<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İslami Forum - Psikoloji]]></title>
		<link>https://islamiforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İslami Forum - https://islamiforum.net]]></description>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 23:48:02 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Takınıtlar,Korkular,Vesvese (Obsesif OKB)]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-takinitlar-korkular-vesvese-obsesif-okb</link>
			<pubDate>Wed, 22 Jun 2016 00:23:43 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=31257">ssdkl</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-takinitlar-korkular-vesvese-obsesif-okb</guid>
			<description><![CDATA[vesvese dediğimiz OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk).<br />
Bu hastalık belki de çoğu fiziksel hastalıktan daha zararlı insan için. Bu hastalığı geçiren biri olarak bu hastalık hakkındaki bilgilerimi, internetten araştırdıklarımı yaşadıklarımı ve bu hastalıktan ALLAH (CELLE CELALÜHU)’NUN beni nasıl kurtardığını anlatmak istiyorum sizlere.<br />
Obsesyon<br />
Kişinin zihnine girmesine engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir. Kişinin isteği dışında gelirler, kişi tarafından mantıkdışı olarak değerlendirilirler ve yoğun sıkıntı ve huzursuzluğa yani anksiyeteye neden olurlar.<br />
<br />
Kompulsiyon<br />
Obsesyonların neden olduğu yoğun sıkıntı ve huzursuzluğu azaltmak ya da ortadan kaldırmak üzere yapılan yineleyici davranış ve zihinsel eylemlerdir.<br />
<br />
Bu hastalığın çeşitleri vardır. Mesela bulaşma ve temizlik obsesyonu, kuşku ve kontrol obsesyonu, cinsel obsesyonlar,dini obsesyonlar vs.<br />
Örneğin, bulaşma ve temizlik obsesyonu olan bir kişi ev ortamı dışında tuvalete gitmiyor, evde de tuvalete her gittiğinde idrar sıçradığı şeklinde takıntılı düşünceler ile çoraplarını ve pantolonunu değiştiriyormuş.<br />
Kuşku ve kontrol obsesyonu olan biri her akşam işinden evine döndüğünde otomobilini park edip evine girdikten sonra otomobilin kapısını kilitlediğinden emin olmuyor ve bazen iki-üç kez olmak üzere sokağa çıkıp otomobil kapılarını kontrol ediyormuş. Ayrıca bu obsesyonu olan kişiler acaba başkalarına zarar verir miyim gibi düşüncelere de kapılabiliyorlarmış.<br />
Vesvese dediğimiz dini obsesyonlar ise mesela namaz kılarken ALLAHU TEALA’NIN (CELLE CELALÜHU) varlığı hakkında şüpheler, Allah’a karşı küfür (haşa), ahiret hakkında şüpheler şeklinde olabiliyor. Gerçekten böyle düşünceler insanları sarsabiliyor.<br />
Mesela bir şeyi tekrar tekrar yapma ,bir yazıyı tekrar tekrar okuma, örneğin takacağı tokayı belirli bir sayıya göre takma da bu hastalığın belirtilerindendir.<br />
Bu belirtilerden bir ya da birkaçı sizde varsa hemen bu hastalığa sahip olduğunuzu düşünmeyin. Çünkü bu tür takıntılar hayatlarının bir döneminde insanların başına gelebilir. Burada önemli olan düşüncelerin sizi ciddi anlamda rahatsız etmesi, saçma olduğunu bilseniz de kafanızdan atamamanız ve kompulsiyonların da olmasıdır. Ancak her zaman da kompulsiyon olmayabilir.<br />
Evet bu hastalığı ben de yaşadım. Öncelikle sayma,tekrar takıntılarım vardı. Daha sonra kompulsiyondan çok obsesyonlar oluştu ben de. Ama Allah’a bin şükür, şu anda çok iyiyim.<br />
Bilmeliyiz ki tedbir kuldan, takdir Allah’tandır.Eğer hastalığın sizde de olduğundan şüpheliyseniz ve ciddi anlamda sorunları yaşıyorsanız  muhakkak bir doktora görünmelisiniz. Ancak şunu söylemeliyim ki, takıntılarınız dini ise doktorunuzu iyi seçmelisiniz. Unutmayalım Efendimiz; "Allah Teâlâ Hazretleri hastalığı da ilacı da indirmiştir. Ve her hastalığa bir ilaç varetmiştir. Öyleyse tedavi olun. Ancak haram olan şeyle tedavi olmayın." [Ebu Dâvud, Tıbb 11, (3874).] buyurmuştur.<br />
Doktorun size tavsiye ettiği şeylere uymakla beraber, benim tavsiyem de sürekli Allah celle celalühu’nun rahmetiyle ilgili ayet,hadis,kıssa vb. şeyler okumanızdır. Çünkü Allah’ın rahmetini duymak beni bu süreçte ve bu süreç dışında her zaman rahatlattı. Ayrıca şunu da bilmelisiniz ki bu hastalık sabır gerektiren bir hastalıktır. Sabretmelisiniz. Allah sabredenlerin mükafatını zayi etmez bunu bilin. Allah celle celalühu bu hastalığı yaşayan herkese sabır versin, Es-Selam ismiyle selamete çıkarsın. Ayrıca bu hastalığın dini boyutunu yani vesvese kısmını yaşıyorsanız, şeytanın düşmanınız olduğunu ve bunun da sizin sınavınız olduğunu unutmayın. Takıntılarınızı not alıp, bunları yapmamaya çalışmanız ve sonuçta yapmamaya başladığınız anda itibaren de o kağıda işaret koymanızı tavsiye ederim. Yardım ve başarı Allah’tandır. Hastalığınız şifaya kavuştuğunda ise o kağıtları saklamayın. Bu hastalığınız şifaya kavuştuğunda belki de sabretmeyi ve sabrın mükafatını daha iyi öğreneceksiniz. Ve kesinlikle namazda aklınıza vesvese geliyor diye namazı bırakmayın. Unutmayın dertlerin çaresi Allah’tan kaçmak değil Allah’a yaklaşmaktır.  Ne olursa olsun o namazı kılın. Şu hadisi okuyun:<br />
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in ashabından bir kısmı ona sordular:<br />
"Bazılarımızın aklından bir kısım vesveseler geçiyor, normalde bunu söylemenin günah olacağına kaniyiz."<br />
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):<br />
"Gerçekten böyle bir korku duyuyor musunuz?" diye sordu. Oradakiler "Evet!.." deyince: "İşte bu (korku) imandan gelir (vesvese zarar vermez)" dedi." [Müslim, İman 209 (132); Ebu Dâvud, Edeb 118 (5110)]<br />
Allah’ın(celle celalühu)  rahmetinden ümidinizi bir an bile kesmeyin. Bu hastalıktan şifaya kavuşacağınız zamanı düşünün ve daha şimdiden şükretmeye başlayın. Durumu sizden iyi olanlara bakmak yerine, kötü olanlara bakıp şükredin.<br />
(Musa A.S): “Hayır, muhakkak ki Rabbim benimle beraber, O, beni hidayete (kurtuluşa) ulaştıracaktır.” dedi. -ŞUARA-62<br />
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.<br />
Senin için bağrını açmadık mı?<br />
İndirmedik mi senden o yükünü?<br />
O sırtında gıcırdamakta olan (ve bu şekilde sana eziyet veren) yükünü? <br />
Senin şanını yüceltmedik mi?<br />
Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık var.<br />
Evet o zorlukla beraber bir kolaylık var!<br />
O halde boş kaldığında yine kalk yorul!<br />
Ve ancak Rabbinden ümit et, hep O'na doğrul! -İNŞİRAH SURESİ<br />
Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[vesvese dediğimiz OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk).<br />
Bu hastalık belki de çoğu fiziksel hastalıktan daha zararlı insan için. Bu hastalığı geçiren biri olarak bu hastalık hakkındaki bilgilerimi, internetten araştırdıklarımı yaşadıklarımı ve bu hastalıktan ALLAH (CELLE CELALÜHU)’NUN beni nasıl kurtardığını anlatmak istiyorum sizlere.<br />
Obsesyon<br />
Kişinin zihnine girmesine engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir. Kişinin isteği dışında gelirler, kişi tarafından mantıkdışı olarak değerlendirilirler ve yoğun sıkıntı ve huzursuzluğa yani anksiyeteye neden olurlar.<br />
<br />
Kompulsiyon<br />
Obsesyonların neden olduğu yoğun sıkıntı ve huzursuzluğu azaltmak ya da ortadan kaldırmak üzere yapılan yineleyici davranış ve zihinsel eylemlerdir.<br />
<br />
Bu hastalığın çeşitleri vardır. Mesela bulaşma ve temizlik obsesyonu, kuşku ve kontrol obsesyonu, cinsel obsesyonlar,dini obsesyonlar vs.<br />
Örneğin, bulaşma ve temizlik obsesyonu olan bir kişi ev ortamı dışında tuvalete gitmiyor, evde de tuvalete her gittiğinde idrar sıçradığı şeklinde takıntılı düşünceler ile çoraplarını ve pantolonunu değiştiriyormuş.<br />
Kuşku ve kontrol obsesyonu olan biri her akşam işinden evine döndüğünde otomobilini park edip evine girdikten sonra otomobilin kapısını kilitlediğinden emin olmuyor ve bazen iki-üç kez olmak üzere sokağa çıkıp otomobil kapılarını kontrol ediyormuş. Ayrıca bu obsesyonu olan kişiler acaba başkalarına zarar verir miyim gibi düşüncelere de kapılabiliyorlarmış.<br />
Vesvese dediğimiz dini obsesyonlar ise mesela namaz kılarken ALLAHU TEALA’NIN (CELLE CELALÜHU) varlığı hakkında şüpheler, Allah’a karşı küfür (haşa), ahiret hakkında şüpheler şeklinde olabiliyor. Gerçekten böyle düşünceler insanları sarsabiliyor.<br />
Mesela bir şeyi tekrar tekrar yapma ,bir yazıyı tekrar tekrar okuma, örneğin takacağı tokayı belirli bir sayıya göre takma da bu hastalığın belirtilerindendir.<br />
Bu belirtilerden bir ya da birkaçı sizde varsa hemen bu hastalığa sahip olduğunuzu düşünmeyin. Çünkü bu tür takıntılar hayatlarının bir döneminde insanların başına gelebilir. Burada önemli olan düşüncelerin sizi ciddi anlamda rahatsız etmesi, saçma olduğunu bilseniz de kafanızdan atamamanız ve kompulsiyonların da olmasıdır. Ancak her zaman da kompulsiyon olmayabilir.<br />
Evet bu hastalığı ben de yaşadım. Öncelikle sayma,tekrar takıntılarım vardı. Daha sonra kompulsiyondan çok obsesyonlar oluştu ben de. Ama Allah’a bin şükür, şu anda çok iyiyim.<br />
Bilmeliyiz ki tedbir kuldan, takdir Allah’tandır.Eğer hastalığın sizde de olduğundan şüpheliyseniz ve ciddi anlamda sorunları yaşıyorsanız  muhakkak bir doktora görünmelisiniz. Ancak şunu söylemeliyim ki, takıntılarınız dini ise doktorunuzu iyi seçmelisiniz. Unutmayalım Efendimiz; "Allah Teâlâ Hazretleri hastalığı da ilacı da indirmiştir. Ve her hastalığa bir ilaç varetmiştir. Öyleyse tedavi olun. Ancak haram olan şeyle tedavi olmayın." [Ebu Dâvud, Tıbb 11, (3874).] buyurmuştur.<br />
Doktorun size tavsiye ettiği şeylere uymakla beraber, benim tavsiyem de sürekli Allah celle celalühu’nun rahmetiyle ilgili ayet,hadis,kıssa vb. şeyler okumanızdır. Çünkü Allah’ın rahmetini duymak beni bu süreçte ve bu süreç dışında her zaman rahatlattı. Ayrıca şunu da bilmelisiniz ki bu hastalık sabır gerektiren bir hastalıktır. Sabretmelisiniz. Allah sabredenlerin mükafatını zayi etmez bunu bilin. Allah celle celalühu bu hastalığı yaşayan herkese sabır versin, Es-Selam ismiyle selamete çıkarsın. Ayrıca bu hastalığın dini boyutunu yani vesvese kısmını yaşıyorsanız, şeytanın düşmanınız olduğunu ve bunun da sizin sınavınız olduğunu unutmayın. Takıntılarınızı not alıp, bunları yapmamaya çalışmanız ve sonuçta yapmamaya başladığınız anda itibaren de o kağıda işaret koymanızı tavsiye ederim. Yardım ve başarı Allah’tandır. Hastalığınız şifaya kavuştuğunda ise o kağıtları saklamayın. Bu hastalığınız şifaya kavuştuğunda belki de sabretmeyi ve sabrın mükafatını daha iyi öğreneceksiniz. Ve kesinlikle namazda aklınıza vesvese geliyor diye namazı bırakmayın. Unutmayın dertlerin çaresi Allah’tan kaçmak değil Allah’a yaklaşmaktır.  Ne olursa olsun o namazı kılın. Şu hadisi okuyun:<br />
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in ashabından bir kısmı ona sordular:<br />
"Bazılarımızın aklından bir kısım vesveseler geçiyor, normalde bunu söylemenin günah olacağına kaniyiz."<br />
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):<br />
"Gerçekten böyle bir korku duyuyor musunuz?" diye sordu. Oradakiler "Evet!.." deyince: "İşte bu (korku) imandan gelir (vesvese zarar vermez)" dedi." [Müslim, İman 209 (132); Ebu Dâvud, Edeb 118 (5110)]<br />
Allah’ın(celle celalühu)  rahmetinden ümidinizi bir an bile kesmeyin. Bu hastalıktan şifaya kavuşacağınız zamanı düşünün ve daha şimdiden şükretmeye başlayın. Durumu sizden iyi olanlara bakmak yerine, kötü olanlara bakıp şükredin.<br />
(Musa A.S): “Hayır, muhakkak ki Rabbim benimle beraber, O, beni hidayete (kurtuluşa) ulaştıracaktır.” dedi. -ŞUARA-62<br />
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.<br />
Senin için bağrını açmadık mı?<br />
İndirmedik mi senden o yükünü?<br />
O sırtında gıcırdamakta olan (ve bu şekilde sana eziyet veren) yükünü? <br />
Senin şanını yüceltmedik mi?<br />
Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık var.<br />
Evet o zorlukla beraber bir kolaylık var!<br />
O halde boş kaldığında yine kalk yorul!<br />
Ve ancak Rabbinden ümit et, hep O'na doğrul! -İNŞİRAH SURESİ<br />
Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Paranoid Kişilik Bozukluğu]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-paranoid-kisilik-bozuklugu</link>
			<pubDate>Mon, 11 Jan 2016 18:08:12 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=29967">alpi</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-paranoid-kisilik-bozuklugu</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Acil bakar mısınız?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-acil-bakar-misiniz</link>
			<pubDate>Fri, 18 Sep 2015 16:41:51 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=27434">Vayne</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-acil-bakar-misiniz</guid>
			<description><![CDATA[2 gün öncesinin akşamı sinirlendiğim bir anda 2 adet ilaç aldım. Sabahına 1 tane daha aldım. (antidepresan) 2 gündür başım çok ağrıyor bu gün de mide bulantım oldu. Elimi kaldıracak halim yok kendimi çok bitkin hissediyorum açıkçası bonzai çekmiş gibi evde geziyorum:D Acile gitmem gerekir mi yoksa etkisinin geçmesini mi bakleyeyim?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[2 gün öncesinin akşamı sinirlendiğim bir anda 2 adet ilaç aldım. Sabahına 1 tane daha aldım. (antidepresan) 2 gündür başım çok ağrıyor bu gün de mide bulantım oldu. Elimi kaldıracak halim yok kendimi çok bitkin hissediyorum açıkçası bonzai çekmiş gibi evde geziyorum:D Acile gitmem gerekir mi yoksa etkisinin geçmesini mi bakleyeyim?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İnsan insanın zehrini alır.]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-insan-insanin-zehrini-alir</link>
			<pubDate>Tue, 07 Jul 2015 00:46:02 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=29906">umuteğrisi</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-insan-insanin-zehrini-alir</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İnsan insanın zehrini alır. Sohbet ve yarenlikle derindeki yaralarımız iyileşmeye tutar. Dünyanın bir tinsel devrime ihtiyacı var. Yakınlığın, içerdiği bütün risklere rağmen, her birimize ilaç olabileceğini sanıyorum. Her birimiz günün birinde başka bir ülkede yabancı olarak kendimizi bulabiliriz. Kendi ülkemizde birbirimizin yabancısı haline gelebiliriz. Bakhtin insanın bir kenarda durduğunu, her zaman uçurum sırtı yürüdüğünü söyler. Hepimiz ötekinin kenarındayız ve o da ‘bir öteki olarak benim’ kenarımda yürüyor.<br />
 <br />
Sohbetle dünyaya bir isim vermeye gayret ederiz. Sohbet dünyaya birlikte bir isim verme gayretiyle zuhur eder, eğer ismi ben vermek istiyorsam ve o da bu ismi kabullenmiyorsa zaten bir sohbet gerçekleşmez. Freire’nin dediği gibi, önce onun da dünyaya bir isim verebilme hakkını teslim etmekle işe başlarım. Bütün gayretim onun söz söyleme hakkını elinden alan şiddeti önlemek ve ona, onun kelimelerine dünyamda bir yer açmak için olacaktır. Ancak böylece eşit bir düzlemde bir konuşma başlatabiliriz. Bütün derdim benden farklı olan ondan bir şeyler öğrenmek ve dünyayı isimlendirmenin bu karşılıklı sohbetle gelişebilecek daha güzel yollarını bulmaktır. ‘Ufukların kaynaşması’yla ikimiz de toplamımızdan daha fazlası haline geliriz. Gerçek bir sohbet ikimizde de içgörüler yaratır ve bu içgörü ne sadece bana ne de  sadece ona aittir. Burada korku ve sıkılmaya yer yok zira hakiki sevgi, korkuyu kovar. Sevmekle öğrenmeye de başlarız. Muhatabımın ne olduğunu, neye benzediğini, hikâyesinin bana  ve dünyaya ne sunduğunu böylece anlamaya başlarım<br />
<br />
K.SAYAR</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İnsan insanın zehrini alır. Sohbet ve yarenlikle derindeki yaralarımız iyileşmeye tutar. Dünyanın bir tinsel devrime ihtiyacı var. Yakınlığın, içerdiği bütün risklere rağmen, her birimize ilaç olabileceğini sanıyorum. Her birimiz günün birinde başka bir ülkede yabancı olarak kendimizi bulabiliriz. Kendi ülkemizde birbirimizin yabancısı haline gelebiliriz. Bakhtin insanın bir kenarda durduğunu, her zaman uçurum sırtı yürüdüğünü söyler. Hepimiz ötekinin kenarındayız ve o da ‘bir öteki olarak benim’ kenarımda yürüyor.<br />
 <br />
Sohbetle dünyaya bir isim vermeye gayret ederiz. Sohbet dünyaya birlikte bir isim verme gayretiyle zuhur eder, eğer ismi ben vermek istiyorsam ve o da bu ismi kabullenmiyorsa zaten bir sohbet gerçekleşmez. Freire’nin dediği gibi, önce onun da dünyaya bir isim verebilme hakkını teslim etmekle işe başlarım. Bütün gayretim onun söz söyleme hakkını elinden alan şiddeti önlemek ve ona, onun kelimelerine dünyamda bir yer açmak için olacaktır. Ancak böylece eşit bir düzlemde bir konuşma başlatabiliriz. Bütün derdim benden farklı olan ondan bir şeyler öğrenmek ve dünyayı isimlendirmenin bu karşılıklı sohbetle gelişebilecek daha güzel yollarını bulmaktır. ‘Ufukların kaynaşması’yla ikimiz de toplamımızdan daha fazlası haline geliriz. Gerçek bir sohbet ikimizde de içgörüler yaratır ve bu içgörü ne sadece bana ne de  sadece ona aittir. Burada korku ve sıkılmaya yer yok zira hakiki sevgi, korkuyu kovar. Sevmekle öğrenmeye de başlarız. Muhatabımın ne olduğunu, neye benzediğini, hikâyesinin bana  ve dünyaya ne sunduğunu böylece anlamaya başlarım<br />
<br />
K.SAYAR</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Panik Atak Sorunu Olan Var Mı ?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-panik-atak-sorunu-olan-var-mi</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2014 14:00:56 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=28696">YapRak_</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-panik-atak-sorunu-olan-var-mi</guid>
			<description><![CDATA[Teyzemin kızında var ve zor bi durum , olan var mı aramızda ? Varsada Allah yar ve yardımcıları olsun İnşallah ..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Teyzemin kızında var ve zor bi durum , olan var mı aramızda ? Varsada Allah yar ve yardımcıları olsun İnşallah ..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hayatınızda Hiç Psikoloğa veya PsikLyatr'a gittiniz mi ?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-hayatinizda-hic-psikologa-veya-psiklyatr-a-gittiniz-mi</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2014 13:57:42 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=28696">YapRak_</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-hayatinizda-hic-psikologa-veya-psiklyatr-a-gittiniz-mi</guid>
			<description><![CDATA[Hayatımızda bir çok nedenden dolayı strese giriyoruz maalesef ki bunun hiç yardım aldınız mı ?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hayatımızda bir çok nedenden dolayı strese giriyoruz maalesef ki bunun hiç yardım aldınız mı ?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fobileriniz nelerdir ? Nasıl baş ediyorsunuz ?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-fobileriniz-nelerdir-nasil-bas-ediyorsunuz</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2014 13:52:38 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=28696">YapRak_</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-fobileriniz-nelerdir-nasil-bas-ediyorsunuz</guid>
			<description><![CDATA[Benim fobim yok ama olanlar varsa nasıl baş ettiğinizi paylaşır mısınız ?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Benim fobim yok ama olanlar varsa nasıl baş ettiğinizi paylaşır mısınız ?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[online psikoloji testleri]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-online-psikoloji-testleri</link>
			<pubDate>Wed, 12 Feb 2014 11:57:49 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=27387">psikolojikdeliyimben</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-online-psikoloji-testleri</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kelime Oyunlarıyla Ahlak Nasıl Çökertilir ?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kelime-oyunlariyla-ahlak-nasil-cokertilir</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2013 11:34:57 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=24903">Nazlıcan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kelime-oyunlariyla-ahlak-nasil-cokertilir</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><br />
Ahlakımızı çökertmek için, aile mefhumunu kaldırma, rezaletleri meşru gibi, meşru olanları da kötü gibi gösterme gayretleri devam etmektedir. <br />
Hırsızlık, fuhuş, kumar, esrarkeş ve sarhoş olmak gibi dinimizde kötülükleri, iyi bir şey gibi göstermeye, hafife almaya çalışıyorlar. <br />
<br />
Birkaç örnek verelim:<br />
Hırsızlık yapana çok uyanık veya uyanığın biri diyorlar. Halbuki uyanık açıkgöz, zeki demektir.<br />
<br />
Şoför, kör kütük sarhoş yakalanıyor, alkollü idi, sarhoşken başkasını öldüren birine de, alkol almıştı deniyor. Sanki yanında bir kapta alkol taşıyormuş gibi basit gösteriliyor. <br />
<br />
Ahlaksız bayanlara sosyetik diyerek rezaletlerini hafife almaya çalışıyorlar. <br />
Yurtdışından gelen denetimsiz, frengili, aidsli kötü bayanlara, fahişe denmiyor da, nataşa deniyor. <br />
<br />
Bir erkekle nikahsız gezen fahişeye, o erkeğin dostu diyorlar. Dost ne güzel bir kelimedir, fahişeye dost denir mi hiç? Bunlara metres de diyorlar. Metres, efendi, öğretmen demektir.<br />
<br />
Zina yapılan resmi yerlere, genel ev, özel yerlere randevu evi deniyor. Randevu buluşma demektir. Zina evi denmiyor, buluşma evi deniyor. <br />
<br />
Fahişe için hayat kadını, tele-kız ve daha başka cazip kelimeler kullanıyorlar. Hayat kadını, hayat veren kadın anlamında, Tele kızdaki kız ise, el değmemiş, bâkire anlamındadır. <br />
<br />
Zinayı hafifletmek için, cinsel taciz ifadesi kullanılıyor. Mesela, (Clinton cinsel tacizde bulunmuş) denmişti. <br />
<br />
Zina yerine kaçamak da deniyor, “Ara sıra kaçamak yapmalı” diyorlar. <br />
Puşta, ibneye, daha yumuşak bir kelime, mesela eşcinsel, travesti diyorlar.<br />
<br />
Birbiri ile kötü ilişki kurmaya çalışan bayanlara da lezbiyen, sevici diyorlar. Kötü iş yapmıyor da, sadece seviyor gibi gösteriliyor. <br />
<br />
Aksırınca (hapşırınca) elhamdülillah diyene, yerhamükellah yerine, çok yaşa diyorlar.<br />
<br />
- - -<br />
Kötü şeyler iyi gibi gösterilirken, iyi şeyler de kötü gibi gösteriliyor. <br />
<br />
Birkaç da buna örnek verelim: <br />
<br />
Efendi kelimesi, asırlardır çok kıymetli zatlara verilmişti.<br />
<br />
Başta Peygamberimize, efendimiz diyoruz. Ama bugün, resmi dairelerdeki odacıya, kapıcıya, çaycıya basit işlerde çalışana efendi denerek, efendi kelimesi aşağılanmak isteniyor. <br />
<br />
Başörtüsü, çaycılık ve benzeri hizmetlerde çalışan bayana uygun görülüyor da, memurluk yapan bayana uygun görülmüyor.<br />
<br />
Allah’ın emri olan başörtüsüne, gayri meşru bir kıyafet gibi sıkma baş diyorlar. <br />
Başörtüsü dememek için türban da diyorlar.<br />
Dindar Müslümana, dinci, gerici, yobaz diyorlar. <br />
<br />
Sakallı olanlarına, çember sakallı diyorlar. Kastro tipi sakallılara da özgür sakallı diyorlar. <br />
Milli oyunlara, halk dansları deniliyor. Böylece dansı meşru göstermeye çalışıyorlar. <br />
<br />
Bakire kızlara, bayan diyorlar. Böylece bakireliğin önemi olmadığı havası verilmeye çalışılıyor. <br />
<br />
Allah’a ısmarladık yerine, emir verir gibi, ukalaca kendine iyi bak deniyor. İnşaallah yerine, umarım ki kelimesini kullanıyorlar.<br />
<br />
 Hadis-i şerifte, (İnşaallah demekten daha faziletli iş yoktur) buyuruldu. Kesin işlerde de inşaallah denir. Allahü teâlâ, (Mescid-i harama inşaallah gireceksiniz) buyurdu. Yine Allahü teâlâ, (İnşaallah demeden hiçbir şeyi yarın yapacağım deme) buyurdu. İnşallahla maşallahla olmaz diyerek bu güzel kelimelerle de alay ediyorlar. <br />
<br />
Böylece bizim güzel mefhumlarımız kayboluyor, iyiyi, kötüyü tefrik edemez, anlaşamaz bir toplum haline geliyoruz.<br />
<br />
Bunların oyununa gelmeyelim!</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><br />
Ahlakımızı çökertmek için, aile mefhumunu kaldırma, rezaletleri meşru gibi, meşru olanları da kötü gibi gösterme gayretleri devam etmektedir. <br />
Hırsızlık, fuhuş, kumar, esrarkeş ve sarhoş olmak gibi dinimizde kötülükleri, iyi bir şey gibi göstermeye, hafife almaya çalışıyorlar. <br />
<br />
Birkaç örnek verelim:<br />
Hırsızlık yapana çok uyanık veya uyanığın biri diyorlar. Halbuki uyanık açıkgöz, zeki demektir.<br />
<br />
Şoför, kör kütük sarhoş yakalanıyor, alkollü idi, sarhoşken başkasını öldüren birine de, alkol almıştı deniyor. Sanki yanında bir kapta alkol taşıyormuş gibi basit gösteriliyor. <br />
<br />
Ahlaksız bayanlara sosyetik diyerek rezaletlerini hafife almaya çalışıyorlar. <br />
Yurtdışından gelen denetimsiz, frengili, aidsli kötü bayanlara, fahişe denmiyor da, nataşa deniyor. <br />
<br />
Bir erkekle nikahsız gezen fahişeye, o erkeğin dostu diyorlar. Dost ne güzel bir kelimedir, fahişeye dost denir mi hiç? Bunlara metres de diyorlar. Metres, efendi, öğretmen demektir.<br />
<br />
Zina yapılan resmi yerlere, genel ev, özel yerlere randevu evi deniyor. Randevu buluşma demektir. Zina evi denmiyor, buluşma evi deniyor. <br />
<br />
Fahişe için hayat kadını, tele-kız ve daha başka cazip kelimeler kullanıyorlar. Hayat kadını, hayat veren kadın anlamında, Tele kızdaki kız ise, el değmemiş, bâkire anlamındadır. <br />
<br />
Zinayı hafifletmek için, cinsel taciz ifadesi kullanılıyor. Mesela, (Clinton cinsel tacizde bulunmuş) denmişti. <br />
<br />
Zina yerine kaçamak da deniyor, “Ara sıra kaçamak yapmalı” diyorlar. <br />
Puşta, ibneye, daha yumuşak bir kelime, mesela eşcinsel, travesti diyorlar.<br />
<br />
Birbiri ile kötü ilişki kurmaya çalışan bayanlara da lezbiyen, sevici diyorlar. Kötü iş yapmıyor da, sadece seviyor gibi gösteriliyor. <br />
<br />
Aksırınca (hapşırınca) elhamdülillah diyene, yerhamükellah yerine, çok yaşa diyorlar.<br />
<br />
- - -<br />
Kötü şeyler iyi gibi gösterilirken, iyi şeyler de kötü gibi gösteriliyor. <br />
<br />
Birkaç da buna örnek verelim: <br />
<br />
Efendi kelimesi, asırlardır çok kıymetli zatlara verilmişti.<br />
<br />
Başta Peygamberimize, efendimiz diyoruz. Ama bugün, resmi dairelerdeki odacıya, kapıcıya, çaycıya basit işlerde çalışana efendi denerek, efendi kelimesi aşağılanmak isteniyor. <br />
<br />
Başörtüsü, çaycılık ve benzeri hizmetlerde çalışan bayana uygun görülüyor da, memurluk yapan bayana uygun görülmüyor.<br />
<br />
Allah’ın emri olan başörtüsüne, gayri meşru bir kıyafet gibi sıkma baş diyorlar. <br />
Başörtüsü dememek için türban da diyorlar.<br />
Dindar Müslümana, dinci, gerici, yobaz diyorlar. <br />
<br />
Sakallı olanlarına, çember sakallı diyorlar. Kastro tipi sakallılara da özgür sakallı diyorlar. <br />
Milli oyunlara, halk dansları deniliyor. Böylece dansı meşru göstermeye çalışıyorlar. <br />
<br />
Bakire kızlara, bayan diyorlar. Böylece bakireliğin önemi olmadığı havası verilmeye çalışılıyor. <br />
<br />
Allah’a ısmarladık yerine, emir verir gibi, ukalaca kendine iyi bak deniyor. İnşaallah yerine, umarım ki kelimesini kullanıyorlar.<br />
<br />
 Hadis-i şerifte, (İnşaallah demekten daha faziletli iş yoktur) buyuruldu. Kesin işlerde de inşaallah denir. Allahü teâlâ, (Mescid-i harama inşaallah gireceksiniz) buyurdu. Yine Allahü teâlâ, (İnşaallah demeden hiçbir şeyi yarın yapacağım deme) buyurdu. İnşallahla maşallahla olmaz diyerek bu güzel kelimelerle de alay ediyorlar. <br />
<br />
Böylece bizim güzel mefhumlarımız kayboluyor, iyiyi, kötüyü tefrik edemez, anlaşamaz bir toplum haline geliyoruz.<br />
<br />
Bunların oyununa gelmeyelim!</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İslami hassasiyet nedeniyle terapiye başvuramayanlar için online terapi alternatifmi?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-islami-hassasiyet-nedeniyle-terapiye-basvuramayanlar-icin-online-terapi-alternatifmi</link>
			<pubDate>Wed, 26 Dec 2012 01:17:27 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=23892">ibzk</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-islami-hassasiyet-nedeniyle-terapiye-basvuramayanlar-icin-online-terapi-alternatifmi</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[egomuz..]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-egomuz</link>
			<pubDate>Sat, 18 Aug 2012 01:18:06 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-egomuz</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuk psikolojisi.]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-cocuk-psikolojisi</link>
			<pubDate>Tue, 14 Aug 2012 12:52:34 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-cocuk-psikolojisi</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sosyalleşme becerisinin kazanıldığı 3 yaşa kadar çocuklar bir taraftan Ayrılık korkusu sanıldığının aksine sadece çalışan annelerin çocuklarında görülmez. Uygun bir dille anlatıldığında çocuklar annelerinin işe gitmeleri gerektiğini ve akşam eve geri döneceklerini anlar ve kabullenir. Yaşamın ilk yılı bebeğin anneye her yönüyle bağımlı olduğu bir dönemdir. Çocuk yürümeye ve koşmaya başladığında ise kendi başına hareket etme, bağımsız olma isteği içinde olmasına rağmen anneyi etrafında görmekten, onun yanında olmaktan hoşlanır.anneden ayrışmaya çalışırken bir taraftan da bağımlılığı devam ettirirler. 3 yaşa kadar görülen bu bağımlı ilişkinin bu yaştan sonra azalması, ilişki boyutunun bağımlılıktan bağlılığa dönüşmesi beklenir. 3 yaş itibariyle azalması beklenen bağımlılığın toplumumuzda uzun yıllar devam ettiğini, hatta çocuk sahibi birçok yetişkinin kendi annelerine olan bağımlılıklarının sürdüğünü görüyoruz. Ayrışma sürecinin beklenen zamanda gerçekleşmemesi, bağımlılığın devam etmesi durumunun anne baba tutumlarından kaynaklandığı söylenebilir. Bağımlılık geliştiren çocukların annelerinin aşırı koruyucu, babalarının ise daha uzak davrandıkları ya da her iki ebeveynin de aşırı korumacı tutum sergiledikleri bilinmektedir. 2 yaşından itibaren çocuklar bazı işleri kendi başlarına yapmak isterler ve bu konuda ısrarcı davranırlar. Yaşına uygun olarak çocuğun bazı işleri kendi başına yapması için fırsat tanımak ve çocuğu desteklemek gerekir. 3-4 yaş çocukları kendi başlarına ya da az destekle yemek yemek, giyinmek, oyuncaklarını toplamak, el yüz yıkamak, tuvalet ihtiyacını uygun şekilde gidermek gibi işleri yapabilirler. Bu becerilere sahip olan bir çocuğa işini kendi başına yapması konusunda izin vermemek, onun yerine her şeyi yapmak çocuğun anneye olan bağımlılığını arttırdığı gibi özgüvenini de olumsuz yönde etkiler. Bağımlı çocuk annesinin eteğinden ayrılmaz, annenin tuvalete gitmesine bile dayanamaz, kısa süreli de olsa yalnız kalamaz, güvensiz ve ürkek davranır, yaşıtlarıyla ilişki kurmakta zorlanır, sürekli ağlayan, mızıldanan bir çocuk haline gelir.<br />
<br />
3 yaşa kadar normal kabul edilen bağımlılığın bu yaştan itibaren azalması beklenir. Bu yaştan sonra devam eden bağımlılık durumlarında anne babaların her şeyden önce çocuklarının artık bakıma muhtaç bir bebek değil de büyümekte olan bir birey olduğunu kabul etmeleri gerekir. Kendi başına yapabileceği işler konusunda desteklemek, yol göstermek, yapabileceği konusunda ona güven vermek, isteklerini dile getirmesi konusunda fırsat vermek gerekir.<br />
<br />
Çocuklar bebeklik döneminden itibaren kısa sürelerle anneden ayrı kalabilirler. 3-4 yaşlarında ise gün boyu anneden ayrı kalabilir, hatta zorunlu durumlarda birkaç haftalığına bile anneden ayrı kalmaya dayanabilirler. Bağımlılık özelliği gösteren çocuklar ise ev içerisinde bile anneden ayrı bir odada durmakta, kendi başına oyun oynamakta zorlanır. Ayrılık korkusu sanıldığının aksine sadece çalışan annelerin çocuklarında görülmez. Uygun bir dille anlatıldığında çocuklar annelerinin işe gitmeleri gerektiğini ve akşam eve geri döneceklerini anlar ve kabullenir. Her çocuk annesinin yanından ayrılmasından huzursuz olur, geri dönüp dönmeyeceği konusunda endişe yaşar. Bağımlılık özelliği devam eden çocuklarda bu endişe diğer çocuklara oranla daha yoğun yaşanmaktadır. Çocuğun kısa sürelerle tanıdığı, güvendiği kişilerle kalmasını sağlamak, nereye gidileceği ve ne zaman dönüleceği konusunda doğru bilgi vermek, gerekirse bunu saat üzerinde göstermek, koşullar uygunsa sizi arayabileceğini söylemek çocuğun anneden ayrı kalmayı öğrenmesini kolaylaştıracak yöntemlerdir.<br />
<br />
Anneden ayrılmakta zorlanan çocuklar yuvaya gitmekte ve uyum sağlamakta da zorlanmaktadır. Yuva çocuğun sadece bakıldığı ya da oyun oynadığı bir ortam değil, sosyalleşme becerisinin geliştiği, kurallara uymayı, yaşıtlarıyla ilişki kurmayı, paylaşmayı öğrendiği sosyal bir ortamdır. Özellikle bağımlılık özelliği devam eden çocukların yuvaya gitmeleri bu bağımlılığın azalmasını sağlamaktadır. Ancak burada yine anne baba tutumları önemli rol oynar. Anne babalar öncelikle yuvanın sosyal öğrenme ortamı ve çocuğun sosyal gelişiminde önemli rolü olduğunu kabul etmelidirler. Annesinden hiç ayrı kalmamış bir çocuğun bir anda hiç tanımadığı bir ortama girmesi ve orada kalması çok zordur. Yuvaya başlama düşüncesi oluştuğunda en azından birkaç ay öncesinden çocuğun kısa sürelerle tanıdığı kişilerin yanında kalmasını sağlayarak işe başlayabilirsiniz. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise yine birkaç ay öncesinden çocuğa yuva ortamını, orada yapılacak faaliyetleri anlatmak, yuvaların önünden geçerek nasıl bir yer olduğunu göstermek, farklı yuvaları ziyaret ederek kısa sürelerle oynamasını sağlamak çocuğun yuvayı tanımasını sağlayacak etkinliklerdir. Yuvaya başladığı dönemde de onu ne zaman yuvaya götüreceğinizi, ne zaman ve kimin alacağını etkinliği belirterek söylemek, gün içerisinde yuvada neler yapacağını anlatmak önemlidir. Özellikle yuvadan alma saati konusunda doğruyu söylemek ve buna mümkün olduğunca uymak çocuğun güven duygusunun gelişmesi açısından çok önemlidir. Ayrılma korkusu yaşayan birçok çocuk yuvaya gitmemek için çeşitli yollar dener. Ağlama, karın ağrısı, kusma bu yaşlarda en sık görülen belirtilerdir. Bu tepkiler karşısında çocuğu yuvaya göndermemek yuvaya alışmayı zorlaştıracağı gibi bağımlılığı da pekiştirecektir. Bu noktada kararlı ve sakin olmak, ağladığı ya da kustuğu için tepki göstermemek, fiziksel bir problem olmadıkça yuvaya gitmesini sağlamak, yuvanın kapısında yaşanan ayrılma törenlerini uzatmamak gerekir. Ayrılık endişesinin okul öncesi dönemde halledilmediği durumlarda benzer durumların okul döneminde görüleceği unutulmamalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Anne babalar kendilerine bağımlı çocuklar yetiştirmek istiyorlarsa şunları yapmalıdırlar:</span><br />
<br />
<br />
* Her işi çocuğun yerine yapın.<br />
<br />
* O dile getirmeden isteklerini anlayın ve yerine getirin.<br />
<br />
* Büyüdüğünü kabullenmeyip hala bir bebekmiş gibi davranın.<br />
<br />
* Becerilerinin gelişmesi için fırsat tanımayın.<br />
<br />
* “Yapamazsın, beceremezsin” diyerek kendi başına yapmakta ısrar ettiği etkinlikleri (yemek yemek gibi) engelleyin.<br />
<br />
* Yürüyebildiği halde bebek arabasında ya da kucağınızda taşıyın.<br />
<br />
* Sürekli “aman, dur, düşersin” gibi ibareler kullanın.<br />
<br />
* Yanınızdan hiç ayırmayın, tanıdığı kişilerle kalmasına izin vermeyin.<br />
<br />
<br />
Bunları yaptığınızda emin olun ki çocuğunuz ömür boyu size bağımlı olacak, siz olmadan hiçbir şey yapamayacaktır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sosyalleşme becerisinin kazanıldığı 3 yaşa kadar çocuklar bir taraftan Ayrılık korkusu sanıldığının aksine sadece çalışan annelerin çocuklarında görülmez. Uygun bir dille anlatıldığında çocuklar annelerinin işe gitmeleri gerektiğini ve akşam eve geri döneceklerini anlar ve kabullenir. Yaşamın ilk yılı bebeğin anneye her yönüyle bağımlı olduğu bir dönemdir. Çocuk yürümeye ve koşmaya başladığında ise kendi başına hareket etme, bağımsız olma isteği içinde olmasına rağmen anneyi etrafında görmekten, onun yanında olmaktan hoşlanır.anneden ayrışmaya çalışırken bir taraftan da bağımlılığı devam ettirirler. 3 yaşa kadar görülen bu bağımlı ilişkinin bu yaştan sonra azalması, ilişki boyutunun bağımlılıktan bağlılığa dönüşmesi beklenir. 3 yaş itibariyle azalması beklenen bağımlılığın toplumumuzda uzun yıllar devam ettiğini, hatta çocuk sahibi birçok yetişkinin kendi annelerine olan bağımlılıklarının sürdüğünü görüyoruz. Ayrışma sürecinin beklenen zamanda gerçekleşmemesi, bağımlılığın devam etmesi durumunun anne baba tutumlarından kaynaklandığı söylenebilir. Bağımlılık geliştiren çocukların annelerinin aşırı koruyucu, babalarının ise daha uzak davrandıkları ya da her iki ebeveynin de aşırı korumacı tutum sergiledikleri bilinmektedir. 2 yaşından itibaren çocuklar bazı işleri kendi başlarına yapmak isterler ve bu konuda ısrarcı davranırlar. Yaşına uygun olarak çocuğun bazı işleri kendi başına yapması için fırsat tanımak ve çocuğu desteklemek gerekir. 3-4 yaş çocukları kendi başlarına ya da az destekle yemek yemek, giyinmek, oyuncaklarını toplamak, el yüz yıkamak, tuvalet ihtiyacını uygun şekilde gidermek gibi işleri yapabilirler. Bu becerilere sahip olan bir çocuğa işini kendi başına yapması konusunda izin vermemek, onun yerine her şeyi yapmak çocuğun anneye olan bağımlılığını arttırdığı gibi özgüvenini de olumsuz yönde etkiler. Bağımlı çocuk annesinin eteğinden ayrılmaz, annenin tuvalete gitmesine bile dayanamaz, kısa süreli de olsa yalnız kalamaz, güvensiz ve ürkek davranır, yaşıtlarıyla ilişki kurmakta zorlanır, sürekli ağlayan, mızıldanan bir çocuk haline gelir.<br />
<br />
3 yaşa kadar normal kabul edilen bağımlılığın bu yaştan itibaren azalması beklenir. Bu yaştan sonra devam eden bağımlılık durumlarında anne babaların her şeyden önce çocuklarının artık bakıma muhtaç bir bebek değil de büyümekte olan bir birey olduğunu kabul etmeleri gerekir. Kendi başına yapabileceği işler konusunda desteklemek, yol göstermek, yapabileceği konusunda ona güven vermek, isteklerini dile getirmesi konusunda fırsat vermek gerekir.<br />
<br />
Çocuklar bebeklik döneminden itibaren kısa sürelerle anneden ayrı kalabilirler. 3-4 yaşlarında ise gün boyu anneden ayrı kalabilir, hatta zorunlu durumlarda birkaç haftalığına bile anneden ayrı kalmaya dayanabilirler. Bağımlılık özelliği gösteren çocuklar ise ev içerisinde bile anneden ayrı bir odada durmakta, kendi başına oyun oynamakta zorlanır. Ayrılık korkusu sanıldığının aksine sadece çalışan annelerin çocuklarında görülmez. Uygun bir dille anlatıldığında çocuklar annelerinin işe gitmeleri gerektiğini ve akşam eve geri döneceklerini anlar ve kabullenir. Her çocuk annesinin yanından ayrılmasından huzursuz olur, geri dönüp dönmeyeceği konusunda endişe yaşar. Bağımlılık özelliği devam eden çocuklarda bu endişe diğer çocuklara oranla daha yoğun yaşanmaktadır. Çocuğun kısa sürelerle tanıdığı, güvendiği kişilerle kalmasını sağlamak, nereye gidileceği ve ne zaman dönüleceği konusunda doğru bilgi vermek, gerekirse bunu saat üzerinde göstermek, koşullar uygunsa sizi arayabileceğini söylemek çocuğun anneden ayrı kalmayı öğrenmesini kolaylaştıracak yöntemlerdir.<br />
<br />
Anneden ayrılmakta zorlanan çocuklar yuvaya gitmekte ve uyum sağlamakta da zorlanmaktadır. Yuva çocuğun sadece bakıldığı ya da oyun oynadığı bir ortam değil, sosyalleşme becerisinin geliştiği, kurallara uymayı, yaşıtlarıyla ilişki kurmayı, paylaşmayı öğrendiği sosyal bir ortamdır. Özellikle bağımlılık özelliği devam eden çocukların yuvaya gitmeleri bu bağımlılığın azalmasını sağlamaktadır. Ancak burada yine anne baba tutumları önemli rol oynar. Anne babalar öncelikle yuvanın sosyal öğrenme ortamı ve çocuğun sosyal gelişiminde önemli rolü olduğunu kabul etmelidirler. Annesinden hiç ayrı kalmamış bir çocuğun bir anda hiç tanımadığı bir ortama girmesi ve orada kalması çok zordur. Yuvaya başlama düşüncesi oluştuğunda en azından birkaç ay öncesinden çocuğun kısa sürelerle tanıdığı kişilerin yanında kalmasını sağlayarak işe başlayabilirsiniz. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise yine birkaç ay öncesinden çocuğa yuva ortamını, orada yapılacak faaliyetleri anlatmak, yuvaların önünden geçerek nasıl bir yer olduğunu göstermek, farklı yuvaları ziyaret ederek kısa sürelerle oynamasını sağlamak çocuğun yuvayı tanımasını sağlayacak etkinliklerdir. Yuvaya başladığı dönemde de onu ne zaman yuvaya götüreceğinizi, ne zaman ve kimin alacağını etkinliği belirterek söylemek, gün içerisinde yuvada neler yapacağını anlatmak önemlidir. Özellikle yuvadan alma saati konusunda doğruyu söylemek ve buna mümkün olduğunca uymak çocuğun güven duygusunun gelişmesi açısından çok önemlidir. Ayrılma korkusu yaşayan birçok çocuk yuvaya gitmemek için çeşitli yollar dener. Ağlama, karın ağrısı, kusma bu yaşlarda en sık görülen belirtilerdir. Bu tepkiler karşısında çocuğu yuvaya göndermemek yuvaya alışmayı zorlaştıracağı gibi bağımlılığı da pekiştirecektir. Bu noktada kararlı ve sakin olmak, ağladığı ya da kustuğu için tepki göstermemek, fiziksel bir problem olmadıkça yuvaya gitmesini sağlamak, yuvanın kapısında yaşanan ayrılma törenlerini uzatmamak gerekir. Ayrılık endişesinin okul öncesi dönemde halledilmediği durumlarda benzer durumların okul döneminde görüleceği unutulmamalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Anne babalar kendilerine bağımlı çocuklar yetiştirmek istiyorlarsa şunları yapmalıdırlar:</span><br />
<br />
<br />
* Her işi çocuğun yerine yapın.<br />
<br />
* O dile getirmeden isteklerini anlayın ve yerine getirin.<br />
<br />
* Büyüdüğünü kabullenmeyip hala bir bebekmiş gibi davranın.<br />
<br />
* Becerilerinin gelişmesi için fırsat tanımayın.<br />
<br />
* “Yapamazsın, beceremezsin” diyerek kendi başına yapmakta ısrar ettiği etkinlikleri (yemek yemek gibi) engelleyin.<br />
<br />
* Yürüyebildiği halde bebek arabasında ya da kucağınızda taşıyın.<br />
<br />
* Sürekli “aman, dur, düşersin” gibi ibareler kullanın.<br />
<br />
* Yanınızdan hiç ayırmayın, tanıdığı kişilerle kalmasına izin vermeyin.<br />
<br />
<br />
Bunları yaptığınızda emin olun ki çocuğunuz ömür boyu size bağımlı olacak, siz olmadan hiçbir şey yapamayacaktır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Melankoli]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-melankoli</link>
			<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 11:57:55 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=437">Sükut</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-melankoli</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Melankoli Nedir ? Melankolik Kimdir ?<br />
<br />
Ortada hiçbir sebep yokken öylesine durduk yere üzülmek … ağlamak …<br />
Bir yandan yalnızlığı seçmek, diğer yandan insanlarla beraber olamayışının hüznünü duymak …<br />
Toplumsallaşmaktan, bir yere bir kimseye bağlı olmaktan korkmak …<br />
Hüzünlü bir şarkı duyduğunda hiçbir yaşanmışlığı olmamasına rağmen uzaklara dalıp gitmek, acı çekmek …<br />
Güzel bi anı düşünüp özlemek, o anı içine çekip hiç bırakmamaktır …<br />
Aynada, gülen yüzünün ağlayan yanını görebilmektir MelankoLi …<br />
‘’ Melankoli, hüzünlü olma mutluluğudur ‘’ Victor Hugo<br />
<br />
Melankoli derin bir keder içinde hüzünlü, acı çeken, yalnız, umutsuz bir insanın içinde bulunduğu durumdur. Melankolik mizaçlı kişiler mutsuzdur. Yalnızlığı, toplumdan uzaklaşmayı ve insanlardan soyutlanmayı tercih ederler. Diğer insanlarla yakın ilişkiler içine girmekten kaçarlar. Yaşamı boş ve anlamsız bulurlar. Keder, mutsuzluk ve değersizlik duyguları içindedirler. Melankoli depresyona dönüşebilir ve ağır depresyonlarda intihara gidilebilir. Depresyon duygusal çöküntü içine girmektir. “Depresif kişiliktekiler çöküntüye yatkındırlar. Özgüvenleri azdır, kötümserdirler, coşkusuzdurlar, insanlarla ilişki kurmazlar”<br />
<br />
“Depresyon genelde günlük klinik deneylere dayanan bir tanımlamadır. Depresyonun arka planını oluşturduğu sıklıkla görülen hüzün; olasılıkla yitirilen bir yakının, günlük yaşamdaki başarısızlıklar, insanlar arasındaki olumsuz ilişkiler sonucu ortaya çıkmaktadır”<br />
<br />
Duygusal çöküntü içinde olanlar hüzünlü bir yüz ifadesine sahiptir. “Gözleri ve ağzı aşağıya doğru sarkıktır. Bakışları boş ve omuzları düşüktür. Elemli ya da ifadesiz bir görünümleri vardır”<br />
<br />
Bu kişilerde durgunluk ve yetersizlik duygusu hakim olabilir. Hiçbir şeye ilgi duymama, rahat uyku uyumama, huzursuzluk, kararsızlık, umutsuzluk ve iştahın kaybolması, iç gerginlik gibi belirtiler olabilir. “ Bu özelliklerin hepsi bir kimsede gözlenmeyebilir. En belirgin özellik kişinin kendini değersiz ve yetersiz görmesidir. Diğer özelliklerden yaygın olanlar yaşama sevincini kaybetme, sürekli yorgun olma, her şeye karamsarlıkla bakmadır”<br />
<br />
Depresyon sonucu ortaya çıkabilen intiharın belirtileri de duygusal çöküntü, sessizlik, kendini beğenmeme, küçük görme, kendini suçlama, uyumsuzluk ve yaşamı anlamsız görmedir. Depresyonu normal üzüntülerden ayıran özellik karamsarlıktır. Kişi yaşantısının ve içinde bulunduğu durumun değişmeyeceğine inanır. Depresyon bir hastalık biçimidir ve tedavi edilebilir.<br />
<br />
Melankolik mizaçta olan kişiler ise bir olay sonrası hüzne ve kedere gömülmezler. Onların durumu ya doğuştan ya da toplumsal nedenler sonucudur. “Melankoli dışa vuran belirtileri nasıl olursa olsun insanın varoluşunu diğer insanlarla olan ilişkilerini irdeleyen bir yaklaşımdır. Melankoli dünyaya gelmesine, fırlatılıp atılmışlığına bir türlü anlam veremeyen dünya ve diğer insanlarla ilişkilerini sorgulayan ve bütün bunlardan acı çeken, korkan, varoluş konumundan sürekli güvensizlik duyan, bir türlü kendisi olamadığını duyumsayan ve düşünen insanın durumudur”<br />
<br />
Melankolik insan huzurlu olabilmek, sakin bir hayat sürebilmek için yalnızlığı seçer. Ancak yalnız olduğunda da hayatla ve insanlarla olan ilişkilerini sorgulaması ve sürekli düşünmesi, kendini suçlaması, varoluşunun nedenini araması gibi sebeplerden dolayı bir türlü dinginliğe ulaşamaz. Sıkıntıları ve bunalımları sona ermez.<br />
<br />
İçinde bulunduğu dünyaya ve topluma uyumsuz olduğunu hisseder. Bu durum bazen onu hüzünlendirirken bazen de memnunluk hissi verir. Olayların, yaşamın ve insanların içinde olmaktansa dışarıdan çıkarsız, amaçsız bir izleyici ve gözlemci olmayı tercih eder. Bitmeyen sıkıntısı, boşluk içinde oluşu ve hüznü onu içinden çıkamayacağı kederlere boğabilir. Hüznü bazen gülerek –Demokritos-, bazen ağlayarak-Heraklitos-, bazen de suskunluğuyla –Hölderlin- açığa çıkabilir. Melankolik kişi duyarlı bir yapıya sahiptir. İnsanlarla iyi ilişkiler kurmak isteyebilir. Ancak doğal olmayan yapmacık ilişkiler sahte kimlikler, maskeler, incelikten yoksun düşüncesiz davranışlarla karşılaştıkça bundan vazgeçip içine kapanır. Bir gün doğal, içten, ruhuna kulak verip onu içinden dışarı yansıtan insanlarla karşılaşmayı ummak ister ama umutsuzdur çünkü insan içinde bulunduğu toplum düzeninde böyle bir şeye pek yatkın değildir. Birbirlerine güvenemeyen insanlardan oluşan toplumlarda maskeler takılmadan rahat edilemez.<br />
<br />
Melankolik kişi çelişkiler içinde kalır, kararsızdır. Bir yandan yalnızlığı seçmesinden hoşnuttur bir yandan da insanların içinde olamayışının hüznünü duyar. İnsanlarla ilişkilerinde hep bir sorun vardır. Anlaşılamaması, mizacı gereği farkındalığı, sosyal olmayı , diğerleri gibi olmayı becerememeleri onu insanlardan uzaklaştırır. Toplumsallaşmaktan, bir yere bir kimseye bağlı olmaktan korkmak melankoliklerin tutumudur. Kendilerine duydukları saygı, kendilerine yönelik olmaları belirgin özelliklerindendir. O nedenle aylaktırlar.<br />
<br />
Melankolik mizaçlı kişilerde hayata karşı ilgisizlik, bezginlik bıkkınlık olabilir. Çökkün, yılgın ruh hali içinde görülebilirler. Geleceğe karşı umutsuzlukla birlikte çaresiz ve zavallı olduklarını hissedebilirler. Yaşamı kendi ellerinde tutamama, var oluşun amacını bulamayıp, kendini oluşturamama korkusu melankoliye neden olur. Kendini oluşturamayınca, bu kendi elinde olmayınca çaresizliğe düşer. Kendisiyle uğraşan, oynayan bir varlığın oyuncağı olduğu duygusuyla bilemediği şeylere kızar*. Ölümün kaçınılmazlığının, varolmanın karşıtı olan varolamamanın ya da hiçliğin bilincindedir. Ölüm hiçlik duygusunu yaratır. “Ölüm düşüncesi melankolik mizacın peşini bırakmadığı içindir ki dünyayı okumayı en iyi bilenler melankoliklerdir.”.<br />
<br />
“Ölümün kaçınılmazlığının arada bir fark edilmesini ya da boşluk, yalnızlık ve insanlardan soyutlanma duyguları içerir. Ancak kendi varlığının farkında olabilmesi için olaylarla etkileşimde bulunması gerekir. Bu etkileşim olmadan dıştan bakışta bir insan gibi görünse de diğer insanlar için hiçbir anlam taşıyamaz. Olaylarla iletişimi ve ilişkisi dış dünyadan soyutlanmamasını sağlar”<br />
<br />
Melankolik kişi yüreğini yiyip bitiren bir şeylerin varlığını hisseder. İçini kemiren bu şeye teslim olmak istemez ancak çaresizlik içinde onunla mücadele etme gücünü yitirir. “Uyum sağlamayı, boyun eğmeyi beceremez. Sürekli arayış içindedir. Tüm şeylerin hiçliğini keşfeder. İçinde kıpraşıp durduğu olumsuzlama boşluğunda güvensizliği tek olumluluk olarak kalır. Ama güvensizlik verimsizdir, tüm içsel kuvveti tüketir”<br />
<br />
Arayış olanaksız bir dünyaya doğrudur. Bu dünyada olmayan başkalıkların özlemi içindedir. Uyumsuzluğu ve kabullenemeyişi bundandır. Dünyanın zevklerini hor görür. Nietzsche’nin dediği gibi ‘sürülere özgü zevkler herkes için değildir’. Uyumsuzluk acı verse de, acıdan kıvransalar da kendilerini bir yere, bir tanıma yerleştirmek istemezler ve herkes gibi yaşamak onlara korkunç görünür.<br />
<br />
Yabani olmak, yalnız bir münzevi olmak, hırs içinde olmamak belirgin özelliklerindendir. Kendine kaçışları hem en güzel hem de en sıkıntılı anlarıdır. Güzeldir çünkü kendisini kendinden başka anlayacak biri daha yoktur. Sıkıntılıdır çünkü sorgulamaları, kendini suçlamaları, düşüncelere dalması onu içinden çıkamayacağı durumlara götürür. Melankolik kişi yanlış giden bir şeyleri sezer. Daha iyilerinin olabileceğini düşler ancak başarısızlığa uğrayınca acı çeker. Bu gerilimli ortam sanat ve yaratıcılığın da ortamıdır belki de. Melankolik insan da hep bir karşı koyuş ve başkaldırı görülmüştür. Özgürlüğü arar. İnançlardan uzaklaşınca da acı ve boşluk içine düşer.<br />
<br />
Aristotales ‘Sorunlar’ adlı kitabında melankoliye yer vermiş ve ‘Neden ister felsefede ya da politikada ister şiir ya da sanatta olsun olağanüstü kişilerin hepsi melankoliktir’ diye yazmıştır. “Sıradan insanlarda melankoli hastalığı görülürken doğaları gereği melankolik olanlar hasta değillerdir. Sırdan hastalardan farklıdırlar. Bu farklılık ve olağanüstülük olumlu anlamdadır. Melankolik mizaçlarda normal koşullarda baskı altında tutulan yetenekler ve yaratıcı güçler özgün koşullarda serbest kalır” (9). Hippokrat’a göre korku ve hüzün uzun sürerse melankolik durumdan söz edilebilir. Hippokrat melankoli üzerine çalışmalarda bulunmuştur. Melankoliyi çökkün, umutsuz, tüm cesaretini yitirmiş bir durum, acı içinde kıvranma, ışıktan insandan kaçma, karanlığı sevme ve konuşmaktan kaçma olarak tanımlamıştır. Melankoliklerde uykusuzluk, dalgınlık, korku, öfke, hüzün gibi durumlar görüldüğünü belirtmiştir.<br />
<br />
Melankolik insan her çağda içinde bulunduğu toplumsal koşullardan mutlu olmadığını, olamadığını, yaşama bir anlam veremediğini, topluma uyum sağlayamadığını, toplumsallaşamadığını, bunun içinde bir tür iç göçle kendi içine çekilerek ruhunun bir kısmını olsun kurtarmaya çalıştığını söylemiştir</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Melankoli Nedir ? Melankolik Kimdir ?<br />
<br />
Ortada hiçbir sebep yokken öylesine durduk yere üzülmek … ağlamak …<br />
Bir yandan yalnızlığı seçmek, diğer yandan insanlarla beraber olamayışının hüznünü duymak …<br />
Toplumsallaşmaktan, bir yere bir kimseye bağlı olmaktan korkmak …<br />
Hüzünlü bir şarkı duyduğunda hiçbir yaşanmışlığı olmamasına rağmen uzaklara dalıp gitmek, acı çekmek …<br />
Güzel bi anı düşünüp özlemek, o anı içine çekip hiç bırakmamaktır …<br />
Aynada, gülen yüzünün ağlayan yanını görebilmektir MelankoLi …<br />
‘’ Melankoli, hüzünlü olma mutluluğudur ‘’ Victor Hugo<br />
<br />
Melankoli derin bir keder içinde hüzünlü, acı çeken, yalnız, umutsuz bir insanın içinde bulunduğu durumdur. Melankolik mizaçlı kişiler mutsuzdur. Yalnızlığı, toplumdan uzaklaşmayı ve insanlardan soyutlanmayı tercih ederler. Diğer insanlarla yakın ilişkiler içine girmekten kaçarlar. Yaşamı boş ve anlamsız bulurlar. Keder, mutsuzluk ve değersizlik duyguları içindedirler. Melankoli depresyona dönüşebilir ve ağır depresyonlarda intihara gidilebilir. Depresyon duygusal çöküntü içine girmektir. “Depresif kişiliktekiler çöküntüye yatkındırlar. Özgüvenleri azdır, kötümserdirler, coşkusuzdurlar, insanlarla ilişki kurmazlar”<br />
<br />
“Depresyon genelde günlük klinik deneylere dayanan bir tanımlamadır. Depresyonun arka planını oluşturduğu sıklıkla görülen hüzün; olasılıkla yitirilen bir yakının, günlük yaşamdaki başarısızlıklar, insanlar arasındaki olumsuz ilişkiler sonucu ortaya çıkmaktadır”<br />
<br />
Duygusal çöküntü içinde olanlar hüzünlü bir yüz ifadesine sahiptir. “Gözleri ve ağzı aşağıya doğru sarkıktır. Bakışları boş ve omuzları düşüktür. Elemli ya da ifadesiz bir görünümleri vardır”<br />
<br />
Bu kişilerde durgunluk ve yetersizlik duygusu hakim olabilir. Hiçbir şeye ilgi duymama, rahat uyku uyumama, huzursuzluk, kararsızlık, umutsuzluk ve iştahın kaybolması, iç gerginlik gibi belirtiler olabilir. “ Bu özelliklerin hepsi bir kimsede gözlenmeyebilir. En belirgin özellik kişinin kendini değersiz ve yetersiz görmesidir. Diğer özelliklerden yaygın olanlar yaşama sevincini kaybetme, sürekli yorgun olma, her şeye karamsarlıkla bakmadır”<br />
<br />
Depresyon sonucu ortaya çıkabilen intiharın belirtileri de duygusal çöküntü, sessizlik, kendini beğenmeme, küçük görme, kendini suçlama, uyumsuzluk ve yaşamı anlamsız görmedir. Depresyonu normal üzüntülerden ayıran özellik karamsarlıktır. Kişi yaşantısının ve içinde bulunduğu durumun değişmeyeceğine inanır. Depresyon bir hastalık biçimidir ve tedavi edilebilir.<br />
<br />
Melankolik mizaçta olan kişiler ise bir olay sonrası hüzne ve kedere gömülmezler. Onların durumu ya doğuştan ya da toplumsal nedenler sonucudur. “Melankoli dışa vuran belirtileri nasıl olursa olsun insanın varoluşunu diğer insanlarla olan ilişkilerini irdeleyen bir yaklaşımdır. Melankoli dünyaya gelmesine, fırlatılıp atılmışlığına bir türlü anlam veremeyen dünya ve diğer insanlarla ilişkilerini sorgulayan ve bütün bunlardan acı çeken, korkan, varoluş konumundan sürekli güvensizlik duyan, bir türlü kendisi olamadığını duyumsayan ve düşünen insanın durumudur”<br />
<br />
Melankolik insan huzurlu olabilmek, sakin bir hayat sürebilmek için yalnızlığı seçer. Ancak yalnız olduğunda da hayatla ve insanlarla olan ilişkilerini sorgulaması ve sürekli düşünmesi, kendini suçlaması, varoluşunun nedenini araması gibi sebeplerden dolayı bir türlü dinginliğe ulaşamaz. Sıkıntıları ve bunalımları sona ermez.<br />
<br />
İçinde bulunduğu dünyaya ve topluma uyumsuz olduğunu hisseder. Bu durum bazen onu hüzünlendirirken bazen de memnunluk hissi verir. Olayların, yaşamın ve insanların içinde olmaktansa dışarıdan çıkarsız, amaçsız bir izleyici ve gözlemci olmayı tercih eder. Bitmeyen sıkıntısı, boşluk içinde oluşu ve hüznü onu içinden çıkamayacağı kederlere boğabilir. Hüznü bazen gülerek –Demokritos-, bazen ağlayarak-Heraklitos-, bazen de suskunluğuyla –Hölderlin- açığa çıkabilir. Melankolik kişi duyarlı bir yapıya sahiptir. İnsanlarla iyi ilişkiler kurmak isteyebilir. Ancak doğal olmayan yapmacık ilişkiler sahte kimlikler, maskeler, incelikten yoksun düşüncesiz davranışlarla karşılaştıkça bundan vazgeçip içine kapanır. Bir gün doğal, içten, ruhuna kulak verip onu içinden dışarı yansıtan insanlarla karşılaşmayı ummak ister ama umutsuzdur çünkü insan içinde bulunduğu toplum düzeninde böyle bir şeye pek yatkın değildir. Birbirlerine güvenemeyen insanlardan oluşan toplumlarda maskeler takılmadan rahat edilemez.<br />
<br />
Melankolik kişi çelişkiler içinde kalır, kararsızdır. Bir yandan yalnızlığı seçmesinden hoşnuttur bir yandan da insanların içinde olamayışının hüznünü duyar. İnsanlarla ilişkilerinde hep bir sorun vardır. Anlaşılamaması, mizacı gereği farkındalığı, sosyal olmayı , diğerleri gibi olmayı becerememeleri onu insanlardan uzaklaştırır. Toplumsallaşmaktan, bir yere bir kimseye bağlı olmaktan korkmak melankoliklerin tutumudur. Kendilerine duydukları saygı, kendilerine yönelik olmaları belirgin özelliklerindendir. O nedenle aylaktırlar.<br />
<br />
Melankolik mizaçlı kişilerde hayata karşı ilgisizlik, bezginlik bıkkınlık olabilir. Çökkün, yılgın ruh hali içinde görülebilirler. Geleceğe karşı umutsuzlukla birlikte çaresiz ve zavallı olduklarını hissedebilirler. Yaşamı kendi ellerinde tutamama, var oluşun amacını bulamayıp, kendini oluşturamama korkusu melankoliye neden olur. Kendini oluşturamayınca, bu kendi elinde olmayınca çaresizliğe düşer. Kendisiyle uğraşan, oynayan bir varlığın oyuncağı olduğu duygusuyla bilemediği şeylere kızar*. Ölümün kaçınılmazlığının, varolmanın karşıtı olan varolamamanın ya da hiçliğin bilincindedir. Ölüm hiçlik duygusunu yaratır. “Ölüm düşüncesi melankolik mizacın peşini bırakmadığı içindir ki dünyayı okumayı en iyi bilenler melankoliklerdir.”.<br />
<br />
“Ölümün kaçınılmazlığının arada bir fark edilmesini ya da boşluk, yalnızlık ve insanlardan soyutlanma duyguları içerir. Ancak kendi varlığının farkında olabilmesi için olaylarla etkileşimde bulunması gerekir. Bu etkileşim olmadan dıştan bakışta bir insan gibi görünse de diğer insanlar için hiçbir anlam taşıyamaz. Olaylarla iletişimi ve ilişkisi dış dünyadan soyutlanmamasını sağlar”<br />
<br />
Melankolik kişi yüreğini yiyip bitiren bir şeylerin varlığını hisseder. İçini kemiren bu şeye teslim olmak istemez ancak çaresizlik içinde onunla mücadele etme gücünü yitirir. “Uyum sağlamayı, boyun eğmeyi beceremez. Sürekli arayış içindedir. Tüm şeylerin hiçliğini keşfeder. İçinde kıpraşıp durduğu olumsuzlama boşluğunda güvensizliği tek olumluluk olarak kalır. Ama güvensizlik verimsizdir, tüm içsel kuvveti tüketir”<br />
<br />
Arayış olanaksız bir dünyaya doğrudur. Bu dünyada olmayan başkalıkların özlemi içindedir. Uyumsuzluğu ve kabullenemeyişi bundandır. Dünyanın zevklerini hor görür. Nietzsche’nin dediği gibi ‘sürülere özgü zevkler herkes için değildir’. Uyumsuzluk acı verse de, acıdan kıvransalar da kendilerini bir yere, bir tanıma yerleştirmek istemezler ve herkes gibi yaşamak onlara korkunç görünür.<br />
<br />
Yabani olmak, yalnız bir münzevi olmak, hırs içinde olmamak belirgin özelliklerindendir. Kendine kaçışları hem en güzel hem de en sıkıntılı anlarıdır. Güzeldir çünkü kendisini kendinden başka anlayacak biri daha yoktur. Sıkıntılıdır çünkü sorgulamaları, kendini suçlamaları, düşüncelere dalması onu içinden çıkamayacağı durumlara götürür. Melankolik kişi yanlış giden bir şeyleri sezer. Daha iyilerinin olabileceğini düşler ancak başarısızlığa uğrayınca acı çeker. Bu gerilimli ortam sanat ve yaratıcılığın da ortamıdır belki de. Melankolik insan da hep bir karşı koyuş ve başkaldırı görülmüştür. Özgürlüğü arar. İnançlardan uzaklaşınca da acı ve boşluk içine düşer.<br />
<br />
Aristotales ‘Sorunlar’ adlı kitabında melankoliye yer vermiş ve ‘Neden ister felsefede ya da politikada ister şiir ya da sanatta olsun olağanüstü kişilerin hepsi melankoliktir’ diye yazmıştır. “Sıradan insanlarda melankoli hastalığı görülürken doğaları gereği melankolik olanlar hasta değillerdir. Sırdan hastalardan farklıdırlar. Bu farklılık ve olağanüstülük olumlu anlamdadır. Melankolik mizaçlarda normal koşullarda baskı altında tutulan yetenekler ve yaratıcı güçler özgün koşullarda serbest kalır” (9). Hippokrat’a göre korku ve hüzün uzun sürerse melankolik durumdan söz edilebilir. Hippokrat melankoli üzerine çalışmalarda bulunmuştur. Melankoliyi çökkün, umutsuz, tüm cesaretini yitirmiş bir durum, acı içinde kıvranma, ışıktan insandan kaçma, karanlığı sevme ve konuşmaktan kaçma olarak tanımlamıştır. Melankoliklerde uykusuzluk, dalgınlık, korku, öfke, hüzün gibi durumlar görüldüğünü belirtmiştir.<br />
<br />
Melankolik insan her çağda içinde bulunduğu toplumsal koşullardan mutlu olmadığını, olamadığını, yaşama bir anlam veremediğini, topluma uyum sağlayamadığını, toplumsallaşamadığını, bunun içinde bir tür iç göçle kendi içine çekilerek ruhunun bir kısmını olsun kurtarmaya çalıştığını söylemiştir</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kin ve nefretin en etkili ilacı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kin-ve-nefretin-en-etkili-ilaci</link>
			<pubDate>Mon, 08 Jun 2009 13:30:43 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=15">Reyyan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kin-ve-nefretin-en-etkili-ilaci</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #006400;" class="mycode_color">Osmaniye İl Müftüsü Ramazan Çortul &#8220;Dinimizin temelinde de Allah ve Peygamber sevgisi vardır. Bu sebeple aileler içerisinde birbirlerine gönülden gelen bir saygı sevgi olması gerekir.&#8221; diye konuştu. <br />
<br />
Son günlerde artan cinayet olayları sebebiyle açıklama yapan Ramazan Çortul kavgaların temelinde kin intikam öfke hasetlik ve kıskançlık duygularının yattığını ifade ederek bu duyguların tarih boyunca insanlara çok yanlış işler yaptırdığını vurguladı. <br />
<br />
Bu tür olaylar karşısında aile reislerine büyük görevler düştüğünü ifade eden Çortul &#8220;Evlâtlar arasında mutlaka adaletli davranılması gerekmektedir. Peygamber Efendimiz de özellikle bu konuya dikkat çekmiş ve &#8216;evlâtlarınız arasında adaletle hükmedin adaletli davranın&#8217; demiştir. Bu yapılmadığı zaman evlâtlar arasında hasetlik oluşur.&#8221; dedi. Aileler arasında karşılıklı sevgi saygı ve dayanışmanın her şeyin temeli olduğunu kaydeden Çortul &#8220;Dinimizin temelinde de Allah ve Peygamber sevgisi vardır. Bu sebeple aileler içerisinde birbirlerine gönülden gelen bir saygı sevgi olması gerekir.&#8221; diye konuştu. <br />
<br />
Son günlerde psikolojik bunalımların arttığına dikkat çeken Çortul &#8220;Bu insanlarımızı kınamak ve kızmak bir yana onları tedavi altına alarak rahatlatmak gerekmektedir. İnsanların dertlerini paylaşmak ve onlarla konuşmak şarttır. Çünkü dertler paylaştıkça hafifler sevinçler ise birleştikçe artar. Öfke kin ve nefretten bahsetmeye başlayan kimselerin hemen tedavi altına alınması gerekir.&#8221; şeklinde konuştu. <br />
<br />
Toplumda insan haklarının iyi anlatılması gerektiğinin altını çizen Çortul şunları söyledi: &#8220;Bir insan silâhı çekip sinek öldürür gibi insanları öldürür hale geliyorsa bu kişinin kafasında insan hayatının hiçbir önemi yoktur. O takdirde insan hayatını hiçe sayan her türlü örflere adetlere törelere ve düşüncelere karşı toplum olarak savaşmak mecburiyetindeyiz. Peygamber Efendimiz bu tür olaylara son vermiştir.&#8221; </span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #006400;" class="mycode_color">Osmaniye İl Müftüsü Ramazan Çortul &#8220;Dinimizin temelinde de Allah ve Peygamber sevgisi vardır. Bu sebeple aileler içerisinde birbirlerine gönülden gelen bir saygı sevgi olması gerekir.&#8221; diye konuştu. <br />
<br />
Son günlerde artan cinayet olayları sebebiyle açıklama yapan Ramazan Çortul kavgaların temelinde kin intikam öfke hasetlik ve kıskançlık duygularının yattığını ifade ederek bu duyguların tarih boyunca insanlara çok yanlış işler yaptırdığını vurguladı. <br />
<br />
Bu tür olaylar karşısında aile reislerine büyük görevler düştüğünü ifade eden Çortul &#8220;Evlâtlar arasında mutlaka adaletli davranılması gerekmektedir. Peygamber Efendimiz de özellikle bu konuya dikkat çekmiş ve &#8216;evlâtlarınız arasında adaletle hükmedin adaletli davranın&#8217; demiştir. Bu yapılmadığı zaman evlâtlar arasında hasetlik oluşur.&#8221; dedi. Aileler arasında karşılıklı sevgi saygı ve dayanışmanın her şeyin temeli olduğunu kaydeden Çortul &#8220;Dinimizin temelinde de Allah ve Peygamber sevgisi vardır. Bu sebeple aileler içerisinde birbirlerine gönülden gelen bir saygı sevgi olması gerekir.&#8221; diye konuştu. <br />
<br />
Son günlerde psikolojik bunalımların arttığına dikkat çeken Çortul &#8220;Bu insanlarımızı kınamak ve kızmak bir yana onları tedavi altına alarak rahatlatmak gerekmektedir. İnsanların dertlerini paylaşmak ve onlarla konuşmak şarttır. Çünkü dertler paylaştıkça hafifler sevinçler ise birleştikçe artar. Öfke kin ve nefretten bahsetmeye başlayan kimselerin hemen tedavi altına alınması gerekir.&#8221; şeklinde konuştu. <br />
<br />
Toplumda insan haklarının iyi anlatılması gerektiğinin altını çizen Çortul şunları söyledi: &#8220;Bir insan silâhı çekip sinek öldürür gibi insanları öldürür hale geliyorsa bu kişinin kafasında insan hayatının hiçbir önemi yoktur. O takdirde insan hayatını hiçe sayan her türlü örflere adetlere törelere ve düşüncelere karşı toplum olarak savaşmak mecburiyetindeyiz. Peygamber Efendimiz bu tür olaylara son vermiştir.&#8221; </span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[EN KÖTÜ 10 KORKU]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-en-kotu-10-korku</link>
			<pubDate>Sat, 30 May 2009 21:33:50 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=15">Reyyan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-en-kotu-10-korku</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Herkesin zaman zaman korkular yaşadığı olmuştur. Bu korkuları fobi boyutuna ulaşan insan sayısı da oldukça çoktur. Ancak şimdi okuyacağınız korkular klasik 'yüksekten korkma' ya da 'kapalı alanda kalma korkusu' gibi fobilerden biraz daha farklı... <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><br />
1. Otofobi &#8211; Kişinin kendisinden korkması</span><br />
Yalnızlıktan doğan bir korkudur ve kişi tek başına kalmaktan kaçınır. Daha nadir bir versiyonu ise kendine güvenmemektir. Semptomları ağzın kuruması, mide bulantısı kalp çarpıntısı ve ayrılık hissiyatıdır. Kendinden korkanlar, yalnız kalınca kendine zarar vermekten korkuyor ve bir türlü kendini güvende hissedemiyor. Fobofobi gibi bu korku da nereye giderseniz gidin sizi takip ediyor.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">2. Fobofobi &#8211; Korkmaktan korkmak</span><br />
&#8220;Herhangi bir şeye karşı kendisinde korku gelişmesinden aşırı korkma, fobi kazanmaktan korkma, fobofobi&#8221; olarak sözlükte karşımıza çıkan iki numaralı korkumuz sinir bozuklukları ve yer korkularından kaynaklanıyor. Ancak genellikle herhangi bir şeyden korkma korkusundan kaynaklanıyor. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">3. Koulrofobi &#8211; Palyaço korkusu</span><br />
Çoğunlukla çocuklarda görülse de yetişkin insanlarda da karşılaşılan bu korku yüzün kapatılması ve insanın normalden farklı şekillere girmesinden kaynaklanıyor. Başka nedenleri ise hırsızların, saldırganların ve kötü amaçlı kişilerin yüzünü kapatmasıdır. Bu korkuya sahip olan kişiler palyaço görünce kendisini rahatısız ve tehlikede hissediyor. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">4. Tetrafobi &#8211; Dört sayısından korkmak</span><br />
Bu korku daha çok doğu ülkelerinde bulunuyor çünkü Çince &#8216;dört' ve &#8216;ölüm' neredeyse aynı okunuyor. Aynı şey Japonca ve Korece için de geçerli. Bu, bir korkudan daha çok batıl bir inanç. Batı ülkelerindeki asansörlerde eski zamanlarda 13. katın bulunmaması gibi doğu ülkelerinde de 4. kat bulunmuyordu. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">5. Fagofobi &#8211; Yutkunma korkusu</span><br />
Bu korku çoğu zaman diğer koşullar ve korkulardan kaynaklanıyor. Yutkunmaktan korkan insanlar, yutkunmalarını engelleyen fiziksel bir sorun olmasa bile yutkunamadıklarını söylüyor. Öksürme korkusu da yutkunma korkusuyla bağlantılı ve nedenlerinden birisidir. Bu insanların yemeklerle sorunu yok ancak yutkunmaktan çekiniyorlar. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">6. Jinofobi &#8211; Kadınlardan korkmak</span><br />
Kadın düşmanlığıyla karıştırılmaması gereken bu korku, Amazonlu savaşçı kadınlar, geçmişteki ya da günümüzdeki cadı yakılmalarından kaynaklanıyor olabilir. Kadınlardan korkanlar aynı zamanda asosyal de oluyor ve evlerinden çıktıktan sonra kadınlardan uzak duruyor. <br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><br />
7. Gefirofobi &#8211; Köprü üzerinde ya da suya yakın yerlerde yürüme korkusu</span><br />
Araştırmalara göre Gephyrophobialı kişiler hangi yaşta olurlarsa olsunlar bir köprüde yaşanan sorundan dolayı köprü kullanmaktan çekiniyorlar. Buna köprülerin yıkılması ya da köprü üzerinde yaşanan bir kaza da etkili olabiliyor. <br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><br />
8. Ablütofobi &#8211; Duş alma korkusu</span><br />
Bir diğer saçma korkudan olan Ablutophobia kişisel temizlik korkusudur. Bu korku, kişinin çocukluk zamanlarında duştayken ya da kişisel temizlik sırasında sorun yaşayan (örneğin ölen) kişileri görmesinden kaynaklanıyor. Araştırmaya göre duş almaktan korkanların büyük bir kısmı çocukluk zamanında televizyonda gördüklerinden sonra duş alamamaya başlamış. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">9. Emetofobi &#8211; Kusma Korkusu</span><br />
Bu korku düşünülenden daha fazla kişiyi etkiliyor. Korku, oldukça mantıksız ve kusan kişilerde ortaya çıkıyor. Araştırmalara göre kusmaktan korkan kişiler, kendilerini etkileyebilecek olaylara müdahele edemiyor. Korkunun diğer bir çeşidi ise kusan insanları görmek, duymak ya da kusmuk görmek ya da koklamak. Emetophobia olan kişiler besin zehirlenmesinden de korkuyorlar ve bu yüzden istedikleri herşeyi yiyemiyorlar. Karın ağrısı çektiklerinde hastaneye gitmiyorlar ve kadınlar hamile kalmayı istemiyorlar. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">10. Nomofobi &#8211; Cep telefonu korkusu</span><br />
Listenin son sırasında çünkü henüz bir korku değil. Çok saçma gibi dursa da İngiltere Posta İdaresi'nin yaptığı ankete göre İngilizlerin %53'ü kapsama alanı dışında olmaktan, telefon şarjının bitmesinden ya da telefonu evde unutmaktan endişe duyuyor. <br />
</span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Herkesin zaman zaman korkular yaşadığı olmuştur. Bu korkuları fobi boyutuna ulaşan insan sayısı da oldukça çoktur. Ancak şimdi okuyacağınız korkular klasik 'yüksekten korkma' ya da 'kapalı alanda kalma korkusu' gibi fobilerden biraz daha farklı... <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><br />
1. Otofobi &#8211; Kişinin kendisinden korkması</span><br />
Yalnızlıktan doğan bir korkudur ve kişi tek başına kalmaktan kaçınır. Daha nadir bir versiyonu ise kendine güvenmemektir. Semptomları ağzın kuruması, mide bulantısı kalp çarpıntısı ve ayrılık hissiyatıdır. Kendinden korkanlar, yalnız kalınca kendine zarar vermekten korkuyor ve bir türlü kendini güvende hissedemiyor. Fobofobi gibi bu korku da nereye giderseniz gidin sizi takip ediyor.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">2. Fobofobi &#8211; Korkmaktan korkmak</span><br />
&#8220;Herhangi bir şeye karşı kendisinde korku gelişmesinden aşırı korkma, fobi kazanmaktan korkma, fobofobi&#8221; olarak sözlükte karşımıza çıkan iki numaralı korkumuz sinir bozuklukları ve yer korkularından kaynaklanıyor. Ancak genellikle herhangi bir şeyden korkma korkusundan kaynaklanıyor. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">3. Koulrofobi &#8211; Palyaço korkusu</span><br />
Çoğunlukla çocuklarda görülse de yetişkin insanlarda da karşılaşılan bu korku yüzün kapatılması ve insanın normalden farklı şekillere girmesinden kaynaklanıyor. Başka nedenleri ise hırsızların, saldırganların ve kötü amaçlı kişilerin yüzünü kapatmasıdır. Bu korkuya sahip olan kişiler palyaço görünce kendisini rahatısız ve tehlikede hissediyor. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">4. Tetrafobi &#8211; Dört sayısından korkmak</span><br />
Bu korku daha çok doğu ülkelerinde bulunuyor çünkü Çince &#8216;dört' ve &#8216;ölüm' neredeyse aynı okunuyor. Aynı şey Japonca ve Korece için de geçerli. Bu, bir korkudan daha çok batıl bir inanç. Batı ülkelerindeki asansörlerde eski zamanlarda 13. katın bulunmaması gibi doğu ülkelerinde de 4. kat bulunmuyordu. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">5. Fagofobi &#8211; Yutkunma korkusu</span><br />
Bu korku çoğu zaman diğer koşullar ve korkulardan kaynaklanıyor. Yutkunmaktan korkan insanlar, yutkunmalarını engelleyen fiziksel bir sorun olmasa bile yutkunamadıklarını söylüyor. Öksürme korkusu da yutkunma korkusuyla bağlantılı ve nedenlerinden birisidir. Bu insanların yemeklerle sorunu yok ancak yutkunmaktan çekiniyorlar. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">6. Jinofobi &#8211; Kadınlardan korkmak</span><br />
Kadın düşmanlığıyla karıştırılmaması gereken bu korku, Amazonlu savaşçı kadınlar, geçmişteki ya da günümüzdeki cadı yakılmalarından kaynaklanıyor olabilir. Kadınlardan korkanlar aynı zamanda asosyal de oluyor ve evlerinden çıktıktan sonra kadınlardan uzak duruyor. <br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><br />
7. Gefirofobi &#8211; Köprü üzerinde ya da suya yakın yerlerde yürüme korkusu</span><br />
Araştırmalara göre Gephyrophobialı kişiler hangi yaşta olurlarsa olsunlar bir köprüde yaşanan sorundan dolayı köprü kullanmaktan çekiniyorlar. Buna köprülerin yıkılması ya da köprü üzerinde yaşanan bir kaza da etkili olabiliyor. <br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"><br />
8. Ablütofobi &#8211; Duş alma korkusu</span><br />
Bir diğer saçma korkudan olan Ablutophobia kişisel temizlik korkusudur. Bu korku, kişinin çocukluk zamanlarında duştayken ya da kişisel temizlik sırasında sorun yaşayan (örneğin ölen) kişileri görmesinden kaynaklanıyor. Araştırmaya göre duş almaktan korkanların büyük bir kısmı çocukluk zamanında televizyonda gördüklerinden sonra duş alamamaya başlamış. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">9. Emetofobi &#8211; Kusma Korkusu</span><br />
Bu korku düşünülenden daha fazla kişiyi etkiliyor. Korku, oldukça mantıksız ve kusan kişilerde ortaya çıkıyor. Araştırmalara göre kusmaktan korkan kişiler, kendilerini etkileyebilecek olaylara müdahele edemiyor. Korkunun diğer bir çeşidi ise kusan insanları görmek, duymak ya da kusmuk görmek ya da koklamak. Emetophobia olan kişiler besin zehirlenmesinden de korkuyorlar ve bu yüzden istedikleri herşeyi yiyemiyorlar. Karın ağrısı çektiklerinde hastaneye gitmiyorlar ve kadınlar hamile kalmayı istemiyorlar. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">10. Nomofobi &#8211; Cep telefonu korkusu</span><br />
Listenin son sırasında çünkü henüz bir korku değil. Çok saçma gibi dursa da İngiltere Posta İdaresi'nin yaptığı ankete göre İngilizlerin %53'ü kapsama alanı dışında olmaktan, telefon şarjının bitmesinden ya da telefonu evde unutmaktan endişe duyuyor. <br />
</span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>