<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İslami Forum - Tarih]]></title>
		<link>https://islamiforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İslami Forum - https://islamiforum.net]]></description>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2026 09:18:10 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Tarihten Günümüze 10 Büyük Yanardağ Felaketi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-tarihten-gunumuze-10-buyuk-yanardag-felaketi</link>
			<pubDate>Sun, 15 Oct 2017 02:58:28 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32409">MahAs</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-tarihten-gunumuze-10-buyuk-yanardag-felaketi</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yanardağ felaketi, sadece yanardağın lav püskürtmesi sonucu oluşmamaktadır. Yanardağın gaz salınımı bile binlerce insanın ölümüne sebebiyet verebilir. Tarihteki bazı yanardağ patlamaları vardır ki kısa vadeli ve uzun vadeli sonuçlarıyla tam bir felakete dönüşmüştür. Yerin altına gömülmüş şehirler, yitik bir toplum, sıkışmış bedenler... <br />
Bunların hepsi yanardağ felaketlerinin birer sonucudur.<br />
<br />
<span style="color: #8B4513;" class="mycode_color">1- Vezüv Yanardağı Felaketi (79)</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/ZOYJ9z.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ZOYJ9z.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Vezüv yanardağı, Napolinin doğusunda bulunan 1281 m yüksekliğindeki hala aktif olan bir yanardağdır. Vezüv yanardağı M.S 79 yılında gerçekleşen Vezüv yanardağı felaketi ile bilinir.<br />
<br />
M.S. 79 yılında patlayan Vezüv yanardağı kısa bir süre içerisinde tüm Pompei'yi toplu bir mezarlığa dönüştürmüştür. 200 bini aşkın insan hayatını kaybetmiştir. 2 gün boyunca süren yanardağı püskürmesi Pompei, Herculaneum ve Stabia kentlerini haritadan silmiştir.<br />
<br />
Pompei artık yoktu. Yerin 6-7 m altına gömülmüştü. 1711 yılında İtalya'da bir köylü bağda çukur kazıyordu ve birden bir duvara rastladı. Yerin altında neden duvar olabilirdi ki? İşte bu buluntu yerin altında bir medeniyet olabileceğinin ilk ipucuydu. <br />
<br />
Çalışmaların devamını bölgeye bir su kanalı yapmak için gelen Bomenico Fontana tarafından yürütüldü. Fontana, ilk kazılarını 1709'da Herculaneum'da başlattı ve 1860 yılında kazı işlemi İtalyan arkeolog Giuseppe Fiovelli'ye devredildi. Yıllarca süren kazılar sonucunda kentin ihtişamı ortaya çıktı. Kentin 7 kapısı vardı, muhteşem caddeleri vardı, yüksek sınıfa ait özel evler vardı ve kent duvarlarla çevriliydi. Burada tüm ihtişamıyla bir şehir yaşıyordu ve 2 gün süren patlamanın ardından herşey lavların altında kalmıştı.<br />
<br />
Fiovelli, 1860 yılında alçı dökme yöntemi kullanarak lavların altında kalan taşlaşmış bedenlerin kalıplarını çıkardı. Lavların altından çıkan figürler oldukça ilginçti, Soylular, köleler, çocuğuna sarılmış anneler, vatandaşlar, hayvanlar hepsi ölüm anındaki şekilleriyle yerin altından çıktı. Bu kalıpların hepsi günümüzde Napoli'deki müzede sergilenmektedir. Bölge, Unesco tarafından Dünya Tarih Miras’ı kapsamında koruma altına alınmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #8B4513;" class="mycode_color">2- Laki Yanardağı Felaketi (1783)</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/YO4J6a.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: YO4J6a.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Laki yanardağı İzlanda'da bulunan ve hala aktif olan bir yanardağdır.<br />
<br />
1783 yılında çok büyük bir etkiyle patlayan Laki Yanardağı çevreye müthiş bir bazalt yığını oluşturmuştur. 8 Haziran 1783 yılında patlamaya başlayan yanardağ 7 Şubat 1784'e kadar devam etmiştir. Tahminen atmosfere 8 milyon ton hidrojen florür ve 120 milyon ton kükürt dioksit sanılmıştır. Bu da Avrupa'da "Laki dumanı" olarak adlandırılan hava kirliliğini oluşturmuştur.<br />
<br />
Patlamanın İzlanda için sonuçları katasrofikdi. Nüfusun %20 - %25'i kıtlık ve florür zehirlenmesinden yaşamını yitirdi. Koyunların %80'i, sığırların %50'si atların da %50'si florürden dolayı hastalanıp öldü.<br />
<br />
Felakete dönüşen patlamanın Avrupa'daki sonuçları da katastrofikti. 1783 yazı kayıtlara Avrupa'daki en sıcak yaz olarak geçti. O kadar kalın bir sis tabakası vardı ki gemiler limandan ayrılamıyor taşımacılık yapamıyordu. Laki yanardağı patlaması sadece patladığı anda değil sonraki etkileriyle de tam anlamıyla bir felaket yaşattı.<br />
<br />
<span style="color: #800000;" class="mycode_color">3- Unzen Yanardağı Felaketi (1792)</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/7yAPam.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 7yAPam.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Unzen yanardağı 1792 yılında patlamıştır. Bu patlama Japonya tarihindeki en büyük yanardağ patlaması olarak tarihe geçmiştir. Patlama daha sonraları bir felakete dönüşmüş ve oluşan toprak kaymaları ve tsunamiler nedeniyle 15.000 kişi yaşamını yitirmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #8B4513;" class="mycode_color">4- Tambora Yanardağı Felaketi (1815)</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/NOkWnN.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: NOkWnN.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Tambora, Endonezya'da, Sumbawa'nın kuzey kıyısında bulunan volkanik dağdır. 1815 yılında patlayan Tambora yanardağı son 200 yıllık dilimdeki en büyük yanardağı felaketi olarak adlandırılır. Tambora yanardağı felaketi 90.000 cana mal olmuş ve etkisi birçok kıtada hissedilmiştir. 11.000-12.000 kişi direkt patlama anında, büyük bir kısmı ise patlamadan sonra meydana gelen kıtlık ve hastalıklardan ölmüştür.<br />
<br />
Patlama çok şiddetli gerçekleşmiştir. Dağın 3.900 m olan yüksekliği patlama sonrasında 2.851 m'ye düşmüştür<br />
<br />
1816 senesi "yazsız yıl" olarak anılmış ve stratosfere çıkan kül bulutları neticesinde Amerika ve İngiltere gibi ülkelere yaz mevsimi yoğun kar yağışı olmuştur.<br />
<br />
Tambora yanardağı günümüzde aktif değildir.<br />
<br />
<span style="color: #8B4513;" class="mycode_color">5- Krakatoa Yanardağı Felaketi (1883)</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/LOQEv1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: LOQEv1.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Krakatoa Endozenya'ya bağlı bir adadır. Ada ise kendisiyle aynı isme sahip olan Krakatoa Yanardağı ile meşhurdur. <br />
<br />
26 Ağustos 1883'te başlayan patlamaların en kuvvetlileri 27 Ağustos'ta yerel saatle 05:30, 06:44, 10:02, ve 10:41'de gerçekleşenleri olmuşlardır. 1 gün içerisinde tüm adayı yutmuş ve 36.000'den fazla insanın ölümüne sebebiyet vermiştir. <br />
<br />
Patlama yüzlerce nükleer bombaya eşdeğer bir güçte patlamıştır, açığa çıkan enerji 4 adet tsar bombanın açığa çıkaracağı enerji ile eşdeğerdir. Patlama aynı zamanda modern tarihte duyulan en gürültülü sesi ortaya çıkarmıştır. Patlama sonrası boyları 30m'yi bulan dev tsunamiler ise insan ölümlerinin en büyük faktörlerinden birisi olmuştur.<br />
<br />
Patlama sadece bulunduğu bölgeyi değil atmosferi de etkilemiştir. Açığa çıkan gazlar atmosferin sıcaklığını 1.2 derece düşürmüş ve çok şiddetli yağmurların oluşmasına sebep olmuştur. Amerika'nın Kaliforniya eyaletinin güney kısmı sellerden kendisini kurtaramamıştır ve bölgede 1883 ve 1884 yılları arası "su yılı" olarak adlandırlmıştır. Ayrıca patlamadan sonra El Nino periyodunu şaşmıştır, o dönem oluşmamıştır.<br />
<br />
Patlamalar güneş ışığının yeryüzüne ulaşmasını da engellemiş ve dünya yıllarca olması gerekenden daha karanlık olmuştur.<br />
</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yanardağ felaketi, sadece yanardağın lav püskürtmesi sonucu oluşmamaktadır. Yanardağın gaz salınımı bile binlerce insanın ölümüne sebebiyet verebilir. Tarihteki bazı yanardağ patlamaları vardır ki kısa vadeli ve uzun vadeli sonuçlarıyla tam bir felakete dönüşmüştür. Yerin altına gömülmüş şehirler, yitik bir toplum, sıkışmış bedenler... <br />
Bunların hepsi yanardağ felaketlerinin birer sonucudur.<br />
<br />
<span style="color: #8B4513;" class="mycode_color">1- Vezüv Yanardağı Felaketi (79)</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/ZOYJ9z.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: ZOYJ9z.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Vezüv yanardağı, Napolinin doğusunda bulunan 1281 m yüksekliğindeki hala aktif olan bir yanardağdır. Vezüv yanardağı M.S 79 yılında gerçekleşen Vezüv yanardağı felaketi ile bilinir.<br />
<br />
M.S. 79 yılında patlayan Vezüv yanardağı kısa bir süre içerisinde tüm Pompei'yi toplu bir mezarlığa dönüştürmüştür. 200 bini aşkın insan hayatını kaybetmiştir. 2 gün boyunca süren yanardağı püskürmesi Pompei, Herculaneum ve Stabia kentlerini haritadan silmiştir.<br />
<br />
Pompei artık yoktu. Yerin 6-7 m altına gömülmüştü. 1711 yılında İtalya'da bir köylü bağda çukur kazıyordu ve birden bir duvara rastladı. Yerin altında neden duvar olabilirdi ki? İşte bu buluntu yerin altında bir medeniyet olabileceğinin ilk ipucuydu. <br />
<br />
Çalışmaların devamını bölgeye bir su kanalı yapmak için gelen Bomenico Fontana tarafından yürütüldü. Fontana, ilk kazılarını 1709'da Herculaneum'da başlattı ve 1860 yılında kazı işlemi İtalyan arkeolog Giuseppe Fiovelli'ye devredildi. Yıllarca süren kazılar sonucunda kentin ihtişamı ortaya çıktı. Kentin 7 kapısı vardı, muhteşem caddeleri vardı, yüksek sınıfa ait özel evler vardı ve kent duvarlarla çevriliydi. Burada tüm ihtişamıyla bir şehir yaşıyordu ve 2 gün süren patlamanın ardından herşey lavların altında kalmıştı.<br />
<br />
Fiovelli, 1860 yılında alçı dökme yöntemi kullanarak lavların altında kalan taşlaşmış bedenlerin kalıplarını çıkardı. Lavların altından çıkan figürler oldukça ilginçti, Soylular, köleler, çocuğuna sarılmış anneler, vatandaşlar, hayvanlar hepsi ölüm anındaki şekilleriyle yerin altından çıktı. Bu kalıpların hepsi günümüzde Napoli'deki müzede sergilenmektedir. Bölge, Unesco tarafından Dünya Tarih Miras’ı kapsamında koruma altına alınmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #8B4513;" class="mycode_color">2- Laki Yanardağı Felaketi (1783)</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/YO4J6a.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: YO4J6a.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Laki yanardağı İzlanda'da bulunan ve hala aktif olan bir yanardağdır.<br />
<br />
1783 yılında çok büyük bir etkiyle patlayan Laki Yanardağı çevreye müthiş bir bazalt yığını oluşturmuştur. 8 Haziran 1783 yılında patlamaya başlayan yanardağ 7 Şubat 1784'e kadar devam etmiştir. Tahminen atmosfere 8 milyon ton hidrojen florür ve 120 milyon ton kükürt dioksit sanılmıştır. Bu da Avrupa'da "Laki dumanı" olarak adlandırılan hava kirliliğini oluşturmuştur.<br />
<br />
Patlamanın İzlanda için sonuçları katasrofikdi. Nüfusun %20 - %25'i kıtlık ve florür zehirlenmesinden yaşamını yitirdi. Koyunların %80'i, sığırların %50'si atların da %50'si florürden dolayı hastalanıp öldü.<br />
<br />
Felakete dönüşen patlamanın Avrupa'daki sonuçları da katastrofikti. 1783 yazı kayıtlara Avrupa'daki en sıcak yaz olarak geçti. O kadar kalın bir sis tabakası vardı ki gemiler limandan ayrılamıyor taşımacılık yapamıyordu. Laki yanardağı patlaması sadece patladığı anda değil sonraki etkileriyle de tam anlamıyla bir felaket yaşattı.<br />
<br />
<span style="color: #800000;" class="mycode_color">3- Unzen Yanardağı Felaketi (1792)</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/7yAPam.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 7yAPam.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Unzen yanardağı 1792 yılında patlamıştır. Bu patlama Japonya tarihindeki en büyük yanardağ patlaması olarak tarihe geçmiştir. Patlama daha sonraları bir felakete dönüşmüş ve oluşan toprak kaymaları ve tsunamiler nedeniyle 15.000 kişi yaşamını yitirmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #8B4513;" class="mycode_color">4- Tambora Yanardağı Felaketi (1815)</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/NOkWnN.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: NOkWnN.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Tambora, Endonezya'da, Sumbawa'nın kuzey kıyısında bulunan volkanik dağdır. 1815 yılında patlayan Tambora yanardağı son 200 yıllık dilimdeki en büyük yanardağı felaketi olarak adlandırılır. Tambora yanardağı felaketi 90.000 cana mal olmuş ve etkisi birçok kıtada hissedilmiştir. 11.000-12.000 kişi direkt patlama anında, büyük bir kısmı ise patlamadan sonra meydana gelen kıtlık ve hastalıklardan ölmüştür.<br />
<br />
Patlama çok şiddetli gerçekleşmiştir. Dağın 3.900 m olan yüksekliği patlama sonrasında 2.851 m'ye düşmüştür<br />
<br />
1816 senesi "yazsız yıl" olarak anılmış ve stratosfere çıkan kül bulutları neticesinde Amerika ve İngiltere gibi ülkelere yaz mevsimi yoğun kar yağışı olmuştur.<br />
<br />
Tambora yanardağı günümüzde aktif değildir.<br />
<br />
<span style="color: #8B4513;" class="mycode_color">5- Krakatoa Yanardağı Felaketi (1883)</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="https://i.hizliresim.com/LOQEv1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: LOQEv1.jpg]" class="mycode_img" /></div>
<br />
Krakatoa Endozenya'ya bağlı bir adadır. Ada ise kendisiyle aynı isme sahip olan Krakatoa Yanardağı ile meşhurdur. <br />
<br />
26 Ağustos 1883'te başlayan patlamaların en kuvvetlileri 27 Ağustos'ta yerel saatle 05:30, 06:44, 10:02, ve 10:41'de gerçekleşenleri olmuşlardır. 1 gün içerisinde tüm adayı yutmuş ve 36.000'den fazla insanın ölümüne sebebiyet vermiştir. <br />
<br />
Patlama yüzlerce nükleer bombaya eşdeğer bir güçte patlamıştır, açığa çıkan enerji 4 adet tsar bombanın açığa çıkaracağı enerji ile eşdeğerdir. Patlama aynı zamanda modern tarihte duyulan en gürültülü sesi ortaya çıkarmıştır. Patlama sonrası boyları 30m'yi bulan dev tsunamiler ise insan ölümlerinin en büyük faktörlerinden birisi olmuştur.<br />
<br />
Patlama sadece bulunduğu bölgeyi değil atmosferi de etkilemiştir. Açığa çıkan gazlar atmosferin sıcaklığını 1.2 derece düşürmüş ve çok şiddetli yağmurların oluşmasına sebep olmuştur. Amerika'nın Kaliforniya eyaletinin güney kısmı sellerden kendisini kurtaramamıştır ve bölgede 1883 ve 1884 yılları arası "su yılı" olarak adlandırlmıştır. Ayrıca patlamadan sonra El Nino periyodunu şaşmıştır, o dönem oluşmamıştır.<br />
<br />
Patlamalar güneş ışığının yeryüzüne ulaşmasını da engellemiş ve dünya yıllarca olması gerekenden daha karanlık olmuştur.<br />
</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ruslar en iyi dostumuz! Siyonist medya sizi kandırmasın!]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ruslar-en-iyi-dostumuz-siyonist-medya-sizi-kandirmasin</link>
			<pubDate>Thu, 31 Dec 2015 08:35:26 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30229">Allame Reloaded</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ruslar-en-iyi-dostumuz-siyonist-medya-sizi-kandirmasin</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[1965 dinlenemeyen telefon]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-1965-dinlenemeyen-telefon</link>
			<pubDate>Thu, 15 Jan 2015 21:08:08 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=437">Sükut</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-1965-dinlenemeyen-telefon</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-istiklal-sairimiz-mehmet-akif-ersoy</link>
			<pubDate>Sat, 27 Dec 2014 20:16:29 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=437">Sükut</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-istiklal-sairimiz-mehmet-akif-ersoy</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yaktın bizi ismet]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-yaktin-bizi-ismet</link>
			<pubDate>Mon, 07 Jul 2014 14:50:17 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=6485">hanzala</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-yaktin-bizi-ismet</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarihçi Mustafa Armağan Sosyal Medya hesabından Mustafa Kemal İle İlgili yıllarca anlatılan Bir efsaneyi daha çökertecek fotoğraflar paylaştı.<br />
Ve şu tweeti de yazdı ‘Poz da verir, Anayasamız Kuran’dır da der.’<br />
Yıllarca yayınlanan o fotoğraf bizlere “Mustafa Kemal İnönü Savaşları Günlerinde sırtlarında Karlar üzerinde uyurken (12 Şubat 1921), Ankara Dikmende çekilmişti ” diye anlatılmıştı. Ama Aslında işin aslının öyle olmadığı Tarihçi Mustafa Armağan’ın paylaştığı fotoğraflarda çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Aslında Mustafa Kemal ve İsmet inönü’nün beraber gidip o fotoğrafı çekitirmek poz verdikleri ortaya çıktı.<br />
Habervaktim</span><br />
<br />
<img src="http://www.habervaktim.com/d/other/re1%285%29.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: re1%285%29.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<img src="http://www.habervaktim.com/d/other/re2%289%29.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: re2%289%29.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<img src="http://www.habervaktim.com/d/other/re3%2811%29.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: re3%2811%29.jpg]" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarihçi Mustafa Armağan Sosyal Medya hesabından Mustafa Kemal İle İlgili yıllarca anlatılan Bir efsaneyi daha çökertecek fotoğraflar paylaştı.<br />
Ve şu tweeti de yazdı ‘Poz da verir, Anayasamız Kuran’dır da der.’<br />
Yıllarca yayınlanan o fotoğraf bizlere “Mustafa Kemal İnönü Savaşları Günlerinde sırtlarında Karlar üzerinde uyurken (12 Şubat 1921), Ankara Dikmende çekilmişti ” diye anlatılmıştı. Ama Aslında işin aslının öyle olmadığı Tarihçi Mustafa Armağan’ın paylaştığı fotoğraflarda çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Aslında Mustafa Kemal ve İsmet inönü’nün beraber gidip o fotoğrafı çekitirmek poz verdikleri ortaya çıktı.<br />
Habervaktim</span><br />
<br />
<img src="http://www.habervaktim.com/d/other/re1%285%29.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: re1%285%29.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<img src="http://www.habervaktim.com/d/other/re2%289%29.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: re2%289%29.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<img src="http://www.habervaktim.com/d/other/re3%2811%29.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: re3%2811%29.jpg]" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Vahşetin görüntüleri yıllar sonra ortaya çıktı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-vahsetin-goruntuleri-yillar-sonra-ortaya-cikti</link>
			<pubDate>Fri, 27 Dec 2013 12:53:17 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=437">Sükut</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-vahsetin-goruntuleri-yillar-sonra-ortaya-cikti</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://fotogaleri.stargazete.com/fotogaleri/act/690104_2695_27122013_1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 690104_2695_27122013_1.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
İngiltere´de 1910-1970 yılları arasında habercilik alanında faaliyet gösteren 'Pathe News'in arşivinden bazı infaz görüntüleri ilk kez yayınlandı. Günümüzde 'British Pathe' olarak bilinen 'Pathe News'in arşivinden alınarak yayınlanan görüntüler, savaşın acımasızlığını bir kez daha ortaya koyuyor.</div></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><div style="text-align: center;" class="mycode_align"><img src="http://fotogaleri.stargazete.com/fotogaleri/act/690104_2695_27122013_1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 690104_2695_27122013_1.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
İngiltere´de 1910-1970 yılları arasında habercilik alanında faaliyet gösteren 'Pathe News'in arşivinden bazı infaz görüntüleri ilk kez yayınlandı. Günümüzde 'British Pathe' olarak bilinen 'Pathe News'in arşivinden alınarak yayınlanan görüntüler, savaşın acımasızlığını bir kez daha ortaya koyuyor.</div></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türkiye'nin İlk Dünya Güzeli Keriman Halis Ece Ve Arkasındaki Sır Perdesi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-turkiye-nin-ilk-dunya-guzeli-keriman-halis-ece-ve-arkasindaki-sir-perdesi</link>
			<pubDate>Mon, 29 Jul 2013 12:35:39 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=26087">Ahmet Aktar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-turkiye-nin-ilk-dunya-guzeli-keriman-halis-ece-ve-arkasindaki-sir-perdesi</guid>
			<description><![CDATA[Türkiye'nin ilk "Dünya Güzeli" Keriman Halis Ece Tamer (99), 28 ocak 2012 - İstanbul'da kızının evinde hayatını kaybetti..<br />
<br />
PEKİ AVRUPA (HRİSTİYAN) TOPLUMU KERİMAN HALİSİN GÜZELLİGİNE Mİ VURULMUŞTU!..<br />
<br />
1932 senesinde Cumhûriyet Gazetesinin tertiplediği güzellik yarışmasını Keriman Hâlis kazanmıştı. Aynı yıl Belçika’nın Spa şehrinde 28 ülkenin katılmasıyla dünyâ güzellik yarışması düzenlenmişti. Keriman Hâlis bu yarışmaya Türkiye’yi temsilen katıldı. Günlerce Spa şehrinde kalan güzeller, çeşitli kimselerle görüştü ve konuştular. Yarışma gününde jürinin önünden kızlar birer birer geçip giyimleriyle, bakışlarıyla,tebessümleriyle puan toplamaya çalıştılar. Jüri salona geçip puan değerlendirmesi yapmak istedi. Başkan kürsüye geçerek şöyle konuştu:<br />
<br />
“Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa’nın, Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 1400 senedir dünyâ üzerinde hâkimiyetini sürdüren İslâmiyet artık bitmiştir. Onu Avrupa Hıristiyanları bitirmiştir. Elbette Amerika’nın ve Rusya’nın hakkını inkar edemeyiz. Neticede bu,Hıristiyanlığın zaferidir. Müslüman kadınların temsilcisi, Türk güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. Bu kızı zaferimizin tacı kabul edeceğiz,onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzeli varmış, yokmuş bu önemli değil. Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. Avrupa’nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa’da oynanan dansa müdâhale eden Kanûnî Sultan Süleyman’ın torunu işte mayo ve sütyen ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de bize uyan bu kızı beğendik, Müslümanların geleceği böyle olması temennisiyle, Türk güzelini dünyâ güzeli olarak seçiyoruz.Fakat kadehlerimizi Avrupa’nın zaferi için kaldıracağız.”<br />
<br />
KAYNAK : YALAN SÖYLEYEN TARİH UTANSIN MUSTAFA MÜFTÜOĞLU 269 '170 - YENİ REHBER ANSİKLOPEDİSİ 357Tarihi ve Dini Gerçekler]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türkiye'nin ilk "Dünya Güzeli" Keriman Halis Ece Tamer (99), 28 ocak 2012 - İstanbul'da kızının evinde hayatını kaybetti..<br />
<br />
PEKİ AVRUPA (HRİSTİYAN) TOPLUMU KERİMAN HALİSİN GÜZELLİGİNE Mİ VURULMUŞTU!..<br />
<br />
1932 senesinde Cumhûriyet Gazetesinin tertiplediği güzellik yarışmasını Keriman Hâlis kazanmıştı. Aynı yıl Belçika’nın Spa şehrinde 28 ülkenin katılmasıyla dünyâ güzellik yarışması düzenlenmişti. Keriman Hâlis bu yarışmaya Türkiye’yi temsilen katıldı. Günlerce Spa şehrinde kalan güzeller, çeşitli kimselerle görüştü ve konuştular. Yarışma gününde jürinin önünden kızlar birer birer geçip giyimleriyle, bakışlarıyla,tebessümleriyle puan toplamaya çalıştılar. Jüri salona geçip puan değerlendirmesi yapmak istedi. Başkan kürsüye geçerek şöyle konuştu:<br />
<br />
“Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa’nın, Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 1400 senedir dünyâ üzerinde hâkimiyetini sürdüren İslâmiyet artık bitmiştir. Onu Avrupa Hıristiyanları bitirmiştir. Elbette Amerika’nın ve Rusya’nın hakkını inkar edemeyiz. Neticede bu,Hıristiyanlığın zaferidir. Müslüman kadınların temsilcisi, Türk güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. Bu kızı zaferimizin tacı kabul edeceğiz,onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzeli varmış, yokmuş bu önemli değil. Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. Avrupa’nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa’da oynanan dansa müdâhale eden Kanûnî Sultan Süleyman’ın torunu işte mayo ve sütyen ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de bize uyan bu kızı beğendik, Müslümanların geleceği böyle olması temennisiyle, Türk güzelini dünyâ güzeli olarak seçiyoruz.Fakat kadehlerimizi Avrupa’nın zaferi için kaldıracağız.”<br />
<br />
KAYNAK : YALAN SÖYLEYEN TARİH UTANSIN MUSTAFA MÜFTÜOĞLU 269 '170 - YENİ REHBER ANSİKLOPEDİSİ 357Tarihi ve Dini Gerçekler]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çanakkele İçinde Türküsünün Hikayesi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-canakkele-icinde-turkusunun-hikayesi</link>
			<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 16:22:57 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-canakkele-icinde-turkusunun-hikayesi</guid>
			<description><![CDATA[Anadolu halkının kahramanlığını destanlaştırdığı savaşlardan biri de Çanakkale cephelerinde olur. Büyük imkansızlık içinde verdiği bu çetin mücadelede, bağımsızlığı için gerektiğinde çok şeyler yaratabileceğini bütün Dünyaya bir kez daha anlatmıştır.<br />
<br />
Birinci Dünya Savaşı İtilaf Devletleri dediğimiz İngiltere, Fransa ve Rusya ile, İttifak Devletleri dediğimiz Almanya, Avusturya ve İtalya'nın birbirleriyle savaşmasıyla başlar. Almanya'ya saldırabilmesi için Rusya'nın silah ve cephane ihtiyacı vardı. Bunun için Boğazlar yoluyla Rusya'nın İngiliz ve Fransız kuvvetleriyle birleşmesi gerekiyordu. Oysa ki Osmanlı Devletinin harbe girmesi üzerine Çanakkale boğazını geçmek için Osmanlı Devletine Çanakkale'de cephe açmaları gerekti. İtilaf Devletlerine ait bir donanma 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazı'nı geçmeye kalkıştı. Burada kahramanca çarpışan Türk kuvvetleri karşısında büyük kayıplar vererek geri çekildi. Bu sefer Gelibolu yarımadası'nın çeşitli yerlerine kuvvetler çıkararak karadan İstanbul'a yürümeyi denediler. Ne yazık ki yapılan sayısız hücumlar Türk süngüsü karşısında eriyip gidiyordu. Son olarak büyük bir taarruzla Gelibolu yarımadası üzerinden Marmara'ya ulaşmayı denediler. Ansızın yaptıkları bu taarruz da Anafartalar ve Arıburnu, bölgelerinde benzeri görülmemiş bir müdafaa ile durduruldu. Türkleri bu cephelerde yenemeyeceklerini anlayan düşman buraları terk ederek çekilmek mecburiyetinde kaldı.<br />
<br />
Yüzbinlerce şehit verdiğimiz bu savaşın bütün Anadolu'da heyecan uyandırması, bu savaşa doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden hasılı yurdun dört bucağından gönüllü asker gitmesindendir. <br />
<br />
Bu türkü de Çanakkale savaşlarında şehit olan askerlerimiz için yakılmıştır. <br />
<br />
Türkünün Sözleri <br />
<br />
Çanakkale içinde aynalı çarşı <br />
Ana ben gidiyom düşmana karşı <br />
Of gençliğim eyvah <br />
<br />
Çanakkale içinde bir uzun selvi <br />
Kimimiz nişanlı kimimiz evli <br />
Of gençliğim eyvah <br />
<br />
Çanakkale üstünü duman bürüdü <br />
On üçüncü fırka harbe yürüdü <br />
Of gençliğim eyvah <br />
<br />
Çanakkale içinde toplar kuruldu <br />
Vay bizim uşaklar orda vuruldu <br />
Of gençliğim eyvah <br />
<br />
Çanakkale içinde bir dolu testi <br />
Analar babalar umudu kesti <br />
Of gençliğim eyvah]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Anadolu halkının kahramanlığını destanlaştırdığı savaşlardan biri de Çanakkale cephelerinde olur. Büyük imkansızlık içinde verdiği bu çetin mücadelede, bağımsızlığı için gerektiğinde çok şeyler yaratabileceğini bütün Dünyaya bir kez daha anlatmıştır.<br />
<br />
Birinci Dünya Savaşı İtilaf Devletleri dediğimiz İngiltere, Fransa ve Rusya ile, İttifak Devletleri dediğimiz Almanya, Avusturya ve İtalya'nın birbirleriyle savaşmasıyla başlar. Almanya'ya saldırabilmesi için Rusya'nın silah ve cephane ihtiyacı vardı. Bunun için Boğazlar yoluyla Rusya'nın İngiliz ve Fransız kuvvetleriyle birleşmesi gerekiyordu. Oysa ki Osmanlı Devletinin harbe girmesi üzerine Çanakkale boğazını geçmek için Osmanlı Devletine Çanakkale'de cephe açmaları gerekti. İtilaf Devletlerine ait bir donanma 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazı'nı geçmeye kalkıştı. Burada kahramanca çarpışan Türk kuvvetleri karşısında büyük kayıplar vererek geri çekildi. Bu sefer Gelibolu yarımadası'nın çeşitli yerlerine kuvvetler çıkararak karadan İstanbul'a yürümeyi denediler. Ne yazık ki yapılan sayısız hücumlar Türk süngüsü karşısında eriyip gidiyordu. Son olarak büyük bir taarruzla Gelibolu yarımadası üzerinden Marmara'ya ulaşmayı denediler. Ansızın yaptıkları bu taarruz da Anafartalar ve Arıburnu, bölgelerinde benzeri görülmemiş bir müdafaa ile durduruldu. Türkleri bu cephelerde yenemeyeceklerini anlayan düşman buraları terk ederek çekilmek mecburiyetinde kaldı.<br />
<br />
Yüzbinlerce şehit verdiğimiz bu savaşın bütün Anadolu'da heyecan uyandırması, bu savaşa doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden hasılı yurdun dört bucağından gönüllü asker gitmesindendir. <br />
<br />
Bu türkü de Çanakkale savaşlarında şehit olan askerlerimiz için yakılmıştır. <br />
<br />
Türkünün Sözleri <br />
<br />
Çanakkale içinde aynalı çarşı <br />
Ana ben gidiyom düşmana karşı <br />
Of gençliğim eyvah <br />
<br />
Çanakkale içinde bir uzun selvi <br />
Kimimiz nişanlı kimimiz evli <br />
Of gençliğim eyvah <br />
<br />
Çanakkale üstünü duman bürüdü <br />
On üçüncü fırka harbe yürüdü <br />
Of gençliğim eyvah <br />
<br />
Çanakkale içinde toplar kuruldu <br />
Vay bizim uşaklar orda vuruldu <br />
Of gençliğim eyvah <br />
<br />
Çanakkale içinde bir dolu testi <br />
Analar babalar umudu kesti <br />
Of gençliğim eyvah]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İstiklal Marşının Hikayesi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-istiklal-marsinin-hikayesi</link>
			<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 16:18:34 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-istiklal-marsinin-hikayesi</guid>
			<description><![CDATA[<br />
23 Nisan 1920 günü Meclis açılmış. İstiklal harbi başlamış. Ordularımız, Anadolu’yu işgal edenlerle savaşıyor. Yunan ordusu Ankara yakınlarına kadar ilerlemiş. Meclis bu ortamda, yeni kurulan Türk Devleti için bir İstiklal Marşı hazırlatmak istiyor. 1920 yılı sonlarında bu amaçla bir şiir yarışması açılıyor. <br />
<br />
Katılımcılara 6 ay süre veriliyor.<br />
<br />
İstiklal Marşı yarışmasına bu süre içerisinde tam 724 şiir gönderiliyor. O zamanki adıyla Maarif Vekaleti, yani Milli Eğitim Bakanlığı, bu şiirleri değerlendirmek için bir komisyon kuruyor. O dönemin Türkiye’sinde iletişim olanaklarının neredeyse sıfır olduğu bir ülkede yarışmaya katılan 724 şiir tek tek okunuyor, içlerinden 6 şiir elemeyi geçip Meclis Matbaası tarafından bastırılıyor ve milletvekillerine dağıtılıyor.<br />
<br />
Ayrıca kazanan şiir için 500 lira ödül var. O zaman için çok büyük bir para.<br />
<br />
O sırada Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Ankara’ da yaşayan ve aynı zamanda milletvekili olan ünlü şairimiz Mehmet Akif (Ersoy)’ dan da bir şiir istiyor.<br />
<br />
Bunun üzerine Mehmet Akif Bey “Ben mebusum (milletvekiliyim), müsabakaya katılmam. Ayrıca bir şiir yazıp size veririm” diyor.<br />
<br />
Evinde yazmaya başlıyor ve “Kahraman ordumuza” ithaf ettiği şiir bittiğinde, Maarif Vekaleti’ ne teslim ediyor.<br />
<br />
Böylece yarışmaya 7. şiir de katılmış oluyor.<br />
<br />
Müsabaka sonuçlanıyor. Mehmet Akif Bey‘ in şiiri Meclis kürsüsünden Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey tarafından büyük bir coşkuyla okunuyor.<br />
<br />
Büyük tezahürat ve alkışlar arasında ve oybirliği ile İstiklal Marşı olarak kabul ediliyor.<br />
<br />
Tarih 12 Mart 1921.<br />
<br />
İstiklal Marşı şiiri kabul edildikten hemen sonra, kürsüden bir kez daha okunuyor ve bütün milletvekilleri bu kez ayakta dinliyor. Meclis yetkilileri birkaç gün sonra Mehmet Akif Bey’ e 500 liralık para ödülünü vermeye geliyorlar. Almayı reddediyor.<br />
<br />
“Ben müsabakaya girmedim. Bu para benim hakkım değildir ve bana ait değildir” diyor.<br />
<br />
Meclis yetkilileri ısrar ediyor. “Bu parayı kasamızda tutamayız. Siz alın, isterseniz bir yere bağışlayın” diyorlar. Mehmet Akif Bey bunun üzerine parayı alıyor ve hastanede yatmakta olan gazilerimize bağışlıyor. <br />
<br />
------------------------------------------------------------<br />
<br />
Başka bir açıklama:<br />
<br />
İstiklal Marşımız, yurdumuzun düşman işgaline uğradığı felaket günlerinde hazırlandı. Saldırgan düşmana karşı Anadoluda tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi, Genel Kurmay Başkanı İsmet (İnönü) Paşa dan geldi. İsmet İnönü böyle bir marşın Fransız ordusunda mevcut olduğunu ve bizim ordumuz için de faydalı olacağını Milli Eğitim Bakanlığına iletti. Milli Eğitim Bakanlığı da bu düşünceyi benimseyip bir yarışma düzenledi. Beğenilen güfte için 500 lira ödül verilecekti. Yarışma için 734 şiir gönderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hiçbiri beğenilmedi; marş olacak değerde bulunmadı. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif‘in para ödülünden rahatsızlık duyduğu için yarışmaya katılmadığı öğrenildi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi şairin Meclisteki sıra arkadaşı Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Beyin yardımını istedi.<br />
<br />
Hasan Basri Bey bundan sonrasını şöyle anlatıyor:<br />
<br />
Akif Beyin yanımda olduğu bir zaman,elime bir kağıt parçası alarak,onun dikkatini çekecek bir tarzda yazmaya başladım.<br />
<br />
- Ne yazıyorsun?<br />
<br />
- Marşİstiklal Marşı yazıyorum.<br />
<br />
- Yahu sen ne adamsın? Seçilecek şiire para ödülü verileceğini bilmiyor musun? içinde para olan bir işe nasıl katılıyorsun?<br />
<br />
- Yarışma kaldırıldı? Seçilecek şiire ne para verilecek, ne de her hangi bir ödül. Milli Eğitim Bakanı bana güvence verdi.<br />
<br />
- Ya, o halde yazalım.<br />
<br />
İşte böylece yazılmaya başlanan ve 48 saatte bitirilen İstiklal Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığının seçici kuruluna sunuldu. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, daha önce seçilen 6 şiirle birlikte yeni şiiri Ordu Komutanlarına gönderdi. Onlardan, şiirlerin askerlere okunmasını, beğenilenleri sıralamalarını istedi. Komutanlar, kısa sürede sonucu bildirdiler: Hepsi de Mehmet Akif‘in şiirini birinci sıraya almıştı. Bundan sonraki iş, İstiklal Marşının T.B.M.Mne getirip kabul ettirmekti. Marş, ilkin Meclisin 1 Mart 1921 günü yaptığı ikinci oturumunda ele alındı. Başkan Mustafa Kemalin söz vermesi üzerine Hamdullah Suphi kürsüye gelerek, sık sık alkışlarla kesilen şiiri okudu ve son seçimin Meclise ait olduğunu söyledi. O gün oylama yapılmadı. Şiirle ilgili konuşmalar ve oylama, Meclisin 12 Mart 1921 günü öğleden sonraki oturumunda yapıldı. Bazı milletvekilleri, bir komisyon kurularak şiirin yeniden incelenmesini, bazıları da hemen görülüp karara bağlanmasını istediler. Uzunca tartışmalardan sonra, şiirin kabulü için verilen 6 önerge benimsendi ve İstiklal Marşı çoğunlukla kabul edildi.<br />
<br />
Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924 yılında Ankarada toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatayın bestesini kabul etti. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930 da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı orkestrası şefi Osman Zeki Üngörün 1922 de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu. Marşın armonilenmesini Edgar Manas, bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer yaptı.<br />
<br />
<br />
<br />
İstiklal Marşı<br />
<br />
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;<br />
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.<br />
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak;<br />
O benimdir, o benim milletimindir ancak.<br />
<br />
Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!<br />
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celal?<br />
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal,<br />
Hakkıdır, Hak’ka tapan, milletimin istiklal!<br />
<br />
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.<br />
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım;<br />
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım;<br />
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.<br />
<br />
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,<br />
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.<br />
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar.<br />
‘Medeniyyet! ‘ dediğin tek dişi kalmış canavar?<br />
<br />
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın!<br />
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.<br />
Doğacaktır sana vaadettiği günler Hak’kın;<br />
Kimbilir, belki yarın, belki yarından da yakın.<br />
<br />
Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!<br />
Düşün, altında binlerce kefensiz yatanı.<br />
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı;<br />
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.<br />
<br />
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?<br />
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!<br />
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,<br />
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.<br />
<br />
Ruhumun senden, ilahi şudur ancak emeli;<br />
Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli!<br />
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,<br />
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli<br />
<br />
O zaman vecd ile bin secde eder varsa taşım;<br />
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,<br />
Fışkırır ruh-i mücerret gibi yerden naşım;<br />
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!<br />
<br />
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal;<br />
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal!<br />
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.<br />
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;<br />
Hakkıdır, Hak’ka tapan milletimin istiklal!<br />
<br />
Mehmet Akif Ersoy]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
23 Nisan 1920 günü Meclis açılmış. İstiklal harbi başlamış. Ordularımız, Anadolu’yu işgal edenlerle savaşıyor. Yunan ordusu Ankara yakınlarına kadar ilerlemiş. Meclis bu ortamda, yeni kurulan Türk Devleti için bir İstiklal Marşı hazırlatmak istiyor. 1920 yılı sonlarında bu amaçla bir şiir yarışması açılıyor. <br />
<br />
Katılımcılara 6 ay süre veriliyor.<br />
<br />
İstiklal Marşı yarışmasına bu süre içerisinde tam 724 şiir gönderiliyor. O zamanki adıyla Maarif Vekaleti, yani Milli Eğitim Bakanlığı, bu şiirleri değerlendirmek için bir komisyon kuruyor. O dönemin Türkiye’sinde iletişim olanaklarının neredeyse sıfır olduğu bir ülkede yarışmaya katılan 724 şiir tek tek okunuyor, içlerinden 6 şiir elemeyi geçip Meclis Matbaası tarafından bastırılıyor ve milletvekillerine dağıtılıyor.<br />
<br />
Ayrıca kazanan şiir için 500 lira ödül var. O zaman için çok büyük bir para.<br />
<br />
O sırada Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Ankara’ da yaşayan ve aynı zamanda milletvekili olan ünlü şairimiz Mehmet Akif (Ersoy)’ dan da bir şiir istiyor.<br />
<br />
Bunun üzerine Mehmet Akif Bey “Ben mebusum (milletvekiliyim), müsabakaya katılmam. Ayrıca bir şiir yazıp size veririm” diyor.<br />
<br />
Evinde yazmaya başlıyor ve “Kahraman ordumuza” ithaf ettiği şiir bittiğinde, Maarif Vekaleti’ ne teslim ediyor.<br />
<br />
Böylece yarışmaya 7. şiir de katılmış oluyor.<br />
<br />
Müsabaka sonuçlanıyor. Mehmet Akif Bey‘ in şiiri Meclis kürsüsünden Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey tarafından büyük bir coşkuyla okunuyor.<br />
<br />
Büyük tezahürat ve alkışlar arasında ve oybirliği ile İstiklal Marşı olarak kabul ediliyor.<br />
<br />
Tarih 12 Mart 1921.<br />
<br />
İstiklal Marşı şiiri kabul edildikten hemen sonra, kürsüden bir kez daha okunuyor ve bütün milletvekilleri bu kez ayakta dinliyor. Meclis yetkilileri birkaç gün sonra Mehmet Akif Bey’ e 500 liralık para ödülünü vermeye geliyorlar. Almayı reddediyor.<br />
<br />
“Ben müsabakaya girmedim. Bu para benim hakkım değildir ve bana ait değildir” diyor.<br />
<br />
Meclis yetkilileri ısrar ediyor. “Bu parayı kasamızda tutamayız. Siz alın, isterseniz bir yere bağışlayın” diyorlar. Mehmet Akif Bey bunun üzerine parayı alıyor ve hastanede yatmakta olan gazilerimize bağışlıyor. <br />
<br />
------------------------------------------------------------<br />
<br />
Başka bir açıklama:<br />
<br />
İstiklal Marşımız, yurdumuzun düşman işgaline uğradığı felaket günlerinde hazırlandı. Saldırgan düşmana karşı Anadoluda tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi, Genel Kurmay Başkanı İsmet (İnönü) Paşa dan geldi. İsmet İnönü böyle bir marşın Fransız ordusunda mevcut olduğunu ve bizim ordumuz için de faydalı olacağını Milli Eğitim Bakanlığına iletti. Milli Eğitim Bakanlığı da bu düşünceyi benimseyip bir yarışma düzenledi. Beğenilen güfte için 500 lira ödül verilecekti. Yarışma için 734 şiir gönderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hiçbiri beğenilmedi; marş olacak değerde bulunmadı. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif‘in para ödülünden rahatsızlık duyduğu için yarışmaya katılmadığı öğrenildi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi şairin Meclisteki sıra arkadaşı Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Beyin yardımını istedi.<br />
<br />
Hasan Basri Bey bundan sonrasını şöyle anlatıyor:<br />
<br />
Akif Beyin yanımda olduğu bir zaman,elime bir kağıt parçası alarak,onun dikkatini çekecek bir tarzda yazmaya başladım.<br />
<br />
- Ne yazıyorsun?<br />
<br />
- Marşİstiklal Marşı yazıyorum.<br />
<br />
- Yahu sen ne adamsın? Seçilecek şiire para ödülü verileceğini bilmiyor musun? içinde para olan bir işe nasıl katılıyorsun?<br />
<br />
- Yarışma kaldırıldı? Seçilecek şiire ne para verilecek, ne de her hangi bir ödül. Milli Eğitim Bakanı bana güvence verdi.<br />
<br />
- Ya, o halde yazalım.<br />
<br />
İşte böylece yazılmaya başlanan ve 48 saatte bitirilen İstiklal Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığının seçici kuruluna sunuldu. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, daha önce seçilen 6 şiirle birlikte yeni şiiri Ordu Komutanlarına gönderdi. Onlardan, şiirlerin askerlere okunmasını, beğenilenleri sıralamalarını istedi. Komutanlar, kısa sürede sonucu bildirdiler: Hepsi de Mehmet Akif‘in şiirini birinci sıraya almıştı. Bundan sonraki iş, İstiklal Marşının T.B.M.Mne getirip kabul ettirmekti. Marş, ilkin Meclisin 1 Mart 1921 günü yaptığı ikinci oturumunda ele alındı. Başkan Mustafa Kemalin söz vermesi üzerine Hamdullah Suphi kürsüye gelerek, sık sık alkışlarla kesilen şiiri okudu ve son seçimin Meclise ait olduğunu söyledi. O gün oylama yapılmadı. Şiirle ilgili konuşmalar ve oylama, Meclisin 12 Mart 1921 günü öğleden sonraki oturumunda yapıldı. Bazı milletvekilleri, bir komisyon kurularak şiirin yeniden incelenmesini, bazıları da hemen görülüp karara bağlanmasını istediler. Uzunca tartışmalardan sonra, şiirin kabulü için verilen 6 önerge benimsendi ve İstiklal Marşı çoğunlukla kabul edildi.<br />
<br />
Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924 yılında Ankarada toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatayın bestesini kabul etti. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930 da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı orkestrası şefi Osman Zeki Üngörün 1922 de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu. Marşın armonilenmesini Edgar Manas, bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer yaptı.<br />
<br />
<br />
<br />
İstiklal Marşı<br />
<br />
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;<br />
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.<br />
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak;<br />
O benimdir, o benim milletimindir ancak.<br />
<br />
Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!<br />
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celal?<br />
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal,<br />
Hakkıdır, Hak’ka tapan, milletimin istiklal!<br />
<br />
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.<br />
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım;<br />
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım;<br />
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.<br />
<br />
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,<br />
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.<br />
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar.<br />
‘Medeniyyet! ‘ dediğin tek dişi kalmış canavar?<br />
<br />
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın!<br />
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.<br />
Doğacaktır sana vaadettiği günler Hak’kın;<br />
Kimbilir, belki yarın, belki yarından da yakın.<br />
<br />
Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!<br />
Düşün, altında binlerce kefensiz yatanı.<br />
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı;<br />
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.<br />
<br />
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?<br />
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!<br />
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,<br />
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.<br />
<br />
Ruhumun senden, ilahi şudur ancak emeli;<br />
Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli!<br />
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,<br />
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli<br />
<br />
O zaman vecd ile bin secde eder varsa taşım;<br />
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,<br />
Fışkırır ruh-i mücerret gibi yerden naşım;<br />
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!<br />
<br />
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal;<br />
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal!<br />
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.<br />
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;<br />
Hakkıdır, Hak’ka tapan milletimin istiklal!<br />
<br />
Mehmet Akif Ersoy]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[1.dünya savaşında ölen insan sayısı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-1-dunya-savasinda-olen-insan-sayisi</link>
			<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 16:07:07 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-1-dunya-savasinda-olen-insan-sayisi</guid>
			<description><![CDATA[1.Dünya Savaşında Ölen İnsan Sayısı<br />
I. Dünya Savaşı, 20. yüzyılda dünya çapında yapılan iki savaştan birincisi olup dünya onu geçebilecek bir sanayi insan gücü ve teknoloji haline gelmesi ve bunun basta İngiltere ve 1916'da, Batı Cephesi'nde ölü sayısı 1.263.000'tür. <br />
<br />
<br />
I. Dünya Savaşı, 20. yüzyılda dünya çapında yapılan iki savaştan birincisi olup dünya milletlerinin çoğunun yer aldığı 1914'ten 1918'e kadar süren küresel bir askeri çatışmadır. 28 Temmuz 1914 tarihinde Avrupa'da başlamış ve dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin katılması ve diğer kıtalardaki sömürgelere de yayılması nedeniyle Dünya Savaşı ve Büyük Savaş olarak adlandırılmıştır]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1.Dünya Savaşında Ölen İnsan Sayısı<br />
I. Dünya Savaşı, 20. yüzyılda dünya çapında yapılan iki savaştan birincisi olup dünya onu geçebilecek bir sanayi insan gücü ve teknoloji haline gelmesi ve bunun basta İngiltere ve 1916'da, Batı Cephesi'nde ölü sayısı 1.263.000'tür. <br />
<br />
<br />
I. Dünya Savaşı, 20. yüzyılda dünya çapında yapılan iki savaştan birincisi olup dünya milletlerinin çoğunun yer aldığı 1914'ten 1918'e kadar süren küresel bir askeri çatışmadır. 28 Temmuz 1914 tarihinde Avrupa'da başlamış ve dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin katılması ve diğer kıtalardaki sömürgelere de yayılması nedeniyle Dünya Savaşı ve Büyük Savaş olarak adlandırılmıştır]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İstanbul'un fethini 3D olarak izle [WU]]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-istanbul-un-fethini-3d-olarak-izle-wu</link>
			<pubDate>Sat, 13 Aug 2011 19:06:10 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20404">sipahi7</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-istanbul-un-fethini-3d-olarak-izle-wu</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Osmanlıda tımar sistemi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-osmanlida-timar-sistemi</link>
			<pubDate>Fri, 18 Mar 2011 19:14:48 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=537">ce'e</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-osmanlida-timar-sistemi</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TIMAR (DIRLIK)<br />
Bu sistem, devlete ait mîrî arazinin, savaslarda yararliligi görülen, kale yapim ve tamirinde bulunan, devlete hizmet eden mücahidlere, askerlere ve diger bazi hizmet erbabina dagitilarak, bu kimselerin, kendilerine verilen araziye ait örfî ve ser'î vergileri toplamasi seklinde belirlenebilir. Topragin "rakabe" denilen çiplak mülkiyeti devlete, kullanma ve yararlanma hakki timar sahibine aittir. Daha önce de temas edildigi gibi toprak üzerindeki bu hak, babadan ogula intikal etmekte, ancak timar sahibinin topragi satmasi, hibe etmesi, bagislamasi, rehine koymasi veya miras olarak intikal ettirmesi mümkün degildir.<br />
Osmanli Devleti'nde, mirî arazi rejiminin sonucu olarak timar (dirlik) adi verilen bir sistem ortaya çikti. Bu, daha önceki Müslüman devletlerdeki "Ikta" sistemi ile ayni olmakla birlikte ona göre biraz daha gelismisti. Osman Gazi'nin fetihleri ile ortaya çiktigini daha önce gördügümüz bu uygulama, I. Murad döneminde teskilâtli ve sistemli bir kurum haline geldi. Önceleri timar ve has diye ikiye ayrilan dirliklere bu devirde Kara Timurtas Pasa yardimiyla "zeâmet" diye malî yönde ikinci derecede bulunan bir kisim daha ilave edildi.<br />
Devlette, büyük bir fonksiyonu bulunan timar sistemi, Osmanli toprak rejiminin temelini teskil ediyordu. Zira bu toplumda iktisadî, ictimaî, askerî ve idarî teskilâtlarin tamami büyük ölçüde toprak ekonomisine dayanmaktaydi. Toplum hayatinda en küçük vazife sahibinden, devletin en üst kademesinde bulunan hükümdara varincaya kadar hemen hemen bütün sosyal gruplar, geçimlerini toprak ürünleri ile sagliyorlardi.<br />
Toprak taksimatinin en küçük bölümü olan timar, geliri 3 bin ila 20 bin akça arasinda degisen askerî dirliklere verilen bir isimdir. Devrin imkânlari göz önünde bulundurularak bir kisim asker ve memurlara geçimlerini temin hususunda böyle bir kaynak saglanmistir. Nitekim bu mânâda "zeâmet ve timar ki defi a'da için tâyin olunan mal-i mukateledir ve asker dahi bunlari tasarruf edenlerdir denilmektedir. Keza, Islâm Ansiklopedisindeki genis makalesinde Barkan da bu mevzuda sunlari söylemektedir:<br />
"Osmanli Imparatorlugunda geçimlerini veya hizmetlerine ait masraflari karsilamak üzere bir kisim asker ve memurlara, muayyen bölgelerden kendi nâm ve hesaplarina tahsil selâhiyeti ile birlikte tahsis edilmis olan vergi kaynaklarina ve bu arada bilhassa defter yazilarindaki senelik geliri 20 bin akçaya kadar olan askerî dirliklere verilen isimdir." Kendisine böyle bir imkân taninan kisi (timar sahibi, sipahî), buna karsilik bâzi vazifelerle mükellef tutulmaktadir. O, batidaki toprak sahiplerinin, serflerine karsi takindiklari tavir gibi bir pozisyonda bulunamaz. Keza, timari içinde meydana gelen olaylara, toprak sahibi sifatiyle müdahalede bulunamaz. Zira "Osmanli Imparatorlugunun adlî düzeni icabi, herhangi bir cezanin tatbiki için bütün suçlarin kadi mahkemeleri önünde usûlü vechiyle tesbit edilerek hükme baglanmis bulunmasi lâzimdir. Ne kadar kudretli kisiler olurlarsa olsunlar, timar sahipleri reâyanin hukuk ve ceza dâvalarina bakmak ve onlara ceza tâyin etmek yetkisine sahip degildi. Hatta diger askerî sinif mensuplari gibi, timar sahiplerinin de kendi reâyasi ile beraber ayni mahkemeler önünde, ayni kanunlara göre muhakeme edilerek hüküm giymeleri icabediyordu. Mahkeme karari olmaksizin, kimsenin hapsedilmesi, zincire vurulmasi, iskenceye tâbi tutulmasi veya para cezasi ödemesi câiz degildi." Osmanlilarda topragin rakabesi devlete aittir. Bununla beraber, çiftçinin vermekle mükellef tutuldugu vergiyi dogrudan dogruya devlet degil ve fakat onun adina bir maas karsiligi olarak herhangi bir memur alir ki, böyle bir memuriyeti bulunana sipahî, bu tatbikata da, "timar sistemi" adi verilmektedir. Sipahî, timari içinde çalisanlara haksiz bir ceza veremiyecegi gibi, onlara angarya da yükleyemez. Zira Osmanlilarda, timari içinde, sipahinin bir kisim topraklari kendi nâm ve hesabina isleten ve bu maksatla idaresi altinda bulunan reâyânin isgücünü angarya mükellefiyetleri ile kullanmak mecburiyetinde olan büyük bir çiftlik sâhibi durumunda olmadigi anlasilmaktadir. Ayni sekilde, mîrî arazi tasarruf eden bir reâyâ ile sipahî arasinda, büyük ölçüde ekonomik bir farklilasma görülmez. Birisi, idarîaskerî vazifeler karsiligi toprak gelirinden istifade ederken, digeri sadece emek karsiligi bu ürünlerden faydalanmaktadir. Osmanli cemiyetindeki bu iki sinif insanin emeklerini toprak geliri ile karsilamasi, maddî farklilasmayi ortadan kaldiran önemli bir âmil olmustur.<br />
Sipahî, reâyâdan miktar ve cinsleri kanunlarla tesbit ve tâyin edilmis olan bir kisim vergiden fazlasini tahsile selâhiyetli degildi. Selâhiyetini tecavüz edenden de dirligi, bir daha geri verilmemek sartiyle alinirdi. Nitekim, 14 Muharrem 973 (12 Agustos 1565) de Sivas Beylerbeyi, Sivas ve Arapkir kadilarina yazilan bir hükümde, Divrigi Beyi Kasim'in seriat ve kanuna aykiri olarak reâyâya haksizlik ettiginin mahkeme tarafindan tesbit edilmis olmasi cihetiyle, sancaginin tebdiline karar verildigi bildirilmektedir. Ayni seneye 973 (1565) ait baska bir belgeye göre Avlonya Kadisina yazilan bir hükümde de mezkûr kazaya bagli Aspurokilise adindaki köyde timar tasarruf eden Burhan oglu Ahmed Sipahî, ehl-i senaattan olmak, çesitli kötülük ve haksizliklari bulunmakla hapsedilmesi ve timarinin elinden alinmasina dair tafsilâtli bilgi verilmektedir. Ekonomik ve sosyal durumlari ile dinî inançlari tamamen farkli, çesitli kavimlere mensup kimseleri sinirlan içinde barindirarak onlari tebea edinen Osmanli Devleti, böylece timar sahibinin yapabilecegi herhangi bir haksizligin önünü almis oluyordu.<br />
Sipahî, mîrî arazinin halka tefvizinde, devletin bir temsilcisi olarak vazife görmektedir. O, arazinin gerçek sahibi degildir. Bunun içindir ki devlet, timarlarin kapali bir sistem halinde çalismasini engellemek, onlari devamli kontrol etmek ve gerektiginde müdahalede bulunmak için devamli surette buralara çesitli memurlarini gönderir. "Timar sahiplerinin kendilerine tahsis edilmis olan arazi ve reâyâya ait ser'î veya örfî bir takim hak ve resimleri (vergi) kendi nâm ve hesaplarina toplayip onlarin gelirleri ile birtakim vazifelerin ifâsini temin ettiklerini biliyoruz. Bununla beraber, sipahî timarlarini, malî bakimdan hârice karsi tamamiyle kapali ve müstakil bir bütün, bir müafiyet (imnunite) sahasi olarak kabul etmek de mümkün degildir. Çünkü vergilerin toplanma sekli ile aidiyyeti hususlari, siki bir sekilde merkeziyetçi bir devlet teskilâti tarafindan mürakebe edilmekte ve sipahî timarina, muhtelif hak ve vazifeler dolayisiyle birçok devlet memuru girip çikmaktadir."<br />
TIMAR SISTEMININ TEKÂMÜLÜOsmanlilarda, Osman Gazi ile baslayan timar sistemi, Yildirim Bâyezid zamaninda Timur'la yapilan savastan dolayi bir duraklama devresine girmisti. Bu hâl, Fâtih devrine kadar tesirini göstermistir. Fâtih Sultan Mehmed, devletin artan ihtiyaçlarina uygun olarak, devlet teskilâtini tanzim etmek ve bu arada timar sistemini gelistirmek için yeni kanunlar çikarmistir. Nitekim o, timar sisteminin düzenlenmesi, timar topraklarinin arttirilmasi ve aksakliklarin giderilmesi konusunda önemli yeniliklerde bulunmustu. Onun, aslinda devlete ait olup çesitli yollarla devletin elinden çikarak mülk veya vakif haline gelmis olan topraklan tekrar mîrî haline getirmesi operasyonu meshurdur. Bu dönemde bütün vakif ve mülkler gözden geçirilerek 20.000'den fazla köy ve mezra vakif veya mülk olmaktan çikarilip sipahilere dagitilmistir.<br />
II. Bâyezid (1481-1512) zamaninda timar teskilâtinda pek büyük bir degisiklik yapilmadi. Yavuz Sultan Selim (1512-1520) devrinde timar sistemi mükemmel bir sekilde islenmis, sipahî ve "cebelû"lerin miktari 1514 yilinda 140 bin kisiyi bulmustu.<br />
Timar teskilâti, Kanunî Sultan Süleyman devrinde tekâmülünün zirvesine ulasmistir. Kanunî'nin timarlarla ilgili fermanlari bu hususta çok açik birer delil teskil etmektedirler. Keza bu dönemdeki timar sayisindan ve "cebelû" miktarindan da haberdar bulunmaktayiz. Nitekim, Kanunî zamaninda irili ufakli 37521 timar vardi. Bunlardan 6620 Rumeli, 2614 Anadolu, 419 Haleb ve Sam vilâyetlerinde bulunuyordu. Bunlardan 9653'ü kale muhafiz timari, geriye kalan 27868'i ise tamamiyle eskinci timari idi. Bahis mevzu 27868 eskinci timari sahiplerinin, harbe beraber götürmek mecburiyetinde olduklari "cebelû" (veya cebelî) denilen silâhli ve zirhli askerlerle 70-80 bin kisilik atli bir timarli sipahî ordusu teskil ettikleri tahmin edilmektedir. Padisahin hassa ordusu demek olan Istanbul'daki KapiKulu Ocaklarinin bu devirdeki mevcudu ise henüz 27 bin civarinda idi. Kanunî zamaninda bütün müesseseler gibi dirlik (timar) sistemi de tekâmülünün zirvesine ulasmistir. Bu dönemdeki timarli asker sayisinin yukanda verilenden daha fazla oldugu ve bunun 200 bin civarinda bulundugu da söylenmektedir.<br />
Osmanli toprak düzeninde dirlikler, üç kisma ayriliyordu. Bunlar:<br />
a) Has: Padisah, vezir ve ileri gelen devlet adamlarina tahsis edilip, senelik hâsilati 100 bin akçadan fazla olan yerlere (dirliklere) denirdi. Her has sahibi, gelirinin her bes bin akçasi için bütün masraflari kendisine ait olmak üzere bir "cebelû" yetistirmek ve beraberinde harbe götürmek mecburiyetindeydi. Haslar irsî degildir.<br />
b) Zeâmet: Senelik hâsilati 20-100 bin akça arasinda degisen dirliklerdir. Bu gelirin 20 bin akçasi kiliç hakki oldugundan, zeâmet sahibi bunun disinda kalan her bes bin akça için bir "cebelî"yi yetistirmek ve harbe götürmek zorundaydi. Zeâmetler, devlet merkezinde bulunan hazine ve timar defterdarlarina, zeâmet kethüdalarina, sancaklardaki alay-beyine kale dizdarlarina, kapicibasilara, hâcegan-i divan-i hümâyuna ve müteferrikalara tevcih olunurdu. Bunlarin büyük bir suçu görülmedikçe zeâmetleri ellerinden alinmazdi.<br />
c) Timar: En küçük kategoriyi teskil eden ve senelik geliri 3.000-20.000 akça arasinda olan dirliklerdir. Bu dirlikte, cinslerine göre kiliç hakki degismektedir. Nitekim, Rumeli'de bulunan Budin, Bosna, Timasvar beylerbeyliklerindeki 6000'lik ¤¤¤kireli timarlarin kiliçlari 3'er bindir. Anadolu, Karaman, Maras, Rum, Diyarbekir, Erzurum, Haleb, Sam, Bagdad ve Kibris eyâletlerindeki ¤¤¤kireli timarlarin kiliçlan ise 2 bindir. Kiliç hakkinin disinda kalan her üç bin akça için timar sâhibi bir "cebelî" yetistirmek zorundadir.<br />
Osmanli toprak rejiminde her dirligin çekirdegini teskil eden ve "kiliç" adi verilen bir kisim vardir. Timarlar, kiliç tâbir edilen ve hiç degismeyen bir çekirdek kismi ile bu kisma zamanla ilâve edilmis olan hisselerden tesekkül eder. Timarlarin bulundugu yer ve durumuna göre farklilik arz eden her "kiliç"a bir timar sahibinin tayin edilmis olmasi lâzimdir. Bir kiliç yerine iki kisi tayin edilemez. Bu, her sancaktaki zeâmet ve timarlarin büyüklü-küçüklü dagilis seklinin ve kadro mevcutlarinin ayni kalmasini temin için bas vurulmus bir çaredir.<br />
TIMAR ÇESITLERI<br />
Osmanli toprak düzeninde, timarlari siniflandirmak güç ve ince bir is olmakla birlikte onlari tiplerine göre birkaç kisma ayirabiliriz. Bunlar:<br />
1. Timar arazisinin mülk olarak verilip verilmemesine göre:<br />
aa) Mülk timarlar: Anadolu'nun bazi vilâyetlerinde mevcud olan bu tip timar sâhipleri, sefer aninda yerlerine "cebelû"lerini gönderebiliyor, kendileri ise sefere istirak etmeyebiliyorlardi. Bu mükellefiyetini yerine getirmeyen timar sahibinin bir yillik geliri hazine tarafindan alinirdi. Fakat timar baskasina verilmezdi. Ölümü halinde ogluna, yoksa diger mirasçilarina kalirdi.<br />
bb) Mülk olmayan timarlar: Bunlar, hizmet mukabili vâridatinin bir kisminin tahsisi suretiyle verilen timarlardir ki, Osmanli timarlarinin çogu bu nevi'dendir.<br />
2. Timar sahiplerinin gördügü islere göre:<br />
aa) Eskinci timarlari: Bunlarin sahipleri alay beyinin sancagi altinda sefere eserler (giderler). "Cebelî"leri ile birlikte sefere gitmek zorunda olan bu tip timarlarin mutasarriflari, sefere esmedikleri zaman timarlan ellerinden alinirdi. Osmanli toprak sisteminde bu nevi'den olan timarlar çogunlukta idi.<br />
bb) Mustahfiz timarlari: Bu timarlarin sahipleri, mensubu bulunduklari kale muhafazasinda bulunurlardi.<br />
cc) Hizmet timarlari: Bâzi serhadlerde bulunan câmilerin imâmet ve hitâbetinde bulunanlar ile saraya hizmet edenlere verilen timarlardir.<br />
3. Verilis sekillerine göre:<br />
Timarlarin, beylerbeyi tarafindan veya Istanbul'dan verilmesine göre siniflandirilmasi ile ilgilidir. Buna göre timarlar ikiye ayrilmaktadir:<br />
aa) ¤¤¤kireli: Beylerbeyilerin, bir ¤¤¤kire ile devlet merkezine teklif ettikleri timarlara bu isim verilirdi.<br />
bb) ¤¤¤kiresiz: Beylerbeyilerin, kendi beratlari ile verdikleri timarlara da ¤¤¤kiresiz adi verilir.<br />
Küçük timarlarin dagitilmasinda beylerbeyilerin selâhiyetleri büyüktü. Muhtelif eyâletlerde degisik baremlerde olmak üzere defter yazilari belirli bir rakamin altinda olan timarlarin sahiplerini beylerbeyiler kendi tugralarini tasiyan beratlarla dogrudan dogruya tâyin edebiliyorlardi. Daha büyük bir gelir saglayan timarlarda ise beylerbeyi, o timara hak kazanmis olan sipahinin eline bir "¤¤¤kire" vererek tâyinini devlet merkezine teklif eder. Bu sipahinin berati, devlet merkezinden verilirdi. Beylerbeyinden böyle bir ¤¤¤kire alan sipahî, Istanbul'a giderek 6 ay içinde beratini almak zorunda idi. Aksi takdirde timarinin gelirinden faydalanamazdi.<br />
Dogrudan dogruya beylerbeyi tarafindan verilen ¤¤¤kiresiz timarlarin defter geliri düsüktür. Bunlarin en büyügü Rumeli'deki eyâletlerle (Budin, Bosna, Timasvar vs.) Sam, Haleb, Diyarbekir, Erzurum ve Bagdad bölgelerinde 6000, Anadolu ve Kibris eyâletlerinde 5000, Karaman, Zülkadiriye ve Rum eyâletlerinde de 3000 akçalik geliri olan timarlardir.<br />
Osmanli timar sisteminde dikkat edilen hususlardan biri de ¤¤¤kireli timarlarin bozulup ¤¤¤kiresiz hâle getirilemeyisidir.<br />
4. Malî durumlarina göre:<br />
aa) Serbest timarlar: Timar sahibinin "resm-i arûs", "resm-i tapu", "kislak", "yaylak", "cürüm, cinayet" vs. gibi vergileri, alma hakkina sahip bulundugu timarlardir, (dirliklerdir). Bunlar, vezir, beylerbeyi, sancakbeyi, nisanci, defterdar, divan kâtipleri, çavuslar çeribasilari, sübasilar ve dizdarlar gibi yüksek rütbeli idare âmirleri ile memur ve askerlerin has ve zeâmetleridir. Bunlar, bazi imtiyazlara sahiptirler.<br />
bb) Serbest olmayan timarlar: Böyle bir timari tasarruf eden sipahînin, serbest timar tasarruf eden gibi bir yetkisi yoktur. Onun için yukarida adi geçen vergileri kendi nâm ve hesabina alamaz.<br />
Çesitli yönleri ile tedkik ettigimiz timar sisteminin geçirmis oldugu merhaleler ile farkli sebeblere bagli olarak aldiklari degisik isimleri gördük. Beldiceanu, kendine göre ve özellikle timar tasarruf eden kimselere göre ayri bir siniflandirma yapmaktadir.<br />
TIMAR SISTEMININ BOZULMASI VE ORTADAN KALKMASI<br />
Kanunî Sultan Süleyman devrinde, tekâmülünün zirvesine erisen timar sistemi, bu pâdisahin ölümünden sonra bozulma temâyülü göstermeye baslamis olacaktir. Koçi Bey (? 1640), 992 (1584) tarihine kadar timarlarin kiliç ehli elinde ve ocakzâdelerde bulundugunu, bu sinifa yabanci ve kötü kisilerin girmedigini keza timarlarin büyükler ile âyânin sepetine de girmedigini belirterek o ana kadar bir bozulma belirtisi görülmedigine isaret eder. Fakat XVI. asrin sonlarina dogru timarlarin iltizam usûlü ile verilmesi, bunun neticesinde mül¤¤¤imlerin fazla kâr saglayabilmeleri için reâyâya haksizliklarda bulunmalari, bozulmanin baslangici sayilmaktadir. III. Murad (1574-1595) devrinde bozulma emâreleri, daha belirgin bir sekil almisti. Zira bu devrede eski kanunlara riayet edilmeyerek çesitli yollardan timar sahibi olan kimseler türedi. Bununla ilgili olarak Koçi Bey, "bosalan timar ve zeâmetler de eski kanunlara aykiri olarak Istanbul tarafindan verilmeye baslandi. Ileri gelenler ve vükelâ, bosalan yerleri adamlarina ve akrabalarina verip, Islâm memleketinde olan timar ve zeâmetin seçmelerini ser'-i serife ve yüksek kanuna aykiri olarak kimini mülk olarak, kimini vakif olarak, kimini vücudu sihhatta olan kimselere emeklilik olarak verip bütün zeâmet ve timar, ileri gelenlerin yemligi oldu. Bu bozukluklar, devletin en secaatli, güçlü, san ve sevkete sebep olan askerinin harap olmasina sebep oldu. Halbuki parali asker, asagi tabaka halkindan devsirilirse hiç bir yararligi olmaz. Aksine bunlar, baris günlerinde azginlik ve isyana sebep olup ser aleti olduklarindan epeyce zamandan beri taskinligin ardi arkasi kesilmemektedir. Bu beylerbeyliklerinde ve sancakbeyliklerinde, vezirlerin agalarin, müteferrika, çavus ve kâtipler zümresinde, dilsiz, cüce taifesinde, padisah nedimlerinde bölük halkinin ileri gelenlerinde bir çok timar ve zeametler olup, kimi hizmetkârlari üzerine, kimi azadsiz kullan üzerine berat çikarmislardir. Nâm adamlarinin olup, mahsûlü kendileri yerler. Içlerinde öyleleri vardir ki, yirmiotuz belki, kirkelli kadar zeâmet ve timari bu yoldan alip, ürününü kendileri yeyip, sefer-i hümâyun olunca, cebe ve cevsen yerine aba ve kebe giydirip birer semerli beygir ile sefere gönderirler. Kendileri evlerinde zevk ve safâ, seyir ve sohbette olurlar" diyerek bozulmanin sebep ve sekillerini göstermeye çalismistir.<br />
Iltizam usûlünün dogmasi, timarlarin akraba ile yakinlara dagitilmasi ve rüsvetin ortaya çikmasi sonucu, timar sahiplerinin askere gitmemesi üzerine bas gösteren bozulmanin sebeplerini söyle siralayabiliriz:<br />
a) Merkezî devlet bürolarinda timar kayitlarinin son derece karisik bir hâle düsmesi. Timar sahiplerinin seferlerde yapilmasi gerekli yoklamalarinin türlü tesirler altinda iyi bir sekilde yapilamamasi ve bu yoklamalarin daha sonraki timar dagitimi için iyice muhafaza edilmemesi.<br />
b) Bos kalan timarlarin, istihkak sahiplerine verilmesi yerine bir kenara ayrilarak (sepete konarak) çesitli hileli yollarla bazi nüfûzlu kisilerin adamlarina verilmesi.<br />
c) Is adami vasfindaki yeni timar sahipleri, sefer zahmetinden, baç ve can korkusundan halas olup safâ ve huzur içinde kâr ve kazançlari ile mesgul olabilmek için, harp zamanlarinda timarlarini bir takim aracilara, seferden dönüste bu timarlardan eski sahipleri lehine feragat etmek sartiyle, devir ve tahvil ettirmenin yolunu bulmakta idiler.<br />
Görüldügü gibi timar sisteminde, reâyâ, sipahi ve devlet olmak üzere üç temel taraf bulunmaktadir. Bunlarin, birbirlerine karsi nasil davranmalari gerektigi, kanunnâme, adaletnâme ve zaman zaman isdar edilen fermanlarla tesbit edilmisti. Bununla beraber bu üçlünün bazan birbirlerine karsi olan yanlis davranislari, Osmanli sosyoekonomik tarihinin en önemli konusu olmustur. Bilindigi gibi dirlik sisteminde devlet, arazinin rakabesine yani çiplak mülkiyetine sahiptir. Sâhib-i arz veya timar sahibi adiyla da anilan sipahi ise devlete ait araziyi isleten, devletin reâyâdan alacagi vergileri toplayan kimsedir. Sipahi, topladigi bu paralarin bir kismini kendine ayirmakta, kalan kismi ile asker besleyip bu askerlerle birlikte seferlere istirak etmektedir. Bu durumu ile sipahi, mîrî topragi isleyen bir devlet memurudur. Bu bakimdan, reâyâ üzerinde herhangi bir tasarruf yetkisi bulunmamaktadir. O, sorumlulugu altinda bulunan topraklarda devletin otoritesini temsil etmektedir.<br />
Reâyâ ise üzerinde yasadigi topraklan isleyip bunlarin vergisini devlet adina sipahiye vermek zorundadir. O asirlarda halkin elinde nakit para pek fazla bulunmadigindan vergileri aynî (mahsûl) olarak öderlerdi. Reâyâ bu mahsulü teslim etmek üzere kendisine en yakin pazara götürmek zorunda idi. Sipahi, reâyânin bunu daha uzaktaki pazara götürmesini isteyemezdi. Bundan baska reâyâya eziyet edilmesine, maddî ve manevî külfet yüklenmesine (angarya) izin verilmezdi. Devlet, sipahi, reâyâ üçlüsünün statüleri ve karsilikli mükellefiyetleri "Tahrir Defterleri"nin basinda yer alan sancak kanunnâmelerinde genis ve etrafli bir sekilde belirlenmistir. Ayrica siyasetnâme nevinden olan eserlerde devletin bekasinin reâyâ ile mümkün oldugu ifade edilmektedir. Nitekim Kâtib Çelebi (Düsturu'l-Amel li Islahi'l-Halel, Istanbul 1280, s. 124) söyle demektedir: "Evvela reâyâ ve berâyâ selâtin ve ümerâya vediat-i ilâhiye oldugundan gayri La mülke illâ bi'rricâl, velâ ricâle illâ bi's-seyf velâ seyfe illâ bi'l-mal, velâ mâle illâ bi'rraiyye, velâ raiyye illâ bi'l-adl."<br />
Farkli sebeplere bagli olarak bozulmaya yüz tutan timar sisteminin islahi için, çesitli tedbirlere bas vurulmus olmakla beraber, bu gidisin önü bir türlü alinamamistir.<br />
Kurulusundan beri, Osmanli Devleti'nin ekonomik, sosyal ve askerî tarihinde büyük bir rol oynayarak önemli bir hizmet ifa etmis olan timar rejimi, birkaç asirdan beri buhranlar içinde geçen hayatinin son safhasinda sessiz sedasiz bir sekilde ve herhangi bir sarsintiya sebep olmadan ortadan kalkti. Tarihe mal olmasi çesitli safhalar geçiren bu sistemin ilk tatbikati,<br />
1703 senesinde Girit adasinda basladi. Ülkenin diger mintikalarindaki timarlar ise 1812 yilindan itibaren mahlul oldukça (bosaldikça) baskasina verilmemeye baslandi. Bu uygulama ile timar sahiplerinin sayisi gittikçe azalmaya yüz tuttu. Nihayet, Yeniçeri Ocagi'nin lagv edilmesi ile muntazam ve disiplinli bir askerî sinif vücuda getirildikten sonra, intizamlarini büsbütün kaybetmis olan timar sahiplerinin de eskiden oldugu gibi kendi hallerine birakilmasi uygun görülmedi. Bu sebeple H. 1263 (M. 1848) senesinde bütün timar sahipleri kaydi hayat sartiyla ve yarim timar bedeli ile emekliye sevk edilerek timar sistemine son verildi.<br />
Kaynak: Osmanli tarihi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TIMAR (DIRLIK)<br />
Bu sistem, devlete ait mîrî arazinin, savaslarda yararliligi görülen, kale yapim ve tamirinde bulunan, devlete hizmet eden mücahidlere, askerlere ve diger bazi hizmet erbabina dagitilarak, bu kimselerin, kendilerine verilen araziye ait örfî ve ser'î vergileri toplamasi seklinde belirlenebilir. Topragin "rakabe" denilen çiplak mülkiyeti devlete, kullanma ve yararlanma hakki timar sahibine aittir. Daha önce de temas edildigi gibi toprak üzerindeki bu hak, babadan ogula intikal etmekte, ancak timar sahibinin topragi satmasi, hibe etmesi, bagislamasi, rehine koymasi veya miras olarak intikal ettirmesi mümkün degildir.<br />
Osmanli Devleti'nde, mirî arazi rejiminin sonucu olarak timar (dirlik) adi verilen bir sistem ortaya çikti. Bu, daha önceki Müslüman devletlerdeki "Ikta" sistemi ile ayni olmakla birlikte ona göre biraz daha gelismisti. Osman Gazi'nin fetihleri ile ortaya çiktigini daha önce gördügümüz bu uygulama, I. Murad döneminde teskilâtli ve sistemli bir kurum haline geldi. Önceleri timar ve has diye ikiye ayrilan dirliklere bu devirde Kara Timurtas Pasa yardimiyla "zeâmet" diye malî yönde ikinci derecede bulunan bir kisim daha ilave edildi.<br />
Devlette, büyük bir fonksiyonu bulunan timar sistemi, Osmanli toprak rejiminin temelini teskil ediyordu. Zira bu toplumda iktisadî, ictimaî, askerî ve idarî teskilâtlarin tamami büyük ölçüde toprak ekonomisine dayanmaktaydi. Toplum hayatinda en küçük vazife sahibinden, devletin en üst kademesinde bulunan hükümdara varincaya kadar hemen hemen bütün sosyal gruplar, geçimlerini toprak ürünleri ile sagliyorlardi.<br />
Toprak taksimatinin en küçük bölümü olan timar, geliri 3 bin ila 20 bin akça arasinda degisen askerî dirliklere verilen bir isimdir. Devrin imkânlari göz önünde bulundurularak bir kisim asker ve memurlara geçimlerini temin hususunda böyle bir kaynak saglanmistir. Nitekim bu mânâda "zeâmet ve timar ki defi a'da için tâyin olunan mal-i mukateledir ve asker dahi bunlari tasarruf edenlerdir denilmektedir. Keza, Islâm Ansiklopedisindeki genis makalesinde Barkan da bu mevzuda sunlari söylemektedir:<br />
"Osmanli Imparatorlugunda geçimlerini veya hizmetlerine ait masraflari karsilamak üzere bir kisim asker ve memurlara, muayyen bölgelerden kendi nâm ve hesaplarina tahsil selâhiyeti ile birlikte tahsis edilmis olan vergi kaynaklarina ve bu arada bilhassa defter yazilarindaki senelik geliri 20 bin akçaya kadar olan askerî dirliklere verilen isimdir." Kendisine böyle bir imkân taninan kisi (timar sahibi, sipahî), buna karsilik bâzi vazifelerle mükellef tutulmaktadir. O, batidaki toprak sahiplerinin, serflerine karsi takindiklari tavir gibi bir pozisyonda bulunamaz. Keza, timari içinde meydana gelen olaylara, toprak sahibi sifatiyle müdahalede bulunamaz. Zira "Osmanli Imparatorlugunun adlî düzeni icabi, herhangi bir cezanin tatbiki için bütün suçlarin kadi mahkemeleri önünde usûlü vechiyle tesbit edilerek hükme baglanmis bulunmasi lâzimdir. Ne kadar kudretli kisiler olurlarsa olsunlar, timar sahipleri reâyanin hukuk ve ceza dâvalarina bakmak ve onlara ceza tâyin etmek yetkisine sahip degildi. Hatta diger askerî sinif mensuplari gibi, timar sahiplerinin de kendi reâyasi ile beraber ayni mahkemeler önünde, ayni kanunlara göre muhakeme edilerek hüküm giymeleri icabediyordu. Mahkeme karari olmaksizin, kimsenin hapsedilmesi, zincire vurulmasi, iskenceye tâbi tutulmasi veya para cezasi ödemesi câiz degildi." Osmanlilarda topragin rakabesi devlete aittir. Bununla beraber, çiftçinin vermekle mükellef tutuldugu vergiyi dogrudan dogruya devlet degil ve fakat onun adina bir maas karsiligi olarak herhangi bir memur alir ki, böyle bir memuriyeti bulunana sipahî, bu tatbikata da, "timar sistemi" adi verilmektedir. Sipahî, timari içinde çalisanlara haksiz bir ceza veremiyecegi gibi, onlara angarya da yükleyemez. Zira Osmanlilarda, timari içinde, sipahinin bir kisim topraklari kendi nâm ve hesabina isleten ve bu maksatla idaresi altinda bulunan reâyânin isgücünü angarya mükellefiyetleri ile kullanmak mecburiyetinde olan büyük bir çiftlik sâhibi durumunda olmadigi anlasilmaktadir. Ayni sekilde, mîrî arazi tasarruf eden bir reâyâ ile sipahî arasinda, büyük ölçüde ekonomik bir farklilasma görülmez. Birisi, idarîaskerî vazifeler karsiligi toprak gelirinden istifade ederken, digeri sadece emek karsiligi bu ürünlerden faydalanmaktadir. Osmanli cemiyetindeki bu iki sinif insanin emeklerini toprak geliri ile karsilamasi, maddî farklilasmayi ortadan kaldiran önemli bir âmil olmustur.<br />
Sipahî, reâyâdan miktar ve cinsleri kanunlarla tesbit ve tâyin edilmis olan bir kisim vergiden fazlasini tahsile selâhiyetli degildi. Selâhiyetini tecavüz edenden de dirligi, bir daha geri verilmemek sartiyle alinirdi. Nitekim, 14 Muharrem 973 (12 Agustos 1565) de Sivas Beylerbeyi, Sivas ve Arapkir kadilarina yazilan bir hükümde, Divrigi Beyi Kasim'in seriat ve kanuna aykiri olarak reâyâya haksizlik ettiginin mahkeme tarafindan tesbit edilmis olmasi cihetiyle, sancaginin tebdiline karar verildigi bildirilmektedir. Ayni seneye 973 (1565) ait baska bir belgeye göre Avlonya Kadisina yazilan bir hükümde de mezkûr kazaya bagli Aspurokilise adindaki köyde timar tasarruf eden Burhan oglu Ahmed Sipahî, ehl-i senaattan olmak, çesitli kötülük ve haksizliklari bulunmakla hapsedilmesi ve timarinin elinden alinmasina dair tafsilâtli bilgi verilmektedir. Ekonomik ve sosyal durumlari ile dinî inançlari tamamen farkli, çesitli kavimlere mensup kimseleri sinirlan içinde barindirarak onlari tebea edinen Osmanli Devleti, böylece timar sahibinin yapabilecegi herhangi bir haksizligin önünü almis oluyordu.<br />
Sipahî, mîrî arazinin halka tefvizinde, devletin bir temsilcisi olarak vazife görmektedir. O, arazinin gerçek sahibi degildir. Bunun içindir ki devlet, timarlarin kapali bir sistem halinde çalismasini engellemek, onlari devamli kontrol etmek ve gerektiginde müdahalede bulunmak için devamli surette buralara çesitli memurlarini gönderir. "Timar sahiplerinin kendilerine tahsis edilmis olan arazi ve reâyâya ait ser'î veya örfî bir takim hak ve resimleri (vergi) kendi nâm ve hesaplarina toplayip onlarin gelirleri ile birtakim vazifelerin ifâsini temin ettiklerini biliyoruz. Bununla beraber, sipahî timarlarini, malî bakimdan hârice karsi tamamiyle kapali ve müstakil bir bütün, bir müafiyet (imnunite) sahasi olarak kabul etmek de mümkün degildir. Çünkü vergilerin toplanma sekli ile aidiyyeti hususlari, siki bir sekilde merkeziyetçi bir devlet teskilâti tarafindan mürakebe edilmekte ve sipahî timarina, muhtelif hak ve vazifeler dolayisiyle birçok devlet memuru girip çikmaktadir."<br />
TIMAR SISTEMININ TEKÂMÜLÜOsmanlilarda, Osman Gazi ile baslayan timar sistemi, Yildirim Bâyezid zamaninda Timur'la yapilan savastan dolayi bir duraklama devresine girmisti. Bu hâl, Fâtih devrine kadar tesirini göstermistir. Fâtih Sultan Mehmed, devletin artan ihtiyaçlarina uygun olarak, devlet teskilâtini tanzim etmek ve bu arada timar sistemini gelistirmek için yeni kanunlar çikarmistir. Nitekim o, timar sisteminin düzenlenmesi, timar topraklarinin arttirilmasi ve aksakliklarin giderilmesi konusunda önemli yeniliklerde bulunmustu. Onun, aslinda devlete ait olup çesitli yollarla devletin elinden çikarak mülk veya vakif haline gelmis olan topraklan tekrar mîrî haline getirmesi operasyonu meshurdur. Bu dönemde bütün vakif ve mülkler gözden geçirilerek 20.000'den fazla köy ve mezra vakif veya mülk olmaktan çikarilip sipahilere dagitilmistir.<br />
II. Bâyezid (1481-1512) zamaninda timar teskilâtinda pek büyük bir degisiklik yapilmadi. Yavuz Sultan Selim (1512-1520) devrinde timar sistemi mükemmel bir sekilde islenmis, sipahî ve "cebelû"lerin miktari 1514 yilinda 140 bin kisiyi bulmustu.<br />
Timar teskilâti, Kanunî Sultan Süleyman devrinde tekâmülünün zirvesine ulasmistir. Kanunî'nin timarlarla ilgili fermanlari bu hususta çok açik birer delil teskil etmektedirler. Keza bu dönemdeki timar sayisindan ve "cebelû" miktarindan da haberdar bulunmaktayiz. Nitekim, Kanunî zamaninda irili ufakli 37521 timar vardi. Bunlardan 6620 Rumeli, 2614 Anadolu, 419 Haleb ve Sam vilâyetlerinde bulunuyordu. Bunlardan 9653'ü kale muhafiz timari, geriye kalan 27868'i ise tamamiyle eskinci timari idi. Bahis mevzu 27868 eskinci timari sahiplerinin, harbe beraber götürmek mecburiyetinde olduklari "cebelû" (veya cebelî) denilen silâhli ve zirhli askerlerle 70-80 bin kisilik atli bir timarli sipahî ordusu teskil ettikleri tahmin edilmektedir. Padisahin hassa ordusu demek olan Istanbul'daki KapiKulu Ocaklarinin bu devirdeki mevcudu ise henüz 27 bin civarinda idi. Kanunî zamaninda bütün müesseseler gibi dirlik (timar) sistemi de tekâmülünün zirvesine ulasmistir. Bu dönemdeki timarli asker sayisinin yukanda verilenden daha fazla oldugu ve bunun 200 bin civarinda bulundugu da söylenmektedir.<br />
Osmanli toprak düzeninde dirlikler, üç kisma ayriliyordu. Bunlar:<br />
a) Has: Padisah, vezir ve ileri gelen devlet adamlarina tahsis edilip, senelik hâsilati 100 bin akçadan fazla olan yerlere (dirliklere) denirdi. Her has sahibi, gelirinin her bes bin akçasi için bütün masraflari kendisine ait olmak üzere bir "cebelû" yetistirmek ve beraberinde harbe götürmek mecburiyetindeydi. Haslar irsî degildir.<br />
b) Zeâmet: Senelik hâsilati 20-100 bin akça arasinda degisen dirliklerdir. Bu gelirin 20 bin akçasi kiliç hakki oldugundan, zeâmet sahibi bunun disinda kalan her bes bin akça için bir "cebelî"yi yetistirmek ve harbe götürmek zorundaydi. Zeâmetler, devlet merkezinde bulunan hazine ve timar defterdarlarina, zeâmet kethüdalarina, sancaklardaki alay-beyine kale dizdarlarina, kapicibasilara, hâcegan-i divan-i hümâyuna ve müteferrikalara tevcih olunurdu. Bunlarin büyük bir suçu görülmedikçe zeâmetleri ellerinden alinmazdi.<br />
c) Timar: En küçük kategoriyi teskil eden ve senelik geliri 3.000-20.000 akça arasinda olan dirliklerdir. Bu dirlikte, cinslerine göre kiliç hakki degismektedir. Nitekim, Rumeli'de bulunan Budin, Bosna, Timasvar beylerbeyliklerindeki 6000'lik ¤¤¤kireli timarlarin kiliçlari 3'er bindir. Anadolu, Karaman, Maras, Rum, Diyarbekir, Erzurum, Haleb, Sam, Bagdad ve Kibris eyâletlerindeki ¤¤¤kireli timarlarin kiliçlan ise 2 bindir. Kiliç hakkinin disinda kalan her üç bin akça için timar sâhibi bir "cebelî" yetistirmek zorundadir.<br />
Osmanli toprak rejiminde her dirligin çekirdegini teskil eden ve "kiliç" adi verilen bir kisim vardir. Timarlar, kiliç tâbir edilen ve hiç degismeyen bir çekirdek kismi ile bu kisma zamanla ilâve edilmis olan hisselerden tesekkül eder. Timarlarin bulundugu yer ve durumuna göre farklilik arz eden her "kiliç"a bir timar sahibinin tayin edilmis olmasi lâzimdir. Bir kiliç yerine iki kisi tayin edilemez. Bu, her sancaktaki zeâmet ve timarlarin büyüklü-küçüklü dagilis seklinin ve kadro mevcutlarinin ayni kalmasini temin için bas vurulmus bir çaredir.<br />
TIMAR ÇESITLERI<br />
Osmanli toprak düzeninde, timarlari siniflandirmak güç ve ince bir is olmakla birlikte onlari tiplerine göre birkaç kisma ayirabiliriz. Bunlar:<br />
1. Timar arazisinin mülk olarak verilip verilmemesine göre:<br />
aa) Mülk timarlar: Anadolu'nun bazi vilâyetlerinde mevcud olan bu tip timar sâhipleri, sefer aninda yerlerine "cebelû"lerini gönderebiliyor, kendileri ise sefere istirak etmeyebiliyorlardi. Bu mükellefiyetini yerine getirmeyen timar sahibinin bir yillik geliri hazine tarafindan alinirdi. Fakat timar baskasina verilmezdi. Ölümü halinde ogluna, yoksa diger mirasçilarina kalirdi.<br />
bb) Mülk olmayan timarlar: Bunlar, hizmet mukabili vâridatinin bir kisminin tahsisi suretiyle verilen timarlardir ki, Osmanli timarlarinin çogu bu nevi'dendir.<br />
2. Timar sahiplerinin gördügü islere göre:<br />
aa) Eskinci timarlari: Bunlarin sahipleri alay beyinin sancagi altinda sefere eserler (giderler). "Cebelî"leri ile birlikte sefere gitmek zorunda olan bu tip timarlarin mutasarriflari, sefere esmedikleri zaman timarlan ellerinden alinirdi. Osmanli toprak sisteminde bu nevi'den olan timarlar çogunlukta idi.<br />
bb) Mustahfiz timarlari: Bu timarlarin sahipleri, mensubu bulunduklari kale muhafazasinda bulunurlardi.<br />
cc) Hizmet timarlari: Bâzi serhadlerde bulunan câmilerin imâmet ve hitâbetinde bulunanlar ile saraya hizmet edenlere verilen timarlardir.<br />
3. Verilis sekillerine göre:<br />
Timarlarin, beylerbeyi tarafindan veya Istanbul'dan verilmesine göre siniflandirilmasi ile ilgilidir. Buna göre timarlar ikiye ayrilmaktadir:<br />
aa) ¤¤¤kireli: Beylerbeyilerin, bir ¤¤¤kire ile devlet merkezine teklif ettikleri timarlara bu isim verilirdi.<br />
bb) ¤¤¤kiresiz: Beylerbeyilerin, kendi beratlari ile verdikleri timarlara da ¤¤¤kiresiz adi verilir.<br />
Küçük timarlarin dagitilmasinda beylerbeyilerin selâhiyetleri büyüktü. Muhtelif eyâletlerde degisik baremlerde olmak üzere defter yazilari belirli bir rakamin altinda olan timarlarin sahiplerini beylerbeyiler kendi tugralarini tasiyan beratlarla dogrudan dogruya tâyin edebiliyorlardi. Daha büyük bir gelir saglayan timarlarda ise beylerbeyi, o timara hak kazanmis olan sipahinin eline bir "¤¤¤kire" vererek tâyinini devlet merkezine teklif eder. Bu sipahinin berati, devlet merkezinden verilirdi. Beylerbeyinden böyle bir ¤¤¤kire alan sipahî, Istanbul'a giderek 6 ay içinde beratini almak zorunda idi. Aksi takdirde timarinin gelirinden faydalanamazdi.<br />
Dogrudan dogruya beylerbeyi tarafindan verilen ¤¤¤kiresiz timarlarin defter geliri düsüktür. Bunlarin en büyügü Rumeli'deki eyâletlerle (Budin, Bosna, Timasvar vs.) Sam, Haleb, Diyarbekir, Erzurum ve Bagdad bölgelerinde 6000, Anadolu ve Kibris eyâletlerinde 5000, Karaman, Zülkadiriye ve Rum eyâletlerinde de 3000 akçalik geliri olan timarlardir.<br />
Osmanli timar sisteminde dikkat edilen hususlardan biri de ¤¤¤kireli timarlarin bozulup ¤¤¤kiresiz hâle getirilemeyisidir.<br />
4. Malî durumlarina göre:<br />
aa) Serbest timarlar: Timar sahibinin "resm-i arûs", "resm-i tapu", "kislak", "yaylak", "cürüm, cinayet" vs. gibi vergileri, alma hakkina sahip bulundugu timarlardir, (dirliklerdir). Bunlar, vezir, beylerbeyi, sancakbeyi, nisanci, defterdar, divan kâtipleri, çavuslar çeribasilari, sübasilar ve dizdarlar gibi yüksek rütbeli idare âmirleri ile memur ve askerlerin has ve zeâmetleridir. Bunlar, bazi imtiyazlara sahiptirler.<br />
bb) Serbest olmayan timarlar: Böyle bir timari tasarruf eden sipahînin, serbest timar tasarruf eden gibi bir yetkisi yoktur. Onun için yukarida adi geçen vergileri kendi nâm ve hesabina alamaz.<br />
Çesitli yönleri ile tedkik ettigimiz timar sisteminin geçirmis oldugu merhaleler ile farkli sebeblere bagli olarak aldiklari degisik isimleri gördük. Beldiceanu, kendine göre ve özellikle timar tasarruf eden kimselere göre ayri bir siniflandirma yapmaktadir.<br />
TIMAR SISTEMININ BOZULMASI VE ORTADAN KALKMASI<br />
Kanunî Sultan Süleyman devrinde, tekâmülünün zirvesine erisen timar sistemi, bu pâdisahin ölümünden sonra bozulma temâyülü göstermeye baslamis olacaktir. Koçi Bey (? 1640), 992 (1584) tarihine kadar timarlarin kiliç ehli elinde ve ocakzâdelerde bulundugunu, bu sinifa yabanci ve kötü kisilerin girmedigini keza timarlarin büyükler ile âyânin sepetine de girmedigini belirterek o ana kadar bir bozulma belirtisi görülmedigine isaret eder. Fakat XVI. asrin sonlarina dogru timarlarin iltizam usûlü ile verilmesi, bunun neticesinde mül¤¤¤imlerin fazla kâr saglayabilmeleri için reâyâya haksizliklarda bulunmalari, bozulmanin baslangici sayilmaktadir. III. Murad (1574-1595) devrinde bozulma emâreleri, daha belirgin bir sekil almisti. Zira bu devrede eski kanunlara riayet edilmeyerek çesitli yollardan timar sahibi olan kimseler türedi. Bununla ilgili olarak Koçi Bey, "bosalan timar ve zeâmetler de eski kanunlara aykiri olarak Istanbul tarafindan verilmeye baslandi. Ileri gelenler ve vükelâ, bosalan yerleri adamlarina ve akrabalarina verip, Islâm memleketinde olan timar ve zeâmetin seçmelerini ser'-i serife ve yüksek kanuna aykiri olarak kimini mülk olarak, kimini vakif olarak, kimini vücudu sihhatta olan kimselere emeklilik olarak verip bütün zeâmet ve timar, ileri gelenlerin yemligi oldu. Bu bozukluklar, devletin en secaatli, güçlü, san ve sevkete sebep olan askerinin harap olmasina sebep oldu. Halbuki parali asker, asagi tabaka halkindan devsirilirse hiç bir yararligi olmaz. Aksine bunlar, baris günlerinde azginlik ve isyana sebep olup ser aleti olduklarindan epeyce zamandan beri taskinligin ardi arkasi kesilmemektedir. Bu beylerbeyliklerinde ve sancakbeyliklerinde, vezirlerin agalarin, müteferrika, çavus ve kâtipler zümresinde, dilsiz, cüce taifesinde, padisah nedimlerinde bölük halkinin ileri gelenlerinde bir çok timar ve zeametler olup, kimi hizmetkârlari üzerine, kimi azadsiz kullan üzerine berat çikarmislardir. Nâm adamlarinin olup, mahsûlü kendileri yerler. Içlerinde öyleleri vardir ki, yirmiotuz belki, kirkelli kadar zeâmet ve timari bu yoldan alip, ürününü kendileri yeyip, sefer-i hümâyun olunca, cebe ve cevsen yerine aba ve kebe giydirip birer semerli beygir ile sefere gönderirler. Kendileri evlerinde zevk ve safâ, seyir ve sohbette olurlar" diyerek bozulmanin sebep ve sekillerini göstermeye çalismistir.<br />
Iltizam usûlünün dogmasi, timarlarin akraba ile yakinlara dagitilmasi ve rüsvetin ortaya çikmasi sonucu, timar sahiplerinin askere gitmemesi üzerine bas gösteren bozulmanin sebeplerini söyle siralayabiliriz:<br />
a) Merkezî devlet bürolarinda timar kayitlarinin son derece karisik bir hâle düsmesi. Timar sahiplerinin seferlerde yapilmasi gerekli yoklamalarinin türlü tesirler altinda iyi bir sekilde yapilamamasi ve bu yoklamalarin daha sonraki timar dagitimi için iyice muhafaza edilmemesi.<br />
b) Bos kalan timarlarin, istihkak sahiplerine verilmesi yerine bir kenara ayrilarak (sepete konarak) çesitli hileli yollarla bazi nüfûzlu kisilerin adamlarina verilmesi.<br />
c) Is adami vasfindaki yeni timar sahipleri, sefer zahmetinden, baç ve can korkusundan halas olup safâ ve huzur içinde kâr ve kazançlari ile mesgul olabilmek için, harp zamanlarinda timarlarini bir takim aracilara, seferden dönüste bu timarlardan eski sahipleri lehine feragat etmek sartiyle, devir ve tahvil ettirmenin yolunu bulmakta idiler.<br />
Görüldügü gibi timar sisteminde, reâyâ, sipahi ve devlet olmak üzere üç temel taraf bulunmaktadir. Bunlarin, birbirlerine karsi nasil davranmalari gerektigi, kanunnâme, adaletnâme ve zaman zaman isdar edilen fermanlarla tesbit edilmisti. Bununla beraber bu üçlünün bazan birbirlerine karsi olan yanlis davranislari, Osmanli sosyoekonomik tarihinin en önemli konusu olmustur. Bilindigi gibi dirlik sisteminde devlet, arazinin rakabesine yani çiplak mülkiyetine sahiptir. Sâhib-i arz veya timar sahibi adiyla da anilan sipahi ise devlete ait araziyi isleten, devletin reâyâdan alacagi vergileri toplayan kimsedir. Sipahi, topladigi bu paralarin bir kismini kendine ayirmakta, kalan kismi ile asker besleyip bu askerlerle birlikte seferlere istirak etmektedir. Bu durumu ile sipahi, mîrî topragi isleyen bir devlet memurudur. Bu bakimdan, reâyâ üzerinde herhangi bir tasarruf yetkisi bulunmamaktadir. O, sorumlulugu altinda bulunan topraklarda devletin otoritesini temsil etmektedir.<br />
Reâyâ ise üzerinde yasadigi topraklan isleyip bunlarin vergisini devlet adina sipahiye vermek zorundadir. O asirlarda halkin elinde nakit para pek fazla bulunmadigindan vergileri aynî (mahsûl) olarak öderlerdi. Reâyâ bu mahsulü teslim etmek üzere kendisine en yakin pazara götürmek zorunda idi. Sipahi, reâyânin bunu daha uzaktaki pazara götürmesini isteyemezdi. Bundan baska reâyâya eziyet edilmesine, maddî ve manevî külfet yüklenmesine (angarya) izin verilmezdi. Devlet, sipahi, reâyâ üçlüsünün statüleri ve karsilikli mükellefiyetleri "Tahrir Defterleri"nin basinda yer alan sancak kanunnâmelerinde genis ve etrafli bir sekilde belirlenmistir. Ayrica siyasetnâme nevinden olan eserlerde devletin bekasinin reâyâ ile mümkün oldugu ifade edilmektedir. Nitekim Kâtib Çelebi (Düsturu'l-Amel li Islahi'l-Halel, Istanbul 1280, s. 124) söyle demektedir: "Evvela reâyâ ve berâyâ selâtin ve ümerâya vediat-i ilâhiye oldugundan gayri La mülke illâ bi'rricâl, velâ ricâle illâ bi's-seyf velâ seyfe illâ bi'l-mal, velâ mâle illâ bi'rraiyye, velâ raiyye illâ bi'l-adl."<br />
Farkli sebeplere bagli olarak bozulmaya yüz tutan timar sisteminin islahi için, çesitli tedbirlere bas vurulmus olmakla beraber, bu gidisin önü bir türlü alinamamistir.<br />
Kurulusundan beri, Osmanli Devleti'nin ekonomik, sosyal ve askerî tarihinde büyük bir rol oynayarak önemli bir hizmet ifa etmis olan timar rejimi, birkaç asirdan beri buhranlar içinde geçen hayatinin son safhasinda sessiz sedasiz bir sekilde ve herhangi bir sarsintiya sebep olmadan ortadan kalkti. Tarihe mal olmasi çesitli safhalar geçiren bu sistemin ilk tatbikati,<br />
1703 senesinde Girit adasinda basladi. Ülkenin diger mintikalarindaki timarlar ise 1812 yilindan itibaren mahlul oldukça (bosaldikça) baskasina verilmemeye baslandi. Bu uygulama ile timar sahiplerinin sayisi gittikçe azalmaya yüz tuttu. Nihayet, Yeniçeri Ocagi'nin lagv edilmesi ile muntazam ve disiplinli bir askerî sinif vücuda getirildikten sonra, intizamlarini büsbütün kaybetmis olan timar sahiplerinin de eskiden oldugu gibi kendi hallerine birakilmasi uygun görülmedi. Bu sebeple H. 1263 (M. 1848) senesinde bütün timar sahipleri kaydi hayat sartiyla ve yarim timar bedeli ile emekliye sevk edilerek timar sistemine son verildi.<br />
Kaynak: Osmanli tarihi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[9. sınıf Tarih Dersi Soruları]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-9-sinif-tarih-dersi-sorulari</link>
			<pubDate>Sun, 16 May 2010 11:42:10 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=16213">RuhAdam</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-9-sinif-tarih-dersi-sorulari</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #808000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1- Tarih ne demektir?<br />
2- Tarihi hikayeden ayırarak bilimsellik kazandıran özellikleri nelerdir?<br />
3- Tarih biliminin diğer bilimlerden farkını yazınız?<br />
4- Tarih biliminin temel konusu nedir?<br />
 Geçmiş zamanda yaşayan insan topluluklarının her türlü faaliyetidir.<br />
5- Tarih biliminin yöntemini açıklayınız?<br />
3- Tarih biliminin tanımı yapılırken hangi özellikleri kesinlikle bulunmalıdır?<br />
4- Tarihte kaynak ne demektir? I. ve II.elden kaynakları örneklerle açıklayın?<br />
5- Tarihi kaç şekilde sınıflandırıyoruz? Örneklerle açıklayınız?<br />
6- Zamana kaç şekilde sınıflandırıyoruz? Örneklerle açıklayınız?<br />
7- Konuya kaç şekilde sınıflandırıyoruz? Örneklerle açıklayınız?<br />
8- Tarihi sınıflandırmanın temel amacı nedir?<br />
9- Günümüzdeki Amasra ilçemizin eski adının “ Paflogonya” olduğunu bulan bir tarihçi hangi yardımcı bilim dalını kullanmıştır?<br />
10- Bir tarihçi olarak araştırdığınız tarihi bir konuda eldeki kaynakları kullanmak için hangi yöntemleri kullanırdınız? Bu yöntemleri kullanım sırasına göre sıralayınız.<br />
11- …………………bilim dalını tarihe yardımcı olması yönünden açıklayınız.<br />
12- Tarih öncesi devirlerle ilgili olarak faydalanabileceğimiz yrdcı bilim dallarına 5 örnek yazınız.<br />
13- Tarih devirleriyle ilgili olarak faydalanabileceğimiz yardımcı bilim dallarına 5 örnek yazınız.<br />
14- Takvim ne denektir? Tarihte ilk kez kimler kullanmışlardır?<br />
15- Takvimlerde bir yıl olarak hangi sistemler kullanılır? Bunlar neye göre hesaplanır?<br />
16- Tarihte yazıyı ilk kez kimler bulmuştur?Anadoluya yazıyı kimler getirmiştir?Bu yazılı belgeler nerede bulunmuştur?<br />
17- Türklerin tarih boyunca kullandıkları takvimlerin isimlerini yazınız?<br />
18- Güneş yılı esaslı takvim ile ay yılı esaslı takvim arasında iki temel farkı belirtiniz.<br />
19- Miladi takvime göre 29 Ocak 2004 tarihi, Rumi takvime göre hangi tarihtir?<br />
20- Hicri 857 Miladi hangi yıla tekabül etmektedir?Çıkan sonuç size neyi hatırlatıyor?<br />
21- Rumi takvime göre ……..yılı, miladi takvime göre hangi yıldır?<br />
22- Hicri……yılını, miladi takvime çeviriniz?<br />
23- Hicri takvimin özelliklerinden 2 tanesini yazınız.<br />
24- Hicri takvim ile Miladi takvim arasındaki farkları yazınız.<br />
25- Miladi……yılını, hicri takvime çeviriniz?<br />
26- Miladi takvimin özelliklerinden 2 tanesini yazınız.<br />
27- Miladi takvimin kullanılmasına ülkemizde niçin ihtiyaç duyulmuştur?<br />
28- M.Ö.3500 yılında yazının bulunmasından günümüze kadar kaç yıl geçmiştir?<br />
29- 18.yüzyılın 2.yarısı ile ilgili bir tarih yazınız?<br />
30- …….tarihinin yüzyıl olarak okunuşunu yazınız.<br />
31- Tarih öncesi devirleri şematik olarak yazınız.<br />
32- Tarih devirlerini şematik olarak yazınız.<br />
33- Türkiyenin tarih öncesi devirlerini aydınlatan merkezlerden 5 tanesinin adını ve yerini yazınız.<br />
34- Türklerin tarih boyunca kullandıkları alfabeleri yazınız.<br />
35- Türk devletlerinin zayıflayıp parçalanmasında hükümdarlık anlayışının etkisini açıklayınız.<br />
36- MÖ.2.binden MÖ.6.yüzyıla kadar Türkiye topraklarında kurulan devletlerin isimlerini yazınız.<br />
37- Tarihte ilk yazılı anlaşmasının adını, tarihini ve hangi devletler arasında imzalandığını yazınız.<br />
38- İyonya neresidir?başlıca İyon devletlerinin isimlerini yazınız.<br />
39- Kendi adlarına para bastıran ilk Türk toplumu kimlerdir?<br />
40- Hititler, Sümerler, Mısırlar ve İyonyalılar hangi yazı çeşitlerini kullanmışlardır?<br />
41- MÖ.6.yy’dan MS.11 yy’a kadar Türk topraklarında egemen olan devletlerin isimlerini yazınız.<br />
42- Bizans İmparatorluğundan kalma yurdumuzdaki eserlerin en önemlilerinden 4 tanesini yazınız<br />
43- Roma İmparatorluğundan kalma yurdumuzdaki eserlerin en önemlilerinden 4 tanesini yazınız.<br />
40- Mezopotamya neresidir?<br />
41- ——–Aşağıdaki ifadelerin doğru ya da yanlış olduklarını karşılarına yazınız.——-<br />
a- Resim sanatının doğuşunu Taş devrine kadar uzatmak mümkündür. ( )<br />
b- Türkiye topraklarında ilk insanların izleri Karadeniz bölgesinde bulunmuştur. ( )<br />
c- Gordion , Hititlerin merkezidir. ( )<br />
d- Ensi , patesi, lugal ve lugal kalma Sümerlerde Rahip krallara verilen ünvanlardır.( )<br />
e- İlk sistemli hukuk kanunları Asurlar tarafından yapılmıştır. ( )<br />
42- Mısır Medeniyetinde mumya ile tıp arasında nasıl bir ilişki olmuştur?<br />
43- Türk adı üzerine ileri sürülen görüşlerden bir tanesini belirtiniz.<br />
44- Orta-Asya ( Türkistan ) ‘nın kuzey ve güneyinde ne yer alır?<br />
45- Alper Tunga hangi Türk boyuna ait bir kahramandır?<br />
46- ———–Aşağıda verilen Türk Hükümdarları hangi Türk Devletleri ile bağlantılıdır?<br />
a- Bumin Kağan ……………………………………<br />
b- Kutluk Kağan ……………………………………<br />
c- Metehan …………………………………………<br />
d- Kutluk Bilge Kül Kağan …………………………<br />
47- Tarih öncesi dönemler ile Tarihi dönemleri birbirinden ayıran en önemli fark nedir?<br />
48- Toplumların örf, adet ve geleneklerini inceleyen bilim dalı hangisidir?<br />
49- Türklerin kullandıkları takvimler arasında yer alan Gregoryen takvimi de denilen takvim hangisidir?<br />
50- Antalya Beldibi,Ankara Macunçay ve Samsun Tekkeköy Anadolu’nun hangi dönemlerinde yerleşim yeri olmuşlardır?<br />
51- Tarihte ilk defa deniz ticaret kolonileri kuran medeniyet kimlerdir?<br />
52- Tıp ilminde ilk defa ilerlemeyi başlatan İyonyalı bilim adamı kimdir?<br />
53- Büyük İskender tahta çıktığı zaman ilk amacı neydi?<br />
54- Büyük İskender öldüğü zaman devleti parçalanmıştır.Buna göre Makedonya’da hangi Krallık kurulmuştur?<br />
55- Büyük İskender’in Anadolu’yu fethi ile hangi dönem başlamıştır? Bu dönemin özelliği nedir?<br />
56- En önemli şehirleri Sayda,Biblos ve Sur olan, deniz ticaretinde önemli gelişmeler kaydeden ve M.Ö.800 yılında Asur egemenliğine giren devlet hangisidir?<br />
57- Yakut Türkleri ve Sakalar arasındaki ilişkiyi belirleyiniz?<br />
58- Bugünkü Askeri teşkilatın temellerini atan ilk Türk hükümdarı kimdir?<br />
59- İlkçağın sonu ve Ortaçağın başlangıcı olan olay nedir?<br />
60- Türk Devlet teşkilatında var olan İkili teşkilata bir örnek veriniz?<br />
61- Uygurların Mani dinini kabul etmeleri onları nasıl etkilemiştir?<br />
62- Kırgızların en meşhur destanı hangisidir?<br />
63- Orhun yazıtları kimler adına dikilmiştir?<br />
64- Göktürk Devletini kimler yıkmıştır?<br />
65- Orta Asya Türk Devletleri ile Çinliler arasındaki mücadelenin temel nedeni nedir?<br />
66- Yabgu ve Tigin nedir?<br />
67- Eski Türk Devlet yönetimindeki “KUT “ kavramını kısaca açıklayınız.<br />
68- Mete, Bilge Kül Kağan, Bumin Kağan, Mukan Kağan ve Bögü Kağan Bu kağanlar hangi Türk Devletlerinin Kağanlarıdır?<br />
69- Kaynak nedir? Çeşitlerini yazınız.<br />
70- Kitabeleri inceleyen, çözümleyen ve yorumlayan bilim dalı hangisidir?<br />
71- Türklerin kullandıkları takvimler içerisinde,yılbaşı Nevruz olan takvim hangisidir?<br />
72- Prehistorik Devirler (Tarih Öncesi Çağlar) hangi kısımlara ayrılır?<br />
73- Devirlerinin iki büyük medeniyeti olan Mısır ve Hititleri karşı karşıya getiren Kadeş Savaşı’nın sebebi nedir?<br />
74- Tarih biliminde ilk defa ilerlemeyi başlatan İyonyalı bilim adamı kimdir?<br />
75- Anadolu’da M.Ö.333’te Pers hakimiyetine son veren kimdir?<br />
76- İskender’in ölümünden sonra devleti parçalanmıştır.Buna göre Mısır’da hangi Krallık kurulmuştur?<br />
77- İskender İmparatorluğunun yıkılmasıyla Anadoluda kurulan krallıkların isimlerini yazınız.<br />
78- Kurucusu Hz.Davud olan ve bir süre sonra İsrail ve Yahudi Devleti olarak ikiye ayrılan devlet hangisidir?<br />
79- Tarihte önemli rol oynayan ilk Türk kavmine İranlılar hangi ismi vermişlerdir?<br />
80- Tarihte ilk defa bütün Türk boylarını bir bayrak altında toplayan Türk hükümdarı kimdir?<br />
81- Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasına sebep olan olay nedir?<br />
82- İkili Teşkilat nedir?<br />
83- Uygurlar Mani dinini hangi kağan zamanında kabul etmişlerdir?<br />
84- Sakaların en meşhur destanı hangisidir?<br />
85- Göktürk Abideleri kimler adına dikilmiştir?<br />
86- Ötüken Uygur Devletini kimler yıkmıştır?<br />
87- Türkmen kimlere denir?<br />
88- Yuğ ve Balbal nedir?<br />
89- Site, Nom, Polis şehir devletleri hangi devletlere aittir?<br />
90- Tuşpa ve Hattuşaş ilkçağlardaki hangi devletlere aittir?<br />
91- Ziggurat, Pankuş ve tavanna kavramlarının anlamlarını yazınız.<br />
92- Kral Yolu kimler tarafından inşa edilmiştir? Nereden nereye kadar uzanır?<br />
93- Anal(Yıllık), Megaron, Ziggurat kavramlarının anlamlarını açıklayınız?<br />
94- Ki-ok, Moyançur Kağan,Kapkan Kağan,Teoman ve Kutluk Kağan,bu kağanlar hangi Türk Devletlerinin kağanlarıdır?<br />
95- Eskiçağda Mezopotamya da kurulan devletlerin isimlerini yazınız.<br />
96- Eskiçağdaki Mısır Krallığı kaç tarihinde, kim tarafından kurulmuştur?<br />
97- Eskiçağda Anadolu ve Mezopotamya da pek çok devlet kurulmasına rağmen, Mısırda neden birden fazla devlet görülmez?<br />
98- Gordion ve Sard ilkçağlarda hangi devletlerin başkentliğini yapmışlardır?<br />
99- Lidyalıların hangi buluşları ticaretin gelişmesi yönünde büyük yarar sağlamıştır?<br />
100- Eski Yunan medeniyeti hangi topraklardan oluşur?<br />
101- Eskiçağda Fenikelilerin yaşadıkları yeri ve dünya medeniyetine en büyük katkılarını yazınız.<br />
102- Hellenistik dönem nasıl oluşmuştur? Açıklayınız.<br />
103- İbranilerin yaşadıkları bölgeyi ve dünya tarihindeki özelliklerini yazınız.<br />
104- Mısırda piramitler kimler adına, hangi amaçlarla yapılmışlardır?<br />
105- Hititler, Sümerler, Mısırlılar ve İyonyalılar hangi yazı çeşitlerini kullanmışlardır?<br />
106- Türklerin Orta Asya dan göç sebeplerinden 4 tanesini yazınız.<br />
107- Tarihte Türk adı ilk olarak nerede geçer?<br />
108- Eski Türk hükümdarları hangi ünvanları kullanırlardı.<br />
109- Kavimler Göçü ne demektir? Tarihini yazınız.<br />
110- Kavimler Göçünün sebeplerini yazınız.<br />
111- Mete han hangi sebeplerle Çin’i istila etmek yerine, bu ülkeyle anlaşmak zorunda kalmıştır.<br />
112- İlk Türk devletlerinin isimlerini yazınız.<br />
113- Kavimler Göçünün sonuçlarını yazınız.<br />
114- Türk ordu teşkilatını ilk kuran Türk hükümdarı kimdir ve bu teşkilat nasıldır açıklayınız.<br />
115- Günümüz ordularında da kullanılan ‘onlu sistem’i ilk kez hangi Türk hükümdarı bulmuştur?<br />
116- Türklerin anayurdunun sınırlarını yazınız.<br />
117- İlk Türk devletlerinde kaç çeşit mahkeme bulunuyordu? Kısaca açıklayınız.<br />
118- Uçmağ, Tamu ve Kam sözcüklerini açıklayınız.<br />
119- Uygur Devletinin kuruluş tarihini, kurucusunu ve başkentini yazınız.<br />
120- Uygur devletini diğer Orta Asaya da kurulan devletlerden en farklı özelliği nedir?<br />
121- Uygurların yerleşik hayata geçmelerinde etkili olan dinin adını yazınız.<br />
122- Uygur Devleti kaç tarihinde kimler tarafından yıkılmıştır?<br />
123- Türk toplulukları içinde Museviliği inanç olarak kabul eden ilk ve tek Türk topluluğunun adını yazınız.<br />
124- İstanbul’u kuşatan ilk Türk topluluğunun adını yazınız.<br />
125- İslamiyet’i kabul eden ilk Türk topluluğunun adını yazınız.<br />
126- İslamiyet öncesinde Türkler arasında görülen dinsel inanışlardan 5 tanesini yazınız.<br />
127- Bildiğimiz Türk devlet ve topluluklarından 10 tanesinin isimlerini yazınız.<br />
128- İslamiyet öncesi Türk devletlerinin en önemli gelir kaynağını oluşturan 2 ticaret yolunun adını yazınız.<br />
129- İslamiyet öncesi Türk Devletlerinde kullanılan 2 Türk alfabesinin adını yazınız.<br />
130- Hunlarla ilgili olarak,Çin kaynaklarında gördüğümüz ilk resmi belgenin adını tarihini yazınız<br />
131- Büyük Hun Devletinin kurucusunu, kuruluş tarihini ve başkentini yazınız.<br />
132- Orhun Yazıtları hangi yönüyle büyük önem taşır?<br />
133- Orhun kitabelerine göre;ilk Türk devletlerindeki toplum yapısı nasıl sıralanmaktaydı?<br />
134- Orta Asya Türk göçlerinin başlıca sebeplerini yazınız.<br />
135- Göçlerden sonra anayurtta kalanlar nereye yerleştirilmişlerdir?<br />
136- Tarihte göçebeliği bırakarak yerleşik hayata geçen ilk Türk Devletinin adını yazınız.<br />
137- I.Göktürk devleti kaç tarihinde,kim tarafından kurulmuştur? Başkentini yazınız.<br />
138- II.Göktürk devleti kaç tarihinde,kim tarafından kurulmuştur? Başkentini yazınız.<br />
139- II.Göktürk devleti kaç tarihinde, hangi Türk topluluklarının ayaklanması sonucunda yıkılmıştır?<br />
140- İlk Türk kitabeleri hangileridir?II.Göktürklere ait olanı kimler adına dikilmiştir?<br />
141- En eski Türk destanlarını yazarak, hangi devletlere ait olduklarını da belirtiniz.<br />
142- Atilla hangi devletin hükümdarıdır?Atilla’nın seferlerinin isimlerini yazınız.<br />
143- Türk devletlerinde devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı meclisin isimlerini yazınız.<br />
144- Çin Seddi(MÖ.214) hangi amaçla hangi devlet tarafından kurulmuştur?<br />
145- İslamiyet öncesi Türk Devletlerinde,hükümdarların ünvanlarından 5 tanesini yazınız.<br />
146- 1927, 659, 2427, 1453, 1517 rakamlarını Roma rakamına çeviriniz.<br />
147- İslamiyet’den önce Arap Yarımadasında kurulan devletlerin isimlerini yazınız.<br />
148- Hangi olaydan sonra Medine, İslamiyet’in merkezi olmuştur?<br />
149- Hz.Muhammed’in eğitime verdiği önemi hangi savaş sırasındaki hangi uygulamasından anlayabiliriz?<br />
150- Hudeybiye anlaşmasının Müslümanlar için en önemli yanı nedir?<br />
151- Aşağıdaki uygulamalar hangi halife dönemlerine aittir?<br />
a-Yalancı peygamberlerle mücadele<br />
b- Kudüs’ün alınması<br />
c- İlk kez Arabistan dışına fetihlerde bulunulması<br />
d-İslam dünyasının 3 guruba ayrılması<br />
a. Kıbrıs’ın fethi<br />
152- Halifelerin yönetime getirilmesi bakımından 4 halife devri ile Emeviler dönemini karşılaştırınız.<br />
153- Aşağıdaki yerlerin alınması ve savaşların yapılması hangi halifeler dönemine aittir?<br />
a- Kudüs’ün alınması :<br />
b- Ecnadeyn Savaşı :<br />
c- Sıffin Savaşı :<br />
d- Kıbrıs’ın alınması :<br />
e- Azerbaycan’ın alınması :<br />
154- Endülüs ismi nereye verilmiştir? Fetheden komutan kimdir?<br />
155- Puvatya Savaşının en önemli sonucu nedir?<br />
156- Avasım şehirleri hangi nedenle, hangi dönem kurulmuştur?<br />
157- Kerbela olayının önemini yazınız.<br />
158- Emevilerin kısa zamanda yıkılmasının sebeplerinden 3 tanesini yazınız.<br />
159- İlk Müslümanların isimlerini yazınız.<br />
160- Hendek Savaşının en önemli sonucunu yazınız.<br />
161- Aşağıdaki yerlerin alınması ve savaşların yapılması hangi halifeler dönemine aittir?<br />
162- Cemel Vakası…………………..<br />
163- Mısır’ın Fethi…………………….<br />
164- Nihavend Savaşı………………….<br />
165- Tunus’un Fethi……………………..<br />
166- Hakem Olayı………………………….<br />
167- İslam dünyasının en büyük medresesini kim, nerede kurmuştur?<br />
168- Talas Savaşının dünya kültür ve medeniyeti açısından sonucunu yazınız.<br />
169- Talas Savaşında Türklerin rolü ne olmuştur?<br />
170- Tolunoğulları ve İhşidlerin çok çabuk yıkılmasının sebebi nedir?<br />
171- Gazneli Mahmut’un Hindistana 17 sefer düzenlemesinin sebebini yazınız.<br />
172- Atabey ne demektir?<br />
173- Yassıçemen Savaşıyla hangi devlet sona ermiştir?<br />
174- Selahattin Eyyubinin hangi faaliyeti ona islam dünyasında büyük bir ün kazandırmıştır?<br />
175- İkta sistemi nedir?<br />
176- Aşağıdaki Savaşlar hangi devletlerle olmuştur? Karşılarına yazınız.<br />
a-Dandanekan Savaşı, Büyük Selçuklular ile………..<br />
b- Pasinler Savaşı, Büyük Selçuklular ile………………<br />
c- Katvan Savaşı, Büyük Selçuklular ile………………..<br />
d-Ayn-ı Calut Savaşı, Memlüklerle ile……………………..<br />
e-Hittin Savaşı, Eyyubiler ile……………………………….<br />
177- Aşağıdaki hükümdarlar hangi devletlere aittir?<br />
a-Melikşah…………………….<br />
b-Ebu Bekir Mehmet……………………………….<br />
c-Satuk Buğra Han……………………………..<br />
d-Sultan Mesut……………………………..<br />
e-Baybars………………………………….<br />
178- İslamiyetden önce Arabistanda kurulan devletlerin isimlerini yazınız.<br />
179- Hicretin sonuçlarını yazınız.<br />
180- Dört Halifenin isimlerini yazınız.<br />
181- Aşağıdaki savaşların adlarını yazınız.<br />
a-Büyük Selçuklular ve Bizans arasında(1071)………………………………<br />
b-Büyük Selçuklular – Bizans ve Gürcü kuvvetleri(1048)…………………..<br />
c-Büyük Selçuklular ve Gazneliler(1040)……………………………. ……<br />
d-Büyük Selçuklular ve Karahitaylar(1141)………………………….. ……<br />
182- Anadolu’yu yurt edinmeye yönelik ilk Türk akınları hangi devlet tarafından hangi hükümdar zamanında başlatılmıştır?<br />
183- Anadolu’nun fethi sırasında kurulan ilk Türk devlet veya büyüklerinden 5’inin adını yazınız.<br />
184- Danişmendliler Beyliği kaç tarihinde, kim tarafından, nerede kurulmuştur?<br />
185- Saltuklular Beyliği kaç tarihinde, kim tarafından, nerede kurulmuştur?<br />
186- Mengücekler Beyliği kaç tarihinde, kim tarafından, nerede kurulmuştur?<br />
187- Artuklular Beyliği kaç tarihinde, kim tarafından, nerede kurulmuştur?<br />
188- Çaka Bey’in Türk tarihindeki önemini açıklayınız.<br />
189- Türkiye tarihi kaç tarihinde, hangi olayla başlamıştır?<br />
190- Türkiye tarihini kaç bölümde inceliyoruz? İsimlerini yazınız.<br />
191- Türkiye Selçukluları Devleti kaç tarihinde, kim tarafından kurulmuştur?<br />
192- Türkiye Selçukluları Devletinin jeneolojisini şematik olarak gösteriniz.<br />
193- Miryakefalon Savaşı kaç tarihinde, kimler arasında yapılmıştır? Bu savaşım Türkiye tarihi için önemini belirtiniz.<br />
194- Anadolu’nun bir Türk yurdu olduğunu bütün dünyaya ispatlayan savaşın adını ve tarihini yazınız.<br />
195- Haçlı Seferleri ne demektir?<br />
196- Haçlı Sefelerinin sebeplerinden 5 tanesini yazınız.<br />
197- 4.Haçlı Seferinin tarihini ve diğerlerinden farkını belirtiniz.<br />
198- Haçlı Seferlerinin başlama-bitiş tarihlerini yazarak toplam kaç sefer düzenlendiğini belirtiniz.<br />
199- Haçlı Seferlerinin Türk ve dünya tarihi için önemli sonuçlarından 5 tanesini yazınız.<br />
200- Yasıçemen Savaşı, kaç tarihinde,hangi devletler arasında yapılmıştır?Sonucunu yazınız.<br />
201- Türkiye Selçuklu Devleti en parlak dönemlerini hangi hükümdarları döneminde yaşamıştır?<br />
202- Türkmenler tarafından Elbistan, Malatya, Sivas ve Amasya taraflarında çıkarılan ve Türkiye Selçukluları Devletinin zayıflamasına yol açan ayaklanmanın adını ve tarihini yazınız.<br />
203- Baba İshak Ayaklanmasının tarihini ve Türkiye Selçukluları için sonucunu yazınız.<br />
204- Türkiye Selçukluları Devletinin Moğol egemenliğine girmesine yol açan savaşın adını ve tarihini yazınız.<br />
205- Kösedağ Savaşı, kaç tarihinde, kimler arasında olmuştur? Anadolu için sonucunu yazınız.<br />
206- Türkiye Selçuklularıve Anadolu,kaç tarihinde,hangiMoğol devletinin hakimiyetine girmiştir?<br />
207- Türkiye Selçuklu Devletinin kuruluş-yıkılış tarihleri ile ilk-son sultanlarının adlarını yazınız.<br />
208- Uc Beyi kimlere denir? Uc Beylerinin başlıca görevleri ve sorumlulukları nelerdir?<br />
209- Kösedağ Savaşından sonra Anadolu’da kurulan Türk Beyliklerinden 10’unun adını yazınız.<br />
210- İlk Selçuklu deniz kuvveti hangi hükümdar zamanında oluşturulmuştur?<br />
211- Tarihte Anadolu’ya ilk Türk akınları,hangi Türk devleti döneminde gerçekleştirilmiştir?<br />
212- Haçlı Seferlerinin Türkiye Selçukluları Devleti için olumsuz sonuçlarını yazınız.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #808000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1- Tarih ne demektir?<br />
2- Tarihi hikayeden ayırarak bilimsellik kazandıran özellikleri nelerdir?<br />
3- Tarih biliminin diğer bilimlerden farkını yazınız?<br />
4- Tarih biliminin temel konusu nedir?<br />
 Geçmiş zamanda yaşayan insan topluluklarının her türlü faaliyetidir.<br />
5- Tarih biliminin yöntemini açıklayınız?<br />
3- Tarih biliminin tanımı yapılırken hangi özellikleri kesinlikle bulunmalıdır?<br />
4- Tarihte kaynak ne demektir? I. ve II.elden kaynakları örneklerle açıklayın?<br />
5- Tarihi kaç şekilde sınıflandırıyoruz? Örneklerle açıklayınız?<br />
6- Zamana kaç şekilde sınıflandırıyoruz? Örneklerle açıklayınız?<br />
7- Konuya kaç şekilde sınıflandırıyoruz? Örneklerle açıklayınız?<br />
8- Tarihi sınıflandırmanın temel amacı nedir?<br />
9- Günümüzdeki Amasra ilçemizin eski adının “ Paflogonya” olduğunu bulan bir tarihçi hangi yardımcı bilim dalını kullanmıştır?<br />
10- Bir tarihçi olarak araştırdığınız tarihi bir konuda eldeki kaynakları kullanmak için hangi yöntemleri kullanırdınız? Bu yöntemleri kullanım sırasına göre sıralayınız.<br />
11- …………………bilim dalını tarihe yardımcı olması yönünden açıklayınız.<br />
12- Tarih öncesi devirlerle ilgili olarak faydalanabileceğimiz yrdcı bilim dallarına 5 örnek yazınız.<br />
13- Tarih devirleriyle ilgili olarak faydalanabileceğimiz yardımcı bilim dallarına 5 örnek yazınız.<br />
14- Takvim ne denektir? Tarihte ilk kez kimler kullanmışlardır?<br />
15- Takvimlerde bir yıl olarak hangi sistemler kullanılır? Bunlar neye göre hesaplanır?<br />
16- Tarihte yazıyı ilk kez kimler bulmuştur?Anadoluya yazıyı kimler getirmiştir?Bu yazılı belgeler nerede bulunmuştur?<br />
17- Türklerin tarih boyunca kullandıkları takvimlerin isimlerini yazınız?<br />
18- Güneş yılı esaslı takvim ile ay yılı esaslı takvim arasında iki temel farkı belirtiniz.<br />
19- Miladi takvime göre 29 Ocak 2004 tarihi, Rumi takvime göre hangi tarihtir?<br />
20- Hicri 857 Miladi hangi yıla tekabül etmektedir?Çıkan sonuç size neyi hatırlatıyor?<br />
21- Rumi takvime göre ……..yılı, miladi takvime göre hangi yıldır?<br />
22- Hicri……yılını, miladi takvime çeviriniz?<br />
23- Hicri takvimin özelliklerinden 2 tanesini yazınız.<br />
24- Hicri takvim ile Miladi takvim arasındaki farkları yazınız.<br />
25- Miladi……yılını, hicri takvime çeviriniz?<br />
26- Miladi takvimin özelliklerinden 2 tanesini yazınız.<br />
27- Miladi takvimin kullanılmasına ülkemizde niçin ihtiyaç duyulmuştur?<br />
28- M.Ö.3500 yılında yazının bulunmasından günümüze kadar kaç yıl geçmiştir?<br />
29- 18.yüzyılın 2.yarısı ile ilgili bir tarih yazınız?<br />
30- …….tarihinin yüzyıl olarak okunuşunu yazınız.<br />
31- Tarih öncesi devirleri şematik olarak yazınız.<br />
32- Tarih devirlerini şematik olarak yazınız.<br />
33- Türkiyenin tarih öncesi devirlerini aydınlatan merkezlerden 5 tanesinin adını ve yerini yazınız.<br />
34- Türklerin tarih boyunca kullandıkları alfabeleri yazınız.<br />
35- Türk devletlerinin zayıflayıp parçalanmasında hükümdarlık anlayışının etkisini açıklayınız.<br />
36- MÖ.2.binden MÖ.6.yüzyıla kadar Türkiye topraklarında kurulan devletlerin isimlerini yazınız.<br />
37- Tarihte ilk yazılı anlaşmasının adını, tarihini ve hangi devletler arasında imzalandığını yazınız.<br />
38- İyonya neresidir?başlıca İyon devletlerinin isimlerini yazınız.<br />
39- Kendi adlarına para bastıran ilk Türk toplumu kimlerdir?<br />
40- Hititler, Sümerler, Mısırlar ve İyonyalılar hangi yazı çeşitlerini kullanmışlardır?<br />
41- MÖ.6.yy’dan MS.11 yy’a kadar Türk topraklarında egemen olan devletlerin isimlerini yazınız.<br />
42- Bizans İmparatorluğundan kalma yurdumuzdaki eserlerin en önemlilerinden 4 tanesini yazınız<br />
43- Roma İmparatorluğundan kalma yurdumuzdaki eserlerin en önemlilerinden 4 tanesini yazınız.<br />
40- Mezopotamya neresidir?<br />
41- ——–Aşağıdaki ifadelerin doğru ya da yanlış olduklarını karşılarına yazınız.——-<br />
a- Resim sanatının doğuşunu Taş devrine kadar uzatmak mümkündür. ( )<br />
b- Türkiye topraklarında ilk insanların izleri Karadeniz bölgesinde bulunmuştur. ( )<br />
c- Gordion , Hititlerin merkezidir. ( )<br />
d- Ensi , patesi, lugal ve lugal kalma Sümerlerde Rahip krallara verilen ünvanlardır.( )<br />
e- İlk sistemli hukuk kanunları Asurlar tarafından yapılmıştır. ( )<br />
42- Mısır Medeniyetinde mumya ile tıp arasında nasıl bir ilişki olmuştur?<br />
43- Türk adı üzerine ileri sürülen görüşlerden bir tanesini belirtiniz.<br />
44- Orta-Asya ( Türkistan ) ‘nın kuzey ve güneyinde ne yer alır?<br />
45- Alper Tunga hangi Türk boyuna ait bir kahramandır?<br />
46- ———–Aşağıda verilen Türk Hükümdarları hangi Türk Devletleri ile bağlantılıdır?<br />
a- Bumin Kağan ……………………………………<br />
b- Kutluk Kağan ……………………………………<br />
c- Metehan …………………………………………<br />
d- Kutluk Bilge Kül Kağan …………………………<br />
47- Tarih öncesi dönemler ile Tarihi dönemleri birbirinden ayıran en önemli fark nedir?<br />
48- Toplumların örf, adet ve geleneklerini inceleyen bilim dalı hangisidir?<br />
49- Türklerin kullandıkları takvimler arasında yer alan Gregoryen takvimi de denilen takvim hangisidir?<br />
50- Antalya Beldibi,Ankara Macunçay ve Samsun Tekkeköy Anadolu’nun hangi dönemlerinde yerleşim yeri olmuşlardır?<br />
51- Tarihte ilk defa deniz ticaret kolonileri kuran medeniyet kimlerdir?<br />
52- Tıp ilminde ilk defa ilerlemeyi başlatan İyonyalı bilim adamı kimdir?<br />
53- Büyük İskender tahta çıktığı zaman ilk amacı neydi?<br />
54- Büyük İskender öldüğü zaman devleti parçalanmıştır.Buna göre Makedonya’da hangi Krallık kurulmuştur?<br />
55- Büyük İskender’in Anadolu’yu fethi ile hangi dönem başlamıştır? Bu dönemin özelliği nedir?<br />
56- En önemli şehirleri Sayda,Biblos ve Sur olan, deniz ticaretinde önemli gelişmeler kaydeden ve M.Ö.800 yılında Asur egemenliğine giren devlet hangisidir?<br />
57- Yakut Türkleri ve Sakalar arasındaki ilişkiyi belirleyiniz?<br />
58- Bugünkü Askeri teşkilatın temellerini atan ilk Türk hükümdarı kimdir?<br />
59- İlkçağın sonu ve Ortaçağın başlangıcı olan olay nedir?<br />
60- Türk Devlet teşkilatında var olan İkili teşkilata bir örnek veriniz?<br />
61- Uygurların Mani dinini kabul etmeleri onları nasıl etkilemiştir?<br />
62- Kırgızların en meşhur destanı hangisidir?<br />
63- Orhun yazıtları kimler adına dikilmiştir?<br />
64- Göktürk Devletini kimler yıkmıştır?<br />
65- Orta Asya Türk Devletleri ile Çinliler arasındaki mücadelenin temel nedeni nedir?<br />
66- Yabgu ve Tigin nedir?<br />
67- Eski Türk Devlet yönetimindeki “KUT “ kavramını kısaca açıklayınız.<br />
68- Mete, Bilge Kül Kağan, Bumin Kağan, Mukan Kağan ve Bögü Kağan Bu kağanlar hangi Türk Devletlerinin Kağanlarıdır?<br />
69- Kaynak nedir? Çeşitlerini yazınız.<br />
70- Kitabeleri inceleyen, çözümleyen ve yorumlayan bilim dalı hangisidir?<br />
71- Türklerin kullandıkları takvimler içerisinde,yılbaşı Nevruz olan takvim hangisidir?<br />
72- Prehistorik Devirler (Tarih Öncesi Çağlar) hangi kısımlara ayrılır?<br />
73- Devirlerinin iki büyük medeniyeti olan Mısır ve Hititleri karşı karşıya getiren Kadeş Savaşı’nın sebebi nedir?<br />
74- Tarih biliminde ilk defa ilerlemeyi başlatan İyonyalı bilim adamı kimdir?<br />
75- Anadolu’da M.Ö.333’te Pers hakimiyetine son veren kimdir?<br />
76- İskender’in ölümünden sonra devleti parçalanmıştır.Buna göre Mısır’da hangi Krallık kurulmuştur?<br />
77- İskender İmparatorluğunun yıkılmasıyla Anadoluda kurulan krallıkların isimlerini yazınız.<br />
78- Kurucusu Hz.Davud olan ve bir süre sonra İsrail ve Yahudi Devleti olarak ikiye ayrılan devlet hangisidir?<br />
79- Tarihte önemli rol oynayan ilk Türk kavmine İranlılar hangi ismi vermişlerdir?<br />
80- Tarihte ilk defa bütün Türk boylarını bir bayrak altında toplayan Türk hükümdarı kimdir?<br />
81- Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasına sebep olan olay nedir?<br />
82- İkili Teşkilat nedir?<br />
83- Uygurlar Mani dinini hangi kağan zamanında kabul etmişlerdir?<br />
84- Sakaların en meşhur destanı hangisidir?<br />
85- Göktürk Abideleri kimler adına dikilmiştir?<br />
86- Ötüken Uygur Devletini kimler yıkmıştır?<br />
87- Türkmen kimlere denir?<br />
88- Yuğ ve Balbal nedir?<br />
89- Site, Nom, Polis şehir devletleri hangi devletlere aittir?<br />
90- Tuşpa ve Hattuşaş ilkçağlardaki hangi devletlere aittir?<br />
91- Ziggurat, Pankuş ve tavanna kavramlarının anlamlarını yazınız.<br />
92- Kral Yolu kimler tarafından inşa edilmiştir? Nereden nereye kadar uzanır?<br />
93- Anal(Yıllık), Megaron, Ziggurat kavramlarının anlamlarını açıklayınız?<br />
94- Ki-ok, Moyançur Kağan,Kapkan Kağan,Teoman ve Kutluk Kağan,bu kağanlar hangi Türk Devletlerinin kağanlarıdır?<br />
95- Eskiçağda Mezopotamya da kurulan devletlerin isimlerini yazınız.<br />
96- Eskiçağdaki Mısır Krallığı kaç tarihinde, kim tarafından kurulmuştur?<br />
97- Eskiçağda Anadolu ve Mezopotamya da pek çok devlet kurulmasına rağmen, Mısırda neden birden fazla devlet görülmez?<br />
98- Gordion ve Sard ilkçağlarda hangi devletlerin başkentliğini yapmışlardır?<br />
99- Lidyalıların hangi buluşları ticaretin gelişmesi yönünde büyük yarar sağlamıştır?<br />
100- Eski Yunan medeniyeti hangi topraklardan oluşur?<br />
101- Eskiçağda Fenikelilerin yaşadıkları yeri ve dünya medeniyetine en büyük katkılarını yazınız.<br />
102- Hellenistik dönem nasıl oluşmuştur? Açıklayınız.<br />
103- İbranilerin yaşadıkları bölgeyi ve dünya tarihindeki özelliklerini yazınız.<br />
104- Mısırda piramitler kimler adına, hangi amaçlarla yapılmışlardır?<br />
105- Hititler, Sümerler, Mısırlılar ve İyonyalılar hangi yazı çeşitlerini kullanmışlardır?<br />
106- Türklerin Orta Asya dan göç sebeplerinden 4 tanesini yazınız.<br />
107- Tarihte Türk adı ilk olarak nerede geçer?<br />
108- Eski Türk hükümdarları hangi ünvanları kullanırlardı.<br />
109- Kavimler Göçü ne demektir? Tarihini yazınız.<br />
110- Kavimler Göçünün sebeplerini yazınız.<br />
111- Mete han hangi sebeplerle Çin’i istila etmek yerine, bu ülkeyle anlaşmak zorunda kalmıştır.<br />
112- İlk Türk devletlerinin isimlerini yazınız.<br />
113- Kavimler Göçünün sonuçlarını yazınız.<br />
114- Türk ordu teşkilatını ilk kuran Türk hükümdarı kimdir ve bu teşkilat nasıldır açıklayınız.<br />
115- Günümüz ordularında da kullanılan ‘onlu sistem’i ilk kez hangi Türk hükümdarı bulmuştur?<br />
116- Türklerin anayurdunun sınırlarını yazınız.<br />
117- İlk Türk devletlerinde kaç çeşit mahkeme bulunuyordu? Kısaca açıklayınız.<br />
118- Uçmağ, Tamu ve Kam sözcüklerini açıklayınız.<br />
119- Uygur Devletinin kuruluş tarihini, kurucusunu ve başkentini yazınız.<br />
120- Uygur devletini diğer Orta Asaya da kurulan devletlerden en farklı özelliği nedir?<br />
121- Uygurların yerleşik hayata geçmelerinde etkili olan dinin adını yazınız.<br />
122- Uygur Devleti kaç tarihinde kimler tarafından yıkılmıştır?<br />
123- Türk toplulukları içinde Museviliği inanç olarak kabul eden ilk ve tek Türk topluluğunun adını yazınız.<br />
124- İstanbul’u kuşatan ilk Türk topluluğunun adını yazınız.<br />
125- İslamiyet’i kabul eden ilk Türk topluluğunun adını yazınız.<br />
126- İslamiyet öncesinde Türkler arasında görülen dinsel inanışlardan 5 tanesini yazınız.<br />
127- Bildiğimiz Türk devlet ve topluluklarından 10 tanesinin isimlerini yazınız.<br />
128- İslamiyet öncesi Türk devletlerinin en önemli gelir kaynağını oluşturan 2 ticaret yolunun adını yazınız.<br />
129- İslamiyet öncesi Türk Devletlerinde kullanılan 2 Türk alfabesinin adını yazınız.<br />
130- Hunlarla ilgili olarak,Çin kaynaklarında gördüğümüz ilk resmi belgenin adını tarihini yazınız<br />
131- Büyük Hun Devletinin kurucusunu, kuruluş tarihini ve başkentini yazınız.<br />
132- Orhun Yazıtları hangi yönüyle büyük önem taşır?<br />
133- Orhun kitabelerine göre;ilk Türk devletlerindeki toplum yapısı nasıl sıralanmaktaydı?<br />
134- Orta Asya Türk göçlerinin başlıca sebeplerini yazınız.<br />
135- Göçlerden sonra anayurtta kalanlar nereye yerleştirilmişlerdir?<br />
136- Tarihte göçebeliği bırakarak yerleşik hayata geçen ilk Türk Devletinin adını yazınız.<br />
137- I.Göktürk devleti kaç tarihinde,kim tarafından kurulmuştur? Başkentini yazınız.<br />
138- II.Göktürk devleti kaç tarihinde,kim tarafından kurulmuştur? Başkentini yazınız.<br />
139- II.Göktürk devleti kaç tarihinde, hangi Türk topluluklarının ayaklanması sonucunda yıkılmıştır?<br />
140- İlk Türk kitabeleri hangileridir?II.Göktürklere ait olanı kimler adına dikilmiştir?<br />
141- En eski Türk destanlarını yazarak, hangi devletlere ait olduklarını da belirtiniz.<br />
142- Atilla hangi devletin hükümdarıdır?Atilla’nın seferlerinin isimlerini yazınız.<br />
143- Türk devletlerinde devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı meclisin isimlerini yazınız.<br />
144- Çin Seddi(MÖ.214) hangi amaçla hangi devlet tarafından kurulmuştur?<br />
145- İslamiyet öncesi Türk Devletlerinde,hükümdarların ünvanlarından 5 tanesini yazınız.<br />
146- 1927, 659, 2427, 1453, 1517 rakamlarını Roma rakamına çeviriniz.<br />
147- İslamiyet’den önce Arap Yarımadasında kurulan devletlerin isimlerini yazınız.<br />
148- Hangi olaydan sonra Medine, İslamiyet’in merkezi olmuştur?<br />
149- Hz.Muhammed’in eğitime verdiği önemi hangi savaş sırasındaki hangi uygulamasından anlayabiliriz?<br />
150- Hudeybiye anlaşmasının Müslümanlar için en önemli yanı nedir?<br />
151- Aşağıdaki uygulamalar hangi halife dönemlerine aittir?<br />
a-Yalancı peygamberlerle mücadele<br />
b- Kudüs’ün alınması<br />
c- İlk kez Arabistan dışına fetihlerde bulunulması<br />
d-İslam dünyasının 3 guruba ayrılması<br />
a. Kıbrıs’ın fethi<br />
152- Halifelerin yönetime getirilmesi bakımından 4 halife devri ile Emeviler dönemini karşılaştırınız.<br />
153- Aşağıdaki yerlerin alınması ve savaşların yapılması hangi halifeler dönemine aittir?<br />
a- Kudüs’ün alınması :<br />
b- Ecnadeyn Savaşı :<br />
c- Sıffin Savaşı :<br />
d- Kıbrıs’ın alınması :<br />
e- Azerbaycan’ın alınması :<br />
154- Endülüs ismi nereye verilmiştir? Fetheden komutan kimdir?<br />
155- Puvatya Savaşının en önemli sonucu nedir?<br />
156- Avasım şehirleri hangi nedenle, hangi dönem kurulmuştur?<br />
157- Kerbela olayının önemini yazınız.<br />
158- Emevilerin kısa zamanda yıkılmasının sebeplerinden 3 tanesini yazınız.<br />
159- İlk Müslümanların isimlerini yazınız.<br />
160- Hendek Savaşının en önemli sonucunu yazınız.<br />
161- Aşağıdaki yerlerin alınması ve savaşların yapılması hangi halifeler dönemine aittir?<br />
162- Cemel Vakası…………………..<br />
163- Mısır’ın Fethi…………………….<br />
164- Nihavend Savaşı………………….<br />
165- Tunus’un Fethi……………………..<br />
166- Hakem Olayı………………………….<br />
167- İslam dünyasının en büyük medresesini kim, nerede kurmuştur?<br />
168- Talas Savaşının dünya kültür ve medeniyeti açısından sonucunu yazınız.<br />
169- Talas Savaşında Türklerin rolü ne olmuştur?<br />
170- Tolunoğulları ve İhşidlerin çok çabuk yıkılmasının sebebi nedir?<br />
171- Gazneli Mahmut’un Hindistana 17 sefer düzenlemesinin sebebini yazınız.<br />
172- Atabey ne demektir?<br />
173- Yassıçemen Savaşıyla hangi devlet sona ermiştir?<br />
174- Selahattin Eyyubinin hangi faaliyeti ona islam dünyasında büyük bir ün kazandırmıştır?<br />
175- İkta sistemi nedir?<br />
176- Aşağıdaki Savaşlar hangi devletlerle olmuştur? Karşılarına yazınız.<br />
a-Dandanekan Savaşı, Büyük Selçuklular ile………..<br />
b- Pasinler Savaşı, Büyük Selçuklular ile………………<br />
c- Katvan Savaşı, Büyük Selçuklular ile………………..<br />
d-Ayn-ı Calut Savaşı, Memlüklerle ile……………………..<br />
e-Hittin Savaşı, Eyyubiler ile……………………………….<br />
177- Aşağıdaki hükümdarlar hangi devletlere aittir?<br />
a-Melikşah…………………….<br />
b-Ebu Bekir Mehmet……………………………….<br />
c-Satuk Buğra Han……………………………..<br />
d-Sultan Mesut……………………………..<br />
e-Baybars………………………………….<br />
178- İslamiyetden önce Arabistanda kurulan devletlerin isimlerini yazınız.<br />
179- Hicretin sonuçlarını yazınız.<br />
180- Dört Halifenin isimlerini yazınız.<br />
181- Aşağıdaki savaşların adlarını yazınız.<br />
a-Büyük Selçuklular ve Bizans arasında(1071)………………………………<br />
b-Büyük Selçuklular – Bizans ve Gürcü kuvvetleri(1048)…………………..<br />
c-Büyük Selçuklular ve Gazneliler(1040)……………………………. ……<br />
d-Büyük Selçuklular ve Karahitaylar(1141)………………………….. ……<br />
182- Anadolu’yu yurt edinmeye yönelik ilk Türk akınları hangi devlet tarafından hangi hükümdar zamanında başlatılmıştır?<br />
183- Anadolu’nun fethi sırasında kurulan ilk Türk devlet veya büyüklerinden 5’inin adını yazınız.<br />
184- Danişmendliler Beyliği kaç tarihinde, kim tarafından, nerede kurulmuştur?<br />
185- Saltuklular Beyliği kaç tarihinde, kim tarafından, nerede kurulmuştur?<br />
186- Mengücekler Beyliği kaç tarihinde, kim tarafından, nerede kurulmuştur?<br />
187- Artuklular Beyliği kaç tarihinde, kim tarafından, nerede kurulmuştur?<br />
188- Çaka Bey’in Türk tarihindeki önemini açıklayınız.<br />
189- Türkiye tarihi kaç tarihinde, hangi olayla başlamıştır?<br />
190- Türkiye tarihini kaç bölümde inceliyoruz? İsimlerini yazınız.<br />
191- Türkiye Selçukluları Devleti kaç tarihinde, kim tarafından kurulmuştur?<br />
192- Türkiye Selçukluları Devletinin jeneolojisini şematik olarak gösteriniz.<br />
193- Miryakefalon Savaşı kaç tarihinde, kimler arasında yapılmıştır? Bu savaşım Türkiye tarihi için önemini belirtiniz.<br />
194- Anadolu’nun bir Türk yurdu olduğunu bütün dünyaya ispatlayan savaşın adını ve tarihini yazınız.<br />
195- Haçlı Seferleri ne demektir?<br />
196- Haçlı Sefelerinin sebeplerinden 5 tanesini yazınız.<br />
197- 4.Haçlı Seferinin tarihini ve diğerlerinden farkını belirtiniz.<br />
198- Haçlı Seferlerinin başlama-bitiş tarihlerini yazarak toplam kaç sefer düzenlendiğini belirtiniz.<br />
199- Haçlı Seferlerinin Türk ve dünya tarihi için önemli sonuçlarından 5 tanesini yazınız.<br />
200- Yasıçemen Savaşı, kaç tarihinde,hangi devletler arasında yapılmıştır?Sonucunu yazınız.<br />
201- Türkiye Selçuklu Devleti en parlak dönemlerini hangi hükümdarları döneminde yaşamıştır?<br />
202- Türkmenler tarafından Elbistan, Malatya, Sivas ve Amasya taraflarında çıkarılan ve Türkiye Selçukluları Devletinin zayıflamasına yol açan ayaklanmanın adını ve tarihini yazınız.<br />
203- Baba İshak Ayaklanmasının tarihini ve Türkiye Selçukluları için sonucunu yazınız.<br />
204- Türkiye Selçukluları Devletinin Moğol egemenliğine girmesine yol açan savaşın adını ve tarihini yazınız.<br />
205- Kösedağ Savaşı, kaç tarihinde, kimler arasında olmuştur? Anadolu için sonucunu yazınız.<br />
206- Türkiye Selçuklularıve Anadolu,kaç tarihinde,hangiMoğol devletinin hakimiyetine girmiştir?<br />
207- Türkiye Selçuklu Devletinin kuruluş-yıkılış tarihleri ile ilk-son sultanlarının adlarını yazınız.<br />
208- Uc Beyi kimlere denir? Uc Beylerinin başlıca görevleri ve sorumlulukları nelerdir?<br />
209- Kösedağ Savaşından sonra Anadolu’da kurulan Türk Beyliklerinden 10’unun adını yazınız.<br />
210- İlk Selçuklu deniz kuvveti hangi hükümdar zamanında oluşturulmuştur?<br />
211- Tarihte Anadolu’ya ilk Türk akınları,hangi Türk devleti döneminde gerçekleştirilmiştir?<br />
212- Haçlı Seferlerinin Türkiye Selçukluları Devleti için olumsuz sonuçlarını yazınız.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yakın Tarih-HOCALI KATLİAMI-]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-yakin-tarih-hocali-katliami</link>
			<pubDate>Sat, 25 Apr 2009 12:26:05 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=11548">EFE-TURAN</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-yakin-tarih-hocali-katliami</guid>
			<description><![CDATA[HOCALI KATLİAMI<br />
1991 yılında Azerbaycan Parlamentosu&#8217;nun halktan gelen baskılar karşısında Dağlık Karabağ&#8217;ın özerk bölge statüsünü ilga etmesine karşılık Dağlık Karabağ Parlamentosu bir referandum düzenleyerek cevap vermiştir. Çoğunluğu Ermenilerin oluşturduğu bölgede referandum sonucunda Dağlık Karabağ Parlamentosu bağımsızlığını ilan etmiştir. 1992&#8217;de Sovyet birlikleri de bölgeden çekilmiştir. <br />
<br />
Hocalı&#8217;da gerçekleştirilen katliama giden süreçte, Ermenileri Rusların desteklediği yönünde ciddi bulgular bulunmaktadır. Ermeni gönüllülerden oluşan silahlı gruplar Karabağ&#8217;a yerleştirilmiştir. Ardından Gorbaçov, 25 Temmuz 1990&#8217;da yayımladığı bir kanun ile SSR (Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti) kanunları dahilinde olmayan silahlı grupların kurulmasını yasaklamış ve kanunsuz olarak saklanan silahlara el konulmasını sağlamıştır. Bu kanunla birlikte Azerbaycan&#8217;ın bütün bölgelerinde av silahları da dahil olmak üzere silahlar toplanmış, Dağlık Karabağ&#8217;da ise bu görev Rus askerleri tarafından yerine getirilmiştir. 1990 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Ermeniler saldırılarını doğrudan Azerilere yöneltmeye başlamışlar, otobüs baskınları, yol kesme gibi terör eylemlerine kalkışmışlardır. 1990 yılı başlarında yaklaşık 186 bin Azeri, Ermenistan&#8217;dan Azerbaycan&#8217;a gitmeye zorlanmıştır. Ekim 1991&#8217;de ilk Azeri köyü Ermenilerce ele geçirilmiştir. Hocalı Katliamı, Rus askerlerinin desteğiyle 25&#8211;26 Şubat 1992&#8217;de Hocalı&#8217;ya ulaşan Ermeni kuvvetlerince gerçekleştirilmiştir. Rusya olaylarla ilgisinin olmadığını iddia etse de, Rus ordusuna ait 366. alayın 1991&#8217;in sonbaharından beri Ermenilerin safında savaştığı, alaydan kaçan dört askerce doğrulanmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
10 bin nüfuslu Hocalı&#8217;da olaylar sırasında yaklaşık 3.000 Azeri bulunmaktaydı. Saldırıda ölenler hakkında verilen resmi rakam 613 kişi olmakla birlikte, katledilen toplam Azeri sayısının 1.300 kişi olduğu söylenmektedir. Saldırılar sırasında Hocalı&#8217;da yaşayan Ahıska Türkleri de evlerinde yakılarak öldürülmüştür. Kadın, çocuk ve yaşlılar da dahil olmak üzere siviller katledilmiştir. Katliamın ilk gecesinde sekiz aile bütün fertleriyle öldürülmüş, 700&#8217;den fazla çocuk anne ya da babasını kaybetmiştir. Yaralılar ise 1.000&#8217;in üzerindedir. Katliama tanık olan bir gazeteci, yaşananları şu şekilde aktarmaktadır: <br />
<br />
&#8220;Dağlık Karabağ&#8217;ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türk&#8217;ünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Azerbaycan yönetimi ve Cumhurbaşkanı Ayaz Mütellibov, olayı dört gün boyunca kamuoyundan gizlemeye çalıştılar. Bütün Azerbaycan şok olmuştu. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam&#8217;a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti.&#8221;<br />
Gelişmelere seyirci kalan BM ve Batılı devletler, Ermenilerin yaptıkları katliamlara ve işgal hareketlerine ciddi bir tepki göstermemişlerdir. Ermenilerin Mayıs 1992&#8217;de Nahçıvan&#8217;a saldırmalarından sonra Türkiye 1921 Kars Anlaşması çerçevesinde bölgeyi korumak için askerî müdahalede bulunabileceğini açıklamıştır. Uluslararası toplum, ancak Ermenilerin nüfusu 60 binden fazla olan Kelbecer&#8217;e saldırmasıyla harekete geçti. BMGK, 822 sayılı kararı ile Ermeni kuvvetlerinin işgal altındaki topraklardan çekilmesini istedi, ancak bu sonuç vermedi. Kararın ardından AGİT bünyesinde arabuluculuk çalışmaları başlatıldı. <br />
<br />
1994 yılında iki taraf arasında ateşkes ilan edilmiştir. Savaş sonrası çözüme kavuşturulamayan bir diğer sorun da, ülke içerisinde yerinden edilen ya da sığınmacı durumuna düşen bir milyon civarı Azeri&#8217;dir. Bunların büyük bir çoğunluğu Azerbaycan sınırları dahilinde yaşamaktadırlar. Azerbaycan nüfusunun %10&#8217;undan fazlası ülke içinde yerinden edilmiş sığınmacılardan oluşmaktadır ki bu, kişi başına dünyada yerinden edilmiş en büyük nüfus hareketlerinden biri anlamına gelmektedir. Bu insanlar hâlâ Ermenilerce işgal edilen topraklarda bulunan evlerine geri dönmeyi beklemektedirler. Azerbaycan Cumhuriyeti&#8217;nde yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan veya başka ülkelerden Azerbaycan&#8217;a gelen Azerbaycan vatandaşları, Azerbaycan hükümeti tarafından &#8220;göçkün&#8221; olarak adlandırılmaktadır. Sorunlarına hâlâ kalıcı çözümler bulunamayan göçkünler; mesken, iş, yiyecek, sağlık, eğitim ve can güvenliği gibi birçok sorunla karşı karşıyadırlar. Bu kişiler Bakü ve çevresinde, zor koşullar altında çadırlarda, barakalarda, okul ve yurtlarda, pansiyonlarda, dükkanlarda, yük vagonlarında, hatta yol kenarlarında yaşam mücadelesi vermektedirler.<br />
<img src="http://img21.imageshack.us/img21/8863/hocali11wc11m.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: hocali11wc11m.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="http://img21.imageshack.us/img21/2972/hocali14sz11k.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: hocali14sz11k.jpg]" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[HOCALI KATLİAMI<br />
1991 yılında Azerbaycan Parlamentosu&#8217;nun halktan gelen baskılar karşısında Dağlık Karabağ&#8217;ın özerk bölge statüsünü ilga etmesine karşılık Dağlık Karabağ Parlamentosu bir referandum düzenleyerek cevap vermiştir. Çoğunluğu Ermenilerin oluşturduğu bölgede referandum sonucunda Dağlık Karabağ Parlamentosu bağımsızlığını ilan etmiştir. 1992&#8217;de Sovyet birlikleri de bölgeden çekilmiştir. <br />
<br />
Hocalı&#8217;da gerçekleştirilen katliama giden süreçte, Ermenileri Rusların desteklediği yönünde ciddi bulgular bulunmaktadır. Ermeni gönüllülerden oluşan silahlı gruplar Karabağ&#8217;a yerleştirilmiştir. Ardından Gorbaçov, 25 Temmuz 1990&#8217;da yayımladığı bir kanun ile SSR (Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti) kanunları dahilinde olmayan silahlı grupların kurulmasını yasaklamış ve kanunsuz olarak saklanan silahlara el konulmasını sağlamıştır. Bu kanunla birlikte Azerbaycan&#8217;ın bütün bölgelerinde av silahları da dahil olmak üzere silahlar toplanmış, Dağlık Karabağ&#8217;da ise bu görev Rus askerleri tarafından yerine getirilmiştir. 1990 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Ermeniler saldırılarını doğrudan Azerilere yöneltmeye başlamışlar, otobüs baskınları, yol kesme gibi terör eylemlerine kalkışmışlardır. 1990 yılı başlarında yaklaşık 186 bin Azeri, Ermenistan&#8217;dan Azerbaycan&#8217;a gitmeye zorlanmıştır. Ekim 1991&#8217;de ilk Azeri köyü Ermenilerce ele geçirilmiştir. Hocalı Katliamı, Rus askerlerinin desteğiyle 25&#8211;26 Şubat 1992&#8217;de Hocalı&#8217;ya ulaşan Ermeni kuvvetlerince gerçekleştirilmiştir. Rusya olaylarla ilgisinin olmadığını iddia etse de, Rus ordusuna ait 366. alayın 1991&#8217;in sonbaharından beri Ermenilerin safında savaştığı, alaydan kaçan dört askerce doğrulanmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
10 bin nüfuslu Hocalı&#8217;da olaylar sırasında yaklaşık 3.000 Azeri bulunmaktaydı. Saldırıda ölenler hakkında verilen resmi rakam 613 kişi olmakla birlikte, katledilen toplam Azeri sayısının 1.300 kişi olduğu söylenmektedir. Saldırılar sırasında Hocalı&#8217;da yaşayan Ahıska Türkleri de evlerinde yakılarak öldürülmüştür. Kadın, çocuk ve yaşlılar da dahil olmak üzere siviller katledilmiştir. Katliamın ilk gecesinde sekiz aile bütün fertleriyle öldürülmüş, 700&#8217;den fazla çocuk anne ya da babasını kaybetmiştir. Yaralılar ise 1.000&#8217;in üzerindedir. Katliama tanık olan bir gazeteci, yaşananları şu şekilde aktarmaktadır: <br />
<br />
&#8220;Dağlık Karabağ&#8217;ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türk&#8217;ünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Azerbaycan yönetimi ve Cumhurbaşkanı Ayaz Mütellibov, olayı dört gün boyunca kamuoyundan gizlemeye çalıştılar. Bütün Azerbaycan şok olmuştu. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam&#8217;a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti.&#8221;<br />
Gelişmelere seyirci kalan BM ve Batılı devletler, Ermenilerin yaptıkları katliamlara ve işgal hareketlerine ciddi bir tepki göstermemişlerdir. Ermenilerin Mayıs 1992&#8217;de Nahçıvan&#8217;a saldırmalarından sonra Türkiye 1921 Kars Anlaşması çerçevesinde bölgeyi korumak için askerî müdahalede bulunabileceğini açıklamıştır. Uluslararası toplum, ancak Ermenilerin nüfusu 60 binden fazla olan Kelbecer&#8217;e saldırmasıyla harekete geçti. BMGK, 822 sayılı kararı ile Ermeni kuvvetlerinin işgal altındaki topraklardan çekilmesini istedi, ancak bu sonuç vermedi. Kararın ardından AGİT bünyesinde arabuluculuk çalışmaları başlatıldı. <br />
<br />
1994 yılında iki taraf arasında ateşkes ilan edilmiştir. Savaş sonrası çözüme kavuşturulamayan bir diğer sorun da, ülke içerisinde yerinden edilen ya da sığınmacı durumuna düşen bir milyon civarı Azeri&#8217;dir. Bunların büyük bir çoğunluğu Azerbaycan sınırları dahilinde yaşamaktadırlar. Azerbaycan nüfusunun %10&#8217;undan fazlası ülke içinde yerinden edilmiş sığınmacılardan oluşmaktadır ki bu, kişi başına dünyada yerinden edilmiş en büyük nüfus hareketlerinden biri anlamına gelmektedir. Bu insanlar hâlâ Ermenilerce işgal edilen topraklarda bulunan evlerine geri dönmeyi beklemektedirler. Azerbaycan Cumhuriyeti&#8217;nde yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan veya başka ülkelerden Azerbaycan&#8217;a gelen Azerbaycan vatandaşları, Azerbaycan hükümeti tarafından &#8220;göçkün&#8221; olarak adlandırılmaktadır. Sorunlarına hâlâ kalıcı çözümler bulunamayan göçkünler; mesken, iş, yiyecek, sağlık, eğitim ve can güvenliği gibi birçok sorunla karşı karşıyadırlar. Bu kişiler Bakü ve çevresinde, zor koşullar altında çadırlarda, barakalarda, okul ve yurtlarda, pansiyonlarda, dükkanlarda, yük vagonlarında, hatta yol kenarlarında yaşam mücadelesi vermektedirler.<br />
<img src="http://img21.imageshack.us/img21/8863/hocali11wc11m.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: hocali11wc11m.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="http://img21.imageshack.us/img21/2972/hocali14sz11k.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: hocali14sz11k.jpg]" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ankara savaşı 1402]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ankara-savasi-1402</link>
			<pubDate>Fri, 12 Sep 2008 15:13:18 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=3801">hacettepe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ankara-savasi-1402</guid>
			<description><![CDATA[*Timur&#8217;un yendiği Bağdat hakimi Ahmet Celayir ve Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf&#8217;un Yıldırım&#8217;a sığınması.Yıldırım&#8217;ın yıktığı Anadolu Beylikleri beylerinin Timur&#8217;a sığınması.Sığınmacı beylerin iki Türk hükümdarını savaşa kışkırtması.<br />
*İki Türk hükümdarı arasındaki üstünlük mücadelesi<br />
Timur tehlikesinin belirmesi üzerine bir Anlaşma yaparak İstanbul kuşatmasını kaldıran Yıldırım Bayezit doğuya doğru ilerledi.Timur&#8217;un Sivas&#8217;ı ele geçirerek yağmalaması üzerine savaş kaçınılmaz oldu.<br />
Ankara yakınlarındaki Çubuk Ovası&#8217;nda yapılan savaşı Timur kazandı.<br />
Osmanlı ordusundaki kara tatarların Anadolu beylikleri askerlerinin Timur tarafına geçmesi savaşı Timur&#8217;un kazanmasında etkili olmuştur.<br />
*Timur&#8217;a esir düşen Yıldırım 7 ay sonra 9 Mart 1403&#8217;te vefat etti.<br />
*Anadolu Türk siyasi birliği tekrar bozuldu.Beylikler tekrar kuruldu.<br />
*Karasioğulları beyliği ve Kadı Burhanettin beyliği hariç<br />
*Osmanlı Devleti Timur&#8217;un hakimiyetine girdi.<br />
*İstanbul&#8217;un fethi gecikti.<br />
*Türklerin Balkanlarda ilerleyişi bir süre için durdu.<br />
*Yıldırım&#8217;ın oğulları arasında taht kavgaları başladı.<br />
*Osmanlı Devleti 11 yıl süren Fetret dönemine girdi.<br />
*Osmanlı Devleti&#8217;nin bu olumsuz durumundan Avrupa devletlerinin faydalanamamasının iki sebebi vardır:<br />
1-Niğbolu Savaşı&#8217;nın yıkıcı etkisini atlatamamaları<br />
2-Osmanlının Balkanlarda uyguladığı hoşgörü siyasetinden halkın memnun kalması.<br />
Yıldırım Bayezit dönemi&#8217;nde:<br />
1-Gelibolu&#8217;da ilk Osmanlı tersanesi kurulmuştur.<br />
2-Kütahya merkezli Anadolu Beylerbeyliği oluşturulmuştur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[*Timur&#8217;un yendiği Bağdat hakimi Ahmet Celayir ve Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf&#8217;un Yıldırım&#8217;a sığınması.Yıldırım&#8217;ın yıktığı Anadolu Beylikleri beylerinin Timur&#8217;a sığınması.Sığınmacı beylerin iki Türk hükümdarını savaşa kışkırtması.<br />
*İki Türk hükümdarı arasındaki üstünlük mücadelesi<br />
Timur tehlikesinin belirmesi üzerine bir Anlaşma yaparak İstanbul kuşatmasını kaldıran Yıldırım Bayezit doğuya doğru ilerledi.Timur&#8217;un Sivas&#8217;ı ele geçirerek yağmalaması üzerine savaş kaçınılmaz oldu.<br />
Ankara yakınlarındaki Çubuk Ovası&#8217;nda yapılan savaşı Timur kazandı.<br />
Osmanlı ordusundaki kara tatarların Anadolu beylikleri askerlerinin Timur tarafına geçmesi savaşı Timur&#8217;un kazanmasında etkili olmuştur.<br />
*Timur&#8217;a esir düşen Yıldırım 7 ay sonra 9 Mart 1403&#8217;te vefat etti.<br />
*Anadolu Türk siyasi birliği tekrar bozuldu.Beylikler tekrar kuruldu.<br />
*Karasioğulları beyliği ve Kadı Burhanettin beyliği hariç<br />
*Osmanlı Devleti Timur&#8217;un hakimiyetine girdi.<br />
*İstanbul&#8217;un fethi gecikti.<br />
*Türklerin Balkanlarda ilerleyişi bir süre için durdu.<br />
*Yıldırım&#8217;ın oğulları arasında taht kavgaları başladı.<br />
*Osmanlı Devleti 11 yıl süren Fetret dönemine girdi.<br />
*Osmanlı Devleti&#8217;nin bu olumsuz durumundan Avrupa devletlerinin faydalanamamasının iki sebebi vardır:<br />
1-Niğbolu Savaşı&#8217;nın yıkıcı etkisini atlatamamaları<br />
2-Osmanlının Balkanlarda uyguladığı hoşgörü siyasetinden halkın memnun kalması.<br />
Yıldırım Bayezit dönemi&#8217;nde:<br />
1-Gelibolu&#8217;da ilk Osmanlı tersanesi kurulmuştur.<br />
2-Kütahya merkezli Anadolu Beylerbeyliği oluşturulmuştur.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>