde vermiştir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İslami İlk Eserler]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-islami-ilk-eserler</link>
			<pubDate>Fri, 08 Nov 2019 16:00:48 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33814">selensoydan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-islami-ilk-eserler</guid>
			<description><![CDATA[İslami ilk eserler denince akla “Kutadgu Bilig”, “Divanü Lügati’t-Türk”, Atabetü’l-Hakayık”, “Divan-ı Hikmet”, “Muhakemetü’l-Lugateyn” ve ‘Dede Korkut Hikâyeleri” gelir.<br />
<br />
Kutadgu Bilig<br />
<br />
Divanü Lügati’t Türk<br />
<br />
Atabetü’l Hakayık<br />
<br />
Divan-ı Hikmet<br />
<br />
Muhakemetü’l-Lugateyn<br />
<br />
Dede Korkut Hikâyeleri]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İslami ilk eserler denince akla “Kutadgu Bilig”, “Divanü Lügati’t-Türk”, Atabetü’l-Hakayık”, “Divan-ı Hikmet”, “Muhakemetü’l-Lugateyn” ve ‘Dede Korkut Hikâyeleri” gelir.<br />
<br />
Kutadgu Bilig<br />
<br />
Divanü Lügati’t Türk<br />
<br />
Atabetü’l Hakayık<br />
<br />
Divan-ı Hikmet<br />
<br />
Muhakemetü’l-Lugateyn<br />
<br />
Dede Korkut Hikâyeleri]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mimar Sinan Eserleri]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-mimar-sinan-eserleri</link>
			<pubDate>Sun, 21 Apr 2019 22:52:53 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-mimar-sinan-eserleri</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sedefkar Mehmed Ağa kimdir? Eserleri nelerdir?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-sedefkar-mehmed-aga-kimdir-eserleri-nelerdir</link>
			<pubDate>Sun, 21 Apr 2019 22:36:49 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-sedefkar-mehmed-aga-kimdir-eserleri-nelerdir</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #696969;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Sedefkar Mehmed Ağa kimdir? Eserleri nelerdir?</span><br />
<br />
Kanûnî Sultan Süleyman zamanında 970 (1562-63) yılında Rumeli’den devşirme olarak getirilmiştir. Doğum yeri ve tarihi hakkında bilgi yoktur. Kalkandelenli olduğunu ileri sürenlerin yanında Arnavutluk / İlbasanlı olduğu daha kuvvetli bir ihtimal olarak kabul görmektedir. Mimarbaşı olmadan önce 1006’da (1597-98) su nâzırı olarak sekiz yıl görev yapan Mehmed Ağa, 8 Cemâziyelâhir 1015 (11 Ekim 1606) tarihinde mimarbaşılık görevine tayin edildi. Bu görevini hangi yıla kadar devam ettirdiği de kesin olarak bilinmemektedir. <br />
<br />
Hüseyin Ayvansarâyî, Vefeyât-ı Selâtîn adlı eserinde Mehmed Ağa’nın Sultan Ahmed Camii’nin inşaasını tamamladıktan sonra padişahın emriyle vezirlik pâyesi aldığını ve 1027 (1618) yılında vefat ederek Üsküdar’da defnedildiğini belirtmektedir. Başka kaynaklar tarafından desteklenmeyen bu bilgiyi bazı araştırmacılar ihtiyatla karşılamaktadır. Evliya Çelebi ve Ekrem Hakkı Ayverdi, Arnavutluk’ta (İlbasan) Mimar Mehmed Ağa’nın bazı yapılarından bahsetmekte, Evliya Çelebi 1046 (1636-37) tarihli çeşmelerden söz ederken Ekrem Hakkı Ayverdi cami, hamam ve çeşmelerinin olduğunu söylemektedir. Bu durumda Mehmed Ağa’nın görevden ayrıldıktan sonra doğum yeri olan bu şehirde kendi adına eserler meydana getirdiği düşünülmektedir. <br />
<br />
Mehmed Ağa’nın ardından yerine geçtiği kabul edilen Mimar Ali Çelebi’nin göreve geliş tarihi tartışmalı olup 1027 (1618) veya 1031 (1622) olarak gösterilmekte, Mimar Ömer Ağa’nın da 1030 (1621) yılında görevde olduğu belirtilmektedir. Fakat 1032’de (1623) Mimar Mehmed’in Mimar Süleymanoğlu Ebûbekir’i tayin ettiğini söyleyenler de vardır. Mehmed Ağa’nın son dönemiyle araştırmacıların bu dönem için belirttikleri mimarların görev tarihleri hakkında daha tutarlı bilgilere ihtiyaç vardır. <br />
<br />
Arkadaşı Câfer Çelebi’nin Risâle-i Mi‘mâriyye’de yazdığına göre Mehmed Ağa yumuşak huylu, alçak gönüllü, sağlam karakterli, dinine bağlı ve akıllı bir kişidir. Üstünlüklerini gizler, bunlarla övünmez, iyi kalpli ve cömert olup misafirlerini ağırlar, onlara hediyeler verirdi. Sadaka dağıtmayı çok sever, helâlinden sadaka vermek için sedef işleri yapar ve bunları sattırarak fakirlere dağıtırdı. Ayrıca devrin bilginleri, şeyhleri, sultanları ve vezirleriyle sohbet etmeyi severdi. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Eserleri;</span><br />
<br />
Mimar Sinan’ın yetiştirdiği önemli mimarlardan biri olan Mehmed Ağa’nın döneminde pek çok eser inşa edilmiştir. <br />
Sultan Ahmed Külliyesi, <br />
Kâbe’nin tamiratı, <br />
Üsküdar ve Samsun / Ladik’te Sultan I. Ahmed camileri, <br />
Beylerbeyi’nde İstavroz Mescidi, <br />
Üsküdar’da Kavak Sarayı Mescidi, <br />
Güngören’de (Vidos) Sultan II. Osman Camii, <br />
Sultan III. Mehmed Türbesi, <br />
Eyüp Sultan Türbesi önüne ilâve ve Sultan I. Ahmed Sebili, <br />
Alemdar, Tophane, Haydarpaşa, Üsküdar, Haliç’te eski Tersane Sarayı’nda ve Çatalca-Çorlu arasında eski Kınık (?) kasabasında Sultan I. Ahmed çeşmeleri, <br />
Galata’da Sultan II. Osman Çeşmesi, <br />
İbrâhim Paşa Sarayı’nda tamirat, <br />
İstavroz Sarayı’nda ilâveler, <br />
Tersane Sarayı’nda Has Oda Kasrı, <br />
Beşiktaş’ta ve Topkapı Sarayı’nda Sultan I. Ahmed kasırları, <br />
Topkapı Sarayı ve Edirne Sarayı’nda imar faaliyetleri, <br />
Edirne’de Ekmekçizâde Ahmed Paşa Köprüsü ve Kervansarayı, <br />
Uzunköprü‘de Sultan II. Murad Camii ve Köprüsü’nün tamiri,<br />
İstanbul Zindankapı dışında kendi adına bir çeşme,<br />
Arnavutluk / İlbasan’da kendi adına cami, hamam ve çeşmeler onun eserleridir. <br />
<br />
<span style="font-size: x-small;" class="mycode_size">BİBLİYOGRAFYA <br />
Evliya Çelebi, Seyahatnâme, VIII, 723-724; Ayvansarâyî, Vefeyât-ı Selâtîn, s. 56; Celâl Esad [Arseven], Constantinople de Byzance à Stanboul, Paris 1909, s. 265-267; a.mlf., Türk Sanatı Tarihi, İstanbul, ts. (Maarif Basımevi), s. 767-769; Saadi Nazım Nirven, İstanbul Suları, İstanbul 1946, s. 126-127; L. A. Mayer, Islamic Architects and Their Works, Ceneve 1956, s. 91-92; Orhan Şaik Gökyay, “Risâle-i Mimâriyye-Mimar Mehmed Ağa Eserleri”, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’ya Armağan, Ankara 1976, s. 113-215; Ahmet Refik [Altınay], Türk Mimarları (haz. Zeki Sönmez), İstanbul 1977, s. 101-102; Ömer Lutfi Barkan, Süleymaniye Cami ve İmareti İnşaatı, Ankara 1979, II, 276-291, cetvel 19; Ayverdi, Avrupa’da Osmanlı Mimârî Eserleri IV, s. 398; Ahmet Vefa Çobanoğlu, “Mehmed Ağa (Sedefkar)”, Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, İstanbul 1999, II, 103-104; a.mlf., “Osmanlı’da Baş Mimarlar”, Türk Dünyası Kültür Atlası-Osmanlı Dönemi, İstanbul 2002, IV, 302-304; Fatma Afyoncu, XVII. Yüzyılda Hassa Mimarları Ocağı, Ankara 2001, s. 12-13; İzzet Kumbaracılar, “Türk Mimarları”, Arkitekt, sy. 2, İstanbul 1937, s. 60; Kemal Altan, “Mimar Mehmet”, a.e., sy. 8 (1937), s. 223-226; Şahap Tayfur, “Ünlü Mimarbaşı Sedefkâr Mehmed Ağa”, TTOK Belleteni, sy. 143 (1953), s. 18; İsmet Parmaksızoğlu, “Sultan Ahmet Camii Mimarı Sedefkâr Mehmet Ağa”, Kültür ve Sanat, sy. 3, Ankara 1974, s. 32-39; Zeki Sönmez, “Sultanahmet Camisi ve Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa”, Kültür ve Sanat, I/1, Ankara 1988, s. 38-45; Filiz Yenişehirlioğlu, “Mehmed Ağa (Sedefkâr)”, DBİst.A, V, 354-355. </span></span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #696969;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Sedefkar Mehmed Ağa kimdir? Eserleri nelerdir?</span><br />
<br />
Kanûnî Sultan Süleyman zamanında 970 (1562-63) yılında Rumeli’den devşirme olarak getirilmiştir. Doğum yeri ve tarihi hakkında bilgi yoktur. Kalkandelenli olduğunu ileri sürenlerin yanında Arnavutluk / İlbasanlı olduğu daha kuvvetli bir ihtimal olarak kabul görmektedir. Mimarbaşı olmadan önce 1006’da (1597-98) su nâzırı olarak sekiz yıl görev yapan Mehmed Ağa, 8 Cemâziyelâhir 1015 (11 Ekim 1606) tarihinde mimarbaşılık görevine tayin edildi. Bu görevini hangi yıla kadar devam ettirdiği de kesin olarak bilinmemektedir. <br />
<br />
Hüseyin Ayvansarâyî, Vefeyât-ı Selâtîn adlı eserinde Mehmed Ağa’nın Sultan Ahmed Camii’nin inşaasını tamamladıktan sonra padişahın emriyle vezirlik pâyesi aldığını ve 1027 (1618) yılında vefat ederek Üsküdar’da defnedildiğini belirtmektedir. Başka kaynaklar tarafından desteklenmeyen bu bilgiyi bazı araştırmacılar ihtiyatla karşılamaktadır. Evliya Çelebi ve Ekrem Hakkı Ayverdi, Arnavutluk’ta (İlbasan) Mimar Mehmed Ağa’nın bazı yapılarından bahsetmekte, Evliya Çelebi 1046 (1636-37) tarihli çeşmelerden söz ederken Ekrem Hakkı Ayverdi cami, hamam ve çeşmelerinin olduğunu söylemektedir. Bu durumda Mehmed Ağa’nın görevden ayrıldıktan sonra doğum yeri olan bu şehirde kendi adına eserler meydana getirdiği düşünülmektedir. <br />
<br />
Mehmed Ağa’nın ardından yerine geçtiği kabul edilen Mimar Ali Çelebi’nin göreve geliş tarihi tartışmalı olup 1027 (1618) veya 1031 (1622) olarak gösterilmekte, Mimar Ömer Ağa’nın da 1030 (1621) yılında görevde olduğu belirtilmektedir. Fakat 1032’de (1623) Mimar Mehmed’in Mimar Süleymanoğlu Ebûbekir’i tayin ettiğini söyleyenler de vardır. Mehmed Ağa’nın son dönemiyle araştırmacıların bu dönem için belirttikleri mimarların görev tarihleri hakkında daha tutarlı bilgilere ihtiyaç vardır. <br />
<br />
Arkadaşı Câfer Çelebi’nin Risâle-i Mi‘mâriyye’de yazdığına göre Mehmed Ağa yumuşak huylu, alçak gönüllü, sağlam karakterli, dinine bağlı ve akıllı bir kişidir. Üstünlüklerini gizler, bunlarla övünmez, iyi kalpli ve cömert olup misafirlerini ağırlar, onlara hediyeler verirdi. Sadaka dağıtmayı çok sever, helâlinden sadaka vermek için sedef işleri yapar ve bunları sattırarak fakirlere dağıtırdı. Ayrıca devrin bilginleri, şeyhleri, sultanları ve vezirleriyle sohbet etmeyi severdi. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Eserleri;</span><br />
<br />
Mimar Sinan’ın yetiştirdiği önemli mimarlardan biri olan Mehmed Ağa’nın döneminde pek çok eser inşa edilmiştir. <br />
Sultan Ahmed Külliyesi, <br />
Kâbe’nin tamiratı, <br />
Üsküdar ve Samsun / Ladik’te Sultan I. Ahmed camileri, <br />
Beylerbeyi’nde İstavroz Mescidi, <br />
Üsküdar’da Kavak Sarayı Mescidi, <br />
Güngören’de (Vidos) Sultan II. Osman Camii, <br />
Sultan III. Mehmed Türbesi, <br />
Eyüp Sultan Türbesi önüne ilâve ve Sultan I. Ahmed Sebili, <br />
Alemdar, Tophane, Haydarpaşa, Üsküdar, Haliç’te eski Tersane Sarayı’nda ve Çatalca-Çorlu arasında eski Kınık (?) kasabasında Sultan I. Ahmed çeşmeleri, <br />
Galata’da Sultan II. Osman Çeşmesi, <br />
İbrâhim Paşa Sarayı’nda tamirat, <br />
İstavroz Sarayı’nda ilâveler, <br />
Tersane Sarayı’nda Has Oda Kasrı, <br />
Beşiktaş’ta ve Topkapı Sarayı’nda Sultan I. Ahmed kasırları, <br />
Topkapı Sarayı ve Edirne Sarayı’nda imar faaliyetleri, <br />
Edirne’de Ekmekçizâde Ahmed Paşa Köprüsü ve Kervansarayı, <br />
Uzunköprü‘de Sultan II. Murad Camii ve Köprüsü’nün tamiri,<br />
İstanbul Zindankapı dışında kendi adına bir çeşme,<br />
Arnavutluk / İlbasan’da kendi adına cami, hamam ve çeşmeler onun eserleridir. <br />
<br />
<span style="font-size: x-small;" class="mycode_size">BİBLİYOGRAFYA <br />
Evliya Çelebi, Seyahatnâme, VIII, 723-724; Ayvansarâyî, Vefeyât-ı Selâtîn, s. 56; Celâl Esad [Arseven], Constantinople de Byzance à Stanboul, Paris 1909, s. 265-267; a.mlf., Türk Sanatı Tarihi, İstanbul, ts. (Maarif Basımevi), s. 767-769; Saadi Nazım Nirven, İstanbul Suları, İstanbul 1946, s. 126-127; L. A. Mayer, Islamic Architects and Their Works, Ceneve 1956, s. 91-92; Orhan Şaik Gökyay, “Risâle-i Mimâriyye-Mimar Mehmed Ağa Eserleri”, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’ya Armağan, Ankara 1976, s. 113-215; Ahmet Refik [Altınay], Türk Mimarları (haz. Zeki Sönmez), İstanbul 1977, s. 101-102; Ömer Lutfi Barkan, Süleymaniye Cami ve İmareti İnşaatı, Ankara 1979, II, 276-291, cetvel 19; Ayverdi, Avrupa’da Osmanlı Mimârî Eserleri IV, s. 398; Ahmet Vefa Çobanoğlu, “Mehmed Ağa (Sedefkar)”, Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, İstanbul 1999, II, 103-104; a.mlf., “Osmanlı’da Baş Mimarlar”, Türk Dünyası Kültür Atlası-Osmanlı Dönemi, İstanbul 2002, IV, 302-304; Fatma Afyoncu, XVII. Yüzyılda Hassa Mimarları Ocağı, Ankara 2001, s. 12-13; İzzet Kumbaracılar, “Türk Mimarları”, Arkitekt, sy. 2, İstanbul 1937, s. 60; Kemal Altan, “Mimar Mehmet”, a.e., sy. 8 (1937), s. 223-226; Şahap Tayfur, “Ünlü Mimarbaşı Sedefkâr Mehmed Ağa”, TTOK Belleteni, sy. 143 (1953), s. 18; İsmet Parmaksızoğlu, “Sultan Ahmet Camii Mimarı Sedefkâr Mehmet Ağa”, Kültür ve Sanat, sy. 3, Ankara 1974, s. 32-39; Zeki Sönmez, “Sultanahmet Camisi ve Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa”, Kültür ve Sanat, I/1, Ankara 1988, s. 38-45; Filiz Yenişehirlioğlu, “Mehmed Ağa (Sedefkâr)”, DBİst.A, V, 354-355. </span></span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kaligrafi Sanatı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kaligrafi-sanati</link>
			<pubDate>Thu, 12 Oct 2017 17:46:25 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32409">MahAs</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kaligrafi-sanati</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/0GDDD8.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 0GDDD8.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
"Güzel Yazı" demektir. Bu sanat ile iştigal eden (uğraşan) sanatkara Kaligraf denir. <br />
Kaligrafi, Kallos (güzel) / Graphos(yazı)  Latince kelimelerden türetilmiştir. <br />
<br />
Sözcük olarak her toplumun-milletin kendi alfabesini kullanarak belli bir disiplin içinde ve  her sanatçının kendi yorumuyla yaptığı güzel ve estetik yazı yazma sanatıdır. Kaligrafi de gaye, değişik motifler kullanarak yazıyı olduğundan farklı bir kimlikte biçimlendirmektir. Genellikle dik ve yatay çizgilerden oluşan latin harflerini simetrik bir şekilde kağıda dökmek kaligrafinin en temel unsurlarından birisidir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/DyJJJO.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: DyJJJO.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/AyJJ3L.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: AyJJ3L.jpg]" class="mycode_img" /><br />
</div>
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Zoomorfik Osmanlı Kaligrafisi:</span><br />
<br />
 Hayvan Şeklinde Yazı - Hat Sanatı olarak çevirebilir. <br />
   15.yüzyılda özellikle Osmanlı, Hindistan ve İran’da görülen, olağanüstü incelik ve ustalık gerektiren bu sanat eserleri hayranlık verecek derecede ince ve etstetiktir.  <br />
<br />
  Hat sanatı, Arap harfleri ile İslami içerikli güzel yazı yazma sanatıdır. Arapça harflerle yazılan dini içerikli yazılar. Osmanlı kültüründe dini motiflerin ön planda olması sebebiyle Allah ve Peygamber sevgisini göstermek amacıyla 'Hattatlar' bu sanatı kullanarak günümüze kadar ulaşan pek çok değerli eser bırakmışlardır. Hat sanatı kaligrafiye göre çok daha fazla emek ve uğraş isteyen bir sanat dalıdır Usta-Çırak ilişkisi ile bir sonraki nesillere aktarılan hat sanatı bugün için çok fazla yaygın olmamakla beraber hale bu sanatı devam ettirmeye çalışan ustalar bulunmaktadır. Hat Sanatı Arap harflerinin 6. yüzyıl ve 10. yüzyıl arasında geçirdiği bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır. Hat, Arapça çizgi demektir.  <br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/ZOddYG.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ZOddYG.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
  Türkler, Müslüman olduktan ve Arap alfabesini benimsedikten sonra uzun bir süre hat sanatına herhangi bir katkıda bulunmamışlardır, bu dönemde Hat sanatının Mükemmel örneklerine Rastlamak mümkün değildir.Bu dönemdeki biçim ve üslup var olan gelişmiş Türk Hat Sanat’ına benzememektedir. Türkler hat sanatıyla Anadolu‘ya geldikten sonra ilgilenmeye başladığı tahmin edilmektedir. <br />
<br />
Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah’ın üslup ve anlayışı 17. yüzyıla kadar sürdü. Arap yazısına estetik bakımdan en olgun biçimini kazandırdı. Bu tarihten sonra yetişen hattatların hepsi Hafız Osman’ı izlemişlerdir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/POMMM9.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: POMMM9.jpg]" class="mycode_img" /></div>
...<br />
<br />
Unutulmuşsanatlar</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/0GDDD8.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 0GDDD8.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
"Güzel Yazı" demektir. Bu sanat ile iştigal eden (uğraşan) sanatkara Kaligraf denir. <br />
Kaligrafi, Kallos (güzel) / Graphos(yazı)  Latince kelimelerden türetilmiştir. <br />
<br />
Sözcük olarak her toplumun-milletin kendi alfabesini kullanarak belli bir disiplin içinde ve  her sanatçının kendi yorumuyla yaptığı güzel ve estetik yazı yazma sanatıdır. Kaligrafi de gaye, değişik motifler kullanarak yazıyı olduğundan farklı bir kimlikte biçimlendirmektir. Genellikle dik ve yatay çizgilerden oluşan latin harflerini simetrik bir şekilde kağıda dökmek kaligrafinin en temel unsurlarından birisidir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/DyJJJO.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: DyJJJO.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/AyJJ3L.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: AyJJ3L.jpg]" class="mycode_img" /><br />
</div>
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Zoomorfik Osmanlı Kaligrafisi:</span><br />
<br />
 Hayvan Şeklinde Yazı - Hat Sanatı olarak çevirebilir. <br />
   15.yüzyılda özellikle Osmanlı, Hindistan ve İran’da görülen, olağanüstü incelik ve ustalık gerektiren bu sanat eserleri hayranlık verecek derecede ince ve etstetiktir.  <br />
<br />
  Hat sanatı, Arap harfleri ile İslami içerikli güzel yazı yazma sanatıdır. Arapça harflerle yazılan dini içerikli yazılar. Osmanlı kültüründe dini motiflerin ön planda olması sebebiyle Allah ve Peygamber sevgisini göstermek amacıyla 'Hattatlar' bu sanatı kullanarak günümüze kadar ulaşan pek çok değerli eser bırakmışlardır. Hat sanatı kaligrafiye göre çok daha fazla emek ve uğraş isteyen bir sanat dalıdır Usta-Çırak ilişkisi ile bir sonraki nesillere aktarılan hat sanatı bugün için çok fazla yaygın olmamakla beraber hale bu sanatı devam ettirmeye çalışan ustalar bulunmaktadır. Hat Sanatı Arap harflerinin 6. yüzyıl ve 10. yüzyıl arasında geçirdiği bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır. Hat, Arapça çizgi demektir.  <br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/ZOddYG.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ZOddYG.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
  Türkler, Müslüman olduktan ve Arap alfabesini benimsedikten sonra uzun bir süre hat sanatına herhangi bir katkıda bulunmamışlardır, bu dönemde Hat sanatının Mükemmel örneklerine Rastlamak mümkün değildir.Bu dönemdeki biçim ve üslup var olan gelişmiş Türk Hat Sanat’ına benzememektedir. Türkler hat sanatıyla Anadolu‘ya geldikten sonra ilgilenmeye başladığı tahmin edilmektedir. <br />
<br />
Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah’ın üslup ve anlayışı 17. yüzyıla kadar sürdü. Arap yazısına estetik bakımdan en olgun biçimini kazandırdı. Bu tarihten sonra yetişen hattatların hepsi Hafız Osman’ı izlemişlerdir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/POMMM9.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: POMMM9.jpg]" class="mycode_img" /></div>
...<br />
<br />
Unutulmuşsanatlar</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çini Sanatı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-cini-sanati</link>
			<pubDate>Mon, 09 Oct 2017 18:58:00 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32409">MahAs</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-cini-sanati</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/o63EOq.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: o63EOq.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Camilerde, türbelerde, saraylarda ve kamuoyu tarafından değer verilen her türlü mimari eserde, süsleme yapmak amacıyla duvarları kilden üretilmiş desenli çini levhalarla kaplama sanatı.  Bir binayı süsleme amacının yanı sıra sırf o binanın duvarlarını korumak için de çini yapılabilir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/a13X1B.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: a13X1B.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Çini, bir yüzü kaba haliyle bırakılıp diğer yüzü sırlandırılmış, üzerine de çoğunlukla renkli çiçek motifleri işlenmiş belli boyutlardaki pişmiş kil levhalardır. Bu sanat, binlerce yıl önce porselen ustası Çinlilerin elinde doğduğundan dolayı, sonraki yüzyıllarda Türkler tarafından “Çin işi” anlamında bir deyimle adlandırılmıştır.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/ZOkYOk.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ZOkYOk.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Çini Nasıl Yapılır?</span><br />
<br />
Geleneksel yolla çini üretmek için önce uygun topraktan balçık kıvamında bir çamur hazırlanır. Çok iyi yoğurulmuş ve içindeki bütün pürüzlü dokulardan arındırılmış olan bu çamur koyulaşınca mesleğe özgü yöntemlerle önce düz levhalar haline getirilir, açık havada yeterince kurutulduktan sonra da bir taş fırında pişirilir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/qJMEJQ.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: qJMEJQ.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Fırından çıkan çini levhaları belli bir dayanıklılık düzeyine erişmiş durumda olur. Bunların üzerlerine de renkli boyalarla çiçek motifleri ve şekiller işlenir. Süslenen yüzey sırlanır ve çiniler kurumaları için bir defa daha firma konulur. Günümüzde el işçiliği yoluyla bu tür çini levha üretme geleneği artık tamamen tarihe karışmış olup, çiniciliğin çağımızdaki yansıması durumundaki fayans ve karo yapımında, en küçük bir hata payına bile izin vermeyen ve bütün üretim sürecini bilgisayar kontrollü olarak yürüten çok hassas elektronik cihazlar kullanılmaktadır.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/OyAEyP.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: OyAEyP.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/ByP8LD.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ByP8LD.jpg]" class="mycode_img" /><br />
</div>
<br />
Çinicilik her ne kadar Çin topraklarındaki porselen işçiliğinden doğma bir hüner olsa da sonradan İslam ülkelerinde de çok büyük gelişme göstermiş bir sanattır. Özellikle Türk çini ustaları cami ve saray mimarisinde dünya çiniciliğinin gelmiş geçmiş en zarif örneklerini sergilemişlerdir. Yapıları çinilerle süsleme zevki ilk olarak Selçuklularda görülmüş, bu sanat Osmanlı dönemindeki çini ustalarının tasarımlarıyla zirve noktasına ulaşmıştır. Özellikle İzmit kenti 16. yüzyılda ortaya koyduğu göz kamaştırıcı çinilerle bütün dünyada çiniciliğin merkezi olarak nam salmıştır. Öyle ki 16. yüzyıl İznik yapımı olduğu tescillenen bir tek çini karo bile günümüzde dünyanın bütün büyük müzayede salonlarında “birinci sınıf tarihi eser” olarak kabul edilmekte ve astronomik rakamlara alınıp satılmaktadır.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/g98XOQ.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: g98XOQ.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Süleymaniye Camisi, Rüstem Paşa Camisi ve Topkapı Sarayı, duvarlarında Türk çiniciliğinin zirve eserlerinin yer aldığı tarihsel mekanlardan yalnızca bir kaçıdır.<br />
<br />
kulturelbellek</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/o63EOq.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: o63EOq.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Camilerde, türbelerde, saraylarda ve kamuoyu tarafından değer verilen her türlü mimari eserde, süsleme yapmak amacıyla duvarları kilden üretilmiş desenli çini levhalarla kaplama sanatı.  Bir binayı süsleme amacının yanı sıra sırf o binanın duvarlarını korumak için de çini yapılabilir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/a13X1B.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: a13X1B.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Çini, bir yüzü kaba haliyle bırakılıp diğer yüzü sırlandırılmış, üzerine de çoğunlukla renkli çiçek motifleri işlenmiş belli boyutlardaki pişmiş kil levhalardır. Bu sanat, binlerce yıl önce porselen ustası Çinlilerin elinde doğduğundan dolayı, sonraki yüzyıllarda Türkler tarafından “Çin işi” anlamında bir deyimle adlandırılmıştır.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/ZOkYOk.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ZOkYOk.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Çini Nasıl Yapılır?</span><br />
<br />
Geleneksel yolla çini üretmek için önce uygun topraktan balçık kıvamında bir çamur hazırlanır. Çok iyi yoğurulmuş ve içindeki bütün pürüzlü dokulardan arındırılmış olan bu çamur koyulaşınca mesleğe özgü yöntemlerle önce düz levhalar haline getirilir, açık havada yeterince kurutulduktan sonra da bir taş fırında pişirilir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/qJMEJQ.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: qJMEJQ.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Fırından çıkan çini levhaları belli bir dayanıklılık düzeyine erişmiş durumda olur. Bunların üzerlerine de renkli boyalarla çiçek motifleri ve şekiller işlenir. Süslenen yüzey sırlanır ve çiniler kurumaları için bir defa daha firma konulur. Günümüzde el işçiliği yoluyla bu tür çini levha üretme geleneği artık tamamen tarihe karışmış olup, çiniciliğin çağımızdaki yansıması durumundaki fayans ve karo yapımında, en küçük bir hata payına bile izin vermeyen ve bütün üretim sürecini bilgisayar kontrollü olarak yürüten çok hassas elektronik cihazlar kullanılmaktadır.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/OyAEyP.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: OyAEyP.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/ByP8LD.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ByP8LD.jpg]" class="mycode_img" /><br />
</div>
<br />
Çinicilik her ne kadar Çin topraklarındaki porselen işçiliğinden doğma bir hüner olsa da sonradan İslam ülkelerinde de çok büyük gelişme göstermiş bir sanattır. Özellikle Türk çini ustaları cami ve saray mimarisinde dünya çiniciliğinin gelmiş geçmiş en zarif örneklerini sergilemişlerdir. Yapıları çinilerle süsleme zevki ilk olarak Selçuklularda görülmüş, bu sanat Osmanlı dönemindeki çini ustalarının tasarımlarıyla zirve noktasına ulaşmıştır. Özellikle İzmit kenti 16. yüzyılda ortaya koyduğu göz kamaştırıcı çinilerle bütün dünyada çiniciliğin merkezi olarak nam salmıştır. Öyle ki 16. yüzyıl İznik yapımı olduğu tescillenen bir tek çini karo bile günümüzde dünyanın bütün büyük müzayede salonlarında “birinci sınıf tarihi eser” olarak kabul edilmekte ve astronomik rakamlara alınıp satılmaktadır.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/g98XOQ.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: g98XOQ.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Süleymaniye Camisi, Rüstem Paşa Camisi ve Topkapı Sarayı, duvarlarında Türk çiniciliğinin zirve eserlerinin yer aldığı tarihsel mekanlardan yalnızca bir kaçıdır.<br />
<br />
kulturelbellek</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sedef Kakma Sanatı - Sedefkarlık]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-sedef-kakma-sanati-sedefkarlik</link>
			<pubDate>Mon, 09 Oct 2017 18:43:30 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32409">MahAs</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-sedef-kakma-sanati-sedefkarlik</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/qJME25.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: qJME25.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Sedef kakma, ayrıca sedefçilik ya da sedef işleme olarak bilinen teknikte sedef, ahşap üzerine açılan çukur veya oymalara yerleştirilir ve tahtaya temas eden yüzeyden düşmelerini önleyecek yapıştırıcılar sürülür ya da sedeflerin etrafı madeni tellerle çevrilir. <br />
<br />
Sedef kakmacılık işine sedefkâri, sedef kakma yapan ustaya sedefkâr denilmektedir. Bağa, fildişi, kemik, çeşitli filetolar ve altın, gümüş gibi kıymetli madenler de sedefkârlıkta kullanılan malzemelerdir.<br />
<br />
 İlk çağın en eski uygarlıklarında görülmekle birlikte, sedefin eşyada süs ögesi olarak uygulanışı çok sonradır. Her ne kadar bazı kaynaklar Sümer sanatında sedefin traş edilerek ahşaba uygulandığını, Uzak Doğu ve Güney Asya’da Hint Sanatında sedef süslemelere rastlansa da, sedefin en yaygın ve en gelişmiş şekliyle Türk-Osmanlı Sanatında görüldüğü bilinmektedir. <br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color">Sedef  </span><br />
<br />
 Bazı deniz hayvanlarının kabuğunda bulunan ve sedefçilikte kullanılan sert, beyaz ve gökkuşağı pırıltılı, fosforik özelliği olan maddeye sedef, bu maddeyi işleyen kişiye de sedefkâr (sedefçi) denilmektedir. Beyaz, arusek, çöp, taş sedef olmak üzere çeşitlere ayrılmaktadır. Uzun ömürlü bu kabuklar, sedefler, milyonlarca yıllık fosiller halinde karalarda da görülmektedir. Sıcak denizlerde yetişen çok iri yumuşakçaların kabukları, zengin sedef kaynaklarıdır. <br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/a13Xyz.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: a13Xyz.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color">Kakmacılık </span><br />
<br />
Oyulabilecek nitelikteki her hangi bir malzeme üzerine, istenilen şekillerde oyularak açılan yuvalara, diğer bir maddeden oyulan şeklin aynısından kesilmiş parçaların kakarak yerleştirilmesi işi kakmacılık olarak adlandırılır. Oyulabilecek nitelikte olan malzeme; taş, tahta, mermer ve işlenmeye müsait bazı madenlerdir. Taşın, tahtanın veya madenin bazı kısımlarını oyarak bu oyulan kısımlara daha kıymetli başka bir madenden veya maddeden oyulan şekle göre kesilmiş parçaların gömülmesi suretiyle kakma işi gerçekleştirilir. Bu işler tezyinat için yapılmaktadır. Örneğin, adi bir taş oyulup mermer veya daha kıymetli bir madenden kesilmiş parçaları gömmek, abanoz üstüne sedef parçaları gömmek, ceviz tahtası üzerine fildişi veya kemik parçalarını desenli olarak keserek gömmek suretiyle yapılmış kakma işlerine pek çok yerde rastlanmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"> Tarihçe</span><br />
<br />
  Hammaddesinin sıcak denizlerden sağlanması dolayısıyla sedefkârlığın Doğu'da başladığı tahmin edilmektedir. Sümer mezarlarında rastlanan ilk sedef işçiliği örnekleri de bu iddiayı güçlendirmektedir. Çin, Hindistan, Siyam gibi Uzak Doğu'nun "sanatı ve sanatkârı bol" ülkelerinde doğan sedefkârlık, Orta Asya Türkleriyle beraber Anadolu'ya gelmiştir. Çabuk kırılabilen bir malzeme oluşu ve genellikle ahşap üzerine uygulanması nedeniyle günümüze çok fazla örneği kalamamıştır. Orta Asya Türkleri arasında sedef kullanımını belgeleyen hiçbir kanıt olmamasına rağmen, bu nesnelerin varlığına Marco Polo ve çeşitli Bizans elçileri anılarında söz edilmektedir. Buna ek olarak Kazan Tatarlarının sedef kaligrafik yazıtlar yaptığı bilinmektedir. <br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/kXBEkD.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kXBEkD.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color">Sedefkâri malzemeleri  </span><br />
<br />
Kakma tekniği ile yapılan sedef işçiliğinde kullanılan ağaç genellikle cevizdir. Renkler kızıl ve siyah olup kullanılan motiflerde çeşitli geometrik desenler bir arada görülür. Bağa, fildişi, kemik, çeşitli filetolar ve altın, gümüş gibi kıymetli madenler sedefkârlıkta kullanılan sedef dışındaki diğer malzemelerdir. Bunların hepsine birden bezeme veya süsleme malzemeleri denilmektedir. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"> “Bağa” </span>büyük deniz kaplumbağaların sırtından çıkarılan, tırnaksı bir maddedir. Isıyla yumuşatılarak şekillendirilebilen açık ve koyu sarı, kahve, kızıl kahverengi, menevişli estetik bir malzemedir. Genelde alt kısmına altın varak yapıştırılarak kullanılır. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">“Fildişi”</span> sert ve dokulu bir malzemedir.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"> “Fileto” </span>Üst üste yapıştırılan ahşap ve ona uygun malzemelerin yanlamasına kesilmesiyle elde edilen bir süsleme unsurudur. <br />
;“Altın” ve “gümüş”:Altın ve gümüş özellikle günümüzde takı çalışmalarında kullanılmaktadır. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">“Ahşap malzemeler” </span>Ahşap olarak, bu süsleme malzemelerini iyi gösterecek koyu renkli abanoz, pelesenk, ceviz ve maun gibi ağaç türleri tercih edilir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/9DoG45.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 9DoG45.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"> Yapılışı </span> <br />
<br />
Sedef işçiliği, genellikle ‘oyma’ ve ‘kakma’ usulleriyle yapılmaktadır. Önce, yüzeye, işlenecek motif çizilir. Keski adı verilen çelik uç ile, bu motifin çevresi keskilenerek açılan kanala tel yatırılır ve çekiç kullanılarak küçük darbelerle tel yüzeye gömülür. Telin zaman içinde kalkmamasını önlemek için, su ile iyice sıvılaştırılmış beyaz tutkal işlenmiş tel üzerine sürülür. <br />
<br />
Aynı keski ile, çizilen motifin içi oyulur ve bu içi oyulmuş motifin şekline uygun olarak, sedef , iki parmak arasında (baş parmak ve işaret parmağı) sıkıca kavranarak, zımpara taşında şekillendirilir ve motifin içine, beyaz tutkal ve ağaç tozundan yapılmış macun ile yapıştırılır. Motif içine yerleştirilecek sedefin, yerine düzgün oturması ve sonradan yapılacak tesfiyenin, sedefin parlak canlı kısmını yok ederek motifi bozmaması için, sedefin, şekillendirilmeden önce alt ve üst kısmının düzlenmesi gerekir. Sedef yerleştirilmiş parça en az iki saat kurumaya bırakıldıktan sonra, ince eğe ve zımpara ile silinerek, pürüzsüz bır satıh elde edildikten sonra, ispirto içinde eritilmiş gomalak cila (bir çeşit reçine) ile parlatılır. Gomalak cilanın, sıkıştırılmış pamuk yumağına damlatılması ve hızlı, dairesel ritmik hareketle parça üzerinde cila kuruyana kadar cilalamanın devam ettirilmesi gerekir. Eğer, açık renk olan genç ceviz ağacı seçilmiş ve renginin koyulaştırılması isteniyorsa, ciladan önce, yapılmış parçaya asiti alınmış zeytinyağı sürülerek güneşte bırakılır, kuruduktan sonra cila sürülür.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/V3aEAn.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: V3aEAn.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"> Kullanılan teknikler</span> <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Kakma tekniği </span><br />
<br />
Zemine çizilen deseni uygun derinlikte oyularak, oyulan desenlerin kalıplarının çıkarılıp çıkarılan kalıplarda hazırlanan malzemeleri ahşabı ahşaba, sedefi ahşaba, tası başka bir taşa gömme işlemine kakma tekniği denir. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Sıvama tekniği </span><br />
<br />
Zemine çizilen deseni uygun malzemelerle fileto, zencirek, bağa, sedef, fildişi, kemik, abanoz, pelesenk, yılan ağacı ve bunun gibi birçok ağaçtan elde edilmiş papeller kullanarak zeminde boşluk kalmayacak şekilde bezenmesine yapıştırma ve sıvama tekniği denir. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Eser- i İstanbul işi</span><br />
<br />
 Saray atölyeleri ve Eminönü, Tahtakale civarında sıra işi yapan küçük atölyelerde cami kapı kanatları, Kuran muhafazası, pencere kanatları, sanduka şebekeleri, saltanat kayıkları, saray kapı kanatları, vaaz kürsüsü, taht gibi pek çok çeşitte üretilen eserlerdir. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Şam İşi </span><br />
Daha çok tel ve badem şeklinde kesilmiş sedeften işlenmiş mobilya, sehpa, aynalı tırnak takım gibi eşyalar yapılmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"> Viyana İşi </span><br />
"Boule" adı verilen metal kaplama tekniğinin yanında düzensiz olarak yerleştirilen sedef parçalarından meydana gelir. Çalışma masası, sehpa, ayna tırnak takımı gibi eşyalara yeşil (arusek) tipi sedefleri 0.5mm ile 0.8mm arasında küçük parçaları çizilen motiflerin üzerine aralarında 1-2mm boşluk kalacak şeklinde mozaik (paledyen) gibi yapıştırılır, ara boşluklar odun kömürü tozu veya abanoz ağacı tozundan yapılmış macunla doldurulur. Yüzey zımpara kâğıdı ile düzeltilip cila uygulanır.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"> Kudüs İşi </span><br />
Bu teknik mobilyada veya diğer küçük eşyada kullanılan bir teknik değildir. Sedef kabuklar üzerine yapılan cami ve benzeri maketler, bitki ve hayvan motifleri olarak kendisini gösterir. Şam işi, Antep işi ve Kudüs işi, genelde bunları aynı gruba toplanabilir. Bu gruptaki tekniklerde tatlı su sedefi veya mat mermerimsi sedefler kullanılır. <br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/rJMEm7.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: rJMEm7.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color">Osmanlı'da sedefçilik </span> <br />
<br />
Osmanlıda sedef işlemeciliğinin ilk örneklerini 15. yüzyıl sonlarına doğru görmek mümkündür. Edirne’de tek kubbeli Beyazıt Camiinin kapı kanatlarında görülen sedef işçiliğinin XVI. yüzyılda olgunluk devresine girdiği bilinmektedir. Bu dönemde sedefçilik kapı, pencere, dolap kanatları, kürsü, çekmece, Kur’ an muhafazası, rahle, masa, koltuk, kanepe, sehpa gibi mobilyalar, silah kabzası, nalın, körük, tütün tabakası, kahve takımı vb. gibi ahşap eşyada görülmüştür.Anadolu'da ahşabı oyarak görkemli eserler meydana getiren Selçuklular, bu tarz bezemeciliği günümüze ulaştırmıştır. Sedefin işçiliğinin en yaygın ve en gelişmiş şekli Türk-Osmanlı Sanatı’nda görülür. 17. ve 18. yüzyıllarda zirveye ulaşan Osmanlı sedef işçiliği, kapı, pencere, dolap kanatları, kürsü, çekmece, Kur’an muhafazası, rahle, masa, koltuk, kanepe, sehpa gibi mobilyalar, silah kabzası, nalın, körük, tütün tabakası, kahve takımı vb. gibi çok çeşitli gündelik objede kullanılmıştır. <br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/jQ3B4m.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: jQ3B4m.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Sedef kakmacılıkta geometrik desenler, çiçek, yaprak gibi doğadan alınmış naturel desenler ile rumî, barok ve arabesk motifler ağırlık kazanmıştır.<br />
<br />
Sedef kakma Osmanlı doneminde özellikle 1700-1900'lü yillarda popüler bir süsleme sanatı olarak ilgi görmüştür. Bu sanat saray süslemeleri, camii mimberleri ile birlikte tüfek, piştol, kılıç ve kama gibi silahların da süslemelerinde sıkça kullanılmıştır.  <br />
<br />
Edirne'deki 2. Beyazıt Cami kapı kanatları, bir rivayete göre Fatih Sultan Mehmet'in som sedeften yapılan tabutu, 3. Murat'ın Ayasofya'daki türbesinin kapı kanatları, Sultan Ahmet Camii'nin pencere ve cümle kapılarının kanatları, Balıkesir'deki Zağanospaşa Camii'nin kapı kanatları, mimari yapılarda kullanılan sedef işçiliğinin en görkemli örneklerini oluşturmaktadır.<br />
<br />
 15.y.y' da , Topkapı Sarayı Müzesi'nde birçok sedefli eşya görülmektedir. Müzenin 1505 tarihli hazine defterinde sedefli eşyaların varlığı bildirilmektedir. Hatta Raht Hazinesine ait defterlerde sedefli eğer takımlarının kayıtlarına rastlanmaktadır, fakat bu takımlar günümüze ulaşamamıştır.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/LOAQ4o.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: LOAQ4o.jpg]" class="mycode_img" /><br />
</div>
 16.y.y'da Yavuz Sultan Selim'in türbe kapısı, Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Cami kapı ve pencere kanatları, Süleymaniye Cami kapı ve pencere kanatları, 3. Murat'ın yatak odası kapı kanatları önemli örneklerdir. Bu dönemde sarayda sedefkârların bir atölyesinin bulunduğunu ve sedefkârların burada geometri dersi okudukları da kaynaklarda yer almaktadır. Bu yüzyılda saray atölyesinden Mehmet Usta, Dalgıç Ahmet ve Mimar Mehmet Ağa yetişmiştir. <br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/Mapk6g.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Mapk6g.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
19.y.y ve 20.y.y ; Avrupa barok ve rokoko tarzı mimariyi etkilemiş ahşap daha az kullanılmaya başlanmış, sedef işlemeli eserler azalmıştır. Bu dönem eserleri 2. Mahmut tuğralı çekmece ve 2. Abdülhamit'e gönderilen hediyelerdir.<br />
<br />
 20.y.y'ın ilk yarısına kadar devam eden sedef sanatı, bu dönemin en ünlü ismi Vasıf Ustanın 1940 da ölümüyle son bulmuş, Küçükyalılı İsmail usta ve Nerses Ustanın ölümüyle de bu dönemin son sedefkarları tarih sayfalarındaki yerini almıştır.17.y.y ; sedef sanatında değişik bir tarz ortaya çıkmıştır, geometrik şekiller yerini bitkisel motiflere bırakmıştır. Bu dönem eserlerinden, Sultan Ahmet Cami Revan ve Bağdat köşkleri, Valide Sultan Dairesi, Yeni Valide Cami, 1. Ahmet'in tahtı, 4. Mehmet'e ait saltanat kayığı, güzel örneklerdendir. XVII. yüzyılda Evliya Çelebi yalnız İstanbul’da 100 sedef atölyesi ve 5000 kadar sedef ustasının sanatlarını yürüttüklerinden söz etmiştir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/0GnykZ.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 0GnykZ.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Serkan K</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/qJME25.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: qJME25.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Sedef kakma, ayrıca sedefçilik ya da sedef işleme olarak bilinen teknikte sedef, ahşap üzerine açılan çukur veya oymalara yerleştirilir ve tahtaya temas eden yüzeyden düşmelerini önleyecek yapıştırıcılar sürülür ya da sedeflerin etrafı madeni tellerle çevrilir. <br />
<br />
Sedef kakmacılık işine sedefkâri, sedef kakma yapan ustaya sedefkâr denilmektedir. Bağa, fildişi, kemik, çeşitli filetolar ve altın, gümüş gibi kıymetli madenler de sedefkârlıkta kullanılan malzemelerdir.<br />
<br />
 İlk çağın en eski uygarlıklarında görülmekle birlikte, sedefin eşyada süs ögesi olarak uygulanışı çok sonradır. Her ne kadar bazı kaynaklar Sümer sanatında sedefin traş edilerek ahşaba uygulandığını, Uzak Doğu ve Güney Asya’da Hint Sanatında sedef süslemelere rastlansa da, sedefin en yaygın ve en gelişmiş şekliyle Türk-Osmanlı Sanatında görüldüğü bilinmektedir. <br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color">Sedef  </span><br />
<br />
 Bazı deniz hayvanlarının kabuğunda bulunan ve sedefçilikte kullanılan sert, beyaz ve gökkuşağı pırıltılı, fosforik özelliği olan maddeye sedef, bu maddeyi işleyen kişiye de sedefkâr (sedefçi) denilmektedir. Beyaz, arusek, çöp, taş sedef olmak üzere çeşitlere ayrılmaktadır. Uzun ömürlü bu kabuklar, sedefler, milyonlarca yıllık fosiller halinde karalarda da görülmektedir. Sıcak denizlerde yetişen çok iri yumuşakçaların kabukları, zengin sedef kaynaklarıdır. <br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/a13Xyz.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: a13Xyz.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color">Kakmacılık </span><br />
<br />
Oyulabilecek nitelikteki her hangi bir malzeme üzerine, istenilen şekillerde oyularak açılan yuvalara, diğer bir maddeden oyulan şeklin aynısından kesilmiş parçaların kakarak yerleştirilmesi işi kakmacılık olarak adlandırılır. Oyulabilecek nitelikte olan malzeme; taş, tahta, mermer ve işlenmeye müsait bazı madenlerdir. Taşın, tahtanın veya madenin bazı kısımlarını oyarak bu oyulan kısımlara daha kıymetli başka bir madenden veya maddeden oyulan şekle göre kesilmiş parçaların gömülmesi suretiyle kakma işi gerçekleştirilir. Bu işler tezyinat için yapılmaktadır. Örneğin, adi bir taş oyulup mermer veya daha kıymetli bir madenden kesilmiş parçaları gömmek, abanoz üstüne sedef parçaları gömmek, ceviz tahtası üzerine fildişi veya kemik parçalarını desenli olarak keserek gömmek suretiyle yapılmış kakma işlerine pek çok yerde rastlanmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"> Tarihçe</span><br />
<br />
  Hammaddesinin sıcak denizlerden sağlanması dolayısıyla sedefkârlığın Doğu'da başladığı tahmin edilmektedir. Sümer mezarlarında rastlanan ilk sedef işçiliği örnekleri de bu iddiayı güçlendirmektedir. Çin, Hindistan, Siyam gibi Uzak Doğu'nun "sanatı ve sanatkârı bol" ülkelerinde doğan sedefkârlık, Orta Asya Türkleriyle beraber Anadolu'ya gelmiştir. Çabuk kırılabilen bir malzeme oluşu ve genellikle ahşap üzerine uygulanması nedeniyle günümüze çok fazla örneği kalamamıştır. Orta Asya Türkleri arasında sedef kullanımını belgeleyen hiçbir kanıt olmamasına rağmen, bu nesnelerin varlığına Marco Polo ve çeşitli Bizans elçileri anılarında söz edilmektedir. Buna ek olarak Kazan Tatarlarının sedef kaligrafik yazıtlar yaptığı bilinmektedir. <br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/kXBEkD.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kXBEkD.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color">Sedefkâri malzemeleri  </span><br />
<br />
Kakma tekniği ile yapılan sedef işçiliğinde kullanılan ağaç genellikle cevizdir. Renkler kızıl ve siyah olup kullanılan motiflerde çeşitli geometrik desenler bir arada görülür. Bağa, fildişi, kemik, çeşitli filetolar ve altın, gümüş gibi kıymetli madenler sedefkârlıkta kullanılan sedef dışındaki diğer malzemelerdir. Bunların hepsine birden bezeme veya süsleme malzemeleri denilmektedir. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"> “Bağa” </span>büyük deniz kaplumbağaların sırtından çıkarılan, tırnaksı bir maddedir. Isıyla yumuşatılarak şekillendirilebilen açık ve koyu sarı, kahve, kızıl kahverengi, menevişli estetik bir malzemedir. Genelde alt kısmına altın varak yapıştırılarak kullanılır. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">“Fildişi”</span> sert ve dokulu bir malzemedir.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"> “Fileto” </span>Üst üste yapıştırılan ahşap ve ona uygun malzemelerin yanlamasına kesilmesiyle elde edilen bir süsleme unsurudur. <br />
;“Altın” ve “gümüş”:Altın ve gümüş özellikle günümüzde takı çalışmalarında kullanılmaktadır. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">“Ahşap malzemeler” </span>Ahşap olarak, bu süsleme malzemelerini iyi gösterecek koyu renkli abanoz, pelesenk, ceviz ve maun gibi ağaç türleri tercih edilir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/9DoG45.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 9DoG45.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"> Yapılışı </span> <br />
<br />
Sedef işçiliği, genellikle ‘oyma’ ve ‘kakma’ usulleriyle yapılmaktadır. Önce, yüzeye, işlenecek motif çizilir. Keski adı verilen çelik uç ile, bu motifin çevresi keskilenerek açılan kanala tel yatırılır ve çekiç kullanılarak küçük darbelerle tel yüzeye gömülür. Telin zaman içinde kalkmamasını önlemek için, su ile iyice sıvılaştırılmış beyaz tutkal işlenmiş tel üzerine sürülür. <br />
<br />
Aynı keski ile, çizilen motifin içi oyulur ve bu içi oyulmuş motifin şekline uygun olarak, sedef , iki parmak arasında (baş parmak ve işaret parmağı) sıkıca kavranarak, zımpara taşında şekillendirilir ve motifin içine, beyaz tutkal ve ağaç tozundan yapılmış macun ile yapıştırılır. Motif içine yerleştirilecek sedefin, yerine düzgün oturması ve sonradan yapılacak tesfiyenin, sedefin parlak canlı kısmını yok ederek motifi bozmaması için, sedefin, şekillendirilmeden önce alt ve üst kısmının düzlenmesi gerekir. Sedef yerleştirilmiş parça en az iki saat kurumaya bırakıldıktan sonra, ince eğe ve zımpara ile silinerek, pürüzsüz bır satıh elde edildikten sonra, ispirto içinde eritilmiş gomalak cila (bir çeşit reçine) ile parlatılır. Gomalak cilanın, sıkıştırılmış pamuk yumağına damlatılması ve hızlı, dairesel ritmik hareketle parça üzerinde cila kuruyana kadar cilalamanın devam ettirilmesi gerekir. Eğer, açık renk olan genç ceviz ağacı seçilmiş ve renginin koyulaştırılması isteniyorsa, ciladan önce, yapılmış parçaya asiti alınmış zeytinyağı sürülerek güneşte bırakılır, kuruduktan sonra cila sürülür.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/V3aEAn.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: V3aEAn.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"> Kullanılan teknikler</span> <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Kakma tekniği </span><br />
<br />
Zemine çizilen deseni uygun derinlikte oyularak, oyulan desenlerin kalıplarının çıkarılıp çıkarılan kalıplarda hazırlanan malzemeleri ahşabı ahşaba, sedefi ahşaba, tası başka bir taşa gömme işlemine kakma tekniği denir. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Sıvama tekniği </span><br />
<br />
Zemine çizilen deseni uygun malzemelerle fileto, zencirek, bağa, sedef, fildişi, kemik, abanoz, pelesenk, yılan ağacı ve bunun gibi birçok ağaçtan elde edilmiş papeller kullanarak zeminde boşluk kalmayacak şekilde bezenmesine yapıştırma ve sıvama tekniği denir. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Eser- i İstanbul işi</span><br />
<br />
 Saray atölyeleri ve Eminönü, Tahtakale civarında sıra işi yapan küçük atölyelerde cami kapı kanatları, Kuran muhafazası, pencere kanatları, sanduka şebekeleri, saltanat kayıkları, saray kapı kanatları, vaaz kürsüsü, taht gibi pek çok çeşitte üretilen eserlerdir. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Şam İşi </span><br />
Daha çok tel ve badem şeklinde kesilmiş sedeften işlenmiş mobilya, sehpa, aynalı tırnak takım gibi eşyalar yapılmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"> Viyana İşi </span><br />
"Boule" adı verilen metal kaplama tekniğinin yanında düzensiz olarak yerleştirilen sedef parçalarından meydana gelir. Çalışma masası, sehpa, ayna tırnak takımı gibi eşyalara yeşil (arusek) tipi sedefleri 0.5mm ile 0.8mm arasında küçük parçaları çizilen motiflerin üzerine aralarında 1-2mm boşluk kalacak şeklinde mozaik (paledyen) gibi yapıştırılır, ara boşluklar odun kömürü tozu veya abanoz ağacı tozundan yapılmış macunla doldurulur. Yüzey zımpara kâğıdı ile düzeltilip cila uygulanır.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"> Kudüs İşi </span><br />
Bu teknik mobilyada veya diğer küçük eşyada kullanılan bir teknik değildir. Sedef kabuklar üzerine yapılan cami ve benzeri maketler, bitki ve hayvan motifleri olarak kendisini gösterir. Şam işi, Antep işi ve Kudüs işi, genelde bunları aynı gruba toplanabilir. Bu gruptaki tekniklerde tatlı su sedefi veya mat mermerimsi sedefler kullanılır. <br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/rJMEm7.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: rJMEm7.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color">Osmanlı'da sedefçilik </span> <br />
<br />
Osmanlıda sedef işlemeciliğinin ilk örneklerini 15. yüzyıl sonlarına doğru görmek mümkündür. Edirne’de tek kubbeli Beyazıt Camiinin kapı kanatlarında görülen sedef işçiliğinin XVI. yüzyılda olgunluk devresine girdiği bilinmektedir. Bu dönemde sedefçilik kapı, pencere, dolap kanatları, kürsü, çekmece, Kur’ an muhafazası, rahle, masa, koltuk, kanepe, sehpa gibi mobilyalar, silah kabzası, nalın, körük, tütün tabakası, kahve takımı vb. gibi ahşap eşyada görülmüştür.Anadolu'da ahşabı oyarak görkemli eserler meydana getiren Selçuklular, bu tarz bezemeciliği günümüze ulaştırmıştır. Sedefin işçiliğinin en yaygın ve en gelişmiş şekli Türk-Osmanlı Sanatı’nda görülür. 17. ve 18. yüzyıllarda zirveye ulaşan Osmanlı sedef işçiliği, kapı, pencere, dolap kanatları, kürsü, çekmece, Kur’an muhafazası, rahle, masa, koltuk, kanepe, sehpa gibi mobilyalar, silah kabzası, nalın, körük, tütün tabakası, kahve takımı vb. gibi çok çeşitli gündelik objede kullanılmıştır. <br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/jQ3B4m.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: jQ3B4m.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Sedef kakmacılıkta geometrik desenler, çiçek, yaprak gibi doğadan alınmış naturel desenler ile rumî, barok ve arabesk motifler ağırlık kazanmıştır.<br />
<br />
Sedef kakma Osmanlı doneminde özellikle 1700-1900'lü yillarda popüler bir süsleme sanatı olarak ilgi görmüştür. Bu sanat saray süslemeleri, camii mimberleri ile birlikte tüfek, piştol, kılıç ve kama gibi silahların da süslemelerinde sıkça kullanılmıştır.  <br />
<br />
Edirne'deki 2. Beyazıt Cami kapı kanatları, bir rivayete göre Fatih Sultan Mehmet'in som sedeften yapılan tabutu, 3. Murat'ın Ayasofya'daki türbesinin kapı kanatları, Sultan Ahmet Camii'nin pencere ve cümle kapılarının kanatları, Balıkesir'deki Zağanospaşa Camii'nin kapı kanatları, mimari yapılarda kullanılan sedef işçiliğinin en görkemli örneklerini oluşturmaktadır.<br />
<br />
 15.y.y' da , Topkapı Sarayı Müzesi'nde birçok sedefli eşya görülmektedir. Müzenin 1505 tarihli hazine defterinde sedefli eşyaların varlığı bildirilmektedir. Hatta Raht Hazinesine ait defterlerde sedefli eğer takımlarının kayıtlarına rastlanmaktadır, fakat bu takımlar günümüze ulaşamamıştır.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/LOAQ4o.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: LOAQ4o.jpg]" class="mycode_img" /><br />
</div>
 16.y.y'da Yavuz Sultan Selim'in türbe kapısı, Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Cami kapı ve pencere kanatları, Süleymaniye Cami kapı ve pencere kanatları, 3. Murat'ın yatak odası kapı kanatları önemli örneklerdir. Bu dönemde sarayda sedefkârların bir atölyesinin bulunduğunu ve sedefkârların burada geometri dersi okudukları da kaynaklarda yer almaktadır. Bu yüzyılda saray atölyesinden Mehmet Usta, Dalgıç Ahmet ve Mimar Mehmet Ağa yetişmiştir. <br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/Mapk6g.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Mapk6g.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
19.y.y ve 20.y.y ; Avrupa barok ve rokoko tarzı mimariyi etkilemiş ahşap daha az kullanılmaya başlanmış, sedef işlemeli eserler azalmıştır. Bu dönem eserleri 2. Mahmut tuğralı çekmece ve 2. Abdülhamit'e gönderilen hediyelerdir.<br />
<br />
 20.y.y'ın ilk yarısına kadar devam eden sedef sanatı, bu dönemin en ünlü ismi Vasıf Ustanın 1940 da ölümüyle son bulmuş, Küçükyalılı İsmail usta ve Nerses Ustanın ölümüyle de bu dönemin son sedefkarları tarih sayfalarındaki yerini almıştır.17.y.y ; sedef sanatında değişik bir tarz ortaya çıkmıştır, geometrik şekiller yerini bitkisel motiflere bırakmıştır. Bu dönem eserlerinden, Sultan Ahmet Cami Revan ve Bağdat köşkleri, Valide Sultan Dairesi, Yeni Valide Cami, 1. Ahmet'in tahtı, 4. Mehmet'e ait saltanat kayığı, güzel örneklerdendir. XVII. yüzyılda Evliya Çelebi yalnız İstanbul’da 100 sedef atölyesi ve 5000 kadar sedef ustasının sanatlarını yürüttüklerinden söz etmiştir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/0GnykZ.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 0GnykZ.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Serkan K</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Erken İslam Sanatı Tarihi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-erken-islam-sanati-tarihi</link>
			<pubDate>Mon, 09 Oct 2017 18:12:14 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32409">MahAs</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-erken-islam-sanati-tarihi</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/POkM25.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: POkM25.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Tarihte her büyük din bir büyük sanat etkinliğini de birlikte getirmiştir. <br />
Başka bir deyişle geçmiş dönemlerin sanatı, genellikle dinin etkisiyle doğmuş ve öncelikle onun hizmetinde oluşup gelişmiştir. Bu doğal bir olgudur. Büyük dinler toplumlara yeni dünya görüşleri, yaşama biçimleri getirmiş önemli olaylardır. Yeni oluşan toplumsal yapı bireylerin görüş, düşünüş ve zevklerini de değiştirir, yönlendirir. Sanatçıyı da yeni amaçlar doğrultusunda, değişik formlar ve güzellikler arayıp bulmaya, oluşturmaya sürükler.<br />
<br />
 İslam dininin sanata getirdiği en büyük yenilik cami mimarisidir. İslamlıkta her sınıf halkın ayrım gözetilmeden ön saflarda namaz kılabilmesi safların geniş tutulması istediği uyandırmış, bu nedenle kiliselerin aksine camilerde enine mekan tercih edilmiştir. Plan formunun ihtiyaçtan doğması gibi, mihrap, minber, minare türünden mimari ögeler de İslamlığın gelişmesine paralel olarak zamanla ihtiyaçtan doğmuşlardır. <br />
<br />
İslamlığın ilk yıllarından, o zamanki haliyle günümüze gelmiş yapı yoktur. Çünkü ilk camiler zamanla değişime uğramış, yerlerine sonradan daha gelişmiş bir mimariyi sergileyen örnekler kurulmuştur. İlk camiler üzerleri açık, kerpiç duvarlı, hurma dallarının gölgelediği çok basit yapılardı. İlk cami Hazreti Muhammed’in (S.A.V) Medine’deki eviydi. Kerpiç duvarla çevrili kare bir alanın yalnızca bir tarafında iki sıralı ağaç direklere dayanan, hurma yapraklarıyla örtülü bir dam bulunuyordu. Böylece cemaat bölgenin kavurucu güneşinden korunmuş oluyordu. Bu ilk örnek daha sonra geliştirilmiş, avlunun çevresine birkaç sıralı revaklar yapılmış, asıl ibadet mekanın üzeri eğik çatıyla örtülmüştür. <br />
<br />
Emeviler döneminin Basra ve Kûfe camileri ile Fustat yani Eski Kahire’deki Amr Camii, plan bakımından Medine Camii’nden pek farklı değildiler. Bu yapılarda minber ve minare yoktu, mihrap ise yalnızca yön belirten bir işaretti, henüz mimari bir öge niteliği kazanmamıştı.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/8NZ157.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 8NZ157.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
 Yapıldığı zamanki durumunu, çok az bir değişmeyle günümüze değin koruyan en eski İslam yapısı, Kudüs’te bulunan Kubbetü’s-Sahra’dır. Yapı şehrin dini merkezi sayılan Harem-i şerif’in en yüksek noktasında yer alır. Bu tepe İslamlıktan önce de kutsal sayılıyordu. Museviler yapının içinde bulunan kayayı İbrahim Peygamber’in oğlu İsmail’i (a.v) kurban etmek üzere seçtiği yer sayıyorlardı. Müslümanlar için de burası, Hazreti Muhammed’in (S.A.V) miraca çıktığı yerdir. Kubbetü-s-Sahra bu kutsal kayanın ziyaret ve tavâfını kolaylaştırmak için yapılmıştı. Asıl amaç ise İslamlığın merkezini oraya çekmek, Kudüs’ün bir İslam kenti olduğunu kanıtlamaktı. Kubbetü’s-Sahra’nın planı, Hacer-i Muallak denilen kutsal kayanın tavafına uygun biçimde tasarlanmıştı. Dört girişli sekizgen mekan, ziyareti kolaylaştırdığı gibi kayayı her açıdan görebilmeyi de sağlıyordu. Sekizgen dış duvarın içinde ayaklar ve sütunlarla ikinci bir sekizgen oluşturulmuştur. Bunun içinde de kayanın çevresinde dört ayağa dayanan orta mekan yer alır. Orta mekanı 20 metre çapında ahşap bir kubbe, çevre mekanları ise ortak bir çatı örtmektedir. Bu yapıda İslam mimarisinin ilk mihraplarından biriyle karışlaşırız. Tek parça mermerden yapılmış mihrap, form ve süsleme bakımından çok basittir. Ama daha sonraki mihraplara örnek olması açısından önemli bir yeri vardır. Yapının dışı ve işi değişik tekniklerle zengin biçimde süslenmiştir. Dışta, renkli taş ve mozaik süslemenin yanı sıra özellikle Kanuni dönemindeki onarımda eklenen Osmanlı çinileri dikkati çeker. Dış yapı daha sonra da çeşitli onarımlar görmüştür. Süslemede mozaik tekniği ön plandadır. Altın zemin üzerinde, bitkisel motifler, simetrik düzende yerleştirilmiş kıvrık dallar, hurma ve hayat ağaçları, iri akantus yaprakları başlıca motiflerdir. Bu motiflerde ve motif düzeninde Doğu’nun, özellikle Sasani sanatının etkileri görülür. Ayrıca Helenistik Roma ve Bizans sanatlarının izleri de vardır. Mozaiklerin yapımında Bizanslı ustaların çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu mozaikler, erken İslam süsleme sanatı hakkında fikir vermeleri kadar, ikonoklast dönemde ortadan kaldırılan Bizans mozaiklerinin özelliklerini göstermeleri bakımından da belgesel bir değer taşır. <br />
<br />
Kubbetü’s-Sahra İslamlığın günümüze kalan en eski yapılarından biridir. Ancak bu yapı cami değil bir ziyaretgâhtır. Bu nedenle daha sonraki bir tarihte yapılmış olsa da şam’daki Emeviye Camii, günümüze orijinal planıyla gelebilen en eski cami olma özelliğini taşır. <br />
<br />
Bu cami Emeviler döneminin en önemli mimarlık örneği sayılabilir. Cami mimarisine birçok yenilikler katmış, hatta çok sonra Anadolu camilerini bile plan yönünden etkilemiştir. Bu cami, getirdiği önemli yeniliklerle ilk camilerin birbirini tekrarlayan basit formundan ayrılan, mimarlık alanında özgün bir yapıdır. Yapının çevre duvarı Roma tapınağının temelleri üzerine oturtulmuştur. Minareler de bu çevre duvarının köşe kuleleri üzerinde yer alır. İç alanın yarıdan biraz fazlası avlu, kıble tarafındaki dikdörtgen mekan ise asıl ibadet yeri yani harim kısmıdır. Caminin planı, kıble duvarına paralel, birbirinden sütun sıralarıyla ayrılan üç neften ve ortada bunları dik olarak kesen bir neften oluşmuştur. Neflerin kesişme yerinin ortasını bir kubbe örter, bunun dışında kalan mekanlar ise çift meyilli çatılarla kaplıdır. Bu plan, daha sonra küçük farklarla Anadolu’daki bazı camilerde de kullanılmıştır. Ana eksen üzerindeki nefin yan neflerden daha yüksek olması, avludan bakıldığında yapıya anıtsal bir görünüm kazandırmaktadır. İç mekanda yer alan iki katlı sütun dizileri de aynı anıtsallık etkisini sürdürür. Sütun başlıklarının bir kısmı daha önceki Roma tapınağından alınmış, burada yepyeni bir düzen içinde tekrar kullanılmıştır. Avlu revaklarında da iki katlı düzen görülür. Altta bir ayak, iki sütun; üstte bir ayak, bir sütun alternatif sırayla dizilerek, hareketli bir görünüm sağlanmıştır. <br />
<br />
Caminin avlu revaklarında ve iç mekanında yer alan mozaiklerde geç Helenistik üslubun İslam zevki içinde özümlendiği görülür. Kemer içlerinin akantus yapraklarıyla süslenmesine karışlık, düz yüzeylerde daha çeşitli ve zengin bir dekorasyon göze çarpar. Bu mozaikler İslam sanatı için olduğu kadar, örnekleri günümüze kalmayan aynı dönem Bizans mozaik sanatı hakkında fikir vermek bakımından da önemlidirler. Ağaçlıklar içinde yer alan bir takım hayali yapıların tasvir edildiği mozaiklerde oldukça gelişmiş bir perspektif anlayışı, gölge-ışıkla sağlanmış bir derinlik etkisi görülür. Gerek bu özellikler gerek dalları budanmış ağaçlar Helenistik duvar resimlerini anımsatırlar. Ön planda görülen akarsuyun, şam’dan geçen Barada nehri olduğu ileri sürülmüştür. Bu ilginç doğa ve yapı tasvirlerinde insan ve hayvan figürleri görülmez. Çünkü İslam dini yapılarda bu tür tasviri yasaklamıştır. Mozaik yapımında kullanılan küçük cam küplerde görülen çeşitli renkler ve bu renklerin değişik tonları, bu mozaiklerin büyük bir ustalıkla ve fırçayla çalışıldığı izlenimini vermektedir. Emevilerin dini olmayan yapı türlerinin başında saraylar gelir. Bugün bunların tümü de birer yıkıntı halindedir. Yapıların planları, örtü şekilleri ve dekorasyonu kazılarda çıkan buluntulardan öğrenilmiştir. şehirlerden uzakta, çölde bulundukları için, bunlara “Çöl sarayı” ya da “Çöl kasrı” denir. Oysa doğa incelemeleri buraların, o zamanlar sulak topraklar, vahalar olduğunu ortaya koymuştur. Bu saraylar, mimarileri kadar süsleme sanatları açısından da büyük önem taşımaktadırlar. Amman’ın 35 km. güneyinde bulunan Meşatta Sarayı’nın 8. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Kare planlı olup, kaleyi andıran kalın duvarları vardır. Kazılar yapının tamamlanamadığını göstermiştir. Ana eksen üzerinde, girişte simetrik konumlu mekanlar ve bir mescit, ortada bir şeref avlusu, kuzeyde ise yonca planlı bir taht salonu ve yine simetrik konumlu mekanlar yer alıyordu. Sarayın çok ince bir işçilik gösteren oyma taş süslemeleri sanat tarihinde büyük önem taşır. Duvar zikzak çizgilerle üçgenlere bölünmüş, her üçgenin ortasına akantus yapraklarından oluşan kabartma birer rozet yerleştirilmiştir. Üçgenlerin zemini de ince kıvrık dallar ve hayvan figürleriyle doldurulmuştur. Bu figürlerde Helenistik etkiler göze çarpar. Mescidin bulunduğu yöndeki duvarda bitkisel motiflerle yetinilmesi, hayvan figürü olmaması ilginçtir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/GyRzWZ.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: GyRzWZ.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
 8. yüzyılın ilk yarısına ait Hırbet el Mefcer, Emevi saraylarının en büyüklerinden biridir. Kazılarla ortaya çıkarılan sarayın, haman bölümünü ve zeminini zengin döşeme mozaikleri kaplamaktadır. Geometrik desenli bu panoların her biri, birer halıyı andırır. Hamamdaki panolardan biri figürlü olmasıyla dikkati çeker. Ortada büyük bir ağaç, ağacın iki yanında da hayvan figürleri yer alır. Solda iki gazal, sağda ise yine bir gazal ile ona saldıran bir aslan tasvir edilmiştir. Bu figürlerin sembolik anlamlar taşıdıkları sanılmaktadır. Saraydaki alçı kabartma ve heykeller de Emevi sanatında önemli bir yer tutar. Dekoratif bir saçak önüne tünemiş gibi sıralanan, doğal büyüklükteki yüksek kabartma keklik figürleri dikkati çeker. Bir alçı tavanın göbeğinde yer alan, akantus yaprakları arasında tasvir edilmiş bir dizi kabartma büst de erken İslam sanatının ilginç örneklerindendir. Sarayda çok sayıda alçı heykel de bulunuyordu. <br />
<br />
Abbasilerden önceki İslam şehirciliği konusundaki bilgilerimiz çok kısıtlıdır. Bu konuda bilinen ilk örnek, 762-765 yıllarında Abbasi halifesi Mansur’un kurdurduğu Bağdad şehridir. Kaynaklardan edinilen bilgilere göre ilk Bağdad şehiri daire planlıydı ve iç içe iki sur duvarı dıştan bir hendekle çevrelenmişti. şehrin dört kapısına bulundukları yöndeki komşu şehirlerin adı verilmişti. Haç planlı saray ve yanındaki cami şehrin merkezinde yer alıyordu. <br />
<br />
766 yılında yapılan Bağdad Ulu Camii kerpiç duvarlı, ahşap sütunlu ve düz damlı basit bir yapıydı. Halife Harun Reşid, 808’de yapıyı planını değiştirtmeden tuğla duvarlı olarak yeniden yaptırmıştır. Bağdat 892’de Abbasilerin başkenti olunca, artan nüfus nedeniyle camiye aynı planda ikinci bir bölüm eklenmiştir. Ancak, Bağdad şehrinin bu dönem yapılarından günümüze, ilk camiye ait basit bir mihraptan başka hiçbir şey gelmemiştir. <br />
<br />
Abbasi şehirleri arasında Samarra’nın ayrı bir önemi vardır. Abbasilerden sonra hiç oturulmadığından üzerinde başka dönem ve kültürün izine rastlanmadığı için Abbasi şehirciliğini en katıksız biçimde yansıtır. Samarra, Dicle kenarında Bağdad’ın yakınındadır. Bağdad’ın dairesel ve düzenli planı burada yerini araziye uydurulmuş, uzun bir plana bırakmıştır. Dicle kıvrımlarına paralel olarak uzanan şehrin büyük bölümü kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Buluntular, Abbasi cami, saray, türbe ve ev mimarisi ile zengin süsleme sanatı hakkında bilgi vermektedir. Samarra, 836 yılında Halife Mutasım tarafından abbasi hizmetindeki Türk birlikleri için “ordugah şehri” olarak kurdurulmuş, 883 yılında terkedilmiştir. <br />
<br />
Samara Ulu Camii, öteki adıyla Mütevekkiliye Camii, İslam dünyasının en büyük cami yapılarından biridir. 150.000 kişi burada bir arada namaz kılabiliyordu. Basit mimarisi, ilk İslam cami planının anıtsal ölçüler içinde tekrarından ibarettir. Yapımında tuğla ve kerpiç kullanılan caminin ilginç bir minaresi vardır. Kare tabana oturan dev boyutlu bu anıtsal minareye geniş bir rampa ile çıkılır. Bu minare formu, yine Samarra’da Ebu Dulaf Camii’nde tekrarlanmış ve bir daha kullanılmamıştır. <br />
<br />
Samarra’ın ikinci büyük camii olan Ebu Dulaf Camii, 860 yılında yapılmıştır. Kalıntılar daha gelişmiş bir mimarinin varlığını ortaya koymaktadır. Harem bölümü, kemerli duvarlarla birbirinden ayrılan neflerden oluşmuş ve üzeri düz bir çatıyla örtülmüştü. Samarra’nın saray ve evlerinde kullanılan çeşitli süsleme arasında mermer tozu ve alçı karışımıyla yapılan “ıtuk” kabartmalar önemli bir yer tutar. Bu kabartmalarda iki farklı teknik kullanılmıştır: Dik kesim ve eğri kesim. Dik kesimde motifler yaş sıva üzerine dikine olarak oyulmakta, böylece ışık-gölge kesin çizgilerle birbirinden ayrılarak kuvvetli bir kontrast etkisi sağlanmaktadır. Eğik kesimde ise daha yumuşak bir plastik etki söz konusudur. Eğik kesim, Türklerin İslam sanatına belki de ilk katkısıdır. Bu teknik daha önceleri Orta Asya sanatında Türkler tarafından kullanılmıştır. Dik kesimde daha natüralist, eğik kesimde ise daha stilize bir üslup görülür. <br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/lbj1Rr.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: lbj1Rr.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
İslamlığın erken dönemlerine ait önemli yapılardan biri de Tunus’un Kayrevan şehrindeki Seydi Ukba Camii’dir. Yapımı 670’de Kuzey Afrika fatihi Ukbe bin Nafi tarafından başlatılan cami, ilk İslam camileri planındaydı. 724-727 yıllarında yenilenen yapının minaresi bu sırada yapılmıştır. Cami bugünkü şekliyle Aglebiler dönemine aittir. Harem bölümü, kıbleye dik 17 nefle kıble duvarına paralel bir neften oluşmuştur. Birbirinden sütunlarla ayrılan nefler bir sütun ormanını andırmaktadır. Zengin süslemeli sütun başlıkları eski Kartaca şehrinin kalıntılarından toplanmıştır. Sütunlar da Roma dönemi yapılarından alınmıştır. Orta nef daha geniş olup iki ucunda birer kubbe yer almaktadır. Yapının simetrik planı, ana eksen üzerinde bulunan iki kubbe ile daha belirgin kılınmıştır. Avluyu kemerli bir revak çevrelemektedir. Minare, Kuzey Afrika’ya özgü kare planlı minarelerin tipik bir örneğidir. Yukarı doğru daralan kübik elemanlardan oluşmuştur. Mihrap ve çevresi zengin süslemeleriyle dikkati çeker. Mihrap duvarında perdahlı teknikte kare çiniler kullanılmış, bunlar köşeleme olarak yerleştirilmişlerdir. Mihrap girintisi ise mermer levhalarla kaplanmıştır. Motiflerin oyma ve ajur teknikleriyle işlendiği mermer levhalarda ustalıklı bir işçilik göze çarpar. Genellikle Helenistik motiflerin İslam zevki içinde eritilmesi söz konusudur. ıstiridye motifleri, akantus ve asma yaprakları çok kullanılmıştır. Ahşap minber de o dönem ahşap işçiliğinin en görkemli örneklerinden biridir. Her birinde değişik motiflerin yer aldığı çeşitli boyutta panolardan oluşmuştur. Panolar oldukça simetrik bir düzende yerleştirilmiştir. Geometrik süslemenin yanı sıra hayat ağacı, kozalak ve asma yaprağı gibi bitkisel motiflere de rastlanmaktadır. <br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/GyRzXr.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: GyRzXr.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
İslam sanatı, İslamlığın yayıldığı bütün bölgelerde yöresel üsluplarla kaynaşarak zengin örnekler ortaya koymuştur. Bu örneklerden biri de İspanya’nın bugünkü adıyla Cordoba kentindeki Kurtuba Camii’dir. Yapımı Endülüs Emevi hükümdarı I. Abdurrahman tarafından 785 yılında başlatılan cami, Vizigot yapılarından devıirilen malzeme ile kısa sürede tamamlanmıştır. Ancak şehrin daha sonra Hıristiyanların eline geçmesiyle aynı yere yapılan katedralin alanı içinde sıkıp kalmıştır. Harem bölümünde yer alan atnalı biçimindeki çift katlı kemerlerin iki renkli oluşu iç mekana çekici bir görünüm kazandırmaktadır. Yapının iç süslemesindeki desen ve renk zenginliği göz kamaştırıcıdır. Mihrap bölümünde sadelikle ihtişam bir arada, şaşırtıcı bir ustalıkla kullanılmıştır.<br />
<br />
 İslamlığın bu ilk döneminden sonra bölgelere göre değişen, çok çeşitli üsluplar ortaya çıkmıştır. İslam sanatı, Türklerin İslamlığı kabulünden sonraki katkılarıyla daha da gelişmiştir. <br />
<br />
Yıldız Demiriz<br />
istanbul.edu</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/POkM25.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: POkM25.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Tarihte her büyük din bir büyük sanat etkinliğini de birlikte getirmiştir. <br />
Başka bir deyişle geçmiş dönemlerin sanatı, genellikle dinin etkisiyle doğmuş ve öncelikle onun hizmetinde oluşup gelişmiştir. Bu doğal bir olgudur. Büyük dinler toplumlara yeni dünya görüşleri, yaşama biçimleri getirmiş önemli olaylardır. Yeni oluşan toplumsal yapı bireylerin görüş, düşünüş ve zevklerini de değiştirir, yönlendirir. Sanatçıyı da yeni amaçlar doğrultusunda, değişik formlar ve güzellikler arayıp bulmaya, oluşturmaya sürükler.<br />
<br />
 İslam dininin sanata getirdiği en büyük yenilik cami mimarisidir. İslamlıkta her sınıf halkın ayrım gözetilmeden ön saflarda namaz kılabilmesi safların geniş tutulması istediği uyandırmış, bu nedenle kiliselerin aksine camilerde enine mekan tercih edilmiştir. Plan formunun ihtiyaçtan doğması gibi, mihrap, minber, minare türünden mimari ögeler de İslamlığın gelişmesine paralel olarak zamanla ihtiyaçtan doğmuşlardır. <br />
<br />
İslamlığın ilk yıllarından, o zamanki haliyle günümüze gelmiş yapı yoktur. Çünkü ilk camiler zamanla değişime uğramış, yerlerine sonradan daha gelişmiş bir mimariyi sergileyen örnekler kurulmuştur. İlk camiler üzerleri açık, kerpiç duvarlı, hurma dallarının gölgelediği çok basit yapılardı. İlk cami Hazreti Muhammed’in (S.A.V) Medine’deki eviydi. Kerpiç duvarla çevrili kare bir alanın yalnızca bir tarafında iki sıralı ağaç direklere dayanan, hurma yapraklarıyla örtülü bir dam bulunuyordu. Böylece cemaat bölgenin kavurucu güneşinden korunmuş oluyordu. Bu ilk örnek daha sonra geliştirilmiş, avlunun çevresine birkaç sıralı revaklar yapılmış, asıl ibadet mekanın üzeri eğik çatıyla örtülmüştür. <br />
<br />
Emeviler döneminin Basra ve Kûfe camileri ile Fustat yani Eski Kahire’deki Amr Camii, plan bakımından Medine Camii’nden pek farklı değildiler. Bu yapılarda minber ve minare yoktu, mihrap ise yalnızca yön belirten bir işaretti, henüz mimari bir öge niteliği kazanmamıştı.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/8NZ157.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 8NZ157.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
 Yapıldığı zamanki durumunu, çok az bir değişmeyle günümüze değin koruyan en eski İslam yapısı, Kudüs’te bulunan Kubbetü’s-Sahra’dır. Yapı şehrin dini merkezi sayılan Harem-i şerif’in en yüksek noktasında yer alır. Bu tepe İslamlıktan önce de kutsal sayılıyordu. Museviler yapının içinde bulunan kayayı İbrahim Peygamber’in oğlu İsmail’i (a.v) kurban etmek üzere seçtiği yer sayıyorlardı. Müslümanlar için de burası, Hazreti Muhammed’in (S.A.V) miraca çıktığı yerdir. Kubbetü-s-Sahra bu kutsal kayanın ziyaret ve tavâfını kolaylaştırmak için yapılmıştı. Asıl amaç ise İslamlığın merkezini oraya çekmek, Kudüs’ün bir İslam kenti olduğunu kanıtlamaktı. Kubbetü’s-Sahra’nın planı, Hacer-i Muallak denilen kutsal kayanın tavafına uygun biçimde tasarlanmıştı. Dört girişli sekizgen mekan, ziyareti kolaylaştırdığı gibi kayayı her açıdan görebilmeyi de sağlıyordu. Sekizgen dış duvarın içinde ayaklar ve sütunlarla ikinci bir sekizgen oluşturulmuştur. Bunun içinde de kayanın çevresinde dört ayağa dayanan orta mekan yer alır. Orta mekanı 20 metre çapında ahşap bir kubbe, çevre mekanları ise ortak bir çatı örtmektedir. Bu yapıda İslam mimarisinin ilk mihraplarından biriyle karışlaşırız. Tek parça mermerden yapılmış mihrap, form ve süsleme bakımından çok basittir. Ama daha sonraki mihraplara örnek olması açısından önemli bir yeri vardır. Yapının dışı ve işi değişik tekniklerle zengin biçimde süslenmiştir. Dışta, renkli taş ve mozaik süslemenin yanı sıra özellikle Kanuni dönemindeki onarımda eklenen Osmanlı çinileri dikkati çeker. Dış yapı daha sonra da çeşitli onarımlar görmüştür. Süslemede mozaik tekniği ön plandadır. Altın zemin üzerinde, bitkisel motifler, simetrik düzende yerleştirilmiş kıvrık dallar, hurma ve hayat ağaçları, iri akantus yaprakları başlıca motiflerdir. Bu motiflerde ve motif düzeninde Doğu’nun, özellikle Sasani sanatının etkileri görülür. Ayrıca Helenistik Roma ve Bizans sanatlarının izleri de vardır. Mozaiklerin yapımında Bizanslı ustaların çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu mozaikler, erken İslam süsleme sanatı hakkında fikir vermeleri kadar, ikonoklast dönemde ortadan kaldırılan Bizans mozaiklerinin özelliklerini göstermeleri bakımından da belgesel bir değer taşır. <br />
<br />
Kubbetü’s-Sahra İslamlığın günümüze kalan en eski yapılarından biridir. Ancak bu yapı cami değil bir ziyaretgâhtır. Bu nedenle daha sonraki bir tarihte yapılmış olsa da şam’daki Emeviye Camii, günümüze orijinal planıyla gelebilen en eski cami olma özelliğini taşır. <br />
<br />
Bu cami Emeviler döneminin en önemli mimarlık örneği sayılabilir. Cami mimarisine birçok yenilikler katmış, hatta çok sonra Anadolu camilerini bile plan yönünden etkilemiştir. Bu cami, getirdiği önemli yeniliklerle ilk camilerin birbirini tekrarlayan basit formundan ayrılan, mimarlık alanında özgün bir yapıdır. Yapının çevre duvarı Roma tapınağının temelleri üzerine oturtulmuştur. Minareler de bu çevre duvarının köşe kuleleri üzerinde yer alır. İç alanın yarıdan biraz fazlası avlu, kıble tarafındaki dikdörtgen mekan ise asıl ibadet yeri yani harim kısmıdır. Caminin planı, kıble duvarına paralel, birbirinden sütun sıralarıyla ayrılan üç neften ve ortada bunları dik olarak kesen bir neften oluşmuştur. Neflerin kesişme yerinin ortasını bir kubbe örter, bunun dışında kalan mekanlar ise çift meyilli çatılarla kaplıdır. Bu plan, daha sonra küçük farklarla Anadolu’daki bazı camilerde de kullanılmıştır. Ana eksen üzerindeki nefin yan neflerden daha yüksek olması, avludan bakıldığında yapıya anıtsal bir görünüm kazandırmaktadır. İç mekanda yer alan iki katlı sütun dizileri de aynı anıtsallık etkisini sürdürür. Sütun başlıklarının bir kısmı daha önceki Roma tapınağından alınmış, burada yepyeni bir düzen içinde tekrar kullanılmıştır. Avlu revaklarında da iki katlı düzen görülür. Altta bir ayak, iki sütun; üstte bir ayak, bir sütun alternatif sırayla dizilerek, hareketli bir görünüm sağlanmıştır. <br />
<br />
Caminin avlu revaklarında ve iç mekanında yer alan mozaiklerde geç Helenistik üslubun İslam zevki içinde özümlendiği görülür. Kemer içlerinin akantus yapraklarıyla süslenmesine karışlık, düz yüzeylerde daha çeşitli ve zengin bir dekorasyon göze çarpar. Bu mozaikler İslam sanatı için olduğu kadar, örnekleri günümüze kalmayan aynı dönem Bizans mozaik sanatı hakkında fikir vermek bakımından da önemlidirler. Ağaçlıklar içinde yer alan bir takım hayali yapıların tasvir edildiği mozaiklerde oldukça gelişmiş bir perspektif anlayışı, gölge-ışıkla sağlanmış bir derinlik etkisi görülür. Gerek bu özellikler gerek dalları budanmış ağaçlar Helenistik duvar resimlerini anımsatırlar. Ön planda görülen akarsuyun, şam’dan geçen Barada nehri olduğu ileri sürülmüştür. Bu ilginç doğa ve yapı tasvirlerinde insan ve hayvan figürleri görülmez. Çünkü İslam dini yapılarda bu tür tasviri yasaklamıştır. Mozaik yapımında kullanılan küçük cam küplerde görülen çeşitli renkler ve bu renklerin değişik tonları, bu mozaiklerin büyük bir ustalıkla ve fırçayla çalışıldığı izlenimini vermektedir. Emevilerin dini olmayan yapı türlerinin başında saraylar gelir. Bugün bunların tümü de birer yıkıntı halindedir. Yapıların planları, örtü şekilleri ve dekorasyonu kazılarda çıkan buluntulardan öğrenilmiştir. şehirlerden uzakta, çölde bulundukları için, bunlara “Çöl sarayı” ya da “Çöl kasrı” denir. Oysa doğa incelemeleri buraların, o zamanlar sulak topraklar, vahalar olduğunu ortaya koymuştur. Bu saraylar, mimarileri kadar süsleme sanatları açısından da büyük önem taşımaktadırlar. Amman’ın 35 km. güneyinde bulunan Meşatta Sarayı’nın 8. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Kare planlı olup, kaleyi andıran kalın duvarları vardır. Kazılar yapının tamamlanamadığını göstermiştir. Ana eksen üzerinde, girişte simetrik konumlu mekanlar ve bir mescit, ortada bir şeref avlusu, kuzeyde ise yonca planlı bir taht salonu ve yine simetrik konumlu mekanlar yer alıyordu. Sarayın çok ince bir işçilik gösteren oyma taş süslemeleri sanat tarihinde büyük önem taşır. Duvar zikzak çizgilerle üçgenlere bölünmüş, her üçgenin ortasına akantus yapraklarından oluşan kabartma birer rozet yerleştirilmiştir. Üçgenlerin zemini de ince kıvrık dallar ve hayvan figürleriyle doldurulmuştur. Bu figürlerde Helenistik etkiler göze çarpar. Mescidin bulunduğu yöndeki duvarda bitkisel motiflerle yetinilmesi, hayvan figürü olmaması ilginçtir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/GyRzWZ.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: GyRzWZ.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
 8. yüzyılın ilk yarısına ait Hırbet el Mefcer, Emevi saraylarının en büyüklerinden biridir. Kazılarla ortaya çıkarılan sarayın, haman bölümünü ve zeminini zengin döşeme mozaikleri kaplamaktadır. Geometrik desenli bu panoların her biri, birer halıyı andırır. Hamamdaki panolardan biri figürlü olmasıyla dikkati çeker. Ortada büyük bir ağaç, ağacın iki yanında da hayvan figürleri yer alır. Solda iki gazal, sağda ise yine bir gazal ile ona saldıran bir aslan tasvir edilmiştir. Bu figürlerin sembolik anlamlar taşıdıkları sanılmaktadır. Saraydaki alçı kabartma ve heykeller de Emevi sanatında önemli bir yer tutar. Dekoratif bir saçak önüne tünemiş gibi sıralanan, doğal büyüklükteki yüksek kabartma keklik figürleri dikkati çeker. Bir alçı tavanın göbeğinde yer alan, akantus yaprakları arasında tasvir edilmiş bir dizi kabartma büst de erken İslam sanatının ilginç örneklerindendir. Sarayda çok sayıda alçı heykel de bulunuyordu. <br />
<br />
Abbasilerden önceki İslam şehirciliği konusundaki bilgilerimiz çok kısıtlıdır. Bu konuda bilinen ilk örnek, 762-765 yıllarında Abbasi halifesi Mansur’un kurdurduğu Bağdad şehridir. Kaynaklardan edinilen bilgilere göre ilk Bağdad şehiri daire planlıydı ve iç içe iki sur duvarı dıştan bir hendekle çevrelenmişti. şehrin dört kapısına bulundukları yöndeki komşu şehirlerin adı verilmişti. Haç planlı saray ve yanındaki cami şehrin merkezinde yer alıyordu. <br />
<br />
766 yılında yapılan Bağdad Ulu Camii kerpiç duvarlı, ahşap sütunlu ve düz damlı basit bir yapıydı. Halife Harun Reşid, 808’de yapıyı planını değiştirtmeden tuğla duvarlı olarak yeniden yaptırmıştır. Bağdat 892’de Abbasilerin başkenti olunca, artan nüfus nedeniyle camiye aynı planda ikinci bir bölüm eklenmiştir. Ancak, Bağdad şehrinin bu dönem yapılarından günümüze, ilk camiye ait basit bir mihraptan başka hiçbir şey gelmemiştir. <br />
<br />
Abbasi şehirleri arasında Samarra’nın ayrı bir önemi vardır. Abbasilerden sonra hiç oturulmadığından üzerinde başka dönem ve kültürün izine rastlanmadığı için Abbasi şehirciliğini en katıksız biçimde yansıtır. Samarra, Dicle kenarında Bağdad’ın yakınındadır. Bağdad’ın dairesel ve düzenli planı burada yerini araziye uydurulmuş, uzun bir plana bırakmıştır. Dicle kıvrımlarına paralel olarak uzanan şehrin büyük bölümü kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Buluntular, Abbasi cami, saray, türbe ve ev mimarisi ile zengin süsleme sanatı hakkında bilgi vermektedir. Samarra, 836 yılında Halife Mutasım tarafından abbasi hizmetindeki Türk birlikleri için “ordugah şehri” olarak kurdurulmuş, 883 yılında terkedilmiştir. <br />
<br />
Samara Ulu Camii, öteki adıyla Mütevekkiliye Camii, İslam dünyasının en büyük cami yapılarından biridir. 150.000 kişi burada bir arada namaz kılabiliyordu. Basit mimarisi, ilk İslam cami planının anıtsal ölçüler içinde tekrarından ibarettir. Yapımında tuğla ve kerpiç kullanılan caminin ilginç bir minaresi vardır. Kare tabana oturan dev boyutlu bu anıtsal minareye geniş bir rampa ile çıkılır. Bu minare formu, yine Samarra’da Ebu Dulaf Camii’nde tekrarlanmış ve bir daha kullanılmamıştır. <br />
<br />
Samarra’ın ikinci büyük camii olan Ebu Dulaf Camii, 860 yılında yapılmıştır. Kalıntılar daha gelişmiş bir mimarinin varlığını ortaya koymaktadır. Harem bölümü, kemerli duvarlarla birbirinden ayrılan neflerden oluşmuş ve üzeri düz bir çatıyla örtülmüştü. Samarra’nın saray ve evlerinde kullanılan çeşitli süsleme arasında mermer tozu ve alçı karışımıyla yapılan “ıtuk” kabartmalar önemli bir yer tutar. Bu kabartmalarda iki farklı teknik kullanılmıştır: Dik kesim ve eğri kesim. Dik kesimde motifler yaş sıva üzerine dikine olarak oyulmakta, böylece ışık-gölge kesin çizgilerle birbirinden ayrılarak kuvvetli bir kontrast etkisi sağlanmaktadır. Eğik kesimde ise daha yumuşak bir plastik etki söz konusudur. Eğik kesim, Türklerin İslam sanatına belki de ilk katkısıdır. Bu teknik daha önceleri Orta Asya sanatında Türkler tarafından kullanılmıştır. Dik kesimde daha natüralist, eğik kesimde ise daha stilize bir üslup görülür. <br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/lbj1Rr.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: lbj1Rr.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
İslamlığın erken dönemlerine ait önemli yapılardan biri de Tunus’un Kayrevan şehrindeki Seydi Ukba Camii’dir. Yapımı 670’de Kuzey Afrika fatihi Ukbe bin Nafi tarafından başlatılan cami, ilk İslam camileri planındaydı. 724-727 yıllarında yenilenen yapının minaresi bu sırada yapılmıştır. Cami bugünkü şekliyle Aglebiler dönemine aittir. Harem bölümü, kıbleye dik 17 nefle kıble duvarına paralel bir neften oluşmuştur. Birbirinden sütunlarla ayrılan nefler bir sütun ormanını andırmaktadır. Zengin süslemeli sütun başlıkları eski Kartaca şehrinin kalıntılarından toplanmıştır. Sütunlar da Roma dönemi yapılarından alınmıştır. Orta nef daha geniş olup iki ucunda birer kubbe yer almaktadır. Yapının simetrik planı, ana eksen üzerinde bulunan iki kubbe ile daha belirgin kılınmıştır. Avluyu kemerli bir revak çevrelemektedir. Minare, Kuzey Afrika’ya özgü kare planlı minarelerin tipik bir örneğidir. Yukarı doğru daralan kübik elemanlardan oluşmuştur. Mihrap ve çevresi zengin süslemeleriyle dikkati çeker. Mihrap duvarında perdahlı teknikte kare çiniler kullanılmış, bunlar köşeleme olarak yerleştirilmişlerdir. Mihrap girintisi ise mermer levhalarla kaplanmıştır. Motiflerin oyma ve ajur teknikleriyle işlendiği mermer levhalarda ustalıklı bir işçilik göze çarpar. Genellikle Helenistik motiflerin İslam zevki içinde eritilmesi söz konusudur. ıstiridye motifleri, akantus ve asma yaprakları çok kullanılmıştır. Ahşap minber de o dönem ahşap işçiliğinin en görkemli örneklerinden biridir. Her birinde değişik motiflerin yer aldığı çeşitli boyutta panolardan oluşmuştur. Panolar oldukça simetrik bir düzende yerleştirilmiştir. Geometrik süslemenin yanı sıra hayat ağacı, kozalak ve asma yaprağı gibi bitkisel motiflere de rastlanmaktadır. <br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/GyRzXr.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: GyRzXr.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
İslam sanatı, İslamlığın yayıldığı bütün bölgelerde yöresel üsluplarla kaynaşarak zengin örnekler ortaya koymuştur. Bu örneklerden biri de İspanya’nın bugünkü adıyla Cordoba kentindeki Kurtuba Camii’dir. Yapımı Endülüs Emevi hükümdarı I. Abdurrahman tarafından 785 yılında başlatılan cami, Vizigot yapılarından devıirilen malzeme ile kısa sürede tamamlanmıştır. Ancak şehrin daha sonra Hıristiyanların eline geçmesiyle aynı yere yapılan katedralin alanı içinde sıkıp kalmıştır. Harem bölümünde yer alan atnalı biçimindeki çift katlı kemerlerin iki renkli oluşu iç mekana çekici bir görünüm kazandırmaktadır. Yapının iç süslemesindeki desen ve renk zenginliği göz kamaştırıcıdır. Mihrap bölümünde sadelikle ihtişam bir arada, şaşırtıcı bir ustalıkla kullanılmıştır.<br />
<br />
 İslamlığın bu ilk döneminden sonra bölgelere göre değişen, çok çeşitli üsluplar ortaya çıkmıştır. İslam sanatı, Türklerin İslamlığı kabulünden sonraki katkılarıyla daha da gelişmiştir. <br />
<br />
Yıldız Demiriz<br />
istanbul.edu</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İslam Sanatı'nın Örneklerinden Cam Süsleme]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-islam-sanati-nin-orneklerinden-cam-susleme</link>
			<pubDate>Sat, 07 Oct 2017 21:11:36 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32409">MahAs</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-islam-sanati-nin-orneklerinden-cam-susleme</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">İslam Sanatı denince akla gelen ilk örneklerden biri olan Camii ve Türbe camlarını süsleme sanatı, Dünya'nın pek çok noktasında örnekleri ile kendine hayran bırakıyor.<br />
Türkiye'den İran'a, Özbekistan'dan İspanya'ya geniş bir coğrafya'ya yayılmış olan İslam medeniyeti, Camii'leri ile olduğu kadar Cam Süsleme Sanatı ile de gözleri kamaştırıyor.<br />
<br />
İşte Dünya'nın pek çok noktasından Cam Süsleme Sanatı örnekleri:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/rJZp3m.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: rJZp3m.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Sultan Ahmed Camii, İstanbul<br />
<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/V3vN0v.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: V3vN0v.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Fatıma Masumeh Türbesi, İran<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/MaL201.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: MaL201.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Nasır El- Mülk Camii, İran<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/g9ZprN.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: g9ZprN.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Celil Hayat Camii, Irak<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/zJrLG4.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: zJrLG4.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Mescid-i Cuma, İran<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/ByDNOQ.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ByDNOQ.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Sultan Kalavun Camii, Mısır<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/g9ZpPN.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: g9ZpPN.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Tac Mahal, Hindistan<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/XELNl0.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: XELNl0.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Vezir Kaan Camii, Pakistan<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/rJZpaz.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: rJZpaz.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Şeyh Zayed Camii, Dubai<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/4GbQnY.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 4GbQnY.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Bahauddin Nakşibendi Türbesi, Özbekistan<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/Ey5N0D.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Ey5N0D.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Kurtuba Camii, İspanya<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/LO1N6z.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: LO1N6z.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Selimiye Camii, Edirne<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/rJZp4B.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: rJZp4B.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Kubbet'üs Sahra, Filistin<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/bLJp1Y.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: bLJp1Y.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Ruhobot Camii, Özbekistan<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/qJPpZW.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: qJPpZW.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Süleymaniye Camii, İstanbul<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/WG1aLL.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: WG1aLL.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Keyseri Camii, Bosna-Hersek<br />
<br />
</div></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">İslam Sanatı denince akla gelen ilk örneklerden biri olan Camii ve Türbe camlarını süsleme sanatı, Dünya'nın pek çok noktasında örnekleri ile kendine hayran bırakıyor.<br />
Türkiye'den İran'a, Özbekistan'dan İspanya'ya geniş bir coğrafya'ya yayılmış olan İslam medeniyeti, Camii'leri ile olduğu kadar Cam Süsleme Sanatı ile de gözleri kamaştırıyor.<br />
<br />
İşte Dünya'nın pek çok noktasından Cam Süsleme Sanatı örnekleri:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/rJZp3m.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: rJZp3m.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Sultan Ahmed Camii, İstanbul<br />
<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/V3vN0v.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: V3vN0v.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Fatıma Masumeh Türbesi, İran<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/MaL201.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: MaL201.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Nasır El- Mülk Camii, İran<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/g9ZprN.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: g9ZprN.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Celil Hayat Camii, Irak<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/zJrLG4.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: zJrLG4.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Mescid-i Cuma, İran<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/ByDNOQ.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ByDNOQ.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Sultan Kalavun Camii, Mısır<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/g9ZpPN.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: g9ZpPN.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Tac Mahal, Hindistan<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/XELNl0.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: XELNl0.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Vezir Kaan Camii, Pakistan<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/rJZpaz.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: rJZpaz.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Şeyh Zayed Camii, Dubai<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/4GbQnY.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 4GbQnY.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Bahauddin Nakşibendi Türbesi, Özbekistan<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/Ey5N0D.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Ey5N0D.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Kurtuba Camii, İspanya<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/LO1N6z.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: LO1N6z.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Selimiye Camii, Edirne<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/rJZp4B.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: rJZp4B.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Kubbet'üs Sahra, Filistin<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/bLJp1Y.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: bLJp1Y.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Ruhobot Camii, Özbekistan<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/qJPpZW.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: qJPpZW.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Süleymaniye Camii, İstanbul<br />
<br />
<img src="https://i.hizliresim.com/WG1aLL.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: WG1aLL.jpg]" class="mycode_img" /><br />
Keyseri Camii, Bosna-Hersek<br />
<br />
</div></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İslamın Zenginliği: Tezhib Sanatı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-islamin-zenginligi-tezhib-sanati</link>
			<pubDate>Thu, 20 Jul 2017 14:08:08 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32314">BezzarHakim</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-islamin-zenginligi-tezhib-sanati</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Osmanlıca Kapı Tokmağı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-osmanlica-kapi-tokmagi</link>
			<pubDate>Fri, 08 Jul 2016 23:57:18 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=24903">Nazlıcan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-osmanlica-kapi-tokmagi</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="color: #800000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Osmanlı Devleti dönemindeki ev, saray, han ve cami kapılarının üzerinde genellikle "Yâ Fettâh" yazardı.<br />
<br />
 Allah'ın 99 isminden biri olan "Fettâh", "Her türlü zorluğu kolaylaştıran" anlamına gelmektedir.<br />
 * * * <br />
<img src="https://pp.vk.me/c623729/v623729283/270da/I7dB11bl4iQ.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: I7dB11bl4iQ.jpg]" class="mycode_img" /><br />
* * * <br />
Eskiden Kapı tokmaklarında 'Ya Fettah' yazarmış ...<br />
Hayır kapılarını açanın ve sıkıntıları giderenin<br />
ALLAH olduğu unutulmasın diye ...<br />
<br />
Ey kapıları açan Rabbim ! Bizlere de hayır kapılarını aç ...<br />
<br />
* * *</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="color: #800000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Osmanlı Devleti dönemindeki ev, saray, han ve cami kapılarının üzerinde genellikle "Yâ Fettâh" yazardı.<br />
<br />
 Allah'ın 99 isminden biri olan "Fettâh", "Her türlü zorluğu kolaylaştıran" anlamına gelmektedir.<br />
 * * * <br />
<img src="https://pp.vk.me/c623729/v623729283/270da/I7dB11bl4iQ.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: I7dB11bl4iQ.jpg]" class="mycode_img" /><br />
* * * <br />
Eskiden Kapı tokmaklarında 'Ya Fettah' yazarmış ...<br />
Hayır kapılarını açanın ve sıkıntıları giderenin<br />
ALLAH olduğu unutulmasın diye ...<br />
<br />
Ey kapıları açan Rabbim ! Bizlere de hayır kapılarını aç ...<br />
<br />
* * *</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ebrû Sergisi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ebr%C3%BB-sergisi</link>
			<pubDate>Wed, 29 Oct 2014 23:11:37 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=28872">cca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ebr%C3%BB-sergisi</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Farsça şiirler beyitler rubailer- islamiforum.net]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-farsca-siirler-beyitler-rubailer-islamiforum-net</link>
			<pubDate>Mon, 18 Aug 2014 23:32:18 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=28320">manifesto</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-farsca-siirler-beyitler-rubailer-islamiforum-net</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kaligrafi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kaligrafi</link>
			<pubDate>Fri, 01 Nov 2013 23:22:11 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=26584">Can Feda</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kaligrafi</guid>
			<description><![CDATA[kardeşler forumumuzda kaligrafi ile ilgilenen var mı?yol göstermek isteyen var mı bana...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[kardeşler forumumuzda kaligrafi ile ilgilenen var mı?yol göstermek isteyen var mı bana...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hat Sanatıyla ilgileniyorum]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-hat-sanatiyla-ilgileniyorum</link>
			<pubDate>Mon, 01 Apr 2013 17:04:47 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=24963">misek</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-hat-sanatiyla-ilgileniyorum</guid>
			<description><![CDATA[S.a. sitenizde hat sanatı ile ayrı bir bölüm olduğunu görünce kayıt oldum ve değerli bilgilerden faydalanmak istiyorum. Benim de deneyimsiz denilebilecek bir kaç naçizane çizimlerim var. ahşaba oyma olarak da işlemekteyim. Eksiklerimi ve yanlışlarımı öğrenip ona göre en iyisini yapmak istiyorum. Teşekkür ediyorum.<br />
<br />
<img src="https://fbcdn-sphotos-h-a.akamaihd.net/hphotos-ak-prn1/390268_318988861463874_589747440_n.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 390268_318988861463874_589747440_n.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://fbcdn-sphotos-f-a.akamaihd.net/hphotos-ak-ash4/383187_318988678130559_1254114734_n.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 383187_318988678130559_1254114734_n.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://fbcdn-sphotos-b-a.akamaihd.net/hphotos-ak-snc6/6602_606534519375972_1136351113_n.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 6602_606534519375972_1136351113_n.jpg]" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[S.a. sitenizde hat sanatı ile ayrı bir bölüm olduğunu görünce kayıt oldum ve değerli bilgilerden faydalanmak istiyorum. Benim de deneyimsiz denilebilecek bir kaç naçizane çizimlerim var. ahşaba oyma olarak da işlemekteyim. Eksiklerimi ve yanlışlarımı öğrenip ona göre en iyisini yapmak istiyorum. Teşekkür ediyorum.<br />
<br />
<img src="https://fbcdn-sphotos-h-a.akamaihd.net/hphotos-ak-prn1/390268_318988861463874_589747440_n.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 390268_318988861463874_589747440_n.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://fbcdn-sphotos-f-a.akamaihd.net/hphotos-ak-ash4/383187_318988678130559_1254114734_n.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 383187_318988678130559_1254114734_n.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://fbcdn-sphotos-b-a.akamaihd.net/hphotos-ak-snc6/6602_606534519375972_1136351113_n.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 6602_606534519375972_1136351113_n.jpg]" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>