<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İslami Forum - Rasulullah (s.a.v)]]></title>
		<link>https://islamiforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İslami Forum - https://islamiforum.net]]></description>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 17:59:57 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Peygamberimizin "Can yanmak" ile ilgili sözü nedir?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-peygamberimizin-can-yanmak-ile-ilgili-sozu-nedir</link>
			<pubDate>Sun, 28 Sep 2025 14:53:04 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33131">Forumdaüyeolan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-peygamberimizin-can-yanmak-ile-ilgili-sozu-nedir</guid>
			<description><![CDATA[Peygamberimizin, "Can yakmak" ile ilgili sözü nedir?<br />
Peygamber efendimiz buyuruyor:"Canı yanan sabretsin, canı yakanda yanacağı günü beklesin."<br />
Eğer insanoğlu hakikatleri görebilse, küçük günah bile işleyemez. Çünkü cehennemde çekilecek azap çok büyük bir azaptır. Şeytan ve nefis inkara sürükleyip aldatıyor insanı. Gözümüzdeki perdeler yanıltıyor bizi. Tüm gerçekler gün yüzüne çıkacak olsa,kimse emin olunki günah işleyemez dünyada. Tüm gerçekler gün yüzüne çıksa, hiç kimse kimsenin canını yakamazdı. Allah cümlemizi cehenneme götürecek amellerden korusun,ve yolumuz tüm inananlar ile bereber cennet bahçelerine çıksın inşallah.Amin ecmain.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Peygamberimizin, "Can yakmak" ile ilgili sözü nedir?<br />
Peygamber efendimiz buyuruyor:"Canı yanan sabretsin, canı yakanda yanacağı günü beklesin."<br />
Eğer insanoğlu hakikatleri görebilse, küçük günah bile işleyemez. Çünkü cehennemde çekilecek azap çok büyük bir azaptır. Şeytan ve nefis inkara sürükleyip aldatıyor insanı. Gözümüzdeki perdeler yanıltıyor bizi. Tüm gerçekler gün yüzüne çıkacak olsa,kimse emin olunki günah işleyemez dünyada. Tüm gerçekler gün yüzüne çıksa, hiç kimse kimsenin canını yakamazdı. Allah cümlemizi cehenneme götürecek amellerden korusun,ve yolumuz tüm inananlar ile bereber cennet bahçelerine çıksın inşallah.Amin ecmain.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz Muhammed Beşikteyken Konuştu mu?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-hz-muhammed-besikteyken-konustu-mu</link>
			<pubDate>Sat, 26 Aug 2023 19:41:42 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35022">hakikatiarayankisi</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-hz-muhammed-besikteyken-konustu-mu</guid>
			<description><![CDATA[Hz Muhammed'in beşikte iken konuştuğuna dair bir hadis var, bu hadis ne kadar doğru? Yani sahih midir, zayıf mıdır, uydurma mıdır?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hz Muhammed'in beşikte iken konuştuğuna dair bir hadis var, bu hadis ne kadar doğru? Yani sahih midir, zayıf mıdır, uydurma mıdır?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz Aişe Annemiz 9 Yaşında mı Evlendi?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-hz-aise-annemiz-9-yasinda-mi-evlendi</link>
			<pubDate>Sun, 16 Jul 2023 19:50:25 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=6871">Bera_ramazan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-hz-aise-annemiz-9-yasinda-mi-evlendi</guid>
			<description><![CDATA[Bu günkü yazımızda özellikle son zamanlarda Hz Aişe annemiz ile ilgili evlilik yaşı konusunda bir çok söz olduğunu görmekteyiz. Hz Aişe annemiz 9 yaşında mı evlendi evet <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AMA</span><br />
<br />
İslamiye öncesi arap yarımadasında kadınlar 2 sınıf insanlar sayılır ve bunların erkeklere göre söz söyleme ya da değer verilme hakları yoktu. Hatta kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir toplum idi. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arap geleneğinde kız çocuklarının yaşı akıl-baliğ olduktan sonra sayılırdı. </span><br />
<br />
Ayrıca dönemin Arap geleneğine göre kız çocukları akıl-baliğ yaşlarına gelene kadar öldürülebilirdi. <br />
Ancak akıl-baliğ olduktan sonra öldürülemezlerdi. Eğer akıl-baliğ olduktan sonra öldürülürlerse, kız çocuğunun ailesi Dar’unnedve Mahkemesi’ne kan parası ödemek zorundaydılar.  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1</span><br />
<br />
Bu sebeple kız çocukları buluğa ermeden hiçbir hakkı olmadığı gibi yaşı da sayılmamaktadır. Kız çocukları genelde 8-11 yaşında buluğa ererdi. <br />
Sıcak bölgelerde insanlar daha erken buluğa erer günümüzde de kız çocukları genelde Türkiye de 10 yaşından sonra buluğa erdiği görülmektedir. <br />
<br />
Hz Aişe annemiz 6 yaşında Peygamber Efendim ile nişanlanmış (6+8 = 15) ve 9 yaşında ise yani hicretin 2. Yılı 624 yılında ise evlenmiştir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yukarıdaki verdiğim bilgilere göre Hz Aişe annemiz 9 yaşında yani (9+8 = 17) yaşında evlendiği görülmektedir.</span></span><br />
<br />
Hz. Aişe anlatıyor: “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ben altı -bir rivayette yedi- yaşında iken, Hz. Peygamber (a.s.m) benimle evlendi, dokuz yaşında da benimle birlikte oldu.</span></span>” Hadisi, Buharî, Müslim, Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.(bk. Neylu’l-Evtar, 6/120)<br />
<br />
Bunun dışında Hz Muhammed Hz Hatice ile evlendikten 9-10 yıl sonra yani 34-35 yaşında iken Hz Fatma dünyaya gelmiştir. <br />
Hz Fatma annemiz kendisinin Hz Aişe’den 5 yaş büyük olduğunu söyler ve bu konuda da çeşitli bilgiler yer almaktadır. <br />
Yani Hz Fatma annemiz 604 yılında doğmuştur. Bu durumda Hz Aişe annemiz 609  yılında doğduğu ortaya çıkar. Evlendiğinde ise (624) 15-16 yaşında olduğu görünmektedir. Bu da onun yukarıda dediğimiz gibi çocuk yaşta evlenmediğini gösterir. <br />
<br />
Hz Aişe annemizden nakledilen şu bilgi de "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color">Ben Mekke’de oyun oynayan bir kız iken Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, 'Doğrusu, onların asıl buluşma zamanları, kıyamet saatidir; kıyamet saatinin dehşeti ise, tarif edilemeyecek kadar müthiş ve ne acıdır!</span></span>' (Kamer, 54/46) ayeti nâzil oldu."  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2</span><br />
<br />
Burada anlayabileceğimiz gibi bir insanın bir olayı hatırlaması ve bu ayeti hatırlaması onun 5-6 yaşlarında olduğunu göstermektedir. Bu ayet Miladi 614 yılında indirildiğine göre ve bu olaydan 10 yıl sonra evlendiğine göre annemiz <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">16-17 yaşında olduğu görülmektedir.</span><br />
<br />
Sevgili arkadaşlar özellikle dinimizi karalamak isteyen ve her zaman dinimize saldırmak isteyenlerin dayanağı olan 9 yaş buradan gelmektir. Kendileri o günün koşullarını ve etnik yapısını bilmeden bunları söylemekte ve kendilerince 14 asır öncesindeki bir evliliği karalamak derdine düşmüşlerdir. Sonuç olarak  cahiliye dönemi yaş hesabı bilmeyenlerin elinde patlamış bir yalandır.  <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------<br />
1 bk. Musa Carullah, Hatun, s. 81, Kitabiyat Yay. Trc. Mehmet Görmez.<br />
2 bk. Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 6, Tefsîru Sûre, (54) 6; Aynî, Bedruddîn Ebû Muhammed Mahmûd ibn Ahmed, Umdetü’l-Kârî Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 20/21; Askalânî, Fethu’l-Bârî, 11/291.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu günkü yazımızda özellikle son zamanlarda Hz Aişe annemiz ile ilgili evlilik yaşı konusunda bir çok söz olduğunu görmekteyiz. Hz Aişe annemiz 9 yaşında mı evlendi evet <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AMA</span><br />
<br />
İslamiye öncesi arap yarımadasında kadınlar 2 sınıf insanlar sayılır ve bunların erkeklere göre söz söyleme ya da değer verilme hakları yoktu. Hatta kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir toplum idi. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arap geleneğinde kız çocuklarının yaşı akıl-baliğ olduktan sonra sayılırdı. </span><br />
<br />
Ayrıca dönemin Arap geleneğine göre kız çocukları akıl-baliğ yaşlarına gelene kadar öldürülebilirdi. <br />
Ancak akıl-baliğ olduktan sonra öldürülemezlerdi. Eğer akıl-baliğ olduktan sonra öldürülürlerse, kız çocuğunun ailesi Dar’unnedve Mahkemesi’ne kan parası ödemek zorundaydılar.  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1</span><br />
<br />
Bu sebeple kız çocukları buluğa ermeden hiçbir hakkı olmadığı gibi yaşı da sayılmamaktadır. Kız çocukları genelde 8-11 yaşında buluğa ererdi. <br />
Sıcak bölgelerde insanlar daha erken buluğa erer günümüzde de kız çocukları genelde Türkiye de 10 yaşından sonra buluğa erdiği görülmektedir. <br />
<br />
Hz Aişe annemiz 6 yaşında Peygamber Efendim ile nişanlanmış (6+8 = 15) ve 9 yaşında ise yani hicretin 2. Yılı 624 yılında ise evlenmiştir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yukarıdaki verdiğim bilgilere göre Hz Aişe annemiz 9 yaşında yani (9+8 = 17) yaşında evlendiği görülmektedir.</span></span><br />
<br />
Hz. Aişe anlatıyor: “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ben altı -bir rivayette yedi- yaşında iken, Hz. Peygamber (a.s.m) benimle evlendi, dokuz yaşında da benimle birlikte oldu.</span></span>” Hadisi, Buharî, Müslim, Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.(bk. Neylu’l-Evtar, 6/120)<br />
<br />
Bunun dışında Hz Muhammed Hz Hatice ile evlendikten 9-10 yıl sonra yani 34-35 yaşında iken Hz Fatma dünyaya gelmiştir. <br />
Hz Fatma annemiz kendisinin Hz Aişe’den 5 yaş büyük olduğunu söyler ve bu konuda da çeşitli bilgiler yer almaktadır. <br />
Yani Hz Fatma annemiz 604 yılında doğmuştur. Bu durumda Hz Aişe annemiz 609  yılında doğduğu ortaya çıkar. Evlendiğinde ise (624) 15-16 yaşında olduğu görünmektedir. Bu da onun yukarıda dediğimiz gibi çocuk yaşta evlenmediğini gösterir. <br />
<br />
Hz Aişe annemizden nakledilen şu bilgi de "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color">Ben Mekke’de oyun oynayan bir kız iken Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, 'Doğrusu, onların asıl buluşma zamanları, kıyamet saatidir; kıyamet saatinin dehşeti ise, tarif edilemeyecek kadar müthiş ve ne acıdır!</span></span>' (Kamer, 54/46) ayeti nâzil oldu."  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2</span><br />
<br />
Burada anlayabileceğimiz gibi bir insanın bir olayı hatırlaması ve bu ayeti hatırlaması onun 5-6 yaşlarında olduğunu göstermektedir. Bu ayet Miladi 614 yılında indirildiğine göre ve bu olaydan 10 yıl sonra evlendiğine göre annemiz <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">16-17 yaşında olduğu görülmektedir.</span><br />
<br />
Sevgili arkadaşlar özellikle dinimizi karalamak isteyen ve her zaman dinimize saldırmak isteyenlerin dayanağı olan 9 yaş buradan gelmektir. Kendileri o günün koşullarını ve etnik yapısını bilmeden bunları söylemekte ve kendilerince 14 asır öncesindeki bir evliliği karalamak derdine düşmüşlerdir. Sonuç olarak  cahiliye dönemi yaş hesabı bilmeyenlerin elinde patlamış bir yalandır.  <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------<br />
1 bk. Musa Carullah, Hatun, s. 81, Kitabiyat Yay. Trc. Mehmet Görmez.<br />
2 bk. Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 6, Tefsîru Sûre, (54) 6; Aynî, Bedruddîn Ebû Muhammed Mahmûd ibn Ahmed, Umdetü’l-Kârî Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 20/21; Askalânî, Fethu’l-Bârî, 11/291.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz. Muhammed'in (S.A.V.) Hayatı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-hz-muhammed-in-s-a-v-hayati</link>
			<pubDate>Mon, 17 Apr 2023 21:33:59 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34945">Baybars</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-hz-muhammed-in-s-a-v-hayati</guid>
			<description><![CDATA[Peygamber efendimiz 571 yılında arap yarımadasının Hicaz bölgesinde yeralan Mekke şehrinde doğdu. Mekke şehri bu dönemde Hicaz bölgesinin en önemli üç şehrinden biriydi ( diğerleri Medine ve Taif şehirleri). Kabe’nin kutsallığı sebebi ile hem dini açıdan hem de buna bağlı olarak ticari açıdan Mekke şehri önem kazanmıştı. Bölgede Hz. İbrahim ile birlikte ortaya çıkan tevhid (tek tanrı) inancı dışında putperestlik gelişmişti. Putperestlik inancı çok parçalı ve heterojen bir halde idi. Öyle ki bazı insanlar tevhid inancını tamamen reddedip putperestliğe yöneliyorken bazı insanlar ise tevhid inancını kabul ediyor ama putları yaratıcı ile aralarında aracı kılıyorlardı.<br />
<br />
   Peygamberimizin soyu Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’den gelir. Hz.İsmail’in torunlarından olan Adnan’a, oradan Kureyş kabilesinin Haşimoğulları koluna dayanır. Annesinin adı Amine, babasının adı Abdullah’tır. Dedesinin adı Abdulmuttalip’tir. Babası Abdullah Peygamberimiz henüz doğmadan vefat etmiştir. O dönemde süt emme çağındaki çocuklar çölde yaşayan bir süt anneye emanet edilir ve büyüyene kadar orada kalırdı. Peygamberimizin süt annesi Ben-i Said kabilesinden Halime adında bir kadın idi. 4 yaşına kadar burada kaldı ve sonra Mekke’ye ailesinin yanına getirildi. 6 yaşında iken annesi Amine, 8 yaşında iken dedesi Abdulmuttalib vefat etti. Bundan sonra Peygamberimize amcası Ebu Talip sahip çıktı.Rivayet odur ki; Peygamberimiz yaklaşık 12 yaşlarında iken amcası Ebu Talip ile birlikte Mekke’den Şam’a kervan götürmektedir. Yolda mola verdikleri bir sırada yakınlarındaki bir manastırda görevli olan Bahira adındaki bir rahip kervanın üzerinde alçak ve küçük bir bulut farketti. İlginç olan ise kervan ilerledikçe bulut ilerliyor kervan durunca bulutta duruyordu. Rahip kervandaki herkesi yemeğe davet etti. İzin istedikten sonra peygamberimizin sırtındaki nübüvvet mührünü görünce O’nun beklenen peygamber olduğunu anladı. Durumu amcası Ebu Talip’e anlattı ve O’nu Yahudilerden korumasını söyledi.Amcası yaşlanınca onun ticari işlerini Peygamberimiz devam ettirdi. Arap yarımadasının birçok yerlerine kervan götürmüş ve böylece insanların ekonomik, siyasal ve sosyal durumlarını gözlemlemiştir.<br />
<br />
   Arap yarımadasında uzun zamandır bir toplumsal çürüme vardı. Kan davaları ve çatışmalar, savaşlar hiç bitmiyordu. Kabileler ticareti devam ettirmek ve barışı sağlamak için Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarını kutsal kabul ettiler ve bu aylarda savaşmayı yasakladılar. Ama bu da çözüm olmadı. Savaşlar devam etti. Bu aylarda yapılan savaşlara Ficar Savaşları dendi. Bu savaşlar ile toplumsal yapı tamamen sarsılmaya başladı ve birgün Mekke’nin ileri gelenlerinden alacağını tahsil edemeyen Yemenli bir tüccar Ebu Kubeys dağına çıkıp uğradığı haksızlığı yüksek sesle haykırdı. Bunun üzerine aralarında Peygamberimizin de bulunduğu bazı Mekkeliler daha fazla kimse haksızlığa uğramasın diye yemin ettiler. Hılfu’l Fudül denilen bu teşkilat Peygamberimize siyaset ve yönetim konusunda önemli bir tecrübe oldu.<br />
<br />
   Peygamberimiz 25 yaşında iken Hz. Hatice ile evlendi. Hz. Hatice’nin bu evlilik sırasındaki yaşı tartışmalıdır. Bazı kaynaklar 40 bazı kaynaklar 28 yaşında olduğunu yazar. Peygamber efendimiz ile Hz. Hatice’nin bu evliliklerinden 6 çocukları olduğu düşünülürse Hz. Hatice’nin 28 yaşında olma ihtimali daha kuvvetlidir. Peygamberimiz 34 yaşında iken 605 yılında Kureyşliler Kabe’yi tamire karar verdiler. Hacerülesved taşının yerleştirilmesi konusunda anlaşmazlık çıktı. Sonunda ‘’Beni Şeybe’’ kapısından ilk girenin hakem olması konusunda anlaştılar. Ve o kapıdan ilk Peygamberimiz girdi. Hakemliği kabul edildikten sonra bir örtü istedi. Hacerülesved taşını örtüye koyduktan sonra her kabile reisinin örtünün bir ucundan tutmasını istedi ve örtü havaya kaldırıldı. Gerekli yüksekliğe ulaşınca Peygamberimiz elleriyle Hacerülesved taşını yerine koydu. Böylece herkesi tatmin eden bir çözüm bulmuş oldu.Kırklı yaşlara yaklaştığı zaman Peygamberimiz Mekke yakınlarında bulunan Hira Dağı’na çıkıp inzivaya yönelmeye başladı. Yanına biraz erzak alıyor ve bir süre burada kalıyordu. Erzağı bitince Mekke’ye geliyor, bir süre sonra yine biraz erzakla Hira Dağı’na geliyordu. Zaman zaman eşi Hz. Hatice’yi de yanına alıyordu. Gördüğü rüyalar gerçek hayatta birebir çıkıyordu. Hiçbir insanın olmadığı yerlerde ‘’ Selam sana ey Allah’ın elçisi ‘’ diye sesler duyuyordu.Birçok kişi bu süreçte Peygamberimizin vahye hazırlandığını düşünmektedir. Nitekim 610 yılının Ramazan ayında, ayın son 10 gününde ve muhtemelen 27. Gecesinde Cebrail (A.S.) kendisini bir anda kavradı ve ‘’Oku !’’ (İkra ) dedi. Peygamberimiz ‘’Ben okuma bilmem’’ deyince Cebrail (A.S.) kuvvetlice kendisini sıktı ve tekrar ‘’ Oku ! ’’ dedi. Peygamberimiz yine ‘’Ben okuma bilmem’’ deyince çok daha kuvvetli sıktı ve tekrar ‘’Oku ! ‘’ dedi. Peygamberimiz bu kez ‘’ Ne okuyayım ? ‘’ dedi. Cebrail (A.S.) kendisini çok daha şiddetli sıktı ve bıraktıktan sonra Alak Suresi’nin ilk beş ayetini okudu :<br />
‘’ Yaratan Rabbin adıyla oku. O insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku ! Senin Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten, insana bilmediklerini öğreten O’dur’’ Peygamberimiz bu ayetleri tekrarlayıp ezberledi. Ardından hemen eve gitti, yatağına yattı ve eşi Hz. Hatice’ye ‘’beni örtün, beni örtün’’ dedi. Uyandıktan sonra olanları anlattı. Hz Hatice kendisine ilk inanan oldu.İlk vahyin ardından bir süre hiçbir gelişme olmadı. Peygamberimiz sık sık Hira mağarasına gidiyor ama hiçbir gelişme olmuyordu. Bu dönem daha sonra Fetretü’l Vahy ( Vahyin Kesilmesi) diye anılacaktır. Ve nihayet Cebrail (A.S.) yeni bir vahiyle geldi :<br />
‘’Kuşluk vaktine andolsun. Karanlığın çöktüğü vakit geceye andolsun ki Rabbin seni terketmedi. Sana darılmadı da…’’ <br />
diye başlayan Duha Suresi’nin inmesi ile Peygamberimiz rahatladı.<br />
<br />
   Bir gün evinde otururken Cebrail (A.S.) ile gelen Müddessir Suresi’nin ilk beş ayeti ile kendisine peygamberlik görevi açıkça verildi : ‘’ Ey örtünen adam. Kalk ve insanları uyar. Rabbinin adını yücelt. Elbiseni temiz tut. Kötü şeylerden uzak dur.’’ Bundan sonra Peygamberimiz yanındakilere İslam’ı tebliğ etmeye başladı. Kendisine ilk inananlar eşi Hz. Hatice ve kızları Zeyneb, Rükkiye, Ümmü Gülsüm, Hz. Ali ( henüz 10 yaşında idi), Fatıma (henüz 5 yaşında idi), evlatlığı Zeyd ve en yakın arkadaşı Hz. Ebubekir oldu. İslam’ın gizli davetinin yapıldığı 3 yıllık bu dönemde Müslümanların sayısı 30’a ulaşmıştı. Gelen vahiy üzerine peygamberimiz İslam’a açık davete başladı ‘’ Ey Muhammed ! Şimdi sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah’a ortak koşanlara aldırış etme – Hicr Suresi 15/94’’. İslam’a açık davet sonucu Mekke’li müşrikler Müslümanlara karşı baskı ve zulme başladı. Müşrikler Peygamberimizden önce imkansız şeyler istediler ve kendisi ile alay ettiler ( ölüleri diriltmesi, Mekke’nin ortasından nehir geçmesi gibi ). Daha sonra vazgeçirmeye çalıştılar. Bunda da başarılı olamayınca kendisine engel olmak için herşeyi denediler. Peygamberimiz fiili saldırı ve baskıların şiddetlenmesi sonucu ashabına Habeşistan’a hicret etmelerini önerdi. Ve ilk hicret kafilesi 615 yılında Habeşistan’a yola çıktı.<br />
<br />
   Hz.Hamza bir gün Ebu Cehil’in peygamberimize hakaret ettiğini duyunca yanına gitti ve artık kendisinin de Müslüman olduğunu söyleyerek Ebu Cehil’e meydan okudu. Hz.Hamza Peygamberimizin amcası idi ama aralarında birkaç yaş vardı. Peygamberimiz Hz.Hamza’nın Müslüman olmasına çok sevindi. Hz.Hamza’dan sonra Mekke’deki önemli savaşçılardan Hz. Ömer’de müslüman olunca müşrikler çekinmeye başladı. Müşrikler fiili saldırıları azaltıp Müslümanlara ekonomik boykot uygulamaya başladı.620 yılına gelindiğinde önce yanında büyüdüğü amcası Ebu Talip, 3 gün sonra da eşi Hz. Hatice vefat etti. Peygamberimizin amcası ve Hz. Ali’nin de babası olan Ebu Talib’in vefatı sonrası haşimoğullarının başına peygamberimizin bir diğer amcası olan ama hayatı boyunca peygamberimizi ve Müslümanları engellemeye çalışan Ebu Leheb geçmiştir.Peygamberimiz hem Müslümanlara Mekke dışında yaşayabilecekleri bir yer bulmak hem de başka insanlara da ulaşmak için 619 yılında Mekke’ye yakın Taif şehrine gitti. Taif şehrinin ileri gelenleri Müslümanlığı kabul etmediği gibi dönüş yolunda O’nu taşlattılar. Mekke’ye dönüş yolunda Cebrail (A.S.) kendisine geldi ve eğer isterse Allah’ın Taiflileri yok edebileceğini söyledi. Kendisine yapılan kötülüklere rağmen Peygamberimiz Taiflilerin helak olmasını istemedi.<br />
<br />
   620 yılında Akabe adlı yerde Mekke’ye gelen Medineli tüccarlarla görüştü. Görüşme sonunda Medineli tüccarlar Müslüman oldu. Bu altı tüccar Medine’deki ilk Müslümanlar oldular. Ertesi yıl oniki kişi geldi. Yine aynı yerde Peygamberimiz ile görüştüler. Müslüman olup Hz.Peygamber’e biat ettiler. ‘’Birinci Akabe Biatı’’ denilen bu sözleşmede ‘’ Allah’a ortak koşmama, hırsızlık yapmama vb. ‘’ gibi genel islami hükümler vardı. 622 yılında daha kalabalık bir kafile geldi ve yine Akabe’de Peygamberimiz ile buluştular. Onlarda Müslüman oldu ve Peygamberimize biat ettiler. ‘’İkinci Akabe Biatı’’ndan sonra Peygamberimiz Medine’ye hicreti düşünmeye başladı.Hicretten bir yıl önce 621’de Peygamberimiz İsra (Peygamberimizin Kabe’den Mescid-i Aksa’ya götürülmesi) ve Mi’rac ( Peygamberimizin Allah katına yükseltilmesi) mucizeleri gerçekleşti. Mi’rac gecesi sonucunda beş vakit namaz tüm Müslümanlara farz kılındı.<br />
<br />
   622 yılında Peygamberimiz Mekke’deki Müslümanların Medine’ye hicret edebileceklerini söyleyince, Müslümanlar gizli gizli Medine’ye hicret etmeye başladı. Müşrikler Peygamberimizi öldürmeye karar verdiler. Allah tarafından Cebrail (A.S.) aracılığı ile bundan haberdar olan Peygamberimiz Hz. Ebu Bekir’in yanına gitti ve hicret hazırlığına başladılar. Medine istikametinin tam tersi bir yön belirlediler ve Mekke’nin yaklaşık 5 km uzağında 3 gün 3 gece beklediler. Medine şehrine az bilinen sarp yollardan gitmeye başladılar. Bu tarihi ve mübarek yolculuk sırasında birçok mucizevi olay gerçekleşti. Daha yola çıkmadan önce mağarada beklerlerken Onlar’ı arayan müşrikler bulundukları mağaranın girişine kadar gelmişler fakat girişteki örümcek ağını ve yuva yapmış kuşu görünce orada kimsenin olmadığını düşündüler ve geri döndüler.Müşrikler Peygamberimizi ve Hz. Ebu Bekir’i bulup getirene 100 deve vadetmişti. Bu ödül için peşlerine düşen Süraka adında bir avcı onları buldu. Tam Onlar’a yaklaşırken Peygamberimizin birşeyler okuduğunu gördü ve tam o an atının ön ayakları kuma saplandı. Süraka attan düştü. Ne kadar uğraşsa da atını hareket ettiremedi. Peygamberimize atını kurtarması için yalvardı. Hz. Peygamber’in duası ile atı kurtulunca kendisine biat etti ve arkalarından gelen müşrikleri başka bir yere yönlendirdi.Peygamberimizin Mekke’den çıkışı duyulunca Medineliler şehrin girişinde beklemeye başladılar. Peygamberimiz ve yanındakiler ( yolculuk esnasında Onlar’a katılanlar da oluyordu) Ranuna adlı yere vardıklarında Cuma namazı farz oldu. Peygamberimiz 24 Eylül 622 Cuma günü ilk Cuma namazını kıldırdı ve ilk Cuma hutbesini okudu. Medine’ye 3 km mesafedeki Kuba kasabasında birkaç gün dinlendi ve burada Hz. Ali ile buluştular. Ardından Medinelilerin adeta bir bayram ve şenliğini andıran coşkulu karşılamaları ile Medine şehrine giriş yaptılar.<br />
<br />
   Medine şehrinin bu dönemde adı Yesrib idi ve ‘’fesat’’ , ‘’zarar’’ gibi olumsuz bir anlamı vardı. Peygamberimiz şehrin adını ‘’hoş’’ ve ‘’güzel’’ anlamına gelen Taybe olarak değiştirdi. Daha sonra şehrin ismi ‘’ Medinetü Resulullah’’ ( Allah’ın Resulü’nün şehri) olarak anıldı ve zamanla Medine olarak kısaltıldı. Şehirde üç Yahudi kabilesi ( kaynuka, nadir, kurayza) ve iki arap kabilesi (evs, hazrec) vardı. Aralarında sık sık çatışmalar olurdu. Arap kabileler putperestti ve menat adını verdikleri puta taparlardı.Peygamberimiz Medine’de ilk olarak bir cami inşa ettirdi ( Mescid-i Nebevi). Önceleri kıblesi Kudüs’e bakıyordu daha sonra kıble Kabe’ye çevrildi. Mecid-i Nebevi’nin yanına Peygamberimiz için bir ev yapıldı. Böylece namaz vakitleri dışında da sosyal hayatın merkezi burası oldu.Hicretin 2. Yılında Ramazan orucu farz kılındı. Yine aynı yıl fitre sadakası hükmü Peygamberimiz tarafından açıklandı. Şevval ayının 1. Günü Ramazan Bayramı, Zilhicce ayının 10. Günü Kurban Bayramı olarak belirlendi. Peygamberimiz bayram namazlarını mescidde değil ‘’musalla’’ adı verilen açık alanda kadın ve çocuklarla beraber kılardı. Amacı bayram sevincini herkesin yaşamasıydı. Yine bu dönemde namaza davet olarak ‘’ezan’’ belirlendi.Medine’de hatırı sayılır ölçüde Müslüman olmayan arap ve yahudi de yaşıyordu. Bu sebeple Peygamberimiz şehirdeki birliği ve bütünlüğü sağlamak için ‘’ Medine Sözleşmesi’’ adı verilen yaklaşık 50 maddelik bir anlaşma metni oluşturuldu.Bu sözleşmeye göre şehre dışarıdan bir saldırı olursa herkes savunmaya katılacak ve savunma masrafları ortak olacaktı. Şehir dışındaki bir savaşta ise ortak hareket etme zorunluluğu yoktu. Bunun dışında birbirleri aralarındaki hukuksal sorumluluklarda belirlendi. Anlaşmazlık durumunda Hz. Muhammed (S.A.V.) anlaşmazlığı çözecek kişi oldu. Esas itibarı ile bu sözleşme sayesinde ‘’ İlk İslam Devleti’’ kurulmuş oldu ve Peygamberimiz de bu devletin fiili olarak başkanı oldu.Mekkeli müşrikler hicretten sonra da Müslümanları rahat bırakmadılar. Önce Medineli Müslümanlara sonra Medine’deki putperest araplara ve yahudilere tehdit mektupları gönderdiler. Hac Suresi’nin 30. Ayeti’nin inmesi ile birlikte ‘’ Kendilerine haksız yere saldırılan kimselere savaşma izni verilmiştir’’ müslümanlar artık Mekkeli müşriklerle açık açık savaşabilecekti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Bedir Savaşı (624)</span> : Hicretten sonra Müslümanların Mekke’de kalan tüm malları yağmalandı ve gasp edildi. Taşınabilir olanlar Ebu Cehil önderliğinde 1000 develik bir kervanla Suriye’de satıldı. Yaklaşık 50 bin dinarlık servetle dönen kervanın bilgisi Peygamberimize ulaşınca kervana baskın kararı aldı ve yaklaşık 700 kişilik bir ordu ile yola çıktı. Ebu Cehil bu saldırıdan haberdar oldu ve Mekke’den yardım istedi. Gelen destek ile birlikte 1000 kişilik müşrik ordusu Bedir kasabasına hareket etti. <br />
Karşılaşan iki ordunun savaşından önce Peygamberimiz şöyle dua etti : ‘’ Ey Allah’ım ! İşte Kureyş, bütün kibiri ve gururuyla geldi; sana meydan okuyor ve peygamberini de yalanlıyor. Ey Allah’ım ! Peygamberlerine yaptığın yardım vaadini, bana da hususi olarak yaptığın zafer sözünü yerine getirmeni diliyorum. Ya Rabbi ! Şayet şu küçük ordu eriyip giderse sana yeryüzünde ibadet edecek kimse kalmayacaktır. ‘’Ve savaş Müslümanların zaferi ile sonuçlandı. Ebu Cehil savaşta öldürüldü. Esirler alındı. Mekkeliler Ebu Cehil’in öldürülmesi sonucu Ebu Süfyan’ı kendilerine başkan seçtiler. Ebu Leheb hasta olduğu için savaşa katılamamıştı. Yenilgi haberini alınca durumu daha da kötüleşti ve öldü. Bu zafer ile müslümanların arap yarımadasındaki saygınlığı arttı. Diğer taraftan Mekkeliler karşı saldırının hazırlıklarına başladılar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Uhud Savaşı (625) </span>: Mekkeli müşrikler Bedir Savaşı’nın intikamını almak istemeleri ve Mekke-Suriye ticaret yolunun bozulması sonucu Mekkeliler çevre kabilelerinde desteği ile 3000 kişilik bir ordu toplayıp Medine’ye yola çıktılar.Peygamberimiz Medine dışında bir savaş istemese de şehrin zarar görmemesi için 1000 kişilik bir ordu ile şehrin dışına çıktı. Yolda 300 kişiden oluşan Medineli münafık grup ayrılınca kalan 700 kişi ile Uhud denilen yere geldiler. Ayneyn tepesine 50 okçu yerleştirildi ve her ne olursa olsun yerlerini terketmemeleri için Peygamberimiz kesin emir verdi.Müslümanlar savaşın başında Mekkelileri püskürtmeyi başardı. Ama okçular savaşın kazanıldığını düşünüp ganimet elde etmek için yerlerini terkettiler. Okçulardaki düzensizliği farkeden Mekkeli müşriklerin süvari birliği komutanı Halid Bin Velid, önce Ayneyn tepesine saldırıp kalan okçuları şehit etti ve sonra da Müslüman ordusuna arkadan saldırdı. Diğer kureyşlilerde toparlanıp Müslümanlara saldırıya geçti. İki ateş arasında kalan Müslümanlar Uhud Dağı’nın eteklerine çekildiler. Müşriklerde Ebu Süfyan’ın etrafında toplandı. Savaş bitmiş, Müslümanlar kaybetmişti. Peygamberimizin amcası Hz.Hamza dahil birçok şehit verildi. Ebu Süfyan’ın karısı Hind, Bedir’de öldürülen babası, kardeşi ve amcasının intikamı için Hz. Hamza’nın ciğerini söktü ve çiğnedi. Diğer şehitlerde aynı akibete maruz kaldı.Peygamberimizin de dişi kırıldı ve alt dudağı kanadı. Uhud savaşına Müslüman kadınlar da katılmıştır. Bazıları su taşımış bazıları yaralıları tedavi etmiş bazıları ise silahlanıp çarpışmışlardır. Savaştan sonra Müslümanlar Medine’ye döndü. Müşriklerin şehre saldıracağı haberini alınca Peygamberimiz 500 kişilik birlikle Medine yakınlarında müşrikleri bekledi. Mekkeliler bu meydan okuma karşısında saldırıdan vazgeçip Mekke’ye döndüler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Hendek Savaşı (626) : </span>Bedir Savaşı’ndan sonra Medine’deki Kaynuka ve Nadir yahudi kabileleri Medine anlaşmasını bozdukları için şehrin dışına çıkarıldılar. Bir kısmı Hayber’e bir kısmı da Suriye’ye gitti. Medine’de sadece Kurayza adlı yahudi kabilesi kalmıştı. Hayber’deki yahudiler ile Mekkeli müşriklerin ortak çabaları ile yaklaşık 10 bin kişilik bir Müslüman karşıtı ordu oluşturuldu. Ordu arap yarımadasındaki tüm Müslüman karşıtı güçleri barındırıyordu.Peygamberimiz durumdan haberdar olunca Selman-i Farisi’nin önerisi ile şehrin etrafına hendek kazdırdı. Hendeğin uzunluğu yaklaşık olarak 5 km, genişliği 9 metre, derinliği 4 metre idi. Hendek sebebi ile göğüs göğüse mücadele olmayınca iki taraf birbirine ok ve taş atmaya başladı. Birkaç Mekkeli süvari hendeğin dar olan yerinden şehre girmeyi başardılar. Aralarında cesaret ve kararlılığı ile bilinen Amr Bin Abdüved isminde bir savaşçı vardı. Teke tek mücadele için meydan okudu. Karşısına Hz. Ali çıktı. Peygamberimiz Hz. Ali’ye kılıcını ve sarığını verdi. Hz. Ali rakibini tek bir kılıç darbesi ile öldürdü. Hendeği geçen diğer müşrikler geri çekilmek zorunda kaldı.Kuşatma sırasında Müslümanlar korku ve sıkıntı yaşadı. Diğer taraftan müşrikler de uzun bir kuşatma için hazırlıklı değildi. Üzerine müşriklere Hayber yahudilerinin gönderdiği erzakların Müslümanların eline geçmesi ve havaların soğumaya başlaması sonucu Ebu Süfyan kuşatmayı kaldırdı.<br />
<br />
   Hendek savaşında müşriklerle işbirliği yapan kurayza yahudi kabilesi Müslümanları zor durumda bırakmıştı. Hendek savaşı bitince Peygamberimiz bir birlik toplayıp kurayzalıların kalesini kuşattı. Yahudiler ‘’ bizim hakkımızda Sa’d karar versin’’ deyince evs kabilesinden Sa’d bin Mu’az savaşçı erkeklerin idamına, kadın ve çocukların esir alınmasına, malların ise ganimet sayılmasına hükmetti (627). 628 yılında da bir başka yahudi merkezi olan ve Müslümanlara karşı Mekkeli müşriklerle ittifak kuran Hayber yahudilerini etkisizleştirmek için Hayber kalesi fethedildi.<br />
<br />
<br />
   Peygamberimiz de dahil Müslümanların Mekke’yi ziyaret etme ve Kabe’yi tavaf etme isteği sürekli artıyordu. Sonunda Peygamberimiz Mekke’ye gitme ve Umre ziyareti yapma kararı aldı (628). 1500 kişilik Müslüman birliği Mekke yakınlarındaki Hudeybiye’de konakladılar. Peygamberimiz bir elçi göndererek amaçlarının savaş olmadığını iletti ama Mekkeliler elçiye çok kötü davrandı. Peygamberimiz bu kez aynı zamanda Ebu Süfyan’ın akrabası olan Hz. Osman’ı elçi olarak gönderdi. Mekkeliler Hz.Osman’ı tutukladılar. Bu haber Müslümanlara ‘’Hz. Osman öldürüldü’’ diye ulaşınca herkes Peygamberimize biat edip savaşa hazırlandı. Müslümanların kararlılığı Mekkelileri korkuttu. Önce Hz. Osman’ı serbest bıraktılar sonra anlaşma için Süheyl Bin Amr başkanlığında heyet gönderdiler. İki taraf arasında Hudeybiye Anlaşması imzalandı. Anlaşma şartları başta Müslümanların alehine gibi görünse de tarafların 10 yıl birbirine saldırmayacak olmaları sonucu Müslümanlar daha rahat hareket etmeye başladı. Yine anlaşmaya uygun olarak Müslümanlar 1 yıl sonra Hac amaçlı Mekke’ye gelip 3 gün kalacaklardı. Bu ziyaret sonucu birçok Mekkelinin Müslümanlara bakışı değişti. Nitekim Halid Bin Velid, Amr Bin As ve Osman Bin Talha gibi Mekke’nin önemli komutanları Medine’ye gidip Müslüman oldu. Mekkelilerin yapılan anlaşmayı bozmaları sonucu Peygamberimiz Mekke seferine karar verdi. Sefer hazırlıkları çok gizli yürütüldü. Mekke’ye vardığında yolda katılanlarla beraber 10 bin kişilik bir Müslüman ordusu olmuştu. Ebu Süfyan anlaşma için geldi, ordunun büyüklüğünü görünce Peygamberimizin çağrısına uyarak Müslüman oldu. Ardından Kabe’nin avlusunda kendisinin artık Müslüman olduğunu, Mekkelilerin teslim olmaktan başka çareleri kalmadığını, herkesin Kabe’ye ya da evine sığınmasını söyledi. Peygamberimiz Müslümanlara mecbur kalmadıkça savaşmamalarını, kaçanları kovalamamalarını ve yaralı ve esirleri öldürmemelerini söyledi. 630 yılında, nihayet, Mekke fethedildi.<br />
<br />
   629 yılında yapılan Mute savaşında Roma İmparatorluğu ile ilk kez karşılaşan Müslümanlar Halid Bin Velid’in askeri dehası sayesinde bu savaştan en az zararla çıkmışlardı. 630 yılında ise Romalıların Müslümanlara karşı savaş hazırlığına başladıkları bilgisi gelince yaklaşık 30 bin kişilik bir ordu ile Peygamberimiz Medine’den kuzeye yola çıktı. Tebük’te karargah kuruldu ve bir süre ordu burada bekledi. Bölgedeki yerleşimlere ‘’ İslam’a davet ‘’ mektupları gönderildi ve ilişkiler kuruldu. Savaş olmadan sona eren sefer Müslümanlar için ciddi bir sınav oldu.<br />
<br />
   Hicretin 10. Yılında (631), Ramazan ayında, Cebrail (A.S.) kendisine Kur’an-ı Kerim’i 2 defa okuttu. Böylece Peygamberimiz ecelinin yaklaştığını anladı. Hacca gitmek için hazırlıklara başladı ve bütün Müslümanları bu yolculuğa davet etti. Hicretin 10. Yılında Hac yolculuğunu Arafat Dağı’nda tamamladı ve orada bulunan Müslümanlara Veda Hutbesi konuşmasını yaptı.<br />
<br />
   Veda Haccı’ndan sonra sağlığı bozuldu. 13 Rebiülevvel 11 / 8 Haziran 632 Pazartesi günü vefat etti…<br />
<br />
<br />
   Allah (C.C.) bu yazıyı okuyan herkesi Hz. Muhammed'in (S.A.V.) ümmetinden eylesin. Kadir geceniz mübarek olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Peygamber efendimiz 571 yılında arap yarımadasının Hicaz bölgesinde yeralan Mekke şehrinde doğdu. Mekke şehri bu dönemde Hicaz bölgesinin en önemli üç şehrinden biriydi ( diğerleri Medine ve Taif şehirleri). Kabe’nin kutsallığı sebebi ile hem dini açıdan hem de buna bağlı olarak ticari açıdan Mekke şehri önem kazanmıştı. Bölgede Hz. İbrahim ile birlikte ortaya çıkan tevhid (tek tanrı) inancı dışında putperestlik gelişmişti. Putperestlik inancı çok parçalı ve heterojen bir halde idi. Öyle ki bazı insanlar tevhid inancını tamamen reddedip putperestliğe yöneliyorken bazı insanlar ise tevhid inancını kabul ediyor ama putları yaratıcı ile aralarında aracı kılıyorlardı.<br />
<br />
   Peygamberimizin soyu Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’den gelir. Hz.İsmail’in torunlarından olan Adnan’a, oradan Kureyş kabilesinin Haşimoğulları koluna dayanır. Annesinin adı Amine, babasının adı Abdullah’tır. Dedesinin adı Abdulmuttalip’tir. Babası Abdullah Peygamberimiz henüz doğmadan vefat etmiştir. O dönemde süt emme çağındaki çocuklar çölde yaşayan bir süt anneye emanet edilir ve büyüyene kadar orada kalırdı. Peygamberimizin süt annesi Ben-i Said kabilesinden Halime adında bir kadın idi. 4 yaşına kadar burada kaldı ve sonra Mekke’ye ailesinin yanına getirildi. 6 yaşında iken annesi Amine, 8 yaşında iken dedesi Abdulmuttalib vefat etti. Bundan sonra Peygamberimize amcası Ebu Talip sahip çıktı.Rivayet odur ki; Peygamberimiz yaklaşık 12 yaşlarında iken amcası Ebu Talip ile birlikte Mekke’den Şam’a kervan götürmektedir. Yolda mola verdikleri bir sırada yakınlarındaki bir manastırda görevli olan Bahira adındaki bir rahip kervanın üzerinde alçak ve küçük bir bulut farketti. İlginç olan ise kervan ilerledikçe bulut ilerliyor kervan durunca bulutta duruyordu. Rahip kervandaki herkesi yemeğe davet etti. İzin istedikten sonra peygamberimizin sırtındaki nübüvvet mührünü görünce O’nun beklenen peygamber olduğunu anladı. Durumu amcası Ebu Talip’e anlattı ve O’nu Yahudilerden korumasını söyledi.Amcası yaşlanınca onun ticari işlerini Peygamberimiz devam ettirdi. Arap yarımadasının birçok yerlerine kervan götürmüş ve böylece insanların ekonomik, siyasal ve sosyal durumlarını gözlemlemiştir.<br />
<br />
   Arap yarımadasında uzun zamandır bir toplumsal çürüme vardı. Kan davaları ve çatışmalar, savaşlar hiç bitmiyordu. Kabileler ticareti devam ettirmek ve barışı sağlamak için Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarını kutsal kabul ettiler ve bu aylarda savaşmayı yasakladılar. Ama bu da çözüm olmadı. Savaşlar devam etti. Bu aylarda yapılan savaşlara Ficar Savaşları dendi. Bu savaşlar ile toplumsal yapı tamamen sarsılmaya başladı ve birgün Mekke’nin ileri gelenlerinden alacağını tahsil edemeyen Yemenli bir tüccar Ebu Kubeys dağına çıkıp uğradığı haksızlığı yüksek sesle haykırdı. Bunun üzerine aralarında Peygamberimizin de bulunduğu bazı Mekkeliler daha fazla kimse haksızlığa uğramasın diye yemin ettiler. Hılfu’l Fudül denilen bu teşkilat Peygamberimize siyaset ve yönetim konusunda önemli bir tecrübe oldu.<br />
<br />
   Peygamberimiz 25 yaşında iken Hz. Hatice ile evlendi. Hz. Hatice’nin bu evlilik sırasındaki yaşı tartışmalıdır. Bazı kaynaklar 40 bazı kaynaklar 28 yaşında olduğunu yazar. Peygamber efendimiz ile Hz. Hatice’nin bu evliliklerinden 6 çocukları olduğu düşünülürse Hz. Hatice’nin 28 yaşında olma ihtimali daha kuvvetlidir. Peygamberimiz 34 yaşında iken 605 yılında Kureyşliler Kabe’yi tamire karar verdiler. Hacerülesved taşının yerleştirilmesi konusunda anlaşmazlık çıktı. Sonunda ‘’Beni Şeybe’’ kapısından ilk girenin hakem olması konusunda anlaştılar. Ve o kapıdan ilk Peygamberimiz girdi. Hakemliği kabul edildikten sonra bir örtü istedi. Hacerülesved taşını örtüye koyduktan sonra her kabile reisinin örtünün bir ucundan tutmasını istedi ve örtü havaya kaldırıldı. Gerekli yüksekliğe ulaşınca Peygamberimiz elleriyle Hacerülesved taşını yerine koydu. Böylece herkesi tatmin eden bir çözüm bulmuş oldu.Kırklı yaşlara yaklaştığı zaman Peygamberimiz Mekke yakınlarında bulunan Hira Dağı’na çıkıp inzivaya yönelmeye başladı. Yanına biraz erzak alıyor ve bir süre burada kalıyordu. Erzağı bitince Mekke’ye geliyor, bir süre sonra yine biraz erzakla Hira Dağı’na geliyordu. Zaman zaman eşi Hz. Hatice’yi de yanına alıyordu. Gördüğü rüyalar gerçek hayatta birebir çıkıyordu. Hiçbir insanın olmadığı yerlerde ‘’ Selam sana ey Allah’ın elçisi ‘’ diye sesler duyuyordu.Birçok kişi bu süreçte Peygamberimizin vahye hazırlandığını düşünmektedir. Nitekim 610 yılının Ramazan ayında, ayın son 10 gününde ve muhtemelen 27. Gecesinde Cebrail (A.S.) kendisini bir anda kavradı ve ‘’Oku !’’ (İkra ) dedi. Peygamberimiz ‘’Ben okuma bilmem’’ deyince Cebrail (A.S.) kuvvetlice kendisini sıktı ve tekrar ‘’ Oku ! ’’ dedi. Peygamberimiz yine ‘’Ben okuma bilmem’’ deyince çok daha kuvvetli sıktı ve tekrar ‘’Oku ! ‘’ dedi. Peygamberimiz bu kez ‘’ Ne okuyayım ? ‘’ dedi. Cebrail (A.S.) kendisini çok daha şiddetli sıktı ve bıraktıktan sonra Alak Suresi’nin ilk beş ayetini okudu :<br />
‘’ Yaratan Rabbin adıyla oku. O insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku ! Senin Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten, insana bilmediklerini öğreten O’dur’’ Peygamberimiz bu ayetleri tekrarlayıp ezberledi. Ardından hemen eve gitti, yatağına yattı ve eşi Hz. Hatice’ye ‘’beni örtün, beni örtün’’ dedi. Uyandıktan sonra olanları anlattı. Hz Hatice kendisine ilk inanan oldu.İlk vahyin ardından bir süre hiçbir gelişme olmadı. Peygamberimiz sık sık Hira mağarasına gidiyor ama hiçbir gelişme olmuyordu. Bu dönem daha sonra Fetretü’l Vahy ( Vahyin Kesilmesi) diye anılacaktır. Ve nihayet Cebrail (A.S.) yeni bir vahiyle geldi :<br />
‘’Kuşluk vaktine andolsun. Karanlığın çöktüğü vakit geceye andolsun ki Rabbin seni terketmedi. Sana darılmadı da…’’ <br />
diye başlayan Duha Suresi’nin inmesi ile Peygamberimiz rahatladı.<br />
<br />
   Bir gün evinde otururken Cebrail (A.S.) ile gelen Müddessir Suresi’nin ilk beş ayeti ile kendisine peygamberlik görevi açıkça verildi : ‘’ Ey örtünen adam. Kalk ve insanları uyar. Rabbinin adını yücelt. Elbiseni temiz tut. Kötü şeylerden uzak dur.’’ Bundan sonra Peygamberimiz yanındakilere İslam’ı tebliğ etmeye başladı. Kendisine ilk inananlar eşi Hz. Hatice ve kızları Zeyneb, Rükkiye, Ümmü Gülsüm, Hz. Ali ( henüz 10 yaşında idi), Fatıma (henüz 5 yaşında idi), evlatlığı Zeyd ve en yakın arkadaşı Hz. Ebubekir oldu. İslam’ın gizli davetinin yapıldığı 3 yıllık bu dönemde Müslümanların sayısı 30’a ulaşmıştı. Gelen vahiy üzerine peygamberimiz İslam’a açık davete başladı ‘’ Ey Muhammed ! Şimdi sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah’a ortak koşanlara aldırış etme – Hicr Suresi 15/94’’. İslam’a açık davet sonucu Mekke’li müşrikler Müslümanlara karşı baskı ve zulme başladı. Müşrikler Peygamberimizden önce imkansız şeyler istediler ve kendisi ile alay ettiler ( ölüleri diriltmesi, Mekke’nin ortasından nehir geçmesi gibi ). Daha sonra vazgeçirmeye çalıştılar. Bunda da başarılı olamayınca kendisine engel olmak için herşeyi denediler. Peygamberimiz fiili saldırı ve baskıların şiddetlenmesi sonucu ashabına Habeşistan’a hicret etmelerini önerdi. Ve ilk hicret kafilesi 615 yılında Habeşistan’a yola çıktı.<br />
<br />
   Hz.Hamza bir gün Ebu Cehil’in peygamberimize hakaret ettiğini duyunca yanına gitti ve artık kendisinin de Müslüman olduğunu söyleyerek Ebu Cehil’e meydan okudu. Hz.Hamza Peygamberimizin amcası idi ama aralarında birkaç yaş vardı. Peygamberimiz Hz.Hamza’nın Müslüman olmasına çok sevindi. Hz.Hamza’dan sonra Mekke’deki önemli savaşçılardan Hz. Ömer’de müslüman olunca müşrikler çekinmeye başladı. Müşrikler fiili saldırıları azaltıp Müslümanlara ekonomik boykot uygulamaya başladı.620 yılına gelindiğinde önce yanında büyüdüğü amcası Ebu Talip, 3 gün sonra da eşi Hz. Hatice vefat etti. Peygamberimizin amcası ve Hz. Ali’nin de babası olan Ebu Talib’in vefatı sonrası haşimoğullarının başına peygamberimizin bir diğer amcası olan ama hayatı boyunca peygamberimizi ve Müslümanları engellemeye çalışan Ebu Leheb geçmiştir.Peygamberimiz hem Müslümanlara Mekke dışında yaşayabilecekleri bir yer bulmak hem de başka insanlara da ulaşmak için 619 yılında Mekke’ye yakın Taif şehrine gitti. Taif şehrinin ileri gelenleri Müslümanlığı kabul etmediği gibi dönüş yolunda O’nu taşlattılar. Mekke’ye dönüş yolunda Cebrail (A.S.) kendisine geldi ve eğer isterse Allah’ın Taiflileri yok edebileceğini söyledi. Kendisine yapılan kötülüklere rağmen Peygamberimiz Taiflilerin helak olmasını istemedi.<br />
<br />
   620 yılında Akabe adlı yerde Mekke’ye gelen Medineli tüccarlarla görüştü. Görüşme sonunda Medineli tüccarlar Müslüman oldu. Bu altı tüccar Medine’deki ilk Müslümanlar oldular. Ertesi yıl oniki kişi geldi. Yine aynı yerde Peygamberimiz ile görüştüler. Müslüman olup Hz.Peygamber’e biat ettiler. ‘’Birinci Akabe Biatı’’ denilen bu sözleşmede ‘’ Allah’a ortak koşmama, hırsızlık yapmama vb. ‘’ gibi genel islami hükümler vardı. 622 yılında daha kalabalık bir kafile geldi ve yine Akabe’de Peygamberimiz ile buluştular. Onlarda Müslüman oldu ve Peygamberimize biat ettiler. ‘’İkinci Akabe Biatı’’ndan sonra Peygamberimiz Medine’ye hicreti düşünmeye başladı.Hicretten bir yıl önce 621’de Peygamberimiz İsra (Peygamberimizin Kabe’den Mescid-i Aksa’ya götürülmesi) ve Mi’rac ( Peygamberimizin Allah katına yükseltilmesi) mucizeleri gerçekleşti. Mi’rac gecesi sonucunda beş vakit namaz tüm Müslümanlara farz kılındı.<br />
<br />
   622 yılında Peygamberimiz Mekke’deki Müslümanların Medine’ye hicret edebileceklerini söyleyince, Müslümanlar gizli gizli Medine’ye hicret etmeye başladı. Müşrikler Peygamberimizi öldürmeye karar verdiler. Allah tarafından Cebrail (A.S.) aracılığı ile bundan haberdar olan Peygamberimiz Hz. Ebu Bekir’in yanına gitti ve hicret hazırlığına başladılar. Medine istikametinin tam tersi bir yön belirlediler ve Mekke’nin yaklaşık 5 km uzağında 3 gün 3 gece beklediler. Medine şehrine az bilinen sarp yollardan gitmeye başladılar. Bu tarihi ve mübarek yolculuk sırasında birçok mucizevi olay gerçekleşti. Daha yola çıkmadan önce mağarada beklerlerken Onlar’ı arayan müşrikler bulundukları mağaranın girişine kadar gelmişler fakat girişteki örümcek ağını ve yuva yapmış kuşu görünce orada kimsenin olmadığını düşündüler ve geri döndüler.Müşrikler Peygamberimizi ve Hz. Ebu Bekir’i bulup getirene 100 deve vadetmişti. Bu ödül için peşlerine düşen Süraka adında bir avcı onları buldu. Tam Onlar’a yaklaşırken Peygamberimizin birşeyler okuduğunu gördü ve tam o an atının ön ayakları kuma saplandı. Süraka attan düştü. Ne kadar uğraşsa da atını hareket ettiremedi. Peygamberimize atını kurtarması için yalvardı. Hz. Peygamber’in duası ile atı kurtulunca kendisine biat etti ve arkalarından gelen müşrikleri başka bir yere yönlendirdi.Peygamberimizin Mekke’den çıkışı duyulunca Medineliler şehrin girişinde beklemeye başladılar. Peygamberimiz ve yanındakiler ( yolculuk esnasında Onlar’a katılanlar da oluyordu) Ranuna adlı yere vardıklarında Cuma namazı farz oldu. Peygamberimiz 24 Eylül 622 Cuma günü ilk Cuma namazını kıldırdı ve ilk Cuma hutbesini okudu. Medine’ye 3 km mesafedeki Kuba kasabasında birkaç gün dinlendi ve burada Hz. Ali ile buluştular. Ardından Medinelilerin adeta bir bayram ve şenliğini andıran coşkulu karşılamaları ile Medine şehrine giriş yaptılar.<br />
<br />
   Medine şehrinin bu dönemde adı Yesrib idi ve ‘’fesat’’ , ‘’zarar’’ gibi olumsuz bir anlamı vardı. Peygamberimiz şehrin adını ‘’hoş’’ ve ‘’güzel’’ anlamına gelen Taybe olarak değiştirdi. Daha sonra şehrin ismi ‘’ Medinetü Resulullah’’ ( Allah’ın Resulü’nün şehri) olarak anıldı ve zamanla Medine olarak kısaltıldı. Şehirde üç Yahudi kabilesi ( kaynuka, nadir, kurayza) ve iki arap kabilesi (evs, hazrec) vardı. Aralarında sık sık çatışmalar olurdu. Arap kabileler putperestti ve menat adını verdikleri puta taparlardı.Peygamberimiz Medine’de ilk olarak bir cami inşa ettirdi ( Mescid-i Nebevi). Önceleri kıblesi Kudüs’e bakıyordu daha sonra kıble Kabe’ye çevrildi. Mecid-i Nebevi’nin yanına Peygamberimiz için bir ev yapıldı. Böylece namaz vakitleri dışında da sosyal hayatın merkezi burası oldu.Hicretin 2. Yılında Ramazan orucu farz kılındı. Yine aynı yıl fitre sadakası hükmü Peygamberimiz tarafından açıklandı. Şevval ayının 1. Günü Ramazan Bayramı, Zilhicce ayının 10. Günü Kurban Bayramı olarak belirlendi. Peygamberimiz bayram namazlarını mescidde değil ‘’musalla’’ adı verilen açık alanda kadın ve çocuklarla beraber kılardı. Amacı bayram sevincini herkesin yaşamasıydı. Yine bu dönemde namaza davet olarak ‘’ezan’’ belirlendi.Medine’de hatırı sayılır ölçüde Müslüman olmayan arap ve yahudi de yaşıyordu. Bu sebeple Peygamberimiz şehirdeki birliği ve bütünlüğü sağlamak için ‘’ Medine Sözleşmesi’’ adı verilen yaklaşık 50 maddelik bir anlaşma metni oluşturuldu.Bu sözleşmeye göre şehre dışarıdan bir saldırı olursa herkes savunmaya katılacak ve savunma masrafları ortak olacaktı. Şehir dışındaki bir savaşta ise ortak hareket etme zorunluluğu yoktu. Bunun dışında birbirleri aralarındaki hukuksal sorumluluklarda belirlendi. Anlaşmazlık durumunda Hz. Muhammed (S.A.V.) anlaşmazlığı çözecek kişi oldu. Esas itibarı ile bu sözleşme sayesinde ‘’ İlk İslam Devleti’’ kurulmuş oldu ve Peygamberimiz de bu devletin fiili olarak başkanı oldu.Mekkeli müşrikler hicretten sonra da Müslümanları rahat bırakmadılar. Önce Medineli Müslümanlara sonra Medine’deki putperest araplara ve yahudilere tehdit mektupları gönderdiler. Hac Suresi’nin 30. Ayeti’nin inmesi ile birlikte ‘’ Kendilerine haksız yere saldırılan kimselere savaşma izni verilmiştir’’ müslümanlar artık Mekkeli müşriklerle açık açık savaşabilecekti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Bedir Savaşı (624)</span> : Hicretten sonra Müslümanların Mekke’de kalan tüm malları yağmalandı ve gasp edildi. Taşınabilir olanlar Ebu Cehil önderliğinde 1000 develik bir kervanla Suriye’de satıldı. Yaklaşık 50 bin dinarlık servetle dönen kervanın bilgisi Peygamberimize ulaşınca kervana baskın kararı aldı ve yaklaşık 700 kişilik bir ordu ile yola çıktı. Ebu Cehil bu saldırıdan haberdar oldu ve Mekke’den yardım istedi. Gelen destek ile birlikte 1000 kişilik müşrik ordusu Bedir kasabasına hareket etti. <br />
Karşılaşan iki ordunun savaşından önce Peygamberimiz şöyle dua etti : ‘’ Ey Allah’ım ! İşte Kureyş, bütün kibiri ve gururuyla geldi; sana meydan okuyor ve peygamberini de yalanlıyor. Ey Allah’ım ! Peygamberlerine yaptığın yardım vaadini, bana da hususi olarak yaptığın zafer sözünü yerine getirmeni diliyorum. Ya Rabbi ! Şayet şu küçük ordu eriyip giderse sana yeryüzünde ibadet edecek kimse kalmayacaktır. ‘’Ve savaş Müslümanların zaferi ile sonuçlandı. Ebu Cehil savaşta öldürüldü. Esirler alındı. Mekkeliler Ebu Cehil’in öldürülmesi sonucu Ebu Süfyan’ı kendilerine başkan seçtiler. Ebu Leheb hasta olduğu için savaşa katılamamıştı. Yenilgi haberini alınca durumu daha da kötüleşti ve öldü. Bu zafer ile müslümanların arap yarımadasındaki saygınlığı arttı. Diğer taraftan Mekkeliler karşı saldırının hazırlıklarına başladılar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Uhud Savaşı (625) </span>: Mekkeli müşrikler Bedir Savaşı’nın intikamını almak istemeleri ve Mekke-Suriye ticaret yolunun bozulması sonucu Mekkeliler çevre kabilelerinde desteği ile 3000 kişilik bir ordu toplayıp Medine’ye yola çıktılar.Peygamberimiz Medine dışında bir savaş istemese de şehrin zarar görmemesi için 1000 kişilik bir ordu ile şehrin dışına çıktı. Yolda 300 kişiden oluşan Medineli münafık grup ayrılınca kalan 700 kişi ile Uhud denilen yere geldiler. Ayneyn tepesine 50 okçu yerleştirildi ve her ne olursa olsun yerlerini terketmemeleri için Peygamberimiz kesin emir verdi.Müslümanlar savaşın başında Mekkelileri püskürtmeyi başardı. Ama okçular savaşın kazanıldığını düşünüp ganimet elde etmek için yerlerini terkettiler. Okçulardaki düzensizliği farkeden Mekkeli müşriklerin süvari birliği komutanı Halid Bin Velid, önce Ayneyn tepesine saldırıp kalan okçuları şehit etti ve sonra da Müslüman ordusuna arkadan saldırdı. Diğer kureyşlilerde toparlanıp Müslümanlara saldırıya geçti. İki ateş arasında kalan Müslümanlar Uhud Dağı’nın eteklerine çekildiler. Müşriklerde Ebu Süfyan’ın etrafında toplandı. Savaş bitmiş, Müslümanlar kaybetmişti. Peygamberimizin amcası Hz.Hamza dahil birçok şehit verildi. Ebu Süfyan’ın karısı Hind, Bedir’de öldürülen babası, kardeşi ve amcasının intikamı için Hz. Hamza’nın ciğerini söktü ve çiğnedi. Diğer şehitlerde aynı akibete maruz kaldı.Peygamberimizin de dişi kırıldı ve alt dudağı kanadı. Uhud savaşına Müslüman kadınlar da katılmıştır. Bazıları su taşımış bazıları yaralıları tedavi etmiş bazıları ise silahlanıp çarpışmışlardır. Savaştan sonra Müslümanlar Medine’ye döndü. Müşriklerin şehre saldıracağı haberini alınca Peygamberimiz 500 kişilik birlikle Medine yakınlarında müşrikleri bekledi. Mekkeliler bu meydan okuma karşısında saldırıdan vazgeçip Mekke’ye döndüler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Hendek Savaşı (626) : </span>Bedir Savaşı’ndan sonra Medine’deki Kaynuka ve Nadir yahudi kabileleri Medine anlaşmasını bozdukları için şehrin dışına çıkarıldılar. Bir kısmı Hayber’e bir kısmı da Suriye’ye gitti. Medine’de sadece Kurayza adlı yahudi kabilesi kalmıştı. Hayber’deki yahudiler ile Mekkeli müşriklerin ortak çabaları ile yaklaşık 10 bin kişilik bir Müslüman karşıtı ordu oluşturuldu. Ordu arap yarımadasındaki tüm Müslüman karşıtı güçleri barındırıyordu.Peygamberimiz durumdan haberdar olunca Selman-i Farisi’nin önerisi ile şehrin etrafına hendek kazdırdı. Hendeğin uzunluğu yaklaşık olarak 5 km, genişliği 9 metre, derinliği 4 metre idi. Hendek sebebi ile göğüs göğüse mücadele olmayınca iki taraf birbirine ok ve taş atmaya başladı. Birkaç Mekkeli süvari hendeğin dar olan yerinden şehre girmeyi başardılar. Aralarında cesaret ve kararlılığı ile bilinen Amr Bin Abdüved isminde bir savaşçı vardı. Teke tek mücadele için meydan okudu. Karşısına Hz. Ali çıktı. Peygamberimiz Hz. Ali’ye kılıcını ve sarığını verdi. Hz. Ali rakibini tek bir kılıç darbesi ile öldürdü. Hendeği geçen diğer müşrikler geri çekilmek zorunda kaldı.Kuşatma sırasında Müslümanlar korku ve sıkıntı yaşadı. Diğer taraftan müşrikler de uzun bir kuşatma için hazırlıklı değildi. Üzerine müşriklere Hayber yahudilerinin gönderdiği erzakların Müslümanların eline geçmesi ve havaların soğumaya başlaması sonucu Ebu Süfyan kuşatmayı kaldırdı.<br />
<br />
   Hendek savaşında müşriklerle işbirliği yapan kurayza yahudi kabilesi Müslümanları zor durumda bırakmıştı. Hendek savaşı bitince Peygamberimiz bir birlik toplayıp kurayzalıların kalesini kuşattı. Yahudiler ‘’ bizim hakkımızda Sa’d karar versin’’ deyince evs kabilesinden Sa’d bin Mu’az savaşçı erkeklerin idamına, kadın ve çocukların esir alınmasına, malların ise ganimet sayılmasına hükmetti (627). 628 yılında da bir başka yahudi merkezi olan ve Müslümanlara karşı Mekkeli müşriklerle ittifak kuran Hayber yahudilerini etkisizleştirmek için Hayber kalesi fethedildi.<br />
<br />
<br />
   Peygamberimiz de dahil Müslümanların Mekke’yi ziyaret etme ve Kabe’yi tavaf etme isteği sürekli artıyordu. Sonunda Peygamberimiz Mekke’ye gitme ve Umre ziyareti yapma kararı aldı (628). 1500 kişilik Müslüman birliği Mekke yakınlarındaki Hudeybiye’de konakladılar. Peygamberimiz bir elçi göndererek amaçlarının savaş olmadığını iletti ama Mekkeliler elçiye çok kötü davrandı. Peygamberimiz bu kez aynı zamanda Ebu Süfyan’ın akrabası olan Hz. Osman’ı elçi olarak gönderdi. Mekkeliler Hz.Osman’ı tutukladılar. Bu haber Müslümanlara ‘’Hz. Osman öldürüldü’’ diye ulaşınca herkes Peygamberimize biat edip savaşa hazırlandı. Müslümanların kararlılığı Mekkelileri korkuttu. Önce Hz. Osman’ı serbest bıraktılar sonra anlaşma için Süheyl Bin Amr başkanlığında heyet gönderdiler. İki taraf arasında Hudeybiye Anlaşması imzalandı. Anlaşma şartları başta Müslümanların alehine gibi görünse de tarafların 10 yıl birbirine saldırmayacak olmaları sonucu Müslümanlar daha rahat hareket etmeye başladı. Yine anlaşmaya uygun olarak Müslümanlar 1 yıl sonra Hac amaçlı Mekke’ye gelip 3 gün kalacaklardı. Bu ziyaret sonucu birçok Mekkelinin Müslümanlara bakışı değişti. Nitekim Halid Bin Velid, Amr Bin As ve Osman Bin Talha gibi Mekke’nin önemli komutanları Medine’ye gidip Müslüman oldu. Mekkelilerin yapılan anlaşmayı bozmaları sonucu Peygamberimiz Mekke seferine karar verdi. Sefer hazırlıkları çok gizli yürütüldü. Mekke’ye vardığında yolda katılanlarla beraber 10 bin kişilik bir Müslüman ordusu olmuştu. Ebu Süfyan anlaşma için geldi, ordunun büyüklüğünü görünce Peygamberimizin çağrısına uyarak Müslüman oldu. Ardından Kabe’nin avlusunda kendisinin artık Müslüman olduğunu, Mekkelilerin teslim olmaktan başka çareleri kalmadığını, herkesin Kabe’ye ya da evine sığınmasını söyledi. Peygamberimiz Müslümanlara mecbur kalmadıkça savaşmamalarını, kaçanları kovalamamalarını ve yaralı ve esirleri öldürmemelerini söyledi. 630 yılında, nihayet, Mekke fethedildi.<br />
<br />
   629 yılında yapılan Mute savaşında Roma İmparatorluğu ile ilk kez karşılaşan Müslümanlar Halid Bin Velid’in askeri dehası sayesinde bu savaştan en az zararla çıkmışlardı. 630 yılında ise Romalıların Müslümanlara karşı savaş hazırlığına başladıkları bilgisi gelince yaklaşık 30 bin kişilik bir ordu ile Peygamberimiz Medine’den kuzeye yola çıktı. Tebük’te karargah kuruldu ve bir süre ordu burada bekledi. Bölgedeki yerleşimlere ‘’ İslam’a davet ‘’ mektupları gönderildi ve ilişkiler kuruldu. Savaş olmadan sona eren sefer Müslümanlar için ciddi bir sınav oldu.<br />
<br />
   Hicretin 10. Yılında (631), Ramazan ayında, Cebrail (A.S.) kendisine Kur’an-ı Kerim’i 2 defa okuttu. Böylece Peygamberimiz ecelinin yaklaştığını anladı. Hacca gitmek için hazırlıklara başladı ve bütün Müslümanları bu yolculuğa davet etti. Hicretin 10. Yılında Hac yolculuğunu Arafat Dağı’nda tamamladı ve orada bulunan Müslümanlara Veda Hutbesi konuşmasını yaptı.<br />
<br />
   Veda Haccı’ndan sonra sağlığı bozuldu. 13 Rebiülevvel 11 / 8 Haziran 632 Pazartesi günü vefat etti…<br />
<br />
<br />
   Allah (C.C.) bu yazıyı okuyan herkesi Hz. Muhammed'in (S.A.V.) ümmetinden eylesin. Kadir geceniz mübarek olsun.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Efendimiz sav in vefatı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-efendimiz-sav-in-vefati</link>
			<pubDate>Thu, 28 May 2020 21:32:50 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32581">Murataltug</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-efendimiz-sav-in-vefati</guid>
			<description><![CDATA[ölüm meleği Azrail as gelerek selâm verdi, izin istedi efendimiz  ona izin verdi. Ölüm melegi «Bize ne emir veriyorsun  beklediğin an yakındır buyurdu<br />
<br />
Cebrail (A.S) içeri girdi Ey Allahın Rasûlü! Selâm üzerine olsun. Bu benim yeryüzüne son inişimdir. Vahiy ve dünya defteri dürüldü yer yüzünde senden başka kimse ile işim yok. buyurdu<br />
<br />
Cebrail as Ey Allahın Rasûlü! Senden gayrı yeryüzü ile münasebetim yok. Seni hak üzere gönderen Allâh'a yemin ederim ki, senden sonra burada durmanın hiç bir gerekçesi kalmadı.buyurdu<br />
<br />
Hz Ayşe efendimizin son gününü anlatıyor <br />
<br />
Alnı hiç kimsede görmemiş olduğum şekilde terlemişti. O'nun bu son terinin kokusundan daha tatlı bir koku hiç hissetmemiştim.<br />
<br />
O'na Anam-babam, canım sana feda, alnın terledi» diyordum. Bana Ya Ayşe! Müminin ruhu terleyerek, kafirin ruhu da esek ruhu gibi çeneleri arasından çıkar » dedi.<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz sav aramızdan ayrılırken Ulu Allâh Cebrâil ve Mikâil as ı görevlendirmişti. Baygınken «Yüce dosta» diyor<br />
tercihini yeniliyor Konuşurken ise Namaza. Namaza» diye vesiyyette bulunuyordu.<br />
<br />
Hz. Aise (R.A.) Der ki: «Peygamber imiz pazartesi günü kuşluk ile öğle arası bir anda aramızdan ayrıldı.»<br />
<br />
Fatma ra buyurur ki, "Allah'a yemin ederim ki, bu ümmet, pazartesi günü tesiri hâlâ devam eden büyük bir hâdise ile karşılaşmıştır Hz Resul o gün aramızdan ayrılmıştır <br />
<br />
<br />
Ümmü Gülsüm ra Hz. Ali  Küfe'de sehid edilince Pazartesi gününden neler çektim. Rasûlüllâh o gün öldü  Hz Ali o gün öldürüldü. demiştir<br />
<br />
Hz. Ayse şöyle der efendimiz aramızdan ayrilinca herkes Mescide toplandı feryadlar edildi Melekler Peygamberimizin üzerini benim elbisemle örtmüştü. Ve kalabalığa karışmışlardı.<br />
<br />
efendimizin ölümü karşısında <br />
herkesin tepkisi farklıydı Kimi  inanmıyordu. Kiminin dili tutulmuştu, Bir kismi mânâsiz,  sözler ediyordu. <br />
<br />
efendimizin ölümü karşısında <br />
herkesin tepkisi farklıydı bazısı <br />
aklı başındaydı bir kısmı çökmüştü <br />
Hz. Ömer efendimizin öldüğüne inanamayanlardan idi, <br />
<br />
efendimizin ölümü karşısında <br />
Hz. Ali yere çöküp kalmıştı. Hz. Osmanın dili tutulmuştu hiç kimse Hz Ebû Bekir ve Abbâs ra gibi kendilerine hâkim olamamıştı. <br />
<br />
efendimizin ölümü karşısında <br />
Hz Abbâs şöyle konuştu<br />
<br />
Kendisinden başka ilâh olmayan Allah adına yemin ederim "ki, Allah'in Rasûlü ölümü tatmıştır.<br />
<br />
Ulu Allah efendimize Sen de ümmetin de öleceksiniz. Sonra da Kıyamet Günü Rabbinizin katında hesaplaşacaksınız  buyurmuştur Zümer - 30 - 31<br />
<br />
efendimizin ölümünde Hz Ebubekir <br />
Peygamberimizin yanına girdi. onu  öptü Yâ Rasûlallah , anam - babam yoluna feda olsun, iki kere ölecek değilsin. Allah'a yemin ederim ki, Allâh Rasûlü öldü.» buyurmuştur<br />
<br />
efendimizin ölümünde Hz Ebubekir <br />
şöyle buyurdu<br />
<br />
Ey insanlar! Kim Muhammed'e  tapıyor idi ise bilsin ki, Muhammed öldü. Kim Muhammed'in (S.A.S.) Rabbi'ne tapıyor idi ise O, diri ve ölümsüzdür.<br />
<br />
Muhammed, sadece  peygamberdir O'ndan önce nice peygamber gelip geçmistir. O, ölür veya öldürülürse, ardınıza mi döneceksiniz? <br />
<br />
Kim îki topuğu üzerinde  dönerse Allah'a zarar vermiş olmaz. Allâh sükredenleri mükâfatlandırır buyurmuştur. (Al-i Imran - 144)<br />
<br />
<br />
Hz Ebü Bekir efendimizin ölüm  haberini alınca selât-ü selâm getirerek Peygamber evine girdi Gözleri dolu dolu idi, gırtlağı testinin boğazındaki su gibi durmadan aşağı inip çıkıyordu.<br />
<br />
efendimizin ölüm  haberini alan <br />
Hz Ebü Bekir söz ve davranışlarına hâkim idi. Peygamberimizin yüz ve Alnını öptü gözyaşlarıyla  şunları Babam, anam, canim ve ailem yoluna feda olsun. <br />
<br />
efendimiz  ölünce Hz Ebubekir şunları söyledi<br />
<br />
Hayatın da ölümün de güzel. Senin ölümünle, başka hiç bir peygamberin ölümünde kesilmeyen vahiy, artık kesildi. <br />
*<br />
Sen anlatılmaktan yücesin, o kadar büyüksün ki, senin için ağlanmaz. Öyle seçkindin ki, hepimiz sana sığınır olduk. Bizi öyle kaynaştırdın ki, sende beraber olduk. <br />
*<br />
Eğer ölümün kendi tercihin ile olmasaydı, nefsimizi yasa boğardık. Sen ağlamayı yasak etmemiş olsaydın, üzerinde ağlamaktan gözyaşlarımız kururdu.<br />
*<br />
Engel olamadığımız gözyaşlarımız birbirinden ayrılması imkânsiz olan izdırabımızla seni hatırlamamızın nişanıdır.<br />
<br />
Ey Muhammed SAV bizi Rabb'inin katında hatırla, hep aklında kalalım. Eğer bize bıraktığın ağırbaşlılık olmasaydı, bıraktığın yalnızlığa hiç kimse dayanamazdı. <br />
<br />
Allahım duygularımızı Peygamber 'ine ulaştır ve O'nu aramızda tut. O'nun ile ilgili bir acı başımıza gelmesin. Kalblerimizi O'na doğru yücelt ki, Peygamberimiz bize güzel örnek olsun.<br />
<br />
Allâh'dan kötülükleri iyiliğe çevirip bizi imanlı olarak efendimize kavuşturmasını dileriz.<br />
<br />
Hiç süphesiz O istekte bulunulanın en keremlisi ve rahmetine umut baglananların en ulusudur! Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâhadır]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ölüm meleği Azrail as gelerek selâm verdi, izin istedi efendimiz  ona izin verdi. Ölüm melegi «Bize ne emir veriyorsun  beklediğin an yakındır buyurdu<br />
<br />
Cebrail (A.S) içeri girdi Ey Allahın Rasûlü! Selâm üzerine olsun. Bu benim yeryüzüne son inişimdir. Vahiy ve dünya defteri dürüldü yer yüzünde senden başka kimse ile işim yok. buyurdu<br />
<br />
Cebrail as Ey Allahın Rasûlü! Senden gayrı yeryüzü ile münasebetim yok. Seni hak üzere gönderen Allâh'a yemin ederim ki, senden sonra burada durmanın hiç bir gerekçesi kalmadı.buyurdu<br />
<br />
Hz Ayşe efendimizin son gününü anlatıyor <br />
<br />
Alnı hiç kimsede görmemiş olduğum şekilde terlemişti. O'nun bu son terinin kokusundan daha tatlı bir koku hiç hissetmemiştim.<br />
<br />
O'na Anam-babam, canım sana feda, alnın terledi» diyordum. Bana Ya Ayşe! Müminin ruhu terleyerek, kafirin ruhu da esek ruhu gibi çeneleri arasından çıkar » dedi.<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz sav aramızdan ayrılırken Ulu Allâh Cebrâil ve Mikâil as ı görevlendirmişti. Baygınken «Yüce dosta» diyor<br />
tercihini yeniliyor Konuşurken ise Namaza. Namaza» diye vesiyyette bulunuyordu.<br />
<br />
Hz. Aise (R.A.) Der ki: «Peygamber imiz pazartesi günü kuşluk ile öğle arası bir anda aramızdan ayrıldı.»<br />
<br />
Fatma ra buyurur ki, "Allah'a yemin ederim ki, bu ümmet, pazartesi günü tesiri hâlâ devam eden büyük bir hâdise ile karşılaşmıştır Hz Resul o gün aramızdan ayrılmıştır <br />
<br />
<br />
Ümmü Gülsüm ra Hz. Ali  Küfe'de sehid edilince Pazartesi gününden neler çektim. Rasûlüllâh o gün öldü  Hz Ali o gün öldürüldü. demiştir<br />
<br />
Hz. Ayse şöyle der efendimiz aramızdan ayrilinca herkes Mescide toplandı feryadlar edildi Melekler Peygamberimizin üzerini benim elbisemle örtmüştü. Ve kalabalığa karışmışlardı.<br />
<br />
efendimizin ölümü karşısında <br />
herkesin tepkisi farklıydı Kimi  inanmıyordu. Kiminin dili tutulmuştu, Bir kismi mânâsiz,  sözler ediyordu. <br />
<br />
efendimizin ölümü karşısında <br />
herkesin tepkisi farklıydı bazısı <br />
aklı başındaydı bir kısmı çökmüştü <br />
Hz. Ömer efendimizin öldüğüne inanamayanlardan idi, <br />
<br />
efendimizin ölümü karşısında <br />
Hz. Ali yere çöküp kalmıştı. Hz. Osmanın dili tutulmuştu hiç kimse Hz Ebû Bekir ve Abbâs ra gibi kendilerine hâkim olamamıştı. <br />
<br />
efendimizin ölümü karşısında <br />
Hz Abbâs şöyle konuştu<br />
<br />
Kendisinden başka ilâh olmayan Allah adına yemin ederim "ki, Allah'in Rasûlü ölümü tatmıştır.<br />
<br />
Ulu Allah efendimize Sen de ümmetin de öleceksiniz. Sonra da Kıyamet Günü Rabbinizin katında hesaplaşacaksınız  buyurmuştur Zümer - 30 - 31<br />
<br />
efendimizin ölümünde Hz Ebubekir <br />
Peygamberimizin yanına girdi. onu  öptü Yâ Rasûlallah , anam - babam yoluna feda olsun, iki kere ölecek değilsin. Allah'a yemin ederim ki, Allâh Rasûlü öldü.» buyurmuştur<br />
<br />
efendimizin ölümünde Hz Ebubekir <br />
şöyle buyurdu<br />
<br />
Ey insanlar! Kim Muhammed'e  tapıyor idi ise bilsin ki, Muhammed öldü. Kim Muhammed'in (S.A.S.) Rabbi'ne tapıyor idi ise O, diri ve ölümsüzdür.<br />
<br />
Muhammed, sadece  peygamberdir O'ndan önce nice peygamber gelip geçmistir. O, ölür veya öldürülürse, ardınıza mi döneceksiniz? <br />
<br />
Kim îki topuğu üzerinde  dönerse Allah'a zarar vermiş olmaz. Allâh sükredenleri mükâfatlandırır buyurmuştur. (Al-i Imran - 144)<br />
<br />
<br />
Hz Ebü Bekir efendimizin ölüm  haberini alınca selât-ü selâm getirerek Peygamber evine girdi Gözleri dolu dolu idi, gırtlağı testinin boğazındaki su gibi durmadan aşağı inip çıkıyordu.<br />
<br />
efendimizin ölüm  haberini alan <br />
Hz Ebü Bekir söz ve davranışlarına hâkim idi. Peygamberimizin yüz ve Alnını öptü gözyaşlarıyla  şunları Babam, anam, canim ve ailem yoluna feda olsun. <br />
<br />
efendimiz  ölünce Hz Ebubekir şunları söyledi<br />
<br />
Hayatın da ölümün de güzel. Senin ölümünle, başka hiç bir peygamberin ölümünde kesilmeyen vahiy, artık kesildi. <br />
*<br />
Sen anlatılmaktan yücesin, o kadar büyüksün ki, senin için ağlanmaz. Öyle seçkindin ki, hepimiz sana sığınır olduk. Bizi öyle kaynaştırdın ki, sende beraber olduk. <br />
*<br />
Eğer ölümün kendi tercihin ile olmasaydı, nefsimizi yasa boğardık. Sen ağlamayı yasak etmemiş olsaydın, üzerinde ağlamaktan gözyaşlarımız kururdu.<br />
*<br />
Engel olamadığımız gözyaşlarımız birbirinden ayrılması imkânsiz olan izdırabımızla seni hatırlamamızın nişanıdır.<br />
<br />
Ey Muhammed SAV bizi Rabb'inin katında hatırla, hep aklında kalalım. Eğer bize bıraktığın ağırbaşlılık olmasaydı, bıraktığın yalnızlığa hiç kimse dayanamazdı. <br />
<br />
Allahım duygularımızı Peygamber 'ine ulaştır ve O'nu aramızda tut. O'nun ile ilgili bir acı başımıza gelmesin. Kalblerimizi O'na doğru yücelt ki, Peygamberimiz bize güzel örnek olsun.<br />
<br />
Allâh'dan kötülükleri iyiliğe çevirip bizi imanlı olarak efendimize kavuşturmasını dileriz.<br />
<br />
Hiç süphesiz O istekte bulunulanın en keremlisi ve rahmetine umut baglananların en ulusudur! Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâhadır]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Siyeri-i Nebi Aleyhisselam]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-siyeri-i-nebi-aleyhisselam</link>
			<pubDate>Tue, 17 Dec 2019 10:10:03 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33858">m.akgul90</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-siyeri-i-nebi-aleyhisselam</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve Ramazân-ı Şerîf]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-peygamber-efendimiz-sall%C3%A2ll%C3%A2hu-aleyhi-ve-sellem-ve-ramaz%C3%A2n-i-ser%C3%AEf</link>
			<pubDate>Sun, 26 May 2019 17:01:16 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-peygamber-efendimiz-sall%C3%A2ll%C3%A2hu-aleyhi-ve-sellem-ve-ramaz%C3%A2n-i-ser%C3%AEf</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #696969;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), Allah Te‘âlâ’ya kullukta, insanî ilişkiler ve hayatın istisnasız her alanında bizler için en güzel örnektir. Onun örnekliği de, tebliğ vazifesinin yanında, ümmetine olan hassasiyetinden de anlaşılacağı üzere merhametindendir. Bu örneklik Kur’ân-ı Kerîm’de önemle ifade buyurulmuştur:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align">لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يرً</div>
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Andolsun ki elbette sizin için; (özellikle de) Allâh’a ve o son güne ümit bağlamakta bulunmuş olan ve (korku, arzu, bolluk ve darlık gibi tüm hallerinde) Allâh’ı çokça anmış olan kimseler için Allâh’ın Rasûlünde pek güzel ve uyulmayı gerektiren çok güzel bir örnek bulunmaktadır!”</span>[1]<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve Ramazân-ı Şerîf</span><br />
<br />
Kur’ân-ı Kerîm’de, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Yine muhakkak ki sen elbette pek büyük bir ahlâk üzeresin!”</span>[2] âyet-i kerimesiyle methedilen Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in üstün ahlâkı, Ramazân-ı Şerîf ayında daha farklı tezâhür etmekteydi. Nitekim Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in amcazadesi, ümmetin âlimi, İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ) şöyle buyurmuştur:<br />
“Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu zaman ise Cebrâil (Aleyhisselâm)ın kendisiyle (çokça) buluştuğu Ramazân-ı Şerîf ayı idi. Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), Cebrâil (Aleyhisselâm) ile Ramazân-ı Şerîf ayının her gecesi buluşur ve onunla Kur’ân-ı Kerîm’i müzakere ve mukabele ederdi. Bu sebepledir ki, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) (bu ayda) hayır ve ihsanda, (önünde engel olmadan) esen rüzgârdan daha fazla cömert olurdu.[3] Kendisinden bir şey istenildiğinde, istenileni mutlaka verirdi.”[4]<br />
<br />
İmam Şafii (Rahimehullâh) bu hadîs-i şerîfle ilgili şu îzâhta bulunmuştur: İnsanların Ramazân-ı Şerîf ayında namaz ve oruç gibi ibâdetlerle meşgul olarak maişetlerini temin edememeleri sebebiyle muhtaç duruma düşme ihtimaline binaen ve Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)e ittibaen, Müslümanın bu ayda daha fazla cömertlikte bulunması müstehabdır.[5]<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Ramazân-ı Şerîf ayında ashâbını farz olan oruçla beraber Kur’ân-ı Kerîm okumaya, (Ramazân-ı Şerîf gecelerinin ihyâsı olan) terâvîh namazını kılmaya, son on günde i‘tikâfa ve Kadir gecesini aramaya teşvik etmiş ve sadakayı -sâir aylara nazaran- artırmayı tavsiye buyurmuştur.<br />
<br />
<span style="font-size: x-small;" class="mycode_size">[1] Ahzâb Sûresi:21.<br />
[2] Kalem Sûresi:4.<br />
[3] Buhârî, No. 6, 1902, 3220, 3554 ve 4997; Müslim, No. (2308) 50.<br />
[4] Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, No. 2042 ve 3010; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, No. 30920 ve 32471; Abd ibni Humeyd, Müsned, No. 647.<br />
[5] Ebu’l-Hasen el-Mâverdî, el-Hâvi’l-Kebîr, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, c. 3, s. 479.</span></span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #696969;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), Allah Te‘âlâ’ya kullukta, insanî ilişkiler ve hayatın istisnasız her alanında bizler için en güzel örnektir. Onun örnekliği de, tebliğ vazifesinin yanında, ümmetine olan hassasiyetinden de anlaşılacağı üzere merhametindendir. Bu örneklik Kur’ân-ı Kerîm’de önemle ifade buyurulmuştur:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align">لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يرً</div>
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Andolsun ki elbette sizin için; (özellikle de) Allâh’a ve o son güne ümit bağlamakta bulunmuş olan ve (korku, arzu, bolluk ve darlık gibi tüm hallerinde) Allâh’ı çokça anmış olan kimseler için Allâh’ın Rasûlünde pek güzel ve uyulmayı gerektiren çok güzel bir örnek bulunmaktadır!”</span>[1]<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve Ramazân-ı Şerîf</span><br />
<br />
Kur’ân-ı Kerîm’de, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Yine muhakkak ki sen elbette pek büyük bir ahlâk üzeresin!”</span>[2] âyet-i kerimesiyle methedilen Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in üstün ahlâkı, Ramazân-ı Şerîf ayında daha farklı tezâhür etmekteydi. Nitekim Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in amcazadesi, ümmetin âlimi, İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ) şöyle buyurmuştur:<br />
“Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu zaman ise Cebrâil (Aleyhisselâm)ın kendisiyle (çokça) buluştuğu Ramazân-ı Şerîf ayı idi. Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), Cebrâil (Aleyhisselâm) ile Ramazân-ı Şerîf ayının her gecesi buluşur ve onunla Kur’ân-ı Kerîm’i müzakere ve mukabele ederdi. Bu sebepledir ki, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) (bu ayda) hayır ve ihsanda, (önünde engel olmadan) esen rüzgârdan daha fazla cömert olurdu.[3] Kendisinden bir şey istenildiğinde, istenileni mutlaka verirdi.”[4]<br />
<br />
İmam Şafii (Rahimehullâh) bu hadîs-i şerîfle ilgili şu îzâhta bulunmuştur: İnsanların Ramazân-ı Şerîf ayında namaz ve oruç gibi ibâdetlerle meşgul olarak maişetlerini temin edememeleri sebebiyle muhtaç duruma düşme ihtimaline binaen ve Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)e ittibaen, Müslümanın bu ayda daha fazla cömertlikte bulunması müstehabdır.[5]<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Ramazân-ı Şerîf ayında ashâbını farz olan oruçla beraber Kur’ân-ı Kerîm okumaya, (Ramazân-ı Şerîf gecelerinin ihyâsı olan) terâvîh namazını kılmaya, son on günde i‘tikâfa ve Kadir gecesini aramaya teşvik etmiş ve sadakayı -sâir aylara nazaran- artırmayı tavsiye buyurmuştur.<br />
<br />
<span style="font-size: x-small;" class="mycode_size">[1] Ahzâb Sûresi:21.<br />
[2] Kalem Sûresi:4.<br />
[3] Buhârî, No. 6, 1902, 3220, 3554 ve 4997; Müslim, No. (2308) 50.<br />
[4] Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, No. 2042 ve 3010; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, No. 30920 ve 32471; Abd ibni Humeyd, Müsned, No. 647.<br />
[5] Ebu’l-Hasen el-Mâverdî, el-Hâvi’l-Kebîr, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, c. 3, s. 479.</span></span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Peygamberimizin Hanımları.]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-peygamberimizin-hanimlari</link>
			<pubDate>Sun, 26 May 2019 02:57:02 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-peygamberimizin-hanimlari</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #696969;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Peygamberimizin Hanımları.</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz’in ilk eşi Hz. Hatice’dir. İbrahim dışındaki bütün çocukları Hz. Hatice annemizden olmuştur. Peygamberimiz, Mekke döneminde ikinci evliliğini Hz. Sevde validemiz ile yapmıştır. Medine döneminde de Hz. Ayşe, Zeynep Binti Huzeyme, Meymune Binti Haris, Mariye, Hafsa Binti Ömer, Zeynep Binti Cahş, Safiye Binti Huyey, Cüveyriye Binti Haris, Ümmü Seleme, Ümmü Habibe (r.a.) ile evlenmiştir. Peygamberimizin son evladı İbrahim, Hz. Mariye validemizden olmuştur.<br />
İşte kısaca Peygamberimizin hanımları ve hayatı…<br />
<br />
</span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #696969;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Peygamberimizin Hanımları.</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz’in ilk eşi Hz. Hatice’dir. İbrahim dışındaki bütün çocukları Hz. Hatice annemizden olmuştur. Peygamberimiz, Mekke döneminde ikinci evliliğini Hz. Sevde validemiz ile yapmıştır. Medine döneminde de Hz. Ayşe, Zeynep Binti Huzeyme, Meymune Binti Haris, Mariye, Hafsa Binti Ömer, Zeynep Binti Cahş, Safiye Binti Huyey, Cüveyriye Binti Haris, Ümmü Seleme, Ümmü Habibe (r.a.) ile evlenmiştir. Peygamberimizin son evladı İbrahim, Hz. Mariye validemizden olmuştur.<br />
İşte kısaca Peygamberimizin hanımları ve hayatı…<br />
<br />
</span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[O(s.a.v)olmasa..]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-o-s-a-v-olmasa</link>
			<pubDate>Tue, 21 May 2019 23:33:13 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33131">Forumdaüyeolan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-o-s-a-v-olmasa</guid>
			<description><![CDATA[1- Ey Resulüm, İbrahim’i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiçbir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için, dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye] 2- O,(s.a.v)olmasa gökleri yaratmazdım.(Tam ilmihal)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1- Ey Resulüm, İbrahim’i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiçbir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için, dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye] 2- O,(s.a.v)olmasa gökleri yaratmazdım.(Tam ilmihal)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SALAVAT   YAZALIM   BURAYA   SEVAP  KAZANALIM]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-salavat-yazalim-buraya-sevap-kazanalim</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2019 11:48:14 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33551">FatmaBeyza</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-salavat-yazalim-buraya-sevap-kazanalim</guid>
			<description><![CDATA[Allahümme  salli  ala  seyyidina  Muhammedin  ve  ala ali  seyyidina  Muhammed]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Allahümme  salli  ala  seyyidina  Muhammedin  ve  ala ali  seyyidina  Muhammed]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[BİDAT]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-bidat</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2019 11:42:45 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33551">FatmaBeyza</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-bidat</guid>
			<description><![CDATA[BİDAT<br />
Sünnete uygun olmayan işlere bidat diyoruz<br />
BİDATlerin dalalet olduğunu <br />
BİDATın sahibiyle beraber cehennemde azap göreceğini peygamber efendimiz bildiriyorlar<br />
Binaenaleyh yaptığı işin sünnet olması lazım<br />
Sünnetmi değilmi iyice araştırması lazım<br />
Sünneti seniyyeye uymuyorsa yaptığı iş o zaman o yaptığı yapacağı iş <br />
Bidat oluyor demektir<br />
İş burada mühim bir noktaya denk geliyor<br />
Bu çok mühim nokta Peygamber efendimizin sünneti seniyyesini hepimiz iyi öğreneceğiz<br />
Hayatını iyi öğreneceğiz<br />
Hadisi şeriflerini iyi öğreneceğiz<br />
Herşeyimizi sallallahu aleyhi ve sellemin <br />
YOLUNA<br />
HALİNE <br />
SÖZÜNE<br />
EMRİNE uyduracağız<br />
ALLAHIN ve PEYGAMBER EFENDİMİZİN sevdiği müslüman olacağız<br />
<br />
<br />
<br />
İNŞAALLAH]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BİDAT<br />
Sünnete uygun olmayan işlere bidat diyoruz<br />
BİDATlerin dalalet olduğunu <br />
BİDATın sahibiyle beraber cehennemde azap göreceğini peygamber efendimiz bildiriyorlar<br />
Binaenaleyh yaptığı işin sünnet olması lazım<br />
Sünnetmi değilmi iyice araştırması lazım<br />
Sünneti seniyyeye uymuyorsa yaptığı iş o zaman o yaptığı yapacağı iş <br />
Bidat oluyor demektir<br />
İş burada mühim bir noktaya denk geliyor<br />
Bu çok mühim nokta Peygamber efendimizin sünneti seniyyesini hepimiz iyi öğreneceğiz<br />
Hayatını iyi öğreneceğiz<br />
Hadisi şeriflerini iyi öğreneceğiz<br />
Herşeyimizi sallallahu aleyhi ve sellemin <br />
YOLUNA<br />
HALİNE <br />
SÖZÜNE<br />
EMRİNE uyduracağız<br />
ALLAHIN ve PEYGAMBER EFENDİMİZİN sevdiği müslüman olacağız<br />
<br />
<br />
<br />
İNŞAALLAH]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[PEYGAMBER   EFENDİMİZ]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-peygamber-efendimiz--64786</link>
			<pubDate>Thu, 16 May 2019 04:30:23 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33551">FatmaBeyza</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-peygamber-efendimiz--64786</guid>
			<description><![CDATA[PEYGAMBER EFENDİMİZ in sünnetini öğreneceğiz ve uygulayacağız<br />
PEYGAMBER EFENDİMİZ in sevgisini içimizde canlı tutmaya gayret edeceğiz salatü selamı çokça getirerek sevap kazanmaya çalışacağız<br />
PEYGAMBER EFENDİMİZ in sünnetine uymak <br />
Bidatlerden kaçmak<br />
Dinde yeri olmayan işleri bırakmak ve sünneti seniyyeye uygun bir hayat tarzı yaşam tarzı kurmak o kadar kıymetliki <br />
Bunu yapmak için var gücümüzle çalışmalıyız]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[PEYGAMBER EFENDİMİZ in sünnetini öğreneceğiz ve uygulayacağız<br />
PEYGAMBER EFENDİMİZ in sevgisini içimizde canlı tutmaya gayret edeceğiz salatü selamı çokça getirerek sevap kazanmaya çalışacağız<br />
PEYGAMBER EFENDİMİZ in sünnetine uymak <br />
Bidatlerden kaçmak<br />
Dinde yeri olmayan işleri bırakmak ve sünneti seniyyeye uygun bir hayat tarzı yaşam tarzı kurmak o kadar kıymetliki <br />
Bunu yapmak için var gücümüzle çalışmalıyız]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Peygamber Efendimiz'in Ramazân-ı Şerîfle İlgili Hutbesi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-peygamber-efendimiz-in-ramaz%C3%A2n-i-ser%C3%AEfle-ilgili-hutbesi</link>
			<pubDate>Fri, 03 May 2019 00:23:41 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-peygamber-efendimiz-in-ramaz%C3%A2n-i-ser%C3%AEfle-ilgili-hutbesi</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #696969;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Peygamber Efendimiz'in Ramazân-ı Şerîfle İlgili Hutbesi</span></div></span><br />
<br />
Selmân-ı Fârisî (Radıyallâhu Anh)dan şöyle rivâyet edilmiştir:<br />
<br />
Rasûl-ü Ekrem Efendimiz  (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Şa‘bân ayının son günlerinde bize verdiği bir hutbede şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ey insanlar! Büyük ve mübârek bir ay yaklaştı, gölgesi başınızın üstüne düştü. Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allâh(-u Te‘âlâ) o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazı meşru kıldı. Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan, başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır. Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer.<br />
<br />
Bu ay, Allâh(-u Te‘âlâ) için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir.<br />
Bu ay, yardımlaşma ayıdır. Bu ay müminlerin rızkını artıracak aydır.<br />
Bu ayda her kim oruçlu bir mü’mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş, günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtuluşuna vesile olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur.<br />
<br />
Ashâb-ı Kirâm (Rıdvânullâhi Te‘âlâ Aleyhim Ecma‘în)den bazıları: “Ya Rasûlellâh, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz” dediler. Bunun üzerine Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Allah bu sevabı bir tek hurmayla, bir içim suyla, bir yudum sütle oruçlu mümine iftar ettirene de verir” buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler:<br />
<br />
Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur.<br />
<br />
Bu ayda kim kölesinin (işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse, Allâh(-u Te‘âlâ) da onu affeder ve Cehennemden uzak tutar. Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasleti fazlasıyla bulundurmaya çalışınız. Bu dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisinden ise hiçbir zaman ayrı kalamazsınız:<br />
<br />
‘Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin birisi, kelime-i şehadete devam etmeniz, diğeri de Allâh(-u Te‘âlâ)dan mağfiret dilemenizdir. Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri Allah (Celle Celâluhû)dan Cenneti istemek, diğeri de Cehennemden Allâh(-u Te‘âlâ)ya sığınmaktır.<br />
<br />
 Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allâh(-u Te‘âlâ) da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.”<br />
<br />
<span style="font-size: x-small;" class="mycode_size">Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, No:1503</span></span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #696969;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Peygamber Efendimiz'in Ramazân-ı Şerîfle İlgili Hutbesi</span></div></span><br />
<br />
Selmân-ı Fârisî (Radıyallâhu Anh)dan şöyle rivâyet edilmiştir:<br />
<br />
Rasûl-ü Ekrem Efendimiz  (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Şa‘bân ayının son günlerinde bize verdiği bir hutbede şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ey insanlar! Büyük ve mübârek bir ay yaklaştı, gölgesi başınızın üstüne düştü. Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allâh(-u Te‘âlâ) o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazı meşru kıldı. Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan, başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır. Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer.<br />
<br />
Bu ay, Allâh(-u Te‘âlâ) için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir.<br />
Bu ay, yardımlaşma ayıdır. Bu ay müminlerin rızkını artıracak aydır.<br />
Bu ayda her kim oruçlu bir mü’mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş, günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtuluşuna vesile olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur.<br />
<br />
Ashâb-ı Kirâm (Rıdvânullâhi Te‘âlâ Aleyhim Ecma‘în)den bazıları: “Ya Rasûlellâh, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz” dediler. Bunun üzerine Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Allah bu sevabı bir tek hurmayla, bir içim suyla, bir yudum sütle oruçlu mümine iftar ettirene de verir” buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler:<br />
<br />
Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur.<br />
<br />
Bu ayda kim kölesinin (işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse, Allâh(-u Te‘âlâ) da onu affeder ve Cehennemden uzak tutar. Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasleti fazlasıyla bulundurmaya çalışınız. Bu dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisinden ise hiçbir zaman ayrı kalamazsınız:<br />
<br />
‘Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin birisi, kelime-i şehadete devam etmeniz, diğeri de Allâh(-u Te‘âlâ)dan mağfiret dilemenizdir. Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri Allah (Celle Celâluhû)dan Cenneti istemek, diğeri de Cehennemden Allâh(-u Te‘âlâ)ya sığınmaktır.<br />
<br />
 Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allâh(-u Te‘âlâ) da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.”<br />
<br />
<span style="font-size: x-small;" class="mycode_size">Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, No:1503</span></span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Notr Dam'ın Kamburu Yazarından Hz. Muhammed]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-notr-dam-in-kamburu-yazarindan-hz-muhammed</link>
			<pubDate>Wed, 17 Apr 2019 14:05:33 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=31672">camici</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-notr-dam-in-kamburu-yazarindan-hz-muhammed</guid>
			<description><![CDATA[Mahomet/ Hz. Muhammed<br />
Vazifesinin yakın olduğu içine doğmuştu<br />
Metindi, kimseyi kınamıyor, incitmiyordu<br />
Yolda gördüğü kimselerle selamlaşıyordu<br />
Her gün sanki biraz daha yaşlanıyordu<br />
Oysa sadece yirmi ak vardı siyah sakalında<br />
Durup su içen develeri izliyordu arada sırada<br />
Böylece, deve güttüğü zamanları hatırlıyordu.<br />
Sanki Cenneti görmüş, İlahi Aşkı bulmuştu<br />
Sanki kâinatın yaratılışına şahit olmuştu<br />
Alnı dik, yanakları kusursuz, benzersizdi<br />
Kaşları ince, bakışları anlamlı ve keskindi<br />
Boynu, gümüş bir testinin boğazıydı sanki.<br />
Tufanın sırlarını bilen Nuh'un havası vardı.<br />
Ona danışmaya gelenlere, adil davranırdı<br />
Kimi itiraf eder, kimi güler ve inkâr ederdi<br />
Sessizce dinler, en son konuşurdu kendisi<br />
Ağzından dua ve zikir hiç eksik olmazdı<br />
Çok az yer, karnının üzerine taş koyardı.<br />
Boş durmaz, koyunlarını sağıp oyalanırdı<br />
Oturur yere, elbiselerini kendi yapardı<br />
Artık genç değildi, eski gücü de kalmamıştı<br />
Yine de, herkesten daha fazla oruç tutardı<br />
Altmış üç yaşında, bir ateş sardı vücudunu<br />
Kutsal Kitap Kur'an'ı bir kez daha okudu<br />
Sonra, sancağı, Said'in oğluna teslim etti.<br />
Onlara: "Artık aranızdan ayrılma vakti geldi<br />
Allah birdir, hep onun yolunda savaş" dedi.<br />
Mahzundu, bakışlarında, yurdundan zoraki<br />
Sürülen yaşlı bir kartalın hüznü vardı sanki<br />
Yine, her günkü vaktinde mescide geldi,<br />
Ali'ye tabi olanlar da arkasından geliyordu<br />
Ve, kutsal sancak rüzgarda dalgalanıyordu.<br />
Benzi soluktu, döndü ve kalabalığa seslendi<br />
"Ey insanlar, ömür bitiyor, hayat gelip geçici<br />
Biz, karanlıkta birer zerreyiz, yüce olan O'dur<br />
Ey insanlar, O'ndan başka rehberim yoktur<br />
Onsuz bir değerim olmazdı."<br />
Bir zat ona: "Ey müminlerin gerçek Sultanı!<br />
Seni dinler dinlemez, herkes inandı sözüne<br />
Sen doğduğunda, bir yıldız doğdu gökyüzüne<br />
Kisra sarayının üç kulesi birden devrildi" dedi.<br />
O da: "Melekler ölümümü müzakere etti;<br />
Vakit tamam, dinleyin! Eğer herhangi birinize<br />
Bir kötülük yaptıysam, çıksın herkesin önünde<br />
Ben ölmeden, gelsin intikamını alsın şimdi;<br />
Kime vurmuşsam, o da bana vursun" dedi.<br />
Ve uzattı usulca asasını oradan geçenlere.<br />
Yaşlı bir kadın, bir koyunu kırpıyordu eşikte<br />
Ona: "Tanrı yardımcın olsun!" diye seslendi.<br />
Bakışlarında bir hüzün vardı, oldukça bitkindi<br />
Dalgındı; birden, şöyle dedi: "Herkes duysun!<br />
Allah benim adımı andı! Bundan emin olun<br />
Topraktan insan, nurdan bir peygamberim<br />
İsa'nın getirdiği dini tamamlamaya geldim.<br />
Ashabım, ben sabır taşıyım, İsa tatlı dilliydi.<br />
Zira her şafak, doğacak güneşin müjdecisi<br />
İsa benden önce, ama ne Tanrıdır ne de oğlu<br />
O, gülü koklayan Bakire Meryem'den doğdu.<br />
Unutmayın, ben de etten kemikten bir faniyim<br />
Kuruyan bir balçıktan başka bir şey değilim;<br />
Şu dünyada başıma gelmeyen şey kalmadı;<br />
Çektiğim çilelere, yol olsa, dayanmazdı<br />
Baskı ve işkenceden, şu bedenim çok çekti;<br />
Ve eğer işlediğimiz her bir günahın bedeli<br />
Korkunç bir haşere olsaydı, o karanlık mezarı<br />
Bize dar eder, cehenneme çevirirdi orayı.<br />
Tekrar tekrar bedenlenir cehennem ehli<br />
Ve kurtlar yeniden kemirir tüm bedenlerini<br />
Böylece, defalarca tükenir ve yeniden dirilir<br />
Cezalarını çekince de, yeniden huzura erişir.<br />
Ben, kutsal savaşların mütevazı meydanıyım<br />
Bazen bir efendi bazen de bir köle gibiyim<br />
Kelamım, tıpkı çöldeki kum ve kuyular gibidir<br />
Bir sözüm korkutuyorsa, bir diğeri müjdecidir;<br />
Ey inananlar! Çektiklerimi görüyorsunuz işte!<br />
Karşıma alıp, insanı aldatıp yeniden delalete<br />
Sürüklemek isteyen o dehşet saçan iblisleri<br />
Engellemeye çalıştım, bağladım o pis ellerini<br />
Çoğu zaman, Yakup gibi, karanlıklar içinde<br />
Çarpıştım durdum, görmediğim kimselerle;<br />
Fakat insanlar beni özellikle öldürmek istedi<br />
Bana karşı sürekli kin ve kıskançlık besledi<br />
Ben ise, asla, Hak davamdan vazgeçmedim<br />
Onlarla savaştım, ama kimseden incinmedim<br />
Savaş boyunca: "Bırakın yapsınlar!" diyordum<br />
Kanlar içinde tek yaralı ben olayım istiyordum<br />
Varsın hepsi vursun bana, zaten durmazlar ki<br />
Zira sağ ellerine Ayı, sol ellerine Güneşi<br />
Versem de, düşmanlarım vazgeçmezdi asla<br />
Yine de saldırırlardı bana şu çileli yolculukta<br />
Fakat ne olursa olsun geri adım atmadım<br />
Zira bu kutsal dava uğruna tam kırk yıl savaştım<br />
İşte, böyle geçen bir ömrü nihayet tamamladım<br />
Şimdi Allah'a gidiyorum, dünyayı geride bıraktım.<br />
Greklerin Hermès'i, Yahudilerin de Lévi' yi<br />
Desteklediği gibi siz de hiç bırakmadınız beni<br />
Çektiğiniz bu sıkıntılar, mutlaka son bulacak<br />
Bu soğuk, ıssız geceye elbet Güneş doğacak<br />
Müminler, asla ümidinizi kesmeyin O'ndan<br />
Zira Kronnega dağlarını aslan yuvası yapan,<br />
Denizleri incilerle, karanlıkları da yıldızlarla<br />
Donatan Allah, elbet sizleri de koymaz darda.<br />
Sonra: "O'na inanıp teslim olun " diye ekledi<br />
İnanmayan, ancak, inkâr da etmeyenlerin yeri<br />
Cennet ile cehennemi ayıran duvarın üzeri<br />
Kararmıştır kalpleri, günah işlemek tek işleri;<br />
Hiç kimse tamamen günahsız değildir belki<br />
Ama çabalayın ki, Allah cezalandırmasın sizi<br />
Namaz kılın, bütün azalarınız değsin yere<br />
Zira o dayanılmaz cehennem ateşi, sadece<br />
O'nun için yere kapanmayan bedenleri yakar<br />
O, kapkaranlık dünyayı, masmavi gökle açar;<br />
Misafiri sevin, dürüst olun, adaletle hükmedin<br />
Yüce katında türlü türlü nimetler var sizin için<br />
Yedi göğü geçmek için altın eğerli atlar,<br />
Ve yıldırımları geride bırakan hızlı arabalar<br />
Huriler, tertemiz, hep ter ü taze ve neşeli<br />
İncilerden yapılmış köşklerde oturur her biri<br />
Cehennem ateş ehlini bekler, vay hallerine!<br />
Ateşten ayakkabıları olacak ve giydiklerinde,<br />
Sıcaklıkları kazan gibi beyinlerini kaynatacak<br />
Cennet ehli ise, pek neşeli ve gururlu olacak."<br />
Biraz durdu, hep ümitli olmalarını öğütledi<br />
Sonra, ağır adımlarla yürümeye devam etti<br />
Ardından: "Ey insanlar! Size sesleniyorum<br />
Vakit saat doldu, ebedi bir âleme gidiyorum<br />
Belki bu sizinle son görüşmemiz, acele edin<br />
Beni tanıyan herkes gelip son kez dinlesin<br />
Bir hatam olduysa, yüzüme söylesin" dedi.<br />
Kalabalık sessizce sağa sola açılıp yol verdi<br />
Gitti ve Ebufleya Kuyusunda sakalını yıkadı<br />
Biri ondan üç drahmi istedi, çıkardı verdi<br />
"Şimdi, mezara bırakmaktan daha iyi" dedi.<br />
Herkesin, bir güvercininki gibi ışıl ışıldı gözleri<br />
Bakıp, kendilerini hep kollayan o yüce insana,<br />
Ağlıyordu halk; evine kadar eşlik ettiler ona<br />
Birçoğu gözünü bile kırpmadan orada bekledi<br />
Bütün geceyi dışarıda taşların üzerinde geçirdi<br />
Ve ertesi sabah, günün ağardığını fark edince<br />
"Ben artık kalkamıyorum, dedi, Ebubekir'e<br />
Kitap'ı alıp yanına, sen kıldıracaksın namazı."<br />
Eşi Aişe de o sırada cemaatin arkasındaydı<br />
Ebubekir okuyor, Muhammed ise dinliyordu<br />
Nihayet, okuduğu ayetleri usulca bitiriyordu<br />
O, dua ve zikrini yaparken herkes ağlıyordu<br />
Ve, Ölüm Meleği çıka geldi akşama doğru<br />
"İçeri girebilir miyim" diye müsaade istedi<br />
"Gelsin" dedi. Dünyaya açtığı o ilk günkü gibi<br />
Yine ışıl ışıl parlıyor ve gülümsüyordu gözleri,<br />
Ve, Melek ona: "Allah seni bekliyor" dedi<br />
Memnuniyetle, dedi. Şakakları şöyle bir titredi<br />
Bir an aralandı dudakları ve ruhunu teslim etti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Victor Hugo/La Legande des Siecle/ Yüzyılların Efsanesi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Mahomet/ Hz. Muhammed<br />
Vazifesinin yakın olduğu içine doğmuştu<br />
Metindi, kimseyi kınamıyor, incitmiyordu<br />
Yolda gördüğü kimselerle selamlaşıyordu<br />
Her gün sanki biraz daha yaşlanıyordu<br />
Oysa sadece yirmi ak vardı siyah sakalında<br />
Durup su içen develeri izliyordu arada sırada<br />
Böylece, deve güttüğü zamanları hatırlıyordu.<br />
Sanki Cenneti görmüş, İlahi Aşkı bulmuştu<br />
Sanki kâinatın yaratılışına şahit olmuştu<br />
Alnı dik, yanakları kusursuz, benzersizdi<br />
Kaşları ince, bakışları anlamlı ve keskindi<br />
Boynu, gümüş bir testinin boğazıydı sanki.<br />
Tufanın sırlarını bilen Nuh'un havası vardı.<br />
Ona danışmaya gelenlere, adil davranırdı<br />
Kimi itiraf eder, kimi güler ve inkâr ederdi<br />
Sessizce dinler, en son konuşurdu kendisi<br />
Ağzından dua ve zikir hiç eksik olmazdı<br />
Çok az yer, karnının üzerine taş koyardı.<br />
Boş durmaz, koyunlarını sağıp oyalanırdı<br />
Oturur yere, elbiselerini kendi yapardı<br />
Artık genç değildi, eski gücü de kalmamıştı<br />
Yine de, herkesten daha fazla oruç tutardı<br />
Altmış üç yaşında, bir ateş sardı vücudunu<br />
Kutsal Kitap Kur'an'ı bir kez daha okudu<br />
Sonra, sancağı, Said'in oğluna teslim etti.<br />
Onlara: "Artık aranızdan ayrılma vakti geldi<br />
Allah birdir, hep onun yolunda savaş" dedi.<br />
Mahzundu, bakışlarında, yurdundan zoraki<br />
Sürülen yaşlı bir kartalın hüznü vardı sanki<br />
Yine, her günkü vaktinde mescide geldi,<br />
Ali'ye tabi olanlar da arkasından geliyordu<br />
Ve, kutsal sancak rüzgarda dalgalanıyordu.<br />
Benzi soluktu, döndü ve kalabalığa seslendi<br />
"Ey insanlar, ömür bitiyor, hayat gelip geçici<br />
Biz, karanlıkta birer zerreyiz, yüce olan O'dur<br />
Ey insanlar, O'ndan başka rehberim yoktur<br />
Onsuz bir değerim olmazdı."<br />
Bir zat ona: "Ey müminlerin gerçek Sultanı!<br />
Seni dinler dinlemez, herkes inandı sözüne<br />
Sen doğduğunda, bir yıldız doğdu gökyüzüne<br />
Kisra sarayının üç kulesi birden devrildi" dedi.<br />
O da: "Melekler ölümümü müzakere etti;<br />
Vakit tamam, dinleyin! Eğer herhangi birinize<br />
Bir kötülük yaptıysam, çıksın herkesin önünde<br />
Ben ölmeden, gelsin intikamını alsın şimdi;<br />
Kime vurmuşsam, o da bana vursun" dedi.<br />
Ve uzattı usulca asasını oradan geçenlere.<br />
Yaşlı bir kadın, bir koyunu kırpıyordu eşikte<br />
Ona: "Tanrı yardımcın olsun!" diye seslendi.<br />
Bakışlarında bir hüzün vardı, oldukça bitkindi<br />
Dalgındı; birden, şöyle dedi: "Herkes duysun!<br />
Allah benim adımı andı! Bundan emin olun<br />
Topraktan insan, nurdan bir peygamberim<br />
İsa'nın getirdiği dini tamamlamaya geldim.<br />
Ashabım, ben sabır taşıyım, İsa tatlı dilliydi.<br />
Zira her şafak, doğacak güneşin müjdecisi<br />
İsa benden önce, ama ne Tanrıdır ne de oğlu<br />
O, gülü koklayan Bakire Meryem'den doğdu.<br />
Unutmayın, ben de etten kemikten bir faniyim<br />
Kuruyan bir balçıktan başka bir şey değilim;<br />
Şu dünyada başıma gelmeyen şey kalmadı;<br />
Çektiğim çilelere, yol olsa, dayanmazdı<br />
Baskı ve işkenceden, şu bedenim çok çekti;<br />
Ve eğer işlediğimiz her bir günahın bedeli<br />
Korkunç bir haşere olsaydı, o karanlık mezarı<br />
Bize dar eder, cehenneme çevirirdi orayı.<br />
Tekrar tekrar bedenlenir cehennem ehli<br />
Ve kurtlar yeniden kemirir tüm bedenlerini<br />
Böylece, defalarca tükenir ve yeniden dirilir<br />
Cezalarını çekince de, yeniden huzura erişir.<br />
Ben, kutsal savaşların mütevazı meydanıyım<br />
Bazen bir efendi bazen de bir köle gibiyim<br />
Kelamım, tıpkı çöldeki kum ve kuyular gibidir<br />
Bir sözüm korkutuyorsa, bir diğeri müjdecidir;<br />
Ey inananlar! Çektiklerimi görüyorsunuz işte!<br />
Karşıma alıp, insanı aldatıp yeniden delalete<br />
Sürüklemek isteyen o dehşet saçan iblisleri<br />
Engellemeye çalıştım, bağladım o pis ellerini<br />
Çoğu zaman, Yakup gibi, karanlıklar içinde<br />
Çarpıştım durdum, görmediğim kimselerle;<br />
Fakat insanlar beni özellikle öldürmek istedi<br />
Bana karşı sürekli kin ve kıskançlık besledi<br />
Ben ise, asla, Hak davamdan vazgeçmedim<br />
Onlarla savaştım, ama kimseden incinmedim<br />
Savaş boyunca: "Bırakın yapsınlar!" diyordum<br />
Kanlar içinde tek yaralı ben olayım istiyordum<br />
Varsın hepsi vursun bana, zaten durmazlar ki<br />
Zira sağ ellerine Ayı, sol ellerine Güneşi<br />
Versem de, düşmanlarım vazgeçmezdi asla<br />
Yine de saldırırlardı bana şu çileli yolculukta<br />
Fakat ne olursa olsun geri adım atmadım<br />
Zira bu kutsal dava uğruna tam kırk yıl savaştım<br />
İşte, böyle geçen bir ömrü nihayet tamamladım<br />
Şimdi Allah'a gidiyorum, dünyayı geride bıraktım.<br />
Greklerin Hermès'i, Yahudilerin de Lévi' yi<br />
Desteklediği gibi siz de hiç bırakmadınız beni<br />
Çektiğiniz bu sıkıntılar, mutlaka son bulacak<br />
Bu soğuk, ıssız geceye elbet Güneş doğacak<br />
Müminler, asla ümidinizi kesmeyin O'ndan<br />
Zira Kronnega dağlarını aslan yuvası yapan,<br />
Denizleri incilerle, karanlıkları da yıldızlarla<br />
Donatan Allah, elbet sizleri de koymaz darda.<br />
Sonra: "O'na inanıp teslim olun " diye ekledi<br />
İnanmayan, ancak, inkâr da etmeyenlerin yeri<br />
Cennet ile cehennemi ayıran duvarın üzeri<br />
Kararmıştır kalpleri, günah işlemek tek işleri;<br />
Hiç kimse tamamen günahsız değildir belki<br />
Ama çabalayın ki, Allah cezalandırmasın sizi<br />
Namaz kılın, bütün azalarınız değsin yere<br />
Zira o dayanılmaz cehennem ateşi, sadece<br />
O'nun için yere kapanmayan bedenleri yakar<br />
O, kapkaranlık dünyayı, masmavi gökle açar;<br />
Misafiri sevin, dürüst olun, adaletle hükmedin<br />
Yüce katında türlü türlü nimetler var sizin için<br />
Yedi göğü geçmek için altın eğerli atlar,<br />
Ve yıldırımları geride bırakan hızlı arabalar<br />
Huriler, tertemiz, hep ter ü taze ve neşeli<br />
İncilerden yapılmış köşklerde oturur her biri<br />
Cehennem ateş ehlini bekler, vay hallerine!<br />
Ateşten ayakkabıları olacak ve giydiklerinde,<br />
Sıcaklıkları kazan gibi beyinlerini kaynatacak<br />
Cennet ehli ise, pek neşeli ve gururlu olacak."<br />
Biraz durdu, hep ümitli olmalarını öğütledi<br />
Sonra, ağır adımlarla yürümeye devam etti<br />
Ardından: "Ey insanlar! Size sesleniyorum<br />
Vakit saat doldu, ebedi bir âleme gidiyorum<br />
Belki bu sizinle son görüşmemiz, acele edin<br />
Beni tanıyan herkes gelip son kez dinlesin<br />
Bir hatam olduysa, yüzüme söylesin" dedi.<br />
Kalabalık sessizce sağa sola açılıp yol verdi<br />
Gitti ve Ebufleya Kuyusunda sakalını yıkadı<br />
Biri ondan üç drahmi istedi, çıkardı verdi<br />
"Şimdi, mezara bırakmaktan daha iyi" dedi.<br />
Herkesin, bir güvercininki gibi ışıl ışıldı gözleri<br />
Bakıp, kendilerini hep kollayan o yüce insana,<br />
Ağlıyordu halk; evine kadar eşlik ettiler ona<br />
Birçoğu gözünü bile kırpmadan orada bekledi<br />
Bütün geceyi dışarıda taşların üzerinde geçirdi<br />
Ve ertesi sabah, günün ağardığını fark edince<br />
"Ben artık kalkamıyorum, dedi, Ebubekir'e<br />
Kitap'ı alıp yanına, sen kıldıracaksın namazı."<br />
Eşi Aişe de o sırada cemaatin arkasındaydı<br />
Ebubekir okuyor, Muhammed ise dinliyordu<br />
Nihayet, okuduğu ayetleri usulca bitiriyordu<br />
O, dua ve zikrini yaparken herkes ağlıyordu<br />
Ve, Ölüm Meleği çıka geldi akşama doğru<br />
"İçeri girebilir miyim" diye müsaade istedi<br />
"Gelsin" dedi. Dünyaya açtığı o ilk günkü gibi<br />
Yine ışıl ışıl parlıyor ve gülümsüyordu gözleri,<br />
Ve, Melek ona: "Allah seni bekliyor" dedi<br />
Memnuniyetle, dedi. Şakakları şöyle bir titredi<br />
Bir an aralandı dudakları ve ruhunu teslim etti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Victor Hugo/La Legande des Siecle/ Yüzyılların Efsanesi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Habibullahı Sevmek / Dursun Ali Erzincanlı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-habibullahi-sevmek-dursun-ali-erzincanli</link>
			<pubDate>Fri, 29 Mar 2019 23:34:35 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-habibullahi-sevmek-dursun-ali-erzincanli</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Habibullahı Sevmek</span> </span><img src="https://islamiforum.net/images/smilies/rosegul.gif" alt="rosegul" title="rosegul" class="smilie smilie_68" /><br />
<br />
<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/hk0FuydX0JM" frameborder="0" allowfullscreen></iframe><br />
<br />
<br />
<br />
Habibullah'ı sevmek <br />
Hz. Amine gibi <br />
son nefesinde elinden şevkatle tutup <br />
seslenmişti ona <br />
ey dehşetli ölüm okundan <br />
ALLAH'IN yardım ve ihsanıyla <br />
yüz deve karşılığında kurtulan zatın oğlu <br />
ALLAH seni aziz ve devamlı kılsın <br />
eğer rüyada gördüklerim doğruysa <br />
sen celal ve ikram sahibi olan ALLAH tarafından <br />
Ademoğlullarına peygamber gönderileceksin <br />
Sen ceddin İbrahim'in teslimiyet ve dinini tamamlamak için gönderileceksin <br />
ALLAH seni putlardan koruyacak ve alıkoyacaktır. <br />
her yaşayan ölür her yeni eskir <br />
evet bende öleceğim <br />
fakat ismim ebedi olarak yad edilecektir <br />
çünkü tertemiz bir evlat doğurmuş <br />
arkamda hayırlı bir yad edici bırakmış bulunuyorum <br />
ve huzurla kapanan anne gözleri <br />
ve acıyla ıslanan minik gözbebekleri <br />
seneler sonra <br />
bir sefer dönüşünde <br />
Ebva'dan geçerken <br />
aziz ve muhterem annesinin kabrini ziyaret ediyor ve ağlıyordu <br />
onun ağladığını görünce sahabede ağlamaya başladı <br />
ve gözyaşlarının sebebini söyledi <br />
annemin bana şevkat ve merhametini hatırladım <br />
<br />
Habibullah'ı sevmek Necaşi gibi <br />
Habeşistan'a hicret eden Mekkeli müslümanları dinleyince <br />
kendini tutamadı <br />
sizi ve yanından geldiğiniz Zat'ı tebrik ederim ki <br />
o Allah'ın Rasulüdür <br />
zaten biz O'nun vasıflarını kitabımız olan İncil'de okumuştuk <br />
O peygamberi Meryem oğlu İsa'da insanlığa müjdelemişti <br />
Allah'a yemin olsun ki <br />
eğer O benim ülkemde bulunmuş olsaydı <br />
ayakkabılarını taşır ayaklarını yıkardım <br />
<br />
Rasulallah'ı sevmek Varaka bin Nevfel gibi <br />
duyunca Hira Nur Dağındaki geceyi <br />
ihtiyar bir haykırışa döndü kelimeler <br />
Kuddüs, Kuddüs <br />
bu gördüğün melek Yüce Allah'ın Musa Peygambere gönderdiği <br />
Ruhul Kudüs'tür Namusu Ekberdir <br />
sen ise bu ümmetin peygamberisin <br />
ahh ne olurdu yeni dine halkı çağırdığın günlerde <br />
bende genç olsaydım <br />
kavmin seni yurdundan çıkaracakları zaman sağ olsaydım <br />
eğer senin davet gününe yetişirsem bütün gücümle sana yardım edicem <br />
O yetişemedi davet gününe ama yetişenler vardı <br />
çekirdekten filize daldan meyveye doğru yetişenler vardı <br />
<br />
Ashab vardı <br />
<br />
Habibullah'ı sevmek <br />
Ashab-ı Güzin gibi <br />
ama hangi birini örneklesin zaman <br />
Ehli Beyt'i mi, Aşere-i Mübeşşere'yi mi, Ensar'ı mı, Muhacir"i mi? <br />
Ashab-ı Güzine örnek Ammar bin Yasir olsun <br />
babası ve annesi islamın ilk şehitleri <br />
Ammar bin Yasir'e islama girdi diye <br />
çöl güneşinin altında demirden bir gömlek giydiriliyor <br />
o kavurucu sıcaktan ilikleri eriyor <br />
bir başka işkence <br />
ateşle dağlanıyor Ammar küfre zorlanıyor <br />
ve Ammar bu azaptan gözünü açınca <br />
Efendimiz'in yanında buluyor kendini <br />
işkencenin her türlüsünü tattık Ya Rasulallah diyor <br />
önce Peygamber duası "Allah'ım Ammar ailesinden hiç kimseye <br />
Cehennem azabını tattırma." <br />
sonra Peygamber müjdesi "Ey Ammar sen bu işkencelerle ölmicek <br />
uzun bir müddet yaşıcaksın. Senin ölümün <br />
azgın bir topluluğun eliyle olcak" <br />
<br />
sevmek Habibullah'ı <br />
Ashab-ı Güzin gibi <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">"geceye adım adım yürüdüler <br />
korkuya adım adım yürüdüler <br />
onlar öndeler onlar öncüler <br />
hiç düşünmeden bir an onlar öldüler" <br />
<br />
"yılmadan yıkılmadan direndiler <br />
Yaradan adına can verendiler <br />
onlar öndeler onlar öncüler <br />
hiç düşünmeden bir an onlar öldüler"<br />
<br />
Dursun Ali Erzincanlı </span></span></span></div></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Habibullahı Sevmek</span> </span><img src="https://islamiforum.net/images/smilies/rosegul.gif" alt="rosegul" title="rosegul" class="smilie smilie_68" /><br />
<br />
<iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/hk0FuydX0JM" frameborder="0" allowfullscreen></iframe><br />
<br />
<br />
<br />
Habibullah'ı sevmek <br />
Hz. Amine gibi <br />
son nefesinde elinden şevkatle tutup <br />
seslenmişti ona <br />
ey dehşetli ölüm okundan <br />
ALLAH'IN yardım ve ihsanıyla <br />
yüz deve karşılığında kurtulan zatın oğlu <br />
ALLAH seni aziz ve devamlı kılsın <br />
eğer rüyada gördüklerim doğruysa <br />
sen celal ve ikram sahibi olan ALLAH tarafından <br />
Ademoğlullarına peygamber gönderileceksin <br />
Sen ceddin İbrahim'in teslimiyet ve dinini tamamlamak için gönderileceksin <br />
ALLAH seni putlardan koruyacak ve alıkoyacaktır. <br />
her yaşayan ölür her yeni eskir <br />
evet bende öleceğim <br />
fakat ismim ebedi olarak yad edilecektir <br />
çünkü tertemiz bir evlat doğurmuş <br />
arkamda hayırlı bir yad edici bırakmış bulunuyorum <br />
ve huzurla kapanan anne gözleri <br />
ve acıyla ıslanan minik gözbebekleri <br />
seneler sonra <br />
bir sefer dönüşünde <br />
Ebva'dan geçerken <br />
aziz ve muhterem annesinin kabrini ziyaret ediyor ve ağlıyordu <br />
onun ağladığını görünce sahabede ağlamaya başladı <br />
ve gözyaşlarının sebebini söyledi <br />
annemin bana şevkat ve merhametini hatırladım <br />
<br />
Habibullah'ı sevmek Necaşi gibi <br />
Habeşistan'a hicret eden Mekkeli müslümanları dinleyince <br />
kendini tutamadı <br />
sizi ve yanından geldiğiniz Zat'ı tebrik ederim ki <br />
o Allah'ın Rasulüdür <br />
zaten biz O'nun vasıflarını kitabımız olan İncil'de okumuştuk <br />
O peygamberi Meryem oğlu İsa'da insanlığa müjdelemişti <br />
Allah'a yemin olsun ki <br />
eğer O benim ülkemde bulunmuş olsaydı <br />
ayakkabılarını taşır ayaklarını yıkardım <br />
<br />
Rasulallah'ı sevmek Varaka bin Nevfel gibi <br />
duyunca Hira Nur Dağındaki geceyi <br />
ihtiyar bir haykırışa döndü kelimeler <br />
Kuddüs, Kuddüs <br />
bu gördüğün melek Yüce Allah'ın Musa Peygambere gönderdiği <br />
Ruhul Kudüs'tür Namusu Ekberdir <br />
sen ise bu ümmetin peygamberisin <br />
ahh ne olurdu yeni dine halkı çağırdığın günlerde <br />
bende genç olsaydım <br />
kavmin seni yurdundan çıkaracakları zaman sağ olsaydım <br />
eğer senin davet gününe yetişirsem bütün gücümle sana yardım edicem <br />
O yetişemedi davet gününe ama yetişenler vardı <br />
çekirdekten filize daldan meyveye doğru yetişenler vardı <br />
<br />
Ashab vardı <br />
<br />
Habibullah'ı sevmek <br />
Ashab-ı Güzin gibi <br />
ama hangi birini örneklesin zaman <br />
Ehli Beyt'i mi, Aşere-i Mübeşşere'yi mi, Ensar'ı mı, Muhacir"i mi? <br />
Ashab-ı Güzine örnek Ammar bin Yasir olsun <br />
babası ve annesi islamın ilk şehitleri <br />
Ammar bin Yasir'e islama girdi diye <br />
çöl güneşinin altında demirden bir gömlek giydiriliyor <br />
o kavurucu sıcaktan ilikleri eriyor <br />
bir başka işkence <br />
ateşle dağlanıyor Ammar küfre zorlanıyor <br />
ve Ammar bu azaptan gözünü açınca <br />
Efendimiz'in yanında buluyor kendini <br />
işkencenin her türlüsünü tattık Ya Rasulallah diyor <br />
önce Peygamber duası "Allah'ım Ammar ailesinden hiç kimseye <br />
Cehennem azabını tattırma." <br />
sonra Peygamber müjdesi "Ey Ammar sen bu işkencelerle ölmicek <br />
uzun bir müddet yaşıcaksın. Senin ölümün <br />
azgın bir topluluğun eliyle olcak" <br />
<br />
sevmek Habibullah'ı <br />
Ashab-ı Güzin gibi <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">"geceye adım adım yürüdüler <br />
korkuya adım adım yürüdüler <br />
onlar öndeler onlar öncüler <br />
hiç düşünmeden bir an onlar öldüler" <br />
<br />
"yılmadan yıkılmadan direndiler <br />
Yaradan adına can verendiler <br />
onlar öndeler onlar öncüler <br />
hiç düşünmeden bir an onlar öldüler"<br />
<br />
Dursun Ali Erzincanlı </span></span></span></div></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>