<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İslami Forum - Hanefi]]></title>
		<link>https://islamiforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İslami Forum - https://islamiforum.net]]></description>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 23:46:15 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Mizanul kubra İmam Şarani hz.]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-mizanul-kubra-imam-sarani-hz</link>
			<pubDate>Tue, 20 Mar 2018 18:34:08 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32091">katip</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-mizanul-kubra-imam-sarani-hz</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Neden Din, Neden Kuran, Neden Tam İlmihal ?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-neden-din-neden-kuran-neden-tam-ilmihal</link>
			<pubDate>Tue, 23 Aug 2016 10:12:51 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=31421">Nazenîn23</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-neden-din-neden-kuran-neden-tam-ilmihal</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Muhterem müslüman kardeşlerim, lütfen Allah rızası için aşağıdaki makaleyi her ortamda paylaşalım. Paylaşanlar için, her namazdan sonra dua edilecektir.<br />
<br />
I<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Aydın TÜRK</span></span> isimli ateist yazar, ‘<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ateizmi Anlamak</span>’ isimli derlemesinde şöyle bir gerçeği vurgulamaktadır (1) : <br />
<br />
“<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Evren şans eseri nasıl çıkmış olabilir’e Evrim tek başına cevap veremez, çünkü evrim, doğa kanunlarının varlığını gerektirir.</span>” <br />
<br />
Aynı derlemede şu gerçek de vurgulanıyor : “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Doğa kanunları dediğimiz şeyler duyularımız ve cihazlarımızla yaptığımız gözlemleri basit ve ekonomik olarak tasvir etme girişimimizdir.</span>”<br />
<br />
Burada ; bilim ve bilimsel yöntem ne derece güvenilirdir?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Petrucci &amp; Harwood &amp; Herring</span></span>’in aktardığı bilgiler son derece şaşırtıcıdır. Buna göre (2) bilimsel yöntem, bir madde için , bir ‘A’ ve sonra aynı madde için ‘A DEĞİL’ sonucunu verebilmektedir.<br />
<br />
Buna göre ; “Evrim, doğa kanunlarının varlığını gerektirir” denilmekte fakat ‘doğa kanunları bilgimiz’in yani bilimin sefaleti ortada görülmektedir. Şu durumda ‘Evren nasıl oluştu’ sorusunda Evrim tek başına kalıyor ve “Evrim tek başına cevap veremez” deniliyor! Öyleyse aklımız neyi işaret ediyor?<br />
<br />
Bilim, evrenimizin tarihinden küçük olduğundan, sadece yaşadığımız hayat için geçerli olduğundan, bilimsel yöntem; evrenin ve hayatın ortaya çıkışı tartışma ve çalışmalarında kullanılamaz, geçersizdir.<br />
<br />
Evrenin ve hayatın ortaya çıkışı araştırmalarında, bilim değil, ismi Vahiy de olabilecek Kutsal Kitap ta olabilecek dıştan gelen veri ; açıklayıcıdır. Kutsal Kitaplar, hayat için, dünya için bir açıklamadır. Kesin doğruya ulaşana kadar hiçbirini saf dışı bırakamayız, dışlayamayız. Akıl ise objektif doğruyu yakalayabilmek için, kavramları olayları –araştırılan her din için- dinlerin içinden bakarak değerlendirmelidir, gerçeği bulmak için. Çünkü her din, kendi içinden bakıldığında tutarlıdır. Burada ise belirleyici olan; hayatın ve evrenin ortaya çıkışı gibi sorunlarda, aklın ve aklın doğru kullanılması demek olan mantığın değil, Vahyin yani Naklin tek açıklayıcı olduğudur.<br />
<br />
“<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hareketsiz duran cisimler göz tarafından şekil olarak algılanır. Bu cisim belirli bir frekansla titreştirilirse, kulak ilk olarak bas, daha sonra tiz ses olarak duymaya başlar. Algılama gözden kulağa geçmiştir. Bu cisim, daha doğrusu cismi oluşturan molekül ve atomların belirli parçaları daha hızlı titreştirildiği zaman derimiz bir ısı duygusu algılar. Titreşim tekrar arttığı zaman göz tekrar devreye girerek renkleri görmeye başlar. Maddenin değişik enerji düzeyleri, daha bilimsel bir tanımla değişik frekanslı dalgalar, bizde değişik dalgalar uyandırmaktadır. Ama gerçekte evrende ne gördüğümüz gibi ışık, ne işittiğimiz gibi ses ve ne de algıladığımız gibi bir sıcaklık mevcuttur. Yani duyu organlarımız dış çevre ile beyin arasında bizi yanıltmakta ve beyinde gerçekle ilgisi olmayan yorumlara neden olmaktadır. Bu, çevremizdeki ve evrendeki gerçekleri tam anlamıyla anlamamıza engel olmaktadır.</span></span>” (3)<br />
<br />
Bilimin yanlışlığı ve aklın güçsüzlüğü ortadadır. İşte bu durumda birey, eğer ‘herşeyin varlığını inkar edip’ hatta yürütülmesiyle bu sonuca vardığı aklının dahi varlığını inkar edip nihilist olmayacaksa, aklı ; Nakil’e işaret etmektedir. ‘Dıştan gelen veriler’e yani dinlerin açıklamalarına. Bu aşamada artık inançsızlık bile bir tavırdır, iddiadır, ispat gerektirir. Kesinlikle ‘tarafsızlık, nötr durum yani negatif ateizm’ gibi kavramların içi boştur. İnançsızlıkta bile nakil olmazsa, sırf zihinde yapılan muhakemelerle inancı ya da inançsızlığı bulamayız. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Aydın Türk</span></span> isimli mürted yazar, bu noktada şu itirafı yapmaktadır : “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">sırf zihinle yapılan muhakemelerle Tanrı’nın varlığını ya da yokluğunu kanıtlamaya çalışmanın, kedinin kendi kuyruğunu kovalamasına benzer bir şekilde, başladığı yere dönen ve başlangıçta içerdiği gizli kabulleri dönüp dolaşıp kanıt diye sunan döngüsel bir düşünce biçimi olacağı-ki Tanrı’dan çıkar, Tanrı’ya varır. Tanrı’nın var olmadığından çıktığında ise, var olmadığına varır- bugün çok daha net bir biçimde anlaşılmaktadır. Bu tür bir Varlık (Tanrı’yı kastediyor-benim notum) ile ilgili yargıya varabilmek için dıştan gelen veri kullanmak gerekmektedir.</span>” (4) .<br />
<br />
Bundan dolayı ateizm dahi nakle yani ‘dıştan gelen veri’ye muhtaçtır. Ama ateizm için bu veriyi bulabilmek mümkün değildir. Dolayısıyla ateizm dayanaksızdır, elenir.<br />
<br />
Sonuç olarak ‘tam anlamıyla iman etmek’ aklın bilimde bulamadığı ama aynı metodla inançta bulduğu ‘sonsuz doğru olan’dır.<br />
<br />
Çünkü, evren ve dünya hakkında ortaya doğru bir kıstas koyabilmek için,tüm evrenin tüm bilgilerine sahip olmak, tüm geçmişi ve geleceği bilmek gerekmektedir. İnsanın böyle bir işin milyarda birini bile başarmaktan çok uzak olduğu ortadadır. Dolayısıyla ateizm dahil, insan aklının ürettiği felsefeler, paradokslar, ideolojiler temelden çürük hatta komik birer sistemdir. Bu nedenle gerçek bir rehber, ancak insan-üstü bir kaynaktan gelebilir. Tüm evreni, geçmişi ve geleceği bilen,hiçbir şey bilgisinin ve gücünün dışında olmayan insan-üstü bir kaynaktan…<br />
<br />
Bu da hiç şüphesiz Allah’tır.. Allah, her şeyi yaratan, ilmi her şeyi kuşatan, geçmişi ve geleceği bilendir. İnsanı yaratan ve onu şekillendiren O’dur. İnsana gerekli olan her şeyi bilen ve onun için en doğrunun ne olduğunun bilgisine sahip olan da O’dur. Dolayısıyla güvenilir bir kıstas ve doğruyu yanlıştan ayıran bir rehber ancak O’ndan gelebilir. Gelmiştir de… Kuran, O’nun insanlara rehber olarak gönderdiği kitabıdır.<br />
<br />
<br />
II<br />
<br />
“<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Muhammed Peygamberin gerçekten yaşadığını nereden biliyorsun?</span>” , “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kuran’ı elime aldığımda Kuran’ın mucize olduğunu anlamalıyım</span>” , “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Bizzat şahit olmadığım hiçbir mucizeye inanmam</span>” diyenler için biz Müslüman <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kürt</span> Gençliği diyoruz ki :<br />
<br />
Değerli arkadaşım, bu yazıyı okurken sizden isteyeceğimiz tek şey düşünmenizdir. Bu yazı, Kuran-ı Kerim’in tek mutlak doğru olduğunu sadece Kuran-ı Kerim’in kendisini göstererek ispatlamıştır. Kuran-ı Kerim’in tek mutlak doğru olduğunun anlaşılmasının bir yolu, yine Kuran-ı Kerim’in kendisidir. Nasıl mı? <br />
<br />
Elinize bir Kuran alınız. Okuyunca <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunus Suresi 37 ve 38. Ayetleri</span>nde şunu göreceksiniz: “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu Kuran, Allah’tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir. Yoksa: “Bunu kendisi (Muhammed Peygamber) yalan olarak uydurdu” mu diyorlar? De ki : Bunun benzeri olan bir sure getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah’tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın”</span></span>” Görüldüğü gibi tüm inkarcılara ve bunların önde gidenleri olan Yahudilere ısrarla bir düello gelmiştir. (Yahudileri ilk başta vurguluyoruz. Çünkü İsrailoğulları’nın, diğer bütün İslam düşmanlarından farklı olarak, üstün kavim inancına sahip olduklarından, diğer topluluk ve tapımlardan daha fazla Kuran-ı Kerim’e düşmanlık potansiyelleri vardır.) Bu düelloyu yanıtlamamak, gelecekteki Yahudi nesilleri için bir tehdit oluşturacaktır. Gelecek Yahudi nesillerinin; geçmişteki atalarının bu konudaki acizliğine bakarak Müslümanlığa girme tehlikesi kaçınılmaz vardır. Yahudi dininin son bulması söz konusudur. Bu yüzden, ‘Yahudi olmayanlara düşmanlık’ ; gelecek Yahudi nesillerine ‘Kuran düşmanlığı’ şeklinde aktarılarak, Kuran’ın düellosu karşısında acizliklerini saklamak amacıyla canlı tutulur. Çünkü Yahudiler, bu düellonun başlatıcısı olan Kuran-ı Kerim’i ortadan kaldırmakla ancak rahat nefes alabilirler. Aksi takdirde Kuran-ı Kerim yaşadıkça, ‘Yahudi kavmi dini’nin noktalanması, sona ermesi söz konusudur. Yahudilerin Kuran-ı Kerim düşmanlığı pasif değil aktiftir. Bu yüzden Yahudilerce Kuran-ı Kerim’in tahrif edilmesi hayat memat meselesidir. Hıristiyan İngiltere’nin Müslüman memleketlerde uyguladığı vahşetin de sebebi, aslında budur.<br />
<br />
Kuran-ı Kerim’de, kafirlere, haysiyetlerini altüst eder derecede ‘Haydi Kuran’ın benzerini yazın’ denmiştir. Haydi mürtedlerin iddia ettiği gibi , Mekke'nin fethi ile Kuran'ın benzerleri (!) müslümanlarca imha edildi diyelim, şimdi neden yazılamıyor ? Eğer Kuran-ı Kerim’dekine benzer bir ayet yazılabilseydi, bu metin Mekke döneminde ve yedinci yüzyıldan itibaren, İslam aleyhine İsrailoğullarınca muhafaza edilir ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İsrailoğulları &amp; dönmelik kanalıyla </span>günümüze kadar gelir ve şimdi her yere dağıtılırdı. Bu durum halen geçerlidir! Kuran-ı Kerim ayetine benzer cümle yazılabilse, Yahudilerin bunu dünya kamuoyuna bomba gibi düşürmesi gerekmez mi? Kuran-ı Kerim’de insan ürünü cümle olsa idi, bu cümleye bakılarak, Kuran-ı Kerim ayetine benzer cümle yazılmaya teşebbüs edilebilirdi. Demek ki Kuran-ı Kerim, insan kelamı değildir.<br />
<br />
Buradan hareketle ; Kuran-ı Kerim - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hicr Suresi 9. Ayet</span> : “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hiç şüphesiz zikri (Kur’an’ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.</span>” Hükmü ile Kuran , Allah tarafından korunmaktadır.<br />
<br />
Zaten Kuran-ı Kerim’de yedinci yüzyıldan itibaren bir değişiklik olsa idi, Yahudiler bunu kullanırlardı, herkesi haberdar edip, Kuran’ın yayılmasını engellemeye çalışırlardı.<br />
<br />
Bir itiraz olarak şu düşünce öne sürülebilir : "<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sen Feqîyê Teyran gibi şiir yazamazsın; nasıl Feqîyê Teyran’ın şiir üslubu kendine özgüyse, Kuran da kendine özgüdür; benzerinin yazılamaması doğaldır</span>” diyenlere cevap verelim : 21. Yüzyılda “Kuran-ı Kerim’e benzer, Kuran-ı Kerim’e alternatif kitap” (!) olarak tanıtılan True Furqan yazılmıştır; kimsenin üzerinde durmayacağı kadar önemsiz bulunmuştur bu çalışma. Ama bizi ilgilendiren, şu gerçektir : ‘True Furqan’ın varlığı gösterdi ki, Kuran-ı Kerim’e benzer ayet yazmaya teşebbüse ortam müsaittir, Kuran-ı Kerim’e benzer cümle yazmaya teşebbüse özgür ortam mevcuttur.<br />
<br />
Buraya kadar anlatmaya çalıştığımız, Kuran-ı Kerim’in insan yazımı olmadığı, insan sözü olmadığı ve insanlar tarafından da değiştirilmediğidir. Satırı satırına her cümlesinin doğru olduğudur. Materyalizm, sadece Kuran-ı Kerim’e bakarak Kuran-ı Kerim’in tek mutlak doğru olduğunu, Allah’ın kelamı olduğunu anlayabilecektir inşaAllah.<br />
<br />
Peki Kuran, uzaylıların sözü olabilir mi?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nisa Suresi 82. Ayet </span>: "<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Onlar, hâlâ Kur’an’ın Allah kelâmı olduğunu ve mânasını düşünmiyecekler mi? Eğer o, Allah’dan başkası tarafından olsaydı, muhakkak ki içinde birbirini tutmıyan birçok söz ve ifadeler bulurlardı.</span>"<br />
<br />
Kuran-ı Kerim, yaratılmış bir uzaylının ya da yaratılmış uzaylıların sözü de olamaz. Yaratılmış her şey için, tüm akıl sahipleri için, bizim için, tanımadığımız bir evrende kavramlar da doğrular da bize yabancı olacaktır. “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Deneysel olarak evrendeki tüm sistemleri teker teker incelemek, zaman koşulu düşünülürse olanaksızdır. Çünkü bulunduğumuz Samanyolu Galaksisinin her yıldızını bir saniyede incelediğimizi düşünürsek, yine milyarlarca yıla gereksinmemiz olacaktır.…</span></span>”(Evrimci Prof. Dr. Ali DEMİRSOY). Dolayısıyla yapacağımız her eylemde yazacağımız her sözde tanımadığımız bir evreni muhatap aldığımızdan , içinde yanlışlar çelişkiler elbetteki olacaktır. Oysaki Kuran-ı Kerim’de çelişki bulunmamıştır. Çünkü Kuran-ı Kerim’de çelişki bulunabilseydi, İslam düşmanları –başta- yahudiler , silahla pahalı mücadele etmek yerine müslüman camiayı rezil edecek şekilde bu çelişkileri tüm dünyada şimdi ilan edip Kuran-ı Kerim’i susturabilirlerdi. Kuran, uzaylı ya da uzaylıların sözü de olamaz.<br />
<br />
Kuran-ı Kerim düşmanlarınca, Kuran’ı bir daha dirilmemek üzere yok etmek için zorunlu olarak, Kuran’ı bütün yönleriyle çürütmek; vazgeçilmez bir metot olacaktır. Çünkü bir nokta ihmal edilirse, o noktadan ‘tekrar İslam büyüyebilir’dir. Bu yüzden Kuran düşmanlarınca, ‘Kuran’ın bütün yönleriyle çürütülmesi’ metodu zorunlu olacaktır. Kuran düşmanları, gece gündüz çalışır, Kuran ile ilgili tüm bilgi ve belgeleri değerlendirir ve Kuran’ın bir benzerini yazabilirlerdi. Oysaki 1400 senedir dünyanın şahit olduğu ‘Kuranın benzerinin yazılması’ gibi bir meydan okuma gerçekleşmemiştir. Yani Kuran-ı Kerim, bir bütün olarak Allah kelamıdır ayrıca öylece kalacaktır. Çünkü bu gerçek; Kuran-ı Kerim’de rahatça görülebilir : “Hiç şüphesiz zikri (Kur’an’ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.” (Hicr;9 ). Yani Kuran Allah kelamıdır ve Tek Mutlak Doğrudur. Muhammed Peygamberin sünneti, şüpheciliklerle, kuruntularla, belirsizliklerle ve felsefelerle dolu hayatta, tek yaşam yolumuzdur.<br />
<br />
Özet olarak : Kuran-ı Kerim, insan &amp; metafizik varlık müdahalesine kapalı olarak oluşmuş ve yine insan &amp; metafizik varlık müdahalesine kapalı olarak günümüze kadar gelmiştir. Bunu elimize sadece Kuran meali alarak da anlayabiliriz. Dolayısıyla Kuran, ilk günkü Vahy gibi taze ve değiştirilmemiştir, günümüze kadar gelmiştir. Kuran; yaşayan mucizedir, yaşayan Vahydir, baştan sona kadar Allah’ın sözüdür.<br />
<br />
III<br />
<br />
İlim ehli bir zat, (<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şimdiye kadar binden fazla kitap okudum. Keşke bunun yerine Tam İlmihâl’i bin kere okusaydım</span>) demişti. Bu kıymetli kitapta bir Müslüman için lazım olan her bilgi mevcuttur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fıkıh ve ilmihâl</span><br />
Sual: Fıkıh kitabıyla, ilmihâl kitabı aynı şey midir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
İmam-ı a’zam hazretleri, (Fıkıh, lehine ve aleyhine olanı bilmektir)buyuruyor. Fıkıh ilmi, ef’al-i mükellefini yani, bedenle yapılması ve sakınılması gereken emirleri, yasakları ve mubahları öğretir. Fıkıh bilgisi dörde ayrılır: 1- İbadet bilgileri [namaz, oruç, zekât, hac, cihat bilgileri], 2- Münakehat [evlenme, boşanma, nafaka ve dalları], 3-Muamelat [alışveriş, kira, şirketler, faiz, miras bilgileri], 4- Ukubat [hırsızlık, gasp, katillik gibi suçlara verilen cezalar].<br />
<br />
İlmihâl bilgileri içinde fıkıh bilgileri olduğu gibi; tefsir, kıraat, hadis, kelam, tasavvuf gibi diğer din ilimleri; mantık, münazara, fizik, kimya, tıp ve astronomi gibi fen ilimleri de bulunur. Fen bilgileri, İslami ilimlerin bir koludur. Bunun için ilmihâli öğrenmek, dinin tamamını öğrenmek olur.<br />
 <br />
Tam İlmihal Se`âdet-i Ebediyye - Hakikat Kitabevi<br />
<br />
DİPNOTLAR :<br />
<br />
(1) : Aydın TÜRK ; Ateizmi Anlamak , sayfa 195 .<br />
(2) : Petrucci &amp; Harwood &amp; Herring ; Genel Kimya 1 , sayfa 22-23 .<br />
(3) : Prof. Dr. Ali DEMİRSOY ; Kalıtım ve Evrim , sayfa 4 .<br />
(4) : Aydın TÜRK ; Ateizmi Anlamak , sayfa 212 .</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Muhterem müslüman kardeşlerim, lütfen Allah rızası için aşağıdaki makaleyi her ortamda paylaşalım. Paylaşanlar için, her namazdan sonra dua edilecektir.<br />
<br />
I<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Aydın TÜRK</span></span> isimli ateist yazar, ‘<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ateizmi Anlamak</span>’ isimli derlemesinde şöyle bir gerçeği vurgulamaktadır (1) : <br />
<br />
“<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Evren şans eseri nasıl çıkmış olabilir’e Evrim tek başına cevap veremez, çünkü evrim, doğa kanunlarının varlığını gerektirir.</span>” <br />
<br />
Aynı derlemede şu gerçek de vurgulanıyor : “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Doğa kanunları dediğimiz şeyler duyularımız ve cihazlarımızla yaptığımız gözlemleri basit ve ekonomik olarak tasvir etme girişimimizdir.</span>”<br />
<br />
Burada ; bilim ve bilimsel yöntem ne derece güvenilirdir?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Petrucci &amp; Harwood &amp; Herring</span></span>’in aktardığı bilgiler son derece şaşırtıcıdır. Buna göre (2) bilimsel yöntem, bir madde için , bir ‘A’ ve sonra aynı madde için ‘A DEĞİL’ sonucunu verebilmektedir.<br />
<br />
Buna göre ; “Evrim, doğa kanunlarının varlığını gerektirir” denilmekte fakat ‘doğa kanunları bilgimiz’in yani bilimin sefaleti ortada görülmektedir. Şu durumda ‘Evren nasıl oluştu’ sorusunda Evrim tek başına kalıyor ve “Evrim tek başına cevap veremez” deniliyor! Öyleyse aklımız neyi işaret ediyor?<br />
<br />
Bilim, evrenimizin tarihinden küçük olduğundan, sadece yaşadığımız hayat için geçerli olduğundan, bilimsel yöntem; evrenin ve hayatın ortaya çıkışı tartışma ve çalışmalarında kullanılamaz, geçersizdir.<br />
<br />
Evrenin ve hayatın ortaya çıkışı araştırmalarında, bilim değil, ismi Vahiy de olabilecek Kutsal Kitap ta olabilecek dıştan gelen veri ; açıklayıcıdır. Kutsal Kitaplar, hayat için, dünya için bir açıklamadır. Kesin doğruya ulaşana kadar hiçbirini saf dışı bırakamayız, dışlayamayız. Akıl ise objektif doğruyu yakalayabilmek için, kavramları olayları –araştırılan her din için- dinlerin içinden bakarak değerlendirmelidir, gerçeği bulmak için. Çünkü her din, kendi içinden bakıldığında tutarlıdır. Burada ise belirleyici olan; hayatın ve evrenin ortaya çıkışı gibi sorunlarda, aklın ve aklın doğru kullanılması demek olan mantığın değil, Vahyin yani Naklin tek açıklayıcı olduğudur.<br />
<br />
“<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hareketsiz duran cisimler göz tarafından şekil olarak algılanır. Bu cisim belirli bir frekansla titreştirilirse, kulak ilk olarak bas, daha sonra tiz ses olarak duymaya başlar. Algılama gözden kulağa geçmiştir. Bu cisim, daha doğrusu cismi oluşturan molekül ve atomların belirli parçaları daha hızlı titreştirildiği zaman derimiz bir ısı duygusu algılar. Titreşim tekrar arttığı zaman göz tekrar devreye girerek renkleri görmeye başlar. Maddenin değişik enerji düzeyleri, daha bilimsel bir tanımla değişik frekanslı dalgalar, bizde değişik dalgalar uyandırmaktadır. Ama gerçekte evrende ne gördüğümüz gibi ışık, ne işittiğimiz gibi ses ve ne de algıladığımız gibi bir sıcaklık mevcuttur. Yani duyu organlarımız dış çevre ile beyin arasında bizi yanıltmakta ve beyinde gerçekle ilgisi olmayan yorumlara neden olmaktadır. Bu, çevremizdeki ve evrendeki gerçekleri tam anlamıyla anlamamıza engel olmaktadır.</span></span>” (3)<br />
<br />
Bilimin yanlışlığı ve aklın güçsüzlüğü ortadadır. İşte bu durumda birey, eğer ‘herşeyin varlığını inkar edip’ hatta yürütülmesiyle bu sonuca vardığı aklının dahi varlığını inkar edip nihilist olmayacaksa, aklı ; Nakil’e işaret etmektedir. ‘Dıştan gelen veriler’e yani dinlerin açıklamalarına. Bu aşamada artık inançsızlık bile bir tavırdır, iddiadır, ispat gerektirir. Kesinlikle ‘tarafsızlık, nötr durum yani negatif ateizm’ gibi kavramların içi boştur. İnançsızlıkta bile nakil olmazsa, sırf zihinde yapılan muhakemelerle inancı ya da inançsızlığı bulamayız. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Aydın Türk</span></span> isimli mürted yazar, bu noktada şu itirafı yapmaktadır : “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">sırf zihinle yapılan muhakemelerle Tanrı’nın varlığını ya da yokluğunu kanıtlamaya çalışmanın, kedinin kendi kuyruğunu kovalamasına benzer bir şekilde, başladığı yere dönen ve başlangıçta içerdiği gizli kabulleri dönüp dolaşıp kanıt diye sunan döngüsel bir düşünce biçimi olacağı-ki Tanrı’dan çıkar, Tanrı’ya varır. Tanrı’nın var olmadığından çıktığında ise, var olmadığına varır- bugün çok daha net bir biçimde anlaşılmaktadır. Bu tür bir Varlık (Tanrı’yı kastediyor-benim notum) ile ilgili yargıya varabilmek için dıştan gelen veri kullanmak gerekmektedir.</span>” (4) .<br />
<br />
Bundan dolayı ateizm dahi nakle yani ‘dıştan gelen veri’ye muhtaçtır. Ama ateizm için bu veriyi bulabilmek mümkün değildir. Dolayısıyla ateizm dayanaksızdır, elenir.<br />
<br />
Sonuç olarak ‘tam anlamıyla iman etmek’ aklın bilimde bulamadığı ama aynı metodla inançta bulduğu ‘sonsuz doğru olan’dır.<br />
<br />
Çünkü, evren ve dünya hakkında ortaya doğru bir kıstas koyabilmek için,tüm evrenin tüm bilgilerine sahip olmak, tüm geçmişi ve geleceği bilmek gerekmektedir. İnsanın böyle bir işin milyarda birini bile başarmaktan çok uzak olduğu ortadadır. Dolayısıyla ateizm dahil, insan aklının ürettiği felsefeler, paradokslar, ideolojiler temelden çürük hatta komik birer sistemdir. Bu nedenle gerçek bir rehber, ancak insan-üstü bir kaynaktan gelebilir. Tüm evreni, geçmişi ve geleceği bilen,hiçbir şey bilgisinin ve gücünün dışında olmayan insan-üstü bir kaynaktan…<br />
<br />
Bu da hiç şüphesiz Allah’tır.. Allah, her şeyi yaratan, ilmi her şeyi kuşatan, geçmişi ve geleceği bilendir. İnsanı yaratan ve onu şekillendiren O’dur. İnsana gerekli olan her şeyi bilen ve onun için en doğrunun ne olduğunun bilgisine sahip olan da O’dur. Dolayısıyla güvenilir bir kıstas ve doğruyu yanlıştan ayıran bir rehber ancak O’ndan gelebilir. Gelmiştir de… Kuran, O’nun insanlara rehber olarak gönderdiği kitabıdır.<br />
<br />
<br />
II<br />
<br />
“<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Muhammed Peygamberin gerçekten yaşadığını nereden biliyorsun?</span>” , “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kuran’ı elime aldığımda Kuran’ın mucize olduğunu anlamalıyım</span>” , “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Bizzat şahit olmadığım hiçbir mucizeye inanmam</span>” diyenler için biz Müslüman <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kürt</span> Gençliği diyoruz ki :<br />
<br />
Değerli arkadaşım, bu yazıyı okurken sizden isteyeceğimiz tek şey düşünmenizdir. Bu yazı, Kuran-ı Kerim’in tek mutlak doğru olduğunu sadece Kuran-ı Kerim’in kendisini göstererek ispatlamıştır. Kuran-ı Kerim’in tek mutlak doğru olduğunun anlaşılmasının bir yolu, yine Kuran-ı Kerim’in kendisidir. Nasıl mı? <br />
<br />
Elinize bir Kuran alınız. Okuyunca <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunus Suresi 37 ve 38. Ayetleri</span>nde şunu göreceksiniz: “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu Kuran, Allah’tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir. Yoksa: “Bunu kendisi (Muhammed Peygamber) yalan olarak uydurdu” mu diyorlar? De ki : Bunun benzeri olan bir sure getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah’tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın”</span></span>” Görüldüğü gibi tüm inkarcılara ve bunların önde gidenleri olan Yahudilere ısrarla bir düello gelmiştir. (Yahudileri ilk başta vurguluyoruz. Çünkü İsrailoğulları’nın, diğer bütün İslam düşmanlarından farklı olarak, üstün kavim inancına sahip olduklarından, diğer topluluk ve tapımlardan daha fazla Kuran-ı Kerim’e düşmanlık potansiyelleri vardır.) Bu düelloyu yanıtlamamak, gelecekteki Yahudi nesilleri için bir tehdit oluşturacaktır. Gelecek Yahudi nesillerinin; geçmişteki atalarının bu konudaki acizliğine bakarak Müslümanlığa girme tehlikesi kaçınılmaz vardır. Yahudi dininin son bulması söz konusudur. Bu yüzden, ‘Yahudi olmayanlara düşmanlık’ ; gelecek Yahudi nesillerine ‘Kuran düşmanlığı’ şeklinde aktarılarak, Kuran’ın düellosu karşısında acizliklerini saklamak amacıyla canlı tutulur. Çünkü Yahudiler, bu düellonun başlatıcısı olan Kuran-ı Kerim’i ortadan kaldırmakla ancak rahat nefes alabilirler. Aksi takdirde Kuran-ı Kerim yaşadıkça, ‘Yahudi kavmi dini’nin noktalanması, sona ermesi söz konusudur. Yahudilerin Kuran-ı Kerim düşmanlığı pasif değil aktiftir. Bu yüzden Yahudilerce Kuran-ı Kerim’in tahrif edilmesi hayat memat meselesidir. Hıristiyan İngiltere’nin Müslüman memleketlerde uyguladığı vahşetin de sebebi, aslında budur.<br />
<br />
Kuran-ı Kerim’de, kafirlere, haysiyetlerini altüst eder derecede ‘Haydi Kuran’ın benzerini yazın’ denmiştir. Haydi mürtedlerin iddia ettiği gibi , Mekke'nin fethi ile Kuran'ın benzerleri (!) müslümanlarca imha edildi diyelim, şimdi neden yazılamıyor ? Eğer Kuran-ı Kerim’dekine benzer bir ayet yazılabilseydi, bu metin Mekke döneminde ve yedinci yüzyıldan itibaren, İslam aleyhine İsrailoğullarınca muhafaza edilir ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İsrailoğulları &amp; dönmelik kanalıyla </span>günümüze kadar gelir ve şimdi her yere dağıtılırdı. Bu durum halen geçerlidir! Kuran-ı Kerim ayetine benzer cümle yazılabilse, Yahudilerin bunu dünya kamuoyuna bomba gibi düşürmesi gerekmez mi? Kuran-ı Kerim’de insan ürünü cümle olsa idi, bu cümleye bakılarak, Kuran-ı Kerim ayetine benzer cümle yazılmaya teşebbüs edilebilirdi. Demek ki Kuran-ı Kerim, insan kelamı değildir.<br />
<br />
Buradan hareketle ; Kuran-ı Kerim - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hicr Suresi 9. Ayet</span> : “<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hiç şüphesiz zikri (Kur’an’ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.</span>” Hükmü ile Kuran , Allah tarafından korunmaktadır.<br />
<br />
Zaten Kuran-ı Kerim’de yedinci yüzyıldan itibaren bir değişiklik olsa idi, Yahudiler bunu kullanırlardı, herkesi haberdar edip, Kuran’ın yayılmasını engellemeye çalışırlardı.<br />
<br />
Bir itiraz olarak şu düşünce öne sürülebilir : "<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sen Feqîyê Teyran gibi şiir yazamazsın; nasıl Feqîyê Teyran’ın şiir üslubu kendine özgüyse, Kuran da kendine özgüdür; benzerinin yazılamaması doğaldır</span>” diyenlere cevap verelim : 21. Yüzyılda “Kuran-ı Kerim’e benzer, Kuran-ı Kerim’e alternatif kitap” (!) olarak tanıtılan True Furqan yazılmıştır; kimsenin üzerinde durmayacağı kadar önemsiz bulunmuştur bu çalışma. Ama bizi ilgilendiren, şu gerçektir : ‘True Furqan’ın varlığı gösterdi ki, Kuran-ı Kerim’e benzer ayet yazmaya teşebbüse ortam müsaittir, Kuran-ı Kerim’e benzer cümle yazmaya teşebbüse özgür ortam mevcuttur.<br />
<br />
Buraya kadar anlatmaya çalıştığımız, Kuran-ı Kerim’in insan yazımı olmadığı, insan sözü olmadığı ve insanlar tarafından da değiştirilmediğidir. Satırı satırına her cümlesinin doğru olduğudur. Materyalizm, sadece Kuran-ı Kerim’e bakarak Kuran-ı Kerim’in tek mutlak doğru olduğunu, Allah’ın kelamı olduğunu anlayabilecektir inşaAllah.<br />
<br />
Peki Kuran, uzaylıların sözü olabilir mi?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nisa Suresi 82. Ayet </span>: "<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Onlar, hâlâ Kur’an’ın Allah kelâmı olduğunu ve mânasını düşünmiyecekler mi? Eğer o, Allah’dan başkası tarafından olsaydı, muhakkak ki içinde birbirini tutmıyan birçok söz ve ifadeler bulurlardı.</span>"<br />
<br />
Kuran-ı Kerim, yaratılmış bir uzaylının ya da yaratılmış uzaylıların sözü de olamaz. Yaratılmış her şey için, tüm akıl sahipleri için, bizim için, tanımadığımız bir evrende kavramlar da doğrular da bize yabancı olacaktır. “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Deneysel olarak evrendeki tüm sistemleri teker teker incelemek, zaman koşulu düşünülürse olanaksızdır. Çünkü bulunduğumuz Samanyolu Galaksisinin her yıldızını bir saniyede incelediğimizi düşünürsek, yine milyarlarca yıla gereksinmemiz olacaktır.…</span></span>”(Evrimci Prof. Dr. Ali DEMİRSOY). Dolayısıyla yapacağımız her eylemde yazacağımız her sözde tanımadığımız bir evreni muhatap aldığımızdan , içinde yanlışlar çelişkiler elbetteki olacaktır. Oysaki Kuran-ı Kerim’de çelişki bulunmamıştır. Çünkü Kuran-ı Kerim’de çelişki bulunabilseydi, İslam düşmanları –başta- yahudiler , silahla pahalı mücadele etmek yerine müslüman camiayı rezil edecek şekilde bu çelişkileri tüm dünyada şimdi ilan edip Kuran-ı Kerim’i susturabilirlerdi. Kuran, uzaylı ya da uzaylıların sözü de olamaz.<br />
<br />
Kuran-ı Kerim düşmanlarınca, Kuran’ı bir daha dirilmemek üzere yok etmek için zorunlu olarak, Kuran’ı bütün yönleriyle çürütmek; vazgeçilmez bir metot olacaktır. Çünkü bir nokta ihmal edilirse, o noktadan ‘tekrar İslam büyüyebilir’dir. Bu yüzden Kuran düşmanlarınca, ‘Kuran’ın bütün yönleriyle çürütülmesi’ metodu zorunlu olacaktır. Kuran düşmanları, gece gündüz çalışır, Kuran ile ilgili tüm bilgi ve belgeleri değerlendirir ve Kuran’ın bir benzerini yazabilirlerdi. Oysaki 1400 senedir dünyanın şahit olduğu ‘Kuranın benzerinin yazılması’ gibi bir meydan okuma gerçekleşmemiştir. Yani Kuran-ı Kerim, bir bütün olarak Allah kelamıdır ayrıca öylece kalacaktır. Çünkü bu gerçek; Kuran-ı Kerim’de rahatça görülebilir : “Hiç şüphesiz zikri (Kur’an’ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.” (Hicr;9 ). Yani Kuran Allah kelamıdır ve Tek Mutlak Doğrudur. Muhammed Peygamberin sünneti, şüpheciliklerle, kuruntularla, belirsizliklerle ve felsefelerle dolu hayatta, tek yaşam yolumuzdur.<br />
<br />
Özet olarak : Kuran-ı Kerim, insan &amp; metafizik varlık müdahalesine kapalı olarak oluşmuş ve yine insan &amp; metafizik varlık müdahalesine kapalı olarak günümüze kadar gelmiştir. Bunu elimize sadece Kuran meali alarak da anlayabiliriz. Dolayısıyla Kuran, ilk günkü Vahy gibi taze ve değiştirilmemiştir, günümüze kadar gelmiştir. Kuran; yaşayan mucizedir, yaşayan Vahydir, baştan sona kadar Allah’ın sözüdür.<br />
<br />
III<br />
<br />
İlim ehli bir zat, (<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şimdiye kadar binden fazla kitap okudum. Keşke bunun yerine Tam İlmihâl’i bin kere okusaydım</span>) demişti. Bu kıymetli kitapta bir Müslüman için lazım olan her bilgi mevcuttur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fıkıh ve ilmihâl</span><br />
Sual: Fıkıh kitabıyla, ilmihâl kitabı aynı şey midir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span><br />
İmam-ı a’zam hazretleri, (Fıkıh, lehine ve aleyhine olanı bilmektir)buyuruyor. Fıkıh ilmi, ef’al-i mükellefini yani, bedenle yapılması ve sakınılması gereken emirleri, yasakları ve mubahları öğretir. Fıkıh bilgisi dörde ayrılır: 1- İbadet bilgileri [namaz, oruç, zekât, hac, cihat bilgileri], 2- Münakehat [evlenme, boşanma, nafaka ve dalları], 3-Muamelat [alışveriş, kira, şirketler, faiz, miras bilgileri], 4- Ukubat [hırsızlık, gasp, katillik gibi suçlara verilen cezalar].<br />
<br />
İlmihâl bilgileri içinde fıkıh bilgileri olduğu gibi; tefsir, kıraat, hadis, kelam, tasavvuf gibi diğer din ilimleri; mantık, münazara, fizik, kimya, tıp ve astronomi gibi fen ilimleri de bulunur. Fen bilgileri, İslami ilimlerin bir koludur. Bunun için ilmihâli öğrenmek, dinin tamamını öğrenmek olur.<br />
 <br />
Tam İlmihal Se`âdet-i Ebediyye - Hakikat Kitabevi<br />
<br />
DİPNOTLAR :<br />
<br />
(1) : Aydın TÜRK ; Ateizmi Anlamak , sayfa 195 .<br />
(2) : Petrucci &amp; Harwood &amp; Herring ; Genel Kimya 1 , sayfa 22-23 .<br />
(3) : Prof. Dr. Ali DEMİRSOY ; Kalıtım ve Evrim , sayfa 4 .<br />
(4) : Aydın TÜRK ; Ateizmi Anlamak , sayfa 212 .</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[midye yiyen hanefi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-midye-yiyen-hanefi</link>
			<pubDate>Tue, 21 Jul 2015 07:58:12 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30140">54321</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-midye-yiyen-hanefi</guid>
			<description><![CDATA[Selamun Aleyküm. bildiğiniz gibi bazı işler mezhepten çıkarıyor. mesela bir hanefi imamın arkasında Fatiha okursa mezhepten çıkıyor. merak ettiğim midye yiyen bir hanefi, mezhepten mı çıkar yoksa hanefi içtihadına göre mekruh mu işler??]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Selamun Aleyküm. bildiğiniz gibi bazı işler mezhepten çıkarıyor. mesela bir hanefi imamın arkasında Fatiha okursa mezhepten çıkıyor. merak ettiğim midye yiyen bir hanefi, mezhepten mı çıkar yoksa hanefi içtihadına göre mekruh mu işler??]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Önsöz [Hanefi Fıkhı]]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-onsoz-hanefi-fikhi</link>
			<pubDate>Tue, 03 Feb 2015 00:09:08 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=28369">Hakikat</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-onsoz-hanefi-fikhi</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #FFD700;" class="mycode_color">بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ<br />
ÖNSÖZ</span><br />
<br />
<span style="color: #0000CD;" class="mycode_color">Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...</span><br />
<br />
     Alemlerin yaratıcısı, din gününün sahibi, ibadete sadece kendisinin layık olduğu yüce Rabbimize, şanına layık kelimelerle hamd ederim. Salat ve selamın en güzeli, getirdiği inanç ve şeriat ile insanları Allah'ın izniyle hem itikatta hem de amelde, karanlıklardan aydınlığa çıkaran son nebi Muhammed (s.a.s)'in üzerine olsun. Allah'ın pisliklerden arındırdığı Ehl-i Beyte ve İslamın Asr-ı Saadetteki muazzez savunucuları olan sahabelere de selam ederim.<br />
<br />
     Allah Azze ve Celle, cinleri de insanları da sadece kendisine kulluk etsinler diye yaratmıştır. İrade sahibi tüm mahlukatın yaşamsal hedefi ve ibadet vakıası, Allah'tan başka ibadet edilenlerin reddiyle ve tek ilah olan Allah'ı kabul etmekle başlar. İbadetin ikinci basamağı, sadece Allaha yönelmiş olan kula, Rabbi tarafından bir takım sorumlulukların yüklenmesidir. Bu sorumlulukları kul, sadece Allah'a ahid yapmayı vermiştir.<br />
<br />
     Allah (c.c) kuluna yüklediği gerek ameli gerek kavli gerekse niyete dayalı bu ibadetlerin kabulü için bazı şartlar belirtmiştir. İbadetlerin kabulü için iki şartın gerçekleşmesi gerekmektedir. Allah için yapmak ve Allah'ın istediği şekilde amel etmek. Allah'ın rızasını kazanmak isteme şartı "İhlas" hususunu gündeme getirir.Nefis terbiyesini eline alabilen kişi için ihlas hususu sorun değildir. Dolayısıyla ibadetlerde Allah'ın rızasını gözetme sorun olmaktan çıkacaktır. <br />
<br />
     Asıl dikkat ve çalışmayı gerektiren husus amellerin Allah'ın istediği şekilde amel edilmesi şartıdır. Allah Azze ve Celle kullarına, bu gerçeği tahakkuk ettirebilmeleri için tek bir yol göstermiştir. Ameller hususunda Kurana ve sünnete teslimiyet ve her ibadeti Kuran ve sünnetten almak. Yapılacak her hareketi, söylenen her sözü Kur an ve sünnetle destekleyebilmek. Bu sebeple, dinin delilleriyle bilinmesi gerekmektedir. İbadetlerin kabulünü ve hakkıyla Muhammed (s.a.s)'e indirilen şeriate teslim olmayı isteyen kişi, yaptığı amellerden kitabdan ve sünnetten karşılığını bulması zorunludur. Dolayısıyla bidat, hurafe gibi kötü inanışlardan uzak durulacaktır.<br />
<br />
     Bunu hakkıyla gerçekleştiremeyen küfür ve şirk bataklığına düşme ihtimali çok fazladır. Böyle yapmanın insanların hakikatten uzaklaşmasına, küfür ve şirkine sebep olduğunu görürüz. Önceleri Allah (c.c)'nün "Bilmiyorsanız, zikir (ilim) ehline sorun." <span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">(Nahl : 43)</span> kavline uygun davranmak, zamanla cahil insanlar tarafından yanlış anlaşılmış ve insanlar bunu Kurana ve sünnete göre değerlendirmeden sadece kulaktan dolma bilgilerle bunu yapmaktaydı.<br />
<br />
     Buradaki suç tabii ki de mümtaz islam alimlerinin değildi. Zira, onlar hayatlarını Kurana ve sünnete göre şekillendirirler, ve her hususta ilahi vahyi kabul etmeye çağırırlardı. İmam Malik (r.a) bir hadis naklettikten sonra kendisinin de aynı görüşte olup olmadığı sorulduğunda: "Rasulün buyruğuna aykırı hareket edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar." <span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">(Nur: 6.3)</span> ayetini okuması;<br />
<br />
     İmam Şafii (r.a)in "Siz benim kitabımda, Rasulullahın söylediğine muhalif bir şey bulursanız, Rasulullahın sünnetini alınız, benim söylediğimi bırakınız" ve<br />
<br />
     İmam Ebu Hanife (r.a)in: "Benim sözümü deliliyle birlikte olmaksızın nakletmeyin" demesi, hep o mümtaz kimselerin bu husustaki hasasiyetlerini gösteriyor. Evet mutlak doğru Kitab ve Sünnettir. Bunların dışında kalanlar da Kitab ve Sünnete uygunluk gösterdiği nispette doğrudur. Bu nedenle her Müslümanın, ibadetlerini bu ilahi kaynaklara göre düzenlemesi şarttır.<br />
<br />
     Lakin; bu gerçek, islam alimlerinin sözünü bir kenara atıp, bir ayetten ya da bir hadisten hüküm çıkartarak müctehid kesilmek manasına asla gelmez. Zira görüş ve fikirlerini ortaya koyan, her hususta kılı kırk yararak araştırma yapan saygıdeğer İslam alimlerinin söylediklerini küçüklemek büyük bir şaşkınlık, bu yanlış düşüncede daha da ileri gidip onları yalanlamak, hakaret etmek ise büyük bir gaflet ve cehalettir. Nitekim o kimseler de insandı ve hatadan yanılmadan masum değillerdi. Bu yazılarımızdaki araştırmamızın gayesi, işte bu uygulanmanın pratik olarak uygulanması ve<br />
<br />
     İmam Ebu Hanife gibi, Allah kendisinden razı olsun ve cihadının karşılığını kat kat versin seçkin bir İslam aliminin sözüne itibar etmemek büyük bir cehalettir. Saygıdeğer imamın:<br />
     <br />
     "Benim görüşlerimi delilleriyle aktarınız" vasiyetine uymak en doğrusu olacaktır. Allah nasip ederse bu araştırmamızı diğer mezheb imamlarını da (Allah onlardan razı olsun)  kapsayacaktır. Tevfik Allah'tandır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #FFD700;" class="mycode_color">بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ<br />
ÖNSÖZ</span><br />
<br />
<span style="color: #0000CD;" class="mycode_color">Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...</span><br />
<br />
     Alemlerin yaratıcısı, din gününün sahibi, ibadete sadece kendisinin layık olduğu yüce Rabbimize, şanına layık kelimelerle hamd ederim. Salat ve selamın en güzeli, getirdiği inanç ve şeriat ile insanları Allah'ın izniyle hem itikatta hem de amelde, karanlıklardan aydınlığa çıkaran son nebi Muhammed (s.a.s)'in üzerine olsun. Allah'ın pisliklerden arındırdığı Ehl-i Beyte ve İslamın Asr-ı Saadetteki muazzez savunucuları olan sahabelere de selam ederim.<br />
<br />
     Allah Azze ve Celle, cinleri de insanları da sadece kendisine kulluk etsinler diye yaratmıştır. İrade sahibi tüm mahlukatın yaşamsal hedefi ve ibadet vakıası, Allah'tan başka ibadet edilenlerin reddiyle ve tek ilah olan Allah'ı kabul etmekle başlar. İbadetin ikinci basamağı, sadece Allaha yönelmiş olan kula, Rabbi tarafından bir takım sorumlulukların yüklenmesidir. Bu sorumlulukları kul, sadece Allah'a ahid yapmayı vermiştir.<br />
<br />
     Allah (c.c) kuluna yüklediği gerek ameli gerek kavli gerekse niyete dayalı bu ibadetlerin kabulü için bazı şartlar belirtmiştir. İbadetlerin kabulü için iki şartın gerçekleşmesi gerekmektedir. Allah için yapmak ve Allah'ın istediği şekilde amel etmek. Allah'ın rızasını kazanmak isteme şartı "İhlas" hususunu gündeme getirir.Nefis terbiyesini eline alabilen kişi için ihlas hususu sorun değildir. Dolayısıyla ibadetlerde Allah'ın rızasını gözetme sorun olmaktan çıkacaktır. <br />
<br />
     Asıl dikkat ve çalışmayı gerektiren husus amellerin Allah'ın istediği şekilde amel edilmesi şartıdır. Allah Azze ve Celle kullarına, bu gerçeği tahakkuk ettirebilmeleri için tek bir yol göstermiştir. Ameller hususunda Kurana ve sünnete teslimiyet ve her ibadeti Kuran ve sünnetten almak. Yapılacak her hareketi, söylenen her sözü Kur an ve sünnetle destekleyebilmek. Bu sebeple, dinin delilleriyle bilinmesi gerekmektedir. İbadetlerin kabulünü ve hakkıyla Muhammed (s.a.s)'e indirilen şeriate teslim olmayı isteyen kişi, yaptığı amellerden kitabdan ve sünnetten karşılığını bulması zorunludur. Dolayısıyla bidat, hurafe gibi kötü inanışlardan uzak durulacaktır.<br />
<br />
     Bunu hakkıyla gerçekleştiremeyen küfür ve şirk bataklığına düşme ihtimali çok fazladır. Böyle yapmanın insanların hakikatten uzaklaşmasına, küfür ve şirkine sebep olduğunu görürüz. Önceleri Allah (c.c)'nün "Bilmiyorsanız, zikir (ilim) ehline sorun." <span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">(Nahl : 43)</span> kavline uygun davranmak, zamanla cahil insanlar tarafından yanlış anlaşılmış ve insanlar bunu Kurana ve sünnete göre değerlendirmeden sadece kulaktan dolma bilgilerle bunu yapmaktaydı.<br />
<br />
     Buradaki suç tabii ki de mümtaz islam alimlerinin değildi. Zira, onlar hayatlarını Kurana ve sünnete göre şekillendirirler, ve her hususta ilahi vahyi kabul etmeye çağırırlardı. İmam Malik (r.a) bir hadis naklettikten sonra kendisinin de aynı görüşte olup olmadığı sorulduğunda: "Rasulün buyruğuna aykırı hareket edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar." <span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">(Nur: 6.3)</span> ayetini okuması;<br />
<br />
     İmam Şafii (r.a)in "Siz benim kitabımda, Rasulullahın söylediğine muhalif bir şey bulursanız, Rasulullahın sünnetini alınız, benim söylediğimi bırakınız" ve<br />
<br />
     İmam Ebu Hanife (r.a)in: "Benim sözümü deliliyle birlikte olmaksızın nakletmeyin" demesi, hep o mümtaz kimselerin bu husustaki hasasiyetlerini gösteriyor. Evet mutlak doğru Kitab ve Sünnettir. Bunların dışında kalanlar da Kitab ve Sünnete uygunluk gösterdiği nispette doğrudur. Bu nedenle her Müslümanın, ibadetlerini bu ilahi kaynaklara göre düzenlemesi şarttır.<br />
<br />
     Lakin; bu gerçek, islam alimlerinin sözünü bir kenara atıp, bir ayetten ya da bir hadisten hüküm çıkartarak müctehid kesilmek manasına asla gelmez. Zira görüş ve fikirlerini ortaya koyan, her hususta kılı kırk yararak araştırma yapan saygıdeğer İslam alimlerinin söylediklerini küçüklemek büyük bir şaşkınlık, bu yanlış düşüncede daha da ileri gidip onları yalanlamak, hakaret etmek ise büyük bir gaflet ve cehalettir. Nitekim o kimseler de insandı ve hatadan yanılmadan masum değillerdi. Bu yazılarımızdaki araştırmamızın gayesi, işte bu uygulanmanın pratik olarak uygulanması ve<br />
<br />
     İmam Ebu Hanife gibi, Allah kendisinden razı olsun ve cihadının karşılığını kat kat versin seçkin bir İslam aliminin sözüne itibar etmemek büyük bir cehalettir. Saygıdeğer imamın:<br />
     <br />
     "Benim görüşlerimi delilleriyle aktarınız" vasiyetine uymak en doğrusu olacaktır. Allah nasip ederse bu araştırmamızı diğer mezheb imamlarını da (Allah onlardan razı olsun)  kapsayacaktır. Tevfik Allah'tandır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Delilleriyle Hanefi Fıkhı-1 (Önsöz)]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-delilleriyle-hanefi-fikhi-1-onsoz</link>
			<pubDate>Tue, 11 Nov 2014 18:01:04 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=28369">Hakikat</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-delilleriyle-hanefi-fikhi-1-onsoz</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #0000CD;" class="mycode_color">Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...</span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"> Alemlerin yaratıcısı, din gününün sahibi, ibadete sadece kendisinin layık olduğu üce Rabbimize, şanına layık kelimelerle hamd ederim. Salat ve selamın en güzeli, getirdiği inanç ve şeriat ile insanları Allah'ın izniyle hem itikatta hem de amelde, karanlıklardan aydınlığa çıkaran son Nebi Muhammed (s.a.s.)in üzerine olsun. Allah'ın pisliklerden arındırdığı Ehl-i Beyte ve İslamın Asr-ı Saadetteki muazzez savunucuları olan sahabelere de selam ederim.<br />
<br />
      Allah Azze ve Celle, cinleri ve insanları ancak kendisine kulluk etsinler diye yarattı. İrade sahibi tüm mahlukatın yaşam gayesi ve hedefi olan ibadet vakıası, Allahtan başka ibadet edilenlerin reddi ve yegane mabud olarak Allah'ın kabulü ile başlar. İbadetin ikinci basamağı sadece Allah'a yönelmiş muvahhid kula, Rabbi tarafından bir takım sorumlulukların yüklenmesidir. Bu sorumluluklar kulun sadece Allaha yapmaya ahid verdiği ibadetlerdir.<br />
      Allah (c.c.) kuluna yüklediği gerek ameli gerek kavli gerekse niyete dayalı bu ibadetlerin kabulü için bazı şartlar bildirmiştir. İbadetlerin kabulü iki şartın gerçekleşmesine bağlıdır. Allah için yapılması ve Allah'ın istediği şekilde amel edilmesi. İbadetlerin Allah rızası için yapılması şartı "ihlas" hususunu gündeme getirir. Şeri sınırlar dahilinde nefis terbiyesini gerçekleştiren ve nefsinin kontrolünü eline alabilen kişi için "ihlas" hususu dolayısıyla ibadetlerde Allah'ın rızasını gözetme şartı sorun olmaktan çıkacaktır.<br />
      Asıl dikkat ve çalışmayı gerektiren husus "ibadetlerin Allah'ın razı olduğu şekilde yapılması" şartıdır. Allah Azze ve Celle kullarına bu şartı tahakkuk ettirebilmeleri için tek bir yol göstermiştir: Ameller hususunda Kurana ve sünnete teslimiyet ve her ibadeti Kurandan ve sünnetten almak, yapılan her hareketi, söylenen her sözü Kuran ve sünnetten destekleyebilmek... Bu husus ile birlikte dinin delilleriyle bilinmesi gündeme gelmekte. İbadetlerin kabulünü ve hakkıyla Muhammed (s.a.s.)e indirilen şeriate teslim olmayı isteyen kişi yatığı amellerin kitabdan ve sünnetten aslini araştırarak buna uygun amel etmek, dolayısıyla bidat, hurafe, körü körüne taklid gibi müslümana asla yakışmayan düşünce, söz ve hareketlerden sakınmak zorundadır.<br />
      Bunu hakkıyla gerçekleştirmeyen kişinin küfür ve şirk bataklığına düşmesi her an için ihtimal dahilindedir. Nitekim, tarihe dönüp şöyle bir baktığımızda bu husustaki hataların birçok kimsenin doğru yoldan sapmasına, hakikatten uzaklaşmasına hatta küfür ve şirkine sebep olduğunu görürüz. Bunun en somut örneği cahil insanların mezhepler konusundaki tutumları olmuştur. Önceleri Allah (c.c.)nün: "Bimiyorsanız zikir (İlim) ehline sorun." </span><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"> (  Nahl:  43) </span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"> kavline uygun ve tamamen şeri sınırlar dahilinde seyreden alimlere bağlılık, zaman geçtikçe cahil insanlar tarafından yanlış anlaşılmış ve alimlerin fikirleri, içtihadleri mutlak doğrular olarak kabul edilmiş ve insanların sözlerini Kurana ve sünnete göre değerlendirdikten sonra kabul veya reddetme gerçeğinden tamamen uzaklaşılmıştı...<br />
     Buradaki suç elbette mümtaz islam alimlerinin değildi. Zira, onlar Kuran ve sünnetten hareketle amel ederler, bunlara göre hayatlarını düzenlerler, bu hakikatlere razı olup, insanları ancak Kuran ve sünnete teslim olmaya ve her "hususta yegane değer ölçüsü olarak ilahi vahyi kabul etmeye çağırırlardı, imam Malik (r.a.) bir hadis naklettikten sonra kendisinin de aynı görüşte olup olmadığı sorulduğunda: "Rasülün buyruğuna aykırı hareket edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar."  </span><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"> (Nur:6.3)<br />
</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"> ayetini okuması;<br />
    İmam Şafi (r.a.)in: "Siz brnim kitabımda Rasulullahın sünnetine muhalif birşey bulursanız, Rasulullahın sünnetini alınız, benim söylediğimi bırakınız" ve<br />
     İmam Ebu Hanife (r.a.)in: "Benim sözümü, deliliyle olmaksızın nakletmeyin" demesi hep, o mümtaz şahsiyetlerin bu husustaki hassa-siyetlerini gösteriyor.Evet, mutlak doğru olan şey ancak Allah ve Rasulünün bildirdikleridir. Bunların dışında kalan fikir ve içtihadlar da Kitaba ve sünnete uygunluk gösterdiği nispette doğrudur. Bu sebeple her müslümanın ibadeterini, amellerini ancak bu ilahi kaynaklara göre düzenlemesi şarttır.<br />
     Lakin; bu gerçek, İslam alimlerinin söz ve içtihadlerini bir kenara atmak, derinlemesine araştırma yapmadan, konuya heryönüyle vakıf olmadan sadece bir ayetten ya da bir hadisten hüküm çıkartarak "müçtehid" kesilmek manasına asla gelmez. Zira görüş ve fikirlerini ancak elindeki ilahi kaynaklı delillere dayandırarak ve büyük bir hassasiyetle ortaya koyan, her hususta kılı kırk yararak araştırma yapan saygıdeğer islam alimlerinin görüşlerine itibar etmemek büyük bir haksızlık ve eksiklik; bu yanlış düşüncede daha da ileri gidip onlara hakaret etmek, küçümsemek ise büyük bir gaflet ve cehalettir. Şüphesiz o kimseler de insandı ve hatadan yanılmadan masum değillerdi. Bu sebeple onların görüşlerine itibar edip, saygı göstermek ne kadar gerekli ise görüşlerini kabullenirken Kur'an"a ve sünnete göre değerlendirmek ve getirdikleri delilleri asla gözardı etmemek te en az o kadar önemli ve gereklidir. Bu kitabtaki araştırmanın gayesi, işte bu hakikatin pratik olarak uygulanmasına vesile olmak veü<br />
     İmam Ebu Hanife gibi, Allah kendisinden razı olsun ve cihadının karşılığını kat kat versin seçkin bir islam aliminin görüşlerini delilleriyle ortaya koymak, körü körüne itaat gibi müslümana yakışmayan davranışların gerçek yüzünü ortaya çıkarmak ve saygıdeğer İmam'in:<br />
     "Benim görüşlerimi delilleriyle &lt;&lt; aktarınız" vasiyetine uymaktır. Allah nasip ederse, bu araştırma, diğer mezhep imamlarını da (Allah onlardan razı olsun) içine alacak şekilde devam edecektir. Tevfik Allah'tandır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #0000CD;" class="mycode_color">Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...</span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"> Alemlerin yaratıcısı, din gününün sahibi, ibadete sadece kendisinin layık olduğu üce Rabbimize, şanına layık kelimelerle hamd ederim. Salat ve selamın en güzeli, getirdiği inanç ve şeriat ile insanları Allah'ın izniyle hem itikatta hem de amelde, karanlıklardan aydınlığa çıkaran son Nebi Muhammed (s.a.s.)in üzerine olsun. Allah'ın pisliklerden arındırdığı Ehl-i Beyte ve İslamın Asr-ı Saadetteki muazzez savunucuları olan sahabelere de selam ederim.<br />
<br />
      Allah Azze ve Celle, cinleri ve insanları ancak kendisine kulluk etsinler diye yarattı. İrade sahibi tüm mahlukatın yaşam gayesi ve hedefi olan ibadet vakıası, Allahtan başka ibadet edilenlerin reddi ve yegane mabud olarak Allah'ın kabulü ile başlar. İbadetin ikinci basamağı sadece Allah'a yönelmiş muvahhid kula, Rabbi tarafından bir takım sorumlulukların yüklenmesidir. Bu sorumluluklar kulun sadece Allaha yapmaya ahid verdiği ibadetlerdir.<br />
      Allah (c.c.) kuluna yüklediği gerek ameli gerek kavli gerekse niyete dayalı bu ibadetlerin kabulü için bazı şartlar bildirmiştir. İbadetlerin kabulü iki şartın gerçekleşmesine bağlıdır. Allah için yapılması ve Allah'ın istediği şekilde amel edilmesi. İbadetlerin Allah rızası için yapılması şartı "ihlas" hususunu gündeme getirir. Şeri sınırlar dahilinde nefis terbiyesini gerçekleştiren ve nefsinin kontrolünü eline alabilen kişi için "ihlas" hususu dolayısıyla ibadetlerde Allah'ın rızasını gözetme şartı sorun olmaktan çıkacaktır.<br />
      Asıl dikkat ve çalışmayı gerektiren husus "ibadetlerin Allah'ın razı olduğu şekilde yapılması" şartıdır. Allah Azze ve Celle kullarına bu şartı tahakkuk ettirebilmeleri için tek bir yol göstermiştir: Ameller hususunda Kurana ve sünnete teslimiyet ve her ibadeti Kurandan ve sünnetten almak, yapılan her hareketi, söylenen her sözü Kuran ve sünnetten destekleyebilmek... Bu husus ile birlikte dinin delilleriyle bilinmesi gündeme gelmekte. İbadetlerin kabulünü ve hakkıyla Muhammed (s.a.s.)e indirilen şeriate teslim olmayı isteyen kişi yatığı amellerin kitabdan ve sünnetten aslini araştırarak buna uygun amel etmek, dolayısıyla bidat, hurafe, körü körüne taklid gibi müslümana asla yakışmayan düşünce, söz ve hareketlerden sakınmak zorundadır.<br />
      Bunu hakkıyla gerçekleştirmeyen kişinin küfür ve şirk bataklığına düşmesi her an için ihtimal dahilindedir. Nitekim, tarihe dönüp şöyle bir baktığımızda bu husustaki hataların birçok kimsenin doğru yoldan sapmasına, hakikatten uzaklaşmasına hatta küfür ve şirkine sebep olduğunu görürüz. Bunun en somut örneği cahil insanların mezhepler konusundaki tutumları olmuştur. Önceleri Allah (c.c.)nün: "Bimiyorsanız zikir (İlim) ehline sorun." </span><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"> (  Nahl:  43) </span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"> kavline uygun ve tamamen şeri sınırlar dahilinde seyreden alimlere bağlılık, zaman geçtikçe cahil insanlar tarafından yanlış anlaşılmış ve alimlerin fikirleri, içtihadleri mutlak doğrular olarak kabul edilmiş ve insanların sözlerini Kurana ve sünnete göre değerlendirdikten sonra kabul veya reddetme gerçeğinden tamamen uzaklaşılmıştı...<br />
     Buradaki suç elbette mümtaz islam alimlerinin değildi. Zira, onlar Kuran ve sünnetten hareketle amel ederler, bunlara göre hayatlarını düzenlerler, bu hakikatlere razı olup, insanları ancak Kuran ve sünnete teslim olmaya ve her "hususta yegane değer ölçüsü olarak ilahi vahyi kabul etmeye çağırırlardı, imam Malik (r.a.) bir hadis naklettikten sonra kendisinin de aynı görüşte olup olmadığı sorulduğunda: "Rasülün buyruğuna aykırı hareket edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar."  </span><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"> (Nur:6.3)<br />
</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"> ayetini okuması;<br />
    İmam Şafi (r.a.)in: "Siz brnim kitabımda Rasulullahın sünnetine muhalif birşey bulursanız, Rasulullahın sünnetini alınız, benim söylediğimi bırakınız" ve<br />
     İmam Ebu Hanife (r.a.)in: "Benim sözümü, deliliyle olmaksızın nakletmeyin" demesi hep, o mümtaz şahsiyetlerin bu husustaki hassa-siyetlerini gösteriyor.Evet, mutlak doğru olan şey ancak Allah ve Rasulünün bildirdikleridir. Bunların dışında kalan fikir ve içtihadlar da Kitaba ve sünnete uygunluk gösterdiği nispette doğrudur. Bu sebeple her müslümanın ibadeterini, amellerini ancak bu ilahi kaynaklara göre düzenlemesi şarttır.<br />
     Lakin; bu gerçek, İslam alimlerinin söz ve içtihadlerini bir kenara atmak, derinlemesine araştırma yapmadan, konuya heryönüyle vakıf olmadan sadece bir ayetten ya da bir hadisten hüküm çıkartarak "müçtehid" kesilmek manasına asla gelmez. Zira görüş ve fikirlerini ancak elindeki ilahi kaynaklı delillere dayandırarak ve büyük bir hassasiyetle ortaya koyan, her hususta kılı kırk yararak araştırma yapan saygıdeğer islam alimlerinin görüşlerine itibar etmemek büyük bir haksızlık ve eksiklik; bu yanlış düşüncede daha da ileri gidip onlara hakaret etmek, küçümsemek ise büyük bir gaflet ve cehalettir. Şüphesiz o kimseler de insandı ve hatadan yanılmadan masum değillerdi. Bu sebeple onların görüşlerine itibar edip, saygı göstermek ne kadar gerekli ise görüşlerini kabullenirken Kur'an"a ve sünnete göre değerlendirmek ve getirdikleri delilleri asla gözardı etmemek te en az o kadar önemli ve gereklidir. Bu kitabtaki araştırmanın gayesi, işte bu hakikatin pratik olarak uygulanmasına vesile olmak veü<br />
     İmam Ebu Hanife gibi, Allah kendisinden razı olsun ve cihadının karşılığını kat kat versin seçkin bir islam aliminin görüşlerini delilleriyle ortaya koymak, körü körüne itaat gibi müslümana yakışmayan davranışların gerçek yüzünü ortaya çıkarmak ve saygıdeğer İmam'in:<br />
     "Benim görüşlerimi delilleriyle &lt;&lt; aktarınız" vasiyetine uymaktır. Allah nasip ederse, bu araştırma, diğer mezhep imamlarını da (Allah onlardan razı olsun) içine alacak şekilde devam edecektir. Tevfik Allah'tandır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ebu Hanife ye Yapılan Eleştirilere Cevap]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ebu-hanife-ye-yapilan-elestirilere-cevap</link>
			<pubDate>Sun, 19 Oct 2014 17:35:20 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=16213">RuhAdam</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ebu-hanife-ye-yapilan-elestirilere-cevap</guid>
			<description><![CDATA[Bu yazının ele alınışının asıl nedeni ‘Ebu Hanife’ye yöneltilen eleştiriler ve bu eleştirilerin haklılık payının’ izharıdır.Bu yüzden Ebu Hanife’nin nerede yaşadığı,çevresi,öğrencileri,şahsiyeti,takvası,menkibeleri,metodu gibi konular üzerinde pek durmadık.Bu yazı daha çok,ona yöneltilen eleştirilere cevap verme amaçlı ele alınmıştır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebu Hanife (İmam A’zam) kimdir ?</span><br />
Asıl adı Numan olup 80 (M.699) yılında Kufe’de doğup 150 (M.767) yılında Şaban ayının on beşinci (Berat) gecesinde Bağdat’ta vefat eden (1) ehli sünnet mezhepleri arasında yer alan Hanefi mezhebinin baş imamıdır. ‘’Hanife’’ tabiri , Hanife denilen bir yazı hokkasını devamlı yanında bulundurması sebebiyle verilmiş olduğu söylenmektedir.(2) ‘’Ebu Hanife’’ tabiri ise , Hanefi mezhebinin baş imamı,kurucusu olmasındandır.Her ne kadar mezhep kurma adına yola çıkmamış olsa da bu mezhebin baş imamıdır ve mezhep de ona izafe edilmektedir .‘Mantığın babası Aristo’dur.’ Cümlesindeki mantık ile aynı düzlemden yola çıkılarak bu ad verilmiştir.Öte yandan hokkayı yanından ayırmaması adeta çocuğu gibi sayılarak bu adın verildiğini söylemek de mümkündür.Yani ‘Hanife’ diye bir kızı ya da oğlu vardı da onun babası olduğu için böyle denilmiştir, demek ilim ile bağdaşmaz çünkü bilinen tek çocuğu Hammd’tır.(3) Farklı görüşler olmakla birlikte kendisinin Türk veya Fars’lı olması baskın görüştür.(4) Hatip Bağdadi "Sahih olan onun hapisteyken öldüğüdür." demiştir. (5) Ebu Hanife’nin hapisten çıktıktan sonra, zehirlenerek öldürüldüğü hususunda da rivayetler vardır.(6) Küfe ehlinin en fakihi Hz. Ali ile Abdullah b. Mes’ûd’dur. Bu ikisinin en fakih öğrencileri Alkame’dir. Alkame’nin öğrencilerinin en fakihi de ibrahim en-Nehaî’dir. İbrahim’in öğrencilerinin en fakihi Hammâd, Hammâd’ın öğrencilerinin en fakihi de Ebû Hanife’dir. Ebû Hanife’nin öğrencilerinin en fakihi ise Ebû Yusuf’dur. Ebû Yusuf’un öğrencileri her tarafa yayılmıştır. Bunların içinde en fakih olan Muhammed b. Hasan’dır. Muhammed’in öğrencilerinin en fakihi ise Ebû Abdullah eş-Şâfii’dir.” (7)<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eserleri</span><br />
Kitapların ona aidiyeti ihtilaflı bir konudur. Fıkhu’l Ekber’in ona ait olmasında baskın görüş varken (8) diğer kitapların ona aidiyeti konusunda büyük ihtilaf vardır.Bununla birlikte şu kitapları yazdığı veya yazdırdığı ifade edilmiştir ;<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1- el-Fıkhu’l-Ekber<br />
</span>Akait ilmine dair yazılmıştır. Ehl-i sünnetin görüşlerini özetlemiştir. Goldziher olmak üzere bazı şarkiyatçılar bu eserin Ebu Hanife’ye nispetini sahih görmezlerse de kitabın ona ait olduğunda İslâm alimleri görüş birliği içindedir. (9)<br />
<br />
“Bu fikirler İmamı Âzam’a değil, söylendiği gibi, onun baş düşmanlarından biri olan Buharî’ye ait fikirlerdir.” (10)<br />
Prof.Dr.Y.Nuri ÖZTÜRK’ün bu görüşü baştan aşağı hatalıdır.Nitekim Buhari ‘İman , kavl ve fiildir,artar ve eksilir’ demiştir.(11) Oysa Fıkhu’l Ekber’de ‘İman eksilmez ve artmaz.’ Diye yazılıdır.(12) Ortadaki çelişki açık olduğundan bu kitabın Buhari’ye aidiyeti söz konusu değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2- el-Fıkhu’l-Ebsat</span><br />
Akaidle ilgili olup oğlu Hammâd ile talebeleri Ebû Yûsuf ve Ebû Mutî’ el-Belhî tarafından rivayet edilmiştir. (13)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3- el-Alim ve’l-Müteallim</span><br />
Akaitle ilgilidir.Soru cevap tarzındadır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4- Risale ilâ Osman el-Bettî</span><br />
Akaid konularında kendisine yöneltilen bazı itham ve iddialara cevap vermektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5- el-Vasiyye</span><br />
Akait konularını işler.12 madde olarak vasiyette bulunmuştur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6- el-Vasıyye (oğlu Hammad’a)</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7- Müsnedü Ebi Hanife (Ebu Yusufu’n rivayetiyle)</span><br />
Öğrencileri tarafından Ebu Hanife’den rivayet edilen hadisleri -diğer bir ifadeyle Ebu Hanife’nin ictihatlarında delil olarak kullandığı hadisleri- ihtiva eden eserdir. (14)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8- el-Kasîdetü’n- Nu’mâniyye.</span> Hz. Peygamber için yazdığı na’t olup basılmıştır. (15)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9- Maksut</span>.Medreselerde Bina adlı kitaptan sonra okutulan sarf kitabıdır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmam Azam hakkında hadis var mıdır ?</span><br />
<img src="http://imagesturk.net/images/2014/09/07/suyutiTebyizs.3252667.png" loading="lazy"  alt="[Resim: suyutiTebyizs.3252667.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Muhaddis Suyuti: ‘’Ebu Hanife peygamber efendimiz tarafından hadisle müjdelenmiştir.’’ Demiştir.Ayrıca Suyuti ‘’ هَذَا الْحَدِيثُ الَّذِي رَوَاهُ الشَّيْخَانِ أَصْلٌ صَحِيحٌ يُعْتَمَدُ عَلَيْهِ فِي الْإِشَارَةِ لِأَبِي حَنِيفَةَ / Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri bu hadisler,Ebu Hanife’ye işaret etmektedir.’’ Demiştir. (16)<br />
<br />
İlgili hadis metni: “İman Süreyya yıldızına çıksa, Farisoğullarından biri elbette alıp getirir.”(17)<br />
<br />
Ebu Hanife’nin sahih hadise ve dolayısı ile delile çok önem verirdi.Bunun açık tezahürü şu söylemidir ;<br />
قال الإمام أبو حنيفة رحمه الله : (إِذا صح الحديث فهو مذهبي) وقال : ( لا يحل لأحد أن يأخذ بقولنا ما لم يعلم من أين أخذناه)<br />
‘’İmam Ebu Hanife şöyle demiştir : ‘’Hadis sahih olunca o benim mezhebimdir. (yani ben sahih hadis varken farklı bir görüş ileri sürmem.) ve tekrar dedi ki ,Kimseye bizim görüşlerimizin nereye dayandığını bilmeden almak helal değildir.’’(18)<br />
<br />
<br />
İmam Azam’ın tabiinden olup olmayışı<br />
Hafız İbn Kesîr :’’Dört imam içinde en önce vefat Ebu Hanife’dir. Sahabe dönemine yetişmiş ve Enes b. Malik’i görmüştür. Başka sahabileri gördüğü de söylenmiştir. Bazı ilim adamları onun yedi sahabiyi gördüğünü söylemişlerdir.’’ (19)<br />
<br />
Suyuti , el-Taberi el-Makri el-Şafii’nin Ebu Hanife’nin tabiinden olduğuna dair bir risale yazdığını haber verir.İlgili kitapta ‘’Ebu Hanife’nin 7 sahabi ile görüştüğü’’ yazılmış ve ‘Enes’ten üç hadis rivayet ettiği’ de kayda alınmıştır.Hatib ise bu rivayetin sahih olmadığı görüşündedir.İbn Hacer,Ebu Hanife’nin sahabeden bir guruba ulaştığını söylemiştir.Bu sahabiler arasında Enes b. Malik vardır.(20)<br />
<br />
Ebu Maşer Cüz’ünde Ebu Hanife rivayetleri olarak çeşitli rivayetler sunar.Bunlar arasında ‘Her Müslüman üzerine ilim talep etmek farzdır.’(21) Ve ‘ Hayra delalet ettiren onu yapan gibidir.’(22) Hadisleri vardır.<br />
Suyuti , ilk rivayetin senedinde yer alan ‘Ahmet b.Muhammed b.Salt’ibni’l Muğallis’in cerh edildiğini belirtir.(23) Nevevi , ‘Fetvalar’ında bu hadisin manası sahih olsa da senet yönünden zayıf olduğunu ifade etmiştir.Hafız Mizzi ise bu hadisin bir çok farklı tariki olduğunu ve toplamda hasen rütbesine ulaştığını ifade eder.Suyuti bu görüşlerden sonra kendi görüşünün ‘Bana göre bu hadis sahih mertebesine çıkmıştır.Ben bu hadisin 50’ye yakın tarikini buldum.’der.<br />
İkinci hadis de sahihtir.Sahabi topluluğundan bu hadis rivayet edilmiştir.Hadisin farklı rivayeti Müslim’de مَنْ دَلَّ عَلَى خَيْرٍ فَلَهُ مِثْلُ أَجْرِ فَاعِلِهِ lafzı ile geçmektedir. (24) Sonuç olarak iki hadis de sahihtir.(25)<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebu Hanife’yi Cerh Ve Tadil Edenler</span><br />
Cerh , luğatta yaralamak anlamındadır.Hadis ıstılahında ise bir ravinin rivayetinin sağlam olmadığını/zayıf olduğunu ifade eden terimdir.Ta’dil kelimesiyse rivayetinin sağlam olduğunu,kabul edilmesi gerektiğini ifade eder.<br />
Raviler hakkındaki cerh ve ta’dil işlemi, esas itibariyle hadis alimlerinin içtihadına dayanmaktadır.Bu yüzden herkesin vardığı sonuç aynı olmayabilir. Bu konuda bir alimin neler dediğine bakalım ; "Buhari ve Müslim , başka hadis alimlerince cerh edilmiş pek çok ravinin rivayetine yer vermiştir.Çünkü ravilerin durumu, alimlerin onlar hakkındaki içtihatlarına bağlıdır. Birinin şart olarak ileri sürdüğünü diğeri reddeder.Dolayısı ile herkesin vardığı sonuç aynı olmayabilir.’’ (26)<br />
<br />
<br />
A- Ebu Hanife’yi ta’dil edenler /güvenilir ravidir diyenler <br />
<br />
1- Ebu Ca’fer Muhammed el-Bâkır <br />
2- Hammad b. Ebî Süleyman <br />
3- Mis’ar b. Kidam <br />
4- Eyyüb es-Sahtiyânî <br />
5- A’meş <br />
6- Şu’be, <br />
7- Süfyan es-Sevrî <br />
8- Muğîre b. Miksem <br />
9- Süfyan b. Uyeyne <br />
10- Hasen b. Salih b. Hayy <br />
11- Said b. Ebî Arûbe <br />
12- Hammad b. Zeyd <br />
13- Şerik el-Kâdî <br />
14- İbn Şübrüme <br />
15- Yahya b. Saîd el-Kattan <br />
16- Abdullah b. Mübarek <br />
17- Kasım b. Maan <br />
18- Hucr b. Abdilcebbar <br />
19- Züheyr b. Muaviye <br />
20- İbn Cüreyc <br />
21- Abdürrezzak <br />
22- Şafii <br />
23- Veki’ b. Cerrah <br />
24- Fadl b. Musa <br />
25- Halid el-Vâsıtî <br />
26- İsa b. Yunus <br />
27- Abdulhamid el-Hımmânî <br />
28- Ma’mer b. Râşid <br />
29- Nadr b. Muhammed <br />
30- Yunus b. İshak <br />
31- İsrail b. Yunus <br />
32- Züfer b. Hüzeyl <br />
33- Osman el-Bettî <br />
34- Cerîr b. Abdulhamîd <br />
35- Ebu Mukatil Hafs b. Müslim <br />
36- Ebu Yusuf el-Kâdî <br />
37- Selim b. Salim el-Belhî <br />
38- Yahya b. Âdem <br />
39-Yezid b. Harun <br />
40- İbn Ebî Rezme <br />
41- Said b. Salim el-Kaddah <br />
42- Şeddad b. Hakim <br />
43- Hârice b. Mus’ab <br />
44- Halef b. Eyyub <br />
45- Ebu Abdirrahman el-Mukrî <br />
46- Muhammed b. es-Sâib <br />
47- Hasen b. ’Umâre <br />
48- Ebu Nuaym Fadl b. Dukeyn <br />
49- Hakem b. Hişam <br />
50- Yezid b. Zeri’ <br />
51- Abdullah b. Davud el-Hureybî <br />
52- Muhammed b. Fudayl <br />
53- Zekeriyya b. Ebî Zaide <br />
54- Yahya b. Zekeriyya b. Ebî Zaide <br />
55- Zâide b. Kudâme, <br />
56- Yahya b. Maîn <br />
57- Malik b. Miğvel <br />
58- Ebu Bekir b. Ayyaş <br />
59- Ebu Halid el-Ahmer <br />
60- Kays b. er-Rebi1 <br />
61- Ebu Kasım en-Nebil <br />
62- Muhammed b. Câbir <br />
63- Abdullah b. Musa <br />
64- el-Asma’î <br />
65- Şakîk el-Belhî <br />
66- Ali b. Asım <br />
67- Yahya b. Nasr<br />
68- Celaleddin Suyuti (27)<br />
<br />
Cerh ve ta’dil imamlarından biri olan Yahya b. Ma’în , Ebu Hanife’yi açık bir şekilde ta’dil etmiş ve şöyle demiştir : "O sikaydı/güvenilirdi.Sadece ezberlediği hadisi rivayet eder, ezberinde olmayanı rivayet etmezdi." (28)<br />
<br />
Hadisçilerin Ebu Hanife’ye hücumda aşırı gittiklerini ifade eden İbn Maîn, "Ebu Hanife yalan söyler miydi?" diyenlere karşılık, <br />
"O böyle şeylerden uzak, şerefli bir kimseydi." demiş ve Ebu Hanife’nin hadiste doğru söyleyenlerden (sâdık) olduğunu ifade etmiştir.(29)<br />
<br />
Yahya b. Ma’în’in, Ebu Hanife hakkındaki ta’dilini zikreden Ebu Gudde, Buhari’nin, Müslim’in, Ebu Davud’un, Ahmed b. Hanbel’in ve Ebu Hâtim’in şeyhi olan bu cerh ve ta’dil imamının, zaman ve mekân olarak yakınlık, ashabı ile içli dışlı olma ve onlardan rivayette bulunma itibariyle Ebu Hanife’yi diğerlerinden çok daha iyi tanıyacağını belirterek kendi düşüncesini şöyle ifade eder: "Bu konuda, Ebu Hanife’nin vefatından asır veya asırlar sonra doğmuş Buhari ve ona tabi olanların sözü değil, İbn Maîn’in sözü geçerlidir. Yahya b. Maîn konuştuğu zaman Buhari, Müslim, Nesâî, İbn Adiyy, Dârekutni ve diğerleri susar. Çünkü bunların hepsi, İbn Maîn’in rical konusunda emsalsiz olduğuna şahittik etmişlerdir." (30)<br />
<br />
İmam Kadı Kudat Taceddin es-Subki eş-Şafii Cem’ul Cevami’ adlı usulu fıkıh kitabının sonlarında (31) şöyle demiştir :’’Biz inanıyoruz ki; Ebu Hanife,İmam Malik,İmam Şafii ve A.B.Hanbel,Süfyan,Evzai,İshak b. Rahuye , İbn Cerir ve diğer Müslüman imamlar (önder alimler) , akait ve diğer ilimlerde Allah’ın hidayeti üzerinedirler.’’ (32)<br />
<br />
Münekkit alimler ile önde gelen muhaddisler onun hadis öğrenmeye önem verdiğini, bu amaçla yolculuklara çıktığını ve bu uğurda nice sıkıntılarla karşı karşıya kaldığını anlatmışlardır.(33)<br />
<br />
Hafız Hatîb Târîhu Bağdât’ında Ebu Mutî’den de şunu nakletmektedir: “Ebû Hanife bize şunu anlattı: Emîrulmüminîn Ebû Ca’fer’in huzuruna girdim. Bana “Ebû Hanife! İlmi kimlerden aldın?” diye sordu. Ben de “Hammâd vasıtasıyla İbrahim en-Nehaî’den aldım. O da Ömer b. el-Hattâb, Ali b.Ebî Tâlib, Abdullah b.Mes’ûd ile Abdullah b.Abbas’ın öğrencilerinden almış.”dedim. Ebû Ca’fer “Bravo, aferin Ebû Hanife.Öğrendiklerini iyi ve mübarek insanlara dayandırarak sağlam bilgi almışsın.” Dedi.(34)<br />
<br />
Ebu Cafer Şirazi , Şakik Belhi’den ‘’Ebu Hanife insanların en alimiydi.’’ Sözünü aktarır. (35)<br />
<br />
Abdullah İbn Mübarek şöyle demiştir :’’ Küfe’ye gidip buranın en bilgini kimdir diye sordum.Hepsi birden İmam Ebu Hanife cevabını verdi.’’ (36)<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebu Hanife’yi Cerhedenler</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebu Hanife düşmanlığının sebepleri nelerdir ?</span><br />
<br />
1-Ebu Hanife’nin , ameli imandan bir cüz olarak görmeyişi bir sebepti.Oysa İmam Buhari böyle düşünmüyordu.Ona göre iman ‘söz ve fiildi.’ (37)<br />
<br />
2-‘’Kur’an mahluktur/yaratılmıştır.’’ sözünü ona isnat etmek ve böylece ona kafirlik suçlaması yapmak. A.B.Hanbel’in dediği gibi ‘Kur’an Allah’ın ilmindendir ve Allah’ın ilmi mahluk değildir.’’ Kur’an mahluk değildir.Konu ile ilgili iki yön vardır ; 1-Ebu Hanife’nin muradı ,Kur’an Allah’ın ilminde Allah ile kaimdir ve bu mahluk değildir.2-Şuan Mushaflarda yazılı olan,dillerde okunan ve zihinlerde ezberlenmiş olan ise mahluktur çünkü bu,mürekkep ve kağıt ile oluşmuştur ki bunlar mahluktur.Böylece Ebu Hanife’ye ikinci düşünceyi çarpıtarak yakıştırdılar,iftira attılar.Oysa o , bu düşünceye karşıydı. (38)<br />
<br />
3-Diğer sebep de sıfatlar meselesidir.Sahih olmaktan uzak olan bir takım haberler rivayet edilmiştir.Bu haberlere göre Ebu Hanife alemlerin ilahını cisim olarak görmüştür. (39)<br />
<br />
4- Tehânevî ,Ebu Hanife’ye yöneltilen cerhlerin neredeyse tamamının sebebi , neye dayandığı açıklanmadığını ifade ederken (40) İbn Abdilber bunun sebebini beyan etmiştir; "Ebu Hanife’den rivayette bulunarak onun güvenilir olduğunu söyleyenler ve onu methedenler, onun aleyhinde konuşanlardan daha çoktur. Hadisçilerden onun aleyhinde konuşanlarsa çoğunlukla onu reye (ictihada) dalmakla, kıyasla ve irca ile ayıplamıştır.Hadisçiler Ebu Hanife’yi kötülemek konusunda ileri git-tiler ve haddi aştılar." (41)<br />
<br />
5- Buhari , Nuaym b. Hammad’ın çağdaşıydı ve onun Ebu Hanife hakkında hikayeler uydurduğunu,bunların yalan olduğunu ileri sürmüştü.Belki de Buhari’nin Ebu Hanife’ye karşı olan bu tutumunun sebebi buydu.(42)<br />
<br />
6-Abdul Fettah Ebu Ğudde diyor ki :’’ Bana öyle geliyor ki asıl sebep şudur ; Buhari hadis ve eser ağırlıklı bir fakihtir.Böylece ondan ‘iman,kavl ve ameldir.’diye rivayet edilmiştir.Ebu Hanife ise rey ve fıkıh ağırlıklı bir muhaddistir.Bu yüzden ondan ‘iman,kavl ve ameldir.’ görüşü değil de ‘İman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdiktir. Görüşü aktarılmıştır.’ (43) A.B.Hanbel’in dediği gibi İmam Şafii gelip ara buluculuk yapana dek ehli rey ile ehli hadis arasında lanetleşme söz konusu olmuştur. (44)<br />
<br />
7- Sahih hadise karşıydı iddiası.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B- Ebu Hanife’yi cerh edenlerin listesi</span><br />
<br />
1-Ca’fer b. Muhammed es-Sâdık (Ö. 148)<br />
Ebu Hanife’nin hocalarındandır.Önceleri onu tadil etmiş sonra ise cerh etmiştir.Sebep olarak fazlaca rey ediyor oluşunu göstermiştir.(45)<br />
<br />
2-Evzâî (Ö. 157) <br />
Sahih hadise muhalefet ettiğini iddia etmiştir. Evzâî ile Ebu Hanife ve öğrencileri arasında ilmi çekişmeler olmuştur; <br />
"es-Siyerü’s-Sağîr" isimli kitabın İmam Muhammed (Ebu Hanife’nin öğrencisi) tarafından yazıldığını duyduğunda ; <br />
"Iraklılar nerede, bu konuda bir kitap yazmak nerede (!)" diyerek onları küçümsemiştir.(46)<br />
İmam Muhammed Evzai’nin bu sözünü duyunca kızar ve cevap olarak "es-Siyerü’l-Kebîr’i" tasnif eder.(47) <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebu Hanife sünnete karşı mıydı ?</span> Ebu Hanife’nin geride bıraktığı eserlere bakmak gerekir.Ondan kaldığı kesin olan eserlerin başında öğrencileri gelir.Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’in kitapları sünnete karşı nasıl bir tavır sergilemiştir ?Konuyla ilgili bir örnek vermekle yetineceğiz ;<br />
Ebu Yusuf demiştir ki: "Bir kimse diğeri aleyhine dava açsa ve delil getirse, Ebu Hanife bu konuda şöyle der: (Davacı için) şahitlerin yanı sıra bir de yemin etmeniz gerekli değildir çünkü Resulullah (S.A.v.) den bize: “İspat edici delil (beyyine) getirmek davacıya, yemin ise iddiayı reddedene düşer.” (48) hadisi ulaşmıştır. Allah’ın Resulünün davacı üzerine koymadığı bir yükümlülüğü biz koyamayız.Ayrıca Ebu Hanife’ye nispet edilen Vasiyye ve Fıkhu’l Ekber’in hadis içeriyor oluşu,Ebu Hanife’nin hadise karşı olmadığını göstermektedir.Kaldı ki hadise,sünnete karşı olan birini milyonlarca insan takip eder mi ?<br />
<br />
3-Süfyân Sevrî (Ö. 161)<br />
Sevri’nin de Ebu Hanife’yi cerh ettiği çeşitli kitaplarda yazılmıştır lakin bu haberler güvenilir değildir.Güvenilir olan haber,onun Ebu Hanife’yi tadil edişidir.Nitekim Sevri şöyle demiştir : ‘’O,yer yüzü ehlinin en iyi fıkıh bilginidir.’’ (49)<br />
<br />
4- Kadı Şerik b. Abdillah (Ö. 177)<br />
Şerik’e sorulur. Ebu Hanife’yi niçin tövbeye çağırdınız ? Şerik: "Küfürden ötürü." der. (50) Tarihu Bağdat’ta yer alan bu rivayet, Kevseri tarafından senet ve metin yönünden tenkit edilmiştir çünkü Şerik, Ebu Hanife’nin vefatından 5 yıl sonra Küfe kadılığına getirilmiştir.Bu durumda kadı olarak onu tövbeye davet etmesi imkansızdır.<br />
<br />
5- Mâlik b. Enes (Ö. 179)<br />
<br />
Bir rivayette İmam Malik,Ebu Hanife’yi kastederek: "Dinde hile yaptı." Demiştir. (51) <br />
Muvatta şarihi Baci bu tür rivayetlerin sahih olmadığını yazmıştır. Malik’in, Ebu Hanife’nin ashabından olan Abdullah b. Mübarek’e karşı gösterdiği ikram ve hürmet meşhurdur. (52)<br />
<br />
7- Muhammed b. İdris eş-Şâfii (Ö. 204)<br />
"Ebu Hanife’nin reyini sihirbazın ipine benzetiyorum. Şöyle çekersen sarı, böyle çekersen yeşil gelir." Bu ve benzeri pek çok söz İmam Şafii’ye atfedilmiştir lakin bu sözlerin aslı yoktur.Nitekim Şafii , fıkıh konusunda herkesi Ebu Hanife’nin çocuğu saymıştır.Böylesine bir övgüde bulunan birinin aynı zamanda ona böyle yakışıksız sözler söylemesi çelişki olurdu.İmam Şafii şöyle demiştir ;<br />
الناس في الفقه عيال على أبي حنيفة <br />
“İnsanlar fıkıhta Ebû Hanife’ye muhtaçtır./ennasu fil fikhi iyalun ala ebi hanife” (53)<br />
<br />
8- İbn Ebî Şeybe (Ö. 235) <br />
Ebu Hanife’nin 125 hadise muhalif olduğunu ifade etmiştir.Musannef’inde <br />
’’İmam Azam’a reddiye kitabı/Kitabu’l Red ala Ebi Hanife’’ başlığını kullanmıştır.(54) <br />
Muhammed Zahit el-Kevserî, İbn Ebi Şeybe’ye reddiye yazmıştır.(55) Kevseri ,müctehitlerin seçim yaptığını ve çeşitli rivayetler içinden Ebu Hanife’nin seçim yaptığını ifade etmiştir.Bir başka müctehit de Ebu Hanife’nin tercih dışı gördüğü hadisleri tercih etmiştir.Bu seçimlerin müçtehide göre farklı olması onların hadise muhalif olduklarına hükmetmeyi gerektirmez. Zira bunlar ictihadî meselelerdir.Kesinlik arz etmez. <br />
<br />
Ebi Şeybe, Ebu Hanife söylemediği halde bazı şeyleri ona isnad etmiştir.Ebi Şeybe"Ebu Hanife’nin, namazlar kazaya kalınca ne ezan okunur ne de kamet getirilir." dediğini naklederek, hadise muhalefet ettiğini belirtir. Halbuki İmam Muhammed’in Asâr’ında kaza namazının gerekli olduğu yazılıdır.’’Biz bunu kabul ederiz, Ebu Hanife’nin görüşü de budur." demiştir.<br />
<br />
9- Ahmed b. Hanbel (Ö. 241)<br />
Ahmed b. Hanbel "ehl-i reyden hadis rivayet olunmaz." demiştir. (56)<br />
<br />
10- Buhârî (Ö. 256)<br />
Ebu Hanife’nin mürcieye mensup olduğunu, rey ve hadisinin dikkate alınmayacağını ifade etmiştir. (57)<br />
<br />
"Süfyânı Sevrî’nin yanında idim. Ebu Hanife’nin ölüm haberi geldi. Süfyân: "Elhamdülillah! O İslâmı ilmek ilmek çözen birisiydi. İslamda ondan daha uğursuz biri doğmamıştır." Dedi. (58) Süfyan’dan nakledilen bu haberi tenkit eden Kevseri, Sevrî’nin böylesine bir cümle kurmuş olması düşünülemez der ve senette bulunan Nuaym b. Hammad’ın varlığının, bu haberin reddi için yeterli olduğunu belirtir. (59) Çünkü Nuaym, Ebu Hanife’yi kusurlu gösteren hikâyeler uydurmakla itham edilmiştir. (60) Nitekim ona göre, Buhari’nin Ebu Hanife’ye cephe alışının başlıca sebebi onun, Nuaym b. Hammad’la olan arkadaşlığıdır. Bu yüzden Buhari, Nuaym’ın Ebu Hanife’ye karşı gösterdiği şiddetli taassuptan etkilenmiştir. (61)<br />
<br />
İbn Haldun der ki: <br />
"Bazı aşırı gidenler ve hasetçiler, müçtehitlerden bazılarının hadis bilgisinin yeterli olmadığını ve bu yüzden rivayetlerinin az olduğunu söylerler. Büyük imamlar hakkında böyle bir kuruntuya mahal yoktur. Çünkü şeriat, kitap ve sünnetten alınır. Hadisten yeteri kadar nasibi olmayanın, dini sahih asıllarından ve ahkamı onu tebliğ edenden almak için, hadis talebi ve rivayetinde ciddî ve bu konuda süratli olması gerektiğinde şüphe yoktur. Rivayeti az olanlar, haberlerdeki bazı ta’nlar ve tariklerindeki bazı illetler yüzünden rivayeti azaltmışlardır... İmam Ebu Hanife de rivayet ve tahammülünde gösterdiği şiddet ve titizlik yüzünden az rivayet etmiştir. Rivayeti az olduğu için hadisi de az olmuştur. Haşa, hadis rivayetini kasten terk etmemiştir. Mezhebinin, hadis imamları arasında itimat edilir bir mezhep oluşu, rivayetleri ret ve kabul yönünden, onun değerlendirmesine itibar edilmesi, onun hadis ilminde büyük müçtehitlerden olduğuna delalet eder." (62)<br />
<br />
Buhari’nin şeyhlerinden Yahya b. Adem: "Numan, beldesinin bütün hadislerini topladı. Peygamber (S.A.v.) den ne alındıysa sonuna kadar inceledi" demiştir. (63)<br />
<br />
11- Müslim b. Haccac <br />
12- Ebu Zur’a er-Râzî <br />
13- İbn Kuteybe <br />
14- Nesâî <br />
15- Ukaylî <br />
16- İbn Ebî Hatim er-Râzî <br />
17- İbn Hıbban<br />
18- İbnAdiyy <br />
19- Dârekutnî <br />
20- Ebu Nuaym el-Isfahânî <br />
21- Beyhakî <br />
22- Hatîb Bağdadî<br />
"Hatib’in sözlerine aldanma. Zira onda Ebu Hanife, Ahmed ve ashabı gibi bir grup ulemaya karşı aşırı asabiyet vardır. Her yönden bunlara hücumda bulunmuştur."(64)<br />
<br />
23- Cüveynî <br />
Rivayete göre Cüveyni şöyle demiştir : ‘’Hadis alimlerinin Ebu Hanife’ye bakışı aşikardır.Onların bu bakışının temelinde ,Ebu Hanife’nin fazlaca kıyas yapması ve böylece haddi aşması yer alır.’’<br />
Allame Suyuti cevaben ‘’ Ebu Hanife’nin kıyası, kıyas edilen ile kendisine kıyas yapılan (mukisun aleyh)arasındaki alaka ile kaimdir.Bu anlayış doğaldır ve bu kıyas kişiyi hadden çıkarmaz.(65)<br />
<br />
Rivayete göre Cüveyni ‘’Ebu Hanife’nin ictihatları kitaba , sünnete , eserlere ve imamların icmasına aykırıdır.’’ Demiştir.<br />
Allame Suyuti cevaben ‘’Cüveyni’nin bu görüşünde olmaktan Allah korusun.Böyle bir şeyin mümkün olması imkansızdır.Hangi usule aykırıymış?Şüphe yok ki Ebu Hanife’nin usulu kitap,sünnet,icma ve kıyastır. Ümmetin icması Ebu Hanife’nin alim bir adam olduğunu,insanların arasında Allah’ın indirdiği ile hüküm verdiğini tekit eder.Ona karşı yapılan bu ithamın esası yoktur.Cüveyni böyle dememiştir. ‘’ der.(66)<br />
<br />
24- Gazâlî <br />
"Ebu Hanife,müçtehit değildir çünkü lügat (Arapça) bilmiyordu. O, hadisleri de bilmiyordu. Bu yüzden zayıf hadisleri kabul edecek, sahihleri reddedecek kadar cüretkârdı. Bizatihi anlayış sahibi biri de değildi, fakat akıllı geçinirdi." <br />
<br />
Gazali,bu cümleleri kurarken kendi mezhep imamımın onun hakkında söylediği "insanlar fıkıhta Ebu Hanife’nin çocuklarıdır." Sözünü unutmuş olmalıdır.(67) Gazali’nin daha sonra bu düşüncesinden döndüğü anlaşılmaktadır.Nitekim , İhyâu Ulûmiddîn adlı eserinde Ebu Hanife’den övgüyle bahsetmektedir.(68)<br />
25- İbnü’l -Cevzî <br />
26- Fahreddîn Râzî <br />
<br />
İbn Hibban “Kitabu’l-Mecrûhîn” adlı eserinde Ebu Hanife aleyhinde şöyle demiştir: ‘’Hadis bilgisi zayıf ve rivayet ettiği 130 hadisin 120’sindeki hata etmiştir.’’ (69) Muhakkik Abdul Fettah Ebu Ğudde , İbn Hibban’ın bu sözlerine karşı çıkmış ve İbn Hibban’ın bu sözlerinin hatalı olduğunu beyan etmiştir. (70) Abdul Fettah Ebu Ğudde devamla şöyle demiştir:’’Buhari,Ukayli,İbn Hibban,Hatib,İbn Cevzi gibi, küçük bir grup Ebu Hanife’yi dini konusunda itham ettiler. Ebu Hanife’nin şeriati ve sahibini hafife aldığını iddia ettiler.’’ (71)<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Elbani’nin Ebu Hanife’ye karşı tutumu</span><br />
Elbâni, yoldan saparak Ebu Hanife’ye saldırmıştır. Onun hafızası ve ilmi hakkında konuşmaya başlamış, zayıf biri olduğu iftirasında bulunarak hafıza zayıflığıyla suçlamış, zabt ve ezberlemesinin olmadığını iddia etmiştir.<br />
<br />
“Yıldız doğduğunda her belde halkından afetler uzak tutulur.” hadisini değerlendirirken şöyle demiştir:“Bu hadis zayıftır. Bu isnadın ricali sikadır ancak Ebû Hanife fıkıhta çok yüksek bir konumda bulunmasına rağmen Buhârî, Müslim, Nesâî, İbn Adiy ve diğer hadis imamları onu hafızası açısından zayıf kabul etmiştir. Bu nedenle İbn Hacer Takrîb’de onun terceme-i halini verirken sadece ‘meşhur bir fakihtir.’ demiştir.’’ (72)<br />
<br />
Elbânî’ye sormak durumundayız: Ebû Hanife, İbn Hacer (İbn Hacer el-Askalani’nin tutumunu herkes önemsemektedir çünkü hadis alanında otoritedir.) nezdinde zayıf biri olarak kabul ediliyorsa, o zaman niye zayıf biri olduğunu dile getirmedi de “meşhur bir fakihtir.” demekle yetindi? Oysa Takrîb’in mukaddimesinde şöyle bir açıklaması vardır: “Ben bu kitabımdaki her bir şahıs için, haklarında söylenen en doğru ve en adil değerlendirmeyi kapsayan hükmü en veciz ifade ve işaretlerle vereceğim.” Elbânî herhangi bir usul kitabında “meşhur bir fakihtir.” sözünün ’zayıf biridir.’ anlamında kullanıldığını gösteren açık bir ifade veya imaya rastladıysa bunu bizlere göstersin. <br />
Ravinin fakihlik ve meşhur biri olarak takdim edilmesi, acaba onun zayıflığına ve terk edildiğine mi delalet eder, yoksa onu tanınmazlık ve kapalılık durumundan şöhrete ve tanınıp bilinmeye mi çıkarır? Ayrıca bu tanınma ve şöhret onun ilmini ve azametini ifade etmez mi?Oysa Hz. Peygamberden şöyle bir sahih hadis gelmektedir: “مَنْ يُرِدِ اللَّهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ /Allah bir kulu için hayır murad ederse onu dinde fakih kılar.” (73) Fıkıhtan sonra istenip talep edilecek başka bir hayır var mı? <br />
Elbânî’nin “İbn Hacer Takrîb’de onun hakkında sadece ‘meşhur bir fakihtir.’Demiştir .’’ sözüne gelince, bu sadece bir iftira ve yalandır!<br />
Hafız İbn Hacer eserin iki yerinde Ebû Hanife’nin imam olduğunu dile getirmiştir. Takrîb’in künyeler bölümünde “Ebû Hanife Numan b. Sabit. Meşhur imam” derken, Nûn harfinde de “Numan b. Sabit el-Kûfî. Ebû Hanife. İmam. Aslen Farslı olduğu söylenmiştir. Keza Teym Oğullarının mevlâsı (onların himayesinde) olduğu da söylenmistir. Meşhur bir fakihtir. Altıncı tabakadandır. Sahih olan görüşe göre, 150 yılında 70 yaşında vefat etmiştir.” der<br />
<br />
Cerh tadil kitaplarında bir insan hakkında yalın ifadeyle ’imam’ denir ve bu kelime başka bir kelimeyle kayıtlandırılmazsa, bunun anlamı şudur: İmam, bir ravinin güvenilir olduğunu belirtmede kullanılan ifadelerin en üstünüdür ve sika, mutkin, sebt, adi gibi güvenilir olduğunu belirten sözlerden daha yukarı bir dereceyi gösterir. <br />
Ancak, insan büyük imamlar hakkında konuşmaya başladığı zaman, üzerine gazap iner ve aklı başından giderek her şeyi birbirine karıştırır… (74)<br />
<br />
Ey mutaassıb Elbânî! Gözlerini açıp da bir bak: Eşsiz insanlardan biri olan, İbn Uyeyne’nin hocası, güvenilir, doğru, zâhid, âbid, emin İnsan Hureybî ne demektedir: Ebû Hanife’nin aleyhinde konuşan insanlar hasetçilerle cahillerdir. Bu hasetçi ve cahillerin İmam hakkında söylediklerine sakın kanma.<br />
Elbânî akıl sahibi kimselerden olmuş olsa, burada onun için ibret alınacak bir durum vardır.<br />
İbn Maîn, Ebû Hanife için ’güvenilir bir insandı. Sadece ezberlediği hadisleri naklederdi, ezberlemediklerini nakletmezdi’ demiş, İbn Hacer de bunu nakledip katılmış ve tenkit etmemiştir. Bu durumda, nasıl olur da İbn Hacer, Ebü Hanife muhaliflerinin cerhedici ifadelerinin tesirinde kalmıştır sanılabilir? Elbânî’ye ne oluyor da bu açık ve net ifadeyi kavrayamıyor? Onun bu sözü görüp anlamasına mani olan tek şey, Ebû Hanife’ye karşı olan taassubu ve derin kinidir.(75)<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmam Buhari (Muhammed bin İsmail bin İbrahim bin Muğire el-Buhari) , Ebu Hanife için ne demiştir ?</span><br />
<br />
a- Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail el-Buhari , İmam Ebu Hanife hakkında kötü konuştu ve onu cerh etti. (76)<br />
Buhari şöyle demiştir ;<br />
‘’İmam Azam iki defa küfürden/kafirlikten tövbe etmeye/dönmeye çağrılmıştır.İslam dünyasında ondan daha şerli biri doğmamıştır.’’(77)<br />
<img src="http://imagesturk.net/images/2014/09/07/BuhariZuafaussagirs.240c1057.png" loading="lazy"  alt="[Resim: BuhariZuafaussagirs.240c1057.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
b- ‘’Ebu Hanife hadiste kavi/güvenilir değildir.’’ (78) <br />
<br />
c- İmam Buhari , İmam Azam için dipnotta belirtildiğine göre şöyle demiştir :’’ İmam Azam Mürcie mezhebindendi.’’ (79)<br />
<br />
d- İmam Buhari , Sahih’inde yaklaşık 25 konunun ardından ilgili bapların tercümesinde <br />
‘’ قال بعض الناس /İnsanlardan biri dedi / bazı insanlar dedi…’’ diye yazmıştır.İspatlanamamasına rağmen bu yazılarının tamamında ‘insanın biri’nden kastın Ebu Hanife olduğu kanısı meşhur olmuştur.Buhari’nin bu tutumu kesindir lakin bu tabirinden kimi kast ettiği kesin değildir. (80)<br />
<br />
İmam Muhammed Enver Şah Keşmiri , Feyzu’l Bari ala Sahih’l Buhari adlı eserinde (81) ‘Bazı insanlar’ diye geçen her tabir ile Buhari , Ebu Hanife’yi kast etmemiştir.Bazı insanlar tabirinden kimi zaman Şafii’yi kimi zaman İsa b. Eban kimi zaman Muhammed b.Hasan,Züfer b.Hüzeyl’i kast edilmiş olmalıdır.Ayrıca Buhari’nin bu yazısı , onları reddettiği anlamına da gelmiyor.Nitekim bazen de ‘bazı insanlar…’ dedikten sonra onların görüşünü kabul ediyordu.’ <br />
Keşmiri’nin El Örfü’ş-şezî’de belirttiğine göre 22 yerde Buhari ‘Bazı insanlar…’ tabirini kullanmıştır. Abdul Fettah Ebu Ğudde ilgili konunun bir numaralı dipnotunda bu konuda tereddüt olduğunu ifade etmiş ve diğer görüşleri sıralamıştır; 22,24,25 kez Buhari’nin bu sözü kullandığı söylenmiştir.Bunlar ilgili kitapta tek tek sayılmıştır.(82)<br />
<br />
Biz bu tabirlerin nerede geçtiğine dair bir kaç örnek vermekle yetineceğiz ;<br />
<br />
1-Buhari,el-Camiu’s Sahih,Kitabu’z Zekat’ta demiştir.<br />
2- Buhari,el-Camiu’s Sahih,Kitabu’l hibe’de 2 kez demiştir.<br />
3- Buhari,el-Camiu’s Sahih,Kitabu’ş Şehadat’ta demiştir.<br />
4- Buhari,el-Camiu’s Sahih,Kitabu’l Vasaya’da 3 kez demiştir.<br />
5- Buhari,el-Camiu’s Sahih,Kitabu’t Talak’ın Lian babında demiştir.<br />
<br />
Buhari’nin ‘Bazı insanlar’ tabiri ile kendisiyle yanı görüşü paylaşmayanları ifade etmiştir.Bundan ne anlamalıyız ?<br />
Buhari ve benzerleri müctehittir.Onların , diğer müctehitleri taklit etmesi gerekmez çünkü müctehit olmak taklit yerine ictihat edip kendi görüşüyle amel etmenin yolunu açar.Hepside hak dairesi içerisindedir.İsabet ettiler veya hata ettiler ama sonuçta onlar ictihat ettiler.(83)<br />
<br />
Keşmiri ,Feyzul Bari’de (84)İmam Buhari’nin , Hanefi fıkhı ile pek çok konuda aynı görüşe sahip olduğunu ifade eder.Keşmiri , birisi ‘Buhari’nin Hanefiler ile aynı görüşü paylaştığı konular , muhalet ettiği konulardan daha fazladır dese yalan söylemiş olmaz.’ Der.Aynı görüşlere örnek olarak şunları verebiliriz ;<br />
a- Temizlik : Köpeğin artığı , muvalat (abdeste ard arda yıkamanın gerekli olup olmayışı) ,meninin necis oluşu ; <br />
b –Namaz : Tekbirin gerekli oluşu,namazda iftitah tekbiri,vitir vaciptir,vitir 3 rekattır.Küsüf (güneş tutulma) namazında tek ruku vardır.İki namazın cem edilmesi…(85)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hatib el-Bağdadi’ye ait olan ‘Tarihu Bağdat’taki rivayetler ve bunlara cevaplar</span><br />
<br />
<br />
1-İddia<br />
Ebu Hanife Hıristiyan bir babadan doğdu.<br />
Cevap<br />
Bu rivayetin senedinde yer alan ‘Osman b.Seid’ rivayeti kabul görmeyen bir kişidir.Ebu Hanife de babası da İslam üzere doğmuştur.Asla dedeleri arasında Hıristiyan olarak bilinen birisi yoktur. (86)<br />
<br />
2-İddia<br />
Ebu Hanife Nahiv/Arap grameri bilmezdi.<br />
Cevap<br />
Bu rivayetin senedinde geçen İbrahim el-Harbi’nin ‘Ebu Hanife ilk başta nahiv öğrenmek istiyordu.’ Demesi ,bu rivayetin merdut olmasına yeterli delildir nitekim bu zat 285 yılında vefat etmiştir.Yani aynı çağda yaşamadıklarından dolayı Ebu Hanife’nin böyle dediğini, bir başkasından değil de direk kendisinden duyduğunu iddia etmesi kabul edilemez.Dolayısı ile bu rivayet maktu’dur.Maktu haber onların görüşüne göre merduttur.(87)<br />
<br />
3-İddia :<br />
وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ ‘’… namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur.’’ (88)<br />
لِيَزْدَادُوا إِيمَانًا مَّعَ إِيمَانِهِمْ   ‘’ İnananların, imanlarını kat kat artırmaları için…’’ (89)<br />
Ebu Hanife bu iki ayeti inkar ederek kafir olmuştur çünkü o , imanın artmayacağını ve eksilmeyeceğini iddia etmiştir.Ayrıca namazın Allah’ın dininden olmadığını iddia etmiştir.<br />
Cevap <br />
Ebu Hanife , ameli imanın aslî rükünlerinden görmezdi.İman , kesin bir inançtır.Bu yüzden noksanlığı ve ziyadeliği kabul etmez. Bu görüş,ehli sünnetin cumhurunun/çoğunluğunun görüşüdür. (90) Buna da ‘el-İmanu en tumine billah../İman ,Allah’a inançtır.’ Hadisine dayandırmıştır.(91)<br />
<br />
4-İddia <br />
‘’Ebu Bekir Sıddık ile Şeytan’ın imanı birdir,aynıdır.İblis de Ebu Bekir (r.anh) da ‘Ya Rabbi/Ey Rabbim.’ Demiştir.’’<br />
Cevap <br />
Bu iddianın senedinde yer alan Fezari bu sözünden dönmüştür.İbn Ebi Hatim’in el-Cerh ve’t Ta’dil kitabına bakılabilir.İbn Sa’d’in Tabakatu’l Kübra’sında belirttiği gibi ‘’Fezari hadis konusunda çok hata yapardı.’’ Aynı durumu İbn Kuteybe de el-Mearif’te belirtmiştir.(92)<br />
<br />
5-İddia<br />
Ebu Hanife’ye soruldu ; Babasını öldürüp annesi ile evlenen ve babasının başında şarap içen adam hakkında ne dersin ?Ebu Hanife dediki o kişi mümindir.Ebu Hanifenin bu açıklamasının ardından orada bulunan önde gelen imamlar şöyle dedi: İbn Ebi Leyla , Ebu Hanife için ‘Sonsuza dek senin şehadetini kabul etmeyeceğim.’ Süfyanı Sevri de Ebu Hanife için ‘Seninle ebedi olarak konuşmayacağım.’ Hasan b.Salih de ‘Yüzüm senin yüzüne haramdır.Ebedi olarak senin yüzüne bakmayacağım.’<br />
Cevap<br />
Bu rivayetin senedinde bulunan Tahir b. Muhammed meçhuldür.(Bu durum,bu rivayetin kesinlik arz etmeyeceğine delildir.) Diğer ravi Veki’ ise Ebu Hanife’nin arkadaşlarındandır.Bu konuda böyle kötü bir söz aktarması sahih değildir ancak bası beyinsizler o demiş gibi bunu aktarmıştır.Bu rivayet sabit değildir,yapaydır.Sonra mümin helal saymadıkça büyük günah işlese de ehli sünentin itikadına göre iman dairesinden çıkmaz,mümin olmaya devam eder.(93)<br />
<br />
6-İddia<br />
Ebu Hanife şöyle demiştir :’’Cehm b. Safvan’ın eşi bize gelip kadınlarımızı edeplendirdi.’’<br />
Cevap<br />
Bu rivayetin reddine dair şunu söylemek yeterli olur ‘ Bu rivayetin senedinde Zünbur adlı kişi var.Bu kişi hakkında İmam Buhari ‘zâhibul’l-hadîs/Hadisleri zayıftır’ demiştir.Nesai ‘Sika/güvenilir değil’ demiştir.Ebu Hatim ‘Metruk’ demiştir.Bu haberde inkita (raviler arası kopukluk) , mektrukül hadis ve meçhul raviler vardır.Ali b. Usman ile Zünbur görüşmemiştir. (94)<br />
<br />
7-İddia<br />
Kur’an mahluktur diyen ilk kişi Ebu Hanife’dir.<br />
Cevap<br />
Herkesin bildiği gibi bu sözü ilk söyleyen kişi Ca’d b.Dirhem’dir.Sonra Cehm b.Safvan sonra Bişr b.ğiyas’tır.İbn Ebi Hatim’in Kitabu’r Red ale’l Cehmiyye kitabında ve Alkai’nin Şerhu’s Sünne’sinde ve diğer kitaplarda bu belirtilmiştir.<br />
(95)<br />
<br />
8-İddia<br />
İslam’da Ebu Hanife Deccalinden daya büyük fitne bilmiyorum.<br />
Cevap<br />
Senette geçen Ebu Mufazzal Şeybani’nin yalanına dair hadis kritikçileri arasında ittifak vardır.(96)<br />
<br />
9-İddia<br />
Evzai dedi ki ; ‘’Müslümanlar içerisinde Ebu Hanife’den daha fazla dine zarar veren biri doğmadı.’’<br />
Cevap<br />
Bu haberin senedinde Muhammed b. Kesir var.Ahmet gerçekten de onu zayıf görmüştür. Ebu Hatim ise ben onu sika/ güvenilir olarak görmüyorum demiştir.Böylece bu rivayet gözden düşmüştür.(97)<br />
<br />
10-İddia<br />
Malik b. Enes (Maliki mezhebinin baş imamı), Ebu Hanife’yi dinsiz ilan etmiştir.<br />
Cevap <br />
Aynı şekilde bu rivayetin içerisinde yer alan raviler sika/güvenilir değildir.Ayrıca el-Baci , Muvatta şerhi Münteka’da ‘Malik , fukaha hakkında asla hiçbir şey dememiştir.’ Der.(98)<br />
<br />
11-İddia<br />
İmam Şafii , Ebu Hanife’nin eshabının kitaplarına baktım orada 130 yapraklık bilgi gördüm.80 sayfası kitap ve sünnete zıttı.Ebu Muhammed ‘Çünkü dayandıkları asıl hatalıydı.’ Dedi.<br />
Cevap<br />
Bu söz kesinlikle İmam Şafii’ye ait değildir.Öyle ya الناس في الفقه عيال على أبي حنيفة <br />
“İnsanlar fıkıhta Ebû Hanife’ye muhtaçtırlar./ennasu fil fikhi iyalun ala ebi hanife” (99)<br />
böyle dediği sabit olan birinin ‘Kur’an ve sünnete muhalifti.’ Demesi çelişik ifade olurdu.Öte yandan Hatib’in kendi kitabında İmam Şafii’nin Ebu Hanife için ‘Fıkıhta en güvenilir insandı.’ Böyle dediği yazılıdır. (100) Hatib , kitabını yazarken kritik yapmadan,sadece yazmıştır.<br />
<br />
12-İddia<br />
A.B.Hanbel’e Ebu Hanife sorulduğunda onun Müslümanların en kötüsü olduğunu söyledi.<br />
Cevap<br />
Hatib burada A.B.Hanbel’den 6 rivayette bulunmuştur.Rivayetlerde inkita ve meçhul ravi durumu vardır.A.B.Hanbel , Ebu Hanife hakkında böyle şeyler söylememiştir.Nitekim belirtildiği üzere ‘A.B.Hanbel çok az konuda Ebu Hanife’nin kitaplarına muhalif görüş sergilemiştir.O kadar muhalif görüş Şafii ve diğerlerinde de vardır.Her imamın bir birine zıt görüşleri vardır.125 konuda A.B.Hanbel , Ebu Hanife’nin görüşleriyle aynı kanıdadır.(101) Şerhu Muhtasarı Ravza’da ,Hanbeliler’in Usulu’nde Hanbeli alim şöyle denilmiştir: ‘’Allah’a yemin olsun ki ben Ebu Hanife’nin kendisine yapılan ithamlardan beri olduğunu görüyorum.O ancak açık deliller ile ictihat yapmıştır.Delilleri insanların elinde mevcuttur.Doğru ictihat yaptı ise 2 ecir , hatalı ise tek ecir almıştır. (102) Kendisine dil uzatanlar ya hasetlerinden ya da ictihat alanındaki cahilliklerinden bunu yapmıştır.İmam Ahmet , Ebu Hanife’yi meth etmiş,onun hakkında güzel konuşmuştur,sahih olan budur.(103)<br />
<br />
13-İddia<br />
Ebu Hanife , zina ve faizi helal görürdü.<br />
Cevap<br />
Bu haberin senedi hezayan doludur. Muhammed b. Nasr b.Ahmet b.Nasr b.Malik el-Kati’i , bu çok yalancıdır.Yalancı olduğu Hatib’in Tarihu’l Bağdat’ında da geçmektedir. (104) Zaten ilginç olan da yalancı olduğunu yazdığı birinin rivayetini aktarmasıdır! Senette geçen diğer ravi Halid b.Yezid b.Ebi Malik el-Dımaşki de yalancı ravidir.Nesai ve A.B.Hanbel sika değil demiştir.Nitekim Zehebi Mizan’da ‘Hatib’in ,böyle asılsız senetleri aktarırken aklı ve dini neredeydi?’ demiştir. (105)<br />
<br />
14-İddia<br />
Ebu Hanife’ye imamlar lanet ederdi.<br />
Cevap <br />
Tam metin ‘’Kanet’il eimmetu tel’anu eba felanin ala haze’l minberi ve eşara ila minberi dımaşk.’’ Asıl metin burada bitti.Gerisi yorumdur.Yani bu sözden kastın Ebu Hanife olduğuna dair bir delil yok,asıl sözde Ebu Hanife geçmiyor.’’Sonra biri dedi ki (falancadan kasıt) o Ebu Hanife’dir.’’ Asıl metinde Ebu Hanife geçmemektedir.Hiç bir delil olmadan kast edilen kişinin Ebu Hanife olduğu ileri sürüldü.Orada asıl lanet edilen kişi Ali b. Ebi Talib (kerramellahu vecheh) idi.Bu laneti yasaklayan,durduran kişi Ömer b. Abdül Aziz (r.anh)’ dir. Öte yandan Ali b. Ebi Talib’e lanet ediliyorsa varsayalım ki Ebu Hanife’ye de lanet edildi.Ne çıkar ? (106)<br />
<br />
15-İddia<br />
Ebu Hanife Yahudi’dir.<br />
Cevap<br />
Bu rivayetin senedinde yer alan raviler güvenilir değildir.Darif b. Abdullah el Mevsili zayıftır.Darekutni zayıf demiştir. (107)<br />
<br />
İbn Hacer el- Heytemî şöyle demiştir: "Bil ki Hatîb, böyle davranmakla Ebu Hanife’nin mertebesini düşürmek, ona bir noksanlık izafe etmek amacını gütmemiştir. Bunun delili Ebu Hanife’yi methedenlere öncelik vermesi ve bu rivayetleri, daha öncekilerde görülmeyen şekilde çoğaltmış olmasıdır. Bir kimse hakkında söylenen her şeyi toplamak tarihçilerin âdetlerindendir.<br />
Ebu Hanife aleyhindeki rivayetlerin isnatlarında yer alan ravilerin genellikle cerh edilmiş veya meçhul olduğunu belirterek: "Bu kabil rivayetlerle herhangi bir Müslüman’ın namus ve şerefine tecavüz icmaen caiz değilken, nasıl olur da Müslümanların imamlarından bir imama tecavüz caiz olur?" (108)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebu Hanife hadis ilmini ne kadar bilirdi ?</span><br />
Ebû Davud, Tirmizî, Hâkim, Beyhakî, İbn Abdilber, İbnu’l-Kayyım ve İbn Kesîr gibi hadis tenkidinde mütehassıs olan alimler, İmam Ebû Hanife’nin cerh-tadil, hadislerin sıhhatini ve illetini tespitte diğer münekkit hadis alimleri gibi sözüne itibar edilen meşhur hadis imamlarından biri olduğunu kabul etmiştir.(109)<br />
<br />
Ebû Hanife şöyle demiştir : “Câbir el-Cu’fî’den daha yalancı, Atâ’dan da daha faziletli birini görmedim.” Ebû Saîd es-Sağânî Ebû Hanife’nin yanına varıp “Sufyânu’s-Sevrî’den hadis alma hususunda ne dersiniz?” diye sordu. O da şu cevabı verdi: “Ondan yaz. Çünkü o sika bir kimsedir. Ancak, İbn İshak’ın Hâris’ten naklettikleriyle Cabir el-Cu’fî’nin hadislerini alma.” İmam Şafii’nin de şöyle dediği söylenir: “Haram b. Osman’dan rivayet etmek haramdır.” (110)<br />
<br />
Ebu Davut Sicistani : “Allah Mâlik’e rahmet etsin. O imamdı. Allah Şafiî’ye rahmet etsin. O da imamdı. Allah Ebû Hanife’ye rahmet etsin. O da imamdı.’’(111)<br />
<img src="http://imagesturk.net/images/2014/09/07/tirmizinindegerlendirmesindenbirbolums2576643.md.png" loading="lazy"  alt="[Resim: tirmizinindegerlendirmesindenbirbolums2576643.md.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Tirmizi : “Bu konuyu anlayamayan bazı kimseler raviler hakkında konuşan hadisçileri ayıplamışlardır. Oysa tabiîn imamlarından birçoğunun raviler hakkında değerlendirmelerde bulunduğunu görmekteyiz. Örneğin, Hasan Basrî ile Tâvûs, Ma’bed el-Cuhenî hakkında konuşmuşlardır. Keza Saîd b. Cubeyr, Talk b. Habîb hakkında, İbrahim en-Nehaî ile Âmir eş-Şa’bî de Haris el-A’ver hakkında konuşmuşlardır.<br />
<br />
Eyyûb es-Sehtiyânî, Abdullah b. Avn, Süleyman et-Teymî, Şu’be b. el-Haccâc, Sufyan es-Sevrî, Mâlik b. Enes, Evzâî, Abdullah b. Mübarek, Yahya b. Saîd el-Kattân, Vekî’ b. el-Cerrâh, Abdurrahman b. Mehdî ile diğer ilim erbabının raviler hakkında değerlendirmelerde bulundukları ve onları zayıf gördükleri rivayet edilmiştir.En iyisini Allah bilir, bize göre onları böyle davranmaya sevk eden şey müslümanlara nasihat etme, doğruyu gösterme düşüncesidir. Yoksa bundan, insanları suçlamayı ve gıybetlerini yapmayı amaçladıkları sanılmasın.’’ (112)<br />
<br />
Şemsu’l eimme Serahsî Usûlu’l-Fıkh’ında şöyle demektedir:<br />
“İmam Ebû Hanife kendi döneminde hadisi en iyi bilen insandı. Ravinin hadisi hakkıyla zabtetmiş olma şartını aradığından dolayı naklettiği hadisler az olmuştur.” (113)<br />
<br />
Kâsâni de, Bedâiu’s-Sanâi’ adlı eserinde şöyle demektedir: “Ebu Hanife hadis sarraflarından idi. Onun takip ettiği metot şuydu: Haberleri vahid de olsalar kıyasa tercih ederdi. Aradığı şart ravinin adil olması, bu yönünün açıkça bilinmesiydi.” (114)<br />
<br />
Suyuti:<br />
Kitabını tanıtırken şöyle diyen Suyuti , “Hadis hafızlarını içeren ‘Tabakâtu’l-Huffâz’ adlı bu kitap, Nebevî ilmi taşıyan, adil kabul edilmiş, ravilerin güvenilir veya zayıf kabul edilmesinde keza hadislerin zayıf veya sahih sayılmasında değerlendirmelerine müracaat edilen kişilere yönelik bir çalışmadır…”   sonra Tabakâtu’l-Huffâz adlı eserinde Ebû Hanife’yi zikretmiştir. (115) Hadis ilmi ile tüm dünyada tanınan Hafız Suyuti, Ebu Hanife’yi o kitabından zikretmesi , Ebu Hanife’nin hadis alanındaki konumunu gösterir.<br />
<img src="http://imagesturk.net/images/2014/09/07/aclunidenbirbolum4c4c7.png" loading="lazy"  alt="[Resim: aclunidenbirbolum4c4c7.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Acluni: Ebû Hanife hafız, hüccet ve fakih bir insandı. Çok hadis rivayet etmemişti çünkü ravilerle, hadis alımıyla, rivayetlerin kabulüyle ilgili koyduğu şartlar ağırdı.Ebû Hanife’nin, bu işin üstadı olduğu, büyük ilim merkezlerindeki imamlarından keza hadis hafızlarının önde gelenlerinden biri olduğu bir gerçektir. Hadis ilmiyle meşgul olan bir insanın Ebû Hanife’yi bilmemesi düşünülemez. O, ravilerin güvenilir veya zayıf kabul edilmesinde, hadislerin sahih veya zayıf diye değerlendirilmesinde görüşlerine müracaat edilen zevattandır. O Kitap ve sünneti en iyi bilenlerden biridir. (116)<br />
<br />
Zehebî: <br />
Sahabe döneminin sonuna doğru ravileri cerh eden ilk insanları şöyle sıralar;                                                                                          <br />
1- Şa’bî.<br />
2- İbn Sîrîn ve diğerleri.<br />
3- Ebû Hanife “Cabir el-Cu’fî’den daha yalancı birini görmedim” dedi.<br />
4- A’meş bir gurup ravinin zayıf, diğer bir gurubun da güvenilir olduğunu belirtti.<br />
5- Şu’be bazı ravileri tenkid etti.<br />
6- Malik de aynı şeyi yaptı.” (117)<br />
<br />
<br />
Sehâvi:<br />
Hafız İbn Hacer’in öğrencisi Abdurrahman es-Sehâvî şöyle demektedir:<br />
“Zehebî’nin belirttiği gibi, sahabeden bir topluluk rical tenkidinde bulundu. Bunlardan sonra Şu’be, İbn Şîrîn gibi tabiînden bazı insanlar rical tenkidinde bulundular. Ancak tabiîn içinde bu işi yapan insan sayısı fazla değildi. Çünkü hadisleri alınan zevat içinde zayıf raviler azdı. Zira o dönemdeki ravilerin çoğu adil sahabilerdi. Birinci asır geçip ikinci asır girince, yüzyılın başlarında, tabiînin orta yaş gurubundan bir gurup ravi zayıf kabul edildi. Bunlar hadisleri almalarındaki ve zabtetmeîerindeki kusurlarından dolayı zayıf sayıldılar. Bunların mevkuf hadisi merfu olarak naklettiklerini, çok defa aradaki raviyi atlayarak Hz. Peygamberden direk hadis rivayet ettiklerini, bunun yanında bir takım hatalarının daha olduğunu görürsünüz. Ebû Harun el-Abdî bunlardan biridir.<br />
Tabiînin döneminin sonu olan hicri 150’ye doğru, imamlardan bir topluluk ravilerin güvenilir veya zayıf oldukları hususunda değerlendirmelerde bulunmaya başladılar, örneğin Ebû Hanife şöyle dedi: “Cabir el-Cu’fî’den daha yalancı birini görmedim.” A’meş de bir gurup raviyi zayıf olarak değerlendirdi, bir gurubun da güvenilir olduğu-nu söyledi. Şu’be de ravileri o derece inceliyor ve titiz davranıyordu ki, neredeyse sika olmayan hiç kimseden hadis rivayet etmiyordu. Malik de böyleydi.” (118)<br />
<br />
Hafız Abdulkadir Kureşî : “İmam Ebû Hanife’nin cerh-tadildeki tespitlerine itibar edilir. Bu ilmin bilginleri onun bu alandaki değerlendirmelerini almışlar ve uygulamışlardır. Tıpkı İmam Ahmed, Buhârî, İbn Maîn, İbnu’l-Medînî ve diğer bu işin üstadı olan kimselerden aldıkları gibi. (119)<br />
<br />
İbn Hibbân: <br />
Ebu Hanife şöyle demiştir : “Karşılaştığım kimseler içinde Atâ’dan daha faziletli birini görmedim. Keza karşılaştığım kimseler için Cabir el-Cu’fî’den daha yalancı birini görmedim. Kendi reyime göre söylediğim her meselede bana bir hadis zikretti. Ayrıca iddiasına göre, yanında henüz aktarmadığı şu kadar bin hadis varmış.” bu sebepten ötürü Ebû Hanife Cabir el-Cu’fî’yi cerh ediyor ve yalancı biri olduğunu söylüyordu.” (120)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sünnetin Kısımları Ve Ona Uymanın Hükmü</span><br />
<br />
Hanefi usulcülere göre sünnet, iki çeşittir: <br />
1. Uyulması hidayet, terki dalalet olan sünnet (Sünnetü’1-Hüdâ/Müekket ve ğayri müekket sünnet)<br />
2. Uyulması güzel, terki mubah olan sünnet ki o da Sünnetü’z-Zevâittir. (121) Ebu Hanife, zayıf hadisin reyden evlâ olduğu görüşündedir.(122)<br />
<br />
Ebu Hanife ve öğrencileri hadisleri tercihe ederken şunları kriter olarak görürdü ;<br />
<br />
1-Kur’an’a uygunluk.<br />
Bir rivayet Kur’an’a ters ise Ebu Hanife onu kabul etmezdi.Örnek :<br />
Ebû Mukâtil (öğrenci): “Mümin zina edince, başından gömleğinin çıkarıldığı gibi, imanı da çıkarılır, sonra tövbe edince iman kendisine iade edilir.” (123) hadisini rivayet eden kimseler için ne dersiniz? Eğer tasdik ederseniz Haricîlerin (Ameli imandan cüz gören ve büyük günah işleyenin kâfir olduğunu iddia eden bir mezheptir.) prensiplerini kabul etmiş olursunuz. Onların görüşlerinden şüphe ederseniz, Haricîlerin prensiplerinde de şüpheye düşmüş ve ifade ettiğiniz haktan rücû’ etmiş olursunuz. Eğer, râvilerin sözünü tekzip edecek olursanız, onlar da sizi Hz. Peygamber’in sözünü yalanlamış olmakla suçlarlar. Çünkü onlar, Hz. Peygamber’e ulaşıncaya kadar, bu hadisi muteber kişilerden nakletmişlerdir.<br />
<br />
Tekzip etmek, ancak “Ben Hz. Peygamber’in sözünü yalanlıyorum,” diyen kimsenin yalanlamasıdır. Lâkin bir kimse “Ben Hz. Peygamber’in söylediği her şeye iman ederim, fakat o kötülük yapılmasını söylemedi, Kur’ân’a da muhalefet etmedi” derse, bu söz o kimsenin, Hz. Peygamber’i ve Kur’ân-ı Kerim’i tasdik etmesi; Allah’ın Resulünü, Kur’ân’a muhalefetten tenzih etmesidir. Eğer, Hz. Peygamber, Kur’ân’a muhalefet etse ve Allah için hak olmayan şeyleri kendiliğinden uydursa idi, Allah onun kudret ve kuvvetini alır, kalp damarını koparırdı. Nitekim bu husus Kur’ân’da şöyle belirtilir: “Eğer peygamber söylemediklerimizi bize karşı, kendiliğinden uydurmuş olsa idi, elbette onu kuvvetle yakalar, sonra da kalp damarını koparıverirdik. Sizin hiçbiriniz de buna mâni olamazdı.” (124) Allah’ın peygamberi, Allah’ın kitabına muhalefet etmez, Allah’ın kitabına muhalefet eden kimse de Allah’ın peygamberi olamaz. Onların rivayet ettikleri bu haber Kur’ân’a muhaliftir. Çünkü Allah; Kur’ân-ı Kerîm’de “Zina eden kadın ve erkek..” (125) ayetinde zina eden erkek ve zina eden kadından iman vasfını nefyetmemiştir (kaldırmamıştır). Keza, “Sizden fuhşu irtikap edenlerin her ikisini de..” (126) ayetinde Allah “sizden” kaydı ile Yahudi ve Hıristiyanları değil, Müslümanları kastetmektedir. O halde Kur’ân-ı Kerim’in hilafına, Hz. Peygamber’den hadis nakleden herhangi bir kimseyi reddetmek, Hz. Peygamber’i reddetmek veya tekzip etmek demek değildir. Bilakis, Hz. Peygamber adına bâtılı rivayet eden kimseyi reddetmek demektir. İtham Hz. Peygamber’e değil, nakleden kimseye râcidir. Hz. Peygamber’in söylediğini duyduğumuz yahut duymadığımız her şey can, baş üstünedir. Biz onların hepsine iman ettik, onların Allah’ın Resulü’nün söylediği gibi olduğuna şehadet ederiz. Keza Hz. Peygamber’in, Allah’ın nehyettiği bir şeyi emretmediğine, Allah’ın kullarına ulaştırılmasını emrettiği bir şeye de mâni olmadığına şahitlik ederiz. O, hiçbir şeyi Allah’ın tavsif ettiğinden başka şekilde tavsif etmez. Yine şehadet ederiz ki O, bütün işlerde Allah’ın emrine muvafakat etmiş, hiçbir bid’at ortaya koymamıştır. Allah’ın söylemediği hiçbir şeyi de, Allah’a isnat etmemiştir. Bunun için Allah Teâlâ “Kim Resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (127) buyurmaktadır. (128)<br />
2- Akla uygunluk.<br />
3- İnsana verilen değer <br />
4- Maslahata uygun olanı tercih. <br />
5- Maksada uygun olanı tercih. <br />
6- Örfe uygunluk. <br />
7- Zamanla ortaya çıkan gelişmeleri dikkate alış. (129)<br />
<br />
Sonuç<br />
<br />
<span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebu Hanife dindardı.Hadisleri kabul ederdi.Büyük hadis alimi,fıkıh alimi ve akait alimiydi.Hakkındaki suçlamaların tamamı hatalıdır. Kendisine karşı ciddi suçlamalar olsa da alimlerin çoğunluğu tarafından övülmüştür.Hakkındaki suçlamaların ‘rivayet zincirlerinin kimisinde zayıflık kimisinde asılsızlık’ söz konusudur.</span></span></span><br />
<br />
_________________<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİPNOTLAR</span><br />
<br />
1-DİA,C.10,S.131;Bağdadî,Tarihu Bağdat,13,330; İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s.191-246,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb; Ravzu’l Ezher fi Fıkhi’l Ekber,s.6,Daru Beşairu’l İslam,1.Baskı,1998,Beyrut;Vehbe Süleyman ,Ebu Hanife el-Numan imam eimmeyi fukaha,s. 47,5.Baskı,1993,Daru’l Kalem,Beyrut; Ebu Zehra,Ebu Hanife,s.14,Daru’l Fikr;Zehebi,Menakibu’l İmam Ebi Hanife,s.13, Tahkik: Muhammed Zahid el-Kevseri,Haydarabad-Hindistan<br />
2-Mu’cemu’l Musannifin,2, 11<br />
3-Mu’cemu’l Musannifin,2,11<br />
4-Vehbe Süleyman,Ebu Hanife el-Numan imam eimmeyi fukaha,s.47,5.Baskı,1993,Daru’l Kalem,Beyrut<br />
5-Bağdadî,Tarih,13,328<br />
6-Bağdadî,Tarih,13,330;Zehebî,Siyer,6,403<br />
7-Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik: Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.37<br />
8-DİA,C.12,S.544<br />
9-DİA,C.10,S.134<br />
10-Prof.Dr.Y.Nuri ÖZTÜRK,Arapçılığa Karşı Akılcılığın Öncüsü İmamı Azam Ebu Hanife -Esas Fikirleri Gölgelenen Önder,s.75<br />
11-İmam Buhari,Sahih,Kitabu’l İman,Daru İbn Kesir,Beyrut,2002,1.Baskı<br />
12-Fıkhı Ekber şerhi,Molla Aliyyül Kari,s.77,Daru Kutubi’l Arabiyyeti’l Kübra,Mısır; Fıkhı Ekber şerhi (Ravzul Ezher),s.250-255,Daru Beşairi’l İslamiyye,1.Baskı,1998) Aynı bilgi (imanın artıp eksilmez oluşu),Ebu Hanife’ye nispet edilen el-Vasiyye’de de geçmektedir. (Baberti şerhi,s.141,1.Vasiyet,Daru’l Feth,1.Baskı,2009<br />
13-DİA,C.10,S.134<br />
14-DİA,C.10,S.134<br />
15-DİA,C.10,S.134<br />
16-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.32-33,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990; Bu hadisleri İbn Abidin’in Reddü’l Muhtar ale’d Dürri’l Muhtar adlı eserinde de görmekteyiz.<br />
17-Buhari,Sahih,4,1858,Daru İbn Kesir,Kitabu’t Tefsir,Süratu’l Cumua,373;Müslim,Sahih,4,1973,44,Kitabu fezaili sahabe,59,rakam 2546-231;Kenzül ummal,12,91,rakam 3413,Daha fazlası için bk. Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.32-33,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990; Müslim : لَوْ كَانَ الدِّينُ عِنْدَ الثُّرَيَّا لَذَهَبَ بِهِ رَجُلٌ مِنْ فَارِسَ، أَوَ قَالَ: مِنْ أَبْنَاءِ فَارِسَ حَتَّى يَتَنَاوَلَهُ A.B.Hanbel : لَوْ كَانَ الْعِلْمُ بِالثُّرَيَّا لَتَنَاوَلَهُ أُنَاسٌ مِنْ أَبْنَاءِ فَارِسَ Sahih,İbn Hibban : لَوْ كَانَ الْعِلْمُ بِالثُّرَيَّا، لَتَنَاوَلَهُ نَاسٌ مِنْ أَبْنَاءِ فَارِسٍ İbn Ebi Şeybe,Musannef : لَوْ كَانَ الدِّينُ مُعَلَّقًا بِالثُّرَيَّا لَتَنَاوَلَهُ نَاسٌ مِنْ أَبْنَاءِ فَارِسَ ; Kevseri Tenibul Hatib’te ‘’ Çeşitli tariklerin oluşu bu hadisin bir aslının olduğunu gösterir. ‘’bk. s.61<br />
18-el-Veciz fi akideti’s Selefi’s Salihin,1.Baskı,Memleketü’l Arabiyyetu’s Suudiyye,h.1422;Daha geniş bilgi için bk. Mevsuatu’d Difa’ an Resulillah,4,139 ; Şerhu kitabi’t Tevhid,1,265 ; El-Müstahrec ale’l Müstedrek,1,15; Es-Subki,Mana Kavlil İmamil Muttalibi; Muhammed Zahid el-Kevserî, Fıkhu Ehli’l-Irâk ve Hadisuhum ,s.56,tahkik : Allame Muhaddis fakih Abdul Fettah Ebu Ğudde,Mektebetu’l Ezher,2002<br />
19-Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik: Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.104<br />
20-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.33-34,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990;İbn Haldun,Mukaddime,410-412,Daru Şube<br />
21-Kenzül ummal,9203;Taberani , Mucemul Kebir,10,90;İbn Mace;Beyhaki,Sünen-i Kübra;Ebu Yala,Müsned<br />
22-Taberani,Mucemul Kebir,6,230/17,227-228<br />
23-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.35-36,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990;İbn Haldun,Mukaddime,410-412,Daru Şube<br />
24-Müslim,Sahih,3,1506,kitabul imare,38<br />
25-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.36,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990;İbn Haldun,Mukaddime,410-412,Daru Şube<br />
26-Tehânevi,Kavâid,37<br />
27-Te’nîb,33; el-İntika 122-137<br />
28-Suyûti, Tabakâtu’l-Huffâz,73;İbn Hacer,Tehzîbu’t Tehzîb,10,450<br />
29-İbn Abdilberr, Camiu beyanil ilm ve fezlih,2,148,149<br />
30-Tehânevî, Kavaîd,194 -Ebu Gudde’nin notu-<br />
31-2,441<br />
32-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.248,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb<br />
33-Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ, VI/392. Beyrut-1405,3.Baskı;Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik : Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.16<br />
34-Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik : Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.19-20<br />
35-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.7,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990<br />
36-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.7,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990<br />
37-Buhari,Sahih,kitabul iman,ilk konu,Daru İbn Kesir,1.Baskı,Beyrut,2002<br />
38-Muhammed Zahid el-Kevseri, Te’nibu’l Hatib,s.380-382,1990; Vehbe Süleyman,Ebu Hanife el-Numan imam eimmeyi fukaha,s. 213,5.Baskı,1993,Daru’l Kalem,Beyrut<br />
39-Muhammed Zahid el-Kevseri, Te’nibu’l Hatib,s.380-382…Daha fazlası için bk. Muhammed Zahid el-Kevseri,Te’nibu’l Hatib,s.380,1990<br />
40-Tehânevi, Ebu Hanife, 24<br />
41-İbn Abdilber, Camiu Beyani’l İlm Ve Fezlih,2,148-149<br />
42-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.279,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb<br />
43-Vasiyyet,1,s.141,Daru’l Feth,tahkik : Baberti<br />
44-Tertibu’l Medarik,1,91 ve 3,181; İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.280,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb<br />
45-Bağdadî, Şerefu Ashâbil Hadis,76<br />
46-Ebu Yusuf,er-Redd,2 -Afgani’nin girişi-<br />
47-Ebu Yusuf,er-Redd,2-3 -Afgani’nin girişi-<br />
48-Buhârî,Rehn,6; Tirmizî,Aĥkâm, 12<br />
49-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.17,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990<br />
50-A.B.Hanbel, Kitabu’l-İlel,2,224<br />
51-İbn Hanbel,Kitabu’l-İlel,2,189<br />
52-Bâcî,el- Müntekâ,7,300<br />
53-Muhammed Zahid el-Kevseri, Te’nibu’l Hatib,s. 269,1990;Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik : Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.113 ; el-Futuhâtu’r-Rabbaniye, II/155-6 ,bâbu tekbîrati’l-ihrâm; Zehebi,Menakibu’l İmam Ebi Hanife ve Sahibeyhi Ebi Yusuf ve Muhammed b. Hasan,Tahkik : Muhammed Zahid el-Kevseri ; İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s.246,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb; النَّاسُ عِيَالٌ عَلَى أَبِي حَنِيفَةَ فِي الْفِقْهِ rivayeti de vardır.<br />
54-Musannef,Mektebetu’r Rüşd,2004<br />
55- en-Nüketü’t-Tarife E’t-Tahaddüs an Rudûdi İbn Ebi Şeybe Ala Ebi Hanife,Mektebetü’l Ezheriyye,2000<br />
56-A.İbn Hanbel, Kitabul-İlel ve Marifeti’r r-Ricâl,1,272<br />
57-Buhari, Tarihu’l Kebir,8,81<br />
58-Buhari, et-Tarihu’s-Sagir,2,100<br />
59-Kevserî,Te’nîb,48,72,111<br />
60-Kevserî,Te’nîb,48<br />
61-Tehânevî,Kavâid,232,1 numaralı dipnot,Kevseri<br />
62-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.7,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990;İbn Haldun,Mukaddime,410-412,Daru Şube<br />
63-Tehânevî, Ebu Hanife, 12<br />
64-Leknevî,er Ref,77<br />
65-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.25,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990<br />
66-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.25-26,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990<br />
67-الناس في الفقه عيال على أبي حنيفة   “İnsanlar fıkıhta Ebû Hanife’ye muhtaçtır./ennasu fil fikhi iyalun ala ebi hanife” (Muhammed Zahid el-Kevseri, Te’nibu’l Hatib,s. 269,1990;Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik : Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.113 ; el-Futuhâtu’r-Rabbaniye, II/155-6 ,bâbu tekbîrati’l-ihrâm; Zehebi,Menakibu’l İmam Ebi Hanife ve Sahibeyhi Ebi Yusuf ve Muhammed b. Hasan,Tahkik : Muhammed Zahid el-Kevseri ; İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s.246,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb)<br />
Gazâlî’nin, bu kitabı gençlik yıllarında yazdığı, sonradan Ebu Hanife hakkındaki görüşlerini değiştirdiği belirtilmiştir.( Heytemî, el-Hayrâtu’l-Hısân,26<br />
68-İhyâu Ulûmiddin,1,25-26<br />
69-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.233,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb<br />
70-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.233,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb<br />
71-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.247,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb<br />
72-Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik: Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,S.120<br />
73-Buhari,ilim,13 (71 numaralı hadistir.);Müslim;İbn Mace;A.B.Hanbel;Darimi,Sünen;İbn Hibban,Sahih<br />
74-Tehzîbu’t Tehzîb, 10,452;Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik : Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.120-122<br />
75-Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik: Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.124<br />
76-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s. S. 278,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb; Zeylai,Nasbu’r Raye,1,355-356;Keşmiri,Feyzul bari,1,169<br />
77-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s. S.281,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb;Buhari,Kitabu’z Zuafau ve’l Metrukin (zuafu’s Sağir) <br />
78-Buhari ,Zuafau’s sağir,s.240,Daru’l Marife,Beyrut,1986<br />
79-Dipnotta konu şöyle devam eder ; ‘’Esasında Mürcie olup olmaması uzun ve tartışmalı bir konudur.Kitabımızın konusu da bu değildir.Mürcie ikiye ayrılır.Ebu Hanife ,öğrencileri ve şeyhleri sapık olan Mürcie kolundan değildi.’’ Buhari , Zuafau’s sağir,s.241’in dipnotu, Daru’l Marife,Beyrut,1986;<br />
Mürcie kelimesi lügatte iki anlama gelmektedir.Mürcie, “geriye bırakmak, geciktirmek”   ile “ ümit etmek” anlamlarına gelen “recâ” kelimesinin ismi fâil kalıbındandır.(İbn Manzur, Lisanu’l Arap, Daru’l-Maarif,Thk.Abdullah Ali el-Kebir, Muhammed Ahmed, Haşim Muhammed eş-Şazelî, c.III, Mısır tarihsiz,s.1604-5)   ‘İrcâ’ diye if ’al babından geldiğinde ‘ümit vermek’ anlamına gelmediği ifade edilmiştir. ( DİA, 32, s. 41) Değişik tanımlar olmakla birlikte şu tanım daha uygun görünmektedir.İrcâ; “Amelleri imandan veya inançtan sonraya bırakmaktır.’’ (Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihal, Litera Yayıncılık, Çev: Mustafa Öz, İstanbul 2011, s. 129) Ebu Hanife de ‘’ İman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdiktir.’’ (el-Vasiyye şerhi,Baberti,s.141,Daru’l Feth,1.Vasiyet) Dediği için bazı çevreler onu mürcie olarak lanse etmiştir.<br />
80-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s. S.278-279,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb;Buhari’yi reddeden Hanefi muhaddisler vardır.Bk.’Bağzu’n nas fi def’i’l vesvas,Matbaa,el-Hind,1308.Bk.İkazu’l Havas fima kalehu bağzu’n nas.Bu konuya Bu konuya Umdetu’l Kari’de B.Ayni de değinmiştir.<br />
81-3,54,kitabu’z zekat,rikaz babı<br />
82- Abdülgani el-Meydânî ed-Dımeşkî,Keşfu’l-iltibas Ammâ Evredehu’l-Buhârî alâ Bâzı’n-Nâs,s.7-8,Tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,1.Baskı,1993<br />
83-Abdülgani el-Meydânî ed-Dımeşkî,Keşfu’l-iltibas Ammâ Evredehu’l-Buhârî alâ Bâzı’n-Nâs,s.61,Tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,1.Baskı,1993<br />
84-4,45-46]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu yazının ele alınışının asıl nedeni ‘Ebu Hanife’ye yöneltilen eleştiriler ve bu eleştirilerin haklılık payının’ izharıdır.Bu yüzden Ebu Hanife’nin nerede yaşadığı,çevresi,öğrencileri,şahsiyeti,takvası,menkibeleri,metodu gibi konular üzerinde pek durmadık.Bu yazı daha çok,ona yöneltilen eleştirilere cevap verme amaçlı ele alınmıştır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebu Hanife (İmam A’zam) kimdir ?</span><br />
Asıl adı Numan olup 80 (M.699) yılında Kufe’de doğup 150 (M.767) yılında Şaban ayının on beşinci (Berat) gecesinde Bağdat’ta vefat eden (1) ehli sünnet mezhepleri arasında yer alan Hanefi mezhebinin baş imamıdır. ‘’Hanife’’ tabiri , Hanife denilen bir yazı hokkasını devamlı yanında bulundurması sebebiyle verilmiş olduğu söylenmektedir.(2) ‘’Ebu Hanife’’ tabiri ise , Hanefi mezhebinin baş imamı,kurucusu olmasındandır.Her ne kadar mezhep kurma adına yola çıkmamış olsa da bu mezhebin baş imamıdır ve mezhep de ona izafe edilmektedir .‘Mantığın babası Aristo’dur.’ Cümlesindeki mantık ile aynı düzlemden yola çıkılarak bu ad verilmiştir.Öte yandan hokkayı yanından ayırmaması adeta çocuğu gibi sayılarak bu adın verildiğini söylemek de mümkündür.Yani ‘Hanife’ diye bir kızı ya da oğlu vardı da onun babası olduğu için böyle denilmiştir, demek ilim ile bağdaşmaz çünkü bilinen tek çocuğu Hammd’tır.(3) Farklı görüşler olmakla birlikte kendisinin Türk veya Fars’lı olması baskın görüştür.(4) Hatip Bağdadi "Sahih olan onun hapisteyken öldüğüdür." demiştir. (5) Ebu Hanife’nin hapisten çıktıktan sonra, zehirlenerek öldürüldüğü hususunda da rivayetler vardır.(6) Küfe ehlinin en fakihi Hz. Ali ile Abdullah b. Mes’ûd’dur. Bu ikisinin en fakih öğrencileri Alkame’dir. Alkame’nin öğrencilerinin en fakihi de ibrahim en-Nehaî’dir. İbrahim’in öğrencilerinin en fakihi Hammâd, Hammâd’ın öğrencilerinin en fakihi de Ebû Hanife’dir. Ebû Hanife’nin öğrencilerinin en fakihi ise Ebû Yusuf’dur. Ebû Yusuf’un öğrencileri her tarafa yayılmıştır. Bunların içinde en fakih olan Muhammed b. Hasan’dır. Muhammed’in öğrencilerinin en fakihi ise Ebû Abdullah eş-Şâfii’dir.” (7)<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eserleri</span><br />
Kitapların ona aidiyeti ihtilaflı bir konudur. Fıkhu’l Ekber’in ona ait olmasında baskın görüş varken (8) diğer kitapların ona aidiyeti konusunda büyük ihtilaf vardır.Bununla birlikte şu kitapları yazdığı veya yazdırdığı ifade edilmiştir ;<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1- el-Fıkhu’l-Ekber<br />
</span>Akait ilmine dair yazılmıştır. Ehl-i sünnetin görüşlerini özetlemiştir. Goldziher olmak üzere bazı şarkiyatçılar bu eserin Ebu Hanife’ye nispetini sahih görmezlerse de kitabın ona ait olduğunda İslâm alimleri görüş birliği içindedir. (9)<br />
<br />
“Bu fikirler İmamı Âzam’a değil, söylendiği gibi, onun baş düşmanlarından biri olan Buharî’ye ait fikirlerdir.” (10)<br />
Prof.Dr.Y.Nuri ÖZTÜRK’ün bu görüşü baştan aşağı hatalıdır.Nitekim Buhari ‘İman , kavl ve fiildir,artar ve eksilir’ demiştir.(11) Oysa Fıkhu’l Ekber’de ‘İman eksilmez ve artmaz.’ Diye yazılıdır.(12) Ortadaki çelişki açık olduğundan bu kitabın Buhari’ye aidiyeti söz konusu değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2- el-Fıkhu’l-Ebsat</span><br />
Akaidle ilgili olup oğlu Hammâd ile talebeleri Ebû Yûsuf ve Ebû Mutî’ el-Belhî tarafından rivayet edilmiştir. (13)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3- el-Alim ve’l-Müteallim</span><br />
Akaitle ilgilidir.Soru cevap tarzındadır. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4- Risale ilâ Osman el-Bettî</span><br />
Akaid konularında kendisine yöneltilen bazı itham ve iddialara cevap vermektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5- el-Vasiyye</span><br />
Akait konularını işler.12 madde olarak vasiyette bulunmuştur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6- el-Vasıyye (oğlu Hammad’a)</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7- Müsnedü Ebi Hanife (Ebu Yusufu’n rivayetiyle)</span><br />
Öğrencileri tarafından Ebu Hanife’den rivayet edilen hadisleri -diğer bir ifadeyle Ebu Hanife’nin ictihatlarında delil olarak kullandığı hadisleri- ihtiva eden eserdir. (14)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8- el-Kasîdetü’n- Nu’mâniyye.</span> Hz. Peygamber için yazdığı na’t olup basılmıştır. (15)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9- Maksut</span>.Medreselerde Bina adlı kitaptan sonra okutulan sarf kitabıdır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmam Azam hakkında hadis var mıdır ?</span><br />
<img src="http://imagesturk.net/images/2014/09/07/suyutiTebyizs.3252667.png" loading="lazy"  alt="[Resim: suyutiTebyizs.3252667.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Muhaddis Suyuti: ‘’Ebu Hanife peygamber efendimiz tarafından hadisle müjdelenmiştir.’’ Demiştir.Ayrıca Suyuti ‘’ هَذَا الْحَدِيثُ الَّذِي رَوَاهُ الشَّيْخَانِ أَصْلٌ صَحِيحٌ يُعْتَمَدُ عَلَيْهِ فِي الْإِشَارَةِ لِأَبِي حَنِيفَةَ / Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri bu hadisler,Ebu Hanife’ye işaret etmektedir.’’ Demiştir. (16)<br />
<br />
İlgili hadis metni: “İman Süreyya yıldızına çıksa, Farisoğullarından biri elbette alıp getirir.”(17)<br />
<br />
Ebu Hanife’nin sahih hadise ve dolayısı ile delile çok önem verirdi.Bunun açık tezahürü şu söylemidir ;<br />
قال الإمام أبو حنيفة رحمه الله : (إِذا صح الحديث فهو مذهبي) وقال : ( لا يحل لأحد أن يأخذ بقولنا ما لم يعلم من أين أخذناه)<br />
‘’İmam Ebu Hanife şöyle demiştir : ‘’Hadis sahih olunca o benim mezhebimdir. (yani ben sahih hadis varken farklı bir görüş ileri sürmem.) ve tekrar dedi ki ,Kimseye bizim görüşlerimizin nereye dayandığını bilmeden almak helal değildir.’’(18)<br />
<br />
<br />
İmam Azam’ın tabiinden olup olmayışı<br />
Hafız İbn Kesîr :’’Dört imam içinde en önce vefat Ebu Hanife’dir. Sahabe dönemine yetişmiş ve Enes b. Malik’i görmüştür. Başka sahabileri gördüğü de söylenmiştir. Bazı ilim adamları onun yedi sahabiyi gördüğünü söylemişlerdir.’’ (19)<br />
<br />
Suyuti , el-Taberi el-Makri el-Şafii’nin Ebu Hanife’nin tabiinden olduğuna dair bir risale yazdığını haber verir.İlgili kitapta ‘’Ebu Hanife’nin 7 sahabi ile görüştüğü’’ yazılmış ve ‘Enes’ten üç hadis rivayet ettiği’ de kayda alınmıştır.Hatib ise bu rivayetin sahih olmadığı görüşündedir.İbn Hacer,Ebu Hanife’nin sahabeden bir guruba ulaştığını söylemiştir.Bu sahabiler arasında Enes b. Malik vardır.(20)<br />
<br />
Ebu Maşer Cüz’ünde Ebu Hanife rivayetleri olarak çeşitli rivayetler sunar.Bunlar arasında ‘Her Müslüman üzerine ilim talep etmek farzdır.’(21) Ve ‘ Hayra delalet ettiren onu yapan gibidir.’(22) Hadisleri vardır.<br />
Suyuti , ilk rivayetin senedinde yer alan ‘Ahmet b.Muhammed b.Salt’ibni’l Muğallis’in cerh edildiğini belirtir.(23) Nevevi , ‘Fetvalar’ında bu hadisin manası sahih olsa da senet yönünden zayıf olduğunu ifade etmiştir.Hafız Mizzi ise bu hadisin bir çok farklı tariki olduğunu ve toplamda hasen rütbesine ulaştığını ifade eder.Suyuti bu görüşlerden sonra kendi görüşünün ‘Bana göre bu hadis sahih mertebesine çıkmıştır.Ben bu hadisin 50’ye yakın tarikini buldum.’der.<br />
İkinci hadis de sahihtir.Sahabi topluluğundan bu hadis rivayet edilmiştir.Hadisin farklı rivayeti Müslim’de مَنْ دَلَّ عَلَى خَيْرٍ فَلَهُ مِثْلُ أَجْرِ فَاعِلِهِ lafzı ile geçmektedir. (24) Sonuç olarak iki hadis de sahihtir.(25)<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebu Hanife’yi Cerh Ve Tadil Edenler</span><br />
Cerh , luğatta yaralamak anlamındadır.Hadis ıstılahında ise bir ravinin rivayetinin sağlam olmadığını/zayıf olduğunu ifade eden terimdir.Ta’dil kelimesiyse rivayetinin sağlam olduğunu,kabul edilmesi gerektiğini ifade eder.<br />
Raviler hakkındaki cerh ve ta’dil işlemi, esas itibariyle hadis alimlerinin içtihadına dayanmaktadır.Bu yüzden herkesin vardığı sonuç aynı olmayabilir. Bu konuda bir alimin neler dediğine bakalım ; "Buhari ve Müslim , başka hadis alimlerince cerh edilmiş pek çok ravinin rivayetine yer vermiştir.Çünkü ravilerin durumu, alimlerin onlar hakkındaki içtihatlarına bağlıdır. Birinin şart olarak ileri sürdüğünü diğeri reddeder.Dolayısı ile herkesin vardığı sonuç aynı olmayabilir.’’ (26)<br />
<br />
<br />
A- Ebu Hanife’yi ta’dil edenler /güvenilir ravidir diyenler <br />
<br />
1- Ebu Ca’fer Muhammed el-Bâkır <br />
2- Hammad b. Ebî Süleyman <br />
3- Mis’ar b. Kidam <br />
4- Eyyüb es-Sahtiyânî <br />
5- A’meş <br />
6- Şu’be, <br />
7- Süfyan es-Sevrî <br />
8- Muğîre b. Miksem <br />
9- Süfyan b. Uyeyne <br />
10- Hasen b. Salih b. Hayy <br />
11- Said b. Ebî Arûbe <br />
12- Hammad b. Zeyd <br />
13- Şerik el-Kâdî <br />
14- İbn Şübrüme <br />
15- Yahya b. Saîd el-Kattan <br />
16- Abdullah b. Mübarek <br />
17- Kasım b. Maan <br />
18- Hucr b. Abdilcebbar <br />
19- Züheyr b. Muaviye <br />
20- İbn Cüreyc <br />
21- Abdürrezzak <br />
22- Şafii <br />
23- Veki’ b. Cerrah <br />
24- Fadl b. Musa <br />
25- Halid el-Vâsıtî <br />
26- İsa b. Yunus <br />
27- Abdulhamid el-Hımmânî <br />
28- Ma’mer b. Râşid <br />
29- Nadr b. Muhammed <br />
30- Yunus b. İshak <br />
31- İsrail b. Yunus <br />
32- Züfer b. Hüzeyl <br />
33- Osman el-Bettî <br />
34- Cerîr b. Abdulhamîd <br />
35- Ebu Mukatil Hafs b. Müslim <br />
36- Ebu Yusuf el-Kâdî <br />
37- Selim b. Salim el-Belhî <br />
38- Yahya b. Âdem <br />
39-Yezid b. Harun <br />
40- İbn Ebî Rezme <br />
41- Said b. Salim el-Kaddah <br />
42- Şeddad b. Hakim <br />
43- Hârice b. Mus’ab <br />
44- Halef b. Eyyub <br />
45- Ebu Abdirrahman el-Mukrî <br />
46- Muhammed b. es-Sâib <br />
47- Hasen b. ’Umâre <br />
48- Ebu Nuaym Fadl b. Dukeyn <br />
49- Hakem b. Hişam <br />
50- Yezid b. Zeri’ <br />
51- Abdullah b. Davud el-Hureybî <br />
52- Muhammed b. Fudayl <br />
53- Zekeriyya b. Ebî Zaide <br />
54- Yahya b. Zekeriyya b. Ebî Zaide <br />
55- Zâide b. Kudâme, <br />
56- Yahya b. Maîn <br />
57- Malik b. Miğvel <br />
58- Ebu Bekir b. Ayyaş <br />
59- Ebu Halid el-Ahmer <br />
60- Kays b. er-Rebi1 <br />
61- Ebu Kasım en-Nebil <br />
62- Muhammed b. Câbir <br />
63- Abdullah b. Musa <br />
64- el-Asma’î <br />
65- Şakîk el-Belhî <br />
66- Ali b. Asım <br />
67- Yahya b. Nasr<br />
68- Celaleddin Suyuti (27)<br />
<br />
Cerh ve ta’dil imamlarından biri olan Yahya b. Ma’în , Ebu Hanife’yi açık bir şekilde ta’dil etmiş ve şöyle demiştir : "O sikaydı/güvenilirdi.Sadece ezberlediği hadisi rivayet eder, ezberinde olmayanı rivayet etmezdi." (28)<br />
<br />
Hadisçilerin Ebu Hanife’ye hücumda aşırı gittiklerini ifade eden İbn Maîn, "Ebu Hanife yalan söyler miydi?" diyenlere karşılık, <br />
"O böyle şeylerden uzak, şerefli bir kimseydi." demiş ve Ebu Hanife’nin hadiste doğru söyleyenlerden (sâdık) olduğunu ifade etmiştir.(29)<br />
<br />
Yahya b. Ma’în’in, Ebu Hanife hakkındaki ta’dilini zikreden Ebu Gudde, Buhari’nin, Müslim’in, Ebu Davud’un, Ahmed b. Hanbel’in ve Ebu Hâtim’in şeyhi olan bu cerh ve ta’dil imamının, zaman ve mekân olarak yakınlık, ashabı ile içli dışlı olma ve onlardan rivayette bulunma itibariyle Ebu Hanife’yi diğerlerinden çok daha iyi tanıyacağını belirterek kendi düşüncesini şöyle ifade eder: "Bu konuda, Ebu Hanife’nin vefatından asır veya asırlar sonra doğmuş Buhari ve ona tabi olanların sözü değil, İbn Maîn’in sözü geçerlidir. Yahya b. Maîn konuştuğu zaman Buhari, Müslim, Nesâî, İbn Adiyy, Dârekutni ve diğerleri susar. Çünkü bunların hepsi, İbn Maîn’in rical konusunda emsalsiz olduğuna şahittik etmişlerdir." (30)<br />
<br />
İmam Kadı Kudat Taceddin es-Subki eş-Şafii Cem’ul Cevami’ adlı usulu fıkıh kitabının sonlarında (31) şöyle demiştir :’’Biz inanıyoruz ki; Ebu Hanife,İmam Malik,İmam Şafii ve A.B.Hanbel,Süfyan,Evzai,İshak b. Rahuye , İbn Cerir ve diğer Müslüman imamlar (önder alimler) , akait ve diğer ilimlerde Allah’ın hidayeti üzerinedirler.’’ (32)<br />
<br />
Münekkit alimler ile önde gelen muhaddisler onun hadis öğrenmeye önem verdiğini, bu amaçla yolculuklara çıktığını ve bu uğurda nice sıkıntılarla karşı karşıya kaldığını anlatmışlardır.(33)<br />
<br />
Hafız Hatîb Târîhu Bağdât’ında Ebu Mutî’den de şunu nakletmektedir: “Ebû Hanife bize şunu anlattı: Emîrulmüminîn Ebû Ca’fer’in huzuruna girdim. Bana “Ebû Hanife! İlmi kimlerden aldın?” diye sordu. Ben de “Hammâd vasıtasıyla İbrahim en-Nehaî’den aldım. O da Ömer b. el-Hattâb, Ali b.Ebî Tâlib, Abdullah b.Mes’ûd ile Abdullah b.Abbas’ın öğrencilerinden almış.”dedim. Ebû Ca’fer “Bravo, aferin Ebû Hanife.Öğrendiklerini iyi ve mübarek insanlara dayandırarak sağlam bilgi almışsın.” Dedi.(34)<br />
<br />
Ebu Cafer Şirazi , Şakik Belhi’den ‘’Ebu Hanife insanların en alimiydi.’’ Sözünü aktarır. (35)<br />
<br />
Abdullah İbn Mübarek şöyle demiştir :’’ Küfe’ye gidip buranın en bilgini kimdir diye sordum.Hepsi birden İmam Ebu Hanife cevabını verdi.’’ (36)<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebu Hanife’yi Cerhedenler</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebu Hanife düşmanlığının sebepleri nelerdir ?</span><br />
<br />
1-Ebu Hanife’nin , ameli imandan bir cüz olarak görmeyişi bir sebepti.Oysa İmam Buhari böyle düşünmüyordu.Ona göre iman ‘söz ve fiildi.’ (37)<br />
<br />
2-‘’Kur’an mahluktur/yaratılmıştır.’’ sözünü ona isnat etmek ve böylece ona kafirlik suçlaması yapmak. A.B.Hanbel’in dediği gibi ‘Kur’an Allah’ın ilmindendir ve Allah’ın ilmi mahluk değildir.’’ Kur’an mahluk değildir.Konu ile ilgili iki yön vardır ; 1-Ebu Hanife’nin muradı ,Kur’an Allah’ın ilminde Allah ile kaimdir ve bu mahluk değildir.2-Şuan Mushaflarda yazılı olan,dillerde okunan ve zihinlerde ezberlenmiş olan ise mahluktur çünkü bu,mürekkep ve kağıt ile oluşmuştur ki bunlar mahluktur.Böylece Ebu Hanife’ye ikinci düşünceyi çarpıtarak yakıştırdılar,iftira attılar.Oysa o , bu düşünceye karşıydı. (38)<br />
<br />
3-Diğer sebep de sıfatlar meselesidir.Sahih olmaktan uzak olan bir takım haberler rivayet edilmiştir.Bu haberlere göre Ebu Hanife alemlerin ilahını cisim olarak görmüştür. (39)<br />
<br />
4- Tehânevî ,Ebu Hanife’ye yöneltilen cerhlerin neredeyse tamamının sebebi , neye dayandığı açıklanmadığını ifade ederken (40) İbn Abdilber bunun sebebini beyan etmiştir; "Ebu Hanife’den rivayette bulunarak onun güvenilir olduğunu söyleyenler ve onu methedenler, onun aleyhinde konuşanlardan daha çoktur. Hadisçilerden onun aleyhinde konuşanlarsa çoğunlukla onu reye (ictihada) dalmakla, kıyasla ve irca ile ayıplamıştır.Hadisçiler Ebu Hanife’yi kötülemek konusunda ileri git-tiler ve haddi aştılar." (41)<br />
<br />
5- Buhari , Nuaym b. Hammad’ın çağdaşıydı ve onun Ebu Hanife hakkında hikayeler uydurduğunu,bunların yalan olduğunu ileri sürmüştü.Belki de Buhari’nin Ebu Hanife’ye karşı olan bu tutumunun sebebi buydu.(42)<br />
<br />
6-Abdul Fettah Ebu Ğudde diyor ki :’’ Bana öyle geliyor ki asıl sebep şudur ; Buhari hadis ve eser ağırlıklı bir fakihtir.Böylece ondan ‘iman,kavl ve ameldir.’diye rivayet edilmiştir.Ebu Hanife ise rey ve fıkıh ağırlıklı bir muhaddistir.Bu yüzden ondan ‘iman,kavl ve ameldir.’ görüşü değil de ‘İman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdiktir. Görüşü aktarılmıştır.’ (43) A.B.Hanbel’in dediği gibi İmam Şafii gelip ara buluculuk yapana dek ehli rey ile ehli hadis arasında lanetleşme söz konusu olmuştur. (44)<br />
<br />
7- Sahih hadise karşıydı iddiası.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B- Ebu Hanife’yi cerh edenlerin listesi</span><br />
<br />
1-Ca’fer b. Muhammed es-Sâdık (Ö. 148)<br />
Ebu Hanife’nin hocalarındandır.Önceleri onu tadil etmiş sonra ise cerh etmiştir.Sebep olarak fazlaca rey ediyor oluşunu göstermiştir.(45)<br />
<br />
2-Evzâî (Ö. 157) <br />
Sahih hadise muhalefet ettiğini iddia etmiştir. Evzâî ile Ebu Hanife ve öğrencileri arasında ilmi çekişmeler olmuştur; <br />
"es-Siyerü’s-Sağîr" isimli kitabın İmam Muhammed (Ebu Hanife’nin öğrencisi) tarafından yazıldığını duyduğunda ; <br />
"Iraklılar nerede, bu konuda bir kitap yazmak nerede (!)" diyerek onları küçümsemiştir.(46)<br />
İmam Muhammed Evzai’nin bu sözünü duyunca kızar ve cevap olarak "es-Siyerü’l-Kebîr’i" tasnif eder.(47) <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebu Hanife sünnete karşı mıydı ?</span> Ebu Hanife’nin geride bıraktığı eserlere bakmak gerekir.Ondan kaldığı kesin olan eserlerin başında öğrencileri gelir.Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’in kitapları sünnete karşı nasıl bir tavır sergilemiştir ?Konuyla ilgili bir örnek vermekle yetineceğiz ;<br />
Ebu Yusuf demiştir ki: "Bir kimse diğeri aleyhine dava açsa ve delil getirse, Ebu Hanife bu konuda şöyle der: (Davacı için) şahitlerin yanı sıra bir de yemin etmeniz gerekli değildir çünkü Resulullah (S.A.v.) den bize: “İspat edici delil (beyyine) getirmek davacıya, yemin ise iddiayı reddedene düşer.” (48) hadisi ulaşmıştır. Allah’ın Resulünün davacı üzerine koymadığı bir yükümlülüğü biz koyamayız.Ayrıca Ebu Hanife’ye nispet edilen Vasiyye ve Fıkhu’l Ekber’in hadis içeriyor oluşu,Ebu Hanife’nin hadise karşı olmadığını göstermektedir.Kaldı ki hadise,sünnete karşı olan birini milyonlarca insan takip eder mi ?<br />
<br />
3-Süfyân Sevrî (Ö. 161)<br />
Sevri’nin de Ebu Hanife’yi cerh ettiği çeşitli kitaplarda yazılmıştır lakin bu haberler güvenilir değildir.Güvenilir olan haber,onun Ebu Hanife’yi tadil edişidir.Nitekim Sevri şöyle demiştir : ‘’O,yer yüzü ehlinin en iyi fıkıh bilginidir.’’ (49)<br />
<br />
4- Kadı Şerik b. Abdillah (Ö. 177)<br />
Şerik’e sorulur. Ebu Hanife’yi niçin tövbeye çağırdınız ? Şerik: "Küfürden ötürü." der. (50) Tarihu Bağdat’ta yer alan bu rivayet, Kevseri tarafından senet ve metin yönünden tenkit edilmiştir çünkü Şerik, Ebu Hanife’nin vefatından 5 yıl sonra Küfe kadılığına getirilmiştir.Bu durumda kadı olarak onu tövbeye davet etmesi imkansızdır.<br />
<br />
5- Mâlik b. Enes (Ö. 179)<br />
<br />
Bir rivayette İmam Malik,Ebu Hanife’yi kastederek: "Dinde hile yaptı." Demiştir. (51) <br />
Muvatta şarihi Baci bu tür rivayetlerin sahih olmadığını yazmıştır. Malik’in, Ebu Hanife’nin ashabından olan Abdullah b. Mübarek’e karşı gösterdiği ikram ve hürmet meşhurdur. (52)<br />
<br />
7- Muhammed b. İdris eş-Şâfii (Ö. 204)<br />
"Ebu Hanife’nin reyini sihirbazın ipine benzetiyorum. Şöyle çekersen sarı, böyle çekersen yeşil gelir." Bu ve benzeri pek çok söz İmam Şafii’ye atfedilmiştir lakin bu sözlerin aslı yoktur.Nitekim Şafii , fıkıh konusunda herkesi Ebu Hanife’nin çocuğu saymıştır.Böylesine bir övgüde bulunan birinin aynı zamanda ona böyle yakışıksız sözler söylemesi çelişki olurdu.İmam Şafii şöyle demiştir ;<br />
الناس في الفقه عيال على أبي حنيفة <br />
“İnsanlar fıkıhta Ebû Hanife’ye muhtaçtır./ennasu fil fikhi iyalun ala ebi hanife” (53)<br />
<br />
8- İbn Ebî Şeybe (Ö. 235) <br />
Ebu Hanife’nin 125 hadise muhalif olduğunu ifade etmiştir.Musannef’inde <br />
’’İmam Azam’a reddiye kitabı/Kitabu’l Red ala Ebi Hanife’’ başlığını kullanmıştır.(54) <br />
Muhammed Zahit el-Kevserî, İbn Ebi Şeybe’ye reddiye yazmıştır.(55) Kevseri ,müctehitlerin seçim yaptığını ve çeşitli rivayetler içinden Ebu Hanife’nin seçim yaptığını ifade etmiştir.Bir başka müctehit de Ebu Hanife’nin tercih dışı gördüğü hadisleri tercih etmiştir.Bu seçimlerin müçtehide göre farklı olması onların hadise muhalif olduklarına hükmetmeyi gerektirmez. Zira bunlar ictihadî meselelerdir.Kesinlik arz etmez. <br />
<br />
Ebi Şeybe, Ebu Hanife söylemediği halde bazı şeyleri ona isnad etmiştir.Ebi Şeybe"Ebu Hanife’nin, namazlar kazaya kalınca ne ezan okunur ne de kamet getirilir." dediğini naklederek, hadise muhalefet ettiğini belirtir. Halbuki İmam Muhammed’in Asâr’ında kaza namazının gerekli olduğu yazılıdır.’’Biz bunu kabul ederiz, Ebu Hanife’nin görüşü de budur." demiştir.<br />
<br />
9- Ahmed b. Hanbel (Ö. 241)<br />
Ahmed b. Hanbel "ehl-i reyden hadis rivayet olunmaz." demiştir. (56)<br />
<br />
10- Buhârî (Ö. 256)<br />
Ebu Hanife’nin mürcieye mensup olduğunu, rey ve hadisinin dikkate alınmayacağını ifade etmiştir. (57)<br />
<br />
"Süfyânı Sevrî’nin yanında idim. Ebu Hanife’nin ölüm haberi geldi. Süfyân: "Elhamdülillah! O İslâmı ilmek ilmek çözen birisiydi. İslamda ondan daha uğursuz biri doğmamıştır." Dedi. (58) Süfyan’dan nakledilen bu haberi tenkit eden Kevseri, Sevrî’nin böylesine bir cümle kurmuş olması düşünülemez der ve senette bulunan Nuaym b. Hammad’ın varlığının, bu haberin reddi için yeterli olduğunu belirtir. (59) Çünkü Nuaym, Ebu Hanife’yi kusurlu gösteren hikâyeler uydurmakla itham edilmiştir. (60) Nitekim ona göre, Buhari’nin Ebu Hanife’ye cephe alışının başlıca sebebi onun, Nuaym b. Hammad’la olan arkadaşlığıdır. Bu yüzden Buhari, Nuaym’ın Ebu Hanife’ye karşı gösterdiği şiddetli taassuptan etkilenmiştir. (61)<br />
<br />
İbn Haldun der ki: <br />
"Bazı aşırı gidenler ve hasetçiler, müçtehitlerden bazılarının hadis bilgisinin yeterli olmadığını ve bu yüzden rivayetlerinin az olduğunu söylerler. Büyük imamlar hakkında böyle bir kuruntuya mahal yoktur. Çünkü şeriat, kitap ve sünnetten alınır. Hadisten yeteri kadar nasibi olmayanın, dini sahih asıllarından ve ahkamı onu tebliğ edenden almak için, hadis talebi ve rivayetinde ciddî ve bu konuda süratli olması gerektiğinde şüphe yoktur. Rivayeti az olanlar, haberlerdeki bazı ta’nlar ve tariklerindeki bazı illetler yüzünden rivayeti azaltmışlardır... İmam Ebu Hanife de rivayet ve tahammülünde gösterdiği şiddet ve titizlik yüzünden az rivayet etmiştir. Rivayeti az olduğu için hadisi de az olmuştur. Haşa, hadis rivayetini kasten terk etmemiştir. Mezhebinin, hadis imamları arasında itimat edilir bir mezhep oluşu, rivayetleri ret ve kabul yönünden, onun değerlendirmesine itibar edilmesi, onun hadis ilminde büyük müçtehitlerden olduğuna delalet eder." (62)<br />
<br />
Buhari’nin şeyhlerinden Yahya b. Adem: "Numan, beldesinin bütün hadislerini topladı. Peygamber (S.A.v.) den ne alındıysa sonuna kadar inceledi" demiştir. (63)<br />
<br />
11- Müslim b. Haccac <br />
12- Ebu Zur’a er-Râzî <br />
13- İbn Kuteybe <br />
14- Nesâî <br />
15- Ukaylî <br />
16- İbn Ebî Hatim er-Râzî <br />
17- İbn Hıbban<br />
18- İbnAdiyy <br />
19- Dârekutnî <br />
20- Ebu Nuaym el-Isfahânî <br />
21- Beyhakî <br />
22- Hatîb Bağdadî<br />
"Hatib’in sözlerine aldanma. Zira onda Ebu Hanife, Ahmed ve ashabı gibi bir grup ulemaya karşı aşırı asabiyet vardır. Her yönden bunlara hücumda bulunmuştur."(64)<br />
<br />
23- Cüveynî <br />
Rivayete göre Cüveyni şöyle demiştir : ‘’Hadis alimlerinin Ebu Hanife’ye bakışı aşikardır.Onların bu bakışının temelinde ,Ebu Hanife’nin fazlaca kıyas yapması ve böylece haddi aşması yer alır.’’<br />
Allame Suyuti cevaben ‘’ Ebu Hanife’nin kıyası, kıyas edilen ile kendisine kıyas yapılan (mukisun aleyh)arasındaki alaka ile kaimdir.Bu anlayış doğaldır ve bu kıyas kişiyi hadden çıkarmaz.(65)<br />
<br />
Rivayete göre Cüveyni ‘’Ebu Hanife’nin ictihatları kitaba , sünnete , eserlere ve imamların icmasına aykırıdır.’’ Demiştir.<br />
Allame Suyuti cevaben ‘’Cüveyni’nin bu görüşünde olmaktan Allah korusun.Böyle bir şeyin mümkün olması imkansızdır.Hangi usule aykırıymış?Şüphe yok ki Ebu Hanife’nin usulu kitap,sünnet,icma ve kıyastır. Ümmetin icması Ebu Hanife’nin alim bir adam olduğunu,insanların arasında Allah’ın indirdiği ile hüküm verdiğini tekit eder.Ona karşı yapılan bu ithamın esası yoktur.Cüveyni böyle dememiştir. ‘’ der.(66)<br />
<br />
24- Gazâlî <br />
"Ebu Hanife,müçtehit değildir çünkü lügat (Arapça) bilmiyordu. O, hadisleri de bilmiyordu. Bu yüzden zayıf hadisleri kabul edecek, sahihleri reddedecek kadar cüretkârdı. Bizatihi anlayış sahibi biri de değildi, fakat akıllı geçinirdi." <br />
<br />
Gazali,bu cümleleri kurarken kendi mezhep imamımın onun hakkında söylediği "insanlar fıkıhta Ebu Hanife’nin çocuklarıdır." Sözünü unutmuş olmalıdır.(67) Gazali’nin daha sonra bu düşüncesinden döndüğü anlaşılmaktadır.Nitekim , İhyâu Ulûmiddîn adlı eserinde Ebu Hanife’den övgüyle bahsetmektedir.(68)<br />
25- İbnü’l -Cevzî <br />
26- Fahreddîn Râzî <br />
<br />
İbn Hibban “Kitabu’l-Mecrûhîn” adlı eserinde Ebu Hanife aleyhinde şöyle demiştir: ‘’Hadis bilgisi zayıf ve rivayet ettiği 130 hadisin 120’sindeki hata etmiştir.’’ (69) Muhakkik Abdul Fettah Ebu Ğudde , İbn Hibban’ın bu sözlerine karşı çıkmış ve İbn Hibban’ın bu sözlerinin hatalı olduğunu beyan etmiştir. (70) Abdul Fettah Ebu Ğudde devamla şöyle demiştir:’’Buhari,Ukayli,İbn Hibban,Hatib,İbn Cevzi gibi, küçük bir grup Ebu Hanife’yi dini konusunda itham ettiler. Ebu Hanife’nin şeriati ve sahibini hafife aldığını iddia ettiler.’’ (71)<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Elbani’nin Ebu Hanife’ye karşı tutumu</span><br />
Elbâni, yoldan saparak Ebu Hanife’ye saldırmıştır. Onun hafızası ve ilmi hakkında konuşmaya başlamış, zayıf biri olduğu iftirasında bulunarak hafıza zayıflığıyla suçlamış, zabt ve ezberlemesinin olmadığını iddia etmiştir.<br />
<br />
“Yıldız doğduğunda her belde halkından afetler uzak tutulur.” hadisini değerlendirirken şöyle demiştir:“Bu hadis zayıftır. Bu isnadın ricali sikadır ancak Ebû Hanife fıkıhta çok yüksek bir konumda bulunmasına rağmen Buhârî, Müslim, Nesâî, İbn Adiy ve diğer hadis imamları onu hafızası açısından zayıf kabul etmiştir. Bu nedenle İbn Hacer Takrîb’de onun terceme-i halini verirken sadece ‘meşhur bir fakihtir.’ demiştir.’’ (72)<br />
<br />
Elbânî’ye sormak durumundayız: Ebû Hanife, İbn Hacer (İbn Hacer el-Askalani’nin tutumunu herkes önemsemektedir çünkü hadis alanında otoritedir.) nezdinde zayıf biri olarak kabul ediliyorsa, o zaman niye zayıf biri olduğunu dile getirmedi de “meşhur bir fakihtir.” demekle yetindi? Oysa Takrîb’in mukaddimesinde şöyle bir açıklaması vardır: “Ben bu kitabımdaki her bir şahıs için, haklarında söylenen en doğru ve en adil değerlendirmeyi kapsayan hükmü en veciz ifade ve işaretlerle vereceğim.” Elbânî herhangi bir usul kitabında “meşhur bir fakihtir.” sözünün ’zayıf biridir.’ anlamında kullanıldığını gösteren açık bir ifade veya imaya rastladıysa bunu bizlere göstersin. <br />
Ravinin fakihlik ve meşhur biri olarak takdim edilmesi, acaba onun zayıflığına ve terk edildiğine mi delalet eder, yoksa onu tanınmazlık ve kapalılık durumundan şöhrete ve tanınıp bilinmeye mi çıkarır? Ayrıca bu tanınma ve şöhret onun ilmini ve azametini ifade etmez mi?Oysa Hz. Peygamberden şöyle bir sahih hadis gelmektedir: “مَنْ يُرِدِ اللَّهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ /Allah bir kulu için hayır murad ederse onu dinde fakih kılar.” (73) Fıkıhtan sonra istenip talep edilecek başka bir hayır var mı? <br />
Elbânî’nin “İbn Hacer Takrîb’de onun hakkında sadece ‘meşhur bir fakihtir.’Demiştir .’’ sözüne gelince, bu sadece bir iftira ve yalandır!<br />
Hafız İbn Hacer eserin iki yerinde Ebû Hanife’nin imam olduğunu dile getirmiştir. Takrîb’in künyeler bölümünde “Ebû Hanife Numan b. Sabit. Meşhur imam” derken, Nûn harfinde de “Numan b. Sabit el-Kûfî. Ebû Hanife. İmam. Aslen Farslı olduğu söylenmiştir. Keza Teym Oğullarının mevlâsı (onların himayesinde) olduğu da söylenmistir. Meşhur bir fakihtir. Altıncı tabakadandır. Sahih olan görüşe göre, 150 yılında 70 yaşında vefat etmiştir.” der<br />
<br />
Cerh tadil kitaplarında bir insan hakkında yalın ifadeyle ’imam’ denir ve bu kelime başka bir kelimeyle kayıtlandırılmazsa, bunun anlamı şudur: İmam, bir ravinin güvenilir olduğunu belirtmede kullanılan ifadelerin en üstünüdür ve sika, mutkin, sebt, adi gibi güvenilir olduğunu belirten sözlerden daha yukarı bir dereceyi gösterir. <br />
Ancak, insan büyük imamlar hakkında konuşmaya başladığı zaman, üzerine gazap iner ve aklı başından giderek her şeyi birbirine karıştırır… (74)<br />
<br />
Ey mutaassıb Elbânî! Gözlerini açıp da bir bak: Eşsiz insanlardan biri olan, İbn Uyeyne’nin hocası, güvenilir, doğru, zâhid, âbid, emin İnsan Hureybî ne demektedir: Ebû Hanife’nin aleyhinde konuşan insanlar hasetçilerle cahillerdir. Bu hasetçi ve cahillerin İmam hakkında söylediklerine sakın kanma.<br />
Elbânî akıl sahibi kimselerden olmuş olsa, burada onun için ibret alınacak bir durum vardır.<br />
İbn Maîn, Ebû Hanife için ’güvenilir bir insandı. Sadece ezberlediği hadisleri naklederdi, ezberlemediklerini nakletmezdi’ demiş, İbn Hacer de bunu nakledip katılmış ve tenkit etmemiştir. Bu durumda, nasıl olur da İbn Hacer, Ebü Hanife muhaliflerinin cerhedici ifadelerinin tesirinde kalmıştır sanılabilir? Elbânî’ye ne oluyor da bu açık ve net ifadeyi kavrayamıyor? Onun bu sözü görüp anlamasına mani olan tek şey, Ebû Hanife’ye karşı olan taassubu ve derin kinidir.(75)<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmam Buhari (Muhammed bin İsmail bin İbrahim bin Muğire el-Buhari) , Ebu Hanife için ne demiştir ?</span><br />
<br />
a- Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail el-Buhari , İmam Ebu Hanife hakkında kötü konuştu ve onu cerh etti. (76)<br />
Buhari şöyle demiştir ;<br />
‘’İmam Azam iki defa küfürden/kafirlikten tövbe etmeye/dönmeye çağrılmıştır.İslam dünyasında ondan daha şerli biri doğmamıştır.’’(77)<br />
<img src="http://imagesturk.net/images/2014/09/07/BuhariZuafaussagirs.240c1057.png" loading="lazy"  alt="[Resim: BuhariZuafaussagirs.240c1057.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
b- ‘’Ebu Hanife hadiste kavi/güvenilir değildir.’’ (78) <br />
<br />
c- İmam Buhari , İmam Azam için dipnotta belirtildiğine göre şöyle demiştir :’’ İmam Azam Mürcie mezhebindendi.’’ (79)<br />
<br />
d- İmam Buhari , Sahih’inde yaklaşık 25 konunun ardından ilgili bapların tercümesinde <br />
‘’ قال بعض الناس /İnsanlardan biri dedi / bazı insanlar dedi…’’ diye yazmıştır.İspatlanamamasına rağmen bu yazılarının tamamında ‘insanın biri’nden kastın Ebu Hanife olduğu kanısı meşhur olmuştur.Buhari’nin bu tutumu kesindir lakin bu tabirinden kimi kast ettiği kesin değildir. (80)<br />
<br />
İmam Muhammed Enver Şah Keşmiri , Feyzu’l Bari ala Sahih’l Buhari adlı eserinde (81) ‘Bazı insanlar’ diye geçen her tabir ile Buhari , Ebu Hanife’yi kast etmemiştir.Bazı insanlar tabirinden kimi zaman Şafii’yi kimi zaman İsa b. Eban kimi zaman Muhammed b.Hasan,Züfer b.Hüzeyl’i kast edilmiş olmalıdır.Ayrıca Buhari’nin bu yazısı , onları reddettiği anlamına da gelmiyor.Nitekim bazen de ‘bazı insanlar…’ dedikten sonra onların görüşünü kabul ediyordu.’ <br />
Keşmiri’nin El Örfü’ş-şezî’de belirttiğine göre 22 yerde Buhari ‘Bazı insanlar…’ tabirini kullanmıştır. Abdul Fettah Ebu Ğudde ilgili konunun bir numaralı dipnotunda bu konuda tereddüt olduğunu ifade etmiş ve diğer görüşleri sıralamıştır; 22,24,25 kez Buhari’nin bu sözü kullandığı söylenmiştir.Bunlar ilgili kitapta tek tek sayılmıştır.(82)<br />
<br />
Biz bu tabirlerin nerede geçtiğine dair bir kaç örnek vermekle yetineceğiz ;<br />
<br />
1-Buhari,el-Camiu’s Sahih,Kitabu’z Zekat’ta demiştir.<br />
2- Buhari,el-Camiu’s Sahih,Kitabu’l hibe’de 2 kez demiştir.<br />
3- Buhari,el-Camiu’s Sahih,Kitabu’ş Şehadat’ta demiştir.<br />
4- Buhari,el-Camiu’s Sahih,Kitabu’l Vasaya’da 3 kez demiştir.<br />
5- Buhari,el-Camiu’s Sahih,Kitabu’t Talak’ın Lian babında demiştir.<br />
<br />
Buhari’nin ‘Bazı insanlar’ tabiri ile kendisiyle yanı görüşü paylaşmayanları ifade etmiştir.Bundan ne anlamalıyız ?<br />
Buhari ve benzerleri müctehittir.Onların , diğer müctehitleri taklit etmesi gerekmez çünkü müctehit olmak taklit yerine ictihat edip kendi görüşüyle amel etmenin yolunu açar.Hepside hak dairesi içerisindedir.İsabet ettiler veya hata ettiler ama sonuçta onlar ictihat ettiler.(83)<br />
<br />
Keşmiri ,Feyzul Bari’de (84)İmam Buhari’nin , Hanefi fıkhı ile pek çok konuda aynı görüşe sahip olduğunu ifade eder.Keşmiri , birisi ‘Buhari’nin Hanefiler ile aynı görüşü paylaştığı konular , muhalet ettiği konulardan daha fazladır dese yalan söylemiş olmaz.’ Der.Aynı görüşlere örnek olarak şunları verebiliriz ;<br />
a- Temizlik : Köpeğin artığı , muvalat (abdeste ard arda yıkamanın gerekli olup olmayışı) ,meninin necis oluşu ; <br />
b –Namaz : Tekbirin gerekli oluşu,namazda iftitah tekbiri,vitir vaciptir,vitir 3 rekattır.Küsüf (güneş tutulma) namazında tek ruku vardır.İki namazın cem edilmesi…(85)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hatib el-Bağdadi’ye ait olan ‘Tarihu Bağdat’taki rivayetler ve bunlara cevaplar</span><br />
<br />
<br />
1-İddia<br />
Ebu Hanife Hıristiyan bir babadan doğdu.<br />
Cevap<br />
Bu rivayetin senedinde yer alan ‘Osman b.Seid’ rivayeti kabul görmeyen bir kişidir.Ebu Hanife de babası da İslam üzere doğmuştur.Asla dedeleri arasında Hıristiyan olarak bilinen birisi yoktur. (86)<br />
<br />
2-İddia<br />
Ebu Hanife Nahiv/Arap grameri bilmezdi.<br />
Cevap<br />
Bu rivayetin senedinde geçen İbrahim el-Harbi’nin ‘Ebu Hanife ilk başta nahiv öğrenmek istiyordu.’ Demesi ,bu rivayetin merdut olmasına yeterli delildir nitekim bu zat 285 yılında vefat etmiştir.Yani aynı çağda yaşamadıklarından dolayı Ebu Hanife’nin böyle dediğini, bir başkasından değil de direk kendisinden duyduğunu iddia etmesi kabul edilemez.Dolayısı ile bu rivayet maktu’dur.Maktu haber onların görüşüne göre merduttur.(87)<br />
<br />
3-İddia :<br />
وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ ‘’… namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur.’’ (88)<br />
لِيَزْدَادُوا إِيمَانًا مَّعَ إِيمَانِهِمْ   ‘’ İnananların, imanlarını kat kat artırmaları için…’’ (89)<br />
Ebu Hanife bu iki ayeti inkar ederek kafir olmuştur çünkü o , imanın artmayacağını ve eksilmeyeceğini iddia etmiştir.Ayrıca namazın Allah’ın dininden olmadığını iddia etmiştir.<br />
Cevap <br />
Ebu Hanife , ameli imanın aslî rükünlerinden görmezdi.İman , kesin bir inançtır.Bu yüzden noksanlığı ve ziyadeliği kabul etmez. Bu görüş,ehli sünnetin cumhurunun/çoğunluğunun görüşüdür. (90) Buna da ‘el-İmanu en tumine billah../İman ,Allah’a inançtır.’ Hadisine dayandırmıştır.(91)<br />
<br />
4-İddia <br />
‘’Ebu Bekir Sıddık ile Şeytan’ın imanı birdir,aynıdır.İblis de Ebu Bekir (r.anh) da ‘Ya Rabbi/Ey Rabbim.’ Demiştir.’’<br />
Cevap <br />
Bu iddianın senedinde yer alan Fezari bu sözünden dönmüştür.İbn Ebi Hatim’in el-Cerh ve’t Ta’dil kitabına bakılabilir.İbn Sa’d’in Tabakatu’l Kübra’sında belirttiği gibi ‘’Fezari hadis konusunda çok hata yapardı.’’ Aynı durumu İbn Kuteybe de el-Mearif’te belirtmiştir.(92)<br />
<br />
5-İddia<br />
Ebu Hanife’ye soruldu ; Babasını öldürüp annesi ile evlenen ve babasının başında şarap içen adam hakkında ne dersin ?Ebu Hanife dediki o kişi mümindir.Ebu Hanifenin bu açıklamasının ardından orada bulunan önde gelen imamlar şöyle dedi: İbn Ebi Leyla , Ebu Hanife için ‘Sonsuza dek senin şehadetini kabul etmeyeceğim.’ Süfyanı Sevri de Ebu Hanife için ‘Seninle ebedi olarak konuşmayacağım.’ Hasan b.Salih de ‘Yüzüm senin yüzüne haramdır.Ebedi olarak senin yüzüne bakmayacağım.’<br />
Cevap<br />
Bu rivayetin senedinde bulunan Tahir b. Muhammed meçhuldür.(Bu durum,bu rivayetin kesinlik arz etmeyeceğine delildir.) Diğer ravi Veki’ ise Ebu Hanife’nin arkadaşlarındandır.Bu konuda böyle kötü bir söz aktarması sahih değildir ancak bası beyinsizler o demiş gibi bunu aktarmıştır.Bu rivayet sabit değildir,yapaydır.Sonra mümin helal saymadıkça büyük günah işlese de ehli sünentin itikadına göre iman dairesinden çıkmaz,mümin olmaya devam eder.(93)<br />
<br />
6-İddia<br />
Ebu Hanife şöyle demiştir :’’Cehm b. Safvan’ın eşi bize gelip kadınlarımızı edeplendirdi.’’<br />
Cevap<br />
Bu rivayetin reddine dair şunu söylemek yeterli olur ‘ Bu rivayetin senedinde Zünbur adlı kişi var.Bu kişi hakkında İmam Buhari ‘zâhibul’l-hadîs/Hadisleri zayıftır’ demiştir.Nesai ‘Sika/güvenilir değil’ demiştir.Ebu Hatim ‘Metruk’ demiştir.Bu haberde inkita (raviler arası kopukluk) , mektrukül hadis ve meçhul raviler vardır.Ali b. Usman ile Zünbur görüşmemiştir. (94)<br />
<br />
7-İddia<br />
Kur’an mahluktur diyen ilk kişi Ebu Hanife’dir.<br />
Cevap<br />
Herkesin bildiği gibi bu sözü ilk söyleyen kişi Ca’d b.Dirhem’dir.Sonra Cehm b.Safvan sonra Bişr b.ğiyas’tır.İbn Ebi Hatim’in Kitabu’r Red ale’l Cehmiyye kitabında ve Alkai’nin Şerhu’s Sünne’sinde ve diğer kitaplarda bu belirtilmiştir.<br />
(95)<br />
<br />
8-İddia<br />
İslam’da Ebu Hanife Deccalinden daya büyük fitne bilmiyorum.<br />
Cevap<br />
Senette geçen Ebu Mufazzal Şeybani’nin yalanına dair hadis kritikçileri arasında ittifak vardır.(96)<br />
<br />
9-İddia<br />
Evzai dedi ki ; ‘’Müslümanlar içerisinde Ebu Hanife’den daha fazla dine zarar veren biri doğmadı.’’<br />
Cevap<br />
Bu haberin senedinde Muhammed b. Kesir var.Ahmet gerçekten de onu zayıf görmüştür. Ebu Hatim ise ben onu sika/ güvenilir olarak görmüyorum demiştir.Böylece bu rivayet gözden düşmüştür.(97)<br />
<br />
10-İddia<br />
Malik b. Enes (Maliki mezhebinin baş imamı), Ebu Hanife’yi dinsiz ilan etmiştir.<br />
Cevap <br />
Aynı şekilde bu rivayetin içerisinde yer alan raviler sika/güvenilir değildir.Ayrıca el-Baci , Muvatta şerhi Münteka’da ‘Malik , fukaha hakkında asla hiçbir şey dememiştir.’ Der.(98)<br />
<br />
11-İddia<br />
İmam Şafii , Ebu Hanife’nin eshabının kitaplarına baktım orada 130 yapraklık bilgi gördüm.80 sayfası kitap ve sünnete zıttı.Ebu Muhammed ‘Çünkü dayandıkları asıl hatalıydı.’ Dedi.<br />
Cevap<br />
Bu söz kesinlikle İmam Şafii’ye ait değildir.Öyle ya الناس في الفقه عيال على أبي حنيفة <br />
“İnsanlar fıkıhta Ebû Hanife’ye muhtaçtırlar./ennasu fil fikhi iyalun ala ebi hanife” (99)<br />
böyle dediği sabit olan birinin ‘Kur’an ve sünnete muhalifti.’ Demesi çelişik ifade olurdu.Öte yandan Hatib’in kendi kitabında İmam Şafii’nin Ebu Hanife için ‘Fıkıhta en güvenilir insandı.’ Böyle dediği yazılıdır. (100) Hatib , kitabını yazarken kritik yapmadan,sadece yazmıştır.<br />
<br />
12-İddia<br />
A.B.Hanbel’e Ebu Hanife sorulduğunda onun Müslümanların en kötüsü olduğunu söyledi.<br />
Cevap<br />
Hatib burada A.B.Hanbel’den 6 rivayette bulunmuştur.Rivayetlerde inkita ve meçhul ravi durumu vardır.A.B.Hanbel , Ebu Hanife hakkında böyle şeyler söylememiştir.Nitekim belirtildiği üzere ‘A.B.Hanbel çok az konuda Ebu Hanife’nin kitaplarına muhalif görüş sergilemiştir.O kadar muhalif görüş Şafii ve diğerlerinde de vardır.Her imamın bir birine zıt görüşleri vardır.125 konuda A.B.Hanbel , Ebu Hanife’nin görüşleriyle aynı kanıdadır.(101) Şerhu Muhtasarı Ravza’da ,Hanbeliler’in Usulu’nde Hanbeli alim şöyle denilmiştir: ‘’Allah’a yemin olsun ki ben Ebu Hanife’nin kendisine yapılan ithamlardan beri olduğunu görüyorum.O ancak açık deliller ile ictihat yapmıştır.Delilleri insanların elinde mevcuttur.Doğru ictihat yaptı ise 2 ecir , hatalı ise tek ecir almıştır. (102) Kendisine dil uzatanlar ya hasetlerinden ya da ictihat alanındaki cahilliklerinden bunu yapmıştır.İmam Ahmet , Ebu Hanife’yi meth etmiş,onun hakkında güzel konuşmuştur,sahih olan budur.(103)<br />
<br />
13-İddia<br />
Ebu Hanife , zina ve faizi helal görürdü.<br />
Cevap<br />
Bu haberin senedi hezayan doludur. Muhammed b. Nasr b.Ahmet b.Nasr b.Malik el-Kati’i , bu çok yalancıdır.Yalancı olduğu Hatib’in Tarihu’l Bağdat’ında da geçmektedir. (104) Zaten ilginç olan da yalancı olduğunu yazdığı birinin rivayetini aktarmasıdır! Senette geçen diğer ravi Halid b.Yezid b.Ebi Malik el-Dımaşki de yalancı ravidir.Nesai ve A.B.Hanbel sika değil demiştir.Nitekim Zehebi Mizan’da ‘Hatib’in ,böyle asılsız senetleri aktarırken aklı ve dini neredeydi?’ demiştir. (105)<br />
<br />
14-İddia<br />
Ebu Hanife’ye imamlar lanet ederdi.<br />
Cevap <br />
Tam metin ‘’Kanet’il eimmetu tel’anu eba felanin ala haze’l minberi ve eşara ila minberi dımaşk.’’ Asıl metin burada bitti.Gerisi yorumdur.Yani bu sözden kastın Ebu Hanife olduğuna dair bir delil yok,asıl sözde Ebu Hanife geçmiyor.’’Sonra biri dedi ki (falancadan kasıt) o Ebu Hanife’dir.’’ Asıl metinde Ebu Hanife geçmemektedir.Hiç bir delil olmadan kast edilen kişinin Ebu Hanife olduğu ileri sürüldü.Orada asıl lanet edilen kişi Ali b. Ebi Talib (kerramellahu vecheh) idi.Bu laneti yasaklayan,durduran kişi Ömer b. Abdül Aziz (r.anh)’ dir. Öte yandan Ali b. Ebi Talib’e lanet ediliyorsa varsayalım ki Ebu Hanife’ye de lanet edildi.Ne çıkar ? (106)<br />
<br />
15-İddia<br />
Ebu Hanife Yahudi’dir.<br />
Cevap<br />
Bu rivayetin senedinde yer alan raviler güvenilir değildir.Darif b. Abdullah el Mevsili zayıftır.Darekutni zayıf demiştir. (107)<br />
<br />
İbn Hacer el- Heytemî şöyle demiştir: "Bil ki Hatîb, böyle davranmakla Ebu Hanife’nin mertebesini düşürmek, ona bir noksanlık izafe etmek amacını gütmemiştir. Bunun delili Ebu Hanife’yi methedenlere öncelik vermesi ve bu rivayetleri, daha öncekilerde görülmeyen şekilde çoğaltmış olmasıdır. Bir kimse hakkında söylenen her şeyi toplamak tarihçilerin âdetlerindendir.<br />
Ebu Hanife aleyhindeki rivayetlerin isnatlarında yer alan ravilerin genellikle cerh edilmiş veya meçhul olduğunu belirterek: "Bu kabil rivayetlerle herhangi bir Müslüman’ın namus ve şerefine tecavüz icmaen caiz değilken, nasıl olur da Müslümanların imamlarından bir imama tecavüz caiz olur?" (108)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebu Hanife hadis ilmini ne kadar bilirdi ?</span><br />
Ebû Davud, Tirmizî, Hâkim, Beyhakî, İbn Abdilber, İbnu’l-Kayyım ve İbn Kesîr gibi hadis tenkidinde mütehassıs olan alimler, İmam Ebû Hanife’nin cerh-tadil, hadislerin sıhhatini ve illetini tespitte diğer münekkit hadis alimleri gibi sözüne itibar edilen meşhur hadis imamlarından biri olduğunu kabul etmiştir.(109)<br />
<br />
Ebû Hanife şöyle demiştir : “Câbir el-Cu’fî’den daha yalancı, Atâ’dan da daha faziletli birini görmedim.” Ebû Saîd es-Sağânî Ebû Hanife’nin yanına varıp “Sufyânu’s-Sevrî’den hadis alma hususunda ne dersiniz?” diye sordu. O da şu cevabı verdi: “Ondan yaz. Çünkü o sika bir kimsedir. Ancak, İbn İshak’ın Hâris’ten naklettikleriyle Cabir el-Cu’fî’nin hadislerini alma.” İmam Şafii’nin de şöyle dediği söylenir: “Haram b. Osman’dan rivayet etmek haramdır.” (110)<br />
<br />
Ebu Davut Sicistani : “Allah Mâlik’e rahmet etsin. O imamdı. Allah Şafiî’ye rahmet etsin. O da imamdı. Allah Ebû Hanife’ye rahmet etsin. O da imamdı.’’(111)<br />
<img src="http://imagesturk.net/images/2014/09/07/tirmizinindegerlendirmesindenbirbolums2576643.md.png" loading="lazy"  alt="[Resim: tirmizinindegerlendirmesindenbirbolums2576643.md.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Tirmizi : “Bu konuyu anlayamayan bazı kimseler raviler hakkında konuşan hadisçileri ayıplamışlardır. Oysa tabiîn imamlarından birçoğunun raviler hakkında değerlendirmelerde bulunduğunu görmekteyiz. Örneğin, Hasan Basrî ile Tâvûs, Ma’bed el-Cuhenî hakkında konuşmuşlardır. Keza Saîd b. Cubeyr, Talk b. Habîb hakkında, İbrahim en-Nehaî ile Âmir eş-Şa’bî de Haris el-A’ver hakkında konuşmuşlardır.<br />
<br />
Eyyûb es-Sehtiyânî, Abdullah b. Avn, Süleyman et-Teymî, Şu’be b. el-Haccâc, Sufyan es-Sevrî, Mâlik b. Enes, Evzâî, Abdullah b. Mübarek, Yahya b. Saîd el-Kattân, Vekî’ b. el-Cerrâh, Abdurrahman b. Mehdî ile diğer ilim erbabının raviler hakkında değerlendirmelerde bulundukları ve onları zayıf gördükleri rivayet edilmiştir.En iyisini Allah bilir, bize göre onları böyle davranmaya sevk eden şey müslümanlara nasihat etme, doğruyu gösterme düşüncesidir. Yoksa bundan, insanları suçlamayı ve gıybetlerini yapmayı amaçladıkları sanılmasın.’’ (112)<br />
<br />
Şemsu’l eimme Serahsî Usûlu’l-Fıkh’ında şöyle demektedir:<br />
“İmam Ebû Hanife kendi döneminde hadisi en iyi bilen insandı. Ravinin hadisi hakkıyla zabtetmiş olma şartını aradığından dolayı naklettiği hadisler az olmuştur.” (113)<br />
<br />
Kâsâni de, Bedâiu’s-Sanâi’ adlı eserinde şöyle demektedir: “Ebu Hanife hadis sarraflarından idi. Onun takip ettiği metot şuydu: Haberleri vahid de olsalar kıyasa tercih ederdi. Aradığı şart ravinin adil olması, bu yönünün açıkça bilinmesiydi.” (114)<br />
<br />
Suyuti:<br />
Kitabını tanıtırken şöyle diyen Suyuti , “Hadis hafızlarını içeren ‘Tabakâtu’l-Huffâz’ adlı bu kitap, Nebevî ilmi taşıyan, adil kabul edilmiş, ravilerin güvenilir veya zayıf kabul edilmesinde keza hadislerin zayıf veya sahih sayılmasında değerlendirmelerine müracaat edilen kişilere yönelik bir çalışmadır…”   sonra Tabakâtu’l-Huffâz adlı eserinde Ebû Hanife’yi zikretmiştir. (115) Hadis ilmi ile tüm dünyada tanınan Hafız Suyuti, Ebu Hanife’yi o kitabından zikretmesi , Ebu Hanife’nin hadis alanındaki konumunu gösterir.<br />
<img src="http://imagesturk.net/images/2014/09/07/aclunidenbirbolum4c4c7.png" loading="lazy"  alt="[Resim: aclunidenbirbolum4c4c7.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Acluni: Ebû Hanife hafız, hüccet ve fakih bir insandı. Çok hadis rivayet etmemişti çünkü ravilerle, hadis alımıyla, rivayetlerin kabulüyle ilgili koyduğu şartlar ağırdı.Ebû Hanife’nin, bu işin üstadı olduğu, büyük ilim merkezlerindeki imamlarından keza hadis hafızlarının önde gelenlerinden biri olduğu bir gerçektir. Hadis ilmiyle meşgul olan bir insanın Ebû Hanife’yi bilmemesi düşünülemez. O, ravilerin güvenilir veya zayıf kabul edilmesinde, hadislerin sahih veya zayıf diye değerlendirilmesinde görüşlerine müracaat edilen zevattandır. O Kitap ve sünneti en iyi bilenlerden biridir. (116)<br />
<br />
Zehebî: <br />
Sahabe döneminin sonuna doğru ravileri cerh eden ilk insanları şöyle sıralar;                                                                                          <br />
1- Şa’bî.<br />
2- İbn Sîrîn ve diğerleri.<br />
3- Ebû Hanife “Cabir el-Cu’fî’den daha yalancı birini görmedim” dedi.<br />
4- A’meş bir gurup ravinin zayıf, diğer bir gurubun da güvenilir olduğunu belirtti.<br />
5- Şu’be bazı ravileri tenkid etti.<br />
6- Malik de aynı şeyi yaptı.” (117)<br />
<br />
<br />
Sehâvi:<br />
Hafız İbn Hacer’in öğrencisi Abdurrahman es-Sehâvî şöyle demektedir:<br />
“Zehebî’nin belirttiği gibi, sahabeden bir topluluk rical tenkidinde bulundu. Bunlardan sonra Şu’be, İbn Şîrîn gibi tabiînden bazı insanlar rical tenkidinde bulundular. Ancak tabiîn içinde bu işi yapan insan sayısı fazla değildi. Çünkü hadisleri alınan zevat içinde zayıf raviler azdı. Zira o dönemdeki ravilerin çoğu adil sahabilerdi. Birinci asır geçip ikinci asır girince, yüzyılın başlarında, tabiînin orta yaş gurubundan bir gurup ravi zayıf kabul edildi. Bunlar hadisleri almalarındaki ve zabtetmeîerindeki kusurlarından dolayı zayıf sayıldılar. Bunların mevkuf hadisi merfu olarak naklettiklerini, çok defa aradaki raviyi atlayarak Hz. Peygamberden direk hadis rivayet ettiklerini, bunun yanında bir takım hatalarının daha olduğunu görürsünüz. Ebû Harun el-Abdî bunlardan biridir.<br />
Tabiînin döneminin sonu olan hicri 150’ye doğru, imamlardan bir topluluk ravilerin güvenilir veya zayıf oldukları hususunda değerlendirmelerde bulunmaya başladılar, örneğin Ebû Hanife şöyle dedi: “Cabir el-Cu’fî’den daha yalancı birini görmedim.” A’meş de bir gurup raviyi zayıf olarak değerlendirdi, bir gurubun da güvenilir olduğu-nu söyledi. Şu’be de ravileri o derece inceliyor ve titiz davranıyordu ki, neredeyse sika olmayan hiç kimseden hadis rivayet etmiyordu. Malik de böyleydi.” (118)<br />
<br />
Hafız Abdulkadir Kureşî : “İmam Ebû Hanife’nin cerh-tadildeki tespitlerine itibar edilir. Bu ilmin bilginleri onun bu alandaki değerlendirmelerini almışlar ve uygulamışlardır. Tıpkı İmam Ahmed, Buhârî, İbn Maîn, İbnu’l-Medînî ve diğer bu işin üstadı olan kimselerden aldıkları gibi. (119)<br />
<br />
İbn Hibbân: <br />
Ebu Hanife şöyle demiştir : “Karşılaştığım kimseler içinde Atâ’dan daha faziletli birini görmedim. Keza karşılaştığım kimseler için Cabir el-Cu’fî’den daha yalancı birini görmedim. Kendi reyime göre söylediğim her meselede bana bir hadis zikretti. Ayrıca iddiasına göre, yanında henüz aktarmadığı şu kadar bin hadis varmış.” bu sebepten ötürü Ebû Hanife Cabir el-Cu’fî’yi cerh ediyor ve yalancı biri olduğunu söylüyordu.” (120)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sünnetin Kısımları Ve Ona Uymanın Hükmü</span><br />
<br />
Hanefi usulcülere göre sünnet, iki çeşittir: <br />
1. Uyulması hidayet, terki dalalet olan sünnet (Sünnetü’1-Hüdâ/Müekket ve ğayri müekket sünnet)<br />
2. Uyulması güzel, terki mubah olan sünnet ki o da Sünnetü’z-Zevâittir. (121) Ebu Hanife, zayıf hadisin reyden evlâ olduğu görüşündedir.(122)<br />
<br />
Ebu Hanife ve öğrencileri hadisleri tercihe ederken şunları kriter olarak görürdü ;<br />
<br />
1-Kur’an’a uygunluk.<br />
Bir rivayet Kur’an’a ters ise Ebu Hanife onu kabul etmezdi.Örnek :<br />
Ebû Mukâtil (öğrenci): “Mümin zina edince, başından gömleğinin çıkarıldığı gibi, imanı da çıkarılır, sonra tövbe edince iman kendisine iade edilir.” (123) hadisini rivayet eden kimseler için ne dersiniz? Eğer tasdik ederseniz Haricîlerin (Ameli imandan cüz gören ve büyük günah işleyenin kâfir olduğunu iddia eden bir mezheptir.) prensiplerini kabul etmiş olursunuz. Onların görüşlerinden şüphe ederseniz, Haricîlerin prensiplerinde de şüpheye düşmüş ve ifade ettiğiniz haktan rücû’ etmiş olursunuz. Eğer, râvilerin sözünü tekzip edecek olursanız, onlar da sizi Hz. Peygamber’in sözünü yalanlamış olmakla suçlarlar. Çünkü onlar, Hz. Peygamber’e ulaşıncaya kadar, bu hadisi muteber kişilerden nakletmişlerdir.<br />
<br />
Tekzip etmek, ancak “Ben Hz. Peygamber’in sözünü yalanlıyorum,” diyen kimsenin yalanlamasıdır. Lâkin bir kimse “Ben Hz. Peygamber’in söylediği her şeye iman ederim, fakat o kötülük yapılmasını söylemedi, Kur’ân’a da muhalefet etmedi” derse, bu söz o kimsenin, Hz. Peygamber’i ve Kur’ân-ı Kerim’i tasdik etmesi; Allah’ın Resulünü, Kur’ân’a muhalefetten tenzih etmesidir. Eğer, Hz. Peygamber, Kur’ân’a muhalefet etse ve Allah için hak olmayan şeyleri kendiliğinden uydursa idi, Allah onun kudret ve kuvvetini alır, kalp damarını koparırdı. Nitekim bu husus Kur’ân’da şöyle belirtilir: “Eğer peygamber söylemediklerimizi bize karşı, kendiliğinden uydurmuş olsa idi, elbette onu kuvvetle yakalar, sonra da kalp damarını koparıverirdik. Sizin hiçbiriniz de buna mâni olamazdı.” (124) Allah’ın peygamberi, Allah’ın kitabına muhalefet etmez, Allah’ın kitabına muhalefet eden kimse de Allah’ın peygamberi olamaz. Onların rivayet ettikleri bu haber Kur’ân’a muhaliftir. Çünkü Allah; Kur’ân-ı Kerîm’de “Zina eden kadın ve erkek..” (125) ayetinde zina eden erkek ve zina eden kadından iman vasfını nefyetmemiştir (kaldırmamıştır). Keza, “Sizden fuhşu irtikap edenlerin her ikisini de..” (126) ayetinde Allah “sizden” kaydı ile Yahudi ve Hıristiyanları değil, Müslümanları kastetmektedir. O halde Kur’ân-ı Kerim’in hilafına, Hz. Peygamber’den hadis nakleden herhangi bir kimseyi reddetmek, Hz. Peygamber’i reddetmek veya tekzip etmek demek değildir. Bilakis, Hz. Peygamber adına bâtılı rivayet eden kimseyi reddetmek demektir. İtham Hz. Peygamber’e değil, nakleden kimseye râcidir. Hz. Peygamber’in söylediğini duyduğumuz yahut duymadığımız her şey can, baş üstünedir. Biz onların hepsine iman ettik, onların Allah’ın Resulü’nün söylediği gibi olduğuna şehadet ederiz. Keza Hz. Peygamber’in, Allah’ın nehyettiği bir şeyi emretmediğine, Allah’ın kullarına ulaştırılmasını emrettiği bir şeye de mâni olmadığına şahitlik ederiz. O, hiçbir şeyi Allah’ın tavsif ettiğinden başka şekilde tavsif etmez. Yine şehadet ederiz ki O, bütün işlerde Allah’ın emrine muvafakat etmiş, hiçbir bid’at ortaya koymamıştır. Allah’ın söylemediği hiçbir şeyi de, Allah’a isnat etmemiştir. Bunun için Allah Teâlâ “Kim Resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (127) buyurmaktadır. (128)<br />
2- Akla uygunluk.<br />
3- İnsana verilen değer <br />
4- Maslahata uygun olanı tercih. <br />
5- Maksada uygun olanı tercih. <br />
6- Örfe uygunluk. <br />
7- Zamanla ortaya çıkan gelişmeleri dikkate alış. (129)<br />
<br />
Sonuç<br />
<br />
<span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebu Hanife dindardı.Hadisleri kabul ederdi.Büyük hadis alimi,fıkıh alimi ve akait alimiydi.Hakkındaki suçlamaların tamamı hatalıdır. Kendisine karşı ciddi suçlamalar olsa da alimlerin çoğunluğu tarafından övülmüştür.Hakkındaki suçlamaların ‘rivayet zincirlerinin kimisinde zayıflık kimisinde asılsızlık’ söz konusudur.</span></span></span><br />
<br />
_________________<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİPNOTLAR</span><br />
<br />
1-DİA,C.10,S.131;Bağdadî,Tarihu Bağdat,13,330; İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s.191-246,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb; Ravzu’l Ezher fi Fıkhi’l Ekber,s.6,Daru Beşairu’l İslam,1.Baskı,1998,Beyrut;Vehbe Süleyman ,Ebu Hanife el-Numan imam eimmeyi fukaha,s. 47,5.Baskı,1993,Daru’l Kalem,Beyrut; Ebu Zehra,Ebu Hanife,s.14,Daru’l Fikr;Zehebi,Menakibu’l İmam Ebi Hanife,s.13, Tahkik: Muhammed Zahid el-Kevseri,Haydarabad-Hindistan<br />
2-Mu’cemu’l Musannifin,2, 11<br />
3-Mu’cemu’l Musannifin,2,11<br />
4-Vehbe Süleyman,Ebu Hanife el-Numan imam eimmeyi fukaha,s.47,5.Baskı,1993,Daru’l Kalem,Beyrut<br />
5-Bağdadî,Tarih,13,328<br />
6-Bağdadî,Tarih,13,330;Zehebî,Siyer,6,403<br />
7-Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik: Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.37<br />
8-DİA,C.12,S.544<br />
9-DİA,C.10,S.134<br />
10-Prof.Dr.Y.Nuri ÖZTÜRK,Arapçılığa Karşı Akılcılığın Öncüsü İmamı Azam Ebu Hanife -Esas Fikirleri Gölgelenen Önder,s.75<br />
11-İmam Buhari,Sahih,Kitabu’l İman,Daru İbn Kesir,Beyrut,2002,1.Baskı<br />
12-Fıkhı Ekber şerhi,Molla Aliyyül Kari,s.77,Daru Kutubi’l Arabiyyeti’l Kübra,Mısır; Fıkhı Ekber şerhi (Ravzul Ezher),s.250-255,Daru Beşairi’l İslamiyye,1.Baskı,1998) Aynı bilgi (imanın artıp eksilmez oluşu),Ebu Hanife’ye nispet edilen el-Vasiyye’de de geçmektedir. (Baberti şerhi,s.141,1.Vasiyet,Daru’l Feth,1.Baskı,2009<br />
13-DİA,C.10,S.134<br />
14-DİA,C.10,S.134<br />
15-DİA,C.10,S.134<br />
16-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.32-33,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990; Bu hadisleri İbn Abidin’in Reddü’l Muhtar ale’d Dürri’l Muhtar adlı eserinde de görmekteyiz.<br />
17-Buhari,Sahih,4,1858,Daru İbn Kesir,Kitabu’t Tefsir,Süratu’l Cumua,373;Müslim,Sahih,4,1973,44,Kitabu fezaili sahabe,59,rakam 2546-231;Kenzül ummal,12,91,rakam 3413,Daha fazlası için bk. Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.32-33,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990; Müslim : لَوْ كَانَ الدِّينُ عِنْدَ الثُّرَيَّا لَذَهَبَ بِهِ رَجُلٌ مِنْ فَارِسَ، أَوَ قَالَ: مِنْ أَبْنَاءِ فَارِسَ حَتَّى يَتَنَاوَلَهُ A.B.Hanbel : لَوْ كَانَ الْعِلْمُ بِالثُّرَيَّا لَتَنَاوَلَهُ أُنَاسٌ مِنْ أَبْنَاءِ فَارِسَ Sahih,İbn Hibban : لَوْ كَانَ الْعِلْمُ بِالثُّرَيَّا، لَتَنَاوَلَهُ نَاسٌ مِنْ أَبْنَاءِ فَارِسٍ İbn Ebi Şeybe,Musannef : لَوْ كَانَ الدِّينُ مُعَلَّقًا بِالثُّرَيَّا لَتَنَاوَلَهُ نَاسٌ مِنْ أَبْنَاءِ فَارِسَ ; Kevseri Tenibul Hatib’te ‘’ Çeşitli tariklerin oluşu bu hadisin bir aslının olduğunu gösterir. ‘’bk. s.61<br />
18-el-Veciz fi akideti’s Selefi’s Salihin,1.Baskı,Memleketü’l Arabiyyetu’s Suudiyye,h.1422;Daha geniş bilgi için bk. Mevsuatu’d Difa’ an Resulillah,4,139 ; Şerhu kitabi’t Tevhid,1,265 ; El-Müstahrec ale’l Müstedrek,1,15; Es-Subki,Mana Kavlil İmamil Muttalibi; Muhammed Zahid el-Kevserî, Fıkhu Ehli’l-Irâk ve Hadisuhum ,s.56,tahkik : Allame Muhaddis fakih Abdul Fettah Ebu Ğudde,Mektebetu’l Ezher,2002<br />
19-Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik: Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.104<br />
20-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.33-34,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990;İbn Haldun,Mukaddime,410-412,Daru Şube<br />
21-Kenzül ummal,9203;Taberani , Mucemul Kebir,10,90;İbn Mace;Beyhaki,Sünen-i Kübra;Ebu Yala,Müsned<br />
22-Taberani,Mucemul Kebir,6,230/17,227-228<br />
23-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.35-36,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990;İbn Haldun,Mukaddime,410-412,Daru Şube<br />
24-Müslim,Sahih,3,1506,kitabul imare,38<br />
25-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.36,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990;İbn Haldun,Mukaddime,410-412,Daru Şube<br />
26-Tehânevi,Kavâid,37<br />
27-Te’nîb,33; el-İntika 122-137<br />
28-Suyûti, Tabakâtu’l-Huffâz,73;İbn Hacer,Tehzîbu’t Tehzîb,10,450<br />
29-İbn Abdilberr, Camiu beyanil ilm ve fezlih,2,148,149<br />
30-Tehânevî, Kavaîd,194 -Ebu Gudde’nin notu-<br />
31-2,441<br />
32-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.248,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb<br />
33-Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ, VI/392. Beyrut-1405,3.Baskı;Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik : Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.16<br />
34-Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik : Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.19-20<br />
35-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.7,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990<br />
36-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.7,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990<br />
37-Buhari,Sahih,kitabul iman,ilk konu,Daru İbn Kesir,1.Baskı,Beyrut,2002<br />
38-Muhammed Zahid el-Kevseri, Te’nibu’l Hatib,s.380-382,1990; Vehbe Süleyman,Ebu Hanife el-Numan imam eimmeyi fukaha,s. 213,5.Baskı,1993,Daru’l Kalem,Beyrut<br />
39-Muhammed Zahid el-Kevseri, Te’nibu’l Hatib,s.380-382…Daha fazlası için bk. Muhammed Zahid el-Kevseri,Te’nibu’l Hatib,s.380,1990<br />
40-Tehânevi, Ebu Hanife, 24<br />
41-İbn Abdilber, Camiu Beyani’l İlm Ve Fezlih,2,148-149<br />
42-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.279,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb<br />
43-Vasiyyet,1,s.141,Daru’l Feth,tahkik : Baberti<br />
44-Tertibu’l Medarik,1,91 ve 3,181; İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.280,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb<br />
45-Bağdadî, Şerefu Ashâbil Hadis,76<br />
46-Ebu Yusuf,er-Redd,2 -Afgani’nin girişi-<br />
47-Ebu Yusuf,er-Redd,2-3 -Afgani’nin girişi-<br />
48-Buhârî,Rehn,6; Tirmizî,Aĥkâm, 12<br />
49-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.17,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990<br />
50-A.B.Hanbel, Kitabu’l-İlel,2,224<br />
51-İbn Hanbel,Kitabu’l-İlel,2,189<br />
52-Bâcî,el- Müntekâ,7,300<br />
53-Muhammed Zahid el-Kevseri, Te’nibu’l Hatib,s. 269,1990;Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik : Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.113 ; el-Futuhâtu’r-Rabbaniye, II/155-6 ,bâbu tekbîrati’l-ihrâm; Zehebi,Menakibu’l İmam Ebi Hanife ve Sahibeyhi Ebi Yusuf ve Muhammed b. Hasan,Tahkik : Muhammed Zahid el-Kevseri ; İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s.246,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb; النَّاسُ عِيَالٌ عَلَى أَبِي حَنِيفَةَ فِي الْفِقْهِ rivayeti de vardır.<br />
54-Musannef,Mektebetu’r Rüşd,2004<br />
55- en-Nüketü’t-Tarife E’t-Tahaddüs an Rudûdi İbn Ebi Şeybe Ala Ebi Hanife,Mektebetü’l Ezheriyye,2000<br />
56-A.İbn Hanbel, Kitabul-İlel ve Marifeti’r r-Ricâl,1,272<br />
57-Buhari, Tarihu’l Kebir,8,81<br />
58-Buhari, et-Tarihu’s-Sagir,2,100<br />
59-Kevserî,Te’nîb,48,72,111<br />
60-Kevserî,Te’nîb,48<br />
61-Tehânevî,Kavâid,232,1 numaralı dipnot,Kevseri<br />
62-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.7,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990;İbn Haldun,Mukaddime,410-412,Daru Şube<br />
63-Tehânevî, Ebu Hanife, 12<br />
64-Leknevî,er Ref,77<br />
65-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.25,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990<br />
66-Suyuti,Tebyizu’s Sahife bimenakibi Ebi Hanife,s.25-26,Daru kutubil ilmiyye,Beyrut,1.Baskı,1990<br />
67-الناس في الفقه عيال على أبي حنيفة   “İnsanlar fıkıhta Ebû Hanife’ye muhtaçtır./ennasu fil fikhi iyalun ala ebi hanife” (Muhammed Zahid el-Kevseri, Te’nibu’l Hatib,s. 269,1990;Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik : Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.113 ; el-Futuhâtu’r-Rabbaniye, II/155-6 ,bâbu tekbîrati’l-ihrâm; Zehebi,Menakibu’l İmam Ebi Hanife ve Sahibeyhi Ebi Yusuf ve Muhammed b. Hasan,Tahkik : Muhammed Zahid el-Kevseri ; İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s.246,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb)<br />
Gazâlî’nin, bu kitabı gençlik yıllarında yazdığı, sonradan Ebu Hanife hakkındaki görüşlerini değiştirdiği belirtilmiştir.( Heytemî, el-Hayrâtu’l-Hısân,26<br />
68-İhyâu Ulûmiddin,1,25-26<br />
69-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.233,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb<br />
70-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.233,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb<br />
71-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,S.247,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb<br />
72-Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik: Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,S.120<br />
73-Buhari,ilim,13 (71 numaralı hadistir.);Müslim;İbn Mace;A.B.Hanbel;Darimi,Sünen;İbn Hibban,Sahih<br />
74-Tehzîbu’t Tehzîb, 10,452;Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik : Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.120-122<br />
75-Muhammed Abdur Reşid el-Numani,Mekanetu’l İmam Ebi Hanife fi’l Hadis,Muhakkik: Abdu’l fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,s.124<br />
76-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s. S. 278,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb; Zeylai,Nasbu’r Raye,1,355-356;Keşmiri,Feyzul bari,1,169<br />
77-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s. S.281,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb;Buhari,Kitabu’z Zuafau ve’l Metrukin (zuafu’s Sağir) <br />
78-Buhari ,Zuafau’s sağir,s.240,Daru’l Marife,Beyrut,1986<br />
79-Dipnotta konu şöyle devam eder ; ‘’Esasında Mürcie olup olmaması uzun ve tartışmalı bir konudur.Kitabımızın konusu da bu değildir.Mürcie ikiye ayrılır.Ebu Hanife ,öğrencileri ve şeyhleri sapık olan Mürcie kolundan değildi.’’ Buhari , Zuafau’s sağir,s.241’in dipnotu, Daru’l Marife,Beyrut,1986;<br />
Mürcie kelimesi lügatte iki anlama gelmektedir.Mürcie, “geriye bırakmak, geciktirmek”   ile “ ümit etmek” anlamlarına gelen “recâ” kelimesinin ismi fâil kalıbındandır.(İbn Manzur, Lisanu’l Arap, Daru’l-Maarif,Thk.Abdullah Ali el-Kebir, Muhammed Ahmed, Haşim Muhammed eş-Şazelî, c.III, Mısır tarihsiz,s.1604-5)   ‘İrcâ’ diye if ’al babından geldiğinde ‘ümit vermek’ anlamına gelmediği ifade edilmiştir. ( DİA, 32, s. 41) Değişik tanımlar olmakla birlikte şu tanım daha uygun görünmektedir.İrcâ; “Amelleri imandan veya inançtan sonraya bırakmaktır.’’ (Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihal, Litera Yayıncılık, Çev: Mustafa Öz, İstanbul 2011, s. 129) Ebu Hanife de ‘’ İman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdiktir.’’ (el-Vasiyye şerhi,Baberti,s.141,Daru’l Feth,1.Vasiyet) Dediği için bazı çevreler onu mürcie olarak lanse etmiştir.<br />
80-İbn Abdil Ber,el-İntika fi fezaili’l eimmeyi selaseti’l Fukaha,s. S.278-279,tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,1997,1.Baskı,Matbuatu’l İslami,Haleb;Buhari’yi reddeden Hanefi muhaddisler vardır.Bk.’Bağzu’n nas fi def’i’l vesvas,Matbaa,el-Hind,1308.Bk.İkazu’l Havas fima kalehu bağzu’n nas.Bu konuya Bu konuya Umdetu’l Kari’de B.Ayni de değinmiştir.<br />
81-3,54,kitabu’z zekat,rikaz babı<br />
82- Abdülgani el-Meydânî ed-Dımeşkî,Keşfu’l-iltibas Ammâ Evredehu’l-Buhârî alâ Bâzı’n-Nâs,s.7-8,Tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,1.Baskı,1993<br />
83-Abdülgani el-Meydânî ed-Dımeşkî,Keşfu’l-iltibas Ammâ Evredehu’l-Buhârî alâ Bâzı’n-Nâs,s.61,Tahkik: Abdul Fettah Ebu Ğudde,Matbuatu’l İslami,Haleb,1.Baskı,1993<br />
84-4,45-46]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[AMAN ARKADAŞLAR DİKKAT]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-aman-arkadaslar-dikkat</link>
			<pubDate>Mon, 15 Sep 2014 09:33:42 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=28541">DERMAN_1</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-aman-arkadaslar-dikkat</guid>
			<description><![CDATA[SAKIN HA MUSTAFA İSLAMOĞLUNU DİNLEMEYİN KİTAPLARINI OKUMAYIN TELEVİZYONUNU SEYRETMEYİN , ALLAH BİR DEMESİNDEN BAŞKA BİR SÖYLEDİĞİNE İNANMAYIN <br />
<br />
MAZALLAH  İMANINIZ GİDER <br />
<br />
ZATEN KADERİDE İNKAR EDİYOR.<br />
AAAAA BİRDE HAYIZLI KADINA ORUÇ TUTTURUYOR.<br />
NE SAHEBEYEDE SÖVÜYORMUŞ !!????<br />
BİR DE DUYDUNUZ MU PEYGAMBERİMİZİ HER ANDIĞINDA SELAVAT GETİRMİYORMUŞ. <br />
<br />
TEKRAR EDİYORUM ARKADAŞLAR İMANINIZ GİDER SAKIN AMA SAKIN SİZLER DİNLEMEYİN <br />
<br />
Zaten onu babası da reddediyor.Sapıttığını söylüyor dimi ama ya<br />
<br />
SİTEYE BAK YA GIYBET KUMKUMASI <br />
<br />
YUKARIDA M.İSLAMOĞLU  HAKKINDA YAZI YAZAN ZEVAT  ONUN KAÇ EsERİNİ OKUYUP BU SONUCA VARDINIZ. (Okuma için bir kaç başlık en azından reddediyorsan da okudum anladım ve uygun değil dersin .)<br />
<br />
1-imamlar ve sultanlar <br />
2-yahusileşme temayulu<br />
3-üç Muhammed .....<br />
4-Yazılar serisi <br />
5-Yürek devleti <br />
6-Yürek Fethi <br />
7-Din Yazılar <br />
8-Ahlak yazıları<br />
9-Tesettür yazıları <br />
10-İman <br />
11-İslam nedir ?<br />
12-Kader risalesi ve şerhi<br />
13-Pasif iyiden aktif iyiye <br />
Bunlar aklıma şu an gelebilen okuduğum kitapları <br />
<br />
Kur'an surelerinin kimliği <br />
Hayat kitabı Kur'an gerekçeli meali  bunlarda halen devam ettiğim <br />
<br />
Oku ve sonra ver kararını bir insanı eleştirmek için bu şart .İslami ahlak bunu gerektirir.Onun bunun sözüne göre bir kışi eleştirilemez.<br />
<br />
Selametle kalın... <br />
Allah her birimize olayları anlama  feraseti ,eşyanın hakikatini görme kudreti , Birbirimizi tekfir etmeme ahlakını bizlere nasip etsin ..<br />
Amin]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[SAKIN HA MUSTAFA İSLAMOĞLUNU DİNLEMEYİN KİTAPLARINI OKUMAYIN TELEVİZYONUNU SEYRETMEYİN , ALLAH BİR DEMESİNDEN BAŞKA BİR SÖYLEDİĞİNE İNANMAYIN <br />
<br />
MAZALLAH  İMANINIZ GİDER <br />
<br />
ZATEN KADERİDE İNKAR EDİYOR.<br />
AAAAA BİRDE HAYIZLI KADINA ORUÇ TUTTURUYOR.<br />
NE SAHEBEYEDE SÖVÜYORMUŞ !!????<br />
BİR DE DUYDUNUZ MU PEYGAMBERİMİZİ HER ANDIĞINDA SELAVAT GETİRMİYORMUŞ. <br />
<br />
TEKRAR EDİYORUM ARKADAŞLAR İMANINIZ GİDER SAKIN AMA SAKIN SİZLER DİNLEMEYİN <br />
<br />
Zaten onu babası da reddediyor.Sapıttığını söylüyor dimi ama ya<br />
<br />
SİTEYE BAK YA GIYBET KUMKUMASI <br />
<br />
YUKARIDA M.İSLAMOĞLU  HAKKINDA YAZI YAZAN ZEVAT  ONUN KAÇ EsERİNİ OKUYUP BU SONUCA VARDINIZ. (Okuma için bir kaç başlık en azından reddediyorsan da okudum anladım ve uygun değil dersin .)<br />
<br />
1-imamlar ve sultanlar <br />
2-yahusileşme temayulu<br />
3-üç Muhammed .....<br />
4-Yazılar serisi <br />
5-Yürek devleti <br />
6-Yürek Fethi <br />
7-Din Yazılar <br />
8-Ahlak yazıları<br />
9-Tesettür yazıları <br />
10-İman <br />
11-İslam nedir ?<br />
12-Kader risalesi ve şerhi<br />
13-Pasif iyiden aktif iyiye <br />
Bunlar aklıma şu an gelebilen okuduğum kitapları <br />
<br />
Kur'an surelerinin kimliği <br />
Hayat kitabı Kur'an gerekçeli meali  bunlarda halen devam ettiğim <br />
<br />
Oku ve sonra ver kararını bir insanı eleştirmek için bu şart .İslami ahlak bunu gerektirir.Onun bunun sözüne göre bir kışi eleştirilemez.<br />
<br />
Selametle kalın... <br />
Allah her birimize olayları anlama  feraseti ,eşyanın hakikatini görme kudreti , Birbirimizi tekfir etmeme ahlakını bizlere nasip etsin ..<br />
Amin]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mustafa İslamoğlu'nun İmam Ebû Hanîfe(rh.a.) üzerinden Ehl-i Hadîs'e saldırısı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-mustafa-islamoglu-nun-imam-eb%C3%BB-han%C3%AEfe-rh-a-uzerinden-ehl-i-had%C3%AEs-e-saldirisi</link>
			<pubDate>Fri, 17 Jan 2014 23:24:40 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=16213">RuhAdam</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-mustafa-islamoglu-nun-imam-eb%C3%BB-han%C3%AEfe-rh-a-uzerinden-ehl-i-had%C3%AEs-e-saldirisi</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İMAM-I AZAM  (7)]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-imam-i-azam-7</link>
			<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 23:21:55 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=15892">SEYİTHAN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-imam-i-azam-7</guid>
			<description><![CDATA[İMAM-I AZAMIN GÖRÜŞLERİ<br />
<br />
Herhangi bir amele riya karıştığı zaman, o amelin ecrini yok eder. Keza ucüb (kendi amelini üstün görmek) de böyledir.<br />
<br />
Peygamberlerin mucizeleri ve velîlerin kerametleri haktır. Ancak, haberlerde belirtildiği üzere İblis, Firavun ve Deccal gibi Allah düşmanlarına ait olan, onların şimdiye kadar vukua geliş ve gelecek hallerine mucize de, keramet de demeyiz. Bu, onların hacetlerini yerine getirmedir. Zîra, Allah, düşmanlarının ihtiyaçlarını, onları derece derece cezaya çekmek ve sonunda cezalandırmak şeklinde yerine getirir. Onlar da buna aldanarak azgınlık ve küfürde haddi aşarlar. Bunların hepsi de caiz ve mümkündür.<br />
<br />
Yüce Allah, yaratmadan önce de yaratıcı, rızıklandırmadan önce de rızık verici idi. Allah, âhirette görülecektir. Mü'minler Allah'ı Cennet'te, aralarında bir mesafe olmaksızın, teşbihsiz ve keyfiyetsiz olarak baş gözleriyle göreceklerdir.<br />
<br />
İman, dil ile ikrar, kalp ile tasdiktir. Gökte ve yerde bulunanların îmanı, îman edilmesi gereken şeyler yönünden artmaz ve eksilmez, fakat yakın ve tasdik yönünden artar ve eksilir. Mü'minler, îman ve tevhid hususunda birbirlerine müsavidirler. Fakat amel itibarıyla birbirlerinden farklıdırlar. İslâm, Allah'ın emirlerine teslim olmak ve itaat etmek demektir. Lügat itibariyle iman ve islâm arasında fark vardır. Fakat islâmsız îman, îmansız da islâm olmaz. Onların ikisi de bir şeyin içi ve dışı gibidirler. Din ise; iman, islâm ve şeriatlerin hepsine birden verilen isimdir.<br />
<br />
Biz, Yüce Allah'ı kendisini kitabında tavsif ettiği bütün sıfatlarıyla gerçek olarak biliriz. Hiçbir kimse Allah'a, O'nun şanına lâyık şekilde hakkıyla ibâdet etmeye kadir değildir. Fakat insan ancak Allah'ın kitabında, Resulünün bildirdiği ölçüde Allah'a ibâdet eder.<br />
<br />
Bütün mü'minler; marifet, yakîn, tevekkül, muhabbet, rıza, korku ve ümit ve iman konusunda birbirlerine müsavidirler. Bu konuda imanın dışındaki hususlarda birbirlerinden farklıdırlar.<br />
<br />
Yüce Allah, kullarına karşı lütufkârdır, adildir, kulun hakettiği sevabı lütfuyla kat kat fazlasıyla verir. Kulunu, adaletinin icabı olarak işlediği günahtan dolayı cezalandırır. Keza kendisinden bir lütuf olarak bağışlar da.<br />
<br />
Peygamberlerin (salât ve selâm olsun) şefaati haktır. Peygamberimizin (s.a.) şefaati, günahkâr mü'minler ve onlardan büyük günah işleyip cezayı haketmiş olanlar için hak ve sabittir.<br />
<br />
Kıyamet günü amellerin mizanla tartılacağı hususu haktır. Hz. Peygamberi'in havzı haktır. Kıyamet günü hasımlar arasında iyilikler alınarak kısas ve hesaplaşma olması haktır. İyilikler bulunmadığı takdirde kötülüklerin atılması hak ve caizdir.<br />
<br />
Cennet ve Cehennem hâlen yaratılmıştır, ebediyen de fâni olmayacaklardır. Huriler ebediyen ölmezler. Yüce Allah'ın cezası da, sevabı da ebedîdir.<br />
<br />
Allah dilediğini kendisinin bir lütfü olarak hidâyete ulaştırır. Dilediğini de adaletinin gereği olarak sapıklığa düşürür. Allah'ın sapıklığa düşürmesi, hızlânıdır. Hızlanın mânâsı ise, Allah'ın razı olacağı şeylerde onu muvaffak kılmayıp, yardımını kesmesidir. Bu, Allah'ın adaleti gereğidir. Keza, Allah'ın günahkârları isyanları sebebiyle cezalandırması da adaleti icabıdır.<br />
<br />
Şeytan, mü'min kuldan imanını baskı ve cebirle alır, dememiz doğru değildir. Fakat kul îmanı terkederse, Şeytan da onun imanını alır, deriz.<br />
<br />
Kabirde Münker ve Nekir'in sualleri haktır. Kabirde ruhun cesede iade edilmesi haktır. Bütün kâfirler ve asi mü'minler için kabir sıkıntısı ve azabı haktır.<br />
<br />
Âlimlerin, Allah'ın sıfatlarını Farsça (Arapça'dan başka bir dille) söylemeleri caizdir. Fakat yed=el kelimesi, Allah'ın sıfatı olarak Farsça söylenemez. Fakat Farsça olarak Rûyi Hüdâ=Allah'ın yüzü demek caizdir. Allah'ın yakınlık ve uzaklığı, mesafenin uzunluk ve kısalığı ile değil, keramet ve zillet mânâsındadır. İtaatli olan kul, Allah'a keyfiyetsiz olarak yakın, âsi kul ise keyfiyetsiz olarak Allah'tan uzak olur. Yakınlık, uzaklık ve yönelmek, yalvaran kula racidir. Keza Cennet'te komşuluk ve Allah'ın önünde bulunmak da keyfiyetsiz şeylerdir.<br />
<br />
Kur'ân-ı Kerîm, Allah'ın Resulüne (s.a.) indirilmiş olup, mushaflarda yazılıdır. Kelâm mânâsında Kur'ân âyetlerinin hepsi de fazilet ve büyüklük bakımından birbirine müsavidir. Fakat bazısında zikir ve zikredilen fazileti bahis konusudur. Âyete'l-Kürsi buna misaldir. Burada zikredilen Allah'ın yüceliği, azameti ve sıfatlarıdır. Bu âyette hem zikir, hem de zikredilenin fazileti olarak iki fazilet bir araya gelmiştir. Bu kısmında ise sadece zikir fazileti vardır. Kâfirlerin kıssalarında olduğu gibi. Bu âyetlerde zikredilenin bir fazileti yoktur, çünkü zikredilenler kâfirlerdir. Keza Allah'ın isim ve sıfatlarının hepsi de azamet ve fazilette müsavidir, aralarında farklılık yoktur.<br />
<br />
Hz. Peygamber'in anne ve babası İslâm gelmeden önce öldüler. Kasım, Tâhir ve İbrahim Allah Resulünün oğulları, Fâtıma, Rukiyye, Zeynep ve Ümmü Gülsüm de kızları idiler.<br />
<br />
İnsan tevhid ilminin inceliklerinden herhangi birinde güçlükle karşılaşırsa, sorup öğreneceği bir âlim buluncaya kadar, Allah katında doğru olana inanması gerekir. Böyle bir kimseyi arayıp bulmakta gecikmesi caiz değildir. Bu hususta tereddüt edilerek beklemek mazur görülmez. Eğer tereddüt ederek beklerse, kâfir olur.<br />
<br />
Mîrac haberi haktır. Onu reddeden sapık bir bid'atçi olur. Deccal'in, Ye'cüc ve Me'cüc'ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, Hz. İsa'nın gökten inmesi ve sahih haberlerde bildirilen kıyamet alâmetlerinin hepsi de haktır.<br />
<br />
Yüce Allah, dilediğini doğru yola hidâyet eder. <br />
<br />
Şimdilik bu kadar...<br />
<br />
Tüm okuyanlara TEŞEKKÜRLER.....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İMAM-I AZAMIN GÖRÜŞLERİ<br />
<br />
Herhangi bir amele riya karıştığı zaman, o amelin ecrini yok eder. Keza ucüb (kendi amelini üstün görmek) de böyledir.<br />
<br />
Peygamberlerin mucizeleri ve velîlerin kerametleri haktır. Ancak, haberlerde belirtildiği üzere İblis, Firavun ve Deccal gibi Allah düşmanlarına ait olan, onların şimdiye kadar vukua geliş ve gelecek hallerine mucize de, keramet de demeyiz. Bu, onların hacetlerini yerine getirmedir. Zîra, Allah, düşmanlarının ihtiyaçlarını, onları derece derece cezaya çekmek ve sonunda cezalandırmak şeklinde yerine getirir. Onlar da buna aldanarak azgınlık ve küfürde haddi aşarlar. Bunların hepsi de caiz ve mümkündür.<br />
<br />
Yüce Allah, yaratmadan önce de yaratıcı, rızıklandırmadan önce de rızık verici idi. Allah, âhirette görülecektir. Mü'minler Allah'ı Cennet'te, aralarında bir mesafe olmaksızın, teşbihsiz ve keyfiyetsiz olarak baş gözleriyle göreceklerdir.<br />
<br />
İman, dil ile ikrar, kalp ile tasdiktir. Gökte ve yerde bulunanların îmanı, îman edilmesi gereken şeyler yönünden artmaz ve eksilmez, fakat yakın ve tasdik yönünden artar ve eksilir. Mü'minler, îman ve tevhid hususunda birbirlerine müsavidirler. Fakat amel itibarıyla birbirlerinden farklıdırlar. İslâm, Allah'ın emirlerine teslim olmak ve itaat etmek demektir. Lügat itibariyle iman ve islâm arasında fark vardır. Fakat islâmsız îman, îmansız da islâm olmaz. Onların ikisi de bir şeyin içi ve dışı gibidirler. Din ise; iman, islâm ve şeriatlerin hepsine birden verilen isimdir.<br />
<br />
Biz, Yüce Allah'ı kendisini kitabında tavsif ettiği bütün sıfatlarıyla gerçek olarak biliriz. Hiçbir kimse Allah'a, O'nun şanına lâyık şekilde hakkıyla ibâdet etmeye kadir değildir. Fakat insan ancak Allah'ın kitabında, Resulünün bildirdiği ölçüde Allah'a ibâdet eder.<br />
<br />
Bütün mü'minler; marifet, yakîn, tevekkül, muhabbet, rıza, korku ve ümit ve iman konusunda birbirlerine müsavidirler. Bu konuda imanın dışındaki hususlarda birbirlerinden farklıdırlar.<br />
<br />
Yüce Allah, kullarına karşı lütufkârdır, adildir, kulun hakettiği sevabı lütfuyla kat kat fazlasıyla verir. Kulunu, adaletinin icabı olarak işlediği günahtan dolayı cezalandırır. Keza kendisinden bir lütuf olarak bağışlar da.<br />
<br />
Peygamberlerin (salât ve selâm olsun) şefaati haktır. Peygamberimizin (s.a.) şefaati, günahkâr mü'minler ve onlardan büyük günah işleyip cezayı haketmiş olanlar için hak ve sabittir.<br />
<br />
Kıyamet günü amellerin mizanla tartılacağı hususu haktır. Hz. Peygamberi'in havzı haktır. Kıyamet günü hasımlar arasında iyilikler alınarak kısas ve hesaplaşma olması haktır. İyilikler bulunmadığı takdirde kötülüklerin atılması hak ve caizdir.<br />
<br />
Cennet ve Cehennem hâlen yaratılmıştır, ebediyen de fâni olmayacaklardır. Huriler ebediyen ölmezler. Yüce Allah'ın cezası da, sevabı da ebedîdir.<br />
<br />
Allah dilediğini kendisinin bir lütfü olarak hidâyete ulaştırır. Dilediğini de adaletinin gereği olarak sapıklığa düşürür. Allah'ın sapıklığa düşürmesi, hızlânıdır. Hızlanın mânâsı ise, Allah'ın razı olacağı şeylerde onu muvaffak kılmayıp, yardımını kesmesidir. Bu, Allah'ın adaleti gereğidir. Keza, Allah'ın günahkârları isyanları sebebiyle cezalandırması da adaleti icabıdır.<br />
<br />
Şeytan, mü'min kuldan imanını baskı ve cebirle alır, dememiz doğru değildir. Fakat kul îmanı terkederse, Şeytan da onun imanını alır, deriz.<br />
<br />
Kabirde Münker ve Nekir'in sualleri haktır. Kabirde ruhun cesede iade edilmesi haktır. Bütün kâfirler ve asi mü'minler için kabir sıkıntısı ve azabı haktır.<br />
<br />
Âlimlerin, Allah'ın sıfatlarını Farsça (Arapça'dan başka bir dille) söylemeleri caizdir. Fakat yed=el kelimesi, Allah'ın sıfatı olarak Farsça söylenemez. Fakat Farsça olarak Rûyi Hüdâ=Allah'ın yüzü demek caizdir. Allah'ın yakınlık ve uzaklığı, mesafenin uzunluk ve kısalığı ile değil, keramet ve zillet mânâsındadır. İtaatli olan kul, Allah'a keyfiyetsiz olarak yakın, âsi kul ise keyfiyetsiz olarak Allah'tan uzak olur. Yakınlık, uzaklık ve yönelmek, yalvaran kula racidir. Keza Cennet'te komşuluk ve Allah'ın önünde bulunmak da keyfiyetsiz şeylerdir.<br />
<br />
Kur'ân-ı Kerîm, Allah'ın Resulüne (s.a.) indirilmiş olup, mushaflarda yazılıdır. Kelâm mânâsında Kur'ân âyetlerinin hepsi de fazilet ve büyüklük bakımından birbirine müsavidir. Fakat bazısında zikir ve zikredilen fazileti bahis konusudur. Âyete'l-Kürsi buna misaldir. Burada zikredilen Allah'ın yüceliği, azameti ve sıfatlarıdır. Bu âyette hem zikir, hem de zikredilenin fazileti olarak iki fazilet bir araya gelmiştir. Bu kısmında ise sadece zikir fazileti vardır. Kâfirlerin kıssalarında olduğu gibi. Bu âyetlerde zikredilenin bir fazileti yoktur, çünkü zikredilenler kâfirlerdir. Keza Allah'ın isim ve sıfatlarının hepsi de azamet ve fazilette müsavidir, aralarında farklılık yoktur.<br />
<br />
Hz. Peygamber'in anne ve babası İslâm gelmeden önce öldüler. Kasım, Tâhir ve İbrahim Allah Resulünün oğulları, Fâtıma, Rukiyye, Zeynep ve Ümmü Gülsüm de kızları idiler.<br />
<br />
İnsan tevhid ilminin inceliklerinden herhangi birinde güçlükle karşılaşırsa, sorup öğreneceği bir âlim buluncaya kadar, Allah katında doğru olana inanması gerekir. Böyle bir kimseyi arayıp bulmakta gecikmesi caiz değildir. Bu hususta tereddüt edilerek beklemek mazur görülmez. Eğer tereddüt ederek beklerse, kâfir olur.<br />
<br />
Mîrac haberi haktır. Onu reddeden sapık bir bid'atçi olur. Deccal'in, Ye'cüc ve Me'cüc'ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, Hz. İsa'nın gökten inmesi ve sahih haberlerde bildirilen kıyamet alâmetlerinin hepsi de haktır.<br />
<br />
Yüce Allah, dilediğini doğru yola hidâyet eder. <br />
<br />
Şimdilik bu kadar...<br />
<br />
Tüm okuyanlara TEŞEKKÜRLER.....]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İMAM-I AZAM  (6)]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-imam-i-azam-6</link>
			<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 16:00:17 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=15892">SEYİTHAN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-imam-i-azam-6</guid>
			<description><![CDATA[İMAM-I AZAMIN GÖRÜŞLERİ<br />
<br />
Allah insanları küfür ve îmandan hâli olarak yaratmış, sonra onlara hitap ederek emretmiş ve nehyetmiştir. Kâfir olan; kendi fiili, hakkı inkâr ve reddetmesi ve Allah'ın yardımını kesmesiyle küfre sapmıştır. İman eden de kendi fiili, ikrarı, tasdiki ve Allah'ın muvaffakiyet ve yardımı ile îman etmiştir.<br />
<br />
Allah Âdem'in neslini, sulbünden insan şeklinde çıkarmış, onlara akıl vermiş, hitap etmiş, îmanı emredip, küfrü yasaklamıştır. Onlar da onun Rabb olduğunu ikrar etmişlerdir. Bu, onların îmanıdır. İşte onlar bu fıtrat üzerine doğarlar. Bundan sonra küfre sapan bu fıtratı değiştirip bozmuş olur. İman ve tasdik eden de fıtratında sebat ve devam göstermiş olur.<br />
<br />
Allah, kullarının hiç birini îman veya küfre zorlamamış, onları mü'min veya kâfir olarak yaratmamıştır. Fakat onları şahıslar olarak yaratmıştır. İman ve küfür kulların fiilleridir. Allah, küfre sapanı, küfrü esnasında kâfir olarak bilir. O kimse daha sonra iman ederse, imanı halinde mü'min olarak bilir, ilmi ve sıfatı değişmeksizin onu sever.<br />
<br />
Kulların hareket ve sükûn gibi bütün fiilleri hakikaten kendi kesbleri (kazançları)'dir. Onların yaratıcısı ise Yüce Allah'tır. Onların hepsi Allah'ın dilemesi, ilmi, hükmü ve kaderi ile olur.<br />
<br />
Taatların hepsi, Allah'ın emri, muhabbeti, rızası, ilmi, dilemesi, kazası ve takdiri ile vacip kılınmıştır. Masiyetlerin hepsi de Allah'ın ilmi, kazası, takdiri ve dilemesi ile olmakla beraber, rızası ve emri değildir.<br />
<br />
Peygamberlerin hepsi de (salât ve selâm olsun) küçük, büyük günah, küfür ve çirkin hallerden münezzehtir. Fakat onların sürçme ve hataları vâki olmuştur. Hz. Muhammed, Allah'ın sevgili kulu, resulü, nebisi, seçilmiş tertemiz kuludur. O hiç bir zaman puta tapmamış, göz açıp kapayacak bir an bile Allah'a ortak koşmamıştır. O, küçük büyük hiç bir günah işlememiştir.<br />
<br />
Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi, Ebû Bekr es-Sıddîk, sonra Ömer el-Fârûk, sonra Osman b. Affân Zû'n-Nûreyn, daha sonra Aliyyu'l-Murtaza'dır. Allah hepsinden razı olsun. Onlar doğruluk üzere, doğruluktan ayrılmayan, ibâdet eden kimselerdir. Hepsine sevgi ve saygı duyarız. Hz. Peygamber'in ashabının hepsini sadece hayırla anarız.<br />
<br />
Bir müslümanı, helâl saymaması şartıyla, büyük günahlardan birini işlemesi ile kâfir sayamayız. Bu durumdaki bir kimseden îman ismini kaldıramayız, ona gerçek anlamda mü'min deriz. Bir mü'minin kâfir olmamakla beraber günahkâr olması caizdir.<br />
<br />
Günahlar, mü'mine zarar vermez demeyiz. Keza günah işleyen kimse Cehennem'e girmez de demeyiz. Dünyadan mü'min olarak ayrılan kimse, fasık da olsa Cehennem'de ebedî kalacaktır, demeyiz.<br />
<br />
Mürcie'nin dediği gibi, iyiliklerimiz makbul, kötülüklerimiz de affedilmiştir, demeyiz. Fakat kim bütün şartlarına uygun, müfsit ayıplardan uzak amel işler ve onu küfür ve dinden dönme gibi şeylerle boşa çıkarmaz ve dünyadan mü'min olarak ayrılırsa şüphesiz Allah onun amelini zayi etmez, bilakis kabul eder ve ondan dolayı sevap verir, deriz.<br />
<br />
Allah'a ortak koşmak ve küfür dışında, büyük ve küçük günah işleyen, fakat tevbe etmeden mü'min olarak ölen kimsenin durumu Allah'ın dilemesine bağlıdır. Dilerse ona Cehennem'de azap eder, dilerse affeder ve hiç azaba uğratmaz.<br />
<br />
Devam edecek...<br />
<br />
ALINTI]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İMAM-I AZAMIN GÖRÜŞLERİ<br />
<br />
Allah insanları küfür ve îmandan hâli olarak yaratmış, sonra onlara hitap ederek emretmiş ve nehyetmiştir. Kâfir olan; kendi fiili, hakkı inkâr ve reddetmesi ve Allah'ın yardımını kesmesiyle küfre sapmıştır. İman eden de kendi fiili, ikrarı, tasdiki ve Allah'ın muvaffakiyet ve yardımı ile îman etmiştir.<br />
<br />
Allah Âdem'in neslini, sulbünden insan şeklinde çıkarmış, onlara akıl vermiş, hitap etmiş, îmanı emredip, küfrü yasaklamıştır. Onlar da onun Rabb olduğunu ikrar etmişlerdir. Bu, onların îmanıdır. İşte onlar bu fıtrat üzerine doğarlar. Bundan sonra küfre sapan bu fıtratı değiştirip bozmuş olur. İman ve tasdik eden de fıtratında sebat ve devam göstermiş olur.<br />
<br />
Allah, kullarının hiç birini îman veya küfre zorlamamış, onları mü'min veya kâfir olarak yaratmamıştır. Fakat onları şahıslar olarak yaratmıştır. İman ve küfür kulların fiilleridir. Allah, küfre sapanı, küfrü esnasında kâfir olarak bilir. O kimse daha sonra iman ederse, imanı halinde mü'min olarak bilir, ilmi ve sıfatı değişmeksizin onu sever.<br />
<br />
Kulların hareket ve sükûn gibi bütün fiilleri hakikaten kendi kesbleri (kazançları)'dir. Onların yaratıcısı ise Yüce Allah'tır. Onların hepsi Allah'ın dilemesi, ilmi, hükmü ve kaderi ile olur.<br />
<br />
Taatların hepsi, Allah'ın emri, muhabbeti, rızası, ilmi, dilemesi, kazası ve takdiri ile vacip kılınmıştır. Masiyetlerin hepsi de Allah'ın ilmi, kazası, takdiri ve dilemesi ile olmakla beraber, rızası ve emri değildir.<br />
<br />
Peygamberlerin hepsi de (salât ve selâm olsun) küçük, büyük günah, küfür ve çirkin hallerden münezzehtir. Fakat onların sürçme ve hataları vâki olmuştur. Hz. Muhammed, Allah'ın sevgili kulu, resulü, nebisi, seçilmiş tertemiz kuludur. O hiç bir zaman puta tapmamış, göz açıp kapayacak bir an bile Allah'a ortak koşmamıştır. O, küçük büyük hiç bir günah işlememiştir.<br />
<br />
Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi, Ebû Bekr es-Sıddîk, sonra Ömer el-Fârûk, sonra Osman b. Affân Zû'n-Nûreyn, daha sonra Aliyyu'l-Murtaza'dır. Allah hepsinden razı olsun. Onlar doğruluk üzere, doğruluktan ayrılmayan, ibâdet eden kimselerdir. Hepsine sevgi ve saygı duyarız. Hz. Peygamber'in ashabının hepsini sadece hayırla anarız.<br />
<br />
Bir müslümanı, helâl saymaması şartıyla, büyük günahlardan birini işlemesi ile kâfir sayamayız. Bu durumdaki bir kimseden îman ismini kaldıramayız, ona gerçek anlamda mü'min deriz. Bir mü'minin kâfir olmamakla beraber günahkâr olması caizdir.<br />
<br />
Günahlar, mü'mine zarar vermez demeyiz. Keza günah işleyen kimse Cehennem'e girmez de demeyiz. Dünyadan mü'min olarak ayrılan kimse, fasık da olsa Cehennem'de ebedî kalacaktır, demeyiz.<br />
<br />
Mürcie'nin dediği gibi, iyiliklerimiz makbul, kötülüklerimiz de affedilmiştir, demeyiz. Fakat kim bütün şartlarına uygun, müfsit ayıplardan uzak amel işler ve onu küfür ve dinden dönme gibi şeylerle boşa çıkarmaz ve dünyadan mü'min olarak ayrılırsa şüphesiz Allah onun amelini zayi etmez, bilakis kabul eder ve ondan dolayı sevap verir, deriz.<br />
<br />
Allah'a ortak koşmak ve küfür dışında, büyük ve küçük günah işleyen, fakat tevbe etmeden mü'min olarak ölen kimsenin durumu Allah'ın dilemesine bağlıdır. Dilerse ona Cehennem'de azap eder, dilerse affeder ve hiç azaba uğratmaz.<br />
<br />
Devam edecek...<br />
<br />
ALINTI]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İMAM-I AZAM  (5)]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-imam-i-azam-5</link>
			<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 14:55:29 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=15892">SEYİTHAN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-imam-i-azam-5</guid>
			<description><![CDATA[İMAMI AZAMIN GÖRÜŞLERİ<br />
<br />
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla<br />
<br />
Tevhidin aslı, buna îman etmenin en doğru yolu şudur: Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna, hesap, mizan, cennet ve cehenneme inandım, bunların hepsi de haktır, demek gerekir.<br />
<br />
Yüce Allah, sayı yönüyle değil, ortağı olmaması yönüyle birdir. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. O'na hiçbir şey denk değildir. O yarattıklarından hiç birine benzemez. İsimleri, zatî ve fiilî sıfatlarıyla daima var olmuş ve var olacaktır.<br />
<br />
Allah'ın zatî sıfatları; hayat, kudret, ilim, semi, basar ve irâde sıfatlarıdır. Fiilî sıfatlar ise, tahlik (yaratma), terzik (rızık verme), inşa (yapma), ibda (örneksiz yaratma) ve sun' (san'atla yaratma) ve diğer fiilî sıfatlardır.<br />
<br />
Allah, sıfatları ve isimleri ile var olmuş ve var olacaktır. O'nun isim ve sıfatlarından hiçbiri sonradan olma değildir. O ilmiyle daima bilir, ilim O'nun ezelde sıfatıdır. O kudretiyle daima kadirdir, kudret O'nun ezelde sıfatıdır. Kelâm ile konuşur, kelâm O'nun ezelde sıfatıdır. Yaratması ile daima haliktır, yaratmak O'nun ezelde sıfatıdır. Fiili ile daima faildir, fiil O'nun ezelde sıfatıdır. Fail Allah'tır, fiil ise O'nun ezelde sıfatıdır. Yapılan şey, mahlûktur. Yüce Allah'ın fiili ise mahlûk değildir. Allah'ın ezeldeki sıfatları mahlûk ve sonradan olma değildir. Allah'ın sıfatlarının yaratılmış ve sonradan olduğunu söyleyen, yahut tereddüt eden veya şüphe eden kimse Yüce Allah'ı inkâr etmiş olur.<br />
<br />
Kur'ân-ı Kerîm, Allah kelâmı olup, mushaflarda yazılı, kalplerde mahfuz, dil ile okunur ve Hz. Peygamber'e indirilmiştir. Bizim Kur'ân-ı Kerîm'i telaffuzumuz, yazmamız ve okumamız mahlûktur fakat Kur'ân mahlûk değildir. Allah'ın Kur'ân'da belirttiği Musa ve diğer peygamberlerden, firavn ve İblis'ten naklen verdiği haberlerin hepsi Allah kelâmıdır, onlardan haber vermektedir.<br />
Allah bir şey (varlık)'dir, fakat diğer şeyler gibi değildir. O'nun varlığı cisim, cevher, araz, had, zıd, eş ve ortaktan uzaktır. O'nun Kur'ân'da zikrettiği gibi eli, yüzü ve nefsi vardır. Allah'ın Kur'ân'da zikrettiği gibi el, yüz ve nefs gibi şeyler, keyfiyetsiz sıfatlardır. <br />
Allah, eşyayı bir şeyden yaratmadı. Allah, eşyayı oluşundan önce, ezelde biliyordu. O, eşyayı takdir eden ve oluşturandır. Allah'ın dilemesi, ilmi, kazası, takdiri ve Levh-i Mahfûz'daki yazısı olmadan, dünya ve âhirette hiçbir şey vaki olmaz. Ancak onun Levh-i Mahfûz'daki yazısı, hüküm olarak değil, vasıf olarak yazılıdır. Kaza, kader ve dilemek, O'nun nasıl olduğu bilinemeyen sıfatlarındandır. Allah, yok olanı yokluğu halinde yok olarak bilir, onun yarattığı zaman nasıl olacağını bilir. Var olanı, varlığı halinde var olarak bilir, onun yokluğunun nasıl olacağını bilir. Allah ayakta duranın ayakta duruş halini, oturduğu zaman da oturuş halini bilir. Bütün bu durumlarda Allah'ın ilminde ne bir değişme, ne de sonradan olma bir şey hâsıl olmaz. Değişme ve ihtilâf, yaratılanlarda olur.<br />
<br />
Allah'ın "Allah Musa'ya hitap etti."(en-Nisa,164.) âyetinde belirttiği gibi. Musa Allah'ın kelâmını işitti. Şüphesiz ki Allah, Musa ile konuşmasından önce de, kelâm sıfatı ile muttasıftı. Yüce Allah yaratmadan da ezelde yaratıcı idi. Allah, Musa'ya hitap ettiğinde, ezelde sıfatı olan kelâmı ile konuştu. O'nun sıfatlarının hepsi, mahlûkların sıfatlarından başkadır. O bilir, fakat bizim bildiğimiz gibi değil. O kadirdir, fakat bizim gücümüzün yettiği gibi değil. O görür, fakat bizim görmemiz gibi değil. O işitir, fakat bizim işittiğimiz gibi değil. O konuşur, fakat bizim konuşmamız gibi değil. Biz uzuvlar ve harflerle konuşuruz. Oysaki Allah, uzuvsuz ve harfsiz konuşur. Harfler mahlûktur, fakat Allah'ın kelâmı mahlûk değildir.<br />
<br />
ALINTIDIR<br />
<br />
Devamı var..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İMAMI AZAMIN GÖRÜŞLERİ<br />
<br />
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla<br />
<br />
Tevhidin aslı, buna îman etmenin en doğru yolu şudur: Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna, hesap, mizan, cennet ve cehenneme inandım, bunların hepsi de haktır, demek gerekir.<br />
<br />
Yüce Allah, sayı yönüyle değil, ortağı olmaması yönüyle birdir. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. O'na hiçbir şey denk değildir. O yarattıklarından hiç birine benzemez. İsimleri, zatî ve fiilî sıfatlarıyla daima var olmuş ve var olacaktır.<br />
<br />
Allah'ın zatî sıfatları; hayat, kudret, ilim, semi, basar ve irâde sıfatlarıdır. Fiilî sıfatlar ise, tahlik (yaratma), terzik (rızık verme), inşa (yapma), ibda (örneksiz yaratma) ve sun' (san'atla yaratma) ve diğer fiilî sıfatlardır.<br />
<br />
Allah, sıfatları ve isimleri ile var olmuş ve var olacaktır. O'nun isim ve sıfatlarından hiçbiri sonradan olma değildir. O ilmiyle daima bilir, ilim O'nun ezelde sıfatıdır. O kudretiyle daima kadirdir, kudret O'nun ezelde sıfatıdır. Kelâm ile konuşur, kelâm O'nun ezelde sıfatıdır. Yaratması ile daima haliktır, yaratmak O'nun ezelde sıfatıdır. Fiili ile daima faildir, fiil O'nun ezelde sıfatıdır. Fail Allah'tır, fiil ise O'nun ezelde sıfatıdır. Yapılan şey, mahlûktur. Yüce Allah'ın fiili ise mahlûk değildir. Allah'ın ezeldeki sıfatları mahlûk ve sonradan olma değildir. Allah'ın sıfatlarının yaratılmış ve sonradan olduğunu söyleyen, yahut tereddüt eden veya şüphe eden kimse Yüce Allah'ı inkâr etmiş olur.<br />
<br />
Kur'ân-ı Kerîm, Allah kelâmı olup, mushaflarda yazılı, kalplerde mahfuz, dil ile okunur ve Hz. Peygamber'e indirilmiştir. Bizim Kur'ân-ı Kerîm'i telaffuzumuz, yazmamız ve okumamız mahlûktur fakat Kur'ân mahlûk değildir. Allah'ın Kur'ân'da belirttiği Musa ve diğer peygamberlerden, firavn ve İblis'ten naklen verdiği haberlerin hepsi Allah kelâmıdır, onlardan haber vermektedir.<br />
Allah bir şey (varlık)'dir, fakat diğer şeyler gibi değildir. O'nun varlığı cisim, cevher, araz, had, zıd, eş ve ortaktan uzaktır. O'nun Kur'ân'da zikrettiği gibi eli, yüzü ve nefsi vardır. Allah'ın Kur'ân'da zikrettiği gibi el, yüz ve nefs gibi şeyler, keyfiyetsiz sıfatlardır. <br />
Allah, eşyayı bir şeyden yaratmadı. Allah, eşyayı oluşundan önce, ezelde biliyordu. O, eşyayı takdir eden ve oluşturandır. Allah'ın dilemesi, ilmi, kazası, takdiri ve Levh-i Mahfûz'daki yazısı olmadan, dünya ve âhirette hiçbir şey vaki olmaz. Ancak onun Levh-i Mahfûz'daki yazısı, hüküm olarak değil, vasıf olarak yazılıdır. Kaza, kader ve dilemek, O'nun nasıl olduğu bilinemeyen sıfatlarındandır. Allah, yok olanı yokluğu halinde yok olarak bilir, onun yarattığı zaman nasıl olacağını bilir. Var olanı, varlığı halinde var olarak bilir, onun yokluğunun nasıl olacağını bilir. Allah ayakta duranın ayakta duruş halini, oturduğu zaman da oturuş halini bilir. Bütün bu durumlarda Allah'ın ilminde ne bir değişme, ne de sonradan olma bir şey hâsıl olmaz. Değişme ve ihtilâf, yaratılanlarda olur.<br />
<br />
Allah'ın "Allah Musa'ya hitap etti."(en-Nisa,164.) âyetinde belirttiği gibi. Musa Allah'ın kelâmını işitti. Şüphesiz ki Allah, Musa ile konuşmasından önce de, kelâm sıfatı ile muttasıftı. Yüce Allah yaratmadan da ezelde yaratıcı idi. Allah, Musa'ya hitap ettiğinde, ezelde sıfatı olan kelâmı ile konuştu. O'nun sıfatlarının hepsi, mahlûkların sıfatlarından başkadır. O bilir, fakat bizim bildiğimiz gibi değil. O kadirdir, fakat bizim gücümüzün yettiği gibi değil. O görür, fakat bizim görmemiz gibi değil. O işitir, fakat bizim işittiğimiz gibi değil. O konuşur, fakat bizim konuşmamız gibi değil. Biz uzuvlar ve harflerle konuşuruz. Oysaki Allah, uzuvsuz ve harfsiz konuşur. Harfler mahlûktur, fakat Allah'ın kelâmı mahlûk değildir.<br />
<br />
ALINTIDIR<br />
<br />
Devamı var..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İMAM-I AZAM (4)]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-imam-i-azam-4</link>
			<pubDate>Fri, 29 Jan 2010 10:56:04 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=15892">SEYİTHAN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-imam-i-azam-4</guid>
			<description><![CDATA[İMAM-I AZAMDAN GÖRÜŞLER:<br />
<br />
İMAM-I AZAM :Allah'ın şirk haricinde mutlaka cezalandıracağı günahlar hakkında bir şey bilmiyorum. Ehl-i kıbleden günahkâr olanların herhangi biri için şirkten maada işlediği günahlar hususunda, Allah onu mutlaka cezalandıracaktır, şeklinde şehadette bulunmam. Bildiğim şudur ki; günahların bir kısmı affedilir. Amma hangisidir? Bunu bilmiyorum. Zîra Kur'an-ı Kerîm'de "Eğer yasakladığımız büyük günahlardan kaçınırsanız sizin kusurlarınız örteriz.."(en-Nisa,31) buyurulmaktadır. Büyük günahların hepsini, yahut affolunacak kusurların tamamını bilmiyorum. Zîra bilmiyorum amma, Allah'ın şirkten başka bütün günahları affetmesi mümkündür. Çünkü "Şüphesiz Allah kendisine şirk koşulmasın affetmez. Onun ötesinde dilediği kimselerin günahlarım affeder."(en-Nisa,48)buyurmaktadır. Allahu Taâlâ kimi affetmek ister, kimi affetmek istemez, bunu bilemem.<br />
<br />
İMAM-I AZAM :Mü'min irtikâp ettiği günahı, azaba çekileceğini bilerek işlemez. Fakat işlediği günahı ya Allah'ın affedeceğini ümit ettiği için veya hastalık ve ölümden önce tevbe edeceğini umduğundan dolayı işler.<br />
Allah, "Bilmediğin şeyin peşine düşme, çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi bundan mes'uldür."(el-İsra,36) buyurur. Yani, gerçek olarak bilmediğini söyleme, demektir. Bu âyetle Allah, Resulüne kesin bilgi olmadan zan ile konuşmak, incitmek, herhangi bir kimseye iftira atmaya ruhsat vermemişken, nasıl olur da insanlar, kesin bilgileri olmadan zanla birbirlerine tecavüz eder ve ayıplarlar? Tevakkufun -duraklamanın-mânâsı ise, haram, helâl veya bizden önceki ümmetler hakkında bilmediğin konularda, sana sorulanlar için "En güzelini Allah bilir" demendir. Eğer üç kimse, bilmediğimiz, tecrübelerimizle ve kendi ölçülerimizle de bilemeyeceğimiz bir sözü bize getirirlerse, bunun ilmini Allah'a havale eder ve tevakkuf edersin.<br />
Allah bu konuda Kur'ân'da şöyle buyurur: "Kazandığı iyilik kendi lehine, yaptığı kötülük de kendi aleyhinedir."(el-Bakara,285), "Bir iş yapanın amelini ben, elbette boşa çıkarmam."(A’li-İmran,195), "Yalnız işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılacaksınız."(Yasin,54), "Ancak işlediklerinizin cezasını göreceksiniz."(et-Tahrim,7), "Kim zerre miktarı iyilik işlerse karşılığını görür, kim de zerre miktarı kötülük işlerse karşılığım görür"(ez-Zilzal,8,8), "Küçük, büyük her şey yazılıdır."(El-Kamer,54) Bu duruma göre, iyilik ve kötülükler az da olsa Allah tarafından yazılmaktadır. "Biz kıyamet günü adalet terazilerini koyacağız. Hiçbir kimse hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmayacaktır. Hardal tanesi ağırlığınca olsa da biz onu hesaba katacağız. Bizim hesap görmemiz elverir."(el-Enbiya,47) Bütün bunların aksini iddia eden kimse Allah'ı zulümle tavsif etmiş olur. Oysaki Allah zulmetmeyeceği hususunda kullarını temin etmiştir: "Hiçbir kimse hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmaz."(el-Enbiya,47), "Ancak işlediklerinizin cezasını görürsünüz."(es-Saffat,39), "Kim bir zerre miktarı iyilik işlerse onun mükâfatını, kim de zerre miktarı bir kötülük işlerse onun cezasını görür."(ez-Zilzal,6,7) âyetleri bu hususu belirtmektedir. Allah, iyiliklere mukabelede bulunduğu için, kendisinin şekûr olduğunu ifade etmiştir. O, merhametlilerin merhametlisidir.<br />
<br />
<br />
-Kim haksız yere başkasını öldürürse, yahut hırsızlık ederse veya yol keserse yahut facirlik eder veyahut günah işlerse veya zina ederse yahut da içki içer sarhoş olursa; bu kişi günahkâr mü'mindir, kâfir değildir. Bu durumda olanlar işlediklerinden dolayı cehennemde azaba uğrarlar, fakat îmanları sebebiyle cehennemden çıkarılırlar.<br />
<br />
-İman eden fakat namaz kılmayan, oruç tutmayan, bu amellerin hiçbirisini işlemeyen kimseyi iman kurtarır mı? diye sordum. Ebû Hanife şöyle dedi:<br />
-Onun işi, Allah'ın dilemesine bağlıdır. Dilerse azap eder, dilerse rahmet eder. Ve şöyle devam etti: Allah'ın kitabından herhangi bir şeyi inkâr etmeyen kimse mü'mindir.<br />
<br />
-Bana katilden ve onun arkasında namaz kılmaktan bahsedin, dedim. Ebû Hanife:<br />
-Her takva sahibi ve günahkâr kimsenin peşinde namaz kılmak caizdir. Senin ecrin sana, onun günahı da kendisine aittir, dedi.<br />
<br />
Bir müslümanı, helâl saymaması şartıyla, büyük günahlardan birini işlemesi ile kâfir sayamayız. Bu durumdaki bir kimseden îman ismini kaldıramayız, ona gerçek anlamda mü'min deriz. Bir mü'minin kâfir olmamakla beraber günahkâr olması caizdir.<br />
<br />
ALINTI<br />
<br />
(Devamı var)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İMAM-I AZAMDAN GÖRÜŞLER:<br />
<br />
İMAM-I AZAM :Allah'ın şirk haricinde mutlaka cezalandıracağı günahlar hakkında bir şey bilmiyorum. Ehl-i kıbleden günahkâr olanların herhangi biri için şirkten maada işlediği günahlar hususunda, Allah onu mutlaka cezalandıracaktır, şeklinde şehadette bulunmam. Bildiğim şudur ki; günahların bir kısmı affedilir. Amma hangisidir? Bunu bilmiyorum. Zîra Kur'an-ı Kerîm'de "Eğer yasakladığımız büyük günahlardan kaçınırsanız sizin kusurlarınız örteriz.."(en-Nisa,31) buyurulmaktadır. Büyük günahların hepsini, yahut affolunacak kusurların tamamını bilmiyorum. Zîra bilmiyorum amma, Allah'ın şirkten başka bütün günahları affetmesi mümkündür. Çünkü "Şüphesiz Allah kendisine şirk koşulmasın affetmez. Onun ötesinde dilediği kimselerin günahlarım affeder."(en-Nisa,48)buyurmaktadır. Allahu Taâlâ kimi affetmek ister, kimi affetmek istemez, bunu bilemem.<br />
<br />
İMAM-I AZAM :Mü'min irtikâp ettiği günahı, azaba çekileceğini bilerek işlemez. Fakat işlediği günahı ya Allah'ın affedeceğini ümit ettiği için veya hastalık ve ölümden önce tevbe edeceğini umduğundan dolayı işler.<br />
Allah, "Bilmediğin şeyin peşine düşme, çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi bundan mes'uldür."(el-İsra,36) buyurur. Yani, gerçek olarak bilmediğini söyleme, demektir. Bu âyetle Allah, Resulüne kesin bilgi olmadan zan ile konuşmak, incitmek, herhangi bir kimseye iftira atmaya ruhsat vermemişken, nasıl olur da insanlar, kesin bilgileri olmadan zanla birbirlerine tecavüz eder ve ayıplarlar? Tevakkufun -duraklamanın-mânâsı ise, haram, helâl veya bizden önceki ümmetler hakkında bilmediğin konularda, sana sorulanlar için "En güzelini Allah bilir" demendir. Eğer üç kimse, bilmediğimiz, tecrübelerimizle ve kendi ölçülerimizle de bilemeyeceğimiz bir sözü bize getirirlerse, bunun ilmini Allah'a havale eder ve tevakkuf edersin.<br />
Allah bu konuda Kur'ân'da şöyle buyurur: "Kazandığı iyilik kendi lehine, yaptığı kötülük de kendi aleyhinedir."(el-Bakara,285), "Bir iş yapanın amelini ben, elbette boşa çıkarmam."(A’li-İmran,195), "Yalnız işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılacaksınız."(Yasin,54), "Ancak işlediklerinizin cezasını göreceksiniz."(et-Tahrim,7), "Kim zerre miktarı iyilik işlerse karşılığını görür, kim de zerre miktarı kötülük işlerse karşılığım görür"(ez-Zilzal,8,8), "Küçük, büyük her şey yazılıdır."(El-Kamer,54) Bu duruma göre, iyilik ve kötülükler az da olsa Allah tarafından yazılmaktadır. "Biz kıyamet günü adalet terazilerini koyacağız. Hiçbir kimse hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmayacaktır. Hardal tanesi ağırlığınca olsa da biz onu hesaba katacağız. Bizim hesap görmemiz elverir."(el-Enbiya,47) Bütün bunların aksini iddia eden kimse Allah'ı zulümle tavsif etmiş olur. Oysaki Allah zulmetmeyeceği hususunda kullarını temin etmiştir: "Hiçbir kimse hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmaz."(el-Enbiya,47), "Ancak işlediklerinizin cezasını görürsünüz."(es-Saffat,39), "Kim bir zerre miktarı iyilik işlerse onun mükâfatını, kim de zerre miktarı bir kötülük işlerse onun cezasını görür."(ez-Zilzal,6,7) âyetleri bu hususu belirtmektedir. Allah, iyiliklere mukabelede bulunduğu için, kendisinin şekûr olduğunu ifade etmiştir. O, merhametlilerin merhametlisidir.<br />
<br />
<br />
-Kim haksız yere başkasını öldürürse, yahut hırsızlık ederse veya yol keserse yahut facirlik eder veyahut günah işlerse veya zina ederse yahut da içki içer sarhoş olursa; bu kişi günahkâr mü'mindir, kâfir değildir. Bu durumda olanlar işlediklerinden dolayı cehennemde azaba uğrarlar, fakat îmanları sebebiyle cehennemden çıkarılırlar.<br />
<br />
-İman eden fakat namaz kılmayan, oruç tutmayan, bu amellerin hiçbirisini işlemeyen kimseyi iman kurtarır mı? diye sordum. Ebû Hanife şöyle dedi:<br />
-Onun işi, Allah'ın dilemesine bağlıdır. Dilerse azap eder, dilerse rahmet eder. Ve şöyle devam etti: Allah'ın kitabından herhangi bir şeyi inkâr etmeyen kimse mü'mindir.<br />
<br />
-Bana katilden ve onun arkasında namaz kılmaktan bahsedin, dedim. Ebû Hanife:<br />
-Her takva sahibi ve günahkâr kimsenin peşinde namaz kılmak caizdir. Senin ecrin sana, onun günahı da kendisine aittir, dedi.<br />
<br />
Bir müslümanı, helâl saymaması şartıyla, büyük günahlardan birini işlemesi ile kâfir sayamayız. Bu durumdaki bir kimseden îman ismini kaldıramayız, ona gerçek anlamda mü'min deriz. Bir mü'minin kâfir olmamakla beraber günahkâr olması caizdir.<br />
<br />
ALINTI<br />
<br />
(Devamı var)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İMAM-I AZAM (3)]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-imam-i-azam-3</link>
			<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 15:17:25 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=15892">SEYİTHAN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-imam-i-azam-3</guid>
			<description><![CDATA[İMAM-I AZAM Kanın,dehşetin,zulmün,acıların ve işkencelerin içinde yaşamış bir fikir ve inanç<br />
önderidir. Bu muhteşem insanı kanıyla ve canıyla ödediği bedelin arkasındaki fikir ,düşünce ve imanı anlamadan ,onu tanıyamayız.<br />
Önce yaşadığı zamanın ve devrin şartlarını bilmemiz gerekir.<br />
<br />
Ebu Hanife ,Emevi devrinin en şiddetli ve zalim zorbalarından Haccac bin yusuf es-sekafi öldüğü zaman 15 yaşında idi.Yaşamının 52 yılını emeviler ve 18 yılını da abbasiler devrinde geçirdi.<br />
Mekke ve Medine çevresi islam alemi ileri gelenlerinin Hz. Ali'nin hilafetine biat etmesine rağmen <br />
Muaviyenin Şam da kendi kendine halifeliğini ilan etmesi, o zaman ki tüm islam aleminde büyük kargaşalara,çalkantılarakavga ve savaşlara neden olmuştur.Hz. Alinin katledilmesinden sonra hilafette tek kalan muaviye, ve sonrasında gelenler, halifeliklerini tasvip etmeyen Mekke, Medine ve Bağdat halkına büyük zorbalık,zulüm ve işkenceler yapmışlar,o tarihteki tüm müslüman ahalisinin ileri gelenlerine işkenceler ve zulümler yapmışlardır.<br />
Halife yezid ,Medine halkı kendisine karşı çıktığı için peygamber kenti Medineyi ordusuna talan ettirmiş, ganimeti serbest bırakmıştır.Hz. Hüseyin ,yezidin hilafetini tanımadığı için ,kerbelada<br />
yezid tarafından hunharca katledilmiştir.Hz. Hüseyinin ,Peygamberimizin torunu olduğuna aldırılmadan katledilmiş, Hz.Hüseyinin kız kardeşleri, yani Peygamberimizin kızı Fatımadan<br />
olan torunları ,esir edilerek yezide götürülmüştür.<br />
Tüm emevi yönetimi süresince ,Peygamberimizin kızı ve ve damadı Hz.Ali soyundan gelen,<br />
tüm peygamber soyu katledilmeye devam edilmiş,Zeyd bin Ali öldürülmüş,oğlu yahya öldürülmüş,yahyanın oğlu Abdullah öldürülmüş, ve tüm Peygamber soyu yani Ehl-i Beyt katledilerek ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.<br />
Yezid zamanında Suriyedeki tüm camilerde Hz. Aliye lanet okutulmuştur. (Ebu Zehre 73)<br />
Baştaki saltanatı destekleyen din adamları, yüzbinlerle hadisler uydurarak, emevi saltanatını desteklemeyen mekke,medine,bağdat müslümanlarını etkilemeye çalışmışlardır..<br />
<br />
İMAM-I AZAM işte bu ortamda yaşayan bir din alimi idi.<br />
Hilafeti gasp eden,yöneticiler, hilafeti babadan oğula miras kalan bir meta haline getiren<br />
saltanat sahipleri.Halifeliklerini koruyabilme uğruna ,Peygamber neslini katlederek,ortadan kaldırmaya çalışan,islam tarihinin en gaddar,kan dökücü hükümdarlarının yönetimde olduğu<br />
bir ortamda yaşamıştır.<br />
<br />
İMAM-I AZAMIN büyüklüğünü anlayabilmek için onun hangi ortamda,hangi şerait altında<br />
çalışmalarını yürüttüğünü, ne gibi zorluklar altında islamiyete en doğru ve şaşmaz akideleri<br />
getirdiğini,bu akidelerin,fikir ve düşüncelerini müdafaa babında ne türlü mücadele ettiğini,uğradığı <br />
hakaretleri,hapisleri,işkenceleri bilmek gerekir.Bu büyük insan islamiyete hizmet uğruna<br />
hertürlü işkencelere katlanmış,ve bu uğurda ortaya koyduğu canından da olmuştur.<br />
<br />
Ancak ne yazıktır ki,despot saltanat yanlısı din adamlarının, ona hakaretleri ölümünden sonra bile hunharca devam etmiş, onun islam aleminin gelmiş geçmiş en büyük mütefekkiri olduğu<br />
ölümünden yıllarca sonra belki 150-200 yıl sonra anlaşılabilmiş ve ona hakettiği unvan:<br />
İMAMLARIN EN BÜYÜĞÜ anlamında imam-ı azam denmiştir.<br />
<br />
İMAM-I AZAMIN yaşadığı devirde karşılaştığı en büyük sorun, saltanat ve hilafet yanlısı din adamlarının,saltanata yaranmak için uydurdukları yüzbinlerce uydurma hadislerdir.<br />
Suriyedeki hilafet gaspı ve zorba emevi saltanatı, mekkede,medinede,bağdatta ırakta tasvip<br />
edilmemiş ve karşı çıkılmıştır. Bu duruma hakim olabilmek için saltanat bir yandan zorbalığı,zulmü kullanırken,saltanat etrafındaki din adamları,saltanatı meşrulaştırabilmek için hadisler uydurmaya başlamış,bir hadis uydurma çılgınlığı başgöstermiştir.<br />
<br />
Bu duruma engel olabilmek için İMAM-I AZAMIN tek silahı vardır AKIL. <br />
İMAM-I AZAM çok iyiy biliyordu ki, zorbalığın,zalim hükümdarların hakkından gelebilecek tek silah akıldır. O büyük insan işte tek bu silahla ,islamiyetin bu günlere sağlıkla gelebilmesine<br />
en büyük etkiyi yapmıştır.<br />
<br />
ALINTI<br />
<br />
(Devamı var )]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İMAM-I AZAM Kanın,dehşetin,zulmün,acıların ve işkencelerin içinde yaşamış bir fikir ve inanç<br />
önderidir. Bu muhteşem insanı kanıyla ve canıyla ödediği bedelin arkasındaki fikir ,düşünce ve imanı anlamadan ,onu tanıyamayız.<br />
Önce yaşadığı zamanın ve devrin şartlarını bilmemiz gerekir.<br />
<br />
Ebu Hanife ,Emevi devrinin en şiddetli ve zalim zorbalarından Haccac bin yusuf es-sekafi öldüğü zaman 15 yaşında idi.Yaşamının 52 yılını emeviler ve 18 yılını da abbasiler devrinde geçirdi.<br />
Mekke ve Medine çevresi islam alemi ileri gelenlerinin Hz. Ali'nin hilafetine biat etmesine rağmen <br />
Muaviyenin Şam da kendi kendine halifeliğini ilan etmesi, o zaman ki tüm islam aleminde büyük kargaşalara,çalkantılarakavga ve savaşlara neden olmuştur.Hz. Alinin katledilmesinden sonra hilafette tek kalan muaviye, ve sonrasında gelenler, halifeliklerini tasvip etmeyen Mekke, Medine ve Bağdat halkına büyük zorbalık,zulüm ve işkenceler yapmışlar,o tarihteki tüm müslüman ahalisinin ileri gelenlerine işkenceler ve zulümler yapmışlardır.<br />
Halife yezid ,Medine halkı kendisine karşı çıktığı için peygamber kenti Medineyi ordusuna talan ettirmiş, ganimeti serbest bırakmıştır.Hz. Hüseyin ,yezidin hilafetini tanımadığı için ,kerbelada<br />
yezid tarafından hunharca katledilmiştir.Hz. Hüseyinin ,Peygamberimizin torunu olduğuna aldırılmadan katledilmiş, Hz.Hüseyinin kız kardeşleri, yani Peygamberimizin kızı Fatımadan<br />
olan torunları ,esir edilerek yezide götürülmüştür.<br />
Tüm emevi yönetimi süresince ,Peygamberimizin kızı ve ve damadı Hz.Ali soyundan gelen,<br />
tüm peygamber soyu katledilmeye devam edilmiş,Zeyd bin Ali öldürülmüş,oğlu yahya öldürülmüş,yahyanın oğlu Abdullah öldürülmüş, ve tüm Peygamber soyu yani Ehl-i Beyt katledilerek ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.<br />
Yezid zamanında Suriyedeki tüm camilerde Hz. Aliye lanet okutulmuştur. (Ebu Zehre 73)<br />
Baştaki saltanatı destekleyen din adamları, yüzbinlerle hadisler uydurarak, emevi saltanatını desteklemeyen mekke,medine,bağdat müslümanlarını etkilemeye çalışmışlardır..<br />
<br />
İMAM-I AZAM işte bu ortamda yaşayan bir din alimi idi.<br />
Hilafeti gasp eden,yöneticiler, hilafeti babadan oğula miras kalan bir meta haline getiren<br />
saltanat sahipleri.Halifeliklerini koruyabilme uğruna ,Peygamber neslini katlederek,ortadan kaldırmaya çalışan,islam tarihinin en gaddar,kan dökücü hükümdarlarının yönetimde olduğu<br />
bir ortamda yaşamıştır.<br />
<br />
İMAM-I AZAMIN büyüklüğünü anlayabilmek için onun hangi ortamda,hangi şerait altında<br />
çalışmalarını yürüttüğünü, ne gibi zorluklar altında islamiyete en doğru ve şaşmaz akideleri<br />
getirdiğini,bu akidelerin,fikir ve düşüncelerini müdafaa babında ne türlü mücadele ettiğini,uğradığı <br />
hakaretleri,hapisleri,işkenceleri bilmek gerekir.Bu büyük insan islamiyete hizmet uğruna<br />
hertürlü işkencelere katlanmış,ve bu uğurda ortaya koyduğu canından da olmuştur.<br />
<br />
Ancak ne yazıktır ki,despot saltanat yanlısı din adamlarının, ona hakaretleri ölümünden sonra bile hunharca devam etmiş, onun islam aleminin gelmiş geçmiş en büyük mütefekkiri olduğu<br />
ölümünden yıllarca sonra belki 150-200 yıl sonra anlaşılabilmiş ve ona hakettiği unvan:<br />
İMAMLARIN EN BÜYÜĞÜ anlamında imam-ı azam denmiştir.<br />
<br />
İMAM-I AZAMIN yaşadığı devirde karşılaştığı en büyük sorun, saltanat ve hilafet yanlısı din adamlarının,saltanata yaranmak için uydurdukları yüzbinlerce uydurma hadislerdir.<br />
Suriyedeki hilafet gaspı ve zorba emevi saltanatı, mekkede,medinede,bağdatta ırakta tasvip<br />
edilmemiş ve karşı çıkılmıştır. Bu duruma hakim olabilmek için saltanat bir yandan zorbalığı,zulmü kullanırken,saltanat etrafındaki din adamları,saltanatı meşrulaştırabilmek için hadisler uydurmaya başlamış,bir hadis uydurma çılgınlığı başgöstermiştir.<br />
<br />
Bu duruma engel olabilmek için İMAM-I AZAMIN tek silahı vardır AKIL. <br />
İMAM-I AZAM çok iyiy biliyordu ki, zorbalığın,zalim hükümdarların hakkından gelebilecek tek silah akıldır. O büyük insan işte tek bu silahla ,islamiyetin bu günlere sağlıkla gelebilmesine<br />
en büyük etkiyi yapmıştır.<br />
<br />
ALINTI<br />
<br />
(Devamı var )]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İMAM-I AZAM (2)]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-imam-i-azam-2</link>
			<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 15:02:25 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=15892">SEYİTHAN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-imam-i-azam-2</guid>
			<description><![CDATA[ARKADAŞLAR,<br />
<br />
Daha önceki yazımda İMAM-I AZAMIN yaşadığı devirde ,diğer din adamları tarafından çok ağır suçlamalara,hakaretlere uğradığını yazmıştım. Çok sayıda müslüman din adamları İMAMI AZAMA<br />
NEDEN hakaret,iftira ve suçlamalarda bulunuyorlardı....?????<br />
<br />
Hz. Ali Mekkede islami camianın ileri gelenlerince Hilafet makamına getirilmiş ve ona biat edilmişken,<br />
Hz.Alinin halifeliğini kabul etmeyen muaviye de , Şamda kendi kendine halifeliğini ilan etmişti.<br />
Ancak muaviyenin hilafetine geniş müslüman kesimlerin itirazları olmuştu, muaviyeden sonra gelen oğlu yezidin halifeliği de islami camiada pek kabul görmemiştir. İşte bu nedenle gerek muaviye ve gerekse <br />
yezid etraflarına topladıkları din adamları vasıtasıyla yaymaya çalıştıkları uydurma hadislerle hilafetlerini<br />
meşrulaştırmaya çalıştıklarını izah etmiştim.Bunu yapabilmek için bu din adamları HADİSLERİN VAHY OLDUĞUNU İDDİA EDİYORLAR, VAHY OLAN HADİSLERİN KUR'AN hükümleriyle aynı olduğunu iddia ediyorlar böylece hadisleri ikinci bir kur'an haline getiriyorlardı.<br />
<br />
İşte burada İMAMI AZAM devreye giriyor ve bütün bu hadislerin uydurma olduğunu beyan ediyordu.<br />
hadis alimi olmamasına ,bir fıkıh alimi olmasına rağmen ,hadisler konusunda <br />
şunları ileri sürüyordu:<br />
<br />
1) Hadisler KUR'ANA aykırı olamaz.<br />
2)Hadisler AKLA ve İZ!ANA AYKIRI OLAMAZ. Burada şüphesizki dayandığı temel AKILDIR ve <br />
Aziz Peygamberimizin Müthiş bir akıl ve zekaya sahip olması nedeniyle, ondan AKIL dışı hadislerin sadır olamayacağını beyanediyordu.<br />
3) İMAMI AZAM sadece birinci kişilerden,yani peygamberimizden doğrudan duyup kendisine nakledilen<br />
hadisleri makbul sayıyor, ikinci ,üçüncü kişilerden nakledilen hadislere itibar etmiyordu.<br />
4)Bu nedenle İMAMI AZAMIN kabulettiği hadis sayısı bazı kişilere göre 17, diğer bazı kişilere görede 50<br />
civarında olduğu söylenmektedir.<br />
<br />
İŞTE BU NEDENLERLE YAŞADIĞI DEVİRDEKİ DİN ADAMLARININ ÇOĞUNLUĞU ONA BÜYÜK HAKARETLER VE İFTİRALARDA BULUNMUŞLARDIR.<br />
<br />
O na yapılan hakaret ve suçlamaların bir kısmını aşağıya alıyorum. Bunun nedeni arkadaşlarımızın<br />
rastladıkları,okudukları her arap din adamını ,sırf arapça biliyor diye onların yazdıklarına önem verirken<br />
ÇOK DİKKATLİ OLMALARI gereğidir.<br />
<br />
<br />
<br />
Ebul Hasan el-eşari:<br />
<br />
Sübyan es-servi,İmamı azamın hocası Hammad bin ebu süleyman dan şu sözü nakletmiştir:<br />
'' O müşrik Ebu Hanifeye söyle.ben ondan tamamen beriyim,onunla hiçbir ilşikim yoktur.''<br />
( Eş'ari, el-İbane ,77)<br />
<br />
İbn Ebi Şeybe: <br />
<br />
'' Sanıyorum Ebu Hanife yahudi idi. '' (Hatip, 13/43 )<br />
<br />
Muhammed bin Mesleme :<br />
<br />
'' Ebu Hanife medineye hiç gitmedi,çünkü,Peygamberimiz Medineye veba ile deccalın giremiyeceğini söylemiştir.Ebu Hanife deccallardan bir deccaldı '' (Hatip,13/395 )<br />
<br />
Kadı şerik:<br />
<br />
Ebu Hanife Allahın kitabından iki ayeti inkar etti. Ebu hanife İmanın artıp eksilmeyeceğini iddia etti.Ve o namazın Allahın dininden bir parça olmadığını savundu. (13/372)<br />
Kufenin her karışında ayrı ayrı şarap içmiş bir adamın günahı,Ebu Hanifenin sözlerinden birini naklaede adamın günahından daha hafiftir. (Kitabul mecruhin 2/413)<br />
<br />
İbn Hibban:<br />
<br />
Kufenin her karışında ayrı ayrı şarap içmiş bir adamın günahı,Ebu Hanifenin bir kelamını <br />
nakleden adamın günahından daha hafiftir (KitabulMecruhin 2/43)<br />
<br />
<br />
Kendisinden başka kimsenin rivayet etmediği 130 hadis rivayet etti.Bunların 120 tanesinde yanlışlar yaptı.Hatası doğrularına galip gelince ,hadisleri delil olarak kullanmaktan tümüyle vazgeçmiştir. Ebu Hanifeyi din konusunda delil yapmak caiz değildir.Müslümanların önderi tüm imamlar onu tek tek reddetmişlerdir. ( elmecruhin405-413 )<br />
<br />
Süfyan es-Sevri:<br />
<br />
Bu ümmet içinde, Ebu Hanifeden daha uğursuz birini analar doğurmadı. (Hatip 13/386)<br />
İslam bünyesine Ebu Hanifenin yerleştirdiği şerden daha büyük bir şer yerleştirilmedi.(13/397)<br />
<br />
Fakih evzai :<br />
<br />
Elhamdülillah,yok olup gitti.Yaşamaya devam etseydi,İslamın can damarlarını parçalamaya devam edecekti.<br />
(Hatip 13/398)<br />
<br />
Abdurrahman bin mehdi:<br />
<br />
İslam bünyesinde deccal fitnesinden sonra zuhur eden tek fitne Ebu Hanifenin görüşleridir.<br />
(13/396)<br />
<br />
İmam malik:<br />
<br />
Benim için Ebu Hanifenin sözüyle hayvan pisliği arasında hiç fark yoktur. (13/411)<br />
Ebu Hanifenin bu ümmet içinde yarattığı fitne,iblisin fitnesinden daha zararlıdır.Ebu Hanife sünneti işe yaramaz hale getirmiştir. (Hatip 13/399 )<br />
Ebu hanife dini mahveden hastalıklardan biridir. (el-kamil fi zuafair-rical 8/237)<br />
<br />
İbn adi:<br />
<br />
Ebu hanifiye saldırı ve onu itham İslam ümmetinin icma noktalarından birdir.Basranın fıkıh imamı Eyyüp es-sahtiyani onun aleyhinde konuşmuştur.Kufenin imamı süfyan es-sevri de öyle, Hicaz bölgesinin imamı Malik bin enes te öyle.Horasanın imamı Abdullah bin mübarekte öyle,<br />
Mısırın imamı leyd bin sad öyle,Şamın imamı Evzai de öyle. Kısacası yeryüzünün her yanındaki İslam Ulemasının onun hakkındaki kanaati menfidir.( el-kamil fi zuafair rical 8/241)<br />
<br />
Hammad bin seleme :<br />
<br />
Ebu Hanife bir şeytandı;Hz. Peygamberin sözlerini kendi görüşlerine dayanarak reddederdi.<br />
(İbn adi 8/238)<br />
<br />
Buhari:<br />
<br />
Güvenilmez adam, sapık mürcie mezhebinin mensubu, küfründen dönmesi için iki defa tövbeye çağrılan adam. (tarihul kebir 8/81) , (et-tarihul evsat 2/93 ), (kitabuz zuafa 132)<br />
Allah ona lanet etsin.İslamın can damarlarını bir bir kopardı.Müslümanlar arasında ondan daha şerir biri doğmamıştır. (süfyan bin uyeyne beyanı olarak) (ibn abdilher, el-intika 149-150)<br />
<br />
<br />
<br />
ALINTI]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ARKADAŞLAR,<br />
<br />
Daha önceki yazımda İMAM-I AZAMIN yaşadığı devirde ,diğer din adamları tarafından çok ağır suçlamalara,hakaretlere uğradığını yazmıştım. Çok sayıda müslüman din adamları İMAMI AZAMA<br />
NEDEN hakaret,iftira ve suçlamalarda bulunuyorlardı....?????<br />
<br />
Hz. Ali Mekkede islami camianın ileri gelenlerince Hilafet makamına getirilmiş ve ona biat edilmişken,<br />
Hz.Alinin halifeliğini kabul etmeyen muaviye de , Şamda kendi kendine halifeliğini ilan etmişti.<br />
Ancak muaviyenin hilafetine geniş müslüman kesimlerin itirazları olmuştu, muaviyeden sonra gelen oğlu yezidin halifeliği de islami camiada pek kabul görmemiştir. İşte bu nedenle gerek muaviye ve gerekse <br />
yezid etraflarına topladıkları din adamları vasıtasıyla yaymaya çalıştıkları uydurma hadislerle hilafetlerini<br />
meşrulaştırmaya çalıştıklarını izah etmiştim.Bunu yapabilmek için bu din adamları HADİSLERİN VAHY OLDUĞUNU İDDİA EDİYORLAR, VAHY OLAN HADİSLERİN KUR'AN hükümleriyle aynı olduğunu iddia ediyorlar böylece hadisleri ikinci bir kur'an haline getiriyorlardı.<br />
<br />
İşte burada İMAMI AZAM devreye giriyor ve bütün bu hadislerin uydurma olduğunu beyan ediyordu.<br />
hadis alimi olmamasına ,bir fıkıh alimi olmasına rağmen ,hadisler konusunda <br />
şunları ileri sürüyordu:<br />
<br />
1) Hadisler KUR'ANA aykırı olamaz.<br />
2)Hadisler AKLA ve İZ!ANA AYKIRI OLAMAZ. Burada şüphesizki dayandığı temel AKILDIR ve <br />
Aziz Peygamberimizin Müthiş bir akıl ve zekaya sahip olması nedeniyle, ondan AKIL dışı hadislerin sadır olamayacağını beyanediyordu.<br />
3) İMAMI AZAM sadece birinci kişilerden,yani peygamberimizden doğrudan duyup kendisine nakledilen<br />
hadisleri makbul sayıyor, ikinci ,üçüncü kişilerden nakledilen hadislere itibar etmiyordu.<br />
4)Bu nedenle İMAMI AZAMIN kabulettiği hadis sayısı bazı kişilere göre 17, diğer bazı kişilere görede 50<br />
civarında olduğu söylenmektedir.<br />
<br />
İŞTE BU NEDENLERLE YAŞADIĞI DEVİRDEKİ DİN ADAMLARININ ÇOĞUNLUĞU ONA BÜYÜK HAKARETLER VE İFTİRALARDA BULUNMUŞLARDIR.<br />
<br />
O na yapılan hakaret ve suçlamaların bir kısmını aşağıya alıyorum. Bunun nedeni arkadaşlarımızın<br />
rastladıkları,okudukları her arap din adamını ,sırf arapça biliyor diye onların yazdıklarına önem verirken<br />
ÇOK DİKKATLİ OLMALARI gereğidir.<br />
<br />
<br />
<br />
Ebul Hasan el-eşari:<br />
<br />
Sübyan es-servi,İmamı azamın hocası Hammad bin ebu süleyman dan şu sözü nakletmiştir:<br />
'' O müşrik Ebu Hanifeye söyle.ben ondan tamamen beriyim,onunla hiçbir ilşikim yoktur.''<br />
( Eş'ari, el-İbane ,77)<br />
<br />
İbn Ebi Şeybe: <br />
<br />
'' Sanıyorum Ebu Hanife yahudi idi. '' (Hatip, 13/43 )<br />
<br />
Muhammed bin Mesleme :<br />
<br />
'' Ebu Hanife medineye hiç gitmedi,çünkü,Peygamberimiz Medineye veba ile deccalın giremiyeceğini söylemiştir.Ebu Hanife deccallardan bir deccaldı '' (Hatip,13/395 )<br />
<br />
Kadı şerik:<br />
<br />
Ebu Hanife Allahın kitabından iki ayeti inkar etti. Ebu hanife İmanın artıp eksilmeyeceğini iddia etti.Ve o namazın Allahın dininden bir parça olmadığını savundu. (13/372)<br />
Kufenin her karışında ayrı ayrı şarap içmiş bir adamın günahı,Ebu Hanifenin sözlerinden birini naklaede adamın günahından daha hafiftir. (Kitabul mecruhin 2/413)<br />
<br />
İbn Hibban:<br />
<br />
Kufenin her karışında ayrı ayrı şarap içmiş bir adamın günahı,Ebu Hanifenin bir kelamını <br />
nakleden adamın günahından daha hafiftir (KitabulMecruhin 2/43)<br />
<br />
<br />
Kendisinden başka kimsenin rivayet etmediği 130 hadis rivayet etti.Bunların 120 tanesinde yanlışlar yaptı.Hatası doğrularına galip gelince ,hadisleri delil olarak kullanmaktan tümüyle vazgeçmiştir. Ebu Hanifeyi din konusunda delil yapmak caiz değildir.Müslümanların önderi tüm imamlar onu tek tek reddetmişlerdir. ( elmecruhin405-413 )<br />
<br />
Süfyan es-Sevri:<br />
<br />
Bu ümmet içinde, Ebu Hanifeden daha uğursuz birini analar doğurmadı. (Hatip 13/386)<br />
İslam bünyesine Ebu Hanifenin yerleştirdiği şerden daha büyük bir şer yerleştirilmedi.(13/397)<br />
<br />
Fakih evzai :<br />
<br />
Elhamdülillah,yok olup gitti.Yaşamaya devam etseydi,İslamın can damarlarını parçalamaya devam edecekti.<br />
(Hatip 13/398)<br />
<br />
Abdurrahman bin mehdi:<br />
<br />
İslam bünyesinde deccal fitnesinden sonra zuhur eden tek fitne Ebu Hanifenin görüşleridir.<br />
(13/396)<br />
<br />
İmam malik:<br />
<br />
Benim için Ebu Hanifenin sözüyle hayvan pisliği arasında hiç fark yoktur. (13/411)<br />
Ebu Hanifenin bu ümmet içinde yarattığı fitne,iblisin fitnesinden daha zararlıdır.Ebu Hanife sünneti işe yaramaz hale getirmiştir. (Hatip 13/399 )<br />
Ebu hanife dini mahveden hastalıklardan biridir. (el-kamil fi zuafair-rical 8/237)<br />
<br />
İbn adi:<br />
<br />
Ebu hanifiye saldırı ve onu itham İslam ümmetinin icma noktalarından birdir.Basranın fıkıh imamı Eyyüp es-sahtiyani onun aleyhinde konuşmuştur.Kufenin imamı süfyan es-sevri de öyle, Hicaz bölgesinin imamı Malik bin enes te öyle.Horasanın imamı Abdullah bin mübarekte öyle,<br />
Mısırın imamı leyd bin sad öyle,Şamın imamı Evzai de öyle. Kısacası yeryüzünün her yanındaki İslam Ulemasının onun hakkındaki kanaati menfidir.( el-kamil fi zuafair rical 8/241)<br />
<br />
Hammad bin seleme :<br />
<br />
Ebu Hanife bir şeytandı;Hz. Peygamberin sözlerini kendi görüşlerine dayanarak reddederdi.<br />
(İbn adi 8/238)<br />
<br />
Buhari:<br />
<br />
Güvenilmez adam, sapık mürcie mezhebinin mensubu, küfründen dönmesi için iki defa tövbeye çağrılan adam. (tarihul kebir 8/81) , (et-tarihul evsat 2/93 ), (kitabuz zuafa 132)<br />
Allah ona lanet etsin.İslamın can damarlarını bir bir kopardı.Müslümanlar arasında ondan daha şerir biri doğmamıştır. (süfyan bin uyeyne beyanı olarak) (ibn abdilher, el-intika 149-150)<br />
<br />
<br />
<br />
ALINTI]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İMAM-I AZAM (1)]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-imam-i-azam-1</link>
			<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 14:55:16 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=15892">SEYİTHAN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-imam-i-azam-1</guid>
			<description><![CDATA[ARKADAŞLAR,<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz sağlığında, kendisinden sonra topluma halifelik yapacak olan kimseyi işaret etmemiş, halifeyi halkın seçmesini uygun görmüştür.Peygamberimiz kendi sözlerinin yani hadislerin yazılmasını yasaklamış,kendi sözleri ile KUR'ANIN karıştırılacağını düşünmüştür.Peygamberimizden sonra gelen ilk 4 halife de peygamberimizin bu taimatına uymuş ve hadis yazılmasına müsaade etmemişlerdir.<br />
<br />
Hz.ALİ nin halife seçimine, o sırada suriye hakimi ve arap orduları komutanı olan muaviye karşı çıkmış ve kendisininde halifeliğini ilan etmiştir.Bu şekilde İSLAMİYETTE ilk bölünme,parçalanma başlamıştır.<br />
Kendisini halife ilan eden muaviye, kendisinden sonra halifeliğin oğlu yezide kalacağını beyan ederek, HALİFELİĞİN babadan oğula geçen, bir kırallık,bir bir asalet unvanı haline dönüşmesine sebep olmuş ve böylece HİLAFET gerçek değerini,kutsal ve ilahi değer ve anlamını kaybetmiştir.<br />
<br />
Muaviyeden sonra yerine geçen oğlu yezid, halifeliğe karşı çıkan peygamberimizin torunu Hz.Hüseyini şehit ederek islamiyette mezheplerin doğarak bölünmesine neden olmuştur. Gerek muaviyenin,gerekse oğlu yezidin halifeliğini müslümanların çoğunluğu tanımamış karşı çıkmışlardır.<br />
Bu iki halife ,halifeliklerinin kabul görmesini temin edebilmek için etraflarına topladıkları din adamlarına verdikleri talimatla ,hadis uydurmaları yolunu seçmişlerdir. Müslümanların bu hadislere uymalarını sağlamak için de <br />
<br />
HADİSLERİN VAHY OLDUĞUNU, MÜSLÜMANLAR İÇİN HADİSLERE UYMANIN ŞART OLDUĞUNU İLERİ SÜRMÜŞLERDİR.<br />
<br />
Bu sayede hadis uydurmalar çığ gibi artmış ve islamiyetin yüz karası olan 600.000 civarında hadis uydurulmuştur. İşte bu şekildeki inanışa:yani kur'ana ve hadislere inanma şartı anlayışı kısaca: KUR'AN VE NAKİL olarak adlandırılmıştır.<br />
<br />
Bu duruma daha muaviye zamanında ilk karşı çıkan İMAMI AZAM olmuştur.<br />
İMAMI AZAM kur'anın uyulması gereken tek ve asıl kaynak olduğunu,<br />
Peygamberimizden NAKLEDİLEN hadislerin çoğunun uydurma ve yalan olduğunu, ancak peygamberimizden nakledilen hadislerin KUR'ANA VE AKLA uygun olması gerektiğini, KUR'ANA VE AKLA UYAN HADİSLERİ KUR'ANDAN SONRA PEYGAMBERİMİZİN ÖĞÜTLERİ OLARAK KABUL EDİLECEĞİNİ BEYAN ETMİŞTİR. <br />
İMAMI AZAMIN bu islami inanışı da KUR'AN VE AKIL olarak adlandırılmıştır.<br />
<br />
Devrinin halifelerie ve onların din adamlarına karşı çıkan İMAMI AZAM,<br />
emevi ve sonrasında gelen abbasi halifeleri ve onların adamlarınca yaşamı boyunca çok ağır,hakaretlere, iftiralara,hapis cezalarına ve işkencelere uğratılmış ve öldürülmüştür.<br />
Yazının başlığında değinildiği gibi YALNIZ KUR'AN diyenler yoktur. Ancak<br />
<br />
İMAMI AZAMIN kuralı, KUR'AN TEK VE ASIL KAYNAKTIR.<br />
PEYGAMBERİMİZİN SÖZLERİ RİVAYET EDİLDİĞİ VE ÇOK YALANLAR KATILDIĞI İÇİN, KUR'ANA VE AKLA UYGUN İSA BAŞTACIMIZDIR seklindedir.<br />
<br />
iMAMI AZAMIN BU FİKİR VE DÜŞÜNCELERİ ANCAK ÖLÜMÜNDEN 150-200 YIL SONRA ANLAŞILABİLMİŞ VE ONA, İMAMLARIN EN BÜYÜĞÜ ANLAMINDA , İMAMI AZAM DENMİŞTİR....<br />
<br />
ALINTI]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ARKADAŞLAR,<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz sağlığında, kendisinden sonra topluma halifelik yapacak olan kimseyi işaret etmemiş, halifeyi halkın seçmesini uygun görmüştür.Peygamberimiz kendi sözlerinin yani hadislerin yazılmasını yasaklamış,kendi sözleri ile KUR'ANIN karıştırılacağını düşünmüştür.Peygamberimizden sonra gelen ilk 4 halife de peygamberimizin bu taimatına uymuş ve hadis yazılmasına müsaade etmemişlerdir.<br />
<br />
Hz.ALİ nin halife seçimine, o sırada suriye hakimi ve arap orduları komutanı olan muaviye karşı çıkmış ve kendisininde halifeliğini ilan etmiştir.Bu şekilde İSLAMİYETTE ilk bölünme,parçalanma başlamıştır.<br />
Kendisini halife ilan eden muaviye, kendisinden sonra halifeliğin oğlu yezide kalacağını beyan ederek, HALİFELİĞİN babadan oğula geçen, bir kırallık,bir bir asalet unvanı haline dönüşmesine sebep olmuş ve böylece HİLAFET gerçek değerini,kutsal ve ilahi değer ve anlamını kaybetmiştir.<br />
<br />
Muaviyeden sonra yerine geçen oğlu yezid, halifeliğe karşı çıkan peygamberimizin torunu Hz.Hüseyini şehit ederek islamiyette mezheplerin doğarak bölünmesine neden olmuştur. Gerek muaviyenin,gerekse oğlu yezidin halifeliğini müslümanların çoğunluğu tanımamış karşı çıkmışlardır.<br />
Bu iki halife ,halifeliklerinin kabul görmesini temin edebilmek için etraflarına topladıkları din adamlarına verdikleri talimatla ,hadis uydurmaları yolunu seçmişlerdir. Müslümanların bu hadislere uymalarını sağlamak için de <br />
<br />
HADİSLERİN VAHY OLDUĞUNU, MÜSLÜMANLAR İÇİN HADİSLERE UYMANIN ŞART OLDUĞUNU İLERİ SÜRMÜŞLERDİR.<br />
<br />
Bu sayede hadis uydurmalar çığ gibi artmış ve islamiyetin yüz karası olan 600.000 civarında hadis uydurulmuştur. İşte bu şekildeki inanışa:yani kur'ana ve hadislere inanma şartı anlayışı kısaca: KUR'AN VE NAKİL olarak adlandırılmıştır.<br />
<br />
Bu duruma daha muaviye zamanında ilk karşı çıkan İMAMI AZAM olmuştur.<br />
İMAMI AZAM kur'anın uyulması gereken tek ve asıl kaynak olduğunu,<br />
Peygamberimizden NAKLEDİLEN hadislerin çoğunun uydurma ve yalan olduğunu, ancak peygamberimizden nakledilen hadislerin KUR'ANA VE AKLA uygun olması gerektiğini, KUR'ANA VE AKLA UYAN HADİSLERİ KUR'ANDAN SONRA PEYGAMBERİMİZİN ÖĞÜTLERİ OLARAK KABUL EDİLECEĞİNİ BEYAN ETMİŞTİR. <br />
İMAMI AZAMIN bu islami inanışı da KUR'AN VE AKIL olarak adlandırılmıştır.<br />
<br />
Devrinin halifelerie ve onların din adamlarına karşı çıkan İMAMI AZAM,<br />
emevi ve sonrasında gelen abbasi halifeleri ve onların adamlarınca yaşamı boyunca çok ağır,hakaretlere, iftiralara,hapis cezalarına ve işkencelere uğratılmış ve öldürülmüştür.<br />
Yazının başlığında değinildiği gibi YALNIZ KUR'AN diyenler yoktur. Ancak<br />
<br />
İMAMI AZAMIN kuralı, KUR'AN TEK VE ASIL KAYNAKTIR.<br />
PEYGAMBERİMİZİN SÖZLERİ RİVAYET EDİLDİĞİ VE ÇOK YALANLAR KATILDIĞI İÇİN, KUR'ANA VE AKLA UYGUN İSA BAŞTACIMIZDIR seklindedir.<br />
<br />
iMAMI AZAMIN BU FİKİR VE DÜŞÜNCELERİ ANCAK ÖLÜMÜNDEN 150-200 YIL SONRA ANLAŞILABİLMİŞ VE ONA, İMAMLARIN EN BÜYÜĞÜ ANLAMINDA , İMAMI AZAM DENMİŞTİR....<br />
<br />
ALINTI]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>