<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İslami Forum - Mitoloji]]></title>
		<link>https://islamiforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İslami Forum - https://islamiforum.net]]></description>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 22:55:02 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Şahmaran efsanesi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-sahmaran-efsanesi</link>
			<pubDate>Fri, 08 Nov 2013 15:34:22 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=12567">taha yusuf</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-sahmaran-efsanesi</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Japon Mitolojisi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-japon-mitolojisi</link>
			<pubDate>Wed, 22 May 2013 03:25:05 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=25560">Kutay7889</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-japon-mitolojisi</guid>
			<description><![CDATA[Kojiki veya Furukotofumi (古事記) Antik Japonya'nın tarihine dair yazılmış ve bugüne ulaşmış en eski eserdir. Şintoizm'in mukaddes metinlerindendir.<br />
Eser O no Yasumaro tarafından, Hieda no Are'nin ezbere bildiği bir hikâye temel alınarak, 712 yılında[1] imparatorun emriyle yazılmıştır. Yani Kojiki bir hikâye kitabıdır denilebilir. Kojiki'ye devam niteliğinde Nihongi (Nihonşoki) kaleme alınmıştır. Nihongi bir nevi Kojiki'nin yorumudur.<br />
Nihongi'nin aksine, Kojiki resmi bir tarihten bahsetmez. Kami (tanrılar) İzanagi ve Izanami tarafından dünyanın yaratılışıyla başlayan eser, İmparatoriçe Suiko'nun döneminde biter. İnsanlığın başlangıcından bahseden eser birçok Japon mit ve efsanesi barındırır. Kojiki'de devletin ilahi kaynağından da bahsedilir. Ayrıca, bazı şarkılar da içerir<br />
Kojiki üç bölüme ayrılır: Kamitsumaki, Nakatsumaki ve Shimotsumaki.<br />
<br />
Nihongi (日本紀) veya Nihonşoki (日本書紀), Antik Japonya'nın tarihine dair yazılmış ikinci en eski eser. Bu konuda yazılmış en eski metin olan Kojiki'nin bir yorumu niteliğinde olup, Kojiki'ye oranla daha ayrıntılı ve tam bir tarihi içeriğe sahiptir. 720 yılında bitirilmiştir[1]. Şintoizm'in kutsal metinlerindendir.<br />
Metinde Jimmu'nun Kyūshū'daki Hyūga eyaletinden hereket etmesinden günümüz Kansai bölgesindeki Yamato eyaletini fethederek Kashihara-gū sarayı (günümüzde Kashihara Jingū tapınağı)'nda tahta çıkmasına kadarki olayları anlatılmaktadır.<br />
Kojiki gibi, Nihongi de mitolojik hikâyeler ile başlar, ama tarihi olaylar ile devam eder. Ayrıca, erdemli yöneticilerin değerleri ve başarılarıyla, kötü yöneticilerin hatalarına odaklanan bilgiler sunar.<br />
<br />
<br />
Başlığın diğer anlamları için Kami (anlam ayrımı) sayfasına bakınız.<br />
Kami (神) Şintoizm'de kullanılır ve "hayat için önemli olan, rüzgar, yağmur, ağaç, dağ, ırmak ve bereket gibi konsept ve şeylerin şeklini alan kutsal ruhlar" olarak tercüme edilebilir. Bazı kami yerel (lokal) olup, sadece belirli bir yerin ruhu veya koruyucusuyken, diğerleri büyük doğal oluşumlarınları, nesneleri ve işlemleri temsil ederler.<br />
Bir kac kami:<br />
İzanagi<br />
Izanami<br />
Susanoo<br />
Amaterasu<br />
<br />
Susanoo (Japonca すさのお), Japon mitolojisinde denizlerin ve fırtınaların tanrısıdır. Susanoo, Güneş tanrıçası Amaterasu ile Ay tanrısı Tsukuyomi'nin erkek kardeşidir. Üçü de, İzanagi'den, yüzünü yıkayıp yer altı dünyası Yomi'nin kirlerinden arınmak isterken doğmuşlardır. Amaterasu, İzanagi sol gözünü yıkayınca, Tsukuyomi sağ gözünü yıkayınca Susanoo da burnunu yıkayınca doğmuşlardır.[1].<br />
<br />
Amaterasu, (parlak gök anlamında Japonca sözc.), önemli şinto tanrıçası. Japon imparatorluk ailesi bu Güneş tanrıçasının soyundan geldiğini öne sürer. Amaterasu, babası İzanagi'nin sol gözünden doğmuştur[1]. Mitolojide, erkek kardeşi Susanoo'ya kızıp bir mağaraya saklandığı ve dünyayı karanlığa boğduğu anlatılır. Japonya'nın en önemli şinto tapınağı İse'de bu tanrıçaya tapınılır.<br />
Japon mitolojisi'nde cennetin yöneticisi güneş tanrıçası. Adı, cennette ışıldayan - gökyüzünü aydınlatan anlamlarını taşır. İzanagi'nin kızıdır. Japon imparator ailesinin soyunun ondan geldiğine inanılır. Japonların ulusal dini şintoizm'de birbirine eşit güçte olan tanrıların üstünde bulunan tek tanrıdır. Bu dinin en büyük rahibi de japon imparatorudur, bu yüzden imparatora güneşin oğlu denir. Japon inançlarına göre imparator siyasal yetkilerini tanrıça Amaterasu'dan miras yoluyla almıştır. Amaterasu dünya düzenini kurması için torunu Ninighi No Mikoto'yu yeryüzüne göndermiştir. İlk Japon imparatoru Jimmu Tenno'nun bu torunun soyundan türediğine inanılır.<br />
<br />
Izanami (Katakana: イザナミ; Kanji: 伊弉冉尊 veya 伊邪那美命, "davet eden"), Japon mitolojisinde hem yaratıcılık hem de ölüm tanrıçası. Tanrı Izanagi'nin eski karısıdır. Ayrıca Izana-mi, Izanami-no-Mikoto veya Izanami-no-kami.<br />
<br />
İzanagi ile İzanami (Japonca :いざなぎ 及び いざなみ), inanışa göre, gökyüzü ile yeryüzünün kaostan ayrışmasından sonra ortaya çıkan kardeş tanrıların 8. çiftidirler. Gökyüzünün yüzen köprüsünden, tanrısal mücevherlerle süslü bir mızrakla okyanusu karıştırarak ilk kara parçalarını yarattıklarına inanılır. İlk cinsel birleşmeleri sonucunda Hiru-Ko (ひる-こ) (Japonca Sülük Çocuk) adlı sakat bir çocuk doğar. Bu çocuğu sazdan bir sal içerisinde suya bırakırlar. Çocuğun sakatlığını, kadın olduğu için asla ilk konuşmaması gereken İzanami'nin kuralları çiğnemiş olmasına bağlarlar. Yeniden işe başlayarak birçok ada ve tanrı yaratırlar.<br />
Ateş tanrısı Kagutsuçi'nin (Ya da Homusubi -ほむすび-) doğumu sırasında ölümcül yanıklar alan İzanami, karanlıklar ülkesi Yomi'ye gider. İzanagi de onu izler; ama Yomi'nin yiyeceklerini tadan İzanami artık geri dönemez. İzanagi bir ateş yakarak etrafı aydınlatınca, İzanami'nin bedeninin çürümeye başladığını ve kurtçuklarla kaplandığını görür. İzanami'nin buna öfkelenmesi üzerine ayrılırlar.<br />
İzanagi'nin ölülerle kurduğu ilişkiden arınabilmek için denize girerek yıkandığı sırada birçok tanrı ortaya çıkar.<br />
<br />
Güneş tanrısı Amaterasu (ぁまてらす) onun sol gözünden,<br />
Ay tanrısı Tsukiyomi (つきよみ) sağ gözünden,<br />
Fırtına tanrısı Susanoo (すさのお) da burnundan doğar.<br />
Şinto dininde, İzanagi'nin yıkanması önemli bir arınma işlemi sayılan harainin kökeni olarak kabul edilir.<br />
<br />
Bu arada bizde Melekül Mevt(Azrail) Japonların dilinde shinigami diye bilirler.(Onların dilinde Ölüm Tanrısı demekmiş.)Azraile bile tapıyorlar ya tövbe tövbe.Mitleriyle dinleri bütün bunların.Mitlerindeki herşeye taparlar.Bu mitlerin budizm kökeni olanlarıda varda bul bul bitmez.<br />
<br />
İnanmayın bu mitlere.İnsanın imanını tehlikeye atar.<br />
<br />
wikiden alıntıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kojiki veya Furukotofumi (古事記) Antik Japonya'nın tarihine dair yazılmış ve bugüne ulaşmış en eski eserdir. Şintoizm'in mukaddes metinlerindendir.<br />
Eser O no Yasumaro tarafından, Hieda no Are'nin ezbere bildiği bir hikâye temel alınarak, 712 yılında[1] imparatorun emriyle yazılmıştır. Yani Kojiki bir hikâye kitabıdır denilebilir. Kojiki'ye devam niteliğinde Nihongi (Nihonşoki) kaleme alınmıştır. Nihongi bir nevi Kojiki'nin yorumudur.<br />
Nihongi'nin aksine, Kojiki resmi bir tarihten bahsetmez. Kami (tanrılar) İzanagi ve Izanami tarafından dünyanın yaratılışıyla başlayan eser, İmparatoriçe Suiko'nun döneminde biter. İnsanlığın başlangıcından bahseden eser birçok Japon mit ve efsanesi barındırır. Kojiki'de devletin ilahi kaynağından da bahsedilir. Ayrıca, bazı şarkılar da içerir<br />
Kojiki üç bölüme ayrılır: Kamitsumaki, Nakatsumaki ve Shimotsumaki.<br />
<br />
Nihongi (日本紀) veya Nihonşoki (日本書紀), Antik Japonya'nın tarihine dair yazılmış ikinci en eski eser. Bu konuda yazılmış en eski metin olan Kojiki'nin bir yorumu niteliğinde olup, Kojiki'ye oranla daha ayrıntılı ve tam bir tarihi içeriğe sahiptir. 720 yılında bitirilmiştir[1]. Şintoizm'in kutsal metinlerindendir.<br />
Metinde Jimmu'nun Kyūshū'daki Hyūga eyaletinden hereket etmesinden günümüz Kansai bölgesindeki Yamato eyaletini fethederek Kashihara-gū sarayı (günümüzde Kashihara Jingū tapınağı)'nda tahta çıkmasına kadarki olayları anlatılmaktadır.<br />
Kojiki gibi, Nihongi de mitolojik hikâyeler ile başlar, ama tarihi olaylar ile devam eder. Ayrıca, erdemli yöneticilerin değerleri ve başarılarıyla, kötü yöneticilerin hatalarına odaklanan bilgiler sunar.<br />
<br />
<br />
Başlığın diğer anlamları için Kami (anlam ayrımı) sayfasına bakınız.<br />
Kami (神) Şintoizm'de kullanılır ve "hayat için önemli olan, rüzgar, yağmur, ağaç, dağ, ırmak ve bereket gibi konsept ve şeylerin şeklini alan kutsal ruhlar" olarak tercüme edilebilir. Bazı kami yerel (lokal) olup, sadece belirli bir yerin ruhu veya koruyucusuyken, diğerleri büyük doğal oluşumlarınları, nesneleri ve işlemleri temsil ederler.<br />
Bir kac kami:<br />
İzanagi<br />
Izanami<br />
Susanoo<br />
Amaterasu<br />
<br />
Susanoo (Japonca すさのお), Japon mitolojisinde denizlerin ve fırtınaların tanrısıdır. Susanoo, Güneş tanrıçası Amaterasu ile Ay tanrısı Tsukuyomi'nin erkek kardeşidir. Üçü de, İzanagi'den, yüzünü yıkayıp yer altı dünyası Yomi'nin kirlerinden arınmak isterken doğmuşlardır. Amaterasu, İzanagi sol gözünü yıkayınca, Tsukuyomi sağ gözünü yıkayınca Susanoo da burnunu yıkayınca doğmuşlardır.[1].<br />
<br />
Amaterasu, (parlak gök anlamında Japonca sözc.), önemli şinto tanrıçası. Japon imparatorluk ailesi bu Güneş tanrıçasının soyundan geldiğini öne sürer. Amaterasu, babası İzanagi'nin sol gözünden doğmuştur[1]. Mitolojide, erkek kardeşi Susanoo'ya kızıp bir mağaraya saklandığı ve dünyayı karanlığa boğduğu anlatılır. Japonya'nın en önemli şinto tapınağı İse'de bu tanrıçaya tapınılır.<br />
Japon mitolojisi'nde cennetin yöneticisi güneş tanrıçası. Adı, cennette ışıldayan - gökyüzünü aydınlatan anlamlarını taşır. İzanagi'nin kızıdır. Japon imparator ailesinin soyunun ondan geldiğine inanılır. Japonların ulusal dini şintoizm'de birbirine eşit güçte olan tanrıların üstünde bulunan tek tanrıdır. Bu dinin en büyük rahibi de japon imparatorudur, bu yüzden imparatora güneşin oğlu denir. Japon inançlarına göre imparator siyasal yetkilerini tanrıça Amaterasu'dan miras yoluyla almıştır. Amaterasu dünya düzenini kurması için torunu Ninighi No Mikoto'yu yeryüzüne göndermiştir. İlk Japon imparatoru Jimmu Tenno'nun bu torunun soyundan türediğine inanılır.<br />
<br />
Izanami (Katakana: イザナミ; Kanji: 伊弉冉尊 veya 伊邪那美命, "davet eden"), Japon mitolojisinde hem yaratıcılık hem de ölüm tanrıçası. Tanrı Izanagi'nin eski karısıdır. Ayrıca Izana-mi, Izanami-no-Mikoto veya Izanami-no-kami.<br />
<br />
İzanagi ile İzanami (Japonca :いざなぎ 及び いざなみ), inanışa göre, gökyüzü ile yeryüzünün kaostan ayrışmasından sonra ortaya çıkan kardeş tanrıların 8. çiftidirler. Gökyüzünün yüzen köprüsünden, tanrısal mücevherlerle süslü bir mızrakla okyanusu karıştırarak ilk kara parçalarını yarattıklarına inanılır. İlk cinsel birleşmeleri sonucunda Hiru-Ko (ひる-こ) (Japonca Sülük Çocuk) adlı sakat bir çocuk doğar. Bu çocuğu sazdan bir sal içerisinde suya bırakırlar. Çocuğun sakatlığını, kadın olduğu için asla ilk konuşmaması gereken İzanami'nin kuralları çiğnemiş olmasına bağlarlar. Yeniden işe başlayarak birçok ada ve tanrı yaratırlar.<br />
Ateş tanrısı Kagutsuçi'nin (Ya da Homusubi -ほむすび-) doğumu sırasında ölümcül yanıklar alan İzanami, karanlıklar ülkesi Yomi'ye gider. İzanagi de onu izler; ama Yomi'nin yiyeceklerini tadan İzanami artık geri dönemez. İzanagi bir ateş yakarak etrafı aydınlatınca, İzanami'nin bedeninin çürümeye başladığını ve kurtçuklarla kaplandığını görür. İzanami'nin buna öfkelenmesi üzerine ayrılırlar.<br />
İzanagi'nin ölülerle kurduğu ilişkiden arınabilmek için denize girerek yıkandığı sırada birçok tanrı ortaya çıkar.<br />
<br />
Güneş tanrısı Amaterasu (ぁまてらす) onun sol gözünden,<br />
Ay tanrısı Tsukiyomi (つきよみ) sağ gözünden,<br />
Fırtına tanrısı Susanoo (すさのお) da burnundan doğar.<br />
Şinto dininde, İzanagi'nin yıkanması önemli bir arınma işlemi sayılan harainin kökeni olarak kabul edilir.<br />
<br />
Bu arada bizde Melekül Mevt(Azrail) Japonların dilinde shinigami diye bilirler.(Onların dilinde Ölüm Tanrısı demekmiş.)Azraile bile tapıyorlar ya tövbe tövbe.Mitleriyle dinleri bütün bunların.Mitlerindeki herşeye taparlar.Bu mitlerin budizm kökeni olanlarıda varda bul bul bitmez.<br />
<br />
İnanmayın bu mitlere.İnsanın imanını tehlikeye atar.<br />
<br />
wikiden alıntıdır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çin Mitolojisi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-cin-mitolojisi</link>
			<pubDate>Wed, 22 May 2013 03:12:41 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=25560">Kutay7889</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-cin-mitolojisi</guid>
			<description><![CDATA[Çin mitolojisi, Çin halk ve kültürünün biriktirdiği mitolojik ve efsanevi söylence, inanç ve tarih anlayışın bütününü tanımlar. Oxford'un Asya Mitolojisi Sözlüğü (A Dictionary of Asian Mythology) Çin mitolojisini tanımlarken şu ifadeye yer verir:<br />
« Çin mitolojisi, ..., tarih, efsane ve mitin bir karışımıdır. [1] »<br />
Tarihçiler Çin mitolojisinin MÖ 12. yüzyıl sıralarında oluşmaya başladığını varsaymaktadır. Çin mitolojisinin en önemli kısmı ise yazılı dönemde, daha sonraları ortaya çıkmıştır. Çin mitolojisi, yaratılış mitleri, halk söylenceleri ile folklorik öğeler, tarihi olaylarla karışmış bir mit yapısı, efsanevi, tanrısal krallar barındıran kral listesi ile göze çarpar.<br />
<br />
Mitin Çin kültüründeki konumu ve Çin miti<br />
<br />
<br />
Çin mitolojisine dair yapılan çağdaş sayılabilecek ilk araştırmalar sonucu oluşan genel kanı Çin kültürünün diğer kültürlerdekinden daha farklı bir şekilde çok az oranda ve etkin olmayan bir mitoloji barındırdığına yönelikti. Buna gösterilen en büyük kanıt Çin mitlerine dair atıfların antik Çin metinlerinde genellikle oldukça parçalanmış bir şekilde bulunmasıydı[2][3]. Bu yazınlarda bir mit bütününden bahsetmek pek olası değilken, büyük mitik temalar da göze çarpmamaktadır[3]. Ek olarak antik Çin yazını büyük oranda anlatılıcılıktan uzaktır ve destansı tondan kaçınır (yani epik anlatılar oldukça zayıftır). Her ne kadar sonraki dönemlerde yapılan çeşitli araştırmalar kozmoloji, din ve felsefesinin metinlerde mitolojiden çok daha fazla bir yer tuttuğu ve önem taşıdığı sonucu çıkarılmış olsa ve dinî bir kültürün mitoloji olmaksızın ortaya çıkabileceği de mümkün olsa da bu Çin dinî düşüncesinin bir mitoloji barındırmadığı ve Çin mitolojisinin var olmadığı veya zayıf olduğu anlamını taşımaz[2]. Özellikle yakın zamanda birçok uzman Çin mitolojisinin olmadığı veya Çin kültürünün mitik öğeler barındırmadığı yönündeki kanıları eleştirmiş ve bunların gerçek olmadığını, çeşitli araştırmalarla, izah etmişlerdir[4][5][3]. Çin edebiyatı ve dili uzmanı Anne Birrell, bir Çin mitolojisi eksikliği veya yokluğu fikrinin yaygın olmasının temel sebebinin "geleneksel Çin'in 'Konfüçyüscü emperyal ideolojisinin' popüler dinî ifadeler ve mitlere pek değer vermemesi ve bu önyargının da Aydınlanma sırasında Avrupalılarca kabul edilmesi ve bunun bugüne kadar sürmesi"[5][6] olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca Birrell, Çin mitolojisinin özgün kaynaklarda parçalanmış bir şekilde bulunmasının bir sorun teşkil etmediği, tam tersine mitograflar ve diğer uzmanlar için olumlu bir şey olabileceğini öne sürmüş ve özellikle Çin mitolojisi uzmanlarından Norman J. Girardot'un yakındığı parçalanmış mit özelliğinin, Çin mitolojisinin Yunan ve Roma mitolojilerinden farklı ve olumlu, yapıcı bir yanı olduğunu ileri sürmüştür[5].<br />
Çin mitolojisinde başlangıç ve sonlar çok büyük bir önem taşır. Bu çok çeşitli yaratılış mitlerinden (kozmogonilerden) ve olayların, icatların, canlıların başlangıcına dair anlatılmış birçok mitten aşikârdır. Çin mitolojisindeki önemli diğer öğeler de evrensel felâketler ve bunların sonucu oluşabilecek yeni yaratılış durumlarıdır. Ayrıca sonraki dönemlere doğru ağırlık kazanan bir başka husus da ideal yönetici fikridir ve Çin mitinde ideal yönetici, imparator fikri ve ilgili mitler çok büyük önem taşımaktadır[7]. Antik zamanlarda hayvan-ata fikri, kabile vurgusu yaygınken daha sonraki dönemlerde tanrılar, insanlar ve hayvanlar belirli bir düzen içerisine oturtulmuş ve birbirlerine eski dönemlere oranla daha yabancı ve muhalif birer konuma getirilmiştirler. Sonra dönemlerdeki felsefî yükselişle birlikte bu mitlerin karakteri hakim felsefî fikre göre uyarlanmış olsa da eski dönemlerde çeşitli felâket mitleri ile kabilelere ilişkin yaratılış ve köken mitlerinin varlığı bilinmektedir. Sonraki dönemin bir farklılığı da kaostan düzene geçiş motifinin kaos ile ilişkilendirilmiş motiflerle düzen ve ahenk ile ilişkilendirilmiş motiflerin arasındaki kavgaya yapılan vurgular, Tanrı'ya inanç içermeyen çeşitli inançlar ve kozmogonik yaklaşımlar içermesidir[7]. Yine bu dönemde daha da sonraları birer ideal yönetici örneği ve tasviri olacak çeşitli mitik ve tarihî öğeleri birarada barındıran imparatorlar ortaya çıkacaktır. Tüm bu geçişlerin sebebinin gerek siyasî, gerek toplumsal, gerekse felsefî değişimlerin sonucu olduğu kabul edilmektedir[7].<br />
Çin mitolojisi, Budizmin Çin'de yayılmasıyla birlikte farklılaşmıştır. Bu sebeple Budizm öncesi Çin mitolojisi ile Budizm sonrası Çin mitolojisi, birbirine çok benzemekle birlikte, farklılıklar içerirler ve Budizm sonrası Çin mitolojisinde senkterizm yoğun biçimde görülmektedir. Mitlerde Budist kökenli öğeler, kahramanlar ile Daoist kökenli öğeler ve kahramanlar karışık biçimde yer aldıkları gibi bazen aynı kahraman hem Budist hem de Daoist özellikler sergileyebilir. Budizm öncesindeki Çin mitolojisine dair kaynaklar azdır ve bugün bu alandaki çalışmaların çoğu, görece konu aldığı zamandan daha yeni sayılabilecek, Konfüçyüsçü metinlerdendir. Çin mitolojisinin çok yoğun bir siyasî karakteri vardır; sonradan gelen Konfüçyüsçü alimler ve yazarlar mitleri genelde siyasî ve tarihî gerçeklikler olarak yorumlamış; bunlara siyasî ve tarihi anlamlar yüklemişlerdir. Örneğin "iyi imparator" ile "kötü imparator" gibi siyasî ve toplumsal fikirlerini bu mitlerde tarihî birer ibret ve nasihat kıssası olarak kaydetmişlerdir[1].<br />
<br />
Çin Mitlerinde Büyük Tufan<br />
Birçok mitolojide kendisine yer edinen tufan fenomeni, Çin mitolojisinde de kendisine yer edinir.<br />
Büyük bir tufanı konu alan bir mitte Nü Wa ve hem erkek kardeşi hem de eşi olduğuna inanılan Fu Xi bir çiftçinin çocukları olarak yer alırlar[15]. Çiftçi bir gün Gök Gürültüsünü yakalar ve hapseder. Pazara inmesi gerektiğinde, çocuklarına ne olursa olsun Gök Gürültüsü'ne su vermemeleri gerektiğini tembih eder fakat o gittikten sonra kızı Gök Gürültüsü'ne su verir. Bunun üzerine hapsedildiği yerden bir anda taşarak çıkan Gök Gürültüsü iki kardeşe ağzından bir diş verir; onlara dişi ekmeleri söyler. Eve döndüğünde çiftçi olanları anlar ve büyük bir fırtınanın vuku bulacağını sezerek demirden bir gemi inşa etmeye başlar. Çocuklar ise dişi ekerler. Ekilen yerden bir asma türer ve asmada büyük bir su kabağı büyür. Su kabağının içini açan kardeşler, içinde de ektikleri dişe benzer birçok dişin olduğunu görürler. Fırtına yaklaşırken su kabağının içindekileri çıkarırlar ve tam zamanında su kabağına binerler. Çiftçi ise bitirdiği gemisine biner. Uzun bir süre fırtına devam eder ve sular cennete kadar yükselir. Bu gerçekleşince cennetin kapısına vuran çiftçi cennetekileri kızdırır ve cennetekiler suyun bir anda çekilmesini sağlarlar. Altlarındaki suyun bir anda çekilmesi sonucu iki gemi de bir anda yere düşer. Çiftçinin demir gemisi yere çarpar ve parçalanır, çiftçi de bu esnada ölür. Çocukların yumuşak olan su kabağı ise hafifçe yere iner. Dünya'da yaşayan tek kişiler artık kardeşlerdir. Bunlara bu olaydan sonra "Fu Xi Kardeşler" ismi verilir; Fu Xi Çince su kabağı anlamına gelmektedir. Kardeşler evlenir ve kız kardeş hamile kalır, bir et parçası doğurur. Bunun üzerine et parçasını küçük parçalara böler ve bir kâğıda sararlar. Fakat esen rüzgâr sonucu et parçaları etrafa dağılır. Bu et parçalarından da insanlar oluşur[15].<br />
Bir başka büyük tufan miti ise İmparator Yu ile ilişkilidir. Bu mite göre Yu'nun babası Gun Yao tarafından Sarı Nehrin taşması sonucu oluşan selin kontrol altında tutulması ile görevlendirilir fakat sorunu 9 yıl boyunca çözemez. Bu sebeple Shun tarafından öldürülür ve Yu babasının yerine getirilir. Yu birçok kanal ve set inşa ettirir ve zorluk içinde geçen 13 yıl sonra sel sorunu çözülmüş olur. Shun, Yu'ya tımar vererek onu ödüllendirir ve ölürken egemenliğini Yu'ya bırakır. Bütük Tufanı kontrol altına alması sebebiyle genellikle Büyük Yu (大禹) olarak anılır. Ayrıca, kendisinden önceki imparatorlar gibi, İmparator Yu (帝禹) olarak da anıldığı olur. Yu'ya dair bu anlatılar klasik Shu jing ve Shi jing en eski kısımlarında kendilerine yer bulmuşturlar[16].<br />
<br />
Flood Saymayın.<br />
<br />
Sekiz Ölümsüz<br />
<br />
<br />
Sekiz Ölümsüzün denizi geçişini gösteren bir betimleme.<br />
Çin mitolojisindeki Daoist geleneğin bir diğer önemli öğesini de Sekiz Ölümsüz olarak adlandırılan sekiz kişi ve onlarla ilgili mitlerdir. Anlatılara göre bu sekiz kişi aslında oldukça sıradan kişilerdir fakat Daoizmin temel fikriyatını mükemmel bir şekilde uygulamış, hayatın özüyle mükemmel bir şekilde birleşmişler ve bu sebeple de ölümsüzlüğe hak kazanmışlardır. Sekiz Ölümsüze dair ilk anlatıların tam olarak ne zaman çıktığı bilinmemektedir. Bununla birlikte genel kanı 14. yüzyıl civarında, yani diğer mitlere oranla oldukça geç ortaya çıktığına yöneliktir[25]. Penglai Dağı Adasında yaşadıklarına inanılan Sekiz Ölümsüzün çoğunluğunun Tang veya Song Hanedanlığı zamanında doğduğu söylenmektedir.<br />
Bahsi geçen Sekiz Ölümsüzün şu kişiler olduğuna inanılmıştır:<br />
He Xiangu (veya Ölümsüz Kadın He),<br />
Cao Guojiu (veya Asil Amca Cao),<br />
Li Tieguai,<br />
Lan Caihe,<br />
Lü Dongbin,<br />
Han Xiang (Han Xiang Zi veya Filozof Han Xiang),<br />
Zhang Guo (Zhang Guo Lao veya Zhang Guo Ata), ve<br />
Zhongli Quan.<br />
Her ne kadar Sekiz Ölümsüz kişiden hangisinin ilk kez ölümsüzlüğe ulaştığı tartışmalı da olsa, genel kanı Li Tieguai'nin ölümsüzlüğe ilk ulaşanları olduğudur. Li Tieguai topaldı; bununla birlikte doğuştan mı yoksa sonradan mı topal olduğu tartışmalıdır. Yine de özellikle sonraki dönemlerde, genellikle sonradan topal olduğu görüşü yaygınlık kazanmıştır. Bu görüş bir mite dayanmaktadır: ruhu Daoizmin kurucusu Laozi'nin bir çağrısı üzerine bedenini geride bir öğrencisine emanet bırakır ve eğer yedi gün içerisinde dönmezse bedenini yakmasını zira o süre zarfında dönmezse tamamen ruha dönüşeceği, mükemmeliyeti yakalamış olacağını öğütler. Altıncı günde annesinin ölümcül bir şekilde hasta olduğu haberini alan öğrencisi, üstadının büyük ihtimalle zaten mükemmeliyete ulaşmış olduğunu düşünerek bedeni yakar; oysa durum bu değildir ve dönen Li vücudunun külleriyle karşılaşır. Bunun üzerine kendisine uygun bir vücut ararken yeni ölmüş topal bir dilencinin cesedini görür ve buraya yerleşir. Mitler Li Tieguai'nin topallığını işte bu anlatıyla açıklamaktadırlar. Mitlere göre sofu bir hayattan sonra bir gün Laozi, Li Tieguai'yi insan formunda ziyaret etmiş ve onu sınamıştır. Sınamalardan başarıyla çıkan Li Tieguai'ye ölümsüzlük verilir.<br />
[değiştir]Okçu Yi<br />
<br />
<br />
Ay'a doğru hızla yükselen Heng E ve geride kalan eşi okçu Hou Yi.<br />
Daha sonraları Çin kültürü ve foklorunda önemli bir yere sahip olacak bir kahraman da okçu Hou Yi'dir. Mitlere göre eskiden 10 farklı güneş bulunurdu. Bunlar Doğu Cennetinin tanrısı Di Jun ve tanrıça Xi He'nin çocuklarıydılar[26]. İçlerinde birer karga kuşu barındıran bu güneşlerden biri, sırası geldiğinde, kuşun yardımıyla havalanır ve dünyayı ısıtırdı. Böylece her gün 10 güneşten biri iş yapar, diğerleri dinlenirdi ve sırasıyla her güneş dünyayı ısıtırdı. Fakat kesin olmayan sebeplerle, İmparator Yao'nun zamanında bu güneşlerin hepsi birden göğe çıkarlar. Mitlere göre on güneşin birden aydınlatması ve ısıtması, arzdakileri perişan eder ve yoğun bir ısı ile kuraklık başlar. Bunun üzerine İmparator Yao tanrılara yakarır ve tanrı Di Jun sorunu halletmesi için bilinen en usta okçu olan ölümsüz okçu Yi'yi görevlendirir. Her ne kadar Yi başlarda sorunu barışçıl yollarla çözmek istese de, yeryüzünün gördüğü zarar karşısında hemen harekete geçmek ister ve gökyüzündeki güneşleri taşıyan kuşları, tek bir tanesi kalıncaya kadar, bir bir vurur[26]. Böylece, efsaneye göre, artık sadece bir tane güneş vardır. Fakat mitler okçu Yi'nin serüveninin burada bitirmezler; tanrı Di Jun Yi'nin meseleyi barışçıl yollarla çözmek ve çocuklarını kendisine geri getirmek yerine onları öldürmesine çok kızar ve Yi'nin ölümsüzlüğünü alarak onu dünyaya mahkûm eder. Yeniden ölümsüz olma arzusuyla Batı'nın efsanevi ana kraliçesi Xi Wang Mu'ya gider. Xi Wang Mu'ya ölümsüzlük iksiri için bir saray inşa eder ve inşaatın sonunda kraliçeden ölümsüzlüğün iksirini barındıran bir hap alır. Mitlere göre yurduna tekrar döndüğünde Yi'nin yapması gereken bazı önemli ve acil işler çıkar; hapı evinde bir rafın üzerine koyan Yi bu işlerle ilgilenmek için hemen yolculuğa çıkar. Bir süre sonra hafif bir parıltıyla parlayan hapı fark eden Yi'nin eşi Heng E hapı alıp incelemeye başlar, tam o sırada kocasının ayak seslerini duyar ve paniğe kapılıp hapı yutar. Çok büyük bir parlamanın ardından ölümsüzlüğe erişen Heng E göğe doğru yükselir ve Ay'a ulaşır. Çin mitolojisinde daha sonraları Heng E'nin adı, Chang E olarak değiştirilir ve ona bir ay tanrıçası olarak tapınılmaya başlanır[27]. Bu noktadan sonra hikâye farklı mitlerde farklı şekillerde ele alınır. Bazılarında Yi asla ölümsüzlüğü kazanamaz ve sonunda bir fani olarak ölür[28], bazılarında ise tanrılar onun yakarışları ve hüznü sebebiyle ona merhamet eder ve onu güneş tanrısı yaparlar[27]. Böylece Heng E'nin, Ay ile temsil ettiği yin, Yinin, Güneş ile temsil ettiği yang sayesinde bir dengeye oturur[27]. Güz Ortası Festivali günümüzde kaynağını bu efsaneden alan bir bayram olarak kutlanmaktadır. Chang E'nın ismi bu efsaneye ithafen 2008'de Çin Halk Cumhuriyeti'nin gözlem amacıyla ayın yörüngesine gönderdiği insansız uzay aracına verilmiştir.<br />
[değiştir]Beş Element<br />
<br />
Vu Şing (五行, pinyin: wǔxíng) yani Beş Element Çin mitolojisi ve kültürü açısından çok önemli bir kavramdır. Beş Element kavramı tüm doğal fenomenleri ve bunların birbirleriyle olan ilişkilerini açıklamakta kullanılır ve mitte önemli bir yere sahip olduğu gibi Çin kültüründe yönlendirici role sahip olan kozmoloji ve felsefe için de çok önemli anlamlar taşır. Çin kültürüne göre bu beş element şunlardır:<br />
metal (金; pinyin: jīn)<br />
tahta (木; pinyin: mù)<br />
su (水; pinyin: shuǐ)<br />
ateş (火; pinyin: huǒ)<br />
toprak (土; pinyin: tǔ).<br />
İki Denge Döngüsü olduğuna inanılır; biri yaratılış diğer ise yok ediş döngüsüdür. Yaratılış döngüsüne göre: tahta ateşi besler, ateş toprağı (külü) oluşturur, toprak metali doğurur, metal suyu toplar, su da tahtayı besler. Yok ediş döngüsü ise şöylerdir: tahta topraktan ayrılır, toprak suyu emer, su ateşi söndürür, ateş metali eritir ve metal tahtayı keser.<br />
Yaratıcı tanrı Pan Gu'ya ilişkin bir yaratılış mitinde, Pan Gu'nun Beş Elementten doğduğu belirtilir. Bu mite göre doğumundan sonra Pan Gu Dünya ve Göğü (Cenneti) bir çekiç ve iskarpela yardımıyla yaratır[11].<br />
Bir mite gören Huang Di ile Yan Di'nin arasında geçen savaşta elementler önemli bir rol oynamıştır. Eski kaynaklarda mit aktarılırken, Huang Di'nin suyu kullanarak, Yan Di'nin ise ateşi kullanarak savaştığına değinilir ve bu mit içerisinde önemli bir yere sahiptir[29]. Sonuçta savaşı su kazanır ve galip Huang Di olur. Yan Di'nin yaşlıyken Huang Di'nin daha genç olması da bazı anlatılarda vurgulanmıştır. Kaybeden Yan Di ise güneye kaçar.<br />
Alıntıdır. wikipedia]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çin mitolojisi, Çin halk ve kültürünün biriktirdiği mitolojik ve efsanevi söylence, inanç ve tarih anlayışın bütününü tanımlar. Oxford'un Asya Mitolojisi Sözlüğü (A Dictionary of Asian Mythology) Çin mitolojisini tanımlarken şu ifadeye yer verir:<br />
« Çin mitolojisi, ..., tarih, efsane ve mitin bir karışımıdır. [1] »<br />
Tarihçiler Çin mitolojisinin MÖ 12. yüzyıl sıralarında oluşmaya başladığını varsaymaktadır. Çin mitolojisinin en önemli kısmı ise yazılı dönemde, daha sonraları ortaya çıkmıştır. Çin mitolojisi, yaratılış mitleri, halk söylenceleri ile folklorik öğeler, tarihi olaylarla karışmış bir mit yapısı, efsanevi, tanrısal krallar barındıran kral listesi ile göze çarpar.<br />
<br />
Mitin Çin kültüründeki konumu ve Çin miti<br />
<br />
<br />
Çin mitolojisine dair yapılan çağdaş sayılabilecek ilk araştırmalar sonucu oluşan genel kanı Çin kültürünün diğer kültürlerdekinden daha farklı bir şekilde çok az oranda ve etkin olmayan bir mitoloji barındırdığına yönelikti. Buna gösterilen en büyük kanıt Çin mitlerine dair atıfların antik Çin metinlerinde genellikle oldukça parçalanmış bir şekilde bulunmasıydı[2][3]. Bu yazınlarda bir mit bütününden bahsetmek pek olası değilken, büyük mitik temalar da göze çarpmamaktadır[3]. Ek olarak antik Çin yazını büyük oranda anlatılıcılıktan uzaktır ve destansı tondan kaçınır (yani epik anlatılar oldukça zayıftır). Her ne kadar sonraki dönemlerde yapılan çeşitli araştırmalar kozmoloji, din ve felsefesinin metinlerde mitolojiden çok daha fazla bir yer tuttuğu ve önem taşıdığı sonucu çıkarılmış olsa ve dinî bir kültürün mitoloji olmaksızın ortaya çıkabileceği de mümkün olsa da bu Çin dinî düşüncesinin bir mitoloji barındırmadığı ve Çin mitolojisinin var olmadığı veya zayıf olduğu anlamını taşımaz[2]. Özellikle yakın zamanda birçok uzman Çin mitolojisinin olmadığı veya Çin kültürünün mitik öğeler barındırmadığı yönündeki kanıları eleştirmiş ve bunların gerçek olmadığını, çeşitli araştırmalarla, izah etmişlerdir[4][5][3]. Çin edebiyatı ve dili uzmanı Anne Birrell, bir Çin mitolojisi eksikliği veya yokluğu fikrinin yaygın olmasının temel sebebinin "geleneksel Çin'in 'Konfüçyüscü emperyal ideolojisinin' popüler dinî ifadeler ve mitlere pek değer vermemesi ve bu önyargının da Aydınlanma sırasında Avrupalılarca kabul edilmesi ve bunun bugüne kadar sürmesi"[5][6] olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca Birrell, Çin mitolojisinin özgün kaynaklarda parçalanmış bir şekilde bulunmasının bir sorun teşkil etmediği, tam tersine mitograflar ve diğer uzmanlar için olumlu bir şey olabileceğini öne sürmüş ve özellikle Çin mitolojisi uzmanlarından Norman J. Girardot'un yakındığı parçalanmış mit özelliğinin, Çin mitolojisinin Yunan ve Roma mitolojilerinden farklı ve olumlu, yapıcı bir yanı olduğunu ileri sürmüştür[5].<br />
Çin mitolojisinde başlangıç ve sonlar çok büyük bir önem taşır. Bu çok çeşitli yaratılış mitlerinden (kozmogonilerden) ve olayların, icatların, canlıların başlangıcına dair anlatılmış birçok mitten aşikârdır. Çin mitolojisindeki önemli diğer öğeler de evrensel felâketler ve bunların sonucu oluşabilecek yeni yaratılış durumlarıdır. Ayrıca sonraki dönemlere doğru ağırlık kazanan bir başka husus da ideal yönetici fikridir ve Çin mitinde ideal yönetici, imparator fikri ve ilgili mitler çok büyük önem taşımaktadır[7]. Antik zamanlarda hayvan-ata fikri, kabile vurgusu yaygınken daha sonraki dönemlerde tanrılar, insanlar ve hayvanlar belirli bir düzen içerisine oturtulmuş ve birbirlerine eski dönemlere oranla daha yabancı ve muhalif birer konuma getirilmiştirler. Sonra dönemlerdeki felsefî yükselişle birlikte bu mitlerin karakteri hakim felsefî fikre göre uyarlanmış olsa da eski dönemlerde çeşitli felâket mitleri ile kabilelere ilişkin yaratılış ve köken mitlerinin varlığı bilinmektedir. Sonraki dönemin bir farklılığı da kaostan düzene geçiş motifinin kaos ile ilişkilendirilmiş motiflerle düzen ve ahenk ile ilişkilendirilmiş motiflerin arasındaki kavgaya yapılan vurgular, Tanrı'ya inanç içermeyen çeşitli inançlar ve kozmogonik yaklaşımlar içermesidir[7]. Yine bu dönemde daha da sonraları birer ideal yönetici örneği ve tasviri olacak çeşitli mitik ve tarihî öğeleri birarada barındıran imparatorlar ortaya çıkacaktır. Tüm bu geçişlerin sebebinin gerek siyasî, gerek toplumsal, gerekse felsefî değişimlerin sonucu olduğu kabul edilmektedir[7].<br />
Çin mitolojisi, Budizmin Çin'de yayılmasıyla birlikte farklılaşmıştır. Bu sebeple Budizm öncesi Çin mitolojisi ile Budizm sonrası Çin mitolojisi, birbirine çok benzemekle birlikte, farklılıklar içerirler ve Budizm sonrası Çin mitolojisinde senkterizm yoğun biçimde görülmektedir. Mitlerde Budist kökenli öğeler, kahramanlar ile Daoist kökenli öğeler ve kahramanlar karışık biçimde yer aldıkları gibi bazen aynı kahraman hem Budist hem de Daoist özellikler sergileyebilir. Budizm öncesindeki Çin mitolojisine dair kaynaklar azdır ve bugün bu alandaki çalışmaların çoğu, görece konu aldığı zamandan daha yeni sayılabilecek, Konfüçyüsçü metinlerdendir. Çin mitolojisinin çok yoğun bir siyasî karakteri vardır; sonradan gelen Konfüçyüsçü alimler ve yazarlar mitleri genelde siyasî ve tarihî gerçeklikler olarak yorumlamış; bunlara siyasî ve tarihi anlamlar yüklemişlerdir. Örneğin "iyi imparator" ile "kötü imparator" gibi siyasî ve toplumsal fikirlerini bu mitlerde tarihî birer ibret ve nasihat kıssası olarak kaydetmişlerdir[1].<br />
<br />
Çin Mitlerinde Büyük Tufan<br />
Birçok mitolojide kendisine yer edinen tufan fenomeni, Çin mitolojisinde de kendisine yer edinir.<br />
Büyük bir tufanı konu alan bir mitte Nü Wa ve hem erkek kardeşi hem de eşi olduğuna inanılan Fu Xi bir çiftçinin çocukları olarak yer alırlar[15]. Çiftçi bir gün Gök Gürültüsünü yakalar ve hapseder. Pazara inmesi gerektiğinde, çocuklarına ne olursa olsun Gök Gürültüsü'ne su vermemeleri gerektiğini tembih eder fakat o gittikten sonra kızı Gök Gürültüsü'ne su verir. Bunun üzerine hapsedildiği yerden bir anda taşarak çıkan Gök Gürültüsü iki kardeşe ağzından bir diş verir; onlara dişi ekmeleri söyler. Eve döndüğünde çiftçi olanları anlar ve büyük bir fırtınanın vuku bulacağını sezerek demirden bir gemi inşa etmeye başlar. Çocuklar ise dişi ekerler. Ekilen yerden bir asma türer ve asmada büyük bir su kabağı büyür. Su kabağının içini açan kardeşler, içinde de ektikleri dişe benzer birçok dişin olduğunu görürler. Fırtına yaklaşırken su kabağının içindekileri çıkarırlar ve tam zamanında su kabağına binerler. Çiftçi ise bitirdiği gemisine biner. Uzun bir süre fırtına devam eder ve sular cennete kadar yükselir. Bu gerçekleşince cennetin kapısına vuran çiftçi cennetekileri kızdırır ve cennetekiler suyun bir anda çekilmesini sağlarlar. Altlarındaki suyun bir anda çekilmesi sonucu iki gemi de bir anda yere düşer. Çiftçinin demir gemisi yere çarpar ve parçalanır, çiftçi de bu esnada ölür. Çocukların yumuşak olan su kabağı ise hafifçe yere iner. Dünya'da yaşayan tek kişiler artık kardeşlerdir. Bunlara bu olaydan sonra "Fu Xi Kardeşler" ismi verilir; Fu Xi Çince su kabağı anlamına gelmektedir. Kardeşler evlenir ve kız kardeş hamile kalır, bir et parçası doğurur. Bunun üzerine et parçasını küçük parçalara böler ve bir kâğıda sararlar. Fakat esen rüzgâr sonucu et parçaları etrafa dağılır. Bu et parçalarından da insanlar oluşur[15].<br />
Bir başka büyük tufan miti ise İmparator Yu ile ilişkilidir. Bu mite göre Yu'nun babası Gun Yao tarafından Sarı Nehrin taşması sonucu oluşan selin kontrol altında tutulması ile görevlendirilir fakat sorunu 9 yıl boyunca çözemez. Bu sebeple Shun tarafından öldürülür ve Yu babasının yerine getirilir. Yu birçok kanal ve set inşa ettirir ve zorluk içinde geçen 13 yıl sonra sel sorunu çözülmüş olur. Shun, Yu'ya tımar vererek onu ödüllendirir ve ölürken egemenliğini Yu'ya bırakır. Bütük Tufanı kontrol altına alması sebebiyle genellikle Büyük Yu (大禹) olarak anılır. Ayrıca, kendisinden önceki imparatorlar gibi, İmparator Yu (帝禹) olarak da anıldığı olur. Yu'ya dair bu anlatılar klasik Shu jing ve Shi jing en eski kısımlarında kendilerine yer bulmuşturlar[16].<br />
<br />
Flood Saymayın.<br />
<br />
Sekiz Ölümsüz<br />
<br />
<br />
Sekiz Ölümsüzün denizi geçişini gösteren bir betimleme.<br />
Çin mitolojisindeki Daoist geleneğin bir diğer önemli öğesini de Sekiz Ölümsüz olarak adlandırılan sekiz kişi ve onlarla ilgili mitlerdir. Anlatılara göre bu sekiz kişi aslında oldukça sıradan kişilerdir fakat Daoizmin temel fikriyatını mükemmel bir şekilde uygulamış, hayatın özüyle mükemmel bir şekilde birleşmişler ve bu sebeple de ölümsüzlüğe hak kazanmışlardır. Sekiz Ölümsüze dair ilk anlatıların tam olarak ne zaman çıktığı bilinmemektedir. Bununla birlikte genel kanı 14. yüzyıl civarında, yani diğer mitlere oranla oldukça geç ortaya çıktığına yöneliktir[25]. Penglai Dağı Adasında yaşadıklarına inanılan Sekiz Ölümsüzün çoğunluğunun Tang veya Song Hanedanlığı zamanında doğduğu söylenmektedir.<br />
Bahsi geçen Sekiz Ölümsüzün şu kişiler olduğuna inanılmıştır:<br />
He Xiangu (veya Ölümsüz Kadın He),<br />
Cao Guojiu (veya Asil Amca Cao),<br />
Li Tieguai,<br />
Lan Caihe,<br />
Lü Dongbin,<br />
Han Xiang (Han Xiang Zi veya Filozof Han Xiang),<br />
Zhang Guo (Zhang Guo Lao veya Zhang Guo Ata), ve<br />
Zhongli Quan.<br />
Her ne kadar Sekiz Ölümsüz kişiden hangisinin ilk kez ölümsüzlüğe ulaştığı tartışmalı da olsa, genel kanı Li Tieguai'nin ölümsüzlüğe ilk ulaşanları olduğudur. Li Tieguai topaldı; bununla birlikte doğuştan mı yoksa sonradan mı topal olduğu tartışmalıdır. Yine de özellikle sonraki dönemlerde, genellikle sonradan topal olduğu görüşü yaygınlık kazanmıştır. Bu görüş bir mite dayanmaktadır: ruhu Daoizmin kurucusu Laozi'nin bir çağrısı üzerine bedenini geride bir öğrencisine emanet bırakır ve eğer yedi gün içerisinde dönmezse bedenini yakmasını zira o süre zarfında dönmezse tamamen ruha dönüşeceği, mükemmeliyeti yakalamış olacağını öğütler. Altıncı günde annesinin ölümcül bir şekilde hasta olduğu haberini alan öğrencisi, üstadının büyük ihtimalle zaten mükemmeliyete ulaşmış olduğunu düşünerek bedeni yakar; oysa durum bu değildir ve dönen Li vücudunun külleriyle karşılaşır. Bunun üzerine kendisine uygun bir vücut ararken yeni ölmüş topal bir dilencinin cesedini görür ve buraya yerleşir. Mitler Li Tieguai'nin topallığını işte bu anlatıyla açıklamaktadırlar. Mitlere göre sofu bir hayattan sonra bir gün Laozi, Li Tieguai'yi insan formunda ziyaret etmiş ve onu sınamıştır. Sınamalardan başarıyla çıkan Li Tieguai'ye ölümsüzlük verilir.<br />
[değiştir]Okçu Yi<br />
<br />
<br />
Ay'a doğru hızla yükselen Heng E ve geride kalan eşi okçu Hou Yi.<br />
Daha sonraları Çin kültürü ve foklorunda önemli bir yere sahip olacak bir kahraman da okçu Hou Yi'dir. Mitlere göre eskiden 10 farklı güneş bulunurdu. Bunlar Doğu Cennetinin tanrısı Di Jun ve tanrıça Xi He'nin çocuklarıydılar[26]. İçlerinde birer karga kuşu barındıran bu güneşlerden biri, sırası geldiğinde, kuşun yardımıyla havalanır ve dünyayı ısıtırdı. Böylece her gün 10 güneşten biri iş yapar, diğerleri dinlenirdi ve sırasıyla her güneş dünyayı ısıtırdı. Fakat kesin olmayan sebeplerle, İmparator Yao'nun zamanında bu güneşlerin hepsi birden göğe çıkarlar. Mitlere göre on güneşin birden aydınlatması ve ısıtması, arzdakileri perişan eder ve yoğun bir ısı ile kuraklık başlar. Bunun üzerine İmparator Yao tanrılara yakarır ve tanrı Di Jun sorunu halletmesi için bilinen en usta okçu olan ölümsüz okçu Yi'yi görevlendirir. Her ne kadar Yi başlarda sorunu barışçıl yollarla çözmek istese de, yeryüzünün gördüğü zarar karşısında hemen harekete geçmek ister ve gökyüzündeki güneşleri taşıyan kuşları, tek bir tanesi kalıncaya kadar, bir bir vurur[26]. Böylece, efsaneye göre, artık sadece bir tane güneş vardır. Fakat mitler okçu Yi'nin serüveninin burada bitirmezler; tanrı Di Jun Yi'nin meseleyi barışçıl yollarla çözmek ve çocuklarını kendisine geri getirmek yerine onları öldürmesine çok kızar ve Yi'nin ölümsüzlüğünü alarak onu dünyaya mahkûm eder. Yeniden ölümsüz olma arzusuyla Batı'nın efsanevi ana kraliçesi Xi Wang Mu'ya gider. Xi Wang Mu'ya ölümsüzlük iksiri için bir saray inşa eder ve inşaatın sonunda kraliçeden ölümsüzlüğün iksirini barındıran bir hap alır. Mitlere göre yurduna tekrar döndüğünde Yi'nin yapması gereken bazı önemli ve acil işler çıkar; hapı evinde bir rafın üzerine koyan Yi bu işlerle ilgilenmek için hemen yolculuğa çıkar. Bir süre sonra hafif bir parıltıyla parlayan hapı fark eden Yi'nin eşi Heng E hapı alıp incelemeye başlar, tam o sırada kocasının ayak seslerini duyar ve paniğe kapılıp hapı yutar. Çok büyük bir parlamanın ardından ölümsüzlüğe erişen Heng E göğe doğru yükselir ve Ay'a ulaşır. Çin mitolojisinde daha sonraları Heng E'nin adı, Chang E olarak değiştirilir ve ona bir ay tanrıçası olarak tapınılmaya başlanır[27]. Bu noktadan sonra hikâye farklı mitlerde farklı şekillerde ele alınır. Bazılarında Yi asla ölümsüzlüğü kazanamaz ve sonunda bir fani olarak ölür[28], bazılarında ise tanrılar onun yakarışları ve hüznü sebebiyle ona merhamet eder ve onu güneş tanrısı yaparlar[27]. Böylece Heng E'nin, Ay ile temsil ettiği yin, Yinin, Güneş ile temsil ettiği yang sayesinde bir dengeye oturur[27]. Güz Ortası Festivali günümüzde kaynağını bu efsaneden alan bir bayram olarak kutlanmaktadır. Chang E'nın ismi bu efsaneye ithafen 2008'de Çin Halk Cumhuriyeti'nin gözlem amacıyla ayın yörüngesine gönderdiği insansız uzay aracına verilmiştir.<br />
[değiştir]Beş Element<br />
<br />
Vu Şing (五行, pinyin: wǔxíng) yani Beş Element Çin mitolojisi ve kültürü açısından çok önemli bir kavramdır. Beş Element kavramı tüm doğal fenomenleri ve bunların birbirleriyle olan ilişkilerini açıklamakta kullanılır ve mitte önemli bir yere sahip olduğu gibi Çin kültüründe yönlendirici role sahip olan kozmoloji ve felsefe için de çok önemli anlamlar taşır. Çin kültürüne göre bu beş element şunlardır:<br />
metal (金; pinyin: jīn)<br />
tahta (木; pinyin: mù)<br />
su (水; pinyin: shuǐ)<br />
ateş (火; pinyin: huǒ)<br />
toprak (土; pinyin: tǔ).<br />
İki Denge Döngüsü olduğuna inanılır; biri yaratılış diğer ise yok ediş döngüsüdür. Yaratılış döngüsüne göre: tahta ateşi besler, ateş toprağı (külü) oluşturur, toprak metali doğurur, metal suyu toplar, su da tahtayı besler. Yok ediş döngüsü ise şöylerdir: tahta topraktan ayrılır, toprak suyu emer, su ateşi söndürür, ateş metali eritir ve metal tahtayı keser.<br />
Yaratıcı tanrı Pan Gu'ya ilişkin bir yaratılış mitinde, Pan Gu'nun Beş Elementten doğduğu belirtilir. Bu mite göre doğumundan sonra Pan Gu Dünya ve Göğü (Cenneti) bir çekiç ve iskarpela yardımıyla yaratır[11].<br />
Bir mite gören Huang Di ile Yan Di'nin arasında geçen savaşta elementler önemli bir rol oynamıştır. Eski kaynaklarda mit aktarılırken, Huang Di'nin suyu kullanarak, Yan Di'nin ise ateşi kullanarak savaştığına değinilir ve bu mit içerisinde önemli bir yere sahiptir[29]. Sonuçta savaşı su kazanır ve galip Huang Di olur. Yan Di'nin yaşlıyken Huang Di'nin daha genç olması da bazı anlatılarda vurgulanmıştır. Kaybeden Yan Di ise güneye kaçar.<br />
Alıntıdır. wikipedia]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[yunan mitolojisi- medusa]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-yunan-mitolojisi-medusa</link>
			<pubDate>Thu, 07 Apr 2011 23:18:24 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=253">kaba_kulak</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-yunan-mitolojisi-medusa</guid>
			<description><![CDATA[Medusa, Yunan mitolojisinde gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan yılan saçlı, keskin dişli, dişi canavar.<br />
<br />
<br />
Medusa hayata çok güzel bir kız olarak başladığında, Athena onu çok kıskanmıştı. Poseidon'un Medusa'nın güzelliğinden başı öylesine dönmüştü ki, ona Athena'nın tapınaklarından birinde sahip oldu. Bu Athena için son derece aşağılayıcı bir davranıştı, o da Medusa'yı bir Gorgon yaparak cezalandırdı. Medusa, bir insan olarak doğduğu için ölümlüydü.<br />
<br />
 <br />
Yerebatan Sarnıcı'ndaki medusaBu cezayla yetinmeyen Athena, daha sonra, Perseus'a onu yakalayıp öldürmesi için yardım etti. Perseus, Medusa'nın başını kestiğinde, Poseidon'dan olan çocukları Pegasus ve Chrysaor dışarı fırladı. Kan damlaları Libya çöllerinde birer yılana dönüştüler. Daha sonraları bu yılanlardan biri Mopsus'u öldürmüştür.<br />
<br />
Perseus Medusa'nın kestiği kafasını alıp gittikten sonra, Athena olay yerine geldi. Medusa'dan geriye ne kaldıysa inceledi. Derisini yüzüp Aegis'in markası yaptı. İki damla kanını da Kral Erichthonius'a biri hastalıklara deva, diğeri öldürücü bir zehir olarak hediye etti.<br />
<br />
<img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/0/00/Medusa_by_Caravaggio.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Medusa_by_Caravaggio.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
barok dönemi ressamı caravaggio'nun medusası<br />
<br />
<img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/a/ae/Ters_medusa.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Ters_medusa.jpg]" class="mycode_img" /><br />
yerebatan sarnıcındaki medusa]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Medusa, Yunan mitolojisinde gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan yılan saçlı, keskin dişli, dişi canavar.<br />
<br />
<br />
Medusa hayata çok güzel bir kız olarak başladığında, Athena onu çok kıskanmıştı. Poseidon'un Medusa'nın güzelliğinden başı öylesine dönmüştü ki, ona Athena'nın tapınaklarından birinde sahip oldu. Bu Athena için son derece aşağılayıcı bir davranıştı, o da Medusa'yı bir Gorgon yaparak cezalandırdı. Medusa, bir insan olarak doğduğu için ölümlüydü.<br />
<br />
 <br />
Yerebatan Sarnıcı'ndaki medusaBu cezayla yetinmeyen Athena, daha sonra, Perseus'a onu yakalayıp öldürmesi için yardım etti. Perseus, Medusa'nın başını kestiğinde, Poseidon'dan olan çocukları Pegasus ve Chrysaor dışarı fırladı. Kan damlaları Libya çöllerinde birer yılana dönüştüler. Daha sonraları bu yılanlardan biri Mopsus'u öldürmüştür.<br />
<br />
Perseus Medusa'nın kestiği kafasını alıp gittikten sonra, Athena olay yerine geldi. Medusa'dan geriye ne kaldıysa inceledi. Derisini yüzüp Aegis'in markası yaptı. İki damla kanını da Kral Erichthonius'a biri hastalıklara deva, diğeri öldürücü bir zehir olarak hediye etti.<br />
<br />
<img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/0/00/Medusa_by_Caravaggio.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Medusa_by_Caravaggio.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
barok dönemi ressamı caravaggio'nun medusası<br />
<br />
<img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/a/ae/Ters_medusa.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Ters_medusa.jpg]" class="mycode_img" /><br />
yerebatan sarnıcındaki medusa]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[mısır tanrıları]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-misir-tanrilari</link>
			<pubDate>Wed, 26 Jan 2011 14:39:16 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=253">kaba_kulak</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-misir-tanrilari</guid>
			<description><![CDATA[MISIR TANRILARI<br />
<br />
<br />
  <br />
<br />
Ailuros - Antik Mısır'da kedi tanrıça. Bastet olarak da biliniyordu. Uzunca bir süre Mısır'da bir kediye zarar vermek kanuna aykırıydı ve bu suçun cezası ölümdü. Bastet İsis'in ve Ra'nın kızıydı. Başta cinsellik ve doğurganlık Tanrıçasıyken, ölüleri koruma, ölenlerin başarılı yada başarısız olduklarına karar verme, yağmur yağdırma, hastalara, özellikle de çocuklara iyileşmeleri için yardım etme özelliklerine ek olarak güneş, ay, analık ve aşk Tanrıçası haline de geldi.<br />
<br />
<br />
<br />
Aker - Güneşi ayarlamak ve yükseltmekten sorumlu Tanrı.<br />
<br />
<br />
<br />
Akeru - Aker'in yardımcılığını yapan Tanrılar Grubuna verilen genel ad.<br />
<br />
<br />
<br />
Amathaunta - Mısır mitolojisine göre, Deniz Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Am-heh - Mısır mitolojisinde karma Tanry. Yeraltı Dünyasının Tanrısı.<br />
<br />
<br />
<br />
Ammut - Ölümsüz yasama layık olmayanın kalbini yiyen canavar.<br />
<br />
<br />
<br />
Amon - Hermopolis rahiplerine göre Yaratıcı Tanrı.<br />
<br />
<br />
<br />
Amon-Ra - Amon'in rahipleri tarafından karma birleşik Tanrı. Amon-Ra bir Boğa olarak resmedilirdi.<br />
<br />
<br />
<br />
Amset - Horus'un oğlu. Ölülerin karaciğerinin koruyucusudur ve Tanrıça İsis tarafından korunur.<br />
<br />
<br />
<br />
Anubis - (Anpu) Ölüleri koruyan ve yücelten Tanrıça. Çakal başlıdır. Piramit metinlerinde, Anubis Ra'nın oğlu olarak yer alır. Başka metinlerde ise Osiris yada Seth ile ilişkilendirilir. Anubis Osiris'in ölümünden sonra onun vücudunun korunması işini üstlenir.<br />
<br />
<br />
<br />
Anuket - (Anqet) Soğuk su dağıtıcısı.<br />
<br />
<br />
<br />
Apis - Verimlilik Tanrısıdır. Güneş diski ve uraeusserpentten oluşan boğa tacıyla betimlenmiştir. Kutsal Apis boğası, Memphis'te bulunurdu ve Serapum'da büyük bir kitle halinde Apis boğalarının mezarı bulunuyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Bastet - (Bast) Kedilerin koruyucusu olan Tanrıça. Uzunca bir süre Mısır'da bir kediye zarar vermek kanuna aykırıydı ve bu suçun cezası ölümdü. Bastet İsis'in ve Ra'nın kızıydı. Başta cinsellik ve doğurganlık Tanrıçasıyken, ölüleri koruma, ölenlerin başarılı yada başarısız olduklarına karar verme, yağmur yağdırma, hastalara, özellikle de çocuklara iyileşmeleri için yardım etme özelliklerine ek olarak güneş, ay, analık ve aşk Tanrıçası haline de geldi.<br />
<br />
<br />
<br />
Bes - Müzik, dans ve iyi yemek gibi aile zevklerinin Tanrısı olarak sayılır. Ayrıca çocukların eğlendiricisi ve koruyucusudur. Sakallı, vahşi görünümlü komik bir cüce olarak ve yuvarlak bir yüzle resmedilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Buto - Aşağı Mısır'ın Kobra Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Duamutef - Horus'un oğlu. Ölünün midesinin koruyucusudur ve Tanrıça Neith tarafından korunur.<br />
<br />
<br />
<br />
Edjo - Yılan Tanrıça, Aşağı Mısır'ın sembolü ve koruyucusu.<br />
<br />
<br />
<br />
Geb - Yeryüzünün Tanrısı. Gökyüzünün eşi. Kutsal hayvanı kazlardı. Erkek olan Geb Mısır toprağını , daha genel olarak da yeryüzünü temsil eder.<br />
<br />
<br />
<br />
Hapi - (Hapy) Horus'un oğlu. Ölülerin ciğerlerinin koruyucusudur ve Tanrıça Nephthys tarafından korunur. Hapi ismi farklı hiyerogliflerle ifade edilmişti; çoğunlukla ama her zaman olmamak kaidesiyle Nil Nehrinin Tanrısının ismiydi. Hapi, tacı zambaklardan (yukarı Nil) veya papirüs bitkilerinden (Aşağı Nil) yapılmış şişman bir adama benzetilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Har-nedj- itef - Horusun bir görünümü. Ölümün koruyucusu.<br />
<br />
<br />
<br />
Harpocrates - Osiris'le İsis'in oğlu. Emzirilen küçük bir çocuk. Parmak emen genç bir oğlan olarak gösterilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Hatmehit - Balık Tanrıça.<br />
<br />
<br />
<br />
Hator - (Hathor) Mısır'ın çok eski bir gökyüzü Tanrıçası Tanrıçasıdır. İnek Tanrıçadır. İnek başı ile sembolize edilirdi. Sık sık İsis'le eşdeğer tutulmuştur. Hator Edfu'da Horus'un partneri olarak tapılmıştır. Aşk, müzik ve gülmenin Tanrıçası olarak düşünülmektedir.<br />
<br />
<br />
<br />
Hauhet - Ölçülemeyen Sonsuzluğun Tanrıçası. Çoğunlukla bir kurbağa gibi yada kurbağa kafalı bir kadın gibi resmedilirdi.<br />
<br />
<br />
<br />
Heh - Sonsuzluğu temsil eden Tanrılardan. Bir kurbağa yada kurbağa kafalı bir adam gibi resmedilirdi.<br />
<br />
<br />
<br />
Hemen - Şahin Tanrı.<br />
<br />
<br />
<br />
Hemsut - Kader Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Heqet - Hermopolis'teki 8 Tanrıdan biri.<br />
<br />
<br />
<br />
Heru-ra-ha - Horus ve Ra'ya şükretmeyi sembolize eden karma bir Tanrı.<br />
<br />
<br />
<br />
Hike - Doğaüstü güçlerin Tanrısı.<br />
<br />
<br />
<br />
Horus - Osiris'le İsis'in oğlu. Cennetin hükümdarı, yeryüzünün kralı ve kutsal şahin olarak kabul edilir. Horus'un evrensel olduğu ve ezelden beri var olduğu fikri piramit yazılarında belirtiliyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Imhotep - Hekimlik Tanrısı. Djoser'in veziri, sonra Ptah'in oğlu gibi ibadet edilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
İsis - Mısır'ın en büyük Tanrıçası. Simgesi, Sirius yıldızıdır. Sanat Tanrıçasıdır. Osiris'in dulluğunun ve şiirin Tanrıçası olarak bilinmektedir. Kutsal hayvanı kobra yılanıdır. İsis'in Mısır halkı tarafından reankarnasyonla Cleopatra'nın içinde yaşadığına inanılmıştı.<br />
<br />
<br />
<br />
Khepri - (Khepare) Heliopolitan inancında yaratıcı Tanrı. Atum ve Ra ile karışmıştır. Yükselen günesin böcek Tanrısı.<br />
<br />
<br />
<br />
Khnemu - Su baskını ve Nil'in iri Tanrısı.<br />
<br />
<br />
<br />
Khnum - (Khnemu) Yaratıcı Tanrılardan biri. Bir çömlekçi ustalığıyla, çamura biçim verip insanı yaratıyordu.<br />
<br />
<br />
<br />
Khons - (Khonsu) Ay Tanrısı. Theban'da tapılmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Maat - (Ma'at) Gerçek ve Hukukun Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Mefetseger - Krallar Vadisi'nin Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Min - Erkek Bereket Tanrısı. Ona güç ve iktidar Tanrısı da denilmektedir.<br />
<br />
<br />
<br />
Month - (Montu) Savaş Tanrısı. Mısır'da tapılmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Mut - Amon'in eşi ve Theban'ın ana Tanrıçası. Akbaba başlıdır.<br />
<br />
<br />
<br />
Nefertem - Nilüfer çiçeğinin Memphis Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Neith - Eski bir savaş ve dokuma Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Nekhebet - Yukarı Mısır'daki Akbaba Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Nephthys - Ölülerin özel koruyucu Tanrıçası. Seth'in eşi ve Isis'in kız kardeşi.<br />
<br />
<br />
<br />
Neter'ler - Mısır yazılı belgelerinde, Tufan'dan sonra ülkeyi yönettiği söylenen "yarı Tanrı" varlıklar.<br />
<br />
<br />
<br />
Nun - Kainat'ın yaratıldığı ilk suların Tanrısı.<br />
<br />
<br />
<br />
Nut - Gökyüzü Tanrıçası. Osiris ve Isis'in annesi ve gökyüzü Tanrıçası. Gökyüzü olarak dünyanın üzerinde kemer gibi uzanmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Onuris - Savaşçı ve Abidos'un gökyüzü Tanrısı.<br />
<br />
<br />
<br />
Osiris - Mısır kültünde, en önemli Tanrılardan biri. Ölülerin Tanrısı, ölümsüz yaşam için diriliş Tanrısı, kural koyucu, koruyucu, ölülerin yargıcı. Gökyüzünde, Orion takımyıldızının onu simgelediği düşünülürdü.<br />
<br />
<br />
<br />
Ptah - Mısır panteonunda en eski ve en büyük "Yaratıcı Tanrı". Cennetleri ve dünyayı yaratmakla sorumlu. Memphis'in mumya yaratma Tanrısı. Mimari, mühendislik ve "yapı bilimi" ile özdeşleştirilir. İnsan başlı bir Tanrıdır.<br />
<br />
<br />
<br />
Qebsenuef - (Qebehsenuef) Horus'un oğlu. Ölülerin bağırsaklarının koruyucusudur ve Tanrıça Selket tarafından korunurdu.<br />
<br />
<br />
<br />
Qetesh - Aşkın ve güzelliğin Tanrıçası. Aynı zamanda doğa Tanrıçası olarak da tanınmaktaydı.<br />
<br />
<br />
<br />
Ra - Hermopolis güneş Tanrısı. Atmaca kafalı bir insan olarak temsil edildi.<br />
<br />
<br />
<br />
Satet - Nil suyu ve bereket Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Seker - Işığın Tanrıçası ve yeraltından başlayan öbür dünyaya giden ölülerin ruhlarının koruyucusudur.<br />
<br />
<br />
<br />
Sekhmet - Yıkım ve savaşın dişi aslan Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Selket - Akrep Tanrıçadır. Büyüleri vardır. Kötü ruhlu insanlara ölüm verir.<br />
<br />
<br />
<br />
Serapis - Yer altı dünyasının ve güneşin Helenistik Tanrısı.<br />
<br />
<br />
<br />
Seshat - Ölçüm ve Yazma Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Seth - Eski dönemlerde fırtına, gök ve gök gürültüsü Tanrısı. Kötü güçlerin etkisi altına giren Seth, kardeşi Osiris'i öldürdü ve Mısır'a sahip olmak istedi. Ama İsis, dağılmış parçalarından Osiris'i canlandırdı, ondan bir çocuk sahibi oldu. Oğulları Horus, Seth'i yenip babasının intikamını aldı ve Mısır'ın başına geçti. Osiris'e karşı çıktıktan sonra şeytani Tanrı olarak anılmaya başlamıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Shu - Rüzgar ve havanın Tanrısı. Mut ve Geb'in babası. Yunan mitolojisindeki Atlas gibi gökyüzünü taşır.<br />
<br />
<br />
<br />
Sobek - Timsahlar Tanrısı. Su Tanrısı olarak, aynı zamanda Nil'in yıllık taşmasını ve vadisinin gübrelenmesini sembolize etti.<br />
<br />
<br />
<br />
Tavaret - (Tauret) Hamile kadınlara göz kulak olan hipopotam Tanrıçasıdır.<br />
<br />
<br />
<br />
Tefnut - Nem ve bulutların Tanrıçasıdır. Nut ve Geb'in annesi. Bazı metinlerde kardeşi Şu ile beraber, Güneş'in doğuşundan itibaren gökyüzünü taşır.<br />
<br />
<br />
<br />
Thoth - Bilgeliğin Tanrısı. Yazma, Akıl ve Ay Tanrısı özelliği ile anılmıştır. İbiş kuşu başıyla resmedilmiştir ve elinde bir dolmakalem ve her şeyi kaydettiği parşömenler vardır. Hiyerogliflerin ve simyanın onun insanlığa armağanı olduğu söylenir. Yunan Tanrısı Hermes ile özdeşleştirilmiştir. Bir görüşe göre, Tarot kelimesi de Thoth'un adından türemiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Uneg - Mısırlıların tarım Tanrısı<br />
<br />
<br />
Unut - Kuş beyinli Tanrıça olarak anılmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Wepwawet - Eski Mısır'da çakal başlı savaş ve cenaze tanrısı. Asyut (Siut) bölgesinde Mezarlık Tanrısı olarak tapınılırdı. Yunanlar ona Ophois derlerdi.<br />
<br />
<br />
<br />
Wosyet - Eski Mısır'da gençlerin koruyucusu olarak bilinen Tanrıça.<br />
<br />
<br />
<br />
Zenenet - Hermonthis'in Tanrıçası.<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[MISIR TANRILARI<br />
<br />
<br />
  <br />
<br />
Ailuros - Antik Mısır'da kedi tanrıça. Bastet olarak da biliniyordu. Uzunca bir süre Mısır'da bir kediye zarar vermek kanuna aykırıydı ve bu suçun cezası ölümdü. Bastet İsis'in ve Ra'nın kızıydı. Başta cinsellik ve doğurganlık Tanrıçasıyken, ölüleri koruma, ölenlerin başarılı yada başarısız olduklarına karar verme, yağmur yağdırma, hastalara, özellikle de çocuklara iyileşmeleri için yardım etme özelliklerine ek olarak güneş, ay, analık ve aşk Tanrıçası haline de geldi.<br />
<br />
<br />
<br />
Aker - Güneşi ayarlamak ve yükseltmekten sorumlu Tanrı.<br />
<br />
<br />
<br />
Akeru - Aker'in yardımcılığını yapan Tanrılar Grubuna verilen genel ad.<br />
<br />
<br />
<br />
Amathaunta - Mısır mitolojisine göre, Deniz Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Am-heh - Mısır mitolojisinde karma Tanry. Yeraltı Dünyasının Tanrısı.<br />
<br />
<br />
<br />
Ammut - Ölümsüz yasama layık olmayanın kalbini yiyen canavar.<br />
<br />
<br />
<br />
Amon - Hermopolis rahiplerine göre Yaratıcı Tanrı.<br />
<br />
<br />
<br />
Amon-Ra - Amon'in rahipleri tarafından karma birleşik Tanrı. Amon-Ra bir Boğa olarak resmedilirdi.<br />
<br />
<br />
<br />
Amset - Horus'un oğlu. Ölülerin karaciğerinin koruyucusudur ve Tanrıça İsis tarafından korunur.<br />
<br />
<br />
<br />
Anubis - (Anpu) Ölüleri koruyan ve yücelten Tanrıça. Çakal başlıdır. Piramit metinlerinde, Anubis Ra'nın oğlu olarak yer alır. Başka metinlerde ise Osiris yada Seth ile ilişkilendirilir. Anubis Osiris'in ölümünden sonra onun vücudunun korunması işini üstlenir.<br />
<br />
<br />
<br />
Anuket - (Anqet) Soğuk su dağıtıcısı.<br />
<br />
<br />
<br />
Apis - Verimlilik Tanrısıdır. Güneş diski ve uraeusserpentten oluşan boğa tacıyla betimlenmiştir. Kutsal Apis boğası, Memphis'te bulunurdu ve Serapum'da büyük bir kitle halinde Apis boğalarının mezarı bulunuyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Bastet - (Bast) Kedilerin koruyucusu olan Tanrıça. Uzunca bir süre Mısır'da bir kediye zarar vermek kanuna aykırıydı ve bu suçun cezası ölümdü. Bastet İsis'in ve Ra'nın kızıydı. Başta cinsellik ve doğurganlık Tanrıçasıyken, ölüleri koruma, ölenlerin başarılı yada başarısız olduklarına karar verme, yağmur yağdırma, hastalara, özellikle de çocuklara iyileşmeleri için yardım etme özelliklerine ek olarak güneş, ay, analık ve aşk Tanrıçası haline de geldi.<br />
<br />
<br />
<br />
Bes - Müzik, dans ve iyi yemek gibi aile zevklerinin Tanrısı olarak sayılır. Ayrıca çocukların eğlendiricisi ve koruyucusudur. Sakallı, vahşi görünümlü komik bir cüce olarak ve yuvarlak bir yüzle resmedilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Buto - Aşağı Mısır'ın Kobra Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Duamutef - Horus'un oğlu. Ölünün midesinin koruyucusudur ve Tanrıça Neith tarafından korunur.<br />
<br />
<br />
<br />
Edjo - Yılan Tanrıça, Aşağı Mısır'ın sembolü ve koruyucusu.<br />
<br />
<br />
<br />
Geb - Yeryüzünün Tanrısı. Gökyüzünün eşi. Kutsal hayvanı kazlardı. Erkek olan Geb Mısır toprağını , daha genel olarak da yeryüzünü temsil eder.<br />
<br />
<br />
<br />
Hapi - (Hapy) Horus'un oğlu. Ölülerin ciğerlerinin koruyucusudur ve Tanrıça Nephthys tarafından korunur. Hapi ismi farklı hiyerogliflerle ifade edilmişti; çoğunlukla ama her zaman olmamak kaidesiyle Nil Nehrinin Tanrısının ismiydi. Hapi, tacı zambaklardan (yukarı Nil) veya papirüs bitkilerinden (Aşağı Nil) yapılmış şişman bir adama benzetilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Har-nedj- itef - Horusun bir görünümü. Ölümün koruyucusu.<br />
<br />
<br />
<br />
Harpocrates - Osiris'le İsis'in oğlu. Emzirilen küçük bir çocuk. Parmak emen genç bir oğlan olarak gösterilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Hatmehit - Balık Tanrıça.<br />
<br />
<br />
<br />
Hator - (Hathor) Mısır'ın çok eski bir gökyüzü Tanrıçası Tanrıçasıdır. İnek Tanrıçadır. İnek başı ile sembolize edilirdi. Sık sık İsis'le eşdeğer tutulmuştur. Hator Edfu'da Horus'un partneri olarak tapılmıştır. Aşk, müzik ve gülmenin Tanrıçası olarak düşünülmektedir.<br />
<br />
<br />
<br />
Hauhet - Ölçülemeyen Sonsuzluğun Tanrıçası. Çoğunlukla bir kurbağa gibi yada kurbağa kafalı bir kadın gibi resmedilirdi.<br />
<br />
<br />
<br />
Heh - Sonsuzluğu temsil eden Tanrılardan. Bir kurbağa yada kurbağa kafalı bir adam gibi resmedilirdi.<br />
<br />
<br />
<br />
Hemen - Şahin Tanrı.<br />
<br />
<br />
<br />
Hemsut - Kader Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Heqet - Hermopolis'teki 8 Tanrıdan biri.<br />
<br />
<br />
<br />
Heru-ra-ha - Horus ve Ra'ya şükretmeyi sembolize eden karma bir Tanrı.<br />
<br />
<br />
<br />
Hike - Doğaüstü güçlerin Tanrısı.<br />
<br />
<br />
<br />
Horus - Osiris'le İsis'in oğlu. Cennetin hükümdarı, yeryüzünün kralı ve kutsal şahin olarak kabul edilir. Horus'un evrensel olduğu ve ezelden beri var olduğu fikri piramit yazılarında belirtiliyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Imhotep - Hekimlik Tanrısı. Djoser'in veziri, sonra Ptah'in oğlu gibi ibadet edilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
İsis - Mısır'ın en büyük Tanrıçası. Simgesi, Sirius yıldızıdır. Sanat Tanrıçasıdır. Osiris'in dulluğunun ve şiirin Tanrıçası olarak bilinmektedir. Kutsal hayvanı kobra yılanıdır. İsis'in Mısır halkı tarafından reankarnasyonla Cleopatra'nın içinde yaşadığına inanılmıştı.<br />
<br />
<br />
<br />
Khepri - (Khepare) Heliopolitan inancında yaratıcı Tanrı. Atum ve Ra ile karışmıştır. Yükselen günesin böcek Tanrısı.<br />
<br />
<br />
<br />
Khnemu - Su baskını ve Nil'in iri Tanrısı.<br />
<br />
<br />
<br />
Khnum - (Khnemu) Yaratıcı Tanrılardan biri. Bir çömlekçi ustalığıyla, çamura biçim verip insanı yaratıyordu.<br />
<br />
<br />
<br />
Khons - (Khonsu) Ay Tanrısı. Theban'da tapılmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Maat - (Ma'at) Gerçek ve Hukukun Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Mefetseger - Krallar Vadisi'nin Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Min - Erkek Bereket Tanrısı. Ona güç ve iktidar Tanrısı da denilmektedir.<br />
<br />
<br />
<br />
Month - (Montu) Savaş Tanrısı. Mısır'da tapılmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Mut - Amon'in eşi ve Theban'ın ana Tanrıçası. Akbaba başlıdır.<br />
<br />
<br />
<br />
Nefertem - Nilüfer çiçeğinin Memphis Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Neith - Eski bir savaş ve dokuma Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Nekhebet - Yukarı Mısır'daki Akbaba Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Nephthys - Ölülerin özel koruyucu Tanrıçası. Seth'in eşi ve Isis'in kız kardeşi.<br />
<br />
<br />
<br />
Neter'ler - Mısır yazılı belgelerinde, Tufan'dan sonra ülkeyi yönettiği söylenen "yarı Tanrı" varlıklar.<br />
<br />
<br />
<br />
Nun - Kainat'ın yaratıldığı ilk suların Tanrısı.<br />
<br />
<br />
<br />
Nut - Gökyüzü Tanrıçası. Osiris ve Isis'in annesi ve gökyüzü Tanrıçası. Gökyüzü olarak dünyanın üzerinde kemer gibi uzanmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Onuris - Savaşçı ve Abidos'un gökyüzü Tanrısı.<br />
<br />
<br />
<br />
Osiris - Mısır kültünde, en önemli Tanrılardan biri. Ölülerin Tanrısı, ölümsüz yaşam için diriliş Tanrısı, kural koyucu, koruyucu, ölülerin yargıcı. Gökyüzünde, Orion takımyıldızının onu simgelediği düşünülürdü.<br />
<br />
<br />
<br />
Ptah - Mısır panteonunda en eski ve en büyük "Yaratıcı Tanrı". Cennetleri ve dünyayı yaratmakla sorumlu. Memphis'in mumya yaratma Tanrısı. Mimari, mühendislik ve "yapı bilimi" ile özdeşleştirilir. İnsan başlı bir Tanrıdır.<br />
<br />
<br />
<br />
Qebsenuef - (Qebehsenuef) Horus'un oğlu. Ölülerin bağırsaklarının koruyucusudur ve Tanrıça Selket tarafından korunurdu.<br />
<br />
<br />
<br />
Qetesh - Aşkın ve güzelliğin Tanrıçası. Aynı zamanda doğa Tanrıçası olarak da tanınmaktaydı.<br />
<br />
<br />
<br />
Ra - Hermopolis güneş Tanrısı. Atmaca kafalı bir insan olarak temsil edildi.<br />
<br />
<br />
<br />
Satet - Nil suyu ve bereket Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Seker - Işığın Tanrıçası ve yeraltından başlayan öbür dünyaya giden ölülerin ruhlarının koruyucusudur.<br />
<br />
<br />
<br />
Sekhmet - Yıkım ve savaşın dişi aslan Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Selket - Akrep Tanrıçadır. Büyüleri vardır. Kötü ruhlu insanlara ölüm verir.<br />
<br />
<br />
<br />
Serapis - Yer altı dünyasının ve güneşin Helenistik Tanrısı.<br />
<br />
<br />
<br />
Seshat - Ölçüm ve Yazma Tanrıçası.<br />
<br />
<br />
<br />
Seth - Eski dönemlerde fırtına, gök ve gök gürültüsü Tanrısı. Kötü güçlerin etkisi altına giren Seth, kardeşi Osiris'i öldürdü ve Mısır'a sahip olmak istedi. Ama İsis, dağılmış parçalarından Osiris'i canlandırdı, ondan bir çocuk sahibi oldu. Oğulları Horus, Seth'i yenip babasının intikamını aldı ve Mısır'ın başına geçti. Osiris'e karşı çıktıktan sonra şeytani Tanrı olarak anılmaya başlamıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Shu - Rüzgar ve havanın Tanrısı. Mut ve Geb'in babası. Yunan mitolojisindeki Atlas gibi gökyüzünü taşır.<br />
<br />
<br />
<br />
Sobek - Timsahlar Tanrısı. Su Tanrısı olarak, aynı zamanda Nil'in yıllık taşmasını ve vadisinin gübrelenmesini sembolize etti.<br />
<br />
<br />
<br />
Tavaret - (Tauret) Hamile kadınlara göz kulak olan hipopotam Tanrıçasıdır.<br />
<br />
<br />
<br />
Tefnut - Nem ve bulutların Tanrıçasıdır. Nut ve Geb'in annesi. Bazı metinlerde kardeşi Şu ile beraber, Güneş'in doğuşundan itibaren gökyüzünü taşır.<br />
<br />
<br />
<br />
Thoth - Bilgeliğin Tanrısı. Yazma, Akıl ve Ay Tanrısı özelliği ile anılmıştır. İbiş kuşu başıyla resmedilmiştir ve elinde bir dolmakalem ve her şeyi kaydettiği parşömenler vardır. Hiyerogliflerin ve simyanın onun insanlığa armağanı olduğu söylenir. Yunan Tanrısı Hermes ile özdeşleştirilmiştir. Bir görüşe göre, Tarot kelimesi de Thoth'un adından türemiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Uneg - Mısırlıların tarım Tanrısı<br />
<br />
<br />
Unut - Kuş beyinli Tanrıça olarak anılmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Wepwawet - Eski Mısır'da çakal başlı savaş ve cenaze tanrısı. Asyut (Siut) bölgesinde Mezarlık Tanrısı olarak tapınılırdı. Yunanlar ona Ophois derlerdi.<br />
<br />
<br />
<br />
Wosyet - Eski Mısır'da gençlerin koruyucusu olarak bilinen Tanrıça.<br />
<br />
<br />
<br />
Zenenet - Hermonthis'in Tanrıçası.<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[mısır mitolojisi hakkında]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-misir-mitolojisi-hakkinda</link>
			<pubDate>Wed, 26 Jan 2011 14:37:00 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=253">kaba_kulak</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-misir-mitolojisi-hakkinda</guid>
			<description><![CDATA[<br />
Mısır mitolojisi diğer ulusların mitolojilerinden belirgin çizgilerle ayrılmaktadır. Bizim mantık anlayışımızla Mısır mitolojisini anlamak imkansızdır. Burada her şey sembollerle ifade edilmiştir. Mısır mitolojisinin temelinin olaylar değil, olayların arkasına saklanmış felsefi düşünceler oluşturmaktadır.<br />
<br />
Eski Mısırlılar büyüye ve büyücülere çok inanırlardı. Bazen büyücüleri tanrılarla bir tuttukları da oluyordu. Büyüler onlara göre son derece doğal olaylardı. Mitolojide de büyüler kendi yerlerini almıştı. Mısır Mitolojisi'nde geçen öyküye göre, babası Güneş tanrısı Osiris'i öldüren Seth'den öç almak isteyen Horus'un gözü, kavga sırasında aynı zamanda amcası olan karanlıklar ve kötülükler tanrısı Seth tarafından parçalanır. Bilimlerin ve tıbbın kurucusu olan Toth parçaları toplar ve gözü eski haline getirir. Ancak 1/64'lük parçası eksiktir ve bu parça Toth'un büyü ve sihir gücü tarafından tamamlanır. Daha sonra Horus'un bu gözünü simgeleyen hiyeroglif resim, uzak görüşlülüğün, beden dokunulmazlığının ve sonsuz doğurganlığın simgesi olarak, gemi, araba mumya, vazo gibi nazardan korunması gereken gereçlerin üzerine çizilmeye başlanmıştır.<br />
<br />
Mısır'da Kral (Firavun), bir Tanrıdır ve ülkenin diğer tanrıları ile arkadaşlık edebilir. Mısır firavunları çoğunlukla zorba, baskıcı, savaşçı ve acımasız kişilerdir. MÖ 14. yüzyılda başa geçmiş olan IV. Amenofis tek bir yaratıcıya inanılması gerektiğini savunmuş ve bu yüzden Amen rahipleri tarafından öldürülmüştür. Mısır'ın ilahi hükümetleri daimi ve değişmez niteliktedir. Bu bağlamda en üstün Mısır tanrısının Güneş Tanrısı Ra olduğu düşünülür. Mısır'ın arkaik dönemine baktığımızda farklı yerlerde farklı tanrıların önem kazanmış oldukları görülmektedir. Heliopolis'de Ra, Memfis'de Ptah , Busiris'de Osiris önemli tanrılar arasındadır. Mısırlılar için ölüm diye bir şey yoktur. Devamlı olarak Osiris'ten (yarı-ölüm) Horus'a (yarı-yaşam) ve sonra tekrar Osiris'e bir geçiş yaşanır. Bu yüzden Mısırlılar öldüklerinde tanrı-krallarını mumyalarlar ve onlara günlük hayatta lazım olacak gıda ve içecek sağlarlar.<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
Mısır mitolojisi diğer ulusların mitolojilerinden belirgin çizgilerle ayrılmaktadır. Bizim mantık anlayışımızla Mısır mitolojisini anlamak imkansızdır. Burada her şey sembollerle ifade edilmiştir. Mısır mitolojisinin temelinin olaylar değil, olayların arkasına saklanmış felsefi düşünceler oluşturmaktadır.<br />
<br />
Eski Mısırlılar büyüye ve büyücülere çok inanırlardı. Bazen büyücüleri tanrılarla bir tuttukları da oluyordu. Büyüler onlara göre son derece doğal olaylardı. Mitolojide de büyüler kendi yerlerini almıştı. Mısır Mitolojisi'nde geçen öyküye göre, babası Güneş tanrısı Osiris'i öldüren Seth'den öç almak isteyen Horus'un gözü, kavga sırasında aynı zamanda amcası olan karanlıklar ve kötülükler tanrısı Seth tarafından parçalanır. Bilimlerin ve tıbbın kurucusu olan Toth parçaları toplar ve gözü eski haline getirir. Ancak 1/64'lük parçası eksiktir ve bu parça Toth'un büyü ve sihir gücü tarafından tamamlanır. Daha sonra Horus'un bu gözünü simgeleyen hiyeroglif resim, uzak görüşlülüğün, beden dokunulmazlığının ve sonsuz doğurganlığın simgesi olarak, gemi, araba mumya, vazo gibi nazardan korunması gereken gereçlerin üzerine çizilmeye başlanmıştır.<br />
<br />
Mısır'da Kral (Firavun), bir Tanrıdır ve ülkenin diğer tanrıları ile arkadaşlık edebilir. Mısır firavunları çoğunlukla zorba, baskıcı, savaşçı ve acımasız kişilerdir. MÖ 14. yüzyılda başa geçmiş olan IV. Amenofis tek bir yaratıcıya inanılması gerektiğini savunmuş ve bu yüzden Amen rahipleri tarafından öldürülmüştür. Mısır'ın ilahi hükümetleri daimi ve değişmez niteliktedir. Bu bağlamda en üstün Mısır tanrısının Güneş Tanrısı Ra olduğu düşünülür. Mısır'ın arkaik dönemine baktığımızda farklı yerlerde farklı tanrıların önem kazanmış oldukları görülmektedir. Heliopolis'de Ra, Memfis'de Ptah , Busiris'de Osiris önemli tanrılar arasındadır. Mısırlılar için ölüm diye bir şey yoktur. Devamlı olarak Osiris'ten (yarı-ölüm) Horus'a (yarı-yaşam) ve sonra tekrar Osiris'e bir geçiş yaşanır. Bu yüzden Mısırlılar öldüklerinde tanrı-krallarını mumyalarlar ve onlara günlük hayatta lazım olacak gıda ve içecek sağlarlar.<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TAPINAKLARIN VE MEZARLARIN MUHAFIZI: SFENKS]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-tapinaklarin-ve-mezarlarin-muhafizi-sfenks</link>
			<pubDate>Wed, 26 Jan 2011 14:30:59 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=253">kaba_kulak</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-tapinaklarin-ve-mezarlarin-muhafizi-sfenks</guid>
			<description><![CDATA[Sfenks, bazen koçbaşlı ve kanatsız olsa da genellikle kadın başlı, aslan gövdeli ve kartal kanatlı, tapınak ve mezar koruyucu mitolojik bir yaratıktır. Adı, bağlamak, sıkmak ve boğmak anlamındaki ‘sphingein’den gelir ki bu tanımları Yunan mitolojisindeki efsanesiyle yakınlık gösterir. Yunan mitolojisinde aşık ama öldürücü, yok edici, yıkıcı ve kötü şans getiricidir. Hades’in uyutucu demonlarından biri olan sfenksten en erken olarak Hesiodos’un Theogania’sında söz edilir. Bazen Ekhidna ve Orthus’un çocuğu olduğu söylenmesine rağmen asıl babası Typhon’dur. Başka bir efsanede Thebai kralının kızı olduğu ifade edilir. Hesiodos sfenksin annesinin ağzından ateş fışkırtan, üç kafalı canavar Khimaria olabileceğini belirtir. <br />
<br />
Sfenksin Oeidipus’la olan efsanesi en yaygın ve en bilinendir. Bu efsaneye göre sfenks, Hera ya da intikam için Ares tarafından halkına kızgın olduğu Thebai’ye gönderilir. Halk, kentin girişinde bir dağda kayalık üzerinde bekleyip gelen geçenlere Musalardan öğrendiği bilmeceleri soran canavarın korkusuyla yaşamaya başlar. Bilmeceler “önce dört, sonra iki, daha sonra da üç ayaklı olan ve en çok ayağı olduğunda en güçsüz olan yaratık kimdir?” ve “iki kız kardeştirler, ikisi de birbirini doğurur” dur. Oeidipus ilk bilmeceyi ‘bebekliğinde elleri ve ayakları üzerinde emekleyen, büyüyünce iki ayağı üstünde yürüyen, yaşlılığında bir bastona tutunan insandır’, ikincisini de ‘gün ve gece’ diye yanıtlayınca sfenks kendini kayanın tepesinden uçuruma atar. Oeidipus da kentin kralı olur. Bu efsaneden sfenksin her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten bir yaratık olduğu anlaşılır. Başka görüşlere göre canavarı bilmeceyi yanıtladıktan sonra Oeidipus öldürür. Bir diğerinde Thebaililer her gün bilmeceyi çözebilmek için toplanırlar ama başarılı olamazlar. Her günün sonunda da sfenks onlardan birini yer. Homeros bu mitostan söz etmez. Hesiodos’ta da çok az yer alır. Yol kesen sfenksin dış görünüşü şiddet sever, saldırgan kişiliğiyle aslan şeklindedir. Soyguncu olarak pençelere ve geniş, ürkütücü kartal kanatlarına sahiptir. Euripides kanatlarının parıldadığını yazar. Ayrıntılı görünüşünü tarif eden Sofokles sfenks için ‘bqvwosvwv’ kelimesini, Aiskhilos ise ‘svonnepiav npvvravis kvwv’ tanımını kullanır. <br />
<br />
Bu kanatlı karışık yaratık, benzeri grifon gibi hem dekoratif hem de görevlerini simgelemek amaçlı Mısır, Suriye, Mezopotamya, Anadolu, Pers, Girit, Miken ve Yunan sanatlarında sık sık yer almıştır.  Mısır’da 4. sülalenin 4. firavunu Kefren döneminde (M.Ö. 2558-2532) yapıldığı ileri sürülen Gize’deki büyük heykel bilinen en eski sfenkstir. Burada erkek başlı, kanatsız, aslan gövdelidir ve batı-doğu yönünde uzanır. 74 metre uzunlukta ve 20 metre yükseklikteki anıtsal sfenksin gizli bir ifadeye sahip yüzü firavun Kefren’i, aslan gövdesi de onun gücünü sembolize eder. Gize platosundan doğal tek bir blok kireçtaşından yontularak yapılan heykelin ayaklarının altında alabastar mermerden bir tapınak bulunur. Kralın piramidinin yanındaki doğuya doğru bakan ve başı düz bir başlık ile örtülü olan sfenks tüm vadiyle tapınağın süsüdür ve mezarların bekçisidir. Pençelerinin arasında bir hikayenin anlatıldığı stel vardır. Bu hikayeye göre 4. Thutmosis kafasına kadar kumlarla örtülü heykelin üzerinde uyur. Rüyasında onunla konuşan sfenks kendisini bu kumlardan kurtarırsa Thutmosis’in Mısır’ın kralı olacağına dair söz verir. Yapıldığından bu yana defalarca çöl kumları altına gömülen bu görkemli heykel 18. sülale devrinde, hikayede adı geçen 4. Thutmosis tarafından temizlettirilir. Sonraki dönemlerde önemsiz tamiratlar geçirir ve en son 1998’de Mısırlılar tarafından on yıl süren bir restorasyonda zemine kireçtaşı blokları ilave edilir. <br />
Mısır’da firavun portrelerinin sfenks biçiminde yapılması gelenektir. Bu yaratığın ortaya çıkışı da firavunun aslan kadar güçlü olduğunu göstermek içindir. 56. sülale zamanında sfenks aslanların adı altında anılır ve Aton ile özdeşleştirilir. Yeni imparatorlukta 1.Thutmosis zamanında Gize sfenksinin adı ‘Hor-em-akhet’ yani ‘Horus Ufukta’ ve ‘Horus Mezarlıkta’dır. Latin metinlerinde ise sfenks yeraltı dünyasının kuzeyinde uzak bir yerde durur ve Nemes krallığının sihirli peruğunun koruyucusudur. Orta İmparatorlukta 1.Seostris sarayının muhafızlarıdır. 3. Amenemhat’ın Ugarit’e gönderdiği iki sfenks Baal Tapınağı’nın girişine yerleştirilir. Yeni İmparatorluk döneminde de yapılan tapınaklara açılan yolların iki kenarında kalın temeller üzerine oturan sfenksler dizilidir. Karnak’taki Amon Tapınağı’nın giriş yolundakiler aslan gövdeli ve koçbaşlıdır. Tapınağın tanrısını kötü etkilerden koruduğuna inanılan karışık hayvanların ayaklarının arasında bir tanrının ya da kralın heykeli bulunur. <br />
<br />
Mısır mitolojisinde önemli bir rolü olan sfenks yeraltı dünyasının kapılarının da gardiyanıdır. Pasif muhafızlıktan kralın düşmanlarını yok ediciye dönüşen bu doğaüstü yaratık bir yazıtta kendini şöyle ifade eder: “Mezar şapelini korurum. Mezara ait odanın muhafızıyım. Zorla içeri gireni uzaklaştırırım. Düşmanları ve silahlarını yere fırlatırım. Mezar şapelinden hainleri kovarım. Bir yere gizlenmiş düşmanları yok ederim. Gizlenecekleri yerleri kapatırım”. Kahire Müzesi’nde bulunan 4.Thutmosis’in savaş arabası kartal başlı, kanatlı, elinde hayat sembolü ve oraklı tanrı Horus’un düşmanlarını ayakları altında çiğneyen sfenkslerle süslüdür. Mısır’da böcek şeklinde muskalar, mücevherler, duvar resimleri ve steller üzerinde de tanrısal varlıkları, gücü ve bilgiyi simgeleyen sfenksler genellikle uzanmış durumda, erkek başlı, kanatsız ve sakallı olarak tasvir edilir. <br />
KAYNAK: TOPLUMDUSMANI.NET]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sfenks, bazen koçbaşlı ve kanatsız olsa da genellikle kadın başlı, aslan gövdeli ve kartal kanatlı, tapınak ve mezar koruyucu mitolojik bir yaratıktır. Adı, bağlamak, sıkmak ve boğmak anlamındaki ‘sphingein’den gelir ki bu tanımları Yunan mitolojisindeki efsanesiyle yakınlık gösterir. Yunan mitolojisinde aşık ama öldürücü, yok edici, yıkıcı ve kötü şans getiricidir. Hades’in uyutucu demonlarından biri olan sfenksten en erken olarak Hesiodos’un Theogania’sında söz edilir. Bazen Ekhidna ve Orthus’un çocuğu olduğu söylenmesine rağmen asıl babası Typhon’dur. Başka bir efsanede Thebai kralının kızı olduğu ifade edilir. Hesiodos sfenksin annesinin ağzından ateş fışkırtan, üç kafalı canavar Khimaria olabileceğini belirtir. <br />
<br />
Sfenksin Oeidipus’la olan efsanesi en yaygın ve en bilinendir. Bu efsaneye göre sfenks, Hera ya da intikam için Ares tarafından halkına kızgın olduğu Thebai’ye gönderilir. Halk, kentin girişinde bir dağda kayalık üzerinde bekleyip gelen geçenlere Musalardan öğrendiği bilmeceleri soran canavarın korkusuyla yaşamaya başlar. Bilmeceler “önce dört, sonra iki, daha sonra da üç ayaklı olan ve en çok ayağı olduğunda en güçsüz olan yaratık kimdir?” ve “iki kız kardeştirler, ikisi de birbirini doğurur” dur. Oeidipus ilk bilmeceyi ‘bebekliğinde elleri ve ayakları üzerinde emekleyen, büyüyünce iki ayağı üstünde yürüyen, yaşlılığında bir bastona tutunan insandır’, ikincisini de ‘gün ve gece’ diye yanıtlayınca sfenks kendini kayanın tepesinden uçuruma atar. Oeidipus da kentin kralı olur. Bu efsaneden sfenksin her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten bir yaratık olduğu anlaşılır. Başka görüşlere göre canavarı bilmeceyi yanıtladıktan sonra Oeidipus öldürür. Bir diğerinde Thebaililer her gün bilmeceyi çözebilmek için toplanırlar ama başarılı olamazlar. Her günün sonunda da sfenks onlardan birini yer. Homeros bu mitostan söz etmez. Hesiodos’ta da çok az yer alır. Yol kesen sfenksin dış görünüşü şiddet sever, saldırgan kişiliğiyle aslan şeklindedir. Soyguncu olarak pençelere ve geniş, ürkütücü kartal kanatlarına sahiptir. Euripides kanatlarının parıldadığını yazar. Ayrıntılı görünüşünü tarif eden Sofokles sfenks için ‘bqvwosvwv’ kelimesini, Aiskhilos ise ‘svonnepiav npvvravis kvwv’ tanımını kullanır. <br />
<br />
Bu kanatlı karışık yaratık, benzeri grifon gibi hem dekoratif hem de görevlerini simgelemek amaçlı Mısır, Suriye, Mezopotamya, Anadolu, Pers, Girit, Miken ve Yunan sanatlarında sık sık yer almıştır.  Mısır’da 4. sülalenin 4. firavunu Kefren döneminde (M.Ö. 2558-2532) yapıldığı ileri sürülen Gize’deki büyük heykel bilinen en eski sfenkstir. Burada erkek başlı, kanatsız, aslan gövdelidir ve batı-doğu yönünde uzanır. 74 metre uzunlukta ve 20 metre yükseklikteki anıtsal sfenksin gizli bir ifadeye sahip yüzü firavun Kefren’i, aslan gövdesi de onun gücünü sembolize eder. Gize platosundan doğal tek bir blok kireçtaşından yontularak yapılan heykelin ayaklarının altında alabastar mermerden bir tapınak bulunur. Kralın piramidinin yanındaki doğuya doğru bakan ve başı düz bir başlık ile örtülü olan sfenks tüm vadiyle tapınağın süsüdür ve mezarların bekçisidir. Pençelerinin arasında bir hikayenin anlatıldığı stel vardır. Bu hikayeye göre 4. Thutmosis kafasına kadar kumlarla örtülü heykelin üzerinde uyur. Rüyasında onunla konuşan sfenks kendisini bu kumlardan kurtarırsa Thutmosis’in Mısır’ın kralı olacağına dair söz verir. Yapıldığından bu yana defalarca çöl kumları altına gömülen bu görkemli heykel 18. sülale devrinde, hikayede adı geçen 4. Thutmosis tarafından temizlettirilir. Sonraki dönemlerde önemsiz tamiratlar geçirir ve en son 1998’de Mısırlılar tarafından on yıl süren bir restorasyonda zemine kireçtaşı blokları ilave edilir. <br />
Mısır’da firavun portrelerinin sfenks biçiminde yapılması gelenektir. Bu yaratığın ortaya çıkışı da firavunun aslan kadar güçlü olduğunu göstermek içindir. 56. sülale zamanında sfenks aslanların adı altında anılır ve Aton ile özdeşleştirilir. Yeni imparatorlukta 1.Thutmosis zamanında Gize sfenksinin adı ‘Hor-em-akhet’ yani ‘Horus Ufukta’ ve ‘Horus Mezarlıkta’dır. Latin metinlerinde ise sfenks yeraltı dünyasının kuzeyinde uzak bir yerde durur ve Nemes krallığının sihirli peruğunun koruyucusudur. Orta İmparatorlukta 1.Seostris sarayının muhafızlarıdır. 3. Amenemhat’ın Ugarit’e gönderdiği iki sfenks Baal Tapınağı’nın girişine yerleştirilir. Yeni İmparatorluk döneminde de yapılan tapınaklara açılan yolların iki kenarında kalın temeller üzerine oturan sfenksler dizilidir. Karnak’taki Amon Tapınağı’nın giriş yolundakiler aslan gövdeli ve koçbaşlıdır. Tapınağın tanrısını kötü etkilerden koruduğuna inanılan karışık hayvanların ayaklarının arasında bir tanrının ya da kralın heykeli bulunur. <br />
<br />
Mısır mitolojisinde önemli bir rolü olan sfenks yeraltı dünyasının kapılarının da gardiyanıdır. Pasif muhafızlıktan kralın düşmanlarını yok ediciye dönüşen bu doğaüstü yaratık bir yazıtta kendini şöyle ifade eder: “Mezar şapelini korurum. Mezara ait odanın muhafızıyım. Zorla içeri gireni uzaklaştırırım. Düşmanları ve silahlarını yere fırlatırım. Mezar şapelinden hainleri kovarım. Bir yere gizlenmiş düşmanları yok ederim. Gizlenecekleri yerleri kapatırım”. Kahire Müzesi’nde bulunan 4.Thutmosis’in savaş arabası kartal başlı, kanatlı, elinde hayat sembolü ve oraklı tanrı Horus’un düşmanlarını ayakları altında çiğneyen sfenkslerle süslüdür. Mısır’da böcek şeklinde muskalar, mücevherler, duvar resimleri ve steller üzerinde de tanrısal varlıkları, gücü ve bilgiyi simgeleyen sfenksler genellikle uzanmış durumda, erkek başlı, kanatsız ve sakallı olarak tasvir edilir. <br />
KAYNAK: TOPLUMDUSMANI.NET]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[MİTOLOJİ NEDİR?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-mitoloji-nedir</link>
			<pubDate>Wed, 26 Jan 2011 13:39:47 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=253">kaba_kulak</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-mitoloji-nedir</guid>
			<description><![CDATA[Mitoloji bir din veya bir halkın kültüründe tanrılar, kahramanlar, evren ve insanın yaratılışına dair tüm sözlü ve yazılı efsane birikiminin ve bu efsanelerin doğuşlarını, anlamlarını yorumlayıp, inceleyen ve sınıflandıran bilim dalının adıdır.<br />
Etimoloji <br />
Mitoloji (Yunanca: μυθολογία, μυθος [mithos] yani “söylenen ya da duyulan söz” ve λογος [logos] yani “konuşma”) kelimelerinin birleşiminden oluşmuş olup, Eski yunan'da “geçmişte söylenenlerin tekrar edilmesi ” gibi bir anlam barındırmaktayken zamanla Batı dillerinde efsane anlamı kazanmıştır. Çağdaş kullanımda, mitoloji ya belirli bir din veya kültürdeki mitlerin bütününü tanımlar (örneğin: Kelt mitolojisi)ya da mitlerin incelenmesi, yorumlanması, toplanması (belki yeniden oluşturulması) ve benzeri çalışmaları içeren bilgi, bilim dalını tanımlar. Nitekim Concise Oxford English Dictionary mitolojiyi şöyle tanımlamıştır:<br />
“1) Mitlerin, özellikle de belirli bir dinî veya kültürel geleneğe ait olanların, bir bütünü. 2) Yaygın anlamda benimsenmiş fakat abartılmış veya kurgusal bir hikâyeler veya inançlar kümesi. 3) Mitlerin incelenmesi (bilimi).” <br />
Terimin belirtilen anlamları dolayısıyla, mecazi şekilde, belirli bir görüş, trend veya kavramı hayalî (veya efsanevî) olarak etiketlemek için de kullanıldığı olur. Ayrıca günlük kullanımda mit sözcüğü gerçekte doğru olmayan bir hikâye veya anlatı için tercih edilir ve çoğunlukla bir yanlışlık, doğru olmayan unsur vurgusu barındırır. Bununla birlikte bu tip bir mit kullanımı veya anlamı mitolojide kabul edilmez ve kullanılmaz.<br />
Mitoloji kelimesinin Türkçe karşılığı söylenbilim veya söylencebilim idir.<br />
Özellikler <br />
Efsaneler konu itibarıyla tanrıları, kahramanları ve doğaüstü varlıkları konu alan anlatılardır. Uyumlu bir sistem içerisinde düzenlenmişlerdir ve çoğunlukla geleneksel sözlü aktarı yoluyla (ozanlar, rahipler) şekilde yayılarak canlı kalırlar. Sıklıkla ilgili oldukları topluluğun dinî veya ruhânî yaşantıları ile bağıntılı olan mitler, rahipler veya hükümdarlar tarafından onaylanırlar. Topluluktaki bu ruhânî mevkilerini kaybettikleri zaman, yani topluluğun ruhânî yapısıyla aralarındaki bağ koptuğunda, mitolojik niteliklerini yitirir ve folklora ait söylenceler veya peri masalları haline gelirler <br />
Bir mit gücünün bir kısmını topluluğun (en azından belirli bir kısmının) ona olan inancından ve doğru olarak kabul edilmesinden alır. Folklor , tüm kutsal geleneklerin birikimi vardır ve terimin kullanımında, günlük kullanımındakine benzer, herhangi bir kötüleme, aşağılama bulunmamaktadır. Örneğin bir dinin hem kendi mitolojisinden ve tekil olarak içerdiği mitlerden ayrı ayrı söz edilebilir. Bu durum tamamen bilimsel ve tarafsız bir yaklaşım olup, bahsedilen söylence ve kavramlara herhangi bir yaşanlama atfetmediği gibi kötüleme ve aşağılama amacı da barındırmaz.<br />
Efsaneler sık sık gerek evrenin gerekse yerel bölgenin ortaya çıkışını açıklama amacı taşır. Örneğin sırasıyla yaratılış efsaneleri ve kuruluş efsaneleri gibi. Efsaneler ayrıca sık sık doğa olaylarının, başka şekilde açıklanamayan kültürel âdetlerin açıklanması amacını da taşır. Genel olarak efsanelerin doğal anlamda basit bir izah sunmayan herhangi bir şeyi açıklamak için sık sık kullanıldığı söylenebilir.<br />
Mitoloji terimi Yunan mitolojisi veya Roma mitolojisi formunda olduğu gibi sıklıkla eski kültürlerin antik hikâyelerine atfen kullanılmaktadır. Bazı efsaneler orijinal olarak sözel bir geleneğin ürünüyken zamanla yazınsal hâle de gelmiştirler. Çoğu efsanenin başlangıç noktası aynı iken değişik coğrafya ve kültürlerden etkilenerek farklılaşmış birden farklı anlatı haline dönüşmüş, orijinal olanı ancak mitologların anlayabileceği kadar kompleks hale gelmişlerdir.<br />
Mit kutsal bir öyküyü anlatır;en eski zamanda, "başlangıçtaki" masallara özgü zamanda olup bitmiş bir olayı anlatır.Mit her zaman bir "yaratılış"ın öyküsüdür: Bir şeyin nasıl yaratıldığını, nasıl varolmaya başladığını anlatır.<br />
Din ve mitoloji <br />
Çoğu dinde mitolojinin çok önemli ve öncelikli bir yeri bulunur. Mit, günlük kullanımdakinin tersine, aslında bir hikâyenin nesnel anlamda yanlış veya doğru olduğunu tanımlamaz, daha çok, nesnel veya materyalist nosyonlardan ilgisiz bir şekilde, doğru veya gerçek kavramının ruhsal, psikolojik ve/veya sembolik yönlerine gönderme yapar.<br />
Her ne kadar bugünkü yaygın dinlere mensup çoğu kişi dinlerinin kökeni ve gelişiminde yer alan anlatıları tarihî olaylar olarak ele alsalar da, bunları inanç sistemlerinin figüratif temsilleri olarak gören kişiler de mevcuttur. Bir dinin veya inancın sahip olduğu kavramlar ve anlatılar, karakteristikleri sebebiyle bilimsel anlamda mitik olabilirler ve buradan hareketle birisi Hıristiyan mitolojisi, Hindu mitolojisi veya İslam mitolojisinden bahsedebilir. Bu gibi terimlerden anlaşılması gereken o dindeki belirli kavramların, birer kültürel nesne olarak ruhâni, psikolojik ve/veya sembolik yönlerine yapılan atıf olmalıdır; bu dinlerin barındırdığı kavram veya anlatıların yanlış ve doğru olmadığı değil. Zira daha önce de tanımda belirtildiği gibi, mit ve dolayısıyla mitoloji, materyalist veya objektif bir doğruluk nosyonu barındırmadığı gibi bu tip amacı da barındırmaz.<br />
Din ve mitoloji ilişkisindeki yaygın bir hata da, eski toplulukların inandığı dinlerin mitolojileri ile karıştırılmasıdır. Din ile mitoloji arasındaki içleyici yakın ilişki sebebiyle belirli bir nesne her iki kümenin de elemanı olabilir. Bununla birlikte genel anlamda din ile mitoloji tamamen farklı terim ve kavramlardır. Mitoloji salt mitolojik nesnelerle ilgilenirken, dinin çevrelediği alan ve nesneler daha farklıdır; liturjiden eskatolojiye kadar. Dinî kavramların mitolojik bir yönünün olabilir olması, dinî kavramın dinî oluşunu arkaplana itmez. Bu sebeple örneğin Kelt mitolojisi ve Kelt dini ile kastedilen ayrı şeylerdir; bazı aynı elemanları barındırsalar ve birçok ilişkileri olsa dahi.<br />
Sınıflandırma <br />
Ritüel mitleri belirli dinî uygulamaların yapılışını veya anlamını açıklayan mitlerdir. Tapınma, ibadet eylemi ile yakın bir ilişki içerisindeki bu mitler, dinî veya ruhâni sistemin liturjik yapısında yer alabilirler. Köken mitleri bir âdet, isim, nesne veya canlının kökenini açıklayan mitlerdir. Kült mitleri bir ilahın (veya ilâhî unsurlar taşıyan varlığın) gücünü gösteren kompleks kutlamaları açıklayan mitlerdir. Prestij mitleri genellikle ilâhî unsurlar veya kutsallık atfedilmiş belirli bir halk, kahraman veya şehirle ilgili mitlerdir. Eskatolojik mitler bilinen dünyanın sonunu getireceği öne sürülen bir mutlak sonu, ve/veya buna dair kavram ve olayları açıklayan, kısacası eskatolojik şeyleri konu alan, mitlerdir. Sosyal mitler ise o anki sosyal değer veya uygulamaları savunmak veya güçlendirmek amacı taşıyan mitlerdir. Bir mit birden çok kategoriye uyabilirse de konularına göre efsaneler kabaca 3 kategoride incelenebilirler <br />
•	1. Evren ve yaratılışa dair söylenceler<br />
•	2. Tanrılara dair söylenceler<br />
•	3. Kahramanlara dair söylenceler<br />
İlgili kavramlar <br />
Mitler fabl, efsane, halk hikâyesi (folklorik hikâye, folktale), peri masalı, anekdot veya kurgu gibi kavramlarla aynı (yani eşit) olmasa da, bu kavramlarla çakışabilir: örneğin bir hikâye hem bir mit hem de bir efsane olabilir. Mitolojik temalar edebiyatta sıklıkla ve bilinçli bir şekilde işlenir e ortaya çıkan eser belirli mitolojik arkaplanlara gönderme yapsa da kendisi bir mitler bütünü içerisinde yer almayabilir (Cupid ve Psyche).<br />
Kültürel ve veyahut dinî bir paradigma kayması sonucu mitler pragmatik bağlamda kendilerine yer edinebilirler: örneğin Hristiyanlığın yükselişiyle birlikte çeşitli pagan mitolojik nesnelerinin Hristiyanlaştırılması gibi. Böylece mitolojik nesneler rasyonalizasyona uğrayabilir, yeni kültür ve veyahut dinde kendilerine bir yer bulabilirler. Tersi yönde, kültürel ve veyahut dinî nesneler de mitolojik nesnelere dönüşebilir; zamanla tarihi veya edebî materyal mitolojik nitelikler kazanabilir. Mitolojinin bilinçli üretimine J. R. R. Tolkien tarafından mytopoeia ismi verilmiştir[3].<br />
otoriteler efsanelerin orijini konusunda ortak bir kanıya varamamışlar, bir kısmı yaşanmış ama unutulmuş/eksik hatırlanan tarihin zamanla efsanelere, gerçek insanların tanrılara dönüştürüldüğünü diğer kısmı ise tamamen bilinçaltı ve hayal gücünün ürünü olduğunu ileri sürmüştü<br />
Mitlerin oluşumu <br />
Mitlerin geniş açıklayıcı özellikleri oluşumlarını belirli bir oranda muğlaklaştırmakta olup, efsanelerin kökeni konusunda yazarlar arasında ortak uzlaşı bulunmamaktadır. Kimi yazarlar yaşanıp unutulmuş gerçek olaylara kimisi tamamen bilinçaltı ev hayal gücüne antropolog Paul Radin'in başını çektiği bir grup ise toplumların varolma ve kaynak bulma ihtiyaçlarını sömüren dini ve siyasi önderler tarafından teşvik edilip, oluşturulduğu kanatindedir[2]..<br />
Mitler kabile, şehir veya millet gibi kültürel kurumları evrensel hakikatlere bağlayarak yetkilendirebilir (bunlara yetki verebilir).<br />
Tüm kültürler kendi dinleri, kahramanları, tarihleri ve benzeri unsurlarına ilişkin anlatıları barındıran kendi mitlerini zamanla geliştirmişlerdir. Bu mitlerin barındırdıkları sembolik anlamların gücü uzun süreler boyunca canlı kalabilmelerinin (bazen binlerce yıl boyunca) ana sebeplerindendir. Mâche, temel (ve öncül) ruhsal bir bağlamdaki görüntü olarak mit ile, bir tür mito-lojiyi, bu görüntüler (mitler) arasında belirli bir uyumu sağlamaya çalışan bir sözcükler sistemi şeklinde ayrıştırma yapmaya çalışırlar[4].<br />
Mitlerin bir toplamı, bütünü mitos olarak adlandırılır. Bunların (mitosların) bir toplamı, bütününe ise mitoi denir. Bunun önemli bir türü bir kültürün evrenin nasıl yaratıldığına ilişkin görüş ve inançlarını açıklayan ve tanımlayan yaratılış mitleridir.<br />
Çağdaş mitoloji <br />
Star Wars veya Tarzan gibi film ve kitap serileri zaman zaman güçlü mitolojik yönler barındırırlar ki bu yönler bazen derin ve karışık felsefî sistemlere (doğru) gelişebilir. Bu nesneler mitoloji olmasalar da mitik temalar içerirler ki bunlar bazı kişilere göre benzer psikolojik ihtiyaçları karşılar. Bunun bir örneği J. R. R. Tolkien tarafından yazılan Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi isimli romanlarda ve yine yazarın notları incelenerek oğlu Christopher Tolkien tarafından yayına sunulan Silmarillion, Húrin'in Çocukları, Orta Dünya Tarihi, vd. eserlerinde anlatılan Orta Dünya evreninde görülebilir. Bazı sevenleri veya takipçileri kurgusal kompleks dünyaları, Star Trek serisindeki gibi, yanlış bir şekilde mitoloji olarak yorumlarlar; oysa bunlar nesnel ve bilimsel bağlamda mitoloji olarak tanımlanamaz. Kurgu, insanlar ona inanmadıkları ve ruhâni (veya psikolojik) yaşantıyla bir bağ kurulmadıkça, gerçek anlamda mitoloji seviyesine ulaşamAZ. Ayrıca Percy Jackson ve Olimposlular serisi mitolojinin günümüze uyarlamasıdır.<br />
Bölgelere göre mitolojiler <br />
- Sotho mitolojisi - Tonga mitolojisi - Tumbuka mitolojisi - Xhosa mitolojisi - Yoruba mitolojisi - Zulu mitolojisi<br />
<br />
<br />
Asya Mitolojisi <br />
Çerkes Mitolojisi - Ayyavazhi mitolojisi - Budist mitoloji - Bon mitolojisi (Budizm öncesi Tibet mitolojisi) - Çin mitolojisi - Hint mitolojisi - Hmong mitolojisi - Japon mitolojisi - Kore mitolojisi- Pers mitolojisi - Filipin mitolojisi - Türk mitolojisi- Vietnam mitolojisi<br />
Avustralya ve Okyanusya Mitolojisi <br />
Avustralya Aborijin mitolojisi - Hawaii mitolojisi - Maori mitolojisi - Melanezya mitolojisi - Mikronezya mitolojisi - Papua mitolojisi - Polinezya mitolojisi - Rapa Nui mitolojisi<br />
Avrupa Mitolojisi <br />
Anglo-Sakson mitolojisi - Bask mitolojisi - Katalan mitolojisi – Kelt mitolojisi - Korsika mitolojisi - Çuvaş mitolojisi - Girit mitolojisi - Hollanda mitolojisi - İngiliz mitolojisi - Etrüsk mitolojisi - Estonya mitolojisi - Fransız mitolojisi - Cermen mitolojisi - Macar mitolojisi - Fin mitolojisi - İrlanda mitolojisi - Leton mitolojisi - Litvanya mitolojisi - Lusitanya mitolojisi - Nors mitolojisi - Roman (Çingene) mitolojisi - Roma mitolojisi – Romanya mitolojisi - Sardinya mitolojisi - İskoç mitolojisi - Slav mitolojisi - İspanyol mitolojisi - İsviçre mitolojisi – Tatar mitolojisi - Yunan mitolojisi<br />
Orta Doğu Mitolojisi <br />
Arap mitolojisi (İslam ve İslam öncesi) – İbrahimi mitoloji (Yahudilik ve Yahudilik öncesi) – Hristiyanlık -Pers mitolojisi – Mezopotamya mitolojisi (Sümer, Asur ve Babil) – Yezidi mitoloji<br />
Kuzey Amerika Yerlileri Mitolojisi <br />
Abenaki mitolojisi - Algonkin mitolojisi - Karaayak mitolojisi - Çippewa mitolojisi - Chickasaw mitolojisi - Choctaw mitolojisi - Creek mitolojisi - Crow mitolojisi - Haida mitolojisi - Ho-Chunk mitolojisi - Hopi mitolojisi - Inuit mitolojisi - Iroquois mitolojisi - Huron mitolojisi - Kwakiutl mitolojisi - Lakota mitolojisi - Leni Lenape mitolojisi - Miwok mitolojisi - Navaho mitolojisi - Nootka mitolojisi - Ohlone mitolojisi - Pawnee mitolojisi - Pomo mitolojisi - Saliş mitolojisi - Seneca mitolojisi - Tsimshian mitolojisi - Ute mitolojisi - Zuni mitolojisi<br />
Güney Amerika ve Mezoamerika Yerlileri Mitolojisi <br />
Aztek mitolojisi - Chilota mitolojisi - İnka mitolojisi - Guaraní mitolojisi - Haiti mitolojisi - Maya mitolojisi - Mapuçe mitolojisi - Olmec mitolojisi - Toltec mitolojisi<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Mitoloji bir din veya bir halkın kültüründe tanrılar, kahramanlar, evren ve insanın yaratılışına dair tüm sözlü ve yazılı efsane birikiminin ve bu efsanelerin doğuşlarını, anlamlarını yorumlayıp, inceleyen ve sınıflandıran bilim dalının adıdır.<br />
Etimoloji <br />
Mitoloji (Yunanca: μυθολογία, μυθος [mithos] yani “söylenen ya da duyulan söz” ve λογος [logos] yani “konuşma”) kelimelerinin birleşiminden oluşmuş olup, Eski yunan'da “geçmişte söylenenlerin tekrar edilmesi ” gibi bir anlam barındırmaktayken zamanla Batı dillerinde efsane anlamı kazanmıştır. Çağdaş kullanımda, mitoloji ya belirli bir din veya kültürdeki mitlerin bütününü tanımlar (örneğin: Kelt mitolojisi)ya da mitlerin incelenmesi, yorumlanması, toplanması (belki yeniden oluşturulması) ve benzeri çalışmaları içeren bilgi, bilim dalını tanımlar. Nitekim Concise Oxford English Dictionary mitolojiyi şöyle tanımlamıştır:<br />
“1) Mitlerin, özellikle de belirli bir dinî veya kültürel geleneğe ait olanların, bir bütünü. 2) Yaygın anlamda benimsenmiş fakat abartılmış veya kurgusal bir hikâyeler veya inançlar kümesi. 3) Mitlerin incelenmesi (bilimi).” <br />
Terimin belirtilen anlamları dolayısıyla, mecazi şekilde, belirli bir görüş, trend veya kavramı hayalî (veya efsanevî) olarak etiketlemek için de kullanıldığı olur. Ayrıca günlük kullanımda mit sözcüğü gerçekte doğru olmayan bir hikâye veya anlatı için tercih edilir ve çoğunlukla bir yanlışlık, doğru olmayan unsur vurgusu barındırır. Bununla birlikte bu tip bir mit kullanımı veya anlamı mitolojide kabul edilmez ve kullanılmaz.<br />
Mitoloji kelimesinin Türkçe karşılığı söylenbilim veya söylencebilim idir.<br />
Özellikler <br />
Efsaneler konu itibarıyla tanrıları, kahramanları ve doğaüstü varlıkları konu alan anlatılardır. Uyumlu bir sistem içerisinde düzenlenmişlerdir ve çoğunlukla geleneksel sözlü aktarı yoluyla (ozanlar, rahipler) şekilde yayılarak canlı kalırlar. Sıklıkla ilgili oldukları topluluğun dinî veya ruhânî yaşantıları ile bağıntılı olan mitler, rahipler veya hükümdarlar tarafından onaylanırlar. Topluluktaki bu ruhânî mevkilerini kaybettikleri zaman, yani topluluğun ruhânî yapısıyla aralarındaki bağ koptuğunda, mitolojik niteliklerini yitirir ve folklora ait söylenceler veya peri masalları haline gelirler <br />
Bir mit gücünün bir kısmını topluluğun (en azından belirli bir kısmının) ona olan inancından ve doğru olarak kabul edilmesinden alır. Folklor , tüm kutsal geleneklerin birikimi vardır ve terimin kullanımında, günlük kullanımındakine benzer, herhangi bir kötüleme, aşağılama bulunmamaktadır. Örneğin bir dinin hem kendi mitolojisinden ve tekil olarak içerdiği mitlerden ayrı ayrı söz edilebilir. Bu durum tamamen bilimsel ve tarafsız bir yaklaşım olup, bahsedilen söylence ve kavramlara herhangi bir yaşanlama atfetmediği gibi kötüleme ve aşağılama amacı da barındırmaz.<br />
Efsaneler sık sık gerek evrenin gerekse yerel bölgenin ortaya çıkışını açıklama amacı taşır. Örneğin sırasıyla yaratılış efsaneleri ve kuruluş efsaneleri gibi. Efsaneler ayrıca sık sık doğa olaylarının, başka şekilde açıklanamayan kültürel âdetlerin açıklanması amacını da taşır. Genel olarak efsanelerin doğal anlamda basit bir izah sunmayan herhangi bir şeyi açıklamak için sık sık kullanıldığı söylenebilir.<br />
Mitoloji terimi Yunan mitolojisi veya Roma mitolojisi formunda olduğu gibi sıklıkla eski kültürlerin antik hikâyelerine atfen kullanılmaktadır. Bazı efsaneler orijinal olarak sözel bir geleneğin ürünüyken zamanla yazınsal hâle de gelmiştirler. Çoğu efsanenin başlangıç noktası aynı iken değişik coğrafya ve kültürlerden etkilenerek farklılaşmış birden farklı anlatı haline dönüşmüş, orijinal olanı ancak mitologların anlayabileceği kadar kompleks hale gelmişlerdir.<br />
Mit kutsal bir öyküyü anlatır;en eski zamanda, "başlangıçtaki" masallara özgü zamanda olup bitmiş bir olayı anlatır.Mit her zaman bir "yaratılış"ın öyküsüdür: Bir şeyin nasıl yaratıldığını, nasıl varolmaya başladığını anlatır.<br />
Din ve mitoloji <br />
Çoğu dinde mitolojinin çok önemli ve öncelikli bir yeri bulunur. Mit, günlük kullanımdakinin tersine, aslında bir hikâyenin nesnel anlamda yanlış veya doğru olduğunu tanımlamaz, daha çok, nesnel veya materyalist nosyonlardan ilgisiz bir şekilde, doğru veya gerçek kavramının ruhsal, psikolojik ve/veya sembolik yönlerine gönderme yapar.<br />
Her ne kadar bugünkü yaygın dinlere mensup çoğu kişi dinlerinin kökeni ve gelişiminde yer alan anlatıları tarihî olaylar olarak ele alsalar da, bunları inanç sistemlerinin figüratif temsilleri olarak gören kişiler de mevcuttur. Bir dinin veya inancın sahip olduğu kavramlar ve anlatılar, karakteristikleri sebebiyle bilimsel anlamda mitik olabilirler ve buradan hareketle birisi Hıristiyan mitolojisi, Hindu mitolojisi veya İslam mitolojisinden bahsedebilir. Bu gibi terimlerden anlaşılması gereken o dindeki belirli kavramların, birer kültürel nesne olarak ruhâni, psikolojik ve/veya sembolik yönlerine yapılan atıf olmalıdır; bu dinlerin barındırdığı kavram veya anlatıların yanlış ve doğru olmadığı değil. Zira daha önce de tanımda belirtildiği gibi, mit ve dolayısıyla mitoloji, materyalist veya objektif bir doğruluk nosyonu barındırmadığı gibi bu tip amacı da barındırmaz.<br />
Din ve mitoloji ilişkisindeki yaygın bir hata da, eski toplulukların inandığı dinlerin mitolojileri ile karıştırılmasıdır. Din ile mitoloji arasındaki içleyici yakın ilişki sebebiyle belirli bir nesne her iki kümenin de elemanı olabilir. Bununla birlikte genel anlamda din ile mitoloji tamamen farklı terim ve kavramlardır. Mitoloji salt mitolojik nesnelerle ilgilenirken, dinin çevrelediği alan ve nesneler daha farklıdır; liturjiden eskatolojiye kadar. Dinî kavramların mitolojik bir yönünün olabilir olması, dinî kavramın dinî oluşunu arkaplana itmez. Bu sebeple örneğin Kelt mitolojisi ve Kelt dini ile kastedilen ayrı şeylerdir; bazı aynı elemanları barındırsalar ve birçok ilişkileri olsa dahi.<br />
Sınıflandırma <br />
Ritüel mitleri belirli dinî uygulamaların yapılışını veya anlamını açıklayan mitlerdir. Tapınma, ibadet eylemi ile yakın bir ilişki içerisindeki bu mitler, dinî veya ruhâni sistemin liturjik yapısında yer alabilirler. Köken mitleri bir âdet, isim, nesne veya canlının kökenini açıklayan mitlerdir. Kült mitleri bir ilahın (veya ilâhî unsurlar taşıyan varlığın) gücünü gösteren kompleks kutlamaları açıklayan mitlerdir. Prestij mitleri genellikle ilâhî unsurlar veya kutsallık atfedilmiş belirli bir halk, kahraman veya şehirle ilgili mitlerdir. Eskatolojik mitler bilinen dünyanın sonunu getireceği öne sürülen bir mutlak sonu, ve/veya buna dair kavram ve olayları açıklayan, kısacası eskatolojik şeyleri konu alan, mitlerdir. Sosyal mitler ise o anki sosyal değer veya uygulamaları savunmak veya güçlendirmek amacı taşıyan mitlerdir. Bir mit birden çok kategoriye uyabilirse de konularına göre efsaneler kabaca 3 kategoride incelenebilirler <br />
•	1. Evren ve yaratılışa dair söylenceler<br />
•	2. Tanrılara dair söylenceler<br />
•	3. Kahramanlara dair söylenceler<br />
İlgili kavramlar <br />
Mitler fabl, efsane, halk hikâyesi (folklorik hikâye, folktale), peri masalı, anekdot veya kurgu gibi kavramlarla aynı (yani eşit) olmasa da, bu kavramlarla çakışabilir: örneğin bir hikâye hem bir mit hem de bir efsane olabilir. Mitolojik temalar edebiyatta sıklıkla ve bilinçli bir şekilde işlenir e ortaya çıkan eser belirli mitolojik arkaplanlara gönderme yapsa da kendisi bir mitler bütünü içerisinde yer almayabilir (Cupid ve Psyche).<br />
Kültürel ve veyahut dinî bir paradigma kayması sonucu mitler pragmatik bağlamda kendilerine yer edinebilirler: örneğin Hristiyanlığın yükselişiyle birlikte çeşitli pagan mitolojik nesnelerinin Hristiyanlaştırılması gibi. Böylece mitolojik nesneler rasyonalizasyona uğrayabilir, yeni kültür ve veyahut dinde kendilerine bir yer bulabilirler. Tersi yönde, kültürel ve veyahut dinî nesneler de mitolojik nesnelere dönüşebilir; zamanla tarihi veya edebî materyal mitolojik nitelikler kazanabilir. Mitolojinin bilinçli üretimine J. R. R. Tolkien tarafından mytopoeia ismi verilmiştir[3].<br />
otoriteler efsanelerin orijini konusunda ortak bir kanıya varamamışlar, bir kısmı yaşanmış ama unutulmuş/eksik hatırlanan tarihin zamanla efsanelere, gerçek insanların tanrılara dönüştürüldüğünü diğer kısmı ise tamamen bilinçaltı ve hayal gücünün ürünü olduğunu ileri sürmüştü<br />
Mitlerin oluşumu <br />
Mitlerin geniş açıklayıcı özellikleri oluşumlarını belirli bir oranda muğlaklaştırmakta olup, efsanelerin kökeni konusunda yazarlar arasında ortak uzlaşı bulunmamaktadır. Kimi yazarlar yaşanıp unutulmuş gerçek olaylara kimisi tamamen bilinçaltı ev hayal gücüne antropolog Paul Radin'in başını çektiği bir grup ise toplumların varolma ve kaynak bulma ihtiyaçlarını sömüren dini ve siyasi önderler tarafından teşvik edilip, oluşturulduğu kanatindedir[2]..<br />
Mitler kabile, şehir veya millet gibi kültürel kurumları evrensel hakikatlere bağlayarak yetkilendirebilir (bunlara yetki verebilir).<br />
Tüm kültürler kendi dinleri, kahramanları, tarihleri ve benzeri unsurlarına ilişkin anlatıları barındıran kendi mitlerini zamanla geliştirmişlerdir. Bu mitlerin barındırdıkları sembolik anlamların gücü uzun süreler boyunca canlı kalabilmelerinin (bazen binlerce yıl boyunca) ana sebeplerindendir. Mâche, temel (ve öncül) ruhsal bir bağlamdaki görüntü olarak mit ile, bir tür mito-lojiyi, bu görüntüler (mitler) arasında belirli bir uyumu sağlamaya çalışan bir sözcükler sistemi şeklinde ayrıştırma yapmaya çalışırlar[4].<br />
Mitlerin bir toplamı, bütünü mitos olarak adlandırılır. Bunların (mitosların) bir toplamı, bütününe ise mitoi denir. Bunun önemli bir türü bir kültürün evrenin nasıl yaratıldığına ilişkin görüş ve inançlarını açıklayan ve tanımlayan yaratılış mitleridir.<br />
Çağdaş mitoloji <br />
Star Wars veya Tarzan gibi film ve kitap serileri zaman zaman güçlü mitolojik yönler barındırırlar ki bu yönler bazen derin ve karışık felsefî sistemlere (doğru) gelişebilir. Bu nesneler mitoloji olmasalar da mitik temalar içerirler ki bunlar bazı kişilere göre benzer psikolojik ihtiyaçları karşılar. Bunun bir örneği J. R. R. Tolkien tarafından yazılan Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi isimli romanlarda ve yine yazarın notları incelenerek oğlu Christopher Tolkien tarafından yayına sunulan Silmarillion, Húrin'in Çocukları, Orta Dünya Tarihi, vd. eserlerinde anlatılan Orta Dünya evreninde görülebilir. Bazı sevenleri veya takipçileri kurgusal kompleks dünyaları, Star Trek serisindeki gibi, yanlış bir şekilde mitoloji olarak yorumlarlar; oysa bunlar nesnel ve bilimsel bağlamda mitoloji olarak tanımlanamaz. Kurgu, insanlar ona inanmadıkları ve ruhâni (veya psikolojik) yaşantıyla bir bağ kurulmadıkça, gerçek anlamda mitoloji seviyesine ulaşamAZ. Ayrıca Percy Jackson ve Olimposlular serisi mitolojinin günümüze uyarlamasıdır.<br />
Bölgelere göre mitolojiler <br />
- Sotho mitolojisi - Tonga mitolojisi - Tumbuka mitolojisi - Xhosa mitolojisi - Yoruba mitolojisi - Zulu mitolojisi<br />
<br />
<br />
Asya Mitolojisi <br />
Çerkes Mitolojisi - Ayyavazhi mitolojisi - Budist mitoloji - Bon mitolojisi (Budizm öncesi Tibet mitolojisi) - Çin mitolojisi - Hint mitolojisi - Hmong mitolojisi - Japon mitolojisi - Kore mitolojisi- Pers mitolojisi - Filipin mitolojisi - Türk mitolojisi- Vietnam mitolojisi<br />
Avustralya ve Okyanusya Mitolojisi <br />
Avustralya Aborijin mitolojisi - Hawaii mitolojisi - Maori mitolojisi - Melanezya mitolojisi - Mikronezya mitolojisi - Papua mitolojisi - Polinezya mitolojisi - Rapa Nui mitolojisi<br />
Avrupa Mitolojisi <br />
Anglo-Sakson mitolojisi - Bask mitolojisi - Katalan mitolojisi – Kelt mitolojisi - Korsika mitolojisi - Çuvaş mitolojisi - Girit mitolojisi - Hollanda mitolojisi - İngiliz mitolojisi - Etrüsk mitolojisi - Estonya mitolojisi - Fransız mitolojisi - Cermen mitolojisi - Macar mitolojisi - Fin mitolojisi - İrlanda mitolojisi - Leton mitolojisi - Litvanya mitolojisi - Lusitanya mitolojisi - Nors mitolojisi - Roman (Çingene) mitolojisi - Roma mitolojisi – Romanya mitolojisi - Sardinya mitolojisi - İskoç mitolojisi - Slav mitolojisi - İspanyol mitolojisi - İsviçre mitolojisi – Tatar mitolojisi - Yunan mitolojisi<br />
Orta Doğu Mitolojisi <br />
Arap mitolojisi (İslam ve İslam öncesi) – İbrahimi mitoloji (Yahudilik ve Yahudilik öncesi) – Hristiyanlık -Pers mitolojisi – Mezopotamya mitolojisi (Sümer, Asur ve Babil) – Yezidi mitoloji<br />
Kuzey Amerika Yerlileri Mitolojisi <br />
Abenaki mitolojisi - Algonkin mitolojisi - Karaayak mitolojisi - Çippewa mitolojisi - Chickasaw mitolojisi - Choctaw mitolojisi - Creek mitolojisi - Crow mitolojisi - Haida mitolojisi - Ho-Chunk mitolojisi - Hopi mitolojisi - Inuit mitolojisi - Iroquois mitolojisi - Huron mitolojisi - Kwakiutl mitolojisi - Lakota mitolojisi - Leni Lenape mitolojisi - Miwok mitolojisi - Navaho mitolojisi - Nootka mitolojisi - Ohlone mitolojisi - Pawnee mitolojisi - Pomo mitolojisi - Saliş mitolojisi - Seneca mitolojisi - Tsimshian mitolojisi - Ute mitolojisi - Zuni mitolojisi<br />
Güney Amerika ve Mezoamerika Yerlileri Mitolojisi <br />
Aztek mitolojisi - Chilota mitolojisi - İnka mitolojisi - Guaraní mitolojisi - Haiti mitolojisi - Maya mitolojisi - Mapuçe mitolojisi - Olmec mitolojisi - Toltec mitolojisi<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[(Dede Korkut)-12 İç Oğuz Dış Oğuz’un Asi Olup Beyrek’in Ölmesi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-dede-korkut-12-ic-oguz-dis-oguz%E2%80%99un-asi-olup-beyrek%E2%80%99in-olmesi</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jan 2011 12:00:50 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=18465">neferkaminanu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-dede-korkut-12-ic-oguz-dis-oguz%E2%80%99un-asi-olup-beyrek%E2%80%99in-olmesi</guid>
			<description><![CDATA[Kazan 3 yılda bir İç ve Dış Oğuz beylerini toplar, helalini alır, nesi var nesi yoksa yağmalatırdı. Yine Kazan’ın evini yağmalattığı bir zaman Dış Oğuz beyleri gelmez, İç Oğuz beyleri yağma eder. Bunun üzerine Dış Oğuz beyleri Kazan’a düşman olur. Kılbaş adında bir bey Dış Oğuz beylerinden Aruz’un evine gider ve Dış Oğuz beylerinin Kazan Han’a kin beslediğini öğrenir. Kıbaş gittikten sonra Dış Oğuz beyleri yemin eder, Beyrek’in bu yemine katılmasını yoksa öldürüleceğini söylerler. Beyrek, kabul etmez,ancak Dış Oğuz beyleri de Beyrek’e kıyamaz. Aruz Bey, Beyrek’in sağ uyluğunu keser. Beyrek öleceğini anlayınca Kazan Han’a kanını yerde bırakmamasını vasiyet eder. Kazan Bey bunun üzerine İç Oğuz beylerini toplayarak Aruz’un evini yağmalar, kendisini öldürür. Kazan, Dış Oğuz beylerini affeder…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kazan 3 yılda bir İç ve Dış Oğuz beylerini toplar, helalini alır, nesi var nesi yoksa yağmalatırdı. Yine Kazan’ın evini yağmalattığı bir zaman Dış Oğuz beyleri gelmez, İç Oğuz beyleri yağma eder. Bunun üzerine Dış Oğuz beyleri Kazan’a düşman olur. Kılbaş adında bir bey Dış Oğuz beylerinden Aruz’un evine gider ve Dış Oğuz beylerinin Kazan Han’a kin beslediğini öğrenir. Kıbaş gittikten sonra Dış Oğuz beyleri yemin eder, Beyrek’in bu yemine katılmasını yoksa öldürüleceğini söylerler. Beyrek, kabul etmez,ancak Dış Oğuz beyleri de Beyrek’e kıyamaz. Aruz Bey, Beyrek’in sağ uyluğunu keser. Beyrek öleceğini anlayınca Kazan Han’a kanını yerde bırakmamasını vasiyet eder. Kazan Bey bunun üzerine İç Oğuz beylerini toplayarak Aruz’un evini yağmalar, kendisini öldürür. Kazan, Dış Oğuz beylerini affeder…]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[(Dede Korkut)-11 Salur Kazan’ın Esir Olup Oğlu Uruz’un Çıkarması]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-dede-korkut-11-salur-kazan%E2%80%99in-esir-olup-oglu-uruz%E2%80%99un-cikarmasi</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jan 2011 12:00:05 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=18465">neferkaminanu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-dede-korkut-11-salur-kazan%E2%80%99in-esir-olup-oglu-uruz%E2%80%99un-cikarmasi</guid>
			<description><![CDATA[Kazan Bey Oğlu Uruz’un Tutsak Olması<br />
<br />
Kazan Bey Oğlu Uruz’un Tutsak Olması, Türk kültürü hakkında önemli bir kaynak teşkil eden ve 15. yüzyılda yazıya geçirildiği düşünülen Dede Korkut Hikayeleri içerisinde yer alan hikâyelerden biridir.<br />
<br />
Kazan Bey, oğlunun henüz bir kan akıtıp, baş kesip isim sahibi olamayışına üzüldüğünü bildirir. Oğlu da babasından nasıl savaş edildiğini, kan döküldüğünü kendisine öğretmesini ister. Kazan Han bunun üzerine oğlunu ava çıkarır, bu sırada düşman gelir ve Kazan Han savaşmaya başlar. Oğluna sadece izlemesini söylemesine rağmen oğlan babasına fark ettirmeden savaşır. Babası, oğlunu bulamaz; evde de göremeyince düşmanla savaşılan yere gelir. Oğlunun kılıcını görünce onun esir düştüğünü anlar. Düşmanla tek başına savaşa giden Kazan Bey, yenilir. Bunun üzerine Hatun kırk kızla ve diğer Oğuz beyleriyle kafirleri yener. Oğuzlar yurtlarına dönerler. Yedi gün yedi gece yemek yerler, oynarlar. Dede korkut dua eder ve hikâye biter.<br />
<br />
MEĞER Hanım Tırabuzan tekürü beyler beyi olan Han Kazan’a bir şahin göndermişti. Bir gece yiyip içip otururken şahinci başına der: Bre yarın sabah şahinleri al, tenhaca ava binelim dedi.<br />
Erkenden bindiler, av yerine vardılar. Gördüler bir sürü kaz oturuyor. Kazan şahini bıraktı. Alamadı81 şahin havalandı. Gözetlediler, şahin Toman’ın Kalesine indi. Kazan gayet müteessir oldu. Şahinin ardına düştü.<br />
Dere tepe aştı, kafir eline geldi. Giderken Kazan’ın karanlık gözünü uyku bürüdü. Beyler dediler: Hanım dönelim. Kazan der: Biraz daha ileri varalım dedi. Baktı bir kale gördü. Der: Beyler gelin yatalım dedi. Kazan’ı küçücük ölüm tuttu, uyudu.<br />
Meğer hanım, Oğuz beyleri yedi gün uyurdu. Onun için küçücük ölüm derlerdi.<br />
Meğer o gün Toman’ın Kalesinin tekürü ava binmişti. Casus geldi, der: Bre bölük atlı geldi, içinde beyleri yattı uyudu. Tekür adam gönderdi, kim olduğunu anlayın dedi. Gelenler bildi ki bunlar Oğuz erenlerindendir. Gelip teküre haber verdiler. Tekür de hemen askerini topladı, bunların üzerine geldi. Kazan’ın beyleri baktılar gördüler ki düşman geliyor. Dediler: Kazan’ı bırakır gidersek evinde bizi kovarlar. en iyisi budur ki burda ölelim dediler. Kafiri karşıladılar, cenk ettiler. Kazan’ın üzerine yirmi beş beyini şehit ettiler. Kazan’ın üzerine düştüler, uyuduğu yerde tuttular, elini ayağını sımsıkı bağladılar, bir arabaya yüklettiler, arabaya muhkem urganla sardılar. Arabayı çektiler, yürüyü verdiler.<br />
Giderken araba gıcırtısından Kazan uyandı. Gerindi bu elindeki urganları hep kopardı. Arabanın üzerine oturdu, elini eline çaldı, kah kah güldü.<br />
Kafirler derler: Ne gülüyorsun? Kazan der: Bre kafirler, bu arabayı beşiğim sandım, sizi yamrı yumru dadım dayam sandım dedi. Neyse, Kazan’ı getirdiler, Toman’ın Kalesinde bir kuyuya bıraktılar. Kuyunun ağzına bir değirmen taşı koydular. Yemeğini suyunu değirmen taşının deliğinden veriyorlardı.<br />
Bir gün tekürün karısı der: Varayım Kazan’ı göreyim, nasıl bir insandır ki bunca adamlara darbe vuruyormuş dedi. Hatun gelip zindancıya kapıyı açtırdı. Seslendi, der: Kazan Bey nedir halin, dirliğin yer altında mı hoştur, yoksa yer üstünde mi hoştur, hem şimdi ne yiyorsun, ne içiyorsun ve neye biniyorsun dedi. Kazan der: Ölülerine yemek verdiğin vakit ellerinden alıyorum, hem ölülerinizin yorgasına82 biniyorum, yaşlılarını yedekte çekiyorum dedi. Tekür’ün karısı der: Dinin için Kazan Bey, yedi yaşında bir kızcağızım ölmüştür, kerem eyle ona binme dedi. Kazan der: Ölülerinizde ondan yorga yoktur, hep ona biniyorum dedi. Kadın der: Vay, senin elinden ne yer yüzünde dirimiz ve ne yer altında ölümüz kurtulurmuş dedi. Geldi Tekür’e der: Kerem eyle o tatarı kuyudan çıkar, kızcağızın belini koparıyor yer altında kızcağızıma biniyormuş, diğer ölülerimizi topluyormuş, hem ölülerimiz için verdiğimiz yemeği ellerinden çekip alıp yiyormuş, onun elinden ne ölümüz ne dirimiz kurtulurmuş, dinini aşkına o eri kuyudan çıkar dedi. Tekür beylerini topladı, der: Gelin Kazan’ı kuyudan çıkarın, bizi övsün Oğuz’u yersin, ondan sonra şart eylesin bizim memleketimize düşmanlığa gelmesin dedi.<br />
Vardılar Kazan’ı kuyudan çıkarıp getirdiler. Dediler : And iç ki bizim memleketimize düşmanlığa gelmeyesin, hem bizi öv Oğuz’u yer, seni bırakı verelim var git dediler. Kazan der: Vallah billah doğru yolu görür iken eğri yoldan gelmeyeyim dedi. Dediler : Vallah Kazan iyi and içti dediler. Şimdi Kazan Bey, hadi bizi öv dediler. Kazan der: Ben yer yüzünde adam övmem, bir adam getirin bineyim, sizi öveyim dedi. Vardılar bir er kafir getirdiler. Bir eyer, bir gem dedi, getirdiler. Kafirin arkasına eyer koydu, ağzına gem vurdu, eyer kayışını çekti. Sıçradı arkasına bindi. Ökçesini ökçesine vurdu, kaburgasını karnına yapıştırdı. Gemini çekti, ağzım ayırdı. Kafiri öldürdü, çöktü üzerine oturdu. Der: Bre kafirler kopuzumu getirin, sizi öveyim dedi. Vardılar kopuzu getirdiler. Eline alıp burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
Bin bin erden düşman gördümse övünüm dedim<br />
<br />
Yirmi bin er düşman gördümse koklamadım<br />
<br />
Otuz bin er düşman gördümse ona saydım<br />
<br />
Kırk bin er düşman gördümse gözümü kısıp baktım<br />
<br />
Elli bin er gördümse el vermedim<br />
<br />
Altmış bin er gördümse söyleşmedim<br />
<br />
Seksen bin er gördümse ürpermedim<br />
<br />
Doksan bin düşman gördümse donanmadım<br />
<br />
Yüz bin er gördümse yüzümü dönmedim<br />
<br />
Yüzü dönmez kılıcımı elime aldım<br />
<br />
Muhammedin dini aşkına kılıç vurdum<br />
<br />
Ak meydanda yumru başı top gibi kestim<br />
<br />
O zaman bile erim beyim diye övünmedim<br />
<br />
Övünen erenleri hoş görmedim<br />
<br />
Eline geçmiş iken bre kafir öldür beni<br />
<br />
Kara kılıcını çal boynuma kes başımı<br />
<br />
Kılıcından sapacağım yok<br />
<br />
Kendi aslımı kendi kökümü yermem yok<br />
dedi. Bir deyiş daha söylemiş, der:<br />
Yüksek yüksek kara dağdan taş yuvarlansa<br />
<br />
Kaba ökçemi oyluğumu karşı tutan Kazan er idim<br />
<br />
Firavun şişler yükleyip yerden, çıksa<br />
<br />
Kaba ökçem ile perçin kılan Kazan er idim<br />
<br />
Koca koca beyler oğlu kavga kılsa<br />
<br />
Kamçı vurup dindiren Kazan er idim<br />
<br />
Yüce dağları duman tutsa<br />
<br />
Kapkara sis deli kopsa<br />
<br />
Kara koç atımın kulağı görünmez olsa<br />
<br />
Gayrı eren kılavuzsuz yol şaşırsa<br />
<br />
Kılavuzsuz yol başaran Kazan er idim<br />
<br />
Yedi başlı ejderhaya yetişip vardım<br />
<br />
Heybetinden sol gözüm yaşardı<br />
<br />
Hey gözüm namert gözüm kalleş gözüm<br />
<br />
Bir yılandan ne var ki korktun dedim<br />
<br />
O zaman bile erim beyim diye övünmedim<br />
<br />
Övünen erenleri hoş görmedim<br />
<br />
Eline geçmiş iken bre kafir öldür beni yitir beni<br />
<br />
Çal kılıcını kes başımı<br />
<br />
Kılıcından sapacağım yok<br />
<br />
Kendi aslımı kendi kökümü yermem yok<br />
<br />
Oğuz erenleri dururken seni övmem yok<br />
dedi. Kazan burada bir daha söylemiş:<br />
Arkaç Kırda çalkanır umman denizinde<br />
<br />
Sarp yerlerde yapılmış kafir şehri<br />
<br />
Sağa sola çırpıntı vurur yüzgeçleri<br />
<br />
Su dibinde döner bahrileri86<br />
<br />
Tanrı benim diye su dibinde çığrışır asileri<br />
<br />
Önünü koyup tersini okur kızı gelini<br />
<br />
Altın aşık oynar Sancıdanın beyleri<br />
<br />
Altı defa Oğuz vardı alamadı<br />
<br />
O kaleye altı tane erle ben Kazan vardım<br />
<br />
Altı güne koymadım onu aldım<br />
<br />
Kilisesini yıkıp yerine mescit yaptım ezan okuttum<br />
<br />
Kızını gelinini ak göğsümde oynattım<br />
<br />
Beylerini kul ettim<br />
<br />
O zaman bile erim beyim diye övünmedim<br />
<br />
Övünen erenleri hoş görmedim<br />
<br />
Eline geçmiş iken bre kafir öldür beni yitir beni<br />
<br />
Kılıcından sapacağım yok<br />
<br />
Kendi aslımı kendi kökümü yermem yok<br />
dedi. Kazan yine söylemiş, der:<br />
Arkaç Kırda döndürdüğüm bre kafir senin baban<br />
<br />
Şakağına imrendiğim senin kızın gelinin<br />
<br />
Akça Kale Sürmelide at oynattım<br />
<br />
At ile Karun eline baskın yaptım<br />
<br />
Ak Hisar Kalesinin burcunu yıktım<br />
<br />
Ak akçe getirdiler puldur dedim<br />
<br />
Kızıl altın getirdiler bakırdır dedim<br />
<br />
Ela gözlü kızını gelinini getirdiler aldanmadım<br />
<br />
Kilisesini yıktım mescit yaptım<br />
<br />
Altını gümüşü yağmalattım<br />
<br />
O zaman bile erim beyim diye övünmedim<br />
<br />
Övünenleri hoş görmedim<br />
<br />
Eline geçmiş iken bre kafir öldür beni yitir beni<br />
<br />
Kendi aslımı kendi kökümü yermem yok<br />
<br />
Seni övmem yok<br />
dedi. Kazan Bey burada bir daha söylemiş, der:<br />
Ak kayanın kaplanının erkeğinde bir köküm var<br />
<br />
Ortaç Kırda sizin geyiklerinizi durdurmaya<br />
<br />
Ak sazın aslanında bir köküm var<br />
<br />
Kaz alaca kısrağını durdurmaya<br />
<br />
Azman kurt yavrusunun erkeğinde bir köküm var<br />
<br />
Akça yünlü on bin koyununu gezdirmeye<br />
<br />
Ak sungur88 kuşunun erkeğinde bir köküm var<br />
<br />
Alaca ördek kara kazını uçurmaya<br />
<br />
Kudretli Oğuz elinde bir oğlum var Uruz adlı<br />
<br />
Bir kardeşim var Kara Göne adlı<br />
<br />
Yeniden doğanını diriltmeyeler<br />
<br />
Eline geçmiş iken bre kafir öldür beni yitir beni<br />
<br />
Kılıcından sapacağım yok<br />
<br />
Kendi aslımı yermem yok<br />
dedi. Bir daha söylemiş, der:<br />
İt gibi güv güv eden çerkes hırslı<br />
<br />
Küçücük domuz şölenli<br />
<br />
Bir torba saman döşekli<br />
<br />
Yarım kerpiç yastıklı<br />
<br />
Yontma ağaç Tanrılı<br />
<br />
Köpeğim kafir<br />
<br />
Oğuzu görür iken seni övmem yok<br />
<br />
Bundan sonra öldürürsen bre kafir öldür beni<br />
<br />
Öldürmezsen Kadir korsa öldüreyim kafir seni<br />
dedi. Kafiler der: Bu bizi övmedi, gelin bunu öldürelim dediler. Kafir beyleri toplandılar geldiler. Yine dediler: Bunun oğlu var, kardeşi var, bunu öldürmek olmaz dediler. Getirdiler domuz damına hapse attılar.<br />
At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Kazan’ın ölüsünü dirisini kimse bilmedi. Meğer hanım Kazan’ ın bir oğlancığı var idi. Büyüdü yiğitcik oldu. Bir gün ata binip divana gelirken bir kişi der: Sen Han Kazan’ın oğlu değil misin dedi. Uruz kızdı, der: Bre kavat benim babam Bayındır Han değil midir? Dedi. Yok, o ananın babasıdır, senin dedendir. Uruz, bre ya benim babam ölü müdür diri midir dedi. Dedi: Diridir, Toman’ın Kalesinde esirdir dedi. Böyle deyince oğlan ağladı, melül oldu. Atını çevirdi geri döndü. Anasına geldi. Burada anasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Bre ana ben Han oğlu değilmişim<br />
<br />
Han Kazan oğlu imişim<br />
<br />
Bre kavat kızı bunu bana niçin söylemiyordun<br />
<br />
Ana hakkı Tanrı hakkı olmamış olsaydı<br />
<br />
Kara, çelik öz kılıcımı çekeydim<br />
<br />
Birdenbire güzel başını keseydim<br />
<br />
Alca kanını yer yüzüne dökeydim<br />
dedi. Anası ağladı. Der: Oğul baban sağdır, amma söylemeğe korkardım, kafire varırsın, kendini vurursun helak olursun, onun için sana söylemiyordum canım oğul dedi. Amma amcana adam gönder, gelsin, görelim ne der dedi.<br />
Adam gönderdi amcasını çağırdı. Geldi. Uruz der: Ben babamın esir olduğu kaleye gidiyorum. Birlikte istişare ettiler. Bütün beylere haber oldu. Uruz babasına gidiyor, silah ve teçhizatla gelin dediler. Asker toplandı geldi. Alp Uruz çadırlarını açtırdı, cephanesini yükledi. Kara Göne asker başı oldu. Boru çaldırıp göçtüler, yola girdiler.<br />
Yol üzerinde kafirin kilisesi var idi. Keşişler beklerdi. Gayet sarp kilise idi. Attan inip tacir elbisesi giydiler. Bezirgan suretinde katır, deve çektiler geldiler. Kafirler gördüler gelenler tacire benzemez, kaçtılar kaleye girdiler, kapılarını sımsıkı kapadılar. Burca çıkıp kimlersiniz dediler. Bunlar cevap verdi: Bezirganlarız dediler. Kafirler yalan söylüyorsunuz diyerek taşa tuttular. Uruz attan indi, der: Hey babamın altın gadehinden şarap içen, beni seven attan insin, bunun kapısına birer gürz vuralım dedi. On altı yiğit sıçrayıp attan indiler. Kalkan tuttular, gürzlerini omuzlarına attılar, kapıya geldiler. Birer gürz vurup kapıyı ufattılar, içeri girdiler. Buldukları kafiri öldürdüler. Ağız açtırmadılar. Malını yağmaladılar. Askerin üzerine geldiler kondular.<br />
Meğer bir sığırtmaçları var idi. Gördü ki kaleyi aldılar, kaçtı teküre vardı, kilisenin alındığını haber verdi. Ne oturuyorsunuz, üzerinize düşman geldi, başınızın çaresine bakın dedi. Tekür beylerini topladı, bunlarla nasıl uyuşalım dedi. Beyler dediler: Bunun uyuşması odur ki Kazan’ı çıkaralım, onlarla başbaşa bırakalım. Bu sözü uygun gördüler. Vardılar Kazan’ı çıkarıp tekürün önüne getirdiler. Tekür der: Kazan Bey üzerimize düşman geldi, bu düşmanı üzerimizden ayırırsan seni bırakı verelim dediler. Hem haraca itaatkar olalım, sen de and iç ki bu bizim memlekete düşmanlığa gelmeyesin dediler. Kazan der: Vallah billah doğru yolu görür iken eğri yoldan gelmeyelim dedi. Kafirler Kazan iyi and içti diye sevindiler. Tekür askerini toplayıp meydana geldi, çadır diktirdi. Kafir askeri Kazan’ın etrafına toplandı. Kazan’a giyim getirdiler. Kılıç ve mızrak ve çomak ve sair cenk aletini giydirip donattılar.<br />
Bu sırada Oğuz erenleri alay alay geldi. Gümbür gümbür davullar çalındı. Kazan gördü ki askerin önünce bir ak boz atlı, ak sancaklı, üzeri sağlam demir giyimli, Oğuz’un önünce geldi, çadırını diktirdi, saf bağladı durdu. Onun ardınca Kara Göne geldi, saf bağladı durdu. Hemen burada Kazan atı meydana sürdü, hasım, diledi. Boz atlı Beyrek at tepti meydana girdi. Kazan burada söylemiş, görelim ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Kalkıp yerinden doğrulan yiğit ne yiğitsin<br />
<br />
Yapısı sağlam demir giyimini giyen yiğit ne yiğitsin<br />
<br />
Adın nedir yiğit söyle bana<br />
dedi. Beyrek burada söylemiş, der:<br />
Bre kafir sen beni bilmez misin<br />
<br />
Parasarın Bayburt Hisarından fırlayıp uçan<br />
<br />
Adaklısını başkaları alırken çekip alan<br />
<br />
Pay Püre Han oğlu Bamsı Beyrek bana derler<br />
<br />
Gel beri bre kafir dövüşelim<br />
dedi. Kazan burada bir daha söylemiş. Der: Bre yiğit, önünce bu askerin bir ak sancaklı alay çıktı, çadırını başkalarından önce dikti, ak boz ata binen o yiğit ne yiğittir, kimin nesidir, yiğit başın için söyle bana. Beyrek der: Bre kafir kimin nesi olacak, beyimiz Kazan’ın oğludur dedi. Kazan gönlünden der: Elhamdülillah benim oğlancığım büyük er olmuş dedi. Beyrek bre kafir daha ne kadar onu bunu soracaksın bana dedi, Kazan’ın üzerine at sürdü. Altı kanatlı gürzünü eline alıp Kazana vurdu. Kazan kendisini tanıtmadı. Kavradı, Beyreği bileğinden tuttu, çekti çomağını elinden aldı, Beyreğin ensesisine bir çomak vurdu. Beyrek atın boynunu kucakladı, çekilip döndü. Kazan der: Ya Beyrek, var beyine söyle gelsin dedi.<br />
Bunu gördü. Eylik Koca oğlu Dönebilmez Dülek Evren meydana girdi. Kazan burada söylemiş, der:<br />
Şafak vakti yerinden kalkan yiğit ne yiğitsin<br />
<br />
Büyük cins atını oynatarak gelen yiğit ne yiğitsin<br />
<br />
Erin erden adını saklaması ayıp olur<br />
<br />
Adın nedir yiğit söyle bana<br />
dedi. Dülek Evren der:<br />
Bre kafir benim adımı bilmez misin<br />
<br />
Kendi kendisine hor bakan memleketten çıkan<br />
<br />
Elli yedi kalenin kilidini alan<br />
<br />
Eylik Koca oğlu Dönebilmez Dülek Evren bana derler<br />
dedi. Mızrağını eline alıp at sürdü. Kazan’a saplayayım dedi, saplayamadı, öteye geçti. Kazan at tepti, mızrağını çekip elinden aldı, tepesine vurdu, parça parça oldu utandı. O da çekilip döndü. Kazan yine er diledi. Düzen oğlu Alp Rüstem at tepti meydana girdi. Kazan burada gene söyledi, der :<br />
Kalkıp yerinden doğrulu veren<br />
<br />
Cins atına sıçrayıp binen<br />
<br />
Ne yiğitsin<br />
<br />
Adın nedir söyle bana<br />
dedi. Alp Rüstem der :<br />
Kalkıp yerinden doğrulu veren<br />
<br />
İki kardeş bebeğini öldürüp zelil gezen<br />
<br />
Düzen oğlu Alp Rüstem bana derler<br />
dedi. O da Kazan’a at sürdü. Yeneyim dedi. yenemedi. Kazan Bey buna da bir darbe vurdu. Der: Bre kavat, var beyine söyle gelsin dedi. O da döndü.<br />
Kazan tekrar er diledi. Uruz’un gemini amcası Kara Göne tutmuştu. Çekti ansızın elinden aldı. kılıcı sıyırdı babasının üzerine at sürdü. Davrandırmadı, omuzuna kılıç indirdi. Giyimini kesti, omzuna dört parmak kadar yara açtı. Alca kanı şırıldadı koynuna indi. Uruz gene döndü ki bir daha çalsın. Kazan burada seslenip oğluna söyler, görelim hanım ne söyler:<br />
<br />
Der:<br />
Kara dağımın yükseği oğul<br />
<br />
Karanlıklı gözlerimin aydını oğul<br />
<br />
Alpım Uruz aslanım Uruz<br />
<br />
Ak sakallı babana kıyma oğul<br />
dedi. Uruz’un şefkat damarları kaynadı, kara süzme gözleri kan yaş doldu. Attan yere indi. babasının elini öptü. Kazan da attan atladı yere indi. Oğlunun boynunu öptü. Beyler Kazan ile oğlunun üzerine at sürdüler, etraflarını çevirdiler. Hepsi attan inip Kazan’ın elini öptüler. Yürüyerek kafire at sürdüler, kılıç vurdular. Derelerde tepelerde kafire kırgın girdi. Kaleyi aldılar. Kilisesini yıkıp mescit yaptılar.<br />
Kanlı kafirin elinden babasını çekip aldı. Kudretli Oğuz eline gelip çıktı. Akça yüzlü anasına müjdeci geldi. Kaza benzer kızı gelini Kazan’a karşı gelip elini öptüler, ayağına kapandılar, Kazan güzel çimene çadır otağ diktirdi. Yedi gün yedi gece toy düğün edip yeme içme oldu. Dedem Korkut geldi kopuz çaldı, gazi erenlerin başına ne geldiğini söyledi.<br />
Hani övdüğümüz bey erenler<br />
<br />
Dünya benim diyenler<br />
<br />
Ecel aldı yer gizledi<br />
<br />
Fani dünya kime kaldı<br />
<br />
Gelimli gidimli dünya<br />
<br />
Son ucu ölümlü dünya<br />
Ölüm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın. Kadir seni namerde muhtaç etmesin. Beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Amin amin diyenler Tann’nın yüzünü görsün. Günahınızı adı güzel Muhammed Mustafa hürmetine bağışlasın hanım hey!…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kazan Bey Oğlu Uruz’un Tutsak Olması<br />
<br />
Kazan Bey Oğlu Uruz’un Tutsak Olması, Türk kültürü hakkında önemli bir kaynak teşkil eden ve 15. yüzyılda yazıya geçirildiği düşünülen Dede Korkut Hikayeleri içerisinde yer alan hikâyelerden biridir.<br />
<br />
Kazan Bey, oğlunun henüz bir kan akıtıp, baş kesip isim sahibi olamayışına üzüldüğünü bildirir. Oğlu da babasından nasıl savaş edildiğini, kan döküldüğünü kendisine öğretmesini ister. Kazan Han bunun üzerine oğlunu ava çıkarır, bu sırada düşman gelir ve Kazan Han savaşmaya başlar. Oğluna sadece izlemesini söylemesine rağmen oğlan babasına fark ettirmeden savaşır. Babası, oğlunu bulamaz; evde de göremeyince düşmanla savaşılan yere gelir. Oğlunun kılıcını görünce onun esir düştüğünü anlar. Düşmanla tek başına savaşa giden Kazan Bey, yenilir. Bunun üzerine Hatun kırk kızla ve diğer Oğuz beyleriyle kafirleri yener. Oğuzlar yurtlarına dönerler. Yedi gün yedi gece yemek yerler, oynarlar. Dede korkut dua eder ve hikâye biter.<br />
<br />
MEĞER Hanım Tırabuzan tekürü beyler beyi olan Han Kazan’a bir şahin göndermişti. Bir gece yiyip içip otururken şahinci başına der: Bre yarın sabah şahinleri al, tenhaca ava binelim dedi.<br />
Erkenden bindiler, av yerine vardılar. Gördüler bir sürü kaz oturuyor. Kazan şahini bıraktı. Alamadı81 şahin havalandı. Gözetlediler, şahin Toman’ın Kalesine indi. Kazan gayet müteessir oldu. Şahinin ardına düştü.<br />
Dere tepe aştı, kafir eline geldi. Giderken Kazan’ın karanlık gözünü uyku bürüdü. Beyler dediler: Hanım dönelim. Kazan der: Biraz daha ileri varalım dedi. Baktı bir kale gördü. Der: Beyler gelin yatalım dedi. Kazan’ı küçücük ölüm tuttu, uyudu.<br />
Meğer hanım, Oğuz beyleri yedi gün uyurdu. Onun için küçücük ölüm derlerdi.<br />
Meğer o gün Toman’ın Kalesinin tekürü ava binmişti. Casus geldi, der: Bre bölük atlı geldi, içinde beyleri yattı uyudu. Tekür adam gönderdi, kim olduğunu anlayın dedi. Gelenler bildi ki bunlar Oğuz erenlerindendir. Gelip teküre haber verdiler. Tekür de hemen askerini topladı, bunların üzerine geldi. Kazan’ın beyleri baktılar gördüler ki düşman geliyor. Dediler: Kazan’ı bırakır gidersek evinde bizi kovarlar. en iyisi budur ki burda ölelim dediler. Kafiri karşıladılar, cenk ettiler. Kazan’ın üzerine yirmi beş beyini şehit ettiler. Kazan’ın üzerine düştüler, uyuduğu yerde tuttular, elini ayağını sımsıkı bağladılar, bir arabaya yüklettiler, arabaya muhkem urganla sardılar. Arabayı çektiler, yürüyü verdiler.<br />
Giderken araba gıcırtısından Kazan uyandı. Gerindi bu elindeki urganları hep kopardı. Arabanın üzerine oturdu, elini eline çaldı, kah kah güldü.<br />
Kafirler derler: Ne gülüyorsun? Kazan der: Bre kafirler, bu arabayı beşiğim sandım, sizi yamrı yumru dadım dayam sandım dedi. Neyse, Kazan’ı getirdiler, Toman’ın Kalesinde bir kuyuya bıraktılar. Kuyunun ağzına bir değirmen taşı koydular. Yemeğini suyunu değirmen taşının deliğinden veriyorlardı.<br />
Bir gün tekürün karısı der: Varayım Kazan’ı göreyim, nasıl bir insandır ki bunca adamlara darbe vuruyormuş dedi. Hatun gelip zindancıya kapıyı açtırdı. Seslendi, der: Kazan Bey nedir halin, dirliğin yer altında mı hoştur, yoksa yer üstünde mi hoştur, hem şimdi ne yiyorsun, ne içiyorsun ve neye biniyorsun dedi. Kazan der: Ölülerine yemek verdiğin vakit ellerinden alıyorum, hem ölülerinizin yorgasına82 biniyorum, yaşlılarını yedekte çekiyorum dedi. Tekür’ün karısı der: Dinin için Kazan Bey, yedi yaşında bir kızcağızım ölmüştür, kerem eyle ona binme dedi. Kazan der: Ölülerinizde ondan yorga yoktur, hep ona biniyorum dedi. Kadın der: Vay, senin elinden ne yer yüzünde dirimiz ve ne yer altında ölümüz kurtulurmuş dedi. Geldi Tekür’e der: Kerem eyle o tatarı kuyudan çıkar, kızcağızın belini koparıyor yer altında kızcağızıma biniyormuş, diğer ölülerimizi topluyormuş, hem ölülerimiz için verdiğimiz yemeği ellerinden çekip alıp yiyormuş, onun elinden ne ölümüz ne dirimiz kurtulurmuş, dinini aşkına o eri kuyudan çıkar dedi. Tekür beylerini topladı, der: Gelin Kazan’ı kuyudan çıkarın, bizi övsün Oğuz’u yersin, ondan sonra şart eylesin bizim memleketimize düşmanlığa gelmesin dedi.<br />
Vardılar Kazan’ı kuyudan çıkarıp getirdiler. Dediler : And iç ki bizim memleketimize düşmanlığa gelmeyesin, hem bizi öv Oğuz’u yer, seni bırakı verelim var git dediler. Kazan der: Vallah billah doğru yolu görür iken eğri yoldan gelmeyeyim dedi. Dediler : Vallah Kazan iyi and içti dediler. Şimdi Kazan Bey, hadi bizi öv dediler. Kazan der: Ben yer yüzünde adam övmem, bir adam getirin bineyim, sizi öveyim dedi. Vardılar bir er kafir getirdiler. Bir eyer, bir gem dedi, getirdiler. Kafirin arkasına eyer koydu, ağzına gem vurdu, eyer kayışını çekti. Sıçradı arkasına bindi. Ökçesini ökçesine vurdu, kaburgasını karnına yapıştırdı. Gemini çekti, ağzım ayırdı. Kafiri öldürdü, çöktü üzerine oturdu. Der: Bre kafirler kopuzumu getirin, sizi öveyim dedi. Vardılar kopuzu getirdiler. Eline alıp burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
Bin bin erden düşman gördümse övünüm dedim<br />
<br />
Yirmi bin er düşman gördümse koklamadım<br />
<br />
Otuz bin er düşman gördümse ona saydım<br />
<br />
Kırk bin er düşman gördümse gözümü kısıp baktım<br />
<br />
Elli bin er gördümse el vermedim<br />
<br />
Altmış bin er gördümse söyleşmedim<br />
<br />
Seksen bin er gördümse ürpermedim<br />
<br />
Doksan bin düşman gördümse donanmadım<br />
<br />
Yüz bin er gördümse yüzümü dönmedim<br />
<br />
Yüzü dönmez kılıcımı elime aldım<br />
<br />
Muhammedin dini aşkına kılıç vurdum<br />
<br />
Ak meydanda yumru başı top gibi kestim<br />
<br />
O zaman bile erim beyim diye övünmedim<br />
<br />
Övünen erenleri hoş görmedim<br />
<br />
Eline geçmiş iken bre kafir öldür beni<br />
<br />
Kara kılıcını çal boynuma kes başımı<br />
<br />
Kılıcından sapacağım yok<br />
<br />
Kendi aslımı kendi kökümü yermem yok<br />
dedi. Bir deyiş daha söylemiş, der:<br />
Yüksek yüksek kara dağdan taş yuvarlansa<br />
<br />
Kaba ökçemi oyluğumu karşı tutan Kazan er idim<br />
<br />
Firavun şişler yükleyip yerden, çıksa<br />
<br />
Kaba ökçem ile perçin kılan Kazan er idim<br />
<br />
Koca koca beyler oğlu kavga kılsa<br />
<br />
Kamçı vurup dindiren Kazan er idim<br />
<br />
Yüce dağları duman tutsa<br />
<br />
Kapkara sis deli kopsa<br />
<br />
Kara koç atımın kulağı görünmez olsa<br />
<br />
Gayrı eren kılavuzsuz yol şaşırsa<br />
<br />
Kılavuzsuz yol başaran Kazan er idim<br />
<br />
Yedi başlı ejderhaya yetişip vardım<br />
<br />
Heybetinden sol gözüm yaşardı<br />
<br />
Hey gözüm namert gözüm kalleş gözüm<br />
<br />
Bir yılandan ne var ki korktun dedim<br />
<br />
O zaman bile erim beyim diye övünmedim<br />
<br />
Övünen erenleri hoş görmedim<br />
<br />
Eline geçmiş iken bre kafir öldür beni yitir beni<br />
<br />
Çal kılıcını kes başımı<br />
<br />
Kılıcından sapacağım yok<br />
<br />
Kendi aslımı kendi kökümü yermem yok<br />
<br />
Oğuz erenleri dururken seni övmem yok<br />
dedi. Kazan burada bir daha söylemiş:<br />
Arkaç Kırda çalkanır umman denizinde<br />
<br />
Sarp yerlerde yapılmış kafir şehri<br />
<br />
Sağa sola çırpıntı vurur yüzgeçleri<br />
<br />
Su dibinde döner bahrileri86<br />
<br />
Tanrı benim diye su dibinde çığrışır asileri<br />
<br />
Önünü koyup tersini okur kızı gelini<br />
<br />
Altın aşık oynar Sancıdanın beyleri<br />
<br />
Altı defa Oğuz vardı alamadı<br />
<br />
O kaleye altı tane erle ben Kazan vardım<br />
<br />
Altı güne koymadım onu aldım<br />
<br />
Kilisesini yıkıp yerine mescit yaptım ezan okuttum<br />
<br />
Kızını gelinini ak göğsümde oynattım<br />
<br />
Beylerini kul ettim<br />
<br />
O zaman bile erim beyim diye övünmedim<br />
<br />
Övünen erenleri hoş görmedim<br />
<br />
Eline geçmiş iken bre kafir öldür beni yitir beni<br />
<br />
Kılıcından sapacağım yok<br />
<br />
Kendi aslımı kendi kökümü yermem yok<br />
dedi. Kazan yine söylemiş, der:<br />
Arkaç Kırda döndürdüğüm bre kafir senin baban<br />
<br />
Şakağına imrendiğim senin kızın gelinin<br />
<br />
Akça Kale Sürmelide at oynattım<br />
<br />
At ile Karun eline baskın yaptım<br />
<br />
Ak Hisar Kalesinin burcunu yıktım<br />
<br />
Ak akçe getirdiler puldur dedim<br />
<br />
Kızıl altın getirdiler bakırdır dedim<br />
<br />
Ela gözlü kızını gelinini getirdiler aldanmadım<br />
<br />
Kilisesini yıktım mescit yaptım<br />
<br />
Altını gümüşü yağmalattım<br />
<br />
O zaman bile erim beyim diye övünmedim<br />
<br />
Övünenleri hoş görmedim<br />
<br />
Eline geçmiş iken bre kafir öldür beni yitir beni<br />
<br />
Kendi aslımı kendi kökümü yermem yok<br />
<br />
Seni övmem yok<br />
dedi. Kazan Bey burada bir daha söylemiş, der:<br />
Ak kayanın kaplanının erkeğinde bir köküm var<br />
<br />
Ortaç Kırda sizin geyiklerinizi durdurmaya<br />
<br />
Ak sazın aslanında bir köküm var<br />
<br />
Kaz alaca kısrağını durdurmaya<br />
<br />
Azman kurt yavrusunun erkeğinde bir köküm var<br />
<br />
Akça yünlü on bin koyununu gezdirmeye<br />
<br />
Ak sungur88 kuşunun erkeğinde bir köküm var<br />
<br />
Alaca ördek kara kazını uçurmaya<br />
<br />
Kudretli Oğuz elinde bir oğlum var Uruz adlı<br />
<br />
Bir kardeşim var Kara Göne adlı<br />
<br />
Yeniden doğanını diriltmeyeler<br />
<br />
Eline geçmiş iken bre kafir öldür beni yitir beni<br />
<br />
Kılıcından sapacağım yok<br />
<br />
Kendi aslımı yermem yok<br />
dedi. Bir daha söylemiş, der:<br />
İt gibi güv güv eden çerkes hırslı<br />
<br />
Küçücük domuz şölenli<br />
<br />
Bir torba saman döşekli<br />
<br />
Yarım kerpiç yastıklı<br />
<br />
Yontma ağaç Tanrılı<br />
<br />
Köpeğim kafir<br />
<br />
Oğuzu görür iken seni övmem yok<br />
<br />
Bundan sonra öldürürsen bre kafir öldür beni<br />
<br />
Öldürmezsen Kadir korsa öldüreyim kafir seni<br />
dedi. Kafiler der: Bu bizi övmedi, gelin bunu öldürelim dediler. Kafir beyleri toplandılar geldiler. Yine dediler: Bunun oğlu var, kardeşi var, bunu öldürmek olmaz dediler. Getirdiler domuz damına hapse attılar.<br />
At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Kazan’ın ölüsünü dirisini kimse bilmedi. Meğer hanım Kazan’ ın bir oğlancığı var idi. Büyüdü yiğitcik oldu. Bir gün ata binip divana gelirken bir kişi der: Sen Han Kazan’ın oğlu değil misin dedi. Uruz kızdı, der: Bre kavat benim babam Bayındır Han değil midir? Dedi. Yok, o ananın babasıdır, senin dedendir. Uruz, bre ya benim babam ölü müdür diri midir dedi. Dedi: Diridir, Toman’ın Kalesinde esirdir dedi. Böyle deyince oğlan ağladı, melül oldu. Atını çevirdi geri döndü. Anasına geldi. Burada anasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Bre ana ben Han oğlu değilmişim<br />
<br />
Han Kazan oğlu imişim<br />
<br />
Bre kavat kızı bunu bana niçin söylemiyordun<br />
<br />
Ana hakkı Tanrı hakkı olmamış olsaydı<br />
<br />
Kara, çelik öz kılıcımı çekeydim<br />
<br />
Birdenbire güzel başını keseydim<br />
<br />
Alca kanını yer yüzüne dökeydim<br />
dedi. Anası ağladı. Der: Oğul baban sağdır, amma söylemeğe korkardım, kafire varırsın, kendini vurursun helak olursun, onun için sana söylemiyordum canım oğul dedi. Amma amcana adam gönder, gelsin, görelim ne der dedi.<br />
Adam gönderdi amcasını çağırdı. Geldi. Uruz der: Ben babamın esir olduğu kaleye gidiyorum. Birlikte istişare ettiler. Bütün beylere haber oldu. Uruz babasına gidiyor, silah ve teçhizatla gelin dediler. Asker toplandı geldi. Alp Uruz çadırlarını açtırdı, cephanesini yükledi. Kara Göne asker başı oldu. Boru çaldırıp göçtüler, yola girdiler.<br />
Yol üzerinde kafirin kilisesi var idi. Keşişler beklerdi. Gayet sarp kilise idi. Attan inip tacir elbisesi giydiler. Bezirgan suretinde katır, deve çektiler geldiler. Kafirler gördüler gelenler tacire benzemez, kaçtılar kaleye girdiler, kapılarını sımsıkı kapadılar. Burca çıkıp kimlersiniz dediler. Bunlar cevap verdi: Bezirganlarız dediler. Kafirler yalan söylüyorsunuz diyerek taşa tuttular. Uruz attan indi, der: Hey babamın altın gadehinden şarap içen, beni seven attan insin, bunun kapısına birer gürz vuralım dedi. On altı yiğit sıçrayıp attan indiler. Kalkan tuttular, gürzlerini omuzlarına attılar, kapıya geldiler. Birer gürz vurup kapıyı ufattılar, içeri girdiler. Buldukları kafiri öldürdüler. Ağız açtırmadılar. Malını yağmaladılar. Askerin üzerine geldiler kondular.<br />
Meğer bir sığırtmaçları var idi. Gördü ki kaleyi aldılar, kaçtı teküre vardı, kilisenin alındığını haber verdi. Ne oturuyorsunuz, üzerinize düşman geldi, başınızın çaresine bakın dedi. Tekür beylerini topladı, bunlarla nasıl uyuşalım dedi. Beyler dediler: Bunun uyuşması odur ki Kazan’ı çıkaralım, onlarla başbaşa bırakalım. Bu sözü uygun gördüler. Vardılar Kazan’ı çıkarıp tekürün önüne getirdiler. Tekür der: Kazan Bey üzerimize düşman geldi, bu düşmanı üzerimizden ayırırsan seni bırakı verelim dediler. Hem haraca itaatkar olalım, sen de and iç ki bu bizim memlekete düşmanlığa gelmeyesin dediler. Kazan der: Vallah billah doğru yolu görür iken eğri yoldan gelmeyelim dedi. Kafirler Kazan iyi and içti diye sevindiler. Tekür askerini toplayıp meydana geldi, çadır diktirdi. Kafir askeri Kazan’ın etrafına toplandı. Kazan’a giyim getirdiler. Kılıç ve mızrak ve çomak ve sair cenk aletini giydirip donattılar.<br />
Bu sırada Oğuz erenleri alay alay geldi. Gümbür gümbür davullar çalındı. Kazan gördü ki askerin önünce bir ak boz atlı, ak sancaklı, üzeri sağlam demir giyimli, Oğuz’un önünce geldi, çadırını diktirdi, saf bağladı durdu. Onun ardınca Kara Göne geldi, saf bağladı durdu. Hemen burada Kazan atı meydana sürdü, hasım, diledi. Boz atlı Beyrek at tepti meydana girdi. Kazan burada söylemiş, görelim ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Kalkıp yerinden doğrulan yiğit ne yiğitsin<br />
<br />
Yapısı sağlam demir giyimini giyen yiğit ne yiğitsin<br />
<br />
Adın nedir yiğit söyle bana<br />
dedi. Beyrek burada söylemiş, der:<br />
Bre kafir sen beni bilmez misin<br />
<br />
Parasarın Bayburt Hisarından fırlayıp uçan<br />
<br />
Adaklısını başkaları alırken çekip alan<br />
<br />
Pay Püre Han oğlu Bamsı Beyrek bana derler<br />
<br />
Gel beri bre kafir dövüşelim<br />
dedi. Kazan burada bir daha söylemiş. Der: Bre yiğit, önünce bu askerin bir ak sancaklı alay çıktı, çadırını başkalarından önce dikti, ak boz ata binen o yiğit ne yiğittir, kimin nesidir, yiğit başın için söyle bana. Beyrek der: Bre kafir kimin nesi olacak, beyimiz Kazan’ın oğludur dedi. Kazan gönlünden der: Elhamdülillah benim oğlancığım büyük er olmuş dedi. Beyrek bre kafir daha ne kadar onu bunu soracaksın bana dedi, Kazan’ın üzerine at sürdü. Altı kanatlı gürzünü eline alıp Kazana vurdu. Kazan kendisini tanıtmadı. Kavradı, Beyreği bileğinden tuttu, çekti çomağını elinden aldı, Beyreğin ensesisine bir çomak vurdu. Beyrek atın boynunu kucakladı, çekilip döndü. Kazan der: Ya Beyrek, var beyine söyle gelsin dedi.<br />
Bunu gördü. Eylik Koca oğlu Dönebilmez Dülek Evren meydana girdi. Kazan burada söylemiş, der:<br />
Şafak vakti yerinden kalkan yiğit ne yiğitsin<br />
<br />
Büyük cins atını oynatarak gelen yiğit ne yiğitsin<br />
<br />
Erin erden adını saklaması ayıp olur<br />
<br />
Adın nedir yiğit söyle bana<br />
dedi. Dülek Evren der:<br />
Bre kafir benim adımı bilmez misin<br />
<br />
Kendi kendisine hor bakan memleketten çıkan<br />
<br />
Elli yedi kalenin kilidini alan<br />
<br />
Eylik Koca oğlu Dönebilmez Dülek Evren bana derler<br />
dedi. Mızrağını eline alıp at sürdü. Kazan’a saplayayım dedi, saplayamadı, öteye geçti. Kazan at tepti, mızrağını çekip elinden aldı, tepesine vurdu, parça parça oldu utandı. O da çekilip döndü. Kazan yine er diledi. Düzen oğlu Alp Rüstem at tepti meydana girdi. Kazan burada gene söyledi, der :<br />
Kalkıp yerinden doğrulu veren<br />
<br />
Cins atına sıçrayıp binen<br />
<br />
Ne yiğitsin<br />
<br />
Adın nedir söyle bana<br />
dedi. Alp Rüstem der :<br />
Kalkıp yerinden doğrulu veren<br />
<br />
İki kardeş bebeğini öldürüp zelil gezen<br />
<br />
Düzen oğlu Alp Rüstem bana derler<br />
dedi. O da Kazan’a at sürdü. Yeneyim dedi. yenemedi. Kazan Bey buna da bir darbe vurdu. Der: Bre kavat, var beyine söyle gelsin dedi. O da döndü.<br />
Kazan tekrar er diledi. Uruz’un gemini amcası Kara Göne tutmuştu. Çekti ansızın elinden aldı. kılıcı sıyırdı babasının üzerine at sürdü. Davrandırmadı, omuzuna kılıç indirdi. Giyimini kesti, omzuna dört parmak kadar yara açtı. Alca kanı şırıldadı koynuna indi. Uruz gene döndü ki bir daha çalsın. Kazan burada seslenip oğluna söyler, görelim hanım ne söyler:<br />
<br />
Der:<br />
Kara dağımın yükseği oğul<br />
<br />
Karanlıklı gözlerimin aydını oğul<br />
<br />
Alpım Uruz aslanım Uruz<br />
<br />
Ak sakallı babana kıyma oğul<br />
dedi. Uruz’un şefkat damarları kaynadı, kara süzme gözleri kan yaş doldu. Attan yere indi. babasının elini öptü. Kazan da attan atladı yere indi. Oğlunun boynunu öptü. Beyler Kazan ile oğlunun üzerine at sürdüler, etraflarını çevirdiler. Hepsi attan inip Kazan’ın elini öptüler. Yürüyerek kafire at sürdüler, kılıç vurdular. Derelerde tepelerde kafire kırgın girdi. Kaleyi aldılar. Kilisesini yıkıp mescit yaptılar.<br />
Kanlı kafirin elinden babasını çekip aldı. Kudretli Oğuz eline gelip çıktı. Akça yüzlü anasına müjdeci geldi. Kaza benzer kızı gelini Kazan’a karşı gelip elini öptüler, ayağına kapandılar, Kazan güzel çimene çadır otağ diktirdi. Yedi gün yedi gece toy düğün edip yeme içme oldu. Dedem Korkut geldi kopuz çaldı, gazi erenlerin başına ne geldiğini söyledi.<br />
Hani övdüğümüz bey erenler<br />
<br />
Dünya benim diyenler<br />
<br />
Ecel aldı yer gizledi<br />
<br />
Fani dünya kime kaldı<br />
<br />
Gelimli gidimli dünya<br />
<br />
Son ucu ölümlü dünya<br />
Ölüm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın. Kadir seni namerde muhtaç etmesin. Beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Amin amin diyenler Tann’nın yüzünü görsün. Günahınızı adı güzel Muhammed Mustafa hürmetine bağışlasın hanım hey!…]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[(dede Korkut)-10 Uşun Koca Oğlu Segrek]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-dede-korkut-10-usun-koca-oglu-segrek</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jan 2011 11:59:19 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=18465">neferkaminanu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-dede-korkut-10-usun-koca-oglu-segrek</guid>
			<description><![CDATA[Uşun Koca’nın iki oğlu vardır; büyüğünün adı Eğrek, küçüğünün adı Seğrek’tir. Bir gün Uşun Koca, Bayındır Han’ın sohbetine gelir. Ters Uzamış adlı yiğit, Eğrek’e sitemde bulunur. Divan’a baş kesip kan dökmeden gelmeyeceğini söyler.<br />
<br />
Eğrek üçyüz mızraklı yiğitlerle akın düzenler. Kara Tekür’ün kalesine kadar, girdiği tüm savaşları kazanır. Kara Tekür’ün askerlerinin oyununa gelir. Askerleri öldürülür, kendisi esir düşer.<br />
<br />
Küçük kardeşi Seğrek büyür. Abisinin düşman elinde esir olduğunu öğrenir. Onu kurtarmak için tek başına Kara Tekür’ün üzerine gitmek ister. Annesi de babası da karşı çıkar.<br />
<br />
Kara Tekür’le savaşmaya gider. Onun askerlerini yener. İki kardeşi birbirine kırdırmak isteyen düşmanın hazırladığı tuzağa düşmezler. İki kardeş Oğuz iline dönerler. Daha sonra mutlu mesut bir şekilde yaşarlar. Ikiside evlenirler.<br />
<br />
OĞUZ zamanında Usun Koca derler bir kişi var idi, ömründe iki oğlu var idi. Büyük oğlunun adı Eğrek idi. Cesur, deli, güzel yiğit idi. Bayındır Han’ın sohbetine ne zaman istese getirdi. Beyler beyi olan Kazan’ın divanında buna hiç kapı baca yoklu. Beyleri çiğneyip Kazan’ın önünde otururdu. Kimseye iltifat eylemezdi.<br />
Meğer hanım gene bir gün beyleri çiğneyip oturunca. Ters Uzamış derlerdi Oğuz’da bir yiğit var idi, der: Bre Usun Koca oğlu bu oturan beyler her biri oturduğu yeri kılıcı ile, ekmeği ile almıştır, bre sen baş mı kestin kan mı döktün, aç mı doyurdun, çıplak mı donattın dedi. Egrek der: Bre Ters Uzamış baş kesip kan dökmek hüner midir dedi. Der: Evet hünerdir ya! Ters Uzamış’ın sözü Egreğe tesir etti. Kalktı Kazan Bey’den akın diledi. Akın verdi. İlan etti, akıncı toplandı. Üç yüz mızraklı yiğit bunun yanına cem oldu.<br />
Meyhanede beş gün yeme içme oldu. Ondan sonra Şirögüven kenarından Gökçe Deniz’e kadar olan memleketleri yağmaladı. Sayısız ganimet alındı.<br />
Yolu Alınca Kalesine uğramıştı. Kara Tekür orada bir koru yaptırmıştı. Uçanlardan kaz, tavuk, yürüyenlerden geyik, tavşan bu avluya doldurup Oğuz yiğitlerine bunu tuzak yapmıştı. Usun Koca oğlunun yolu bu koruya uğradı. Korunun kapısını ufattılar. Yabanî geyik, kaz, tavuk kestiler, yediler içtiler. Atlarının eyerlerini aldılar, giyimlerini çıkardılar.<br />
Meğer Kara Tekür’ün casusu var idi, bunları gördü, gelip der: Bre Oğuz’dan bir bölük atlı geldi, korunun kapısını ufattılar, atlarının eyerlerini alıp giyimlerini çıkardılar, bre ne duruyorsunuz dedi.<br />
Altı yüz kara elbiseli kafir bunların üzerine saldırdılar. Yiğitleri öldürdüler. Eğreği tuttular. Alınca Kalesinde zindana attılar.<br />
Kara kara dağlardan haber aştı, kanlı kanlı sulardan haber geçti, kudretli Oğuz ellerine haber vardı. Usun Koca’nın ak otağı önünde feryat koptu. Kaza benzer kızı gelini ak çıkarıp kara giydi. Usun Koca oğul oğul diye akça yüzlü anası ile ağlaştılar sızlaştılar.<br />
Her kemikli gelişir, kaburgalı büyür. Meğer hanım, Usun Koca’nın küçük oğlu Segrek iyi, cesur, alp, deli yiğit oldu. Bir gün yolu bir düğün derneğe uğradı. Kondular, yemek içmek ettiler.<br />
Segrek sarhoş oldu. Dışarı ayak yoluna çıktı. Gördü ki öksüz oğlan bir çocukla kavga ediyor. Bre noldunuz diye bir tokat birine, bir tokat birine vurdu. Eski dutun biti, öksüz oğlanın dili acı olur. Biri der: Bre bizim öksüzlüğümüz yetmez mi, bize niye vuruyorsun, hünerin var ise kardeşin Alınca Kalesi’nde esirdir, var onu kurtar<br />
<br />
dedi. Segrek dedi: Bre kardeşimin adı nedir? Dedi: Egrek’tir. şimdi Egreğe Segrek yakışır, kardeşim sağ imiş kaygılanmam, kardeşsiz Oğuz’da durmam, karanlıklı gözümün aydını kardeş diye ağladı.<br />
<br />
İçeri sohbete girdi müsaade istedi, beyler hoşça kalın dedi.<br />
Atını çektiler bindi. Koşturdu anasının evine geldi. Alından indi anasının ağzını aradı. Segrek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Kalkıp ana yerimden doğruldum<br />
<br />
Yelesi kara cins atıma sıçrayıp bindim<br />
<br />
Çapraz yatan Ala Dağ eteğine vardım<br />
<br />
Kudretli Oğuz ellerinde düğün dernek varmış oraya vardım<br />
<br />
Yemek içmek arasında<br />
<br />
Ak boz atlı bir haberci geldi<br />
<br />
Çok zamanmış Egrek derler bir yiğit esirmiş<br />
<br />
Kadir Tanrı yol vermiş çıkıp gelmiş<br />
<br />
Büyük Küçük kalmadı o yiğide karşı gitti<br />
<br />
Ana ben de varayım mı ne dersin<br />
dedi. Anası burada söylemiş görelim hanım ne söylemiş :<br />
<br />
Der:<br />
Ağzın için öleyim oğul<br />
<br />
Dilin için öleyim oğul<br />
<br />
Karşı yatan kara dağın<br />
<br />
Yıkılmıştı yüceldi ahir<br />
<br />
Akıntılı güzel suyun<br />
<br />
Çekilmişti çağladı ahir<br />
<br />
Koca ağaçta dal budağın<br />
<br />
Kurumuştu filizlenip yeşerdi ahir<br />
<br />
Kudretli Oğuz beyleri izine varsa sen var<br />
<br />
O yiğide yetiştiğinde<br />
<br />
Ak boz atın üzerindin yere in<br />
<br />
El bağlayıp o yiğide selam ver<br />
<br />
Elini öpüp boynunu kucakla<br />
<br />
Kara dağımın yükseği kardeş de<br />
<br />
Ne duruyorsun oğul hoştur<br />
dedi. Oğlan anasına söylemiş, görelim ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Ana ağzın kurusun<br />
<br />
Ana dilin çürüsün<br />
<br />
Benim de kardeşim varmış kaygılansam olmaz<br />
<br />
Kardeşsiz Oğuzda dursam olmaz<br />
<br />
Ana hakkı Tanrı hakkı olmasaydı<br />
<br />
Kara çelik öz kılıcımı çekeydim<br />
<br />
Birdenbire güzel başını keseydim<br />
<br />
Alca kanını yer yüzüne dökeydim<br />
<br />
Ana zalim ana<br />
dedi. Babası der: Yanlış haberdir oğul, kaçan giden senin ağabeyin değil, başkasıdır, ak sakallı ben babanı ağlatma, ihtiyarcık olmuş ananı sızlatma dedi. Oğlan burada söylemiş :<br />
<br />
Der:<br />
Üç yüz altmış altı alp ava binse<br />
<br />
Kanlı geyik üzerine kavga kopsa<br />
<br />
Kardeşli yiğitler kalkar kopar olur<br />
<br />
Kardeşsiz zavallı yiğit ensesine yumruk dokunsa<br />
<br />
Ağlayarak dört yanına bakar olur<br />
<br />
Ela gözden acı yaşını döker olur<br />
<br />
Ela gözlü oğlunuzu görünceye kadar<br />
<br />
Bey baba hatun ana esen kalın<br />
dedi. Baba ana yanlış haberdir, gitme oğul dediler. Oğlan der: Beni yolumdan ayırmayın, ağabeyimin tutulduğu kaleye varmayınca, ağabeyimin ölüsünü dirisini bilmeyince, öldü ise kanını almayınca Oğuz eline gelmem yok dedi.<br />
Baba ana ağlaşıp Kazan’a adam gönderdiler. Oğlan kardeşini andı gider, bize ne öğüt verirsin dediler. Kazan der: Ayağına at kösteğini vurun dedi. Yavuklusu vardı, acele düğün dernek ettiler. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdiler.<br />
Oğlanı gelin odasına koydular. Kız île ikisi bir döşeğe çıktılar. Oğlan kılıcını çıkardı kız ile kendi arasına koydu. Kız der: Kılıcını gider yiğit, murat ver murat al, sarılalım dedi. Oğlan der: Bre kavat kızı, ben kılıcıma doğranayım, okuma sancılayım, oğlum doğmasın, doğarsa on yaşına varmasın, ağabeyimin yüzünü görmeyince, ölmüş ise kanını almayınca bu gelin odasına girersem dedi.<br />
Ayağa kalktı. Tavladan bir koç at çıkardı eyerledi. Giyimini giydi. Diz bağı, kol bağı bağladı. Der: Kız sen beni bir yıl bekle, bir yılda gelmezsem iki yıl bekle, iki yılda gelmezsem üç yıl bekle, gelmezsem o vakit benim öldüğümü bilesin, aygır atımı boğazlayıp aşımı ver, gözün kimi tutarsa, gönlün kimi severse ona var dedi. Kız burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Yiğidim ben seni bir yıl bekleyeyim<br />
<br />
Bir yılda gelmezsen iki yıl bekleyeyim<br />
<br />
İki yılda gelmezsen üç dört yıl bekleyeyim<br />
<br />
Dört yılda gelmezsen beş yıl altı yıl bekleyeyim<br />
<br />
Altı yol ayrımına çadır dikeyim<br />
<br />
Gelenden gidenden haber sorayım<br />
<br />
Hayır haber getirene at elbise vereyim<br />
<br />
Kaftanlar giydireyim<br />
<br />
Şer haber getirenin başını keseyim<br />
<br />
Erkek sineği üzerime kondurmayayım<br />
<br />
Murat ver murat al öyle git yiğidim<br />
dedi. Oğlan der: kavat kızı ağabeyimin başına and içmişim, dönmem yok dedi.<br />
Kız der: Ayağı uğursuz gelin diyeceklerine hayasız gelin desinler, kayın babama, kayınanama söyleyeyim dedi. Söylemiş :<br />
Babamdan daha iyi kayın baba<br />
<br />
Anamdan daha iyi kayın ana<br />
<br />
Develerinin erkeği ürktü gider<br />
<br />
Deveciler önünü kesti döndüremez<br />
<br />
Kara koç aygırın ürktü gider<br />
<br />
At çobanları önünü kesti döndüremez<br />
<br />
Ağıllarının koçları ürktü gider<br />
<br />
Çoban önünü kesti döndüremez<br />
<br />
Ela gözlü oğlun kardeşini andı gider<br />
<br />
Akça yüzlü gelinin döndüremez<br />
<br />
Size malum olsun<br />
<br />
dedi. Baba ana ah ettiler. Yerlerinden kalktılar oğul gitme diyerek, gördüler çare olmadı. Elbette o ağabeyimin tutulduğu kaleye varmayınca edemem dedi. Babası anası sür oğul, uğurun açık olsun, sağ esen varıp gelesin geleceğin var ise dediler. Babasının anasının elini öptü, kara koç atına sıçrayıp bindi.<br />
Geceyi gündüze kattı, at sürdü. Üç gün geceli gündüzlü at koşturdu. Dereşam’ın kenarından geçti. O kardeşinin tutulduğu koruya geldi. Gördü kî at çobanı kafirler kısrak güdüyorlar. Kılıç çekip altı kafir tepeledi. Davul çalıp kısrakları ürküttü getirip o koruya soktu. Geceyi gündüze katmış, üç gün geceli gündüzlü at koşturmuş yiğit, karanlıklı gözlerini uyku bürümüş yiğit atının yularını bileğine bağladı, yattı uyudu.<br />
Meğer kafirin casusu var idi. Gelip Tekür’e der: Oğuz’dan bir deli yiğit geldi, at çobanlarını öldürdü, kısrakları ürküttü getirip koruya soktu. Tekür der: Silahlı altmış adam seçin, varsınlar, tutup getirsinler dedi.<br />
Altmış silahlı adam seçtiler. Vardılar ansızın altmış demir giyimli kafir oğlanın üzerine geldiler. Giyim hışırtısından, at kıpırdamasından. Meğer yiğit aygır binerdi. Hanım at kulağı tetikte olur, çökerek oğlanı uyandırdı. Oğlan gördü ki bir alay atlı geliyor. Sıçradı Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi. Atına bindi, kara elbiseli kafire kılıç vurdu, bastı kaleye tıktı. Yine uykusunu yenemeyip yerine varıp yattı uyudu. Gene atının yularını bileğine geçirdi.<br />
Kafirler, sağ olanları, kaçarak Tekür’e’ geldiler. Tekür der: Tu yüz kerre : AJtmış kişi bir oğlanı tutamadınız dedi. Bu sefer yüz kafir oğlanın üzerine geldiler. Aygır yine oğlanı uyandırdı. Gördü kafirler saf bağlamış geliyorlar. Oğlan kalktı atına bindi. Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, kafire kılıç çaldı, bastı kaleye tıktı. Atını döndürdü, gene konaklama yerine geldi. Uykusunu yenemedi, tekrar yattı uyudu. Atının yularını yine bileğine geçirdi.<br />
Bu sefer at oğlanın bileğinden boşandı kaçtı, Kafirler yine Tekür’e geldiler. Tekür der: Bu defa üç yüz varın dedi. Kafirler der: Varmayız, kökümüzü keser, hepîmizi öldürür dediler. Tekür der: Ya nasıl eylemek gerek, varın o esir yiğidi çıkarın getirin, tekmeleyenin karnını boynuzlayan yırtar, at verin giyini verin dedi.<br />
Geldiler Egreğe dediler: Yiğit sana Tekür himmet eyledi, surda bir deli yiğit yolcunun yola gidenin, çobanın çoluğun ekmeğini alıyor, tut o deliyi oldur, seni bırakı verelim var git dediler. Pekala dedi.<br />
Egreği zindandan çıkardılar. Saçını sakalını tıraş ettiler. Bir at, bir kılıç verdiler. Üç yüz kafiri ona arkadaşlığa verdiler. Oğlanın üzerine geldiler.<br />
Üç yüz kafir açıkta durdular. Egrek der: Gelin varalım dedi, tutalım. Kafirler der: Tekür’den buyruk sana oldu, sen var dediler. Egrek der: İşte uyuyor, gelin varalım dedi. Kafirler der: Ay ne uyumak, koltuğunun altından bakar, kalkar bize geniş ovayı dar gösterir dediler. Der: Şimdi ben varayım, elini ayağını bağlayayım, sonra siz gelirsiniz dedi. Sıçradı kafirler arasından çıktı. At şurup bu yiğidin üzerine geldi. Atından indi, yularını bir daha iliştirdi. Baktı gördü ki ayın on dördüne benzer bir güzel ela gözlü genç yiğit boncuk boncuk terlemiş uyuyor, gelenden gidenden haberi yok. Dolandı başı ucuna geldi. Gördü ki belinde kopuzu var. Çıkarıp eline aldı söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
Der:<br />
Kalkıp yerinden doğrulan yiğit<br />
<br />
Yelesi kara cins atına sıçrayıp binen<br />
<br />
Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aşan<br />
<br />
Akıntılı güzel suyu delip geçen<br />
<br />
Gurbete gelen yatar mı olur<br />
<br />
Benim gibi pazusundan ak ellerini bağlatarak<br />
<br />
Domuz damında yatar mı olur<br />
<br />
Ak sakallı babasını ak bürçekli anasını<br />
<br />
Ağlatarak sızlatır mı olur<br />
<br />
Niye yatırıyorsun yiğit<br />
<br />
Gafil olma güzel başını kaldır yiğit<br />
<br />
Ela gözünü aç yiğit<br />
<br />
Kadirin verdiği tatlı canını uyku bürümüş yiğit<br />
<br />
Pazusundan kollarını bağlatma<br />
<br />
Ak sakallı babanı ihtiyarcık ananı ağlatma<br />
<br />
Ne yiğitsin kudretli Oğuz dinden gelen yiğit<br />
<br />
Yaradan hakkı için kalkı ver<br />
<br />
Dört yanını kafir sardı belli bil<br />
dedi. Oğlan sıçradı kalktı. Kılıcının sapına yapıştı ki bunu vursun. Gördü ki elinde kopuz var. Der: Bre kafir Dedem Korkut kopuzu hürmetine çalmadım dedî, eğer elinde kopuz olmasaydı ağabeyimin başı için seni iki parça kılardım dedi. Çekti kopuzu elinden aldı. Oğlan burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
<br />
Sabah erken yerimden kalktığım kardeş için<br />
<br />
Ak boz atlar yormuşum kardeş için<br />
<br />
Kalenizde esir var mıdır kafir söyle bana<br />
<br />
Kara başım kurban olsun kafir sana<br />
dedi. Büyük kardeşi Egrek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
Ağzın için öleyim kardeş<br />
<br />
Dilin için öleyim kardeş<br />
<br />
Memleketini doğum yerini sorar olsam neresidir<br />
<br />
Karanlık gece içinde, yolu kaybetsen ümidin nedir<br />
<br />
Büyük sancak tutan hanınız kim<br />
<br />
Kavga günü önden at tepen alpınız kim<br />
<br />
Yiğit senin baban kim<br />
<br />
Alp erin erden adım saklaması ayıp olur<br />
<br />
Adın nedir yiğit<br />
dedi. Bir daha söylemiş, der:<br />
Develerimi güdünce devecim misin<br />
<br />
Kara koçumu güdünce at çobanım mısın<br />
<br />
Ağıllarımı güdünce çobanım mısın<br />
<br />
Kulağımda çınlayan naibim misin<br />
<br />
Beşikte koyup gittiğim kardeşçiğim misin<br />
<br />
Yiğit söyle bana<br />
<br />
Kara başım kurban olsun bugün sana<br />
dedi. Segrek burada büyük kardeşine söyledi, der:<br />
Karanlık gece içinde yolu kaybetsem ümidim<br />
<br />
Büyük sancak tutan hanımız Bayındır Han<br />
<br />
Savaş günü önden at tepen alpımız Salur Kazan<br />
<br />
Babamın adını sorarsan Uşun Koca<br />
<br />
Benim adımı sorar olsan Şegrek<br />
<br />
Kardeşim var imiş adı Egrek<br />
dedi. Bir daha söyledi, der:<br />
Develerini güdünce devecinim<br />
<br />
Kara koçunu güdünce at çobanınım<br />
<br />
Beşikte koyup gittiğin kardeşinim<br />
<br />
dedi. Büyük kardeşi Egrek burada söylemiş, görelim hanım nasıl söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Ağzın için öleyim kardeş<br />
<br />
Dilin için öleyim kardeş<br />
<br />
Er mi oldun yiğit mi oldun kardeş<br />
<br />
Gurbete kardeşini aramağa sen mi geldin kardeş<br />
dedi. İki kardeş kucaklaşa kucaklaşa görüştüler. Egrek küçük kardeşinin boynunu öptü. Segrek de ağabeyisinin elini öptü. Karşı yakadan kafirler bakışıyorlar. Derler: Güreştiler galiba, belki bizimki yener dediler. Gördüler ki kucaklaştılar, görüştüler, cins atlara biniştiler. Kara elbiseli kafire at sürdüler, kılıç yürüttüler. Kafiri bastılar öldürdüler, kaleye döktüler. Gelip yine o koruya girdiler kısrakları dışarı çıkardılar. Davul çalıp kısrakları önlerine kattılar. Dereşam suyunu at tepip geçtiler. Geceyi gündüze kattılar, Oğuz’un hudut boyuna yetiştiler.<br />
Kanlı kafir elinden kardeşçiğini çekip aldı. Ak sakallı babasına müjdeci gönderde babam bana karşı gelsin dedi. Uşun Koca’ya haberci geldi. Müjde, gözün aydın, oğulların ikisi beraber sağ esen geldi dediler. Koca işitip şad oldu. Gümbür gümbür davullar çalındı. Altın tunç borular öttürüldü. O gün alaca büyük otağlar dikildi. Artan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kesildi. Koca Bey oğullarına karşı geldi. Attan indi, oğlanları ile kucaklaşa kucaklaşa görüştü. İyi misiniz, esen misiniz oğullar dedi. Gölgeliği altınlıca odasına geldiler. Eğlence, yemek içmek oldu. Büyük oğlana da güzel gelin getirdi. İki kardeş birbirine sağdıç oldular. Gelin odalarına koşturup indiler, murada maksuda eriştiler. Dedem Korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi.<br />
Evvel ahir uzun yaşın ucu ölüm. Ölüm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın. Günahınızı Muhammet Mustafa’nın yüzü suyuna bağışlasın. Amin diyenler Tanrı’nın yüzünü görsün hanım hey!…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Uşun Koca’nın iki oğlu vardır; büyüğünün adı Eğrek, küçüğünün adı Seğrek’tir. Bir gün Uşun Koca, Bayındır Han’ın sohbetine gelir. Ters Uzamış adlı yiğit, Eğrek’e sitemde bulunur. Divan’a baş kesip kan dökmeden gelmeyeceğini söyler.<br />
<br />
Eğrek üçyüz mızraklı yiğitlerle akın düzenler. Kara Tekür’ün kalesine kadar, girdiği tüm savaşları kazanır. Kara Tekür’ün askerlerinin oyununa gelir. Askerleri öldürülür, kendisi esir düşer.<br />
<br />
Küçük kardeşi Seğrek büyür. Abisinin düşman elinde esir olduğunu öğrenir. Onu kurtarmak için tek başına Kara Tekür’ün üzerine gitmek ister. Annesi de babası da karşı çıkar.<br />
<br />
Kara Tekür’le savaşmaya gider. Onun askerlerini yener. İki kardeşi birbirine kırdırmak isteyen düşmanın hazırladığı tuzağa düşmezler. İki kardeş Oğuz iline dönerler. Daha sonra mutlu mesut bir şekilde yaşarlar. Ikiside evlenirler.<br />
<br />
OĞUZ zamanında Usun Koca derler bir kişi var idi, ömründe iki oğlu var idi. Büyük oğlunun adı Eğrek idi. Cesur, deli, güzel yiğit idi. Bayındır Han’ın sohbetine ne zaman istese getirdi. Beyler beyi olan Kazan’ın divanında buna hiç kapı baca yoklu. Beyleri çiğneyip Kazan’ın önünde otururdu. Kimseye iltifat eylemezdi.<br />
Meğer hanım gene bir gün beyleri çiğneyip oturunca. Ters Uzamış derlerdi Oğuz’da bir yiğit var idi, der: Bre Usun Koca oğlu bu oturan beyler her biri oturduğu yeri kılıcı ile, ekmeği ile almıştır, bre sen baş mı kestin kan mı döktün, aç mı doyurdun, çıplak mı donattın dedi. Egrek der: Bre Ters Uzamış baş kesip kan dökmek hüner midir dedi. Der: Evet hünerdir ya! Ters Uzamış’ın sözü Egreğe tesir etti. Kalktı Kazan Bey’den akın diledi. Akın verdi. İlan etti, akıncı toplandı. Üç yüz mızraklı yiğit bunun yanına cem oldu.<br />
Meyhanede beş gün yeme içme oldu. Ondan sonra Şirögüven kenarından Gökçe Deniz’e kadar olan memleketleri yağmaladı. Sayısız ganimet alındı.<br />
Yolu Alınca Kalesine uğramıştı. Kara Tekür orada bir koru yaptırmıştı. Uçanlardan kaz, tavuk, yürüyenlerden geyik, tavşan bu avluya doldurup Oğuz yiğitlerine bunu tuzak yapmıştı. Usun Koca oğlunun yolu bu koruya uğradı. Korunun kapısını ufattılar. Yabanî geyik, kaz, tavuk kestiler, yediler içtiler. Atlarının eyerlerini aldılar, giyimlerini çıkardılar.<br />
Meğer Kara Tekür’ün casusu var idi, bunları gördü, gelip der: Bre Oğuz’dan bir bölük atlı geldi, korunun kapısını ufattılar, atlarının eyerlerini alıp giyimlerini çıkardılar, bre ne duruyorsunuz dedi.<br />
Altı yüz kara elbiseli kafir bunların üzerine saldırdılar. Yiğitleri öldürdüler. Eğreği tuttular. Alınca Kalesinde zindana attılar.<br />
Kara kara dağlardan haber aştı, kanlı kanlı sulardan haber geçti, kudretli Oğuz ellerine haber vardı. Usun Koca’nın ak otağı önünde feryat koptu. Kaza benzer kızı gelini ak çıkarıp kara giydi. Usun Koca oğul oğul diye akça yüzlü anası ile ağlaştılar sızlaştılar.<br />
Her kemikli gelişir, kaburgalı büyür. Meğer hanım, Usun Koca’nın küçük oğlu Segrek iyi, cesur, alp, deli yiğit oldu. Bir gün yolu bir düğün derneğe uğradı. Kondular, yemek içmek ettiler.<br />
Segrek sarhoş oldu. Dışarı ayak yoluna çıktı. Gördü ki öksüz oğlan bir çocukla kavga ediyor. Bre noldunuz diye bir tokat birine, bir tokat birine vurdu. Eski dutun biti, öksüz oğlanın dili acı olur. Biri der: Bre bizim öksüzlüğümüz yetmez mi, bize niye vuruyorsun, hünerin var ise kardeşin Alınca Kalesi’nde esirdir, var onu kurtar<br />
<br />
dedi. Segrek dedi: Bre kardeşimin adı nedir? Dedi: Egrek’tir. şimdi Egreğe Segrek yakışır, kardeşim sağ imiş kaygılanmam, kardeşsiz Oğuz’da durmam, karanlıklı gözümün aydını kardeş diye ağladı.<br />
<br />
İçeri sohbete girdi müsaade istedi, beyler hoşça kalın dedi.<br />
Atını çektiler bindi. Koşturdu anasının evine geldi. Alından indi anasının ağzını aradı. Segrek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Kalkıp ana yerimden doğruldum<br />
<br />
Yelesi kara cins atıma sıçrayıp bindim<br />
<br />
Çapraz yatan Ala Dağ eteğine vardım<br />
<br />
Kudretli Oğuz ellerinde düğün dernek varmış oraya vardım<br />
<br />
Yemek içmek arasında<br />
<br />
Ak boz atlı bir haberci geldi<br />
<br />
Çok zamanmış Egrek derler bir yiğit esirmiş<br />
<br />
Kadir Tanrı yol vermiş çıkıp gelmiş<br />
<br />
Büyük Küçük kalmadı o yiğide karşı gitti<br />
<br />
Ana ben de varayım mı ne dersin<br />
dedi. Anası burada söylemiş görelim hanım ne söylemiş :<br />
<br />
Der:<br />
Ağzın için öleyim oğul<br />
<br />
Dilin için öleyim oğul<br />
<br />
Karşı yatan kara dağın<br />
<br />
Yıkılmıştı yüceldi ahir<br />
<br />
Akıntılı güzel suyun<br />
<br />
Çekilmişti çağladı ahir<br />
<br />
Koca ağaçta dal budağın<br />
<br />
Kurumuştu filizlenip yeşerdi ahir<br />
<br />
Kudretli Oğuz beyleri izine varsa sen var<br />
<br />
O yiğide yetiştiğinde<br />
<br />
Ak boz atın üzerindin yere in<br />
<br />
El bağlayıp o yiğide selam ver<br />
<br />
Elini öpüp boynunu kucakla<br />
<br />
Kara dağımın yükseği kardeş de<br />
<br />
Ne duruyorsun oğul hoştur<br />
dedi. Oğlan anasına söylemiş, görelim ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Ana ağzın kurusun<br />
<br />
Ana dilin çürüsün<br />
<br />
Benim de kardeşim varmış kaygılansam olmaz<br />
<br />
Kardeşsiz Oğuzda dursam olmaz<br />
<br />
Ana hakkı Tanrı hakkı olmasaydı<br />
<br />
Kara çelik öz kılıcımı çekeydim<br />
<br />
Birdenbire güzel başını keseydim<br />
<br />
Alca kanını yer yüzüne dökeydim<br />
<br />
Ana zalim ana<br />
dedi. Babası der: Yanlış haberdir oğul, kaçan giden senin ağabeyin değil, başkasıdır, ak sakallı ben babanı ağlatma, ihtiyarcık olmuş ananı sızlatma dedi. Oğlan burada söylemiş :<br />
<br />
Der:<br />
Üç yüz altmış altı alp ava binse<br />
<br />
Kanlı geyik üzerine kavga kopsa<br />
<br />
Kardeşli yiğitler kalkar kopar olur<br />
<br />
Kardeşsiz zavallı yiğit ensesine yumruk dokunsa<br />
<br />
Ağlayarak dört yanına bakar olur<br />
<br />
Ela gözden acı yaşını döker olur<br />
<br />
Ela gözlü oğlunuzu görünceye kadar<br />
<br />
Bey baba hatun ana esen kalın<br />
dedi. Baba ana yanlış haberdir, gitme oğul dediler. Oğlan der: Beni yolumdan ayırmayın, ağabeyimin tutulduğu kaleye varmayınca, ağabeyimin ölüsünü dirisini bilmeyince, öldü ise kanını almayınca Oğuz eline gelmem yok dedi.<br />
Baba ana ağlaşıp Kazan’a adam gönderdiler. Oğlan kardeşini andı gider, bize ne öğüt verirsin dediler. Kazan der: Ayağına at kösteğini vurun dedi. Yavuklusu vardı, acele düğün dernek ettiler. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdiler.<br />
Oğlanı gelin odasına koydular. Kız île ikisi bir döşeğe çıktılar. Oğlan kılıcını çıkardı kız ile kendi arasına koydu. Kız der: Kılıcını gider yiğit, murat ver murat al, sarılalım dedi. Oğlan der: Bre kavat kızı, ben kılıcıma doğranayım, okuma sancılayım, oğlum doğmasın, doğarsa on yaşına varmasın, ağabeyimin yüzünü görmeyince, ölmüş ise kanını almayınca bu gelin odasına girersem dedi.<br />
Ayağa kalktı. Tavladan bir koç at çıkardı eyerledi. Giyimini giydi. Diz bağı, kol bağı bağladı. Der: Kız sen beni bir yıl bekle, bir yılda gelmezsem iki yıl bekle, iki yılda gelmezsem üç yıl bekle, gelmezsem o vakit benim öldüğümü bilesin, aygır atımı boğazlayıp aşımı ver, gözün kimi tutarsa, gönlün kimi severse ona var dedi. Kız burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Yiğidim ben seni bir yıl bekleyeyim<br />
<br />
Bir yılda gelmezsen iki yıl bekleyeyim<br />
<br />
İki yılda gelmezsen üç dört yıl bekleyeyim<br />
<br />
Dört yılda gelmezsen beş yıl altı yıl bekleyeyim<br />
<br />
Altı yol ayrımına çadır dikeyim<br />
<br />
Gelenden gidenden haber sorayım<br />
<br />
Hayır haber getirene at elbise vereyim<br />
<br />
Kaftanlar giydireyim<br />
<br />
Şer haber getirenin başını keseyim<br />
<br />
Erkek sineği üzerime kondurmayayım<br />
<br />
Murat ver murat al öyle git yiğidim<br />
dedi. Oğlan der: kavat kızı ağabeyimin başına and içmişim, dönmem yok dedi.<br />
Kız der: Ayağı uğursuz gelin diyeceklerine hayasız gelin desinler, kayın babama, kayınanama söyleyeyim dedi. Söylemiş :<br />
Babamdan daha iyi kayın baba<br />
<br />
Anamdan daha iyi kayın ana<br />
<br />
Develerinin erkeği ürktü gider<br />
<br />
Deveciler önünü kesti döndüremez<br />
<br />
Kara koç aygırın ürktü gider<br />
<br />
At çobanları önünü kesti döndüremez<br />
<br />
Ağıllarının koçları ürktü gider<br />
<br />
Çoban önünü kesti döndüremez<br />
<br />
Ela gözlü oğlun kardeşini andı gider<br />
<br />
Akça yüzlü gelinin döndüremez<br />
<br />
Size malum olsun<br />
<br />
dedi. Baba ana ah ettiler. Yerlerinden kalktılar oğul gitme diyerek, gördüler çare olmadı. Elbette o ağabeyimin tutulduğu kaleye varmayınca edemem dedi. Babası anası sür oğul, uğurun açık olsun, sağ esen varıp gelesin geleceğin var ise dediler. Babasının anasının elini öptü, kara koç atına sıçrayıp bindi.<br />
Geceyi gündüze kattı, at sürdü. Üç gün geceli gündüzlü at koşturdu. Dereşam’ın kenarından geçti. O kardeşinin tutulduğu koruya geldi. Gördü kî at çobanı kafirler kısrak güdüyorlar. Kılıç çekip altı kafir tepeledi. Davul çalıp kısrakları ürküttü getirip o koruya soktu. Geceyi gündüze katmış, üç gün geceli gündüzlü at koşturmuş yiğit, karanlıklı gözlerini uyku bürümüş yiğit atının yularını bileğine bağladı, yattı uyudu.<br />
Meğer kafirin casusu var idi. Gelip Tekür’e der: Oğuz’dan bir deli yiğit geldi, at çobanlarını öldürdü, kısrakları ürküttü getirip koruya soktu. Tekür der: Silahlı altmış adam seçin, varsınlar, tutup getirsinler dedi.<br />
Altmış silahlı adam seçtiler. Vardılar ansızın altmış demir giyimli kafir oğlanın üzerine geldiler. Giyim hışırtısından, at kıpırdamasından. Meğer yiğit aygır binerdi. Hanım at kulağı tetikte olur, çökerek oğlanı uyandırdı. Oğlan gördü ki bir alay atlı geliyor. Sıçradı Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi. Atına bindi, kara elbiseli kafire kılıç vurdu, bastı kaleye tıktı. Yine uykusunu yenemeyip yerine varıp yattı uyudu. Gene atının yularını bileğine geçirdi.<br />
Kafirler, sağ olanları, kaçarak Tekür’e’ geldiler. Tekür der: Tu yüz kerre : AJtmış kişi bir oğlanı tutamadınız dedi. Bu sefer yüz kafir oğlanın üzerine geldiler. Aygır yine oğlanı uyandırdı. Gördü kafirler saf bağlamış geliyorlar. Oğlan kalktı atına bindi. Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, kafire kılıç çaldı, bastı kaleye tıktı. Atını döndürdü, gene konaklama yerine geldi. Uykusunu yenemedi, tekrar yattı uyudu. Atının yularını yine bileğine geçirdi.<br />
Bu sefer at oğlanın bileğinden boşandı kaçtı, Kafirler yine Tekür’e geldiler. Tekür der: Bu defa üç yüz varın dedi. Kafirler der: Varmayız, kökümüzü keser, hepîmizi öldürür dediler. Tekür der: Ya nasıl eylemek gerek, varın o esir yiğidi çıkarın getirin, tekmeleyenin karnını boynuzlayan yırtar, at verin giyini verin dedi.<br />
Geldiler Egreğe dediler: Yiğit sana Tekür himmet eyledi, surda bir deli yiğit yolcunun yola gidenin, çobanın çoluğun ekmeğini alıyor, tut o deliyi oldur, seni bırakı verelim var git dediler. Pekala dedi.<br />
Egreği zindandan çıkardılar. Saçını sakalını tıraş ettiler. Bir at, bir kılıç verdiler. Üç yüz kafiri ona arkadaşlığa verdiler. Oğlanın üzerine geldiler.<br />
Üç yüz kafir açıkta durdular. Egrek der: Gelin varalım dedi, tutalım. Kafirler der: Tekür’den buyruk sana oldu, sen var dediler. Egrek der: İşte uyuyor, gelin varalım dedi. Kafirler der: Ay ne uyumak, koltuğunun altından bakar, kalkar bize geniş ovayı dar gösterir dediler. Der: Şimdi ben varayım, elini ayağını bağlayayım, sonra siz gelirsiniz dedi. Sıçradı kafirler arasından çıktı. At şurup bu yiğidin üzerine geldi. Atından indi, yularını bir daha iliştirdi. Baktı gördü ki ayın on dördüne benzer bir güzel ela gözlü genç yiğit boncuk boncuk terlemiş uyuyor, gelenden gidenden haberi yok. Dolandı başı ucuna geldi. Gördü ki belinde kopuzu var. Çıkarıp eline aldı söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
Der:<br />
Kalkıp yerinden doğrulan yiğit<br />
<br />
Yelesi kara cins atına sıçrayıp binen<br />
<br />
Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aşan<br />
<br />
Akıntılı güzel suyu delip geçen<br />
<br />
Gurbete gelen yatar mı olur<br />
<br />
Benim gibi pazusundan ak ellerini bağlatarak<br />
<br />
Domuz damında yatar mı olur<br />
<br />
Ak sakallı babasını ak bürçekli anasını<br />
<br />
Ağlatarak sızlatır mı olur<br />
<br />
Niye yatırıyorsun yiğit<br />
<br />
Gafil olma güzel başını kaldır yiğit<br />
<br />
Ela gözünü aç yiğit<br />
<br />
Kadirin verdiği tatlı canını uyku bürümüş yiğit<br />
<br />
Pazusundan kollarını bağlatma<br />
<br />
Ak sakallı babanı ihtiyarcık ananı ağlatma<br />
<br />
Ne yiğitsin kudretli Oğuz dinden gelen yiğit<br />
<br />
Yaradan hakkı için kalkı ver<br />
<br />
Dört yanını kafir sardı belli bil<br />
dedi. Oğlan sıçradı kalktı. Kılıcının sapına yapıştı ki bunu vursun. Gördü ki elinde kopuz var. Der: Bre kafir Dedem Korkut kopuzu hürmetine çalmadım dedî, eğer elinde kopuz olmasaydı ağabeyimin başı için seni iki parça kılardım dedi. Çekti kopuzu elinden aldı. Oğlan burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
<br />
Sabah erken yerimden kalktığım kardeş için<br />
<br />
Ak boz atlar yormuşum kardeş için<br />
<br />
Kalenizde esir var mıdır kafir söyle bana<br />
<br />
Kara başım kurban olsun kafir sana<br />
dedi. Büyük kardeşi Egrek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
Ağzın için öleyim kardeş<br />
<br />
Dilin için öleyim kardeş<br />
<br />
Memleketini doğum yerini sorar olsam neresidir<br />
<br />
Karanlık gece içinde, yolu kaybetsen ümidin nedir<br />
<br />
Büyük sancak tutan hanınız kim<br />
<br />
Kavga günü önden at tepen alpınız kim<br />
<br />
Yiğit senin baban kim<br />
<br />
Alp erin erden adım saklaması ayıp olur<br />
<br />
Adın nedir yiğit<br />
dedi. Bir daha söylemiş, der:<br />
Develerimi güdünce devecim misin<br />
<br />
Kara koçumu güdünce at çobanım mısın<br />
<br />
Ağıllarımı güdünce çobanım mısın<br />
<br />
Kulağımda çınlayan naibim misin<br />
<br />
Beşikte koyup gittiğim kardeşçiğim misin<br />
<br />
Yiğit söyle bana<br />
<br />
Kara başım kurban olsun bugün sana<br />
dedi. Segrek burada büyük kardeşine söyledi, der:<br />
Karanlık gece içinde yolu kaybetsem ümidim<br />
<br />
Büyük sancak tutan hanımız Bayındır Han<br />
<br />
Savaş günü önden at tepen alpımız Salur Kazan<br />
<br />
Babamın adını sorarsan Uşun Koca<br />
<br />
Benim adımı sorar olsan Şegrek<br />
<br />
Kardeşim var imiş adı Egrek<br />
dedi. Bir daha söyledi, der:<br />
Develerini güdünce devecinim<br />
<br />
Kara koçunu güdünce at çobanınım<br />
<br />
Beşikte koyup gittiğin kardeşinim<br />
<br />
dedi. Büyük kardeşi Egrek burada söylemiş, görelim hanım nasıl söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Ağzın için öleyim kardeş<br />
<br />
Dilin için öleyim kardeş<br />
<br />
Er mi oldun yiğit mi oldun kardeş<br />
<br />
Gurbete kardeşini aramağa sen mi geldin kardeş<br />
dedi. İki kardeş kucaklaşa kucaklaşa görüştüler. Egrek küçük kardeşinin boynunu öptü. Segrek de ağabeyisinin elini öptü. Karşı yakadan kafirler bakışıyorlar. Derler: Güreştiler galiba, belki bizimki yener dediler. Gördüler ki kucaklaştılar, görüştüler, cins atlara biniştiler. Kara elbiseli kafire at sürdüler, kılıç yürüttüler. Kafiri bastılar öldürdüler, kaleye döktüler. Gelip yine o koruya girdiler kısrakları dışarı çıkardılar. Davul çalıp kısrakları önlerine kattılar. Dereşam suyunu at tepip geçtiler. Geceyi gündüze kattılar, Oğuz’un hudut boyuna yetiştiler.<br />
Kanlı kafir elinden kardeşçiğini çekip aldı. Ak sakallı babasına müjdeci gönderde babam bana karşı gelsin dedi. Uşun Koca’ya haberci geldi. Müjde, gözün aydın, oğulların ikisi beraber sağ esen geldi dediler. Koca işitip şad oldu. Gümbür gümbür davullar çalındı. Altın tunç borular öttürüldü. O gün alaca büyük otağlar dikildi. Artan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kesildi. Koca Bey oğullarına karşı geldi. Attan indi, oğlanları ile kucaklaşa kucaklaşa görüştü. İyi misiniz, esen misiniz oğullar dedi. Gölgeliği altınlıca odasına geldiler. Eğlence, yemek içmek oldu. Büyük oğlana da güzel gelin getirdi. İki kardeş birbirine sağdıç oldular. Gelin odalarına koşturup indiler, murada maksuda eriştiler. Dedem Korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi.<br />
Evvel ahir uzun yaşın ucu ölüm. Ölüm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın. Günahınızı Muhammet Mustafa’nın yüzü suyuna bağışlasın. Amin diyenler Tanrı’nın yüzünü görsün hanım hey!…]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[(Dede Korkut)-9 Begin Oğlu Emren]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-dede-korkut-9-begin-oglu-emren</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jan 2011 11:59:02 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=18465">neferkaminanu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-dede-korkut-9-begin-oglu-emren</guid>
			<description><![CDATA[Oğuzlar’a her yıl altın, gümüş olarak gelen haraç bir sene at-kılıç ve çomak olarak gelir. Oğuz Beyi çok sinirlenir. Ama yanındakiler sinirlenmemesini söyler. ‘Bunları Begil denilen bir yiğit var, ona verelim, bize duacı olsun’ der. Begil çok yetenekli bir avcı ve çok iyi bir yiğittir.geyikleri ok atmadan sadece ipiyle avlar. Kazan Bey ‘hüner sende midir atta mıdır’ diye sorunca bendedir der ancak Kazan buna katılmaz. Buna üzülen Begil hediyeleri geri verir küser ve oradan ayrılır. Evine döner ve ava çıkar. Avda ayağını kırarak sakatlanır. Önceleri kimseye söylemez ama bu herkese yayılır. Casus hemen bunu kafire iletir. Kafir ilinde de Begil’in casusu vardır ve ‘başınızın çaresine bakın’ diye haber gönderir. Kafir Begil’in üzerine ordu gönderirken Begil oğluna şöyle der: ‘oğul git de oğuz ilinde Bayındır’ı bul, ondan yardım iste’ Oğlu kabul etmez. ‘ben Allah yolunda gururumla savaşayım’ der. Begil de zırhını ve silahlarını oğluna giydirir. Kafirlerle savaşır. Savaşırken de Allah’a yalvarmayı unutmaz. Allah ona kırk yiğit gücü verir. Sonunda putperest kafire karşı galip gelir.Kafir allaha inandığını söyler şehadet getirir.Emren ise onu bırakır; diger kafirler kacarlar. Mutluca evine döner. Dede Korkut gelir dualar eder gider .<br />
<br />
Begil Oğlu Emren’in Destanı’nı Beyan Eder<br />
<br />
Kam Gön oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Ak otağını kara yerin üzerine diktirmişti. Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. İç Oğuz, Dış Oğuz beyleri toplanmıştı.<br />
<br />
Dokuz Tümen Gürcistan’ın haracı geldi. Bir at, bir kılıç, bir çomak getirdiler. Bayındır Han çok müteessir oldu. Dedem Korkut<br />
geldi neşeli havalar çaldı, hanım niye müteessir oluyorsun dedi. Der: Nasıl müteessir olmayayım, her yıl altın akçe gelirdi, yiğide<br />
beye verirdik, hatırları hoş olurdu, şimdi bunu kime verelim ki hatırı hoş olsun dedi. Dede Korkut der: Hanım bunun üçünü de bir yiğide verelim dedi. Oğuz iline karakol olsun dedi. Han Bayındır kime verelim dedi. Sağına soluna baktı, kimse razı olmadı. Begil<br />
derlerdi bir yiğit var idi, ona baktı, der: Sen ne dersin? Begil razı oldu. Kalktı yeri öptü Dedem Korkut himmet kılıcını beline bağladı, çomağı omzuna koydu, yayı koluna geçirdi.<br />
<br />
Koç aygırı çektirdi bu da bindi. Hasımını akrabasını ayırdı, evini çözdü, Oğuz’dan göç eyledi. Berdeye, Genceye varıp vatan<br />
tuttu. Dokuz Tümen Gürcistan ağzına varıp kondu, karakolluk eyledi. Yabancı, kafir gelse başını Oğuz’a armağan gönderirdi. Yılda bir kerre Bayındır Han’ın divanına varırdı.<br />
<br />
Yine Bayındır Han’dan adam geldi acele gelesin diyerek. Sonra Begil geldi, peşkeşini çekti. Bayındır Han’ın elini öptü. Han da Begil’i misafir etti, güzel at, güzel kaftan, bol harçlık verdi. Üç gün de Begil’i av şikar etiyle misafir edelim beyler dedi. Av ilan ettiler.<br />
<br />
Vakfa ki av hazırlığı oldu, kimi atını över, kimi kılıcını, kimi çekip ok atmasını över. Salur Kazan ne atını övdü, ne kendisini övdü, amma Begil’in hünerini söyledi.<br />
<br />
Üç yüz altmış altı alp ava binse, kanlı geyik üzerine yürüyüş olsa, Begil ne yay kurardı, ne ok atardı, hemen yayı bileğinden<br />
çıkarırdı boğanın yabani geyiğin boynuna atardı, çekip durdururdu. Zayıf ise kulağını delerdi avda belli olsun diye, amma semiz olsa boğazlardı. Eğer beyler geyik avlasa, kulağı delik olsa, Begil sevincidir diye Begil’e gönderirlerdi.<br />
<br />
Kazan Bey der: Bu hüner atın mıdır, erin midir? Hanım, erindir dediler. Han der: Yok, at işlemese er övünmez, hüner atındır<br />
dedi. Bu söz Begil’e hoş gelmedi. Begil der: Alplar içinde bizi kuskunumuzdan balçığa batırdın dedi. Bayındır Han’ın bahşişini önüne döktü, hana küstü, divandan çıktı. Atını çektiler, ela gözlü yiğitlerini alıp evine geldi.<br />
<br />
Oğlancıkları karşı geldi, okşamadı. Ak yüzlü hatunu île konuşmadı. Hatun burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Altın tahtımın sahibi beyim yiğit<br />
Göz açıp da gördüğüm<br />
Gönül verim sevdiğim<br />
Kalkıp yerinden doğrulu verdin<br />
Ela gözlü yiğitlerini yanına aldın<br />
Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aştın<br />
Akıntılı güzel sudan geceleyin geçtin<br />
Ak alınlı Bayındır Hanın divanına geceleyin vardın<br />
Ela gözlü beyler ile yedin içtin<br />
Kavimli kavmi ile atıştı mı<br />
Garip başın kavgada kaldı mı<br />
Hani hanım altında güzel atın yok<br />
Üstünde altın miğfer cübbesi yok<br />
Ela gözlü beylerini! okşamazsın<br />
Akça yüzlü güzelinle söyleşmezsin<br />
Nedir halin<br />
<br />
dedi. Begil söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Kalkıp yerimden doğrulu verdim<br />
Yelesi kara cins atıma sıçrayıp bindim<br />
Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aştım<br />
Ak alınlı Bayındırın divanına dört nala vardım<br />
Ela gözlü beyler ile yedim içtim<br />
Kavimliyi kavmi ile iyi gördüm<br />
Hanımın nazarı bizden dönmüş gördüm<br />
Eli günü terk ederek Dokuz Tümen Gürcistana gidelim<br />
Oğuza asi oldum belli bilin<br />
<br />
dedi. Hatun der: Yiğidim bey yiğidim, padişahlar Tanrı’nın gölgesidir, padişahına asi olanın işi rast gelmez, arı gönülde pas olsa<br />
şarap acar, sen gideli hanım çapraz yatan alaca dağların avlanmamıştır, ava bin gönlün açıtsın dedi. Begil baktı hatun kişinin<br />
aklı, sözü iyidir. Cins atını çektirip sıçradı bindi, ava gitti.<br />
<br />
Av avlayarak gezerken önünden bir pareli geyik çıktı. Begil buna at sürdü. Boğanın ardından erişti, yay kirişini boynuna attı. Boğanın canı acımıştı, kendisini bir yüksek yerden attı. Begil atın gemini yenemedi, beraber uçtu. Sağ oyluğu kayaya dokundu kırıldı.<br />
<br />
Begil kalktı, ağladı, der: Büyük oğlum, büyük kardeşim yok. Hemen okluğundan gez çıkarıp atının eyerinin arkasındaki kayışları çekti kopardı. Kaftanının altından ayağını sımsıkı sardı. Var kuvvetiyle atının yelesine düştü. Avcılardan ayrı, tülbendi boğazına geçti, yurdunun ucuna geldi.<br />
<br />
Oğlancığı Emren Yiğit babasına karşı geldi. Gördü benzi sararmış, tülbendi boğazına geçmiş. Arkadaşlarını sorup oğlan burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Kalkıp yerinden doğrulu verdin<br />
Yelesi kara cins atına sıçrayıp bindin<br />
Çapraz yatan ala dağlar eteğine ava vardın<br />
Kara elbiseli kafirlere rastladın mı<br />
Ela gözlü yiğitlerini kırdırdın mı<br />
Ağız dilden bir kaç kelime haber bana<br />
Kara başım kurban olsun babam sana<br />
<br />
dedi. Begil oğluna söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
<br />
Dedi:<br />
<br />
Oğul oğul ay oğul<br />
Kalkıp yerinden doğrulu verdim<br />
Kara dağlar önüne ava bindim<br />
Kara elbiseli kafirlere rastlamadım<br />
Ela gözlü yiğitlerimi kırdırmadım<br />
Sağdır esendir yiğitlerim oğul kaygılanma<br />
Üç gündür keyfim yok oğul<br />
At üzerinden beni tut döşeğime çıkar<br />
<br />
dedi. Aslan yavrusu yine aslandır, babasını at üzerinden kavradı tuttu, yatağına çıkardı. Cübbesini üzerine bürüdü, kapısını örttü.<br />
<br />
Beri yandan yiğit beyler gördüler ki av bozulmuş, her biri evli evine geldi.<br />
<br />
Begil beş gün oldu divana çıkmadı. Ayağının kırıldığını kimseye söylemedi.<br />
<br />
Bir gece yatağında acı acı inledi, ah etti. Hatunu dedi: Bey yiğidim, kalabalık düşman gelse dönmezdin, butuna alaca ok saplansa inlemezdin, insan koynunda yatan helallisine sırrını söylemez mi olur, nedir halin dedi Begil der: Güzelim attan düştüm, ayağım kırıldı dedi.<br />
<br />
Kadın elini eline çaldı hizmetçiye söyledi. Hizmetçi çıkıp kapıcıya söyledi. Otuz iki dişten çıkan bütün yurda yayıldı, Begil attan düşmüş ayağı kırılmış diye. Meğer kafirin casusu var idi. Bu haberi işitip vardı Tekür’e haber verdi. Tekür der: Kalkarak yerinizden doğrulun, yattığı yerde Bey Begil’i tutun, ak ellerini pazusundan bağlayın, ansızın güzel basını kesin, alca kanını yer yüzüne dokun, etini gününü yağmalayın, kızını gelinini esir edin dedi.<br />
<br />
Meğer Begil’in de orada casusu hazırdı. Begil’e haber gönderdi, der: Başınızın çaresine bakın, üzerinize düşman geliyor dedi. Begil yukarı baktı, gök ırak yer katı dedi. Oğlancığını yanına getirip söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Oğul oğul ay oğul<br />
Karanlıklı gözlerimin aydını oğul<br />
Güçlü belimin kuvveti oğul<br />
Gör Ahir neler oldu<br />
Neler koptu benim başıma<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Kalkıp oğul yerimden doğrulu verdim<br />
Boynu kırılsın al aygıra sıçrayıp bindim<br />
Av avlayıp kuş kuşlayıp gezer iken<br />
Bunaldı sürçtü beni yere çaldı<br />
Sağ oyluğum kırıldı<br />
Benim kara başıma neler geldi<br />
Kara kara dağlardan haber aşmış<br />
Kanlı kanlı sulardan haber geçmiş<br />
Demir Kapı Derbendinden haber varmış<br />
Alaca atlı Şökli Melik müthiş pusu kurmuş<br />
Pususundan kara dağlara duman düşmüş<br />
Yattığı yerde Bey Begili futun demiş<br />
Pazusundan ak ellerini bağlayın demiş<br />
Kan alaca yurdunu yağmalayın demiş<br />
Akça yüzlü kızını gelinini esir edin demiş<br />
Kalkıp oğul yerinden doğrulu ver<br />
Yelesi kara cins atına sıçrayıp bin<br />
Çapraz yatan Ala Dağı geceleyin aş<br />
Ak alınlı Bayındır Hanın divanına geceleyin var<br />
Ağız dilden Bayındıra selam ver<br />
Beyler beyi olan Kazanın elini öp<br />
Ak sakallı babam darda de<br />
Elbette ve elbette Kazan Bey bana yetişsin dedi de<br />
Gelmez isen memleket bozulup harap olur<br />
Kızım gelinim esir gitti belli bil<br />
<br />
dedi. Burada oğlan babasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Baba ne söylüyorsun ne diyorsun<br />
Bağrım ile yüreğimi ne dağlıyorsun<br />
Kalkıp yerimden doğrulmam yok<br />
Yelesi kara cins atıma binmem yok<br />
Arku Beli Ala Dağı anlayarak aşmam yok<br />
Ak alınlı Bayındırın divanına varmam yok<br />
Kazan kimdir benim onun elini öpmem yok<br />
Altındaki al aygırı bana ver<br />
Kan terletip koşturayım senin için<br />
Yapışı sağlam demir giyimini bana ver<br />
Yen yakalar diktireyim senin için<br />
Kara çelik öz kılıcını bana ver<br />
Birdenbire başlar keseyim senin için<br />
Kargı dalı mızrağını bana ver<br />
Göğsünden er mızraklıyayım senin için<br />
Ak tüylü delici okunu bana ver<br />
Erden ere geçireyim senin için<br />
Ela gözlü üç yüz yiğidini bana ver arkadaşlığa<br />
Muhammed dini yoluna savaşayım senin çin<br />
<br />
dedi. Begil der: Öleyim ağzın için oğul, belki de benim geçmiş günümü andırtmazsın dedi. Bre giyimimi getirin oğlum giysin, al<br />
aygırımı getirin oğlum binsin, memleket ürkmeden oğlum meydana varsın girsin dedi.<br />
<br />
Oğlanı donattılar. Babası ile anası ile geldi görüştü, ellerini öptü. Üç yüz yiğidi yanına aldı, meydana vardı. Al aygır ne zaman düşman kokusunu alsa ayağını yere döverdi, tozu göğe çıkardı. Kafirler der: Bu at Begil’indir, biz kaçarız. Tekür der: Bre iyi bakın, bu gelen Begil ise sizden önce ben kaçarım dedi. Gözcü gözetledi, gördü ki at Begil’in Begil üzerinde değil, amma bir kuş kadar<br />
oğlandır. Gelip teküre haber verdi, der: At, giyim kuşam ve miğfer Begil’in, Begil içinde değil dedi. Tekür der: Yüz adam seçilin, tarraka çatlasın oğlanı korkutun, oğlan kuş yürekli olur, meydanı bırakır kaçar dedi.<br />
<br />
Yüz kafir seçilip oğlanın üzerine gelmiş, oğlana kafir söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Oğlan oğlan ey oğlan<br />
Haramzade oğlan<br />
Altında al aygırı zayıf oğlan<br />
Kara çelik öz kılıcı çentik oğlan<br />
Elindeki mızrağı kırık oğlan<br />
Ak kirişli yayı kısa oğlan<br />
Okluğunda doksan oku seyrek oğlan<br />
Yanındaki arkadaşları çıplak oğlan<br />
Karanlıklı gözleri fersiz oğlan<br />
Şökli Melik şana müthiş pusu kurdu<br />
Meydandaki şu oğlanı tutun<br />
Pazusundan ak ellerini bağlayın<br />
Birdenbire güzel başını kesin<br />
Alca kanını yer yüzüne dökün dedi<br />
Ak sakallı baban var ise ağlatma<br />
Ak bürçekli anan var ise sızlatma<br />
Yalnız yiğit alp olmaz<br />
Yavşan dibi berk olmaz<br />
Belası gelmiş kavat oğlu kavat<br />
Çekilip dön buradan<br />
<br />
dedi. Oğlan da burada söylemiş, görelim ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Herze merze söyleme bre itir kafir<br />
Altımda al aygırımı ne beğenmezsin<br />
Seni gördü oynar<br />
Üstümdeki demir giyimim omuzumu kısar<br />
Kara çelik öz kılıcım kınını doğrar<br />
Kargı dalı mızrağımı ne beğenmezsin<br />
Göğsünü delip göğe fırlar<br />
Akça kirişli katı yayım zarı zarı inler<br />
Oklukta okum yatağını deler<br />
Yanımda yiğitlerim savaş üüer<br />
Alp ere korku vermek ayıp otur<br />
Beri gel bre kafir savaşalım<br />
<br />
dedi. Kafir der: Oğuz’un arsızı Türkmen’in delisine benzer, bak hele şuna dedi.<br />
<br />
Tekür der: Varın sorun oğlan Begil’in nesidir dedi, Kafir gelip oğlana söylemiş, görelim nasıl söylemiş :<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Altındaki al aygırı biliriz Begilindir Begil hani<br />
Kara çelik öz kılıcın Begilindir Begil hani<br />
Üstündeki demir giyimin Begilindir Begil hani<br />
Yanındaki yiğitler Begilindir Begil hani<br />
Eğer Begil burda imişse<br />
Geceye kadar cenk edeydik<br />
Akça kirişli katı yaylar çekişeydik<br />
Ak tüylü delici oklar atışaydık<br />
Sen Begilin nesisin oğlan söyle bize<br />
<br />
dedi. Begil oğlu burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Bre kafir sen beni bilmez misin<br />
<br />
Ak alınlı Bayındır Han’ın beyler beyisi Solur Kazan, kardeşi Kara Göne, Dönebilmez Dülek Evrren, Düzen oğlu Alp Rüstem, boz atlı Beyrek, Bey Begil’in evinde içiyorlardı, senden casus geldi adındaki al aygıra Begil beni bindirdi, kara çelik öz kılıcını kuvvet verdi, kargı dalı mızrağını himmet verdi, yanındaki üç yüz yiğidini bana arkadaşlığa verdi, ben Begil’n oğluyum bre kafir, beri gel dövüşelim dedi. Kafir Tekür der: Dayan bre kavat oğlu, ben sana varayım dedi.<br />
<br />
Altı kanatlı gürzünü ele aldı, oğlanı üzerine sürdü. Oğlan kalkanını gürze karşı tuttu. Yukarıdan aşağı kafir oğlana müthiş vurdu. Kalkanını ufattı, miğferini ezdi, göz kapaklarını sıyırdı, oğlanı yenemedi. Gürz ite dövüştüler, kara çelik öz kılıçla çekiştiler, sere serpe meydanda kılıçlaştılar, omuzları doğrandı, kılıçları utandı, birbirini yenemediler Kargı daha mızraklarla kırıştılar, meydanda boğa gibi süsüştüler, göğüsleri delindi, mızrakları kırıldı, birbirini yenemedler. At üzerinden ikisi kapıştılar, çekiştiler. Kafirin gücü ziyade, oğlan perişan oldu. Allah Teala’ya yalvarıp söylemiş, görelim nasıl söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Yücelerden yücesin yüce Tanrı<br />
Kimse bilmez nicesin güzel Tanrı<br />
Sen Ademe taç giydirdin<br />
Şeytana lanet kıldın<br />
Bir suçtan ötürü dergahtan sürdün<br />
İbrahimi tutturdun<br />
Hanım deriye sardın<br />
Kaldırıp ötece attırdın<br />
Ateşi gülistan kıldın<br />
Birliğine sığındım<br />
Aziz Allah hocam bana medet<br />
<br />
dedi. Kafir der: Oğlan yenildinse Tanrı’na mı yalvarıyorsun, senin bir Tanrın var ise benim yetmiş iki puthanem var dedi. Oğlan der:<br />
Ya asi mel’un, sen putlarına yalvarıyorsan ben alemleri yoktan var eden Allah’ıma sığındım dedi.<br />
<br />
Hak Teala Cebrail’e buyurdu ki: Ya Cebrail, var, şu kuluma kırk er kadar kuvvet verdim dedi. Oğlan kafiri kaldırdı yere vurdu. Burnundan kanı düdük gibi fışkırdı. Sıçrayıp şahin gibi kafirin boğazını eline aldı. Kafir der: Yiğit aman, sizin dine ne derler, dinine girdim dedi. Parmak kaldırıp, şehadet getirip müslüman oldu. Geri kalan kafirler bilip, meydanı bırakıp kaçtı.<br />
<br />
Akıncılar kafirin elini gününü vurup kızını gelinini esir ettiler. Oğlan babasına müjdeci gönderdi. hasmımı yendim dedi.<br />
<br />
Ak sakallı babası karşı geldi. Oğlunun boynunu kucakladı. Dönüp evlerine geldiler.<br />
<br />
Karşı yatan kara dağdan oğlana yaylak verdi. Kara koçu koşucu attan tavla verdi. Akça yüzlü oğluna akça koyun şölenlik<br />
verdi. Ela gözlü oğluna al duvaklı gelin aldı. Ak alınlı Bayındır Han’a hisse çıkardı.<br />
<br />
Oğlunu aldı Bayındır Han’ın divanına vardı. El öptü. Padişah Kazan oğlu Uruz’un sağ yanında ona yer gösterdi. Cübbe, çuha, sırmalı elbise giydirdi. Dedem Korkut gelip neşeli havalar çaldı, bu Oğuznameyi düzdü koştu, Begil oğlu Emre’nin olsun dedi. Gaziler başına ne geldiğini söyledi.<br />
<br />
Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli koca ağacın kesilmesin. Allah’ın verdiği ümidin kesilmesin. Günahınızı adı güzel Muhammed’e bağışlasın hanım hey!…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Oğuzlar’a her yıl altın, gümüş olarak gelen haraç bir sene at-kılıç ve çomak olarak gelir. Oğuz Beyi çok sinirlenir. Ama yanındakiler sinirlenmemesini söyler. ‘Bunları Begil denilen bir yiğit var, ona verelim, bize duacı olsun’ der. Begil çok yetenekli bir avcı ve çok iyi bir yiğittir.geyikleri ok atmadan sadece ipiyle avlar. Kazan Bey ‘hüner sende midir atta mıdır’ diye sorunca bendedir der ancak Kazan buna katılmaz. Buna üzülen Begil hediyeleri geri verir küser ve oradan ayrılır. Evine döner ve ava çıkar. Avda ayağını kırarak sakatlanır. Önceleri kimseye söylemez ama bu herkese yayılır. Casus hemen bunu kafire iletir. Kafir ilinde de Begil’in casusu vardır ve ‘başınızın çaresine bakın’ diye haber gönderir. Kafir Begil’in üzerine ordu gönderirken Begil oğluna şöyle der: ‘oğul git de oğuz ilinde Bayındır’ı bul, ondan yardım iste’ Oğlu kabul etmez. ‘ben Allah yolunda gururumla savaşayım’ der. Begil de zırhını ve silahlarını oğluna giydirir. Kafirlerle savaşır. Savaşırken de Allah’a yalvarmayı unutmaz. Allah ona kırk yiğit gücü verir. Sonunda putperest kafire karşı galip gelir.Kafir allaha inandığını söyler şehadet getirir.Emren ise onu bırakır; diger kafirler kacarlar. Mutluca evine döner. Dede Korkut gelir dualar eder gider .<br />
<br />
Begil Oğlu Emren’in Destanı’nı Beyan Eder<br />
<br />
Kam Gön oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Ak otağını kara yerin üzerine diktirmişti. Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. İç Oğuz, Dış Oğuz beyleri toplanmıştı.<br />
<br />
Dokuz Tümen Gürcistan’ın haracı geldi. Bir at, bir kılıç, bir çomak getirdiler. Bayındır Han çok müteessir oldu. Dedem Korkut<br />
geldi neşeli havalar çaldı, hanım niye müteessir oluyorsun dedi. Der: Nasıl müteessir olmayayım, her yıl altın akçe gelirdi, yiğide<br />
beye verirdik, hatırları hoş olurdu, şimdi bunu kime verelim ki hatırı hoş olsun dedi. Dede Korkut der: Hanım bunun üçünü de bir yiğide verelim dedi. Oğuz iline karakol olsun dedi. Han Bayındır kime verelim dedi. Sağına soluna baktı, kimse razı olmadı. Begil<br />
derlerdi bir yiğit var idi, ona baktı, der: Sen ne dersin? Begil razı oldu. Kalktı yeri öptü Dedem Korkut himmet kılıcını beline bağladı, çomağı omzuna koydu, yayı koluna geçirdi.<br />
<br />
Koç aygırı çektirdi bu da bindi. Hasımını akrabasını ayırdı, evini çözdü, Oğuz’dan göç eyledi. Berdeye, Genceye varıp vatan<br />
tuttu. Dokuz Tümen Gürcistan ağzına varıp kondu, karakolluk eyledi. Yabancı, kafir gelse başını Oğuz’a armağan gönderirdi. Yılda bir kerre Bayındır Han’ın divanına varırdı.<br />
<br />
Yine Bayındır Han’dan adam geldi acele gelesin diyerek. Sonra Begil geldi, peşkeşini çekti. Bayındır Han’ın elini öptü. Han da Begil’i misafir etti, güzel at, güzel kaftan, bol harçlık verdi. Üç gün de Begil’i av şikar etiyle misafir edelim beyler dedi. Av ilan ettiler.<br />
<br />
Vakfa ki av hazırlığı oldu, kimi atını över, kimi kılıcını, kimi çekip ok atmasını över. Salur Kazan ne atını övdü, ne kendisini övdü, amma Begil’in hünerini söyledi.<br />
<br />
Üç yüz altmış altı alp ava binse, kanlı geyik üzerine yürüyüş olsa, Begil ne yay kurardı, ne ok atardı, hemen yayı bileğinden<br />
çıkarırdı boğanın yabani geyiğin boynuna atardı, çekip durdururdu. Zayıf ise kulağını delerdi avda belli olsun diye, amma semiz olsa boğazlardı. Eğer beyler geyik avlasa, kulağı delik olsa, Begil sevincidir diye Begil’e gönderirlerdi.<br />
<br />
Kazan Bey der: Bu hüner atın mıdır, erin midir? Hanım, erindir dediler. Han der: Yok, at işlemese er övünmez, hüner atındır<br />
dedi. Bu söz Begil’e hoş gelmedi. Begil der: Alplar içinde bizi kuskunumuzdan balçığa batırdın dedi. Bayındır Han’ın bahşişini önüne döktü, hana küstü, divandan çıktı. Atını çektiler, ela gözlü yiğitlerini alıp evine geldi.<br />
<br />
Oğlancıkları karşı geldi, okşamadı. Ak yüzlü hatunu île konuşmadı. Hatun burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Altın tahtımın sahibi beyim yiğit<br />
Göz açıp da gördüğüm<br />
Gönül verim sevdiğim<br />
Kalkıp yerinden doğrulu verdin<br />
Ela gözlü yiğitlerini yanına aldın<br />
Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aştın<br />
Akıntılı güzel sudan geceleyin geçtin<br />
Ak alınlı Bayındır Hanın divanına geceleyin vardın<br />
Ela gözlü beyler ile yedin içtin<br />
Kavimli kavmi ile atıştı mı<br />
Garip başın kavgada kaldı mı<br />
Hani hanım altında güzel atın yok<br />
Üstünde altın miğfer cübbesi yok<br />
Ela gözlü beylerini! okşamazsın<br />
Akça yüzlü güzelinle söyleşmezsin<br />
Nedir halin<br />
<br />
dedi. Begil söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Kalkıp yerimden doğrulu verdim<br />
Yelesi kara cins atıma sıçrayıp bindim<br />
Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aştım<br />
Ak alınlı Bayındırın divanına dört nala vardım<br />
Ela gözlü beyler ile yedim içtim<br />
Kavimliyi kavmi ile iyi gördüm<br />
Hanımın nazarı bizden dönmüş gördüm<br />
Eli günü terk ederek Dokuz Tümen Gürcistana gidelim<br />
Oğuza asi oldum belli bilin<br />
<br />
dedi. Hatun der: Yiğidim bey yiğidim, padişahlar Tanrı’nın gölgesidir, padişahına asi olanın işi rast gelmez, arı gönülde pas olsa<br />
şarap acar, sen gideli hanım çapraz yatan alaca dağların avlanmamıştır, ava bin gönlün açıtsın dedi. Begil baktı hatun kişinin<br />
aklı, sözü iyidir. Cins atını çektirip sıçradı bindi, ava gitti.<br />
<br />
Av avlayarak gezerken önünden bir pareli geyik çıktı. Begil buna at sürdü. Boğanın ardından erişti, yay kirişini boynuna attı. Boğanın canı acımıştı, kendisini bir yüksek yerden attı. Begil atın gemini yenemedi, beraber uçtu. Sağ oyluğu kayaya dokundu kırıldı.<br />
<br />
Begil kalktı, ağladı, der: Büyük oğlum, büyük kardeşim yok. Hemen okluğundan gez çıkarıp atının eyerinin arkasındaki kayışları çekti kopardı. Kaftanının altından ayağını sımsıkı sardı. Var kuvvetiyle atının yelesine düştü. Avcılardan ayrı, tülbendi boğazına geçti, yurdunun ucuna geldi.<br />
<br />
Oğlancığı Emren Yiğit babasına karşı geldi. Gördü benzi sararmış, tülbendi boğazına geçmiş. Arkadaşlarını sorup oğlan burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Kalkıp yerinden doğrulu verdin<br />
Yelesi kara cins atına sıçrayıp bindin<br />
Çapraz yatan ala dağlar eteğine ava vardın<br />
Kara elbiseli kafirlere rastladın mı<br />
Ela gözlü yiğitlerini kırdırdın mı<br />
Ağız dilden bir kaç kelime haber bana<br />
Kara başım kurban olsun babam sana<br />
<br />
dedi. Begil oğluna söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
<br />
Dedi:<br />
<br />
Oğul oğul ay oğul<br />
Kalkıp yerinden doğrulu verdim<br />
Kara dağlar önüne ava bindim<br />
Kara elbiseli kafirlere rastlamadım<br />
Ela gözlü yiğitlerimi kırdırmadım<br />
Sağdır esendir yiğitlerim oğul kaygılanma<br />
Üç gündür keyfim yok oğul<br />
At üzerinden beni tut döşeğime çıkar<br />
<br />
dedi. Aslan yavrusu yine aslandır, babasını at üzerinden kavradı tuttu, yatağına çıkardı. Cübbesini üzerine bürüdü, kapısını örttü.<br />
<br />
Beri yandan yiğit beyler gördüler ki av bozulmuş, her biri evli evine geldi.<br />
<br />
Begil beş gün oldu divana çıkmadı. Ayağının kırıldığını kimseye söylemedi.<br />
<br />
Bir gece yatağında acı acı inledi, ah etti. Hatunu dedi: Bey yiğidim, kalabalık düşman gelse dönmezdin, butuna alaca ok saplansa inlemezdin, insan koynunda yatan helallisine sırrını söylemez mi olur, nedir halin dedi Begil der: Güzelim attan düştüm, ayağım kırıldı dedi.<br />
<br />
Kadın elini eline çaldı hizmetçiye söyledi. Hizmetçi çıkıp kapıcıya söyledi. Otuz iki dişten çıkan bütün yurda yayıldı, Begil attan düşmüş ayağı kırılmış diye. Meğer kafirin casusu var idi. Bu haberi işitip vardı Tekür’e haber verdi. Tekür der: Kalkarak yerinizden doğrulun, yattığı yerde Bey Begil’i tutun, ak ellerini pazusundan bağlayın, ansızın güzel basını kesin, alca kanını yer yüzüne dokun, etini gününü yağmalayın, kızını gelinini esir edin dedi.<br />
<br />
Meğer Begil’in de orada casusu hazırdı. Begil’e haber gönderdi, der: Başınızın çaresine bakın, üzerinize düşman geliyor dedi. Begil yukarı baktı, gök ırak yer katı dedi. Oğlancığını yanına getirip söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Oğul oğul ay oğul<br />
Karanlıklı gözlerimin aydını oğul<br />
Güçlü belimin kuvveti oğul<br />
Gör Ahir neler oldu<br />
Neler koptu benim başıma<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Kalkıp oğul yerimden doğrulu verdim<br />
Boynu kırılsın al aygıra sıçrayıp bindim<br />
Av avlayıp kuş kuşlayıp gezer iken<br />
Bunaldı sürçtü beni yere çaldı<br />
Sağ oyluğum kırıldı<br />
Benim kara başıma neler geldi<br />
Kara kara dağlardan haber aşmış<br />
Kanlı kanlı sulardan haber geçmiş<br />
Demir Kapı Derbendinden haber varmış<br />
Alaca atlı Şökli Melik müthiş pusu kurmuş<br />
Pususundan kara dağlara duman düşmüş<br />
Yattığı yerde Bey Begili futun demiş<br />
Pazusundan ak ellerini bağlayın demiş<br />
Kan alaca yurdunu yağmalayın demiş<br />
Akça yüzlü kızını gelinini esir edin demiş<br />
Kalkıp oğul yerinden doğrulu ver<br />
Yelesi kara cins atına sıçrayıp bin<br />
Çapraz yatan Ala Dağı geceleyin aş<br />
Ak alınlı Bayındır Hanın divanına geceleyin var<br />
Ağız dilden Bayındıra selam ver<br />
Beyler beyi olan Kazanın elini öp<br />
Ak sakallı babam darda de<br />
Elbette ve elbette Kazan Bey bana yetişsin dedi de<br />
Gelmez isen memleket bozulup harap olur<br />
Kızım gelinim esir gitti belli bil<br />
<br />
dedi. Burada oğlan babasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Baba ne söylüyorsun ne diyorsun<br />
Bağrım ile yüreğimi ne dağlıyorsun<br />
Kalkıp yerimden doğrulmam yok<br />
Yelesi kara cins atıma binmem yok<br />
Arku Beli Ala Dağı anlayarak aşmam yok<br />
Ak alınlı Bayındırın divanına varmam yok<br />
Kazan kimdir benim onun elini öpmem yok<br />
Altındaki al aygırı bana ver<br />
Kan terletip koşturayım senin için<br />
Yapışı sağlam demir giyimini bana ver<br />
Yen yakalar diktireyim senin için<br />
Kara çelik öz kılıcını bana ver<br />
Birdenbire başlar keseyim senin için<br />
Kargı dalı mızrağını bana ver<br />
Göğsünden er mızraklıyayım senin için<br />
Ak tüylü delici okunu bana ver<br />
Erden ere geçireyim senin için<br />
Ela gözlü üç yüz yiğidini bana ver arkadaşlığa<br />
Muhammed dini yoluna savaşayım senin çin<br />
<br />
dedi. Begil der: Öleyim ağzın için oğul, belki de benim geçmiş günümü andırtmazsın dedi. Bre giyimimi getirin oğlum giysin, al<br />
aygırımı getirin oğlum binsin, memleket ürkmeden oğlum meydana varsın girsin dedi.<br />
<br />
Oğlanı donattılar. Babası ile anası ile geldi görüştü, ellerini öptü. Üç yüz yiğidi yanına aldı, meydana vardı. Al aygır ne zaman düşman kokusunu alsa ayağını yere döverdi, tozu göğe çıkardı. Kafirler der: Bu at Begil’indir, biz kaçarız. Tekür der: Bre iyi bakın, bu gelen Begil ise sizden önce ben kaçarım dedi. Gözcü gözetledi, gördü ki at Begil’in Begil üzerinde değil, amma bir kuş kadar<br />
oğlandır. Gelip teküre haber verdi, der: At, giyim kuşam ve miğfer Begil’in, Begil içinde değil dedi. Tekür der: Yüz adam seçilin, tarraka çatlasın oğlanı korkutun, oğlan kuş yürekli olur, meydanı bırakır kaçar dedi.<br />
<br />
Yüz kafir seçilip oğlanın üzerine gelmiş, oğlana kafir söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Oğlan oğlan ey oğlan<br />
Haramzade oğlan<br />
Altında al aygırı zayıf oğlan<br />
Kara çelik öz kılıcı çentik oğlan<br />
Elindeki mızrağı kırık oğlan<br />
Ak kirişli yayı kısa oğlan<br />
Okluğunda doksan oku seyrek oğlan<br />
Yanındaki arkadaşları çıplak oğlan<br />
Karanlıklı gözleri fersiz oğlan<br />
Şökli Melik şana müthiş pusu kurdu<br />
Meydandaki şu oğlanı tutun<br />
Pazusundan ak ellerini bağlayın<br />
Birdenbire güzel başını kesin<br />
Alca kanını yer yüzüne dökün dedi<br />
Ak sakallı baban var ise ağlatma<br />
Ak bürçekli anan var ise sızlatma<br />
Yalnız yiğit alp olmaz<br />
Yavşan dibi berk olmaz<br />
Belası gelmiş kavat oğlu kavat<br />
Çekilip dön buradan<br />
<br />
dedi. Oğlan da burada söylemiş, görelim ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Herze merze söyleme bre itir kafir<br />
Altımda al aygırımı ne beğenmezsin<br />
Seni gördü oynar<br />
Üstümdeki demir giyimim omuzumu kısar<br />
Kara çelik öz kılıcım kınını doğrar<br />
Kargı dalı mızrağımı ne beğenmezsin<br />
Göğsünü delip göğe fırlar<br />
Akça kirişli katı yayım zarı zarı inler<br />
Oklukta okum yatağını deler<br />
Yanımda yiğitlerim savaş üüer<br />
Alp ere korku vermek ayıp otur<br />
Beri gel bre kafir savaşalım<br />
<br />
dedi. Kafir der: Oğuz’un arsızı Türkmen’in delisine benzer, bak hele şuna dedi.<br />
<br />
Tekür der: Varın sorun oğlan Begil’in nesidir dedi, Kafir gelip oğlana söylemiş, görelim nasıl söylemiş :<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Altındaki al aygırı biliriz Begilindir Begil hani<br />
Kara çelik öz kılıcın Begilindir Begil hani<br />
Üstündeki demir giyimin Begilindir Begil hani<br />
Yanındaki yiğitler Begilindir Begil hani<br />
Eğer Begil burda imişse<br />
Geceye kadar cenk edeydik<br />
Akça kirişli katı yaylar çekişeydik<br />
Ak tüylü delici oklar atışaydık<br />
Sen Begilin nesisin oğlan söyle bize<br />
<br />
dedi. Begil oğlu burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Bre kafir sen beni bilmez misin<br />
<br />
Ak alınlı Bayındır Han’ın beyler beyisi Solur Kazan, kardeşi Kara Göne, Dönebilmez Dülek Evrren, Düzen oğlu Alp Rüstem, boz atlı Beyrek, Bey Begil’in evinde içiyorlardı, senden casus geldi adındaki al aygıra Begil beni bindirdi, kara çelik öz kılıcını kuvvet verdi, kargı dalı mızrağını himmet verdi, yanındaki üç yüz yiğidini bana arkadaşlığa verdi, ben Begil’n oğluyum bre kafir, beri gel dövüşelim dedi. Kafir Tekür der: Dayan bre kavat oğlu, ben sana varayım dedi.<br />
<br />
Altı kanatlı gürzünü ele aldı, oğlanı üzerine sürdü. Oğlan kalkanını gürze karşı tuttu. Yukarıdan aşağı kafir oğlana müthiş vurdu. Kalkanını ufattı, miğferini ezdi, göz kapaklarını sıyırdı, oğlanı yenemedi. Gürz ite dövüştüler, kara çelik öz kılıçla çekiştiler, sere serpe meydanda kılıçlaştılar, omuzları doğrandı, kılıçları utandı, birbirini yenemediler Kargı daha mızraklarla kırıştılar, meydanda boğa gibi süsüştüler, göğüsleri delindi, mızrakları kırıldı, birbirini yenemedler. At üzerinden ikisi kapıştılar, çekiştiler. Kafirin gücü ziyade, oğlan perişan oldu. Allah Teala’ya yalvarıp söylemiş, görelim nasıl söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
<br />
Yücelerden yücesin yüce Tanrı<br />
Kimse bilmez nicesin güzel Tanrı<br />
Sen Ademe taç giydirdin<br />
Şeytana lanet kıldın<br />
Bir suçtan ötürü dergahtan sürdün<br />
İbrahimi tutturdun<br />
Hanım deriye sardın<br />
Kaldırıp ötece attırdın<br />
Ateşi gülistan kıldın<br />
Birliğine sığındım<br />
Aziz Allah hocam bana medet<br />
<br />
dedi. Kafir der: Oğlan yenildinse Tanrı’na mı yalvarıyorsun, senin bir Tanrın var ise benim yetmiş iki puthanem var dedi. Oğlan der:<br />
Ya asi mel’un, sen putlarına yalvarıyorsan ben alemleri yoktan var eden Allah’ıma sığındım dedi.<br />
<br />
Hak Teala Cebrail’e buyurdu ki: Ya Cebrail, var, şu kuluma kırk er kadar kuvvet verdim dedi. Oğlan kafiri kaldırdı yere vurdu. Burnundan kanı düdük gibi fışkırdı. Sıçrayıp şahin gibi kafirin boğazını eline aldı. Kafir der: Yiğit aman, sizin dine ne derler, dinine girdim dedi. Parmak kaldırıp, şehadet getirip müslüman oldu. Geri kalan kafirler bilip, meydanı bırakıp kaçtı.<br />
<br />
Akıncılar kafirin elini gününü vurup kızını gelinini esir ettiler. Oğlan babasına müjdeci gönderdi. hasmımı yendim dedi.<br />
<br />
Ak sakallı babası karşı geldi. Oğlunun boynunu kucakladı. Dönüp evlerine geldiler.<br />
<br />
Karşı yatan kara dağdan oğlana yaylak verdi. Kara koçu koşucu attan tavla verdi. Akça yüzlü oğluna akça koyun şölenlik<br />
verdi. Ela gözlü oğluna al duvaklı gelin aldı. Ak alınlı Bayındır Han’a hisse çıkardı.<br />
<br />
Oğlunu aldı Bayındır Han’ın divanına vardı. El öptü. Padişah Kazan oğlu Uruz’un sağ yanında ona yer gösterdi. Cübbe, çuha, sırmalı elbise giydirdi. Dedem Korkut gelip neşeli havalar çaldı, bu Oğuznameyi düzdü koştu, Begil oğlu Emre’nin olsun dedi. Gaziler başına ne geldiğini söyledi.<br />
<br />
Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli koca ağacın kesilmesin. Allah’ın verdiği ümidin kesilmesin. Günahınızı adı güzel Muhammed’e bağışlasın hanım hey!…]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[(dede Korkut)-8 Basat’ın Tepegöz’ü Öldürmesi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-dede-korkut-8-basat%E2%80%99in-tepegoz%E2%80%99u-oldurmesi</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jan 2011 11:55:37 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=18465">neferkaminanu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-dede-korkut-8-basat%E2%80%99in-tepegoz%E2%80%99u-oldurmesi</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
Basat’ın Tepegöz’ü Öldürmesi, en ünlü Dede Korkut hikâyelerinden birisidir.<br />
Oğuzların üstüne düşman gelir. Aruz Koca da kaçarken oğlu Basat’ı düşürür. Oğlanı bir aslan alıp besler.<br />
<br />
Çocuk zamanla büyür. Evine çağırırlar, gelir. Ama tekrar aslanın yanına gider. Bu arada bir çoban su kenarında gördüğü güzel peri kızını çok beğenir. Dayanamaz ve onunla birlikte olur(peri kızının rızası olmadan). Peri kızı bu birleşmeden sonr çobana 1 yıl sonra sana emaneti getireceğim fakat bu halkın için zararlı bir şey olacak dedi ve bir çocuk dünyaya getirdi, fakat bu çocuk bir canavardır, bir samanlıkta büyür ve gelişir. Büyüdükçe büyür, dev kadar olur. Bu yaratığın kafasında sadece bir göz vardır ve bu yüzden tepegöz denilmiştir. Bir türlü besleyemezler, ne verseler yer ama doymaz. Dağlara çıkar, harami olur. Her gün onlarca insan yer. Bunun üzerine Dede Korkut’u çağırırlar ve Tepegöz’e haraçta anlaşmak isterler. Tepegöz, her gün beş yüz koyunla, bu koyunu pişirecek aşçıya razı olur.<br />
<br />
O sırada Basat, ailelerin feryatlarını duyar ve sorar. Öğrenince Tepegöz’le savaşmaya gider.Aşçılar Tepegöz’ün zayıf noktasının gözü olduğunu söyler. Dövüşte Tepegöz’ün gözüne kızgın şişi saplayarak onu öldürür ve halkı tepegözden kurtarır.<br />
<br />
Burada çobanın peri kızına verdiği zarar sonucu oğuzların başına gelen felaketler, toplumda kadınlara iyi davrnılması konusunda ders vermektedir.<br />
<br />
MEĞER hanım bir gün Oğuz otururken üstüne düşman geldi. Gece içinde ürktü göçtü. Kaçıp giderken Aruz Koca’nın oğlancığı düşmüş. Bir aslan bulup götürmüş, beslemiş.<br />
Oğuz yine zamanla gelip yurduna kondu. Oğuz Han’ın at çobanı gelip haber getirdi, der: Hanım sazdan bir aslan çıkıyor, at vuruyor, sallana sallana yürüyüşü adam gibi, at basarak kan sömürüyor. Aruz der: Hanım, ürktüğümüz zaman düşen benim oğlancığımdır belki dedi.<br />
Beyler bindiler, aslan yatağı üzerine geldiler. Aslanı kaldırıp oğlanı tuttular. Aruz oğlanı alıp evine getirdi. Şenlik yaptılar, yeme içme oldu.<br />
Amma oğlanı ne kadar getirdilerse durmadı, geri aslan yatağına vardı. Tekrar tutup getirdiler. Dedem Korkut geldi, der: Oğlanım sen insansın, hayvanla arkadaş olma, gel güzel ata bin, güzel yiğitlerle at sür, at koştur dedi. Büyük kardeşinin adı Kıyan Selçuk’tur, senin adın Başat olsun, adını ben verdim, yaşını Allah versin dedi.<br />
Oğuz bir gün yaylaya göçtü. Aruz’un bir çobanı var idi. Adına Konur Koca Sarı Çoban derlerdî. Oğuz’un önünce bundan evvel kimse göçmezdi. Uzun Pınar denmekle meşhur bir pınar var idi. O pınara periler konmuştu. Ansızın koyun ürktü. Çoban erkeçe kızdı, ileri vardı. Gördü ki peri kızları kanat kanada bağlamışlar, uçuyorlar. Çoban, keçesini üzerine attı, peri kızının birini tuttu. Tamah edip derhal temasta bulundu. Koyun ürkmeğe başladı. Çoban koyunun önüne koştu. Peri kızı kanat vurup uçtu, der: Çoban yıl tamam olunca, bende emanetin var, gel al dedi. Amma Oğuz’un başına felaket getirdin dedi. Çobanın içine korku düştü. Amma, kızın derdinden, benzi sarardı.<br />
Zamanla Oğuz yine yaylaya göçtü. Çoban gene bu pınara geldi. Gene koyun ürktü. Çoban ileri vardı. Gördü ki bir kütle yatıyor, parıl parıl parlıyor. Peri kızı geldi, der: Çoban emanetini gel al, amma Oğuz’un başına felaket getirdin dedi. Çoban bu kütleyi görünce dehşete düştü. Geri döndü, sapan taşına tuttu. Vurdukça büyüdü. Çoban kütleyi bıraktı kaçtı. Koyun ardına düştü.<br />
Meğer o sırada Bayındır Han beylerle gezinti için ata binmişlerdi. Bu pınarın üzerine geldiler. Gördüler ki bir alamet şey yatıyor, başı kıçı belirsiz. Etrafına toplandılar. İndi bir yiğit bunu tepti. Teptikçe büyüdü. Bir kaç yiğit daha indiler teptiler. Teptiklerince büyüdü. Aruz Koca da inip tekmeledi. Mahmuzu dokundu, bu kütle yarıldı. İçinden bir oğlan çıktı, gövdesi adam, tepesinde bir gözü var. Aruz aldı bu oğlanı eteğine sardı. Der: Hanım bunu bana verin, oğlum Başat ile besleyeyim dedi. Bayındır Han senin olsun dedi.<br />
Aruz Tepegözü aldı evine getirdi. Buyurdu, bir dadı geldi. Memesini ağzına verdi. Bîr emdi, olanca sütünü aldı. İki emdi kanını aldı, üç emdi canını aldı. Bir kaç dadı getirdiler, helak etti. Gördüler olmuyor, sütle besleyelim dediler. Günde bir kazan süt yetmiyordu. Beslediler büyüdü, gezer oldu, oğlancıklar ile oynar oldu. Oğlancıkların kiminin burnunu, kiminin kulağını yemeğe başladı. Hasılı, halkın bunun yüzünden çok canı yandı, aciz kaldılar. Aruza şikayet edip ağlaştılar. Aruz Tepegözü dövdü, sövdü, men etti, o dinlemedi. Nihayet evinden kovdu.<br />
Tepegözsün peri anası gelip oğlunun parmağına bir yüzük geçirdi, oğul sana ok batmasın, tenini kılıç kesmesin dedi. Tepegöz Oğuz’dan çıktı, bir yüce dağ vardı. Yol kesti, adam aldı, büyük harami oldu. Üzerine bir kaç adam gönderdiler, ok attılar batmadı, kılıç vurdular kesmedi, mızrak sapladılar işlemedi. Çoban çoluk kalmadı hep yedi. Oğuz’dan dahi adam yemeğe başladı.<br />
Oğuz toplanıp üzerine vardı. Tepegöz görüp kızdı, bir ağacı yerinden kopardı, atıp elli altmış adam helak eyledi. Alplar başı Kazan’a darbe vurdu. dünya basma dar oldu. Kazan’ın kardeşi Karo Göne Tepegöz’ün elinde perişan oldu. Düzen oğlu Alp Rüstem şehit oldu. Uşun Koca oğlu gibi pehlivan elinde şehit oldu. Zayıf canından iki kardeşi Tepegöz’ün elinde helak oldu. Demir giyimli Mamak elinde helak oldu. Bıyığı kanlı Bügdüz Emen, elinde perişan oldu. Ak sakallı Aruz Koca’ya kan kusturdu. Oğlu Kıyan Selçuk’un ödü patladı. Oğuz Tepegöz’e kar etmedi, ürktü kaçtı. Tepegöz çevirip önünü kesti. Oğuz’u bırakmadı, geri yerine kondurdu. Velhasıl Oğuz yedi kerre ürktü, Tepegöz önünü kesip yedi kerre yerine getirdi. Oğuz Tepegöz’ün elinde tam perişan oldu.<br />
Vardılar Dede Korkut’u çağırdılar, onunla konuştular, gelin kesim keselim dediler.<br />
Dedem Korkut’u Tepegöz’e gönderdiler. Geldi selam verdi, der: Oğul Tepegöz, Oğuz elinde perişan oldu, bunaldı, ayağının toprağına beni attılar, sana haraç verelim, derler dedi. Tepegöz der: Günde altmış adam verin yemeğe dedi. Dede Korkut der: Bu şekilde sen adam bırakmaz tüketirsin dedi, amma günde iki adam île beş yüz koyun verelim dedi. Dede Korkut böyle söyleyince Tepegöz der: Pekala öyle olsun, evet hem bana iki adam verin yemeğimi benim pişirsin, ben yiyeyim dedi.<br />
Dede Korkut döndü, Oğuz’a geldi. Der: Yünlü Koca ile Yapağılı Koca’yı Tepegöz’e verin yemeğini pişirsin dedi ve hem günde iki adam ile beş yüz koyun istedi dedi. Bunlar da razı oldu.<br />
Dört oğlu olan birini verdi, üçü kaldı Üç olan birini verip<br />
<br />
ikisi kaldı. Kapak Kan derler bir adam var idi. İki oğlu var idi. Bir<br />
<br />
oğlunu verip biri kalmıştı. Tekrar sıra dönüp dolaşıp ona gelmişti.<br />
<br />
Anası feryat edip ağladı, figan etti. Meğer hanım, Aruz oğlu Basat<br />
<br />
gazaya gitmişti, o sırada geldi. Yaşlı kadıncağız der: Basat şimdi<br />
<br />
akından geldi, varayım, belki bana bir esir verir, oğlancığımı<br />
<br />
kurtarırım dedi.<br />
Basat altınlı gölgeliğini dikip otururken gördüler ki bir hatun<br />
<br />
kişi geliyor. Geldi içeri Basat’a girdi selam verdi, ağladı, der:<br />
Avucuna sığmayan karaçalı oğlu<br />
<br />
İri teke boynuzundan katı yaylı<br />
<br />
İç Oğuzda Dış Oğuzda adı belli<br />
<br />
Aruz oğlu hanım Başat bana medet<br />
<br />
dedi. Basat der: Ne istiyorsun? Yaşlı kadıncağız der: Yalancı dünya yüzünde bir er ortaya çıktı, otlağında Oğuz elini kondurmadı, kara çelik öz kılıçlar kesilecek kılını kesmedi, kargı mızrak oynatanlar saplayamadı, kayın oku atanlar kar etmedi, alplar başı Kazan’a bir darbe vurdu, kardeşi Kara Cöne elinde perişan oldu, bıyığı kanlı Bügdüz Emen elinde perişan oldu, ak sakallı baban Aruz’a kan kusturdu, meydan üzerinde kardeşin Kıyan Selçuk ödü patladı can verdi, kudretli Oğuz beylerinin de kimisini perişan edip kimisini şehit eyledi, yedi defa Oğuz’u yerinden sürdü, haraç dedi kesti, günde iki adam beş yüz koyun istedi. Yünlü Koca ile Yapağılı Koca’yı ona hizmetkar verdiler, dört oğlu olan birini verdi, üçü olan birini verdi, ikisi olan birini verdi, iki oğlancığım var idi, birini verdim biri kaldı, döndü sıra tekrar bana geldi, onu da istiyorlar, hanım bana medet dedi. Basanın karanlıklı gözleri yaşla doldu. Kardeşi için söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
<br />
Der:<br />
Kenar yerde dikilmiş otağlarını<br />
<br />
O zalim yıktırdı demek kardeş<br />
<br />
Koşucu olan atlarını tavlasından<br />
<br />
O zalim seçtirdi demek kardeş<br />
<br />
Cins cins develerini katarından<br />
<br />
O zalim ayırdı demek kardeş<br />
<br />
Şöleninde kestiğin koyununu<br />
<br />
O zalim kesti demek kardeş<br />
<br />
Güvencimle getirdiğim gelinciğini<br />
<br />
O zalim senden ayırdı demek kardeş<br />
<br />
Ak sakallı babamı oğul diye ağlattın demek kardeş<br />
<br />
Akçe yüzlü anamı sızlattın demek kardeş<br />
<br />
Karşı yatan kara dağımın yükseği kardeş<br />
<br />
Akıntılı güzel suyumun taşkını kardeş<br />
<br />
Güçlü belimin kuvveti kardeş<br />
<br />
Karanlıklı gözlerimin aydını kardeş<br />
<br />
Kardeşimden ayrıldım<br />
diye çok ağladı, feryat figan kıldı.<br />
O hatun kişiye bir esir verdi, var oğlunu kurtar dedi. Hatun aldı, oğlunun yerine verdi. Hem oğlun geldi diye Aruz’a müjdeledi. Aruz sevindi, kudretli Oğuz beyleri ile Basata karşı geldi. Basat babasının elini öptü, ağlaştılar bağrıştılar. Anasının evine geldi. Anası karşı geldi, oğlancığını bağrına bastı. Basat anasının elini öptü, görüştüler ağlaştılar. Oğuz beyleri toplandı. Yemeler içmeler oldu.<br />
Basat der: Beyler kardeş uğruna Tepegöz île buluşacağım, ne buyurursunuz dedi. Kazan Bey burada söylemiş, görelim hanım nasıl söylemiş:<br />
Kara ejderha oldu Tepegöz<br />
<br />
Gök yüzünde çevirdim yenemedim Basat<br />
<br />
Kara kaplan oldu Tepegöz<br />
<br />
Kara kara dağlarda çevirdim yenemedim Basat<br />
<br />
Kükremiş aslan oldu Tepegöz<br />
<br />
Kalın sazlarda çevirdim yenemedim Basat<br />
<br />
Er olsan bey olsan da bre<br />
<br />
Ben Kazan gibi olmayasın Basat<br />
<br />
dedi.<br />
Ak sakallı babam ağlatma<br />
<br />
Ak bürçekli ananı sızlatma<br />
<br />
Basat der: Elbette varırım. Kazan der: Sen bilirsin. Babası ağladı, der: Oğul ocağımı sahipsiz koyma, kerem eyle, varma dedi. Baaat der: Yok ak sakallı aziz baba varırım dedi, dinlemedi. Okluğundan bir tutam ok çıkardı beline soktu, kılıcını omzundan çaprazlama kuşandı, yayını koluna taktı, eteklerini kıvırdı, babasının anasının elini öptü, helalleşti, hoşça kalın dedi.<br />
Tepegözün bulunduğu Salahana Koyasına geldi. Gördü Tepegöz güneşe karşı yatıyor. Çekti belinden bir oç çıkardı. Tepegöz’ün sırtına bir ok vurdu. Ok geçmedi, parçalandı. Bir daha attı. O da parça parça oldu. Tepegöz ihtiyarlara dedi: Bu yerin sineği bizi usandırdı dedi. Basat bir daha attı. O da parçalandı. Bir parçası Tepegöz’ün önüne düştü. Tepegöz sıçradı baktı. Basat’ı gördü, elini yarıldı, yedi yerden kapı açıldı. Birinden dışarı çıktı. Tepegöz künbede elini soktu, öyle kaçtı ki künbet altüst oldu. Tepegöz der: Oğlan kurtuldun mu? Basat der: Tanrım kurtardı dedi. Tepegöz der: Sana ölüm yokmuş, şu mağarayı gördün mü? Basat der: Gördüm. Der: Orda iki kılıç var, biri kınlı biri kınsız, o kınsız keser benim basımı, var getir, benim basımı keş dedi.<br />
Basat mağara kapısına vardı. Gördü bir kınsız kılıç durmaz iner çıkar. Basat der: Ben buna hemen tedbirsizce yapışmayayım deyip kendi kılıcını çıkardı tuttu, iki parçaya böldü. Vardı bir ağaç getirdi kılıca tuttu, onu da iki parça eyledi. Sonra yayını eline aldı, ok ile o kılıcın asıldığı zinciri vurdu. Kılıç yere düştü gömüldü. Kendi kılıcını kınına soktu. Sapından o kılıcı sımsıkı tuttu. Geldi, der: Bre Tepegöz nicesin dedi. Tepegöz der: Bre oğlan daha ölmedin mi? Basat der: Tanrım kurtardı. Tepegöz der: Sana ölüm yokmuş dedi. Çağırıp Tepegöz söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
Gözüm gözüm yalnız gözüm<br />
<br />
Sen yalnız göz ile<br />
<br />
Ben Oğuzu kırıp geçirmiştim<br />
<br />
Ela gözden ayırdın yiğit beni<br />
<br />
Tatlı candan ayırsın Kadir seni<br />
<br />
Öyle ki ben çekerim göz acısını<br />
<br />
Hiç bir yiğide vermesin kadir Tanrı göz acısını<br />
<br />
dedi. Tepegöz gene der:<br />
Memleketten doğum yerinden yiğit yerin neresidir<br />
<br />
Karanlık gece içinde yolu kaybetsen ümidin nedir<br />
<br />
Büyük sancak tutan hanınız kim<br />
<br />
Savaş günü önden at tepen alpınız kim<br />
<br />
Ak sakallı babanın adı nedir<br />
<br />
Alp erenin erden adını saklaması ayıp olur<br />
<br />
Adın nedir yiğit söyle bana<br />
dedi. Basat Tepegözce söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
Memleketten doğum yerinden yerim güney<br />
<br />
Karanlık gece içinde yolu kaybetsem ümidim Allah Tek.<br />
<br />
Büyük sancak tutan hanımız Bayındır Han<br />
<br />
Savaş günü önden at tepen alpımız Ulaş oğlu Salur Kazan<br />
<br />
Babamın adını sorar olsan koca ağaç<br />
<br />
Anamın adını dersen kükremiş aslan<br />
<br />
Benim adımı sorarsan Aruz oğlu Basattır<br />
dedi. Tepegöz der: Şimdi kardeşiz, kıyma bana dedi.<br />
Basat der:<br />
Bre kavat ak sakallı babamı ağlatmışsın<br />
<br />
İhtiyarcık ak bürçekli anamı sızlatmışsın<br />
<br />
Kardeşim Kıyanı öldürmüşsün<br />
<br />
Akça yüzlü yengemi dul eylemişsin<br />
<br />
Ela gözlü bebeklerini öksüz koymuşsun<br />
<br />
Bırakır mıyım seni<br />
<br />
Kara çelik öz kılıcımı çekmeyince<br />
<br />
Tepeli börklü başını kesmeyince<br />
<br />
Alca kanını yer yüzüne dökmeyince<br />
<br />
Kardeşim Kayanın kanını almayınca<br />
<br />
Bırakmam<br />
<br />
dedi. Tepegöz de burada söylemiş, der:<br />
Kalkıp yerimden doğrulayım derdim<br />
<br />
Kudretli Oğuz beyleriyle ahdimi bozayım derdim<br />
<br />
Yeniden doğanını öldüreyim derdim<br />
<br />
Bir defa adam etine doyayım derdim<br />
<br />
Kudretli Oğuz beyleri üzerime toplanıp gelsin derdim<br />
<br />
Kaçıp Salahana Kayasına gireyim derdim<br />
<br />
Ağır mancınığı taşla atayım derdim<br />
<br />
İnip taş başıma düşerek öleyim derdim<br />
<br />
Ela gözden ayırdın yiğit beni<br />
<br />
Tatlı candan ayırsın Kadir seni<br />
dedi. Tepegöz bir daha söylemiş der:<br />
Ak sakallı yaşlıları çok ağlatmışım<br />
<br />
Ak sakalının bedduası tutmuş olacak gözüm seni<br />
<br />
Ak bürçekli ihtiyarcıkları çok ağlatmışım<br />
<br />
Gözünün yaşı tutmuş olacak gözüm seni<br />
<br />
Bıyıcığı kararmış yiğitcikleri çok yemişim<br />
<br />
Yiğitlikleri tutmuş olacak gözüm seni<br />
<br />
Elceğizi kınalı kızcağızları çok yemişim<br />
<br />
Bedduaları tutmuş olacak gözüm seni<br />
<br />
Öyle ki çekerim ben göz acısını<br />
<br />
Hiç bir yiğide vermesin kadir Tanrı göz acısını<br />
<br />
Gözüm gözüm ey gözüm yalnız gözüm<br />
<br />
dedi. Basat kızıp yerinden kalkıverdi. Erkek deve gibi Tepegöz’ü dizi üzerine çökertti. Tepegöz’ün kendi kılıcı ile boynunu vurdu. Deldi, yay kirişini taktı. Sürüye sürüye mağara kapısına geldi. Yünlü Koca ile Yapağılı Koca’yı Oğuz’a müjdeci gönderdi.<br />
Ak boz atlara binerek koşturdular. Kudretli Oğuz ellerine haber geldi. At ağızlı Aruz Koca evine dört nala geldi, anasına Basat’ın sevinç haberini verdi,müjde, oğlun Tepegöz’ü tepeledi dedi.<br />
Kudretli Oğuz beyleri yetiştiler. Salahana Kayasına geldiler. Tepegöz’ün başını ortaya getirdiler. Dedem Korkut gelip neşeli havalar çaldı, gazi erenlerin başına ne geldiğini söyleyi verdi Hem Basat’a dua verdi:<br />
Kara dağa seslendiğinde cevap versin<br />
<br />
Kanlı kanlı sulardan geçit versin<br />
<br />
dedi. Erlikle kardeşinin kanını aldın, kudretli Oğuz beylerini yükten kurtardın, kadir Allah yüzünü ak etsin Basat dedi.<br />
Ölüm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın. Günahınızı adı güzel Muhammed]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
Basat’ın Tepegöz’ü Öldürmesi, en ünlü Dede Korkut hikâyelerinden birisidir.<br />
Oğuzların üstüne düşman gelir. Aruz Koca da kaçarken oğlu Basat’ı düşürür. Oğlanı bir aslan alıp besler.<br />
<br />
Çocuk zamanla büyür. Evine çağırırlar, gelir. Ama tekrar aslanın yanına gider. Bu arada bir çoban su kenarında gördüğü güzel peri kızını çok beğenir. Dayanamaz ve onunla birlikte olur(peri kızının rızası olmadan). Peri kızı bu birleşmeden sonr çobana 1 yıl sonra sana emaneti getireceğim fakat bu halkın için zararlı bir şey olacak dedi ve bir çocuk dünyaya getirdi, fakat bu çocuk bir canavardır, bir samanlıkta büyür ve gelişir. Büyüdükçe büyür, dev kadar olur. Bu yaratığın kafasında sadece bir göz vardır ve bu yüzden tepegöz denilmiştir. Bir türlü besleyemezler, ne verseler yer ama doymaz. Dağlara çıkar, harami olur. Her gün onlarca insan yer. Bunun üzerine Dede Korkut’u çağırırlar ve Tepegöz’e haraçta anlaşmak isterler. Tepegöz, her gün beş yüz koyunla, bu koyunu pişirecek aşçıya razı olur.<br />
<br />
O sırada Basat, ailelerin feryatlarını duyar ve sorar. Öğrenince Tepegöz’le savaşmaya gider.Aşçılar Tepegöz’ün zayıf noktasının gözü olduğunu söyler. Dövüşte Tepegöz’ün gözüne kızgın şişi saplayarak onu öldürür ve halkı tepegözden kurtarır.<br />
<br />
Burada çobanın peri kızına verdiği zarar sonucu oğuzların başına gelen felaketler, toplumda kadınlara iyi davrnılması konusunda ders vermektedir.<br />
<br />
MEĞER hanım bir gün Oğuz otururken üstüne düşman geldi. Gece içinde ürktü göçtü. Kaçıp giderken Aruz Koca’nın oğlancığı düşmüş. Bir aslan bulup götürmüş, beslemiş.<br />
Oğuz yine zamanla gelip yurduna kondu. Oğuz Han’ın at çobanı gelip haber getirdi, der: Hanım sazdan bir aslan çıkıyor, at vuruyor, sallana sallana yürüyüşü adam gibi, at basarak kan sömürüyor. Aruz der: Hanım, ürktüğümüz zaman düşen benim oğlancığımdır belki dedi.<br />
Beyler bindiler, aslan yatağı üzerine geldiler. Aslanı kaldırıp oğlanı tuttular. Aruz oğlanı alıp evine getirdi. Şenlik yaptılar, yeme içme oldu.<br />
Amma oğlanı ne kadar getirdilerse durmadı, geri aslan yatağına vardı. Tekrar tutup getirdiler. Dedem Korkut geldi, der: Oğlanım sen insansın, hayvanla arkadaş olma, gel güzel ata bin, güzel yiğitlerle at sür, at koştur dedi. Büyük kardeşinin adı Kıyan Selçuk’tur, senin adın Başat olsun, adını ben verdim, yaşını Allah versin dedi.<br />
Oğuz bir gün yaylaya göçtü. Aruz’un bir çobanı var idi. Adına Konur Koca Sarı Çoban derlerdî. Oğuz’un önünce bundan evvel kimse göçmezdi. Uzun Pınar denmekle meşhur bir pınar var idi. O pınara periler konmuştu. Ansızın koyun ürktü. Çoban erkeçe kızdı, ileri vardı. Gördü ki peri kızları kanat kanada bağlamışlar, uçuyorlar. Çoban, keçesini üzerine attı, peri kızının birini tuttu. Tamah edip derhal temasta bulundu. Koyun ürkmeğe başladı. Çoban koyunun önüne koştu. Peri kızı kanat vurup uçtu, der: Çoban yıl tamam olunca, bende emanetin var, gel al dedi. Amma Oğuz’un başına felaket getirdin dedi. Çobanın içine korku düştü. Amma, kızın derdinden, benzi sarardı.<br />
Zamanla Oğuz yine yaylaya göçtü. Çoban gene bu pınara geldi. Gene koyun ürktü. Çoban ileri vardı. Gördü ki bir kütle yatıyor, parıl parıl parlıyor. Peri kızı geldi, der: Çoban emanetini gel al, amma Oğuz’un başına felaket getirdin dedi. Çoban bu kütleyi görünce dehşete düştü. Geri döndü, sapan taşına tuttu. Vurdukça büyüdü. Çoban kütleyi bıraktı kaçtı. Koyun ardına düştü.<br />
Meğer o sırada Bayındır Han beylerle gezinti için ata binmişlerdi. Bu pınarın üzerine geldiler. Gördüler ki bir alamet şey yatıyor, başı kıçı belirsiz. Etrafına toplandılar. İndi bir yiğit bunu tepti. Teptikçe büyüdü. Bir kaç yiğit daha indiler teptiler. Teptiklerince büyüdü. Aruz Koca da inip tekmeledi. Mahmuzu dokundu, bu kütle yarıldı. İçinden bir oğlan çıktı, gövdesi adam, tepesinde bir gözü var. Aruz aldı bu oğlanı eteğine sardı. Der: Hanım bunu bana verin, oğlum Başat ile besleyeyim dedi. Bayındır Han senin olsun dedi.<br />
Aruz Tepegözü aldı evine getirdi. Buyurdu, bir dadı geldi. Memesini ağzına verdi. Bîr emdi, olanca sütünü aldı. İki emdi kanını aldı, üç emdi canını aldı. Bir kaç dadı getirdiler, helak etti. Gördüler olmuyor, sütle besleyelim dediler. Günde bir kazan süt yetmiyordu. Beslediler büyüdü, gezer oldu, oğlancıklar ile oynar oldu. Oğlancıkların kiminin burnunu, kiminin kulağını yemeğe başladı. Hasılı, halkın bunun yüzünden çok canı yandı, aciz kaldılar. Aruza şikayet edip ağlaştılar. Aruz Tepegözü dövdü, sövdü, men etti, o dinlemedi. Nihayet evinden kovdu.<br />
Tepegözsün peri anası gelip oğlunun parmağına bir yüzük geçirdi, oğul sana ok batmasın, tenini kılıç kesmesin dedi. Tepegöz Oğuz’dan çıktı, bir yüce dağ vardı. Yol kesti, adam aldı, büyük harami oldu. Üzerine bir kaç adam gönderdiler, ok attılar batmadı, kılıç vurdular kesmedi, mızrak sapladılar işlemedi. Çoban çoluk kalmadı hep yedi. Oğuz’dan dahi adam yemeğe başladı.<br />
Oğuz toplanıp üzerine vardı. Tepegöz görüp kızdı, bir ağacı yerinden kopardı, atıp elli altmış adam helak eyledi. Alplar başı Kazan’a darbe vurdu. dünya basma dar oldu. Kazan’ın kardeşi Karo Göne Tepegöz’ün elinde perişan oldu. Düzen oğlu Alp Rüstem şehit oldu. Uşun Koca oğlu gibi pehlivan elinde şehit oldu. Zayıf canından iki kardeşi Tepegöz’ün elinde helak oldu. Demir giyimli Mamak elinde helak oldu. Bıyığı kanlı Bügdüz Emen, elinde perişan oldu. Ak sakallı Aruz Koca’ya kan kusturdu. Oğlu Kıyan Selçuk’un ödü patladı. Oğuz Tepegöz’e kar etmedi, ürktü kaçtı. Tepegöz çevirip önünü kesti. Oğuz’u bırakmadı, geri yerine kondurdu. Velhasıl Oğuz yedi kerre ürktü, Tepegöz önünü kesip yedi kerre yerine getirdi. Oğuz Tepegöz’ün elinde tam perişan oldu.<br />
Vardılar Dede Korkut’u çağırdılar, onunla konuştular, gelin kesim keselim dediler.<br />
Dedem Korkut’u Tepegöz’e gönderdiler. Geldi selam verdi, der: Oğul Tepegöz, Oğuz elinde perişan oldu, bunaldı, ayağının toprağına beni attılar, sana haraç verelim, derler dedi. Tepegöz der: Günde altmış adam verin yemeğe dedi. Dede Korkut der: Bu şekilde sen adam bırakmaz tüketirsin dedi, amma günde iki adam île beş yüz koyun verelim dedi. Dede Korkut böyle söyleyince Tepegöz der: Pekala öyle olsun, evet hem bana iki adam verin yemeğimi benim pişirsin, ben yiyeyim dedi.<br />
Dede Korkut döndü, Oğuz’a geldi. Der: Yünlü Koca ile Yapağılı Koca’yı Tepegöz’e verin yemeğini pişirsin dedi ve hem günde iki adam ile beş yüz koyun istedi dedi. Bunlar da razı oldu.<br />
Dört oğlu olan birini verdi, üçü kaldı Üç olan birini verip<br />
<br />
ikisi kaldı. Kapak Kan derler bir adam var idi. İki oğlu var idi. Bir<br />
<br />
oğlunu verip biri kalmıştı. Tekrar sıra dönüp dolaşıp ona gelmişti.<br />
<br />
Anası feryat edip ağladı, figan etti. Meğer hanım, Aruz oğlu Basat<br />
<br />
gazaya gitmişti, o sırada geldi. Yaşlı kadıncağız der: Basat şimdi<br />
<br />
akından geldi, varayım, belki bana bir esir verir, oğlancığımı<br />
<br />
kurtarırım dedi.<br />
Basat altınlı gölgeliğini dikip otururken gördüler ki bir hatun<br />
<br />
kişi geliyor. Geldi içeri Basat’a girdi selam verdi, ağladı, der:<br />
Avucuna sığmayan karaçalı oğlu<br />
<br />
İri teke boynuzundan katı yaylı<br />
<br />
İç Oğuzda Dış Oğuzda adı belli<br />
<br />
Aruz oğlu hanım Başat bana medet<br />
<br />
dedi. Basat der: Ne istiyorsun? Yaşlı kadıncağız der: Yalancı dünya yüzünde bir er ortaya çıktı, otlağında Oğuz elini kondurmadı, kara çelik öz kılıçlar kesilecek kılını kesmedi, kargı mızrak oynatanlar saplayamadı, kayın oku atanlar kar etmedi, alplar başı Kazan’a bir darbe vurdu, kardeşi Kara Cöne elinde perişan oldu, bıyığı kanlı Bügdüz Emen elinde perişan oldu, ak sakallı baban Aruz’a kan kusturdu, meydan üzerinde kardeşin Kıyan Selçuk ödü patladı can verdi, kudretli Oğuz beylerinin de kimisini perişan edip kimisini şehit eyledi, yedi defa Oğuz’u yerinden sürdü, haraç dedi kesti, günde iki adam beş yüz koyun istedi. Yünlü Koca ile Yapağılı Koca’yı ona hizmetkar verdiler, dört oğlu olan birini verdi, üçü olan birini verdi, ikisi olan birini verdi, iki oğlancığım var idi, birini verdim biri kaldı, döndü sıra tekrar bana geldi, onu da istiyorlar, hanım bana medet dedi. Basanın karanlıklı gözleri yaşla doldu. Kardeşi için söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
<br />
Der:<br />
Kenar yerde dikilmiş otağlarını<br />
<br />
O zalim yıktırdı demek kardeş<br />
<br />
Koşucu olan atlarını tavlasından<br />
<br />
O zalim seçtirdi demek kardeş<br />
<br />
Cins cins develerini katarından<br />
<br />
O zalim ayırdı demek kardeş<br />
<br />
Şöleninde kestiğin koyununu<br />
<br />
O zalim kesti demek kardeş<br />
<br />
Güvencimle getirdiğim gelinciğini<br />
<br />
O zalim senden ayırdı demek kardeş<br />
<br />
Ak sakallı babamı oğul diye ağlattın demek kardeş<br />
<br />
Akçe yüzlü anamı sızlattın demek kardeş<br />
<br />
Karşı yatan kara dağımın yükseği kardeş<br />
<br />
Akıntılı güzel suyumun taşkını kardeş<br />
<br />
Güçlü belimin kuvveti kardeş<br />
<br />
Karanlıklı gözlerimin aydını kardeş<br />
<br />
Kardeşimden ayrıldım<br />
diye çok ağladı, feryat figan kıldı.<br />
O hatun kişiye bir esir verdi, var oğlunu kurtar dedi. Hatun aldı, oğlunun yerine verdi. Hem oğlun geldi diye Aruz’a müjdeledi. Aruz sevindi, kudretli Oğuz beyleri ile Basata karşı geldi. Basat babasının elini öptü, ağlaştılar bağrıştılar. Anasının evine geldi. Anası karşı geldi, oğlancığını bağrına bastı. Basat anasının elini öptü, görüştüler ağlaştılar. Oğuz beyleri toplandı. Yemeler içmeler oldu.<br />
Basat der: Beyler kardeş uğruna Tepegöz île buluşacağım, ne buyurursunuz dedi. Kazan Bey burada söylemiş, görelim hanım nasıl söylemiş:<br />
Kara ejderha oldu Tepegöz<br />
<br />
Gök yüzünde çevirdim yenemedim Basat<br />
<br />
Kara kaplan oldu Tepegöz<br />
<br />
Kara kara dağlarda çevirdim yenemedim Basat<br />
<br />
Kükremiş aslan oldu Tepegöz<br />
<br />
Kalın sazlarda çevirdim yenemedim Basat<br />
<br />
Er olsan bey olsan da bre<br />
<br />
Ben Kazan gibi olmayasın Basat<br />
<br />
dedi.<br />
Ak sakallı babam ağlatma<br />
<br />
Ak bürçekli ananı sızlatma<br />
<br />
Basat der: Elbette varırım. Kazan der: Sen bilirsin. Babası ağladı, der: Oğul ocağımı sahipsiz koyma, kerem eyle, varma dedi. Baaat der: Yok ak sakallı aziz baba varırım dedi, dinlemedi. Okluğundan bir tutam ok çıkardı beline soktu, kılıcını omzundan çaprazlama kuşandı, yayını koluna taktı, eteklerini kıvırdı, babasının anasının elini öptü, helalleşti, hoşça kalın dedi.<br />
Tepegözün bulunduğu Salahana Koyasına geldi. Gördü Tepegöz güneşe karşı yatıyor. Çekti belinden bir oç çıkardı. Tepegöz’ün sırtına bir ok vurdu. Ok geçmedi, parçalandı. Bir daha attı. O da parça parça oldu. Tepegöz ihtiyarlara dedi: Bu yerin sineği bizi usandırdı dedi. Basat bir daha attı. O da parçalandı. Bir parçası Tepegöz’ün önüne düştü. Tepegöz sıçradı baktı. Basat’ı gördü, elini yarıldı, yedi yerden kapı açıldı. Birinden dışarı çıktı. Tepegöz künbede elini soktu, öyle kaçtı ki künbet altüst oldu. Tepegöz der: Oğlan kurtuldun mu? Basat der: Tanrım kurtardı dedi. Tepegöz der: Sana ölüm yokmuş, şu mağarayı gördün mü? Basat der: Gördüm. Der: Orda iki kılıç var, biri kınlı biri kınsız, o kınsız keser benim basımı, var getir, benim basımı keş dedi.<br />
Basat mağara kapısına vardı. Gördü bir kınsız kılıç durmaz iner çıkar. Basat der: Ben buna hemen tedbirsizce yapışmayayım deyip kendi kılıcını çıkardı tuttu, iki parçaya böldü. Vardı bir ağaç getirdi kılıca tuttu, onu da iki parça eyledi. Sonra yayını eline aldı, ok ile o kılıcın asıldığı zinciri vurdu. Kılıç yere düştü gömüldü. Kendi kılıcını kınına soktu. Sapından o kılıcı sımsıkı tuttu. Geldi, der: Bre Tepegöz nicesin dedi. Tepegöz der: Bre oğlan daha ölmedin mi? Basat der: Tanrım kurtardı. Tepegöz der: Sana ölüm yokmuş dedi. Çağırıp Tepegöz söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
Gözüm gözüm yalnız gözüm<br />
<br />
Sen yalnız göz ile<br />
<br />
Ben Oğuzu kırıp geçirmiştim<br />
<br />
Ela gözden ayırdın yiğit beni<br />
<br />
Tatlı candan ayırsın Kadir seni<br />
<br />
Öyle ki ben çekerim göz acısını<br />
<br />
Hiç bir yiğide vermesin kadir Tanrı göz acısını<br />
<br />
dedi. Tepegöz gene der:<br />
Memleketten doğum yerinden yiğit yerin neresidir<br />
<br />
Karanlık gece içinde yolu kaybetsen ümidin nedir<br />
<br />
Büyük sancak tutan hanınız kim<br />
<br />
Savaş günü önden at tepen alpınız kim<br />
<br />
Ak sakallı babanın adı nedir<br />
<br />
Alp erenin erden adını saklaması ayıp olur<br />
<br />
Adın nedir yiğit söyle bana<br />
dedi. Basat Tepegözce söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
Memleketten doğum yerinden yerim güney<br />
<br />
Karanlık gece içinde yolu kaybetsem ümidim Allah Tek.<br />
<br />
Büyük sancak tutan hanımız Bayındır Han<br />
<br />
Savaş günü önden at tepen alpımız Ulaş oğlu Salur Kazan<br />
<br />
Babamın adını sorar olsan koca ağaç<br />
<br />
Anamın adını dersen kükremiş aslan<br />
<br />
Benim adımı sorarsan Aruz oğlu Basattır<br />
dedi. Tepegöz der: Şimdi kardeşiz, kıyma bana dedi.<br />
Basat der:<br />
Bre kavat ak sakallı babamı ağlatmışsın<br />
<br />
İhtiyarcık ak bürçekli anamı sızlatmışsın<br />
<br />
Kardeşim Kıyanı öldürmüşsün<br />
<br />
Akça yüzlü yengemi dul eylemişsin<br />
<br />
Ela gözlü bebeklerini öksüz koymuşsun<br />
<br />
Bırakır mıyım seni<br />
<br />
Kara çelik öz kılıcımı çekmeyince<br />
<br />
Tepeli börklü başını kesmeyince<br />
<br />
Alca kanını yer yüzüne dökmeyince<br />
<br />
Kardeşim Kayanın kanını almayınca<br />
<br />
Bırakmam<br />
<br />
dedi. Tepegöz de burada söylemiş, der:<br />
Kalkıp yerimden doğrulayım derdim<br />
<br />
Kudretli Oğuz beyleriyle ahdimi bozayım derdim<br />
<br />
Yeniden doğanını öldüreyim derdim<br />
<br />
Bir defa adam etine doyayım derdim<br />
<br />
Kudretli Oğuz beyleri üzerime toplanıp gelsin derdim<br />
<br />
Kaçıp Salahana Kayasına gireyim derdim<br />
<br />
Ağır mancınığı taşla atayım derdim<br />
<br />
İnip taş başıma düşerek öleyim derdim<br />
<br />
Ela gözden ayırdın yiğit beni<br />
<br />
Tatlı candan ayırsın Kadir seni<br />
dedi. Tepegöz bir daha söylemiş der:<br />
Ak sakallı yaşlıları çok ağlatmışım<br />
<br />
Ak sakalının bedduası tutmuş olacak gözüm seni<br />
<br />
Ak bürçekli ihtiyarcıkları çok ağlatmışım<br />
<br />
Gözünün yaşı tutmuş olacak gözüm seni<br />
<br />
Bıyıcığı kararmış yiğitcikleri çok yemişim<br />
<br />
Yiğitlikleri tutmuş olacak gözüm seni<br />
<br />
Elceğizi kınalı kızcağızları çok yemişim<br />
<br />
Bedduaları tutmuş olacak gözüm seni<br />
<br />
Öyle ki çekerim ben göz acısını<br />
<br />
Hiç bir yiğide vermesin kadir Tanrı göz acısını<br />
<br />
Gözüm gözüm ey gözüm yalnız gözüm<br />
<br />
dedi. Basat kızıp yerinden kalkıverdi. Erkek deve gibi Tepegöz’ü dizi üzerine çökertti. Tepegöz’ün kendi kılıcı ile boynunu vurdu. Deldi, yay kirişini taktı. Sürüye sürüye mağara kapısına geldi. Yünlü Koca ile Yapağılı Koca’yı Oğuz’a müjdeci gönderdi.<br />
Ak boz atlara binerek koşturdular. Kudretli Oğuz ellerine haber geldi. At ağızlı Aruz Koca evine dört nala geldi, anasına Basat’ın sevinç haberini verdi,müjde, oğlun Tepegöz’ü tepeledi dedi.<br />
Kudretli Oğuz beyleri yetiştiler. Salahana Kayasına geldiler. Tepegöz’ün başını ortaya getirdiler. Dedem Korkut gelip neşeli havalar çaldı, gazi erenlerin başına ne geldiğini söyleyi verdi Hem Basat’a dua verdi:<br />
Kara dağa seslendiğinde cevap versin<br />
<br />
Kanlı kanlı sulardan geçit versin<br />
<br />
dedi. Erlikle kardeşinin kanını aldın, kudretli Oğuz beylerini yükten kurtardın, kadir Allah yüzünü ak etsin Basat dedi.<br />
Ölüm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın. Günahınızı adı güzel Muhammed]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[(Dede Korkut)-7 Kazılık Koca Oğlu Yegenek]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-dede-korkut-7-kazilik-koca-oglu-yegenek</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jan 2011 11:53:55 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=18465">neferkaminanu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-dede-korkut-7-kazilik-koca-oglu-yegenek</guid>
			<description><![CDATA[Kazılık Koca Oğlu Yegenek , Dede Korkut hikâyelerinden biridir.<br />
<br />
Kazılık Koca, Bayındır Han’ın veziridir. Akın yapmak için istediği izini alır. Düzmüral Kalesini almak ister. Girdiği savaşta düşmana esir düşer.<br />
<br />
Kalede on altı yıl esir kalır. Oğluna babasının öldüğü söylenir. Arkadaşlarıyla sohbet ederken çıkan tartışmada babasının ölmediğini öğrenir. Bayındır Han’a çıkar. Savaşmak için izin ve asker ister. Oğuz yiğitleriyle birlikte Düzmüral kalesine akın düzenler.<br />
<br />
Kalenin tekfuru(vali) Arşın Oğlu Direk Tekfur’la Oğuz beyleri tek tek savaşır. Hepsi yenilir. Kazılık Koca Oğlu Yeğenek Tekfur’u yener. Tutsak olan Kazılık Koca serbest bırakılır. Baba oğul ancak konuşarak birbirini tanımış olurlar. Askerleri ve kaleyi ele geçirirler.<br />
<br />
KAM Gön oğlu HAn Bayındır yerinden kalkmıştı. Kara yerin üzerine ak otağını dikmişti. Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. İç Oğuz, Dış Oğuz beyleri sohbete toplanmıştı. Yeme içme idi.<br />
Kazılık Koca derlerdi bir kişi var idi. Bayındır Han’ın veziri idi. Şarabın keskini başına çıktı. Kaba dizi üzerine çöktü. Bayındır Han’dan akın diledi. Bayındır Han izin verdi. Nereye istersen git dedi.<br />
Kazılık Koca iş görmüş, işe yarar odamdı. İşe yarar yaşlılarını yanına topladı, teçhizat ve levazımı île yola girdi. Çok dağlar, dere tepe geçti. Günlerden bir gün Düzmürd Kalesi’ne geldi. Karadeniz kenarında idi. Ona erişip kondular.<br />
O kalenin bir tekürü var idi. Adına Arşın oğlu Direk Tekür derlerdi. O kafirin altmış arşın boyu var idi. Altmış batman gürz vururdu, çok kuvvetli yay çekerdi. Kazılık Koca kaleye yetişir yetişmez cenge başladı. Sonra o tekür kaleden dışarı çıktı, meydana girdi, er diledi. Kazılık Koca onu görür görmez yel gibi yetişti, tutkal gibi yapıştı. Kafirin ensesine bir kılıç vurdu, zerre kadar kestiremedi. Sıra kafire geldi. O altmış batman gürz ile Kazılık Koca’ya tepeden aşağı tutup çaldı. Yalan dünya başına dar oldu düdük gibi kan fışkırdı. Kazılık Koca’yı yakolayıp tutup kaleye koydular. Yiğitleri durmayıp kaçtılar. Kazılık Koca tam on altı yıl kalede esir oldu. Sonra Emen derlerdi bir kişi altı kerre varıp kaleyi alamadı.<br />
Meğer hanım, Kazılık Koca esir olduğu vakit bir oğlancığı var idi. Bir yaşında idi. On beş yaşına girdi, yiğit oldu. Babasını öldü biliyordu. Yasak eylemişlerdi, esir olduğunu oğlandan saklıyorlardı. O oğlanın adına Yigenek derlerdi.<br />
Günlerden bir gün Yigenek oturup beyler ile sohbet ederken, Kara Göne oğlu Budak ile uyuşamadı. Birbirine söz atıştılar. Budak der: Burada boş laf edip ne yapıyorsun, mademki er diliyorsun, varıp babanı kurtarsana, on altı yıldır esirdir dedi. Yigenek bu haberi işitince yüreği oynadı, kara bağrı sarsıldı. Kalktı. Bayındır<br />
<br />
Han’ın huzuruna vardı, yere yüz koydu, der:<br />
Sabah erken sapa yerde dikilince ak otağa<br />
<br />
Atlas ile yapılınca mavi gölgelikli<br />
<br />
Tavla tavla çekilince yiğit atlı<br />
<br />
Çağınp yardım isteyince bol çavuşla<br />
<br />
Çalkandığında yağ dökülen bol nimetli<br />
<br />
Darda kalmış yiğidin arkası<br />
<br />
Zavallının biçarenin ümidi<br />
<br />
Türkistanın direği<br />
<br />
Yırtıcı kuşun yavrusu<br />
<br />
Amıt suyunun aslanı<br />
<br />
Karacuğun kaplanı<br />
<br />
Devletli han medet<br />
<br />
Bana asker ver, beni babamın esir olduğu kaleye gönder dedi.<br />
Bayındır Han buyurdu, yirmi dört sancak beyi gelsin dedi. Önce Demirpakı Derbendinde bey olan, kargı mızrak ucunda er böğürten, hasıma yetiştiğinde kimsin diye sormayan Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar seninle beraber varsın dedi. Aygır Gözler Suyu’ndan at yüzdüren, elli yedi kalenin kilidini alan Eylik Koca oğlu Dülek Evren beraber varsın dedi. Çift burçtan kayın oku durmadan geçen Yağrıncı oğlu Kalmış seninle beraber varsın. Üç kerre düşman görmese kan ağlayan Toğsun oğlu Rüstem beraber varsın dedi. Ejderhalar ağzından adam alan Deli Evren beraber varsın. Yer yüzünün bir uçundan bir ucuna yetişeyim diyen Soğan Sarı beraber varsın. Sayılmakla Oğuz erenleri tükense olmaz. Bayındır Han yirmi dört kahraman sancak beyini Yigeneğe arkadaşlığa verdi. Beyler toplanıp hazırlıklarını yaptılar.<br />
Meğer o gece Yigenek rüya gördü. Rüyasını arkadaşlarına söyledi, görelim hanım ne söyledi:<br />
Der: Beyler birdenbire kara başım, gözüm uykuda iken rüya gördü. Ela gözümü açıp dünya gördüm. Ak boz atlar koşturan alplar gördüm. Ak miğferli alpları yanıma aldım. Ak sakallı Dede Korkut’tan öğüt aldım. Ataca yatan kara dağları aştım. İleri yatan Karadeniz’e girdim. Gemi yapıp gömleğimi çıkardım yelken kurdum. İleri yatan denizi deldim geçtim. Öteki kara dağın bir yanında alnı başı parlayan bir er gördüm. Kalkıp yerimden doğruldum. Kargı dilli öz mızrağımı kaptım. Karşılayıp o ere vardım. Karşısından o eri mızraklayacağım zaman denedim. Göz ucu île o ere baktım. Dayırn Emen imiş onu bildim. Döndüm o ere selam verdim. Oğuz ellerinden kimsin dedim. Gözkapaklarını kaldırıp yüzüme baktı. Oğul Yıgenek nereye gidiyorsun dedî, söyledi. Ben dedim: Düzmürd kalesine gidiyorum, babam orada esir imiş dedim. Burada dayım bana söyledi:<br />
<br />
Der:,<br />
Yetiştiğinde yel yetişmezdi yedi vurgunum<br />
<br />
Yedi bayırın kurduna benzerdi yiğitlerim<br />
<br />
Yedi kimiyle kurulurdu benim yayım<br />
<br />
Kayın dalı tüylerinden som altınlı benim okum<br />
<br />
Yel esti yağmur yağdı yükü koptu<br />
<br />
Yedi defa vardım o kaleyi alamadım geri döndüm<br />
<br />
Benden daha er çıkmayasın Yigeneğim dön<br />
dedi. Yigenek rüyasında dayısına söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Kalkıp yerinden doğrulduğunda<br />
<br />
Ela gözlü bey yiğitleri yanına almadın<br />
<br />
Adı belli beylerle sen at koşturmadın<br />
<br />
Beş akçeli süvarileri arkadaş ettin<br />
<br />
Onun için o kaleyi sen alamadın<br />
<br />
demiş. Yigenek yine der:<br />
Kese kese yemeğe yahni güzel<br />
<br />
Kesme gününde kumandan hızlı güzel<br />
<br />
Daim geldiğince dursa devlet güzel<br />
<br />
Bildiğini unutmasa akıl güzel<br />
<br />
Hasmından dönmese kaçmasa erlik güzel<br />
dedi.<br />
Bu rüyayı Yigenek arkadaşlarına hikaye eyledi. Meğer dayısı Emen orada yakın idi. Cümle beylerle arkadaş olup gittiler. Düzmürd Kalesine yetişince etrafını çevirip gittiler kondular.<br />
Kafirler bunları görünce Arşın oğlu Direk Tekür’e haber verdiler. O mel’un da kaleden dışarı çıkıp bunların karşısına geçti, er diledi. Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar yerinden kalkı verdi, altmış tutam sivri mızrağını koltuğa kısıp o kafiri karşısından mızraklayayım dedi, mızraklayamadı. Kafir Tekür yakalayıp zorladı,<br />
mızrağını çekti elinden aldı. O altmış batman gürz ile Dündar’ı tepeden aşağı tutup çaldı. Geniş dünya başına dar oldu. Cins atını çevirdi, çekilip döndü. Ondan sonra Dönebilmez Dülek Evren altı kanatlı çomağı ile at tepip gelip yukarıdan aşağı kafire şiddetle vurdu, yenemedi. Tekür yakalayıp elinden çomağını aldı, ona da gürz ile vurdu. O da cins atını çevirdi döndü. Hanım, yirmi dört sancak beyi Tekür’ün elinde perişan oldu. Sonra Kazılık Koca oğlu Yigenek, taze yiğitcik yaradan Allah’a sığındı, ölümsüz mabudu övdü, der:<br />
Yücelerden yücesin<br />
<br />
Kimse bilmez nicesin<br />
<br />
Aziz Tanrı<br />
<br />
Sen anadan doğmadın<br />
<br />
Sen babadan olmadın<br />
<br />
Kimsenin rızkını yemedin<br />
<br />
Kimseye güç etmedin61<br />
<br />
Bütün yerlerde birsin<br />
<br />
Sen daim ve baki olan Allahsın<br />
<br />
Ademe sen taç giydirdin<br />
<br />
Şeytana lanet kıldın<br />
<br />
Bir suçtan ötürü huzurundan sürdün<br />
<br />
Nemrud göğe ok attı<br />
<br />
Karnı yarık balığı karşı tuttun<br />
<br />
Ululuğuna haddin yok<br />
<br />
Senin boyun kaddin62 yok<br />
<br />
Veya cism ile ceddin yok<br />
<br />
Vurduğunu ulutmayan Ulu Tanrı<br />
<br />
Bastığını belirtmeyen belli Tanrı<br />
<br />
Kaldırdığını göğe yetiştiren güzel Tanrı<br />
<br />
Kızdığını kahreden kahhar Tanrı<br />
<br />
Birliğine sığındım Rabbim kadir Tanrı<br />
<br />
Medet senden<br />
<br />
Kara elbiseli kafire at tepiyorum<br />
<br />
İşimi sen yoluna koy<br />
<br />
dedi. Hemen at sürdü. Yel gibi yetişti, tutkal gibi yapıştı. Kafirin omuzuna bir kılıç vurdu. Giyimini kuşamını doğradı, altı parmak derinliğinde yara açtı. Kara kanı fışkırdı, kara kalçası, çizmesi dolu kan oldu. Kara başı bunaldı darda kaldı. Hemen döndü kaleye kaçtı. Yigenek ardından yetişti. Kale kapısına girmişken kara çelik öz kılıcı ile ensesine öyle çaldı ki başı top gibi yere düştü. Ondan sonra Yigenek atını döndürdü. askerin yanma geldi.<br />
Esir olan Kazılık Koca’yı bırakı vermişler, çıkıp geldi. Hay bey yiğitler kafiri kim öldürdü diyerek söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Develerin dişisini gebe koydum<br />
<br />
Erkek midir dişi midir onu bilsem<br />
<br />
Kara elimin koyununu gebe koydum<br />
<br />
Koç mudur koyun mudur onu bilsem<br />
<br />
Ela gözlü güzel helalimi hamile koydum<br />
<br />
Erkek midir kız mıdır onu bilsem<br />
<br />
Bre bey yiğitler haber bana Yaradanın aşkına<br />
<br />
dedi. Yigenek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Develerin dişisini gebe koydun erkek oldu<br />
<br />
Kara elde koyununu gebe koydun koç oldu<br />
<br />
Ela gözlü güzel helalin! hamile koydun aslan oldu<br />
dedi. Yigenek babası île görüştü. Ondan sonra gerikalan beyler görüştü. Sonra hep birden beyler kaleye yürüyüş ettiler, yağmaladılar.<br />
Babası ile Yigenek gizli yaka tutarak koklaştılar, iki hasret birbiriyle buluştular, ıssız yerin kurdu gibi uluştular. Tanrı’ya şükürler kıldılar.<br />
Kalenin kilisesini yıkıp yerine mescit yaptılar. Aziz Tanrı adına hutbe okuttular. Kuşun alaca kanım, kumaşın arısını, kızın güzelini, dokuz katlı içlenmiş süslü elbise, cübbe Bayındır Han’a hisse çıkardılar. Geri kalanını gazilere bağışladılar. Döndüler, evlerine geldiler.<br />
Dedem Korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi. Bu Oğuzname Yigeneğin olsun dedi<br />
<br />
Dua edeyim hanım : Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli koca ağacın kesilmesin. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun. Ahir sonu an imandan ayırmasın. Ak olnında beş kelime dua kıldık kabul olsun. Günahınız adıı güzel Muhammed Mustafa’nın yüzü suyuna bağışlasın hanım hey!…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kazılık Koca Oğlu Yegenek , Dede Korkut hikâyelerinden biridir.<br />
<br />
Kazılık Koca, Bayındır Han’ın veziridir. Akın yapmak için istediği izini alır. Düzmüral Kalesini almak ister. Girdiği savaşta düşmana esir düşer.<br />
<br />
Kalede on altı yıl esir kalır. Oğluna babasının öldüğü söylenir. Arkadaşlarıyla sohbet ederken çıkan tartışmada babasının ölmediğini öğrenir. Bayındır Han’a çıkar. Savaşmak için izin ve asker ister. Oğuz yiğitleriyle birlikte Düzmüral kalesine akın düzenler.<br />
<br />
Kalenin tekfuru(vali) Arşın Oğlu Direk Tekfur’la Oğuz beyleri tek tek savaşır. Hepsi yenilir. Kazılık Koca Oğlu Yeğenek Tekfur’u yener. Tutsak olan Kazılık Koca serbest bırakılır. Baba oğul ancak konuşarak birbirini tanımış olurlar. Askerleri ve kaleyi ele geçirirler.<br />
<br />
KAM Gön oğlu HAn Bayındır yerinden kalkmıştı. Kara yerin üzerine ak otağını dikmişti. Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. İç Oğuz, Dış Oğuz beyleri sohbete toplanmıştı. Yeme içme idi.<br />
Kazılık Koca derlerdi bir kişi var idi. Bayındır Han’ın veziri idi. Şarabın keskini başına çıktı. Kaba dizi üzerine çöktü. Bayındır Han’dan akın diledi. Bayındır Han izin verdi. Nereye istersen git dedi.<br />
Kazılık Koca iş görmüş, işe yarar odamdı. İşe yarar yaşlılarını yanına topladı, teçhizat ve levazımı île yola girdi. Çok dağlar, dere tepe geçti. Günlerden bir gün Düzmürd Kalesi’ne geldi. Karadeniz kenarında idi. Ona erişip kondular.<br />
O kalenin bir tekürü var idi. Adına Arşın oğlu Direk Tekür derlerdi. O kafirin altmış arşın boyu var idi. Altmış batman gürz vururdu, çok kuvvetli yay çekerdi. Kazılık Koca kaleye yetişir yetişmez cenge başladı. Sonra o tekür kaleden dışarı çıktı, meydana girdi, er diledi. Kazılık Koca onu görür görmez yel gibi yetişti, tutkal gibi yapıştı. Kafirin ensesine bir kılıç vurdu, zerre kadar kestiremedi. Sıra kafire geldi. O altmış batman gürz ile Kazılık Koca’ya tepeden aşağı tutup çaldı. Yalan dünya başına dar oldu düdük gibi kan fışkırdı. Kazılık Koca’yı yakolayıp tutup kaleye koydular. Yiğitleri durmayıp kaçtılar. Kazılık Koca tam on altı yıl kalede esir oldu. Sonra Emen derlerdi bir kişi altı kerre varıp kaleyi alamadı.<br />
Meğer hanım, Kazılık Koca esir olduğu vakit bir oğlancığı var idi. Bir yaşında idi. On beş yaşına girdi, yiğit oldu. Babasını öldü biliyordu. Yasak eylemişlerdi, esir olduğunu oğlandan saklıyorlardı. O oğlanın adına Yigenek derlerdi.<br />
Günlerden bir gün Yigenek oturup beyler ile sohbet ederken, Kara Göne oğlu Budak ile uyuşamadı. Birbirine söz atıştılar. Budak der: Burada boş laf edip ne yapıyorsun, mademki er diliyorsun, varıp babanı kurtarsana, on altı yıldır esirdir dedi. Yigenek bu haberi işitince yüreği oynadı, kara bağrı sarsıldı. Kalktı. Bayındır<br />
<br />
Han’ın huzuruna vardı, yere yüz koydu, der:<br />
Sabah erken sapa yerde dikilince ak otağa<br />
<br />
Atlas ile yapılınca mavi gölgelikli<br />
<br />
Tavla tavla çekilince yiğit atlı<br />
<br />
Çağınp yardım isteyince bol çavuşla<br />
<br />
Çalkandığında yağ dökülen bol nimetli<br />
<br />
Darda kalmış yiğidin arkası<br />
<br />
Zavallının biçarenin ümidi<br />
<br />
Türkistanın direği<br />
<br />
Yırtıcı kuşun yavrusu<br />
<br />
Amıt suyunun aslanı<br />
<br />
Karacuğun kaplanı<br />
<br />
Devletli han medet<br />
<br />
Bana asker ver, beni babamın esir olduğu kaleye gönder dedi.<br />
Bayındır Han buyurdu, yirmi dört sancak beyi gelsin dedi. Önce Demirpakı Derbendinde bey olan, kargı mızrak ucunda er böğürten, hasıma yetiştiğinde kimsin diye sormayan Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar seninle beraber varsın dedi. Aygır Gözler Suyu’ndan at yüzdüren, elli yedi kalenin kilidini alan Eylik Koca oğlu Dülek Evren beraber varsın dedi. Çift burçtan kayın oku durmadan geçen Yağrıncı oğlu Kalmış seninle beraber varsın. Üç kerre düşman görmese kan ağlayan Toğsun oğlu Rüstem beraber varsın dedi. Ejderhalar ağzından adam alan Deli Evren beraber varsın. Yer yüzünün bir uçundan bir ucuna yetişeyim diyen Soğan Sarı beraber varsın. Sayılmakla Oğuz erenleri tükense olmaz. Bayındır Han yirmi dört kahraman sancak beyini Yigeneğe arkadaşlığa verdi. Beyler toplanıp hazırlıklarını yaptılar.<br />
Meğer o gece Yigenek rüya gördü. Rüyasını arkadaşlarına söyledi, görelim hanım ne söyledi:<br />
Der: Beyler birdenbire kara başım, gözüm uykuda iken rüya gördü. Ela gözümü açıp dünya gördüm. Ak boz atlar koşturan alplar gördüm. Ak miğferli alpları yanıma aldım. Ak sakallı Dede Korkut’tan öğüt aldım. Ataca yatan kara dağları aştım. İleri yatan Karadeniz’e girdim. Gemi yapıp gömleğimi çıkardım yelken kurdum. İleri yatan denizi deldim geçtim. Öteki kara dağın bir yanında alnı başı parlayan bir er gördüm. Kalkıp yerimden doğruldum. Kargı dilli öz mızrağımı kaptım. Karşılayıp o ere vardım. Karşısından o eri mızraklayacağım zaman denedim. Göz ucu île o ere baktım. Dayırn Emen imiş onu bildim. Döndüm o ere selam verdim. Oğuz ellerinden kimsin dedim. Gözkapaklarını kaldırıp yüzüme baktı. Oğul Yıgenek nereye gidiyorsun dedî, söyledi. Ben dedim: Düzmürd kalesine gidiyorum, babam orada esir imiş dedim. Burada dayım bana söyledi:<br />
<br />
Der:,<br />
Yetiştiğinde yel yetişmezdi yedi vurgunum<br />
<br />
Yedi bayırın kurduna benzerdi yiğitlerim<br />
<br />
Yedi kimiyle kurulurdu benim yayım<br />
<br />
Kayın dalı tüylerinden som altınlı benim okum<br />
<br />
Yel esti yağmur yağdı yükü koptu<br />
<br />
Yedi defa vardım o kaleyi alamadım geri döndüm<br />
<br />
Benden daha er çıkmayasın Yigeneğim dön<br />
dedi. Yigenek rüyasında dayısına söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Kalkıp yerinden doğrulduğunda<br />
<br />
Ela gözlü bey yiğitleri yanına almadın<br />
<br />
Adı belli beylerle sen at koşturmadın<br />
<br />
Beş akçeli süvarileri arkadaş ettin<br />
<br />
Onun için o kaleyi sen alamadın<br />
<br />
demiş. Yigenek yine der:<br />
Kese kese yemeğe yahni güzel<br />
<br />
Kesme gününde kumandan hızlı güzel<br />
<br />
Daim geldiğince dursa devlet güzel<br />
<br />
Bildiğini unutmasa akıl güzel<br />
<br />
Hasmından dönmese kaçmasa erlik güzel<br />
dedi.<br />
Bu rüyayı Yigenek arkadaşlarına hikaye eyledi. Meğer dayısı Emen orada yakın idi. Cümle beylerle arkadaş olup gittiler. Düzmürd Kalesine yetişince etrafını çevirip gittiler kondular.<br />
Kafirler bunları görünce Arşın oğlu Direk Tekür’e haber verdiler. O mel’un da kaleden dışarı çıkıp bunların karşısına geçti, er diledi. Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar yerinden kalkı verdi, altmış tutam sivri mızrağını koltuğa kısıp o kafiri karşısından mızraklayayım dedi, mızraklayamadı. Kafir Tekür yakalayıp zorladı,<br />
mızrağını çekti elinden aldı. O altmış batman gürz ile Dündar’ı tepeden aşağı tutup çaldı. Geniş dünya başına dar oldu. Cins atını çevirdi, çekilip döndü. Ondan sonra Dönebilmez Dülek Evren altı kanatlı çomağı ile at tepip gelip yukarıdan aşağı kafire şiddetle vurdu, yenemedi. Tekür yakalayıp elinden çomağını aldı, ona da gürz ile vurdu. O da cins atını çevirdi döndü. Hanım, yirmi dört sancak beyi Tekür’ün elinde perişan oldu. Sonra Kazılık Koca oğlu Yigenek, taze yiğitcik yaradan Allah’a sığındı, ölümsüz mabudu övdü, der:<br />
Yücelerden yücesin<br />
<br />
Kimse bilmez nicesin<br />
<br />
Aziz Tanrı<br />
<br />
Sen anadan doğmadın<br />
<br />
Sen babadan olmadın<br />
<br />
Kimsenin rızkını yemedin<br />
<br />
Kimseye güç etmedin61<br />
<br />
Bütün yerlerde birsin<br />
<br />
Sen daim ve baki olan Allahsın<br />
<br />
Ademe sen taç giydirdin<br />
<br />
Şeytana lanet kıldın<br />
<br />
Bir suçtan ötürü huzurundan sürdün<br />
<br />
Nemrud göğe ok attı<br />
<br />
Karnı yarık balığı karşı tuttun<br />
<br />
Ululuğuna haddin yok<br />
<br />
Senin boyun kaddin62 yok<br />
<br />
Veya cism ile ceddin yok<br />
<br />
Vurduğunu ulutmayan Ulu Tanrı<br />
<br />
Bastığını belirtmeyen belli Tanrı<br />
<br />
Kaldırdığını göğe yetiştiren güzel Tanrı<br />
<br />
Kızdığını kahreden kahhar Tanrı<br />
<br />
Birliğine sığındım Rabbim kadir Tanrı<br />
<br />
Medet senden<br />
<br />
Kara elbiseli kafire at tepiyorum<br />
<br />
İşimi sen yoluna koy<br />
<br />
dedi. Hemen at sürdü. Yel gibi yetişti, tutkal gibi yapıştı. Kafirin omuzuna bir kılıç vurdu. Giyimini kuşamını doğradı, altı parmak derinliğinde yara açtı. Kara kanı fışkırdı, kara kalçası, çizmesi dolu kan oldu. Kara başı bunaldı darda kaldı. Hemen döndü kaleye kaçtı. Yigenek ardından yetişti. Kale kapısına girmişken kara çelik öz kılıcı ile ensesine öyle çaldı ki başı top gibi yere düştü. Ondan sonra Yigenek atını döndürdü. askerin yanma geldi.<br />
Esir olan Kazılık Koca’yı bırakı vermişler, çıkıp geldi. Hay bey yiğitler kafiri kim öldürdü diyerek söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Develerin dişisini gebe koydum<br />
<br />
Erkek midir dişi midir onu bilsem<br />
<br />
Kara elimin koyununu gebe koydum<br />
<br />
Koç mudur koyun mudur onu bilsem<br />
<br />
Ela gözlü güzel helalimi hamile koydum<br />
<br />
Erkek midir kız mıdır onu bilsem<br />
<br />
Bre bey yiğitler haber bana Yaradanın aşkına<br />
<br />
dedi. Yigenek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Develerin dişisini gebe koydun erkek oldu<br />
<br />
Kara elde koyununu gebe koydun koç oldu<br />
<br />
Ela gözlü güzel helalin! hamile koydun aslan oldu<br />
dedi. Yigenek babası île görüştü. Ondan sonra gerikalan beyler görüştü. Sonra hep birden beyler kaleye yürüyüş ettiler, yağmaladılar.<br />
Babası ile Yigenek gizli yaka tutarak koklaştılar, iki hasret birbiriyle buluştular, ıssız yerin kurdu gibi uluştular. Tanrı’ya şükürler kıldılar.<br />
Kalenin kilisesini yıkıp yerine mescit yaptılar. Aziz Tanrı adına hutbe okuttular. Kuşun alaca kanım, kumaşın arısını, kızın güzelini, dokuz katlı içlenmiş süslü elbise, cübbe Bayındır Han’a hisse çıkardılar. Geri kalanını gazilere bağışladılar. Döndüler, evlerine geldiler.<br />
Dedem Korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi. Bu Oğuzname Yigeneğin olsun dedi<br />
<br />
Dua edeyim hanım : Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli koca ağacın kesilmesin. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun. Ahir sonu an imandan ayırmasın. Ak olnında beş kelime dua kıldık kabul olsun. Günahınız adıı güzel Muhammed Mustafa’nın yüzü suyuna bağışlasın hanım hey!…]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[(Dede Korkut)-6 Kanlı Koca Oğlu Kanturalı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-dede-korkut-6-kanli-koca-oglu-kanturali</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jan 2011 11:52:57 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=18465">neferkaminanu</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-dede-korkut-6-kanli-koca-oglu-kanturali</guid>
			<description><![CDATA[OĞUZ zamanında Kanglı Koca derlerdi bir gürbüz er var idi. Yetişmiş bir yiğit oğlu var idi, adına Kan Turalı derlerdi.<br />
<br />
Kanglı Koca der: Dostlar, babam öldü ben kaldım, yerim yurdunu tuttum, yarınki gün ben Öleceğim oğlum kalacak, bundan daha iyisi yoktur ki gözüm görürken oğul gel seni evlendireyim dedi. Oğlan der: Baba mademki beni evlendireyim diyorsun, bana layık kız nasıl olur? Kan Turalı der: Baba ben yerimden kalkmadan o kalkmış olmalı, ben kara koç atıma binmeden o binmiş olmalı, ben kanlı kafir eline varmadan o varmış bana baş getirmiş olmalı dedi. Kanglı Koca der: Oğul sen kız istemezmişsin, bir yiğit bahadır istermişsin, onun arkasında yiyesin içesin hoş geçesin42. Der: Evet canım baba öyle isterim, ya varasın bir cici bici türkmen kızını<br />
<br />
alasın, birdenbire kayayım üzerine düşeyim, karnı yırtılsın dedi. Kanglı Koca der: Oğul kız görmek senden, mal rızk vermek benden dedi.<br />
Böyle diyince yiğitler ejderhası Kan Turalı yerinden kalktı. Kırk yiğidini yanına aldı. İç Oğuz’u gördü, kız bulamadı. Çekildi geri döndü, evlerine geldi. Babası der: Oğul kız buldun mu? Kan Turalı der: Yıkılsın Oğuz elleri, bana yarar kız bulamadım baba dedi. Babası der: Hey oğul kız dileyip varan böyle varmaz. Kan Turalı der: Ya nasıl varır baba dedi. Kanglı Koca der: Oğul sabah varıp öğlen gelmek olmaz, öğlen varıp akşam gelmek olmaz, oğul sen mala dört elle sarıl, yığ, ben sana kız aramağa gideyim dedi.<br />
Kanglı Koca sevine kıvana kalktı. Ak sakallı çok yaşlı ihtiyarları yanına aldı. Iç Oğuz’a girdi, kız bulamadı. Dolandı Dış Oğuz’a girdi, bulamadı. Dolandı Tırabuzan’a geldi.<br />
Meğer Tırabuzan tekürünün44 bir fevkalade güzel dilber kızı var idi. Sağına soluna iki çift yay çekerdi. Attığı ok yere düşmezdi. O kızın üç canavar kalınlığı kaftanlığı var idi. Kim o üç canavarı bastırsa yense öldürse kızımı ona veririm diye vad eylemişti. Bastıramasa başını keserdi. Böylelikle otuz iki kafir beyinin oğlunun başı burç bedeninde kesilip asılmıştı. O üç canavarın biri kükremiş aslan idi, biri kara boğa idi, biri de kara erkek deve idi. Bunların her birisi bir ejderha idi. Bu otuz iki baş ki burçta asılmıştı, kükremiş aslan ile kara erkek devenin yüzünü görmemişlerdi, ancak boğa boynuzunda helak olmuşlardı.<br />
Kanglı Koca bu başları ve bu canavarları gördü, başında olan bit ayağına toplandı46.Der. Varayım oğluma doğru haber vereyim, hüneri var isa gelsin alsın, yoksa evdeki kıza razı olsun dedi.<br />
At ayağı çabuk ozan dili çevik olur. Kanglı Koca giderek geldi Oğuz’a çıktı. Kan Turalı’ya haber oldu, baban geldi dediler. Kırk yiğit ile babasına karşı vardı. Elini öptü. der: Canım baba bana yarar kız buldun mu? Der: Buldum oğul hünerin var ise dedi. Kan Turalı der: Altın akçe mi ister, katır deve mi ister? Babası der: Oğul<br />
<br />
hüner gerek hüner dedi. Kan Turalı der: Baba yelesi kara cins atıma eyer vurayım, kanlı kafir eline akın edeyim, baş keseyim, kan dökeyim, kafire kan kusturayım, kul hizmetçi getireyim, hüner göstereyim. Kanlı Koca der: Hay canım oğul hüner dediğim o değil. O kız için üç canavar beslemişler. Kim ki o üç canavarı bastırır, o kızı ona verirler. Bastırıp öldürmese onun başını keserler burca asarlar. Kan Turalı der: Baba bu sözü sen bana dememeliydin, mademki dedin, elbette varmalıyım, başıma kakınç, yüzüme dokunç48 olmasın, kadın ana bey baba esen kalın dedi. Kanglı Koca der: Gördün mü ben bana nettim, oğlana korkunç haberler vereyim, belki gitmez döner dedi. Kanglı Koca burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
<br />
Der:<br />
Oğul senin varacağın yerin<br />
<br />
Dolamaç dolamaç yolları olur<br />
<br />
Atlı batıp çıkamaz onun balçığı olur<br />
<br />
Alaca yılan sökemez onun ormanı olur<br />
<br />
Gök ile boy ölçüşen onun kalesi olur<br />
<br />
Göz Kakarak gönül alan onun güzeli olur<br />
<br />
Hay demeden baş getiren celladı olur<br />
<br />
Sırtında kalkan oynar yayası olur<br />
<br />
Yaman yerlere yeltendin geri dön<br />
<br />
Ak sakallı babanı ihtiyarcık olmuş ananı ağlatma<br />
dedi. Kan Turalı kızdı, der:<br />
Ne söylüyorsun ne diyorsun canım baba<br />
<br />
Bu kadar işten korkan yiğit mi olur<br />
<br />
Alp ere korku vermek ayıp olur<br />
<br />
Dolamaç dolamaç yollarını<br />
<br />
Kadir kor ise geceleyin at sürüp geçeyim<br />
<br />
Atlı batıp çıkamaz onun balçığına kumlar döşeyeyim<br />
<br />
Alaca yılan sökemez ormanını<br />
<br />
Çakmak çakıp ateşe vereyim<br />
<br />
Gök ile boy ölçüşen kalelerini<br />
<br />
Kadir kor ise yapayım yıkayım<br />
<br />
Göz kakarak gönül alan güzelinin boynunu öpeyim<br />
<br />
Sırtında kalkan oynar yayasının<br />
<br />
Kadir kor ise başını keseyim<br />
<br />
Ya varayım ya varmayayım<br />
<br />
Ya geleyim ya gelmeyeyim<br />
<br />
Ya kara erkek devenin göğsü altında kalayım<br />
<br />
Ya boğanın boynuzuna ilişeyim<br />
<br />
Ya kükremiş aslanın pençesinde didileyim<br />
<br />
Ya varayım ya varmayayım<br />
<br />
Ya geleyim ya gelmeyeyim<br />
<br />
Yine görünceye kadar bey baba hatun ona esen kalın<br />
dedi. Gördüler ki namus için durmuyor, dediler: Oğul uğurun açık olsun, sağ esen varıp gelesin dediler. Babasının anasının ellerini öptü.<br />
Kırk yiğidini yanına aldı. Yedi gün yedi gece at koşturdular. Kafirin hudut boyuna eriştiler, çadır diktiler. Koşucu atını koşturup Kan Turalı gürzünü göğe atıyor, inip yere düşmeden kavrıyor, tutuyor,<br />
Hey kırk eşim kırk arkadaşım<br />
<br />
Yüğrük olsa yarışsam<br />
<br />
Hak Taala inayet eylese<br />
<br />
Üç canavarı öldürsem<br />
<br />
Güzeller sultanı sarı elbiseli Selcen Hatunu alsam<br />
<br />
Babamın anamın evine dönsem<br />
<br />
Hey kırk eşim kırk arkadaşım<br />
<br />
Kırkınıza kurban olsun benim başım<br />
diye söylüyordu.<br />
Bunlar bu sözde iken meğer hanım teküre haber vardı. Oğuz’dan Kan Turalı derler bir yiğit var imiş, kızını istemeğe geliyor dediler. Kafirler yedi ağaç yer karşı geldiler, neye geldiniz yiğit beyler dediler. Karşılıklı vermeğe almağa geldik dediler. İzzet hürmet eylediler. Ak çadır diktiler, alaca halı düşediler, ak koyun kestiler, yedi yıllık al şarap içirdiler. Alıp bunları teküre getirdiler.<br />
Tekür taht üzerinde oturmuştu. Yüz kafir gizlice giyimini giyinmişti. Yedi kat meydanı dolandı geldi. Meğer kız meydanda bir köşk yaptırmıştı. Bütün yanında olan kızlar al giymişlerde kendisi sarı giymişti, yukarıdan temaşa ediyordu. Kan Turalı geldi, kara şaykalı teküre selam verdi. Tekür selam aldı. Alaca halı döşediler. oturdu. Tekür der: Yiğit nereden geliyorsun? Kan Turalı yerinden kalkı verdi, sallana sallana yürüdü, ak alnını açtı, ak bileklerini sıvadı, dedi ki:<br />
Karşı yatan kara dağını aşmağa gelmişim<br />
<br />
Akıntılı suyunu geçmeğe gelmişim<br />
<br />
Dar eteğine geniş koltuğuna sığınmağa gelmişim<br />
<br />
Tanrı buyruğu ile Peygamber kavli ile<br />
<br />
Kızını almağa gelmişim<br />
dedi. Tekür der: Bu yiğidin sözü hızlı, eğer elinde hüneri var ise. Tekür der: Bu yiğidi anadan doğma soyundurun.<br />
Soyundurdular. Kan Turalı altınlı ince keten bezini beline sardı. Kan Turalı’yı alıp meydana getirdiler. Kan Turalı cemal ve kemal sahibi idi. Oğuzda dört yiğit yüz örtüsü ile gezerdi. Biri Kan Turalı, biri Kara Çöğür ve oğlu Kırk Kınak ve boz aygırlı Beyrek. Kan Turalı yüz örtüsünü sıyırdı açtı. Kız köşkten bakıyordu, eli ayağı<br />
<br />
gevşedi, kedisi miyavladı, avsıl53 olmuş dana gibi ağzının suyu aktı. Yanındaki kızlara der: Hak Taala babamın gönlüne merhamet lütfetse de başlık kesip beni o yiğide verse, bunun gibi yiğit yazık olur ki canavarlar elinde helak olsun dedi.<br />
<br />
Bu sırada demir zincirle boğayı getirdiler. Boğa dizini çöktü, boynuzu ile mermer taşı yuğurdu peynir gibi ditti. Kafirler der: Şimdi yiğidi atar, yıkar, yere serer, delik deşik eder. yıkılsın Oğuz etleri, kırk yiğit bir bey oğlu ile bir kızdan Ötürü ölmek ne oluyor dediler. Bunu işitince kırk yiğit ağlaştılar. Kan Turalı sağına baktı<br />
<br />
kırk yiğidini ağlar gördü, soluna baktı öyle gördü/Der: Hey kırk eşim kırk arkadaşım, niye ağlıyorsunuz, kolca kopuzumu getirin övün beni dedi. Burada kırk yiğit Kan Turalı’yı övmüşler, görelim hanımnasıl övmüşler:<br />
<br />
Der:<br />
Sultanım Kan Turalı<br />
<br />
Kalkarak yerinden doğrulmadın mi<br />
<br />
Yelesi kara cins atına binmedin mi<br />
<br />
Arku Beli Ala Dağı<br />
<br />
Anlayarak kuşlayarak aşmadın mı<br />
<br />
Babanın ak otağının eşiğinde<br />
<br />
Hizmetçiler inek sağar görmedin mi<br />
<br />
Boğa boğa dedikleri<br />
<br />
Kara inek buzağısı değil midir<br />
<br />
Alp yiğitler hasmından kaygılanır mı olur<br />
<br />
San elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar<br />
<br />
Kime baksa aşk ile ateşe yakar<br />
<br />
Kan Turalı sarı elbiseli kız aşkına bir hu1<br />
dedi.<br />
Bre boğanızı koyu verin gelsin dedi. Boğanın zincirini aldılar, salı verdiler. Boynuzu elmas mızrak gibi. Kan Turalı’nın üzerine hücum etti. Kan Turalı adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, boğanın olnına öyle bir yumruk vurdu ki boğayı kıçı üzerine çökertti. Alnına yumruğunu dayadı, sürdü meydanın başına çıkardı. Çok uğraştılar. Ne boğa yener, ne Kan Turzalı yener. Küt küt boğa solumağa başladı. Ağzı köpüklendi. Kan Turalı der: Bu dünyayı erenler akıl ile bulmuşlardır, bunun önünden sıçrayayım, ne hünerim var ise ardından göstereyim dedi. Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, boğanın önünden savuldu. Boğa boynuzu üzerine dikildi. Kuyruğundan üç kere kaJdırıp yere attı. Kemikleri hurdahaş oldu. Bastı boğazladı. Bıçak çıkatıp derişini’ yüzdü. Etini meydanda bırakarak derisini Tekür’ün önüne getirip der: Yarın sabah kızını bana veresin dedi. Tekür der: Bre kızı verin. şehirden sürün, çıksın gitsin dedi. Tekür’ün kardeşi oğlu var idi, der: Canavarların sultanı aslandır, onunla da oyun göstersin, kızı ondan sonra verelim dedi.<br />
Vardılar aslanı çıkardılar, meydana getirdiler. Aslan haykırdı, meydanda ne kadar at var ise kan kaşandı. Yiğitleri der: Boğadan kurtuldu, aslandan nasıl kurtulsun dediler, ağlaştılar. Kan Turalı yiğitlerini ağlar gördü, der: Bre alca kopuzumu ele alın beni övün, sarı elbiseli kız aşkına bir aslandan döneyim mi dedi. Arkadaşları burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Sultanım Kan Turalı<br />
<br />
Akça sazlar içinde san deriler görüp taylar basan<br />
<br />
Avın damarını delerek kanım emen<br />
<br />
Kara çelik öz kılıçtan dönmeyen<br />
<br />
Ak kirişli katı yaydan korkmayan<br />
<br />
Ak tüylü delici oktan çekinmeyen<br />
<br />
Canavarlar sultanı kükremiş aslan kıran54<br />
<br />
Alaca köpek yavrusuna kendisini dalatır mı<br />
<br />
Alp yiğitler savaş günü hasmından kaygılanır mı<br />
dediler.<br />
San elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar<br />
<br />
Kime baksa aşk ile ateşe yakar<br />
<br />
San elbiseli kız aşkınaa bir hu<br />
dedi.<br />
Kan Turolı, bre katır aslanını koyu ver gelsin dedi. Kara çelik öz kılıcım yok ki kapıştığı zaman iki biçeydim, sana sığındım cömertler cömerdi gani Tanrı, medet dedi. Aslanı koyu verdiler, sürdü geldi. Kan Turalı bir çoban keçesini eline doladı, aslanın pençesine sunu verdi. Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, aslanın alnını gözetip öyle bir yumruk vurdu ki, yumruk çenesine dokundu ufattı. Ensesinden tuttu belini yüzdü, sonra kaldırıp yere vurdu, hurdahaş oldu. Tekür’ün önüne geldi, dedi: Dost, kızını bana ver dedi. Tekür der: Kızı getirin verin, bu yiğidi gözüm gördü gönlüm sevdi, ister dursun ister gitsin dedi. Yine kardeşi oğlu der: Canavarların başı devedir, onunla da oyununu oynasın dedi, ondan sonra kızı verelim dedi.<br />
Tanrıdan inayet olunca beyin paşanın himmeti Kan Turalı’nın oldu. Tekür devenin ağzını yedi yerden bağlayın dedi. Hasut kafirler bağladılar, yularını sıyırıp salı verdiler. Kan Turalı fırlar devenin koltuğundan girer, fırlar çıkar. Sarhoş yiğit hem iki canavarla savaşmıştı, kaydı düştü. Altı cellat ensesine geldiler, yalın kılıç tuttular. Burada arkadaşlar söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
<br />
Kalkarak Kan Turalı yerinden doğruluverdin<br />
<br />
Yelesi kara cins atına sıçrayıp bindin<br />
<br />
Ela gözlü yiğitlerini yanına aldın<br />
<br />
Arku Beli Ala Dağı geceleyin aştın<br />
<br />
Akıntılı güzel suyunu geceleyin geçtin<br />
<br />
Kanlı kafir eline geceleyin girdin<br />
<br />
Kara- boğa geldiğinde hurdahaş eyledin<br />
<br />
Kükremiş aslan geldiğinde belini büktün<br />
<br />
Kara erkek deve geldiğinde niye geçtin^<br />
<br />
Kara kara dağlardan haber aşar<br />
<br />
Kanlı kanlı sulardan haber geçer<br />
<br />
Kudretli Oğuz eline haber varır<br />
<br />
Kanglı Koca oğlu .Kan Turalı netmiş derler<br />
<br />
Kara boğa geldiğinde kıpırdatmamış<br />
<br />
Kükremiş aslan geldiğinde belini bükmüş<br />
<br />
Kara erkek deve geldiğinde niye geçmiş derler<br />
<br />
Büyük küçük kalmaz söz eder<br />
<br />
Yaşlı kadın erkek dedikodu eder<br />
<br />
Ak sakallı baban dertli olur<br />
<br />
îhtiyarcık olmuş anan kan yaş döker<br />
<br />
Hanım kalkarak yerinden doğrulmazsan<br />
<br />
Altı cellat ensende yalın kılıç tutar<br />
<br />
Birdenbire güzel basını keser<br />
<br />
Aşağıdan yukarı bakmaz mısın<br />
<br />
Karşına alaca kaz geldi şahinini atmaz mısın<br />
<br />
Sarı elbiseli Selcen Hatun işaret eder görmez misin<br />
<br />
Seni deve burnundan perişan olur dediler bilmez misin<br />
<br />
Son elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar<br />
<br />
Kime baksa aşk ile ateşe yakar<br />
<br />
Sarı elbiseli kız aşkına bir hu<br />
dedi. Kan Turalı ayağa kalktı. Der: Bre ben bu devenin burnuna yapışınca o kız sözü île yapıştı derler, yarın Oğuz eline haber varır, deve elinde kalmıştı kız kurtardı derler, bre kolca kopuzumu çalın övün beni, yaradan kadir Tanrı’ya sığındım, bir erkek deveden döneyim mi, inşallah bunun da başını keseyim, dedi. Yiğitleri Kan Turalı’yı övüp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
Kapkayalar basında yuva tutan<br />
<br />
Kadir ulu Tannya yakın uçan<br />
<br />
Mancınığı ağır taştan vızıldayıp müthiş inen<br />
<br />
Arı gölün ördeğini şakıyıp alan<br />
<br />
Koca üveyik dipte yürürken çekip yüzen<br />
<br />
Karıncığı aç olsa kalkıp uçan<br />
<br />
Cümle kuşlar sultanı kartal kuşu<br />
<br />
Kanadıyle saksağana kendisini bağırtır mı55<br />
<br />
Alp yiğitler savaş günü hasmından kaygılanır mı<br />
dediler.<br />
Son elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar<br />
<br />
Kime baksa aşk ile ateşe yakar<br />
<br />
San elbiseli kız aşkına bir hu<br />
dedi.<br />
Kan Turalı adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, deveye bir tekme vurdu. Deve bağırdı. Bir daha vurdu, deve ayağı üzerinde duramadı yıkıldı. Basıp iki yerden boğazladı. Arkasından iki kayış çıkardı, tekürün önüne bıraktı, der: Akıncıların okluğunun bağı, üzengisinin kayışı kopar, dikmek için lazım olur dedi. Tekür der: Vallah bu yiğidi gözüm gördü gönlüm sevdi dedi.<br />
Kırk yerde otağ diktirdi. Kırk yerde kızıl alaca gelin odası diktirdi. Kan Turalı ile kızı getirip gelin odasına koydular. Ozan geldi coşturucu havalar çaldı. Oğuz yiğidinin yüreği kabardı. Kılıcım çıkardı yere çaldı, kertti, dedi ki: Yer gibi kertileyim, toprak gibi savrulayım, kılıcıma doğranayım, okuma saplanayım, oğlum doğmasın, doğarsa on güne varmasın, bey babamın kadın anamın yüzünü görmeden bu gelin odasına girersem dedi. Evini çözdü, devesini bağırttı, kara koç atını kişnetti, geceyi gündüze kattı, göçtü.<br />
Yedi gün yedi gece at koşturdu. Oğuz’un hudut boyuna çıktı, çadır dikti. Kan Turalı der:<br />
Hey kırk eşim kırk arkadaşım<br />
<br />
Kurban olsun size benim başım<br />
Hak Taala yol verdi vardım, o üç canavarı öldürdüm, sarı elbiseli Selcen Hatun’u aldım geldim, haber eyleyin babam bana karşı gelsin dedi. Kan Turalı baktı gördü bu konduğu yerde kuğu kuşları, turnalar, sülünler, keklikler uçuyorlar. Soğuk soğuk sular, çayırlar, çimenler.. Selcen Hatun bu yeri güzel gördü, beğendi. İndiler, yeme içme ile meşgul oldular. Yediler içtiler.<br />
O zamanda Oğuz yiğitlerine ne kaza gelse uykudan gelirdi. Kan Turalı’nın uykusu geldi, uyudu. Uyurken kız der: Benim aşıklarım çoktur, ansızın dört nala gelmesin, tutup yiğidimi öldürmesinler, akça yüzlü ben gelini tutup babamın anamın evine iletmesinler dedi. Kan Turalı’nın atının giyimini sessizce tuttu giydirdi. Kendisi de giyimini sessizce tuttu giyindi. Mızrağını eline aldı, bir yüksek yere çıktı, bekledi.<br />
Meğer hanım Tekür pişman oldu. Üç canavar öldürdüğü için bir kızcağızımı aldı gitti dedi. Gizlice kara elbiseli, mavi demirli altı yüz kafir seçti. Gece gündüz at koşturdular. Ansızın yetiştiler.<br />
Kız hazır idi. Baktı gördü dört nala yetiştiler, atını oynattı, Kan Turalı’nın üzerine geldi. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
<br />
Der:<br />
Gafil olma kara basını kaldır yiğit<br />
<br />
Ela süzme güzel gözünü aç yiğit<br />
<br />
Pazularından ak ellerin bağlanmadan<br />
<br />
Ak alnın kara yere tepilmeden<br />
<br />
Birdenbire güzel başın kesilmeden<br />
<br />
Alca kanın yer yüzüne dökülmeden<br />
<br />
Hasım yetişti düşman erişti<br />
<br />
Ne yatıyorsun kalk yiğit<br />
<br />
Kapkayalar oynamadan yer oyuldu<br />
<br />
Yaşlı beyler ölmeden el boşaldı<br />
<br />
Kaynaşarak uğrayarak dağdan indi<br />
<br />
Tertiplenip üzerine düşman geldi<br />
<br />
Yatacak yer mi buldun yurt mu buldun<br />
<br />
Noldu sana<br />
<br />
diye seslendi. Kan Turalı sıçradı uyandı, ayağa kalktı. der: Ne söylüyorsun güzelim dedi. Der. Yiğidim, üzerine düşman geldi, uyandırmak benden, savaşıp hüner göstermek senden dedi. Kan Turalı gözünü açtı, göz kapaklarını kaldırdı. Gördü gelen at üzerinde, giyimini giyinmiş, mızrağı elinde. Yeri öptü, der: Amenna ve saddakna56, maksudumuz Hak Taala katında hasıl oldu diyip arı sudan abdest aldı. Ak atına bindi, adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, kara elbiseli kafire at sürdü, karşı vardı. Selcen Hatun at oynattı Kan Turalı’nın önüne geçti. Kan Turalı der: Güzelim nereye gidiyorsun dedi. Der: Bey yiğit baş esen olsa börk bulunmaz mı olur, bu gelen kafir çok kafirdir, savasalım, dövüşelim, Ölenimiz olsun, sağ kalanımız otağa gelsin dedi.<br />
Burada Selcen Hatun at sürdü. Hasmım bastırdı. Kaçanını kovalamadı, aman diyeni öldürmedi, öyle sandı ki düşman bastırıldı. Kılıcının kabzası kan içinde otağa geldi. Kan Turalı’yı bulamadı. O sırada Kan Turalı’nın babası anası çıka geldi. Gördüler ki bu gelen kişinin kılıcının kabzası kanlı, oğlu görünmez. Haber sordular, görelim nasıl sordular:<br />
<br />
Anası der:<br />
Anam kişi kızım kişi<br />
<br />
Sabah erken yerinden kalkı verdin<br />
<br />
Oğulu tutturdun mu<br />
<br />
Birdenbire güzel başını kestirdin mi<br />
<br />
Kadın ana bey baba diye bağırttın mı<br />
<br />
Sen geliyorsun bir beyim görünmüyor bağrım yanıyor<br />
<br />
Ağız dilden bir kaç kelime haber bana<br />
<br />
Kara başım kurban olsun gelin sana<br />
dedi. Kız bildi ki kaynanası kayın babasıdır. Kamçı île işaret kılıp: Otağa inin, nerede iner karışır toz var ise ve nerede karga kuzgun oynuyorsa orada arayalım dedi. Atına mahmuz vurdu, bir yüksek yere çıktı, gözetledi.<br />
Gördü ki bir derenin içinde toz kah toplanıyor kah dağılıyor. Üzerine geldi. Gördü ki Kan Turalı’nın atını aklamışlar, gözünün kapağını aklamışlar, yüzüne kan bürümüş, durmadan kanını siliyor, kafirler üşüşüyor, kılıcını yalın eyliyor kafiri önüne katıp kovalıyor. Selcen Hatun bunu böyle gördü, içine ateş düştü. Bir bölük kaza şahin girmiş gibi kafire at sürdü. Bir uçundan kırıp kafiri öbür ucuna çıktı.<br />
Kan Turalı baktı gördü ki bir kimse düşmanı önüne katmış kovalıyor. Selcen olduğunu bilmedi, kızdı. Burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Kalkıp yerinden doğrulan yiğit ne yiğitsin<br />
<br />
Yelesi kara cins atına binen yiğit ne yiğitsin<br />
<br />
Birdenbire başlar kesen<br />
<br />
Destursuzca57 benim düşmanıma giren yiğit ne yiğitsin<br />
<br />
Destursuzca düşmana girmek bizim elde ayıp olur<br />
<br />
Bre yürü<br />
<br />
Doğan kuş olarak ucayım mı<br />
<br />
Sakalınla boğazından futayım mı<br />
<br />
Ansızın senin başını ben keseyim mi<br />
<br />
Alca kanını yer yüzüne dökeyim mi<br />
<br />
Kara başını terkiye58 asayım mı<br />
<br />
Bre belası gelmiş yiğit ne yiğitsin<br />
<br />
Çekilip dön<br />
dedi Selcen Hatun burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Hey yiğidim bey yiğidim<br />
<br />
Develer yavrusundan döner mi olur<br />
<br />
Kara koçta cins atlar<br />
<br />
Taycığını teper mi olur<br />
<br />
Ağıllarda akça koyun<br />
<br />
Kuzucağını süser mi olur<br />
<br />
Alp yiğitler bey yiğitler<br />
<br />
Sevgilisine kıyar mı olur<br />
<br />
Yiğidim bey yiğidim<br />
<br />
Bu düşmanın bir ucu bana bir ucu sana<br />
<br />
dedi. Kan Turalı bildi ki bu düşmanı basıp dağıtan Selcen Hatundur. Bir tarafına da kendisi girdi. Kılıç çekip yürüdü, kafir basını kesti. Hasım bastırıldı, düşman kırıldı. Selcen Hatun Kan Turalı’yı at arkasına aldı çıktı. Giderken Kan Turalı’nın fikrine bu geldi ki:<br />
Kalkıp ey Selcen Hatun doğrulduğunda<br />
<br />
Yelesi kara cins atına bindiğinde<br />
<br />
Babamın ak otağının eşiğine indiğinde<br />
<br />
Oğuzun ela gözlü kızı gelini destan anlattığında<br />
<br />
Herkes sözünü söylediğinde<br />
<br />
Sen orada durasın övünesin<br />
<br />
Kan Turalı perişan oldu<br />
<br />
At arkasına aldım çaktım diyesin<br />
<br />
Gözüm döndü gönlüm gitti<br />
<br />
Öldürürüm seni<br />
<br />
dedi. Selcen Hatun durumun ne olduğunu bilip söylemiş, görelim hanım ne söylemiş<br />
<br />
Der:<br />
Bey yiğit<br />
<br />
Övunürse erkek övüncün aslandır<br />
<br />
Övünmekle kadın erkek olmaz<br />
<br />
Alacak yorgan içinde seninle sarmaşmadım<br />
<br />
Tatlı damak tutarak emişmedim<br />
<br />
Al duvağımın altından söyleşmedim<br />
<br />
Tez sevdin tez usandın kavat oğlu kavat<br />
<br />
Kadir Allah bilir ben sana<br />
<br />
Munisim yarim kıyma bana<br />
<br />
dedi. Kan Turalı der: Yok, elbette öldürmem gerektir dedi. Kız hiddetlendi, der: Bre kavat oğlu kavata ben aşağı kulpa yapışıyorum, sen yukarı kulpa yapışıyorsun, bre kavat oğlu, okunla mı, kılıcınla mı, gel beri konusalım dedi.<br />
<br />
Atını tepti, bir yüksek yere çıktı. Okluğundan doksan okunu yere döktü. İki okun temrenini çıkardı. Birini yaya taktı, birini eline aldı. Temrenli ok île atmağa kıyamadı. Der: Yiğit at okunu. Kan Turalı der: Kızların yolu evveldir, önce sen at dedi. Kız bir oku Kan Turalı’ya attı. Şöyle ki başında olan bit ayağına indi. İleri gelip Selcen Hatun’u kucaklayıp barışmışlar, emişmişler. Kan Turalı burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Işıl ışıl ışıldayan ince elbiselim<br />
<br />
Yere basmayıp yürüyen servi boylum<br />
<br />
Kar üzerine kan damlamış gibi kızıl yanaklım<br />
<br />
Çift badem sığmayan dar ağızlım<br />
<br />
Ressamların59 çizdiği kara kaçtım<br />
<br />
Kurumsu60 kırk tutam kara saçlım<br />
<br />
Aslan soyu sultan kızı<br />
<br />
Öldürmeğe ben seni kıyar mıydım<br />
<br />
Kendi canıma kıyarım ben sana kıymam<br />
<br />
Ben seni deniyordum<br />
<br />
dedi. Selcen Hatun da burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Kalkarak yerimde n doğrulurdum<br />
<br />
Yelesi kara cins atıma binerdim<br />
<br />
Babamın ak otağından çıkardım<br />
<br />
Arku Bedi Ala Dağı avlardım<br />
<br />
Alaca geyik yabani geyik kovalardım<br />
<br />
Çekince bir ok ile vururdum<br />
<br />
Temrensiz ok ile yiğit seni deniyordum<br />
<br />
Öldürmeğe yiğidim ben seni kıyar mıydım<br />
<br />
dedi. Irağından yakınından geliştiler. gizli yaka tutarak koklaştılar, tatlı damak vererek emiştiler, ak boz atlara binerek koşuştular, bey babasının yanına eriştiler.<br />
Babası oğlancığını gördü Allah’a şükürler eyledi. Oğlu ile, gelini ile Kanglı Koca Oğuz’a girdi. Yeşil, alaca, güzel çimene çadır dikti. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. Düğün etti. Kudretli Oğuz beylerini ağırladı. Altınlıca gölgeliğini dikip Kan Turalı gelin odasına girip muradına maksuduna erişti.<br />
Dedem Korkut gelip neşeli havalar çaldı, destan söyledi deyiş dedi, gazi erenlerin başına ne geldiğini söyledi.<br />
Şimdi hani dediğim bey erenler<br />
<br />
Dünya benim diyenler<br />
<br />
Ecel aldı yer gizledi<br />
<br />
Fani dünya kime kaldı<br />
<br />
Gelimli gidimli dünya<br />
<br />
Son ucu ölümlü dünya<br />
Ecel geldiğinde on imandan ayırmasın. Kadir seni namerde muhtaç etmesin. Allah’ın verdiği ümidin kesilmesin. Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Amin diyenler Tanrı’nın yüzünü görsün. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammed Mustafa’ya bağışlasın hanım hey!…..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[OĞUZ zamanında Kanglı Koca derlerdi bir gürbüz er var idi. Yetişmiş bir yiğit oğlu var idi, adına Kan Turalı derlerdi.<br />
<br />
Kanglı Koca der: Dostlar, babam öldü ben kaldım, yerim yurdunu tuttum, yarınki gün ben Öleceğim oğlum kalacak, bundan daha iyisi yoktur ki gözüm görürken oğul gel seni evlendireyim dedi. Oğlan der: Baba mademki beni evlendireyim diyorsun, bana layık kız nasıl olur? Kan Turalı der: Baba ben yerimden kalkmadan o kalkmış olmalı, ben kara koç atıma binmeden o binmiş olmalı, ben kanlı kafir eline varmadan o varmış bana baş getirmiş olmalı dedi. Kanglı Koca der: Oğul sen kız istemezmişsin, bir yiğit bahadır istermişsin, onun arkasında yiyesin içesin hoş geçesin42. Der: Evet canım baba öyle isterim, ya varasın bir cici bici türkmen kızını<br />
<br />
alasın, birdenbire kayayım üzerine düşeyim, karnı yırtılsın dedi. Kanglı Koca der: Oğul kız görmek senden, mal rızk vermek benden dedi.<br />
Böyle diyince yiğitler ejderhası Kan Turalı yerinden kalktı. Kırk yiğidini yanına aldı. İç Oğuz’u gördü, kız bulamadı. Çekildi geri döndü, evlerine geldi. Babası der: Oğul kız buldun mu? Kan Turalı der: Yıkılsın Oğuz elleri, bana yarar kız bulamadım baba dedi. Babası der: Hey oğul kız dileyip varan böyle varmaz. Kan Turalı der: Ya nasıl varır baba dedi. Kanglı Koca der: Oğul sabah varıp öğlen gelmek olmaz, öğlen varıp akşam gelmek olmaz, oğul sen mala dört elle sarıl, yığ, ben sana kız aramağa gideyim dedi.<br />
Kanglı Koca sevine kıvana kalktı. Ak sakallı çok yaşlı ihtiyarları yanına aldı. Iç Oğuz’a girdi, kız bulamadı. Dolandı Dış Oğuz’a girdi, bulamadı. Dolandı Tırabuzan’a geldi.<br />
Meğer Tırabuzan tekürünün44 bir fevkalade güzel dilber kızı var idi. Sağına soluna iki çift yay çekerdi. Attığı ok yere düşmezdi. O kızın üç canavar kalınlığı kaftanlığı var idi. Kim o üç canavarı bastırsa yense öldürse kızımı ona veririm diye vad eylemişti. Bastıramasa başını keserdi. Böylelikle otuz iki kafir beyinin oğlunun başı burç bedeninde kesilip asılmıştı. O üç canavarın biri kükremiş aslan idi, biri kara boğa idi, biri de kara erkek deve idi. Bunların her birisi bir ejderha idi. Bu otuz iki baş ki burçta asılmıştı, kükremiş aslan ile kara erkek devenin yüzünü görmemişlerdi, ancak boğa boynuzunda helak olmuşlardı.<br />
Kanglı Koca bu başları ve bu canavarları gördü, başında olan bit ayağına toplandı46.Der. Varayım oğluma doğru haber vereyim, hüneri var isa gelsin alsın, yoksa evdeki kıza razı olsun dedi.<br />
At ayağı çabuk ozan dili çevik olur. Kanglı Koca giderek geldi Oğuz’a çıktı. Kan Turalı’ya haber oldu, baban geldi dediler. Kırk yiğit ile babasına karşı vardı. Elini öptü. der: Canım baba bana yarar kız buldun mu? Der: Buldum oğul hünerin var ise dedi. Kan Turalı der: Altın akçe mi ister, katır deve mi ister? Babası der: Oğul<br />
<br />
hüner gerek hüner dedi. Kan Turalı der: Baba yelesi kara cins atıma eyer vurayım, kanlı kafir eline akın edeyim, baş keseyim, kan dökeyim, kafire kan kusturayım, kul hizmetçi getireyim, hüner göstereyim. Kanlı Koca der: Hay canım oğul hüner dediğim o değil. O kız için üç canavar beslemişler. Kim ki o üç canavarı bastırır, o kızı ona verirler. Bastırıp öldürmese onun başını keserler burca asarlar. Kan Turalı der: Baba bu sözü sen bana dememeliydin, mademki dedin, elbette varmalıyım, başıma kakınç, yüzüme dokunç48 olmasın, kadın ana bey baba esen kalın dedi. Kanglı Koca der: Gördün mü ben bana nettim, oğlana korkunç haberler vereyim, belki gitmez döner dedi. Kanglı Koca burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
<br />
Der:<br />
Oğul senin varacağın yerin<br />
<br />
Dolamaç dolamaç yolları olur<br />
<br />
Atlı batıp çıkamaz onun balçığı olur<br />
<br />
Alaca yılan sökemez onun ormanı olur<br />
<br />
Gök ile boy ölçüşen onun kalesi olur<br />
<br />
Göz Kakarak gönül alan onun güzeli olur<br />
<br />
Hay demeden baş getiren celladı olur<br />
<br />
Sırtında kalkan oynar yayası olur<br />
<br />
Yaman yerlere yeltendin geri dön<br />
<br />
Ak sakallı babanı ihtiyarcık olmuş ananı ağlatma<br />
dedi. Kan Turalı kızdı, der:<br />
Ne söylüyorsun ne diyorsun canım baba<br />
<br />
Bu kadar işten korkan yiğit mi olur<br />
<br />
Alp ere korku vermek ayıp olur<br />
<br />
Dolamaç dolamaç yollarını<br />
<br />
Kadir kor ise geceleyin at sürüp geçeyim<br />
<br />
Atlı batıp çıkamaz onun balçığına kumlar döşeyeyim<br />
<br />
Alaca yılan sökemez ormanını<br />
<br />
Çakmak çakıp ateşe vereyim<br />
<br />
Gök ile boy ölçüşen kalelerini<br />
<br />
Kadir kor ise yapayım yıkayım<br />
<br />
Göz kakarak gönül alan güzelinin boynunu öpeyim<br />
<br />
Sırtında kalkan oynar yayasının<br />
<br />
Kadir kor ise başını keseyim<br />
<br />
Ya varayım ya varmayayım<br />
<br />
Ya geleyim ya gelmeyeyim<br />
<br />
Ya kara erkek devenin göğsü altında kalayım<br />
<br />
Ya boğanın boynuzuna ilişeyim<br />
<br />
Ya kükremiş aslanın pençesinde didileyim<br />
<br />
Ya varayım ya varmayayım<br />
<br />
Ya geleyim ya gelmeyeyim<br />
<br />
Yine görünceye kadar bey baba hatun ona esen kalın<br />
dedi. Gördüler ki namus için durmuyor, dediler: Oğul uğurun açık olsun, sağ esen varıp gelesin dediler. Babasının anasının ellerini öptü.<br />
Kırk yiğidini yanına aldı. Yedi gün yedi gece at koşturdular. Kafirin hudut boyuna eriştiler, çadır diktiler. Koşucu atını koşturup Kan Turalı gürzünü göğe atıyor, inip yere düşmeden kavrıyor, tutuyor,<br />
Hey kırk eşim kırk arkadaşım<br />
<br />
Yüğrük olsa yarışsam<br />
<br />
Hak Taala inayet eylese<br />
<br />
Üç canavarı öldürsem<br />
<br />
Güzeller sultanı sarı elbiseli Selcen Hatunu alsam<br />
<br />
Babamın anamın evine dönsem<br />
<br />
Hey kırk eşim kırk arkadaşım<br />
<br />
Kırkınıza kurban olsun benim başım<br />
diye söylüyordu.<br />
Bunlar bu sözde iken meğer hanım teküre haber vardı. Oğuz’dan Kan Turalı derler bir yiğit var imiş, kızını istemeğe geliyor dediler. Kafirler yedi ağaç yer karşı geldiler, neye geldiniz yiğit beyler dediler. Karşılıklı vermeğe almağa geldik dediler. İzzet hürmet eylediler. Ak çadır diktiler, alaca halı düşediler, ak koyun kestiler, yedi yıllık al şarap içirdiler. Alıp bunları teküre getirdiler.<br />
Tekür taht üzerinde oturmuştu. Yüz kafir gizlice giyimini giyinmişti. Yedi kat meydanı dolandı geldi. Meğer kız meydanda bir köşk yaptırmıştı. Bütün yanında olan kızlar al giymişlerde kendisi sarı giymişti, yukarıdan temaşa ediyordu. Kan Turalı geldi, kara şaykalı teküre selam verdi. Tekür selam aldı. Alaca halı döşediler. oturdu. Tekür der: Yiğit nereden geliyorsun? Kan Turalı yerinden kalkı verdi, sallana sallana yürüdü, ak alnını açtı, ak bileklerini sıvadı, dedi ki:<br />
Karşı yatan kara dağını aşmağa gelmişim<br />
<br />
Akıntılı suyunu geçmeğe gelmişim<br />
<br />
Dar eteğine geniş koltuğuna sığınmağa gelmişim<br />
<br />
Tanrı buyruğu ile Peygamber kavli ile<br />
<br />
Kızını almağa gelmişim<br />
dedi. Tekür der: Bu yiğidin sözü hızlı, eğer elinde hüneri var ise. Tekür der: Bu yiğidi anadan doğma soyundurun.<br />
Soyundurdular. Kan Turalı altınlı ince keten bezini beline sardı. Kan Turalı’yı alıp meydana getirdiler. Kan Turalı cemal ve kemal sahibi idi. Oğuzda dört yiğit yüz örtüsü ile gezerdi. Biri Kan Turalı, biri Kara Çöğür ve oğlu Kırk Kınak ve boz aygırlı Beyrek. Kan Turalı yüz örtüsünü sıyırdı açtı. Kız köşkten bakıyordu, eli ayağı<br />
<br />
gevşedi, kedisi miyavladı, avsıl53 olmuş dana gibi ağzının suyu aktı. Yanındaki kızlara der: Hak Taala babamın gönlüne merhamet lütfetse de başlık kesip beni o yiğide verse, bunun gibi yiğit yazık olur ki canavarlar elinde helak olsun dedi.<br />
<br />
Bu sırada demir zincirle boğayı getirdiler. Boğa dizini çöktü, boynuzu ile mermer taşı yuğurdu peynir gibi ditti. Kafirler der: Şimdi yiğidi atar, yıkar, yere serer, delik deşik eder. yıkılsın Oğuz etleri, kırk yiğit bir bey oğlu ile bir kızdan Ötürü ölmek ne oluyor dediler. Bunu işitince kırk yiğit ağlaştılar. Kan Turalı sağına baktı<br />
<br />
kırk yiğidini ağlar gördü, soluna baktı öyle gördü/Der: Hey kırk eşim kırk arkadaşım, niye ağlıyorsunuz, kolca kopuzumu getirin övün beni dedi. Burada kırk yiğit Kan Turalı’yı övmüşler, görelim hanımnasıl övmüşler:<br />
<br />
Der:<br />
Sultanım Kan Turalı<br />
<br />
Kalkarak yerinden doğrulmadın mi<br />
<br />
Yelesi kara cins atına binmedin mi<br />
<br />
Arku Beli Ala Dağı<br />
<br />
Anlayarak kuşlayarak aşmadın mı<br />
<br />
Babanın ak otağının eşiğinde<br />
<br />
Hizmetçiler inek sağar görmedin mi<br />
<br />
Boğa boğa dedikleri<br />
<br />
Kara inek buzağısı değil midir<br />
<br />
Alp yiğitler hasmından kaygılanır mı olur<br />
<br />
San elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar<br />
<br />
Kime baksa aşk ile ateşe yakar<br />
<br />
Kan Turalı sarı elbiseli kız aşkına bir hu1<br />
dedi.<br />
Bre boğanızı koyu verin gelsin dedi. Boğanın zincirini aldılar, salı verdiler. Boynuzu elmas mızrak gibi. Kan Turalı’nın üzerine hücum etti. Kan Turalı adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, boğanın olnına öyle bir yumruk vurdu ki boğayı kıçı üzerine çökertti. Alnına yumruğunu dayadı, sürdü meydanın başına çıkardı. Çok uğraştılar. Ne boğa yener, ne Kan Turzalı yener. Küt küt boğa solumağa başladı. Ağzı köpüklendi. Kan Turalı der: Bu dünyayı erenler akıl ile bulmuşlardır, bunun önünden sıçrayayım, ne hünerim var ise ardından göstereyim dedi. Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, boğanın önünden savuldu. Boğa boynuzu üzerine dikildi. Kuyruğundan üç kere kaJdırıp yere attı. Kemikleri hurdahaş oldu. Bastı boğazladı. Bıçak çıkatıp derişini’ yüzdü. Etini meydanda bırakarak derisini Tekür’ün önüne getirip der: Yarın sabah kızını bana veresin dedi. Tekür der: Bre kızı verin. şehirden sürün, çıksın gitsin dedi. Tekür’ün kardeşi oğlu var idi, der: Canavarların sultanı aslandır, onunla da oyun göstersin, kızı ondan sonra verelim dedi.<br />
Vardılar aslanı çıkardılar, meydana getirdiler. Aslan haykırdı, meydanda ne kadar at var ise kan kaşandı. Yiğitleri der: Boğadan kurtuldu, aslandan nasıl kurtulsun dediler, ağlaştılar. Kan Turalı yiğitlerini ağlar gördü, der: Bre alca kopuzumu ele alın beni övün, sarı elbiseli kız aşkına bir aslandan döneyim mi dedi. Arkadaşları burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Sultanım Kan Turalı<br />
<br />
Akça sazlar içinde san deriler görüp taylar basan<br />
<br />
Avın damarını delerek kanım emen<br />
<br />
Kara çelik öz kılıçtan dönmeyen<br />
<br />
Ak kirişli katı yaydan korkmayan<br />
<br />
Ak tüylü delici oktan çekinmeyen<br />
<br />
Canavarlar sultanı kükremiş aslan kıran54<br />
<br />
Alaca köpek yavrusuna kendisini dalatır mı<br />
<br />
Alp yiğitler savaş günü hasmından kaygılanır mı<br />
dediler.<br />
San elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar<br />
<br />
Kime baksa aşk ile ateşe yakar<br />
<br />
San elbiseli kız aşkınaa bir hu<br />
dedi.<br />
Kan Turolı, bre katır aslanını koyu ver gelsin dedi. Kara çelik öz kılıcım yok ki kapıştığı zaman iki biçeydim, sana sığındım cömertler cömerdi gani Tanrı, medet dedi. Aslanı koyu verdiler, sürdü geldi. Kan Turalı bir çoban keçesini eline doladı, aslanın pençesine sunu verdi. Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, aslanın alnını gözetip öyle bir yumruk vurdu ki, yumruk çenesine dokundu ufattı. Ensesinden tuttu belini yüzdü, sonra kaldırıp yere vurdu, hurdahaş oldu. Tekür’ün önüne geldi, dedi: Dost, kızını bana ver dedi. Tekür der: Kızı getirin verin, bu yiğidi gözüm gördü gönlüm sevdi, ister dursun ister gitsin dedi. Yine kardeşi oğlu der: Canavarların başı devedir, onunla da oyununu oynasın dedi, ondan sonra kızı verelim dedi.<br />
Tanrıdan inayet olunca beyin paşanın himmeti Kan Turalı’nın oldu. Tekür devenin ağzını yedi yerden bağlayın dedi. Hasut kafirler bağladılar, yularını sıyırıp salı verdiler. Kan Turalı fırlar devenin koltuğundan girer, fırlar çıkar. Sarhoş yiğit hem iki canavarla savaşmıştı, kaydı düştü. Altı cellat ensesine geldiler, yalın kılıç tuttular. Burada arkadaşlar söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
<br />
Kalkarak Kan Turalı yerinden doğruluverdin<br />
<br />
Yelesi kara cins atına sıçrayıp bindin<br />
<br />
Ela gözlü yiğitlerini yanına aldın<br />
<br />
Arku Beli Ala Dağı geceleyin aştın<br />
<br />
Akıntılı güzel suyunu geceleyin geçtin<br />
<br />
Kanlı kafir eline geceleyin girdin<br />
<br />
Kara- boğa geldiğinde hurdahaş eyledin<br />
<br />
Kükremiş aslan geldiğinde belini büktün<br />
<br />
Kara erkek deve geldiğinde niye geçtin^<br />
<br />
Kara kara dağlardan haber aşar<br />
<br />
Kanlı kanlı sulardan haber geçer<br />
<br />
Kudretli Oğuz eline haber varır<br />
<br />
Kanglı Koca oğlu .Kan Turalı netmiş derler<br />
<br />
Kara boğa geldiğinde kıpırdatmamış<br />
<br />
Kükremiş aslan geldiğinde belini bükmüş<br />
<br />
Kara erkek deve geldiğinde niye geçmiş derler<br />
<br />
Büyük küçük kalmaz söz eder<br />
<br />
Yaşlı kadın erkek dedikodu eder<br />
<br />
Ak sakallı baban dertli olur<br />
<br />
îhtiyarcık olmuş anan kan yaş döker<br />
<br />
Hanım kalkarak yerinden doğrulmazsan<br />
<br />
Altı cellat ensende yalın kılıç tutar<br />
<br />
Birdenbire güzel basını keser<br />
<br />
Aşağıdan yukarı bakmaz mısın<br />
<br />
Karşına alaca kaz geldi şahinini atmaz mısın<br />
<br />
Sarı elbiseli Selcen Hatun işaret eder görmez misin<br />
<br />
Seni deve burnundan perişan olur dediler bilmez misin<br />
<br />
Son elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar<br />
<br />
Kime baksa aşk ile ateşe yakar<br />
<br />
Sarı elbiseli kız aşkına bir hu<br />
dedi. Kan Turalı ayağa kalktı. Der: Bre ben bu devenin burnuna yapışınca o kız sözü île yapıştı derler, yarın Oğuz eline haber varır, deve elinde kalmıştı kız kurtardı derler, bre kolca kopuzumu çalın övün beni, yaradan kadir Tanrı’ya sığındım, bir erkek deveden döneyim mi, inşallah bunun da başını keseyim, dedi. Yiğitleri Kan Turalı’yı övüp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
Kapkayalar basında yuva tutan<br />
<br />
Kadir ulu Tannya yakın uçan<br />
<br />
Mancınığı ağır taştan vızıldayıp müthiş inen<br />
<br />
Arı gölün ördeğini şakıyıp alan<br />
<br />
Koca üveyik dipte yürürken çekip yüzen<br />
<br />
Karıncığı aç olsa kalkıp uçan<br />
<br />
Cümle kuşlar sultanı kartal kuşu<br />
<br />
Kanadıyle saksağana kendisini bağırtır mı55<br />
<br />
Alp yiğitler savaş günü hasmından kaygılanır mı<br />
dediler.<br />
Son elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar<br />
<br />
Kime baksa aşk ile ateşe yakar<br />
<br />
San elbiseli kız aşkına bir hu<br />
dedi.<br />
Kan Turalı adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, deveye bir tekme vurdu. Deve bağırdı. Bir daha vurdu, deve ayağı üzerinde duramadı yıkıldı. Basıp iki yerden boğazladı. Arkasından iki kayış çıkardı, tekürün önüne bıraktı, der: Akıncıların okluğunun bağı, üzengisinin kayışı kopar, dikmek için lazım olur dedi. Tekür der: Vallah bu yiğidi gözüm gördü gönlüm sevdi dedi.<br />
Kırk yerde otağ diktirdi. Kırk yerde kızıl alaca gelin odası diktirdi. Kan Turalı ile kızı getirip gelin odasına koydular. Ozan geldi coşturucu havalar çaldı. Oğuz yiğidinin yüreği kabardı. Kılıcım çıkardı yere çaldı, kertti, dedi ki: Yer gibi kertileyim, toprak gibi savrulayım, kılıcıma doğranayım, okuma saplanayım, oğlum doğmasın, doğarsa on güne varmasın, bey babamın kadın anamın yüzünü görmeden bu gelin odasına girersem dedi. Evini çözdü, devesini bağırttı, kara koç atını kişnetti, geceyi gündüze kattı, göçtü.<br />
Yedi gün yedi gece at koşturdu. Oğuz’un hudut boyuna çıktı, çadır dikti. Kan Turalı der:<br />
Hey kırk eşim kırk arkadaşım<br />
<br />
Kurban olsun size benim başım<br />
Hak Taala yol verdi vardım, o üç canavarı öldürdüm, sarı elbiseli Selcen Hatun’u aldım geldim, haber eyleyin babam bana karşı gelsin dedi. Kan Turalı baktı gördü bu konduğu yerde kuğu kuşları, turnalar, sülünler, keklikler uçuyorlar. Soğuk soğuk sular, çayırlar, çimenler.. Selcen Hatun bu yeri güzel gördü, beğendi. İndiler, yeme içme ile meşgul oldular. Yediler içtiler.<br />
O zamanda Oğuz yiğitlerine ne kaza gelse uykudan gelirdi. Kan Turalı’nın uykusu geldi, uyudu. Uyurken kız der: Benim aşıklarım çoktur, ansızın dört nala gelmesin, tutup yiğidimi öldürmesinler, akça yüzlü ben gelini tutup babamın anamın evine iletmesinler dedi. Kan Turalı’nın atının giyimini sessizce tuttu giydirdi. Kendisi de giyimini sessizce tuttu giyindi. Mızrağını eline aldı, bir yüksek yere çıktı, bekledi.<br />
Meğer hanım Tekür pişman oldu. Üç canavar öldürdüğü için bir kızcağızımı aldı gitti dedi. Gizlice kara elbiseli, mavi demirli altı yüz kafir seçti. Gece gündüz at koşturdular. Ansızın yetiştiler.<br />
Kız hazır idi. Baktı gördü dört nala yetiştiler, atını oynattı, Kan Turalı’nın üzerine geldi. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :<br />
<br />
Der:<br />
Gafil olma kara basını kaldır yiğit<br />
<br />
Ela süzme güzel gözünü aç yiğit<br />
<br />
Pazularından ak ellerin bağlanmadan<br />
<br />
Ak alnın kara yere tepilmeden<br />
<br />
Birdenbire güzel başın kesilmeden<br />
<br />
Alca kanın yer yüzüne dökülmeden<br />
<br />
Hasım yetişti düşman erişti<br />
<br />
Ne yatıyorsun kalk yiğit<br />
<br />
Kapkayalar oynamadan yer oyuldu<br />
<br />
Yaşlı beyler ölmeden el boşaldı<br />
<br />
Kaynaşarak uğrayarak dağdan indi<br />
<br />
Tertiplenip üzerine düşman geldi<br />
<br />
Yatacak yer mi buldun yurt mu buldun<br />
<br />
Noldu sana<br />
<br />
diye seslendi. Kan Turalı sıçradı uyandı, ayağa kalktı. der: Ne söylüyorsun güzelim dedi. Der. Yiğidim, üzerine düşman geldi, uyandırmak benden, savaşıp hüner göstermek senden dedi. Kan Turalı gözünü açtı, göz kapaklarını kaldırdı. Gördü gelen at üzerinde, giyimini giyinmiş, mızrağı elinde. Yeri öptü, der: Amenna ve saddakna56, maksudumuz Hak Taala katında hasıl oldu diyip arı sudan abdest aldı. Ak atına bindi, adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, kara elbiseli kafire at sürdü, karşı vardı. Selcen Hatun at oynattı Kan Turalı’nın önüne geçti. Kan Turalı der: Güzelim nereye gidiyorsun dedi. Der: Bey yiğit baş esen olsa börk bulunmaz mı olur, bu gelen kafir çok kafirdir, savasalım, dövüşelim, Ölenimiz olsun, sağ kalanımız otağa gelsin dedi.<br />
Burada Selcen Hatun at sürdü. Hasmım bastırdı. Kaçanını kovalamadı, aman diyeni öldürmedi, öyle sandı ki düşman bastırıldı. Kılıcının kabzası kan içinde otağa geldi. Kan Turalı’yı bulamadı. O sırada Kan Turalı’nın babası anası çıka geldi. Gördüler ki bu gelen kişinin kılıcının kabzası kanlı, oğlu görünmez. Haber sordular, görelim nasıl sordular:<br />
<br />
Anası der:<br />
Anam kişi kızım kişi<br />
<br />
Sabah erken yerinden kalkı verdin<br />
<br />
Oğulu tutturdun mu<br />
<br />
Birdenbire güzel başını kestirdin mi<br />
<br />
Kadın ana bey baba diye bağırttın mı<br />
<br />
Sen geliyorsun bir beyim görünmüyor bağrım yanıyor<br />
<br />
Ağız dilden bir kaç kelime haber bana<br />
<br />
Kara başım kurban olsun gelin sana<br />
dedi. Kız bildi ki kaynanası kayın babasıdır. Kamçı île işaret kılıp: Otağa inin, nerede iner karışır toz var ise ve nerede karga kuzgun oynuyorsa orada arayalım dedi. Atına mahmuz vurdu, bir yüksek yere çıktı, gözetledi.<br />
Gördü ki bir derenin içinde toz kah toplanıyor kah dağılıyor. Üzerine geldi. Gördü ki Kan Turalı’nın atını aklamışlar, gözünün kapağını aklamışlar, yüzüne kan bürümüş, durmadan kanını siliyor, kafirler üşüşüyor, kılıcını yalın eyliyor kafiri önüne katıp kovalıyor. Selcen Hatun bunu böyle gördü, içine ateş düştü. Bir bölük kaza şahin girmiş gibi kafire at sürdü. Bir uçundan kırıp kafiri öbür ucuna çıktı.<br />
Kan Turalı baktı gördü ki bir kimse düşmanı önüne katmış kovalıyor. Selcen olduğunu bilmedi, kızdı. Burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Kalkıp yerinden doğrulan yiğit ne yiğitsin<br />
<br />
Yelesi kara cins atına binen yiğit ne yiğitsin<br />
<br />
Birdenbire başlar kesen<br />
<br />
Destursuzca57 benim düşmanıma giren yiğit ne yiğitsin<br />
<br />
Destursuzca düşmana girmek bizim elde ayıp olur<br />
<br />
Bre yürü<br />
<br />
Doğan kuş olarak ucayım mı<br />
<br />
Sakalınla boğazından futayım mı<br />
<br />
Ansızın senin başını ben keseyim mi<br />
<br />
Alca kanını yer yüzüne dökeyim mi<br />
<br />
Kara başını terkiye58 asayım mı<br />
<br />
Bre belası gelmiş yiğit ne yiğitsin<br />
<br />
Çekilip dön<br />
dedi Selcen Hatun burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Hey yiğidim bey yiğidim<br />
<br />
Develer yavrusundan döner mi olur<br />
<br />
Kara koçta cins atlar<br />
<br />
Taycığını teper mi olur<br />
<br />
Ağıllarda akça koyun<br />
<br />
Kuzucağını süser mi olur<br />
<br />
Alp yiğitler bey yiğitler<br />
<br />
Sevgilisine kıyar mı olur<br />
<br />
Yiğidim bey yiğidim<br />
<br />
Bu düşmanın bir ucu bana bir ucu sana<br />
<br />
dedi. Kan Turalı bildi ki bu düşmanı basıp dağıtan Selcen Hatundur. Bir tarafına da kendisi girdi. Kılıç çekip yürüdü, kafir basını kesti. Hasım bastırıldı, düşman kırıldı. Selcen Hatun Kan Turalı’yı at arkasına aldı çıktı. Giderken Kan Turalı’nın fikrine bu geldi ki:<br />
Kalkıp ey Selcen Hatun doğrulduğunda<br />
<br />
Yelesi kara cins atına bindiğinde<br />
<br />
Babamın ak otağının eşiğine indiğinde<br />
<br />
Oğuzun ela gözlü kızı gelini destan anlattığında<br />
<br />
Herkes sözünü söylediğinde<br />
<br />
Sen orada durasın övünesin<br />
<br />
Kan Turalı perişan oldu<br />
<br />
At arkasına aldım çaktım diyesin<br />
<br />
Gözüm döndü gönlüm gitti<br />
<br />
Öldürürüm seni<br />
<br />
dedi. Selcen Hatun durumun ne olduğunu bilip söylemiş, görelim hanım ne söylemiş<br />
<br />
Der:<br />
Bey yiğit<br />
<br />
Övunürse erkek övüncün aslandır<br />
<br />
Övünmekle kadın erkek olmaz<br />
<br />
Alacak yorgan içinde seninle sarmaşmadım<br />
<br />
Tatlı damak tutarak emişmedim<br />
<br />
Al duvağımın altından söyleşmedim<br />
<br />
Tez sevdin tez usandın kavat oğlu kavat<br />
<br />
Kadir Allah bilir ben sana<br />
<br />
Munisim yarim kıyma bana<br />
<br />
dedi. Kan Turalı der: Yok, elbette öldürmem gerektir dedi. Kız hiddetlendi, der: Bre kavat oğlu kavata ben aşağı kulpa yapışıyorum, sen yukarı kulpa yapışıyorsun, bre kavat oğlu, okunla mı, kılıcınla mı, gel beri konusalım dedi.<br />
<br />
Atını tepti, bir yüksek yere çıktı. Okluğundan doksan okunu yere döktü. İki okun temrenini çıkardı. Birini yaya taktı, birini eline aldı. Temrenli ok île atmağa kıyamadı. Der: Yiğit at okunu. Kan Turalı der: Kızların yolu evveldir, önce sen at dedi. Kız bir oku Kan Turalı’ya attı. Şöyle ki başında olan bit ayağına indi. İleri gelip Selcen Hatun’u kucaklayıp barışmışlar, emişmişler. Kan Turalı burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Işıl ışıl ışıldayan ince elbiselim<br />
<br />
Yere basmayıp yürüyen servi boylum<br />
<br />
Kar üzerine kan damlamış gibi kızıl yanaklım<br />
<br />
Çift badem sığmayan dar ağızlım<br />
<br />
Ressamların59 çizdiği kara kaçtım<br />
<br />
Kurumsu60 kırk tutam kara saçlım<br />
<br />
Aslan soyu sultan kızı<br />
<br />
Öldürmeğe ben seni kıyar mıydım<br />
<br />
Kendi canıma kıyarım ben sana kıymam<br />
<br />
Ben seni deniyordum<br />
<br />
dedi. Selcen Hatun da burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:<br />
<br />
Der:<br />
Kalkarak yerimde n doğrulurdum<br />
<br />
Yelesi kara cins atıma binerdim<br />
<br />
Babamın ak otağından çıkardım<br />
<br />
Arku Bedi Ala Dağı avlardım<br />
<br />
Alaca geyik yabani geyik kovalardım<br />
<br />
Çekince bir ok ile vururdum<br />
<br />
Temrensiz ok ile yiğit seni deniyordum<br />
<br />
Öldürmeğe yiğidim ben seni kıyar mıydım<br />
<br />
dedi. Irağından yakınından geliştiler. gizli yaka tutarak koklaştılar, tatlı damak vererek emiştiler, ak boz atlara binerek koşuştular, bey babasının yanına eriştiler.<br />
Babası oğlancığını gördü Allah’a şükürler eyledi. Oğlu ile, gelini ile Kanglı Koca Oğuz’a girdi. Yeşil, alaca, güzel çimene çadır dikti. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. Düğün etti. Kudretli Oğuz beylerini ağırladı. Altınlıca gölgeliğini dikip Kan Turalı gelin odasına girip muradına maksuduna erişti.<br />
Dedem Korkut gelip neşeli havalar çaldı, destan söyledi deyiş dedi, gazi erenlerin başına ne geldiğini söyledi.<br />
Şimdi hani dediğim bey erenler<br />
<br />
Dünya benim diyenler<br />
<br />
Ecel aldı yer gizledi<br />
<br />
Fani dünya kime kaldı<br />
<br />
Gelimli gidimli dünya<br />
<br />
Son ucu ölümlü dünya<br />
Ecel geldiğinde on imandan ayırmasın. Kadir seni namerde muhtaç etmesin. Allah’ın verdiği ümidin kesilmesin. Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Amin diyenler Tanrı’nın yüzünü görsün. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammed Mustafa’ya bağışlasın hanım hey!…..]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>