<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İslami Forum - Türkçe]]></title>
		<link>https://islamiforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İslami Forum - https://islamiforum.net]]></description>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2026 05:30:46 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Türkçe'de kelimeler yazıldığı gibi okunur yalanı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-turkce-de-kelimeler-yazildigi-gibi-okunur-yalani</link>
			<pubDate>Mon, 18 Jan 2016 10:24:17 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30229">Allame Reloaded</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-turkce-de-kelimeler-yazildigi-gibi-okunur-yalani</guid>
			<description><![CDATA[Türkçe'de kelimelerin yazıldığı gibi okunduğu yalanıdır.<br />
<br />
Kar dediğinde kâr da demiş olabilirsin. <br />
<br />
"hava çok karlı" dersen kar kelimesi başka okunur, "bu iş çok karlı" dersen kar başka okunur. <br />
<br />
Laik derken de aslında oradaki "la'yı ince okuyoruz". Halbuki "layık" derken burada la kalın okunuyor. Hatta uzatılarak okunuyor: "laayık" şeklinde. "laayığını buldu" gibi. Notalardaki la ince okunur. Niye? Hatta la da değil resmen "læ...." diye okuyoruz ama yazarken "la". O zaman "læ" de.  <br />
<br />
Yine sondaki yumuşatılan "ğı" da çoğu yerde okunmaz. "layığını buldu" yazarız ama "layıını buldu" şeklinde okuruz. "ğ" harfi nerde? inek içti. :D<br />
<br />
Tabi aslında "a" derken "æ" demek istiyorsun. O zaman ya şapka kullanacan, â diye yazacan, ya bazı yabancılar gibi æ gibi bir harf türetecen, ya da masal anlatmayı bırakacan!<br />
<br />
Daha bunun gibi sayısız örnek var. O kadar çok ki yani, şimdi hiç birisi aklıma gelmedi, düşünsem daha bir dünya bulurum ama.<br />
<br />
He tamam öyle iddialı konuşmak güzel tabi. İngilizcede yazıldığı gibi okunmuyor ama bizde yazıldığı gibi okunuyor. Yav he he.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türkçe'de kelimelerin yazıldığı gibi okunduğu yalanıdır.<br />
<br />
Kar dediğinde kâr da demiş olabilirsin. <br />
<br />
"hava çok karlı" dersen kar kelimesi başka okunur, "bu iş çok karlı" dersen kar başka okunur. <br />
<br />
Laik derken de aslında oradaki "la'yı ince okuyoruz". Halbuki "layık" derken burada la kalın okunuyor. Hatta uzatılarak okunuyor: "laayık" şeklinde. "laayığını buldu" gibi. Notalardaki la ince okunur. Niye? Hatta la da değil resmen "læ...." diye okuyoruz ama yazarken "la". O zaman "læ" de.  <br />
<br />
Yine sondaki yumuşatılan "ğı" da çoğu yerde okunmaz. "layığını buldu" yazarız ama "layıını buldu" şeklinde okuruz. "ğ" harfi nerde? inek içti. :D<br />
<br />
Tabi aslında "a" derken "æ" demek istiyorsun. O zaman ya şapka kullanacan, â diye yazacan, ya bazı yabancılar gibi æ gibi bir harf türetecen, ya da masal anlatmayı bırakacan!<br />
<br />
Daha bunun gibi sayısız örnek var. O kadar çok ki yani, şimdi hiç birisi aklıma gelmedi, düşünsem daha bir dünya bulurum ama.<br />
<br />
He tamam öyle iddialı konuşmak güzel tabi. İngilizcede yazıldığı gibi okunmuyor ama bizde yazıldığı gibi okunuyor. Yav he he.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Paragraf soruları nasıl çözülür?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-paragraf-sorulari-nasil-cozulur</link>
			<pubDate>Thu, 23 Oct 2014 17:05:33 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=28747">~MuCiZe~</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-paragraf-sorulari-nasil-cozulur</guid>
			<description><![CDATA[Genel Kavramları İyi Öğrenin<br />
Her ne kadar Türkçe paragraf soruları yoruma dayalı olsa da, sizlerin öğrenmesi gereken bazı bilgiler mevcut. Soruları çözmeye başlamadan önce ‘’ana fikir, anlatılmak istenen, vurgulanmak istenen, üzerinde durulan, bahsedilen, verilmek istenen mesaj, çıkarılabilecek en genel yargı vb.’’ kavramları çok iyi öğrenmelisiniz. Bu kavramların anlamlarını bilmediğiniz müddetçe, yorum gücünüz ne kadar güçlü olursa olsun, yanılma payınız da mutlaka olacaktır.<br />
<br />
Önce Soru Kökünü Okuyun<br />
Birçok öğrencinin içine düştüğü en büyük yanılgı, soru kökünü okumadan önce paragrafı okumaktır. Soru kökünden önce paragrafı okursanız, soru kökünü okuduktan sonra paragrafı tekrar okumak zorunda kalırsınız. Bir işi düzgün yapmanın yolu, o işi ne amaçla yaptığınızı bilmektir. Amaçsız okunan bir paragraf da, size zaman kaybettirmekten başka bir işe yaramaz. Önce paragrafın altındaki soru kökünü okuyun, sizden ne istendiğini anlayın, daha sonra paragrafı okumaya geçin.<br />
<br />
Soru Kökünü Okuduktan Sonra Hızlı Bir Şekilde Şıklara Göz Atın<br />
Paragrafa geçmeden önce, şıklara hızlı bir şekilde göz atmak, soruda neyi aradığınızı bilmenizi sağlayacaktır. Yalnız burada, şıkları tek tek okuyun, düşünün demiyoruz. Zaman kaybının olmaması için sadece göz gezdirmeniz yeterli olacaktır.<br />
<br />
Soru Kökünü Mutlaka İyi Anlayın<br />
Siz de biliyorsunuz ki soru kökleri paragraflar gibi uzun değildir. Soru köklerini çok dikkatli okuyup, iyi anlayın. Unutmayın ki bir soruyu anlamak cevap vermenin yarısıdır.<br />
<br />
Soru Köklerindeki Olumsuz İfadelere Dikkat Edin<br />
Çoğumuz Türkçe paragraf sorularını çözerken yanlış anlamalara düşebiliyoruz. Bize istenen sorulurken, istenmeyeni işaretleyebiliyoruz. Sınavları hazırlayanlar, öğrencileri bu yanlış anlamalardan uzak tutabilmek için bir yönteme gitmişlerdir. Soru köklerinde ‘’değildir, anlatılmamıştır, vurgulanmamıştır, yoktur, değinilmemiştir gibi olumsuzluk belirten kelimelerin altı çizilmiştir. Altı çizili kelimelere dikkat edin!<br />
<br />
Tüm Şıkları Okumadan Cevabınızı İşaretlemeyin<br />
Bir soruda eğer çeldiriciler çok güçlü ise ve bu çeldiricilerden bir tanesi ‘’A’’ şıkkında ise, yanılgıya düşüp bu şıkkı işaretleyebilirsiniz. Sınav sonrasında bu durumu fark edip dizlerinize vursanız da kar etmez artık. Bazen ilk şıklarda bir doğru vardır, ama alt şıklarda daha doğrusu yer alabilir. Bu işi aceleye getirmeyin. Mutlaka tüm şıklarınızı okuyup cevabınızı ona göre işaretleyin.<br />
<br />
Türkçe Paragraf Sorularını Kendinize Göre Yorumlamayın<br />
Türkçe paragraf soruları, kendinize göre yorumlamanız için sorulmazlar. Paragraftaki düşünce size uyar veya uymaz, bu hiç mühim değil. Siz, o paragrafın yazarı gibi düşünmek zorundasınız. Çünkü sizden istenen, sizin ne düşündüğünüz değil, paragraf yazarının ne düşündüğüdür.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Genel Kavramları İyi Öğrenin<br />
Her ne kadar Türkçe paragraf soruları yoruma dayalı olsa da, sizlerin öğrenmesi gereken bazı bilgiler mevcut. Soruları çözmeye başlamadan önce ‘’ana fikir, anlatılmak istenen, vurgulanmak istenen, üzerinde durulan, bahsedilen, verilmek istenen mesaj, çıkarılabilecek en genel yargı vb.’’ kavramları çok iyi öğrenmelisiniz. Bu kavramların anlamlarını bilmediğiniz müddetçe, yorum gücünüz ne kadar güçlü olursa olsun, yanılma payınız da mutlaka olacaktır.<br />
<br />
Önce Soru Kökünü Okuyun<br />
Birçok öğrencinin içine düştüğü en büyük yanılgı, soru kökünü okumadan önce paragrafı okumaktır. Soru kökünden önce paragrafı okursanız, soru kökünü okuduktan sonra paragrafı tekrar okumak zorunda kalırsınız. Bir işi düzgün yapmanın yolu, o işi ne amaçla yaptığınızı bilmektir. Amaçsız okunan bir paragraf da, size zaman kaybettirmekten başka bir işe yaramaz. Önce paragrafın altındaki soru kökünü okuyun, sizden ne istendiğini anlayın, daha sonra paragrafı okumaya geçin.<br />
<br />
Soru Kökünü Okuduktan Sonra Hızlı Bir Şekilde Şıklara Göz Atın<br />
Paragrafa geçmeden önce, şıklara hızlı bir şekilde göz atmak, soruda neyi aradığınızı bilmenizi sağlayacaktır. Yalnız burada, şıkları tek tek okuyun, düşünün demiyoruz. Zaman kaybının olmaması için sadece göz gezdirmeniz yeterli olacaktır.<br />
<br />
Soru Kökünü Mutlaka İyi Anlayın<br />
Siz de biliyorsunuz ki soru kökleri paragraflar gibi uzun değildir. Soru köklerini çok dikkatli okuyup, iyi anlayın. Unutmayın ki bir soruyu anlamak cevap vermenin yarısıdır.<br />
<br />
Soru Köklerindeki Olumsuz İfadelere Dikkat Edin<br />
Çoğumuz Türkçe paragraf sorularını çözerken yanlış anlamalara düşebiliyoruz. Bize istenen sorulurken, istenmeyeni işaretleyebiliyoruz. Sınavları hazırlayanlar, öğrencileri bu yanlış anlamalardan uzak tutabilmek için bir yönteme gitmişlerdir. Soru köklerinde ‘’değildir, anlatılmamıştır, vurgulanmamıştır, yoktur, değinilmemiştir gibi olumsuzluk belirten kelimelerin altı çizilmiştir. Altı çizili kelimelere dikkat edin!<br />
<br />
Tüm Şıkları Okumadan Cevabınızı İşaretlemeyin<br />
Bir soruda eğer çeldiriciler çok güçlü ise ve bu çeldiricilerden bir tanesi ‘’A’’ şıkkında ise, yanılgıya düşüp bu şıkkı işaretleyebilirsiniz. Sınav sonrasında bu durumu fark edip dizlerinize vursanız da kar etmez artık. Bazen ilk şıklarda bir doğru vardır, ama alt şıklarda daha doğrusu yer alabilir. Bu işi aceleye getirmeyin. Mutlaka tüm şıklarınızı okuyup cevabınızı ona göre işaretleyin.<br />
<br />
Türkçe Paragraf Sorularını Kendinize Göre Yorumlamayın<br />
Türkçe paragraf soruları, kendinize göre yorumlamanız için sorulmazlar. Paragraftaki düşünce size uyar veya uymaz, bu hiç mühim değil. Siz, o paragrafın yazarı gibi düşünmek zorundasınız. Çünkü sizden istenen, sizin ne düşündüğünüz değil, paragraf yazarının ne düşündüğüdür.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İran Azericesini anlıyor musunuz?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-iran-azericesini-anliyor-musunuz</link>
			<pubDate>Mon, 13 Oct 2014 01:24:47 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=21182">kodoo</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-iran-azericesini-anliyor-musunuz</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mona Roza Şiiri İçin Bi Yardım!]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-mona-roza-siiri-icin-bi-yardim</link>
			<pubDate>Thu, 20 Feb 2014 22:42:37 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=27338">seyranî</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-mona-roza-siiri-icin-bi-yardim</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[kuraklıga karşı alınacak önlemler]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kurakliga-karsi-alinacak-onlemler</link>
			<pubDate>Wed, 15 Jan 2014 22:50:11 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=27172">kralbiziz</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kurakliga-karsi-alinacak-onlemler</guid>
			<description><![CDATA[4-Kuraklığa karşı ne gibi önlemler alınabilir?<br />
1- İnsanları kuraklık nedenleri, etkileri ve sonuçları konusunda bilinçlendirmek eğitmek,<br />
2-Doğanın korunması ve su kaynaklarının tasarruflu şekilde kullanılması sağlamak,<br />
3-Kuraklığın gelişimi, günlük/aylık olarak takip edilerek, kurak ve nemli alanların ve bunların şiddetinin yerel dağılımı hakkında doğru ve zamanında bilgi sahibi olunması için, ülkemizde bir kuraklık izleme ve erken uyarı sistemi kurulmalıdır.<br />
4- Kuraklığın yakın gelecekte ülkemizdeki yağışlar ve dolayısı ile yüzey ve yeraltı suları üzerinde daha sık etkili olması beklenmeli ve buna göre çözümler geliştirilmelidir.<br />
5- Tarım için birçok yerde sulama gereği ortaya çıkacaktır. Geleneksel tarım ürünleri yerine daha sıcak ve kuru iklim şartlarına uygun tarım ürünlerine geçiş de bir zorunluluk halini alabilecektir.<br />
6- Ayrıca suyun fazla olduğu yerlerden, kuraklığın hüküm sürdüğü bölgelere taşınması,<br />
7-Bunun için “Küresel İklim Değişiminin Su Kaynaklarına Olası Etkileri” üzerine ülkemizde de gerekli bilimsel çalışmaların yapılabilmesi için bilim insanlarımızın teşvik edilerek özendirilmesi gerekmektedir.<br />
8- Modern Hava Durumu programları ile çiftçilerin mevcut kuraklık şartları hakkında fikir sahibi olabilmesi için özellikle yağışlar, o günün normal değerleri ile karşılaştırılarak verilmelidir.<br />
9- Türkiye’den Suriye ve Irak’a verilen veya verilmesi teklif edilen su miktarı, değişen iklim şartlarına bağlanmalı ve ayarlanmalıdır. Kuraklık konusunda uluslararası işbirliğinin geliştirilmeli.<br />
10-Nehirlerle daha az beslenen baraj göllerinin su seviyesi de önemli ölçüde azalınca, hidroelektrik enerji üretimi de aksayabilir. Ülkemizde su kaynakları ve enerji üretimi alanlarında planlama ve geliştirme çalışmalarında mutlaka meteoroloji biliminden de uzman seviyesinde yararlanılmalıdır. ALINTIDIR<img src="https://islamiforum.net/images/smilies/x.gif" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[4-Kuraklığa karşı ne gibi önlemler alınabilir?<br />
1- İnsanları kuraklık nedenleri, etkileri ve sonuçları konusunda bilinçlendirmek eğitmek,<br />
2-Doğanın korunması ve su kaynaklarının tasarruflu şekilde kullanılması sağlamak,<br />
3-Kuraklığın gelişimi, günlük/aylık olarak takip edilerek, kurak ve nemli alanların ve bunların şiddetinin yerel dağılımı hakkında doğru ve zamanında bilgi sahibi olunması için, ülkemizde bir kuraklık izleme ve erken uyarı sistemi kurulmalıdır.<br />
4- Kuraklığın yakın gelecekte ülkemizdeki yağışlar ve dolayısı ile yüzey ve yeraltı suları üzerinde daha sık etkili olması beklenmeli ve buna göre çözümler geliştirilmelidir.<br />
5- Tarım için birçok yerde sulama gereği ortaya çıkacaktır. Geleneksel tarım ürünleri yerine daha sıcak ve kuru iklim şartlarına uygun tarım ürünlerine geçiş de bir zorunluluk halini alabilecektir.<br />
6- Ayrıca suyun fazla olduğu yerlerden, kuraklığın hüküm sürdüğü bölgelere taşınması,<br />
7-Bunun için “Küresel İklim Değişiminin Su Kaynaklarına Olası Etkileri” üzerine ülkemizde de gerekli bilimsel çalışmaların yapılabilmesi için bilim insanlarımızın teşvik edilerek özendirilmesi gerekmektedir.<br />
8- Modern Hava Durumu programları ile çiftçilerin mevcut kuraklık şartları hakkında fikir sahibi olabilmesi için özellikle yağışlar, o günün normal değerleri ile karşılaştırılarak verilmelidir.<br />
9- Türkiye’den Suriye ve Irak’a verilen veya verilmesi teklif edilen su miktarı, değişen iklim şartlarına bağlanmalı ve ayarlanmalıdır. Kuraklık konusunda uluslararası işbirliğinin geliştirilmeli.<br />
10-Nehirlerle daha az beslenen baraj göllerinin su seviyesi de önemli ölçüde azalınca, hidroelektrik enerji üretimi de aksayabilir. Ülkemizde su kaynakları ve enerji üretimi alanlarında planlama ve geliştirme çalışmalarında mutlaka meteoroloji biliminden de uzman seviyesinde yararlanılmalıdır. ALINTIDIR<img src="https://islamiforum.net/images/smilies/x.gif" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[AKROSTİŞ]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-akrostis</link>
			<pubDate>Thu, 09 Jan 2014 21:00:56 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=27172">kralbiziz</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-akrostis</guid>
			<description><![CDATA[aKROSTİŞİ KİM BULMUŞTUR ?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[aKROSTİŞİ KİM BULMUŞTUR ?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[cinaslı uyak]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-cinasli-uyak</link>
			<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 20:06:07 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-cinasli-uyak</guid>
			<description><![CDATA[Bu kafiye türü zengin uyak benzeri bir uyak çeşitidir. Dize sonlarında an­lamları farklı, sesleri aynı ( sesteş sözcükler ya da eşsesli sözcükler ) sözcükler, cinaslı uyak (cinaslı kafiye) oluşturur. Aynı zamanda söz sanatlarında cinas sanatı diye bir edebi sanat vardır.<br />
<br />
Nazlı yâre selâm saldım almamış<br />
Almazsa gam değil <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">almayıversin</span><br />
Sevdiği Kemter’den vazgeçti ise<br />
Bergüzâr verdiğim <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">almayı versin</span>.<br />
<br />
Son dizedeki alma, meyve olan elmadır. “almayıversin” diyerek cinas sanatı oluşturmuştur. Aynı zamanda da cinaslı uyak vardır.<br />
<br />
Diğer cinas örnekleri aşağıda altı çizili ve kalın olarak işaretlenmiştir. <br />
<br />
Bülbül evler <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">güle naz</span><br />
Girdim bir dost bağına<br />
Ağlayan çok <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">gülen az</span><br />
<br />
Yatma a kız yüz üstü<br />
Ak gerdanlar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">nem alır</span><br />
Ben felek soygunuyum<br />
Hırsız gelse <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">nem alır</span> <br />
<br />
Bilmem ki yaz mı gelmiş<br />
Niçin açmış <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">gül erken</span><br />
Aklımı kayıp ettim<br />
Nazlı yarim<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> gülerken</span><br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu kafiye türü zengin uyak benzeri bir uyak çeşitidir. Dize sonlarında an­lamları farklı, sesleri aynı ( sesteş sözcükler ya da eşsesli sözcükler ) sözcükler, cinaslı uyak (cinaslı kafiye) oluşturur. Aynı zamanda söz sanatlarında cinas sanatı diye bir edebi sanat vardır.<br />
<br />
Nazlı yâre selâm saldım almamış<br />
Almazsa gam değil <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">almayıversin</span><br />
Sevdiği Kemter’den vazgeçti ise<br />
Bergüzâr verdiğim <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">almayı versin</span>.<br />
<br />
Son dizedeki alma, meyve olan elmadır. “almayıversin” diyerek cinas sanatı oluşturmuştur. Aynı zamanda da cinaslı uyak vardır.<br />
<br />
Diğer cinas örnekleri aşağıda altı çizili ve kalın olarak işaretlenmiştir. <br />
<br />
Bülbül evler <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">güle naz</span><br />
Girdim bir dost bağına<br />
Ağlayan çok <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">gülen az</span><br />
<br />
Yatma a kız yüz üstü<br />
Ak gerdanlar <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">nem alır</span><br />
Ben felek soygunuyum<br />
Hırsız gelse <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">nem alır</span> <br />
<br />
Bilmem ki yaz mı gelmiş<br />
Niçin açmış <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">gül erken</span><br />
Aklımı kayıp ettim<br />
Nazlı yarim<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> gülerken</span><br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Akrostiş şiir nedir?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-akrostis-siir-nedir</link>
			<pubDate>Wed, 11 Jan 2012 20:43:23 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-akrostis-siir-nedir</guid>
			<description><![CDATA[Akrostiş Şiir Nedir?<br />
<br />
Dizelerinin ilk harfleri yukarıdan aşağıya doğru okunduğunda bir sözcük oluşturan şiirlere akrostiş (ilkleme) denir. Divan edebiyatında akrostişe muvaşşah ya da istihrac denir.<br />
<br />
İlk akrostişleri Eski Yunanlı ve Romalı şairler yazmıştır. Bu şairler dizelerin baş harflerinden oluşan sözcüklerin anlamı ile şiirin konusu arasında sağlam bir ilişki olmasına özen gösterirlerdi. Hatta eskiçağın oyun yazarları, oyunun ana düşüncesini veren başlangıç bölümünde bile akrostişten yararlanırlardı. Sonraki çağlarda da ozanlar özellikle sevgililerinin adına düzenlenmiş akrostişler yazdılar.<br />
<br />
Türk edebiyatında akrostişi daha çok Divan şairleri benimsemiştir. Şiirlerini sundukları padişahların ya da ünlü kişilerin adlarını, hatta özelliklerini akrostişle yazan pek çok şair vardır.<br />
<br />
Bazı akrostişlerde dizelerin yalnızca ilk harfleri değil son harfleri de bir sözcük oluşturur. Bunlara çift akrostiş denir. Bir zamanlar şairler arasında becerinin ve ustalığın göstergesi sayılan akrostiş günümüzde eski önemini yitirmiştir.<br />
<br />
Bir başka akrostiş türü de bilmecelerde kullanılır. Bu biçimde düzenlenen bilmecelerde bazı sözcüklerin ilk ya da son harfleri bilmecenin çözümünü verir.<br />
En bildik ve halk arasında yediden yetmişe çoğu kişinin bildiği bir akrostişte örnek verirsek.<br />
<br />
Seviyorum ama kimi,<br />
En tatlı birisini,<br />
Nasıl anlatsam sana,<br />
İlk harflerine baksana<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Akrostiş Şiir Nedir?<br />
<br />
Dizelerinin ilk harfleri yukarıdan aşağıya doğru okunduğunda bir sözcük oluşturan şiirlere akrostiş (ilkleme) denir. Divan edebiyatında akrostişe muvaşşah ya da istihrac denir.<br />
<br />
İlk akrostişleri Eski Yunanlı ve Romalı şairler yazmıştır. Bu şairler dizelerin baş harflerinden oluşan sözcüklerin anlamı ile şiirin konusu arasında sağlam bir ilişki olmasına özen gösterirlerdi. Hatta eskiçağın oyun yazarları, oyunun ana düşüncesini veren başlangıç bölümünde bile akrostişten yararlanırlardı. Sonraki çağlarda da ozanlar özellikle sevgililerinin adına düzenlenmiş akrostişler yazdılar.<br />
<br />
Türk edebiyatında akrostişi daha çok Divan şairleri benimsemiştir. Şiirlerini sundukları padişahların ya da ünlü kişilerin adlarını, hatta özelliklerini akrostişle yazan pek çok şair vardır.<br />
<br />
Bazı akrostişlerde dizelerin yalnızca ilk harfleri değil son harfleri de bir sözcük oluşturur. Bunlara çift akrostiş denir. Bir zamanlar şairler arasında becerinin ve ustalığın göstergesi sayılan akrostiş günümüzde eski önemini yitirmiştir.<br />
<br />
Bir başka akrostiş türü de bilmecelerde kullanılır. Bu biçimde düzenlenen bilmecelerde bazı sözcüklerin ilk ya da son harfleri bilmecenin çözümünü verir.<br />
En bildik ve halk arasında yediden yetmişe çoğu kişinin bildiği bir akrostişte örnek verirsek.<br />
<br />
Seviyorum ama kimi,<br />
En tatlı birisini,<br />
Nasıl anlatsam sana,<br />
İlk harflerine baksana<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ANLATIM BOZUKLUKLARI]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-anlatim-bozukluklari</link>
			<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 02:19:16 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=12567">taha yusuf</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-anlatim-bozukluklari</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamla İlgili Anlatım Bozuklukları ( Sözcük Düzeyinde Anlatım Bozukluğu )</span> <br />
<br />
Gereksiz Sözcük ve Ek Kullanımı : Bir cümlede yeterli sayıda sözcük kullanılması gerekmektedir. Diğer bir deyişle gereksiz sözcükler olmamalıdır. Çünkü, gereksiz sözcük kullanımı cümlenin duruluğunu bozar ve anlatım bozukluğu meydana getirir.  Bu anlatım bozuklukları şu şekillerde olabilir :<br />
 <br />
Örnekler:<br />
Atatürk’ün yaptığı yenilikçi devrimler, sosyal ve siyasal yaşamımızı kökünden değiştirmiştir.<br />
Atatürk’ün yaptığı devrimler, sosyal ve siyasal yaşamımızı kökünden değiştirmiştir.<br />
Yatmadan önce dişlerini fırçalamayı unutma.<br />
Yatmadan dişlerini fırçalamayı unutma.<br />
Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranış biçimlerinde bir gariplik yoktu.<br />
Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranışlarında bir gariplik yoktu.<br />
 <br />
Yardımcı Eylemlerin Gereksiz Kullanılması : “Et, ol” yardımcı eylemlerinin yerini ad ve ad soylu sözcüklere gelen herhangi bir yapım eki tutuyorsa, ya da bunlar cümleden çıkarıldığında, bir anlam değişimi veya daralması olmuyorsa, yardımcı eylemlerin kullanılması gereksizdir. <br />
 <br />
Örnekler:<br />
Kendine iyi bakmadığı için sık sık hasta oluyor.<br />
Kendine iyi bakmadığı için sık sık hastalanıyor.<br />
Doktorun bütün hastalarını iyi ettiğini duydum.<br />
Doktorun bütün hastalarını iyileştirdiğini duydum.<br />
Bu işin en kısa sürede biteceğini umut ediyordum.<br />
Bu işin en kısa sürede biteceğini umuyorum.<br />
            <br />
Gereksiz Ek Kullanımı : Örnek <br />
İhaleye birçok yerli ve yabancı firmalar katılmıştı.<br />
İhaleye birçok yerli ve yabancı firma katılmıştı.<br />
Bu bestesi onun en tanınmış eseridir.<br />
Bu beste onun en tanınmış eseridir.<br />
Babamın başı ağrıdığında aspirin içerdi.<br />
Babam başı ağrıdığında aspirin içerdi.<br />
<br />
Yanlış Anlamda Kullanılan Sözcükler : Kimi sözcükler aynı kökten türediği için yazılış ve okunuş olarak birbirine benzer; ancak bunların anlamları farklıdır. Bu sözcükler karıştırılıp birbirinin yerine kullanılırsa, anlatım bozuklukları ortaya çıkar. Ayrıca kimi durumlarda cümlenin anlamıyla, o cümlenin içinde yer alan bir sözcük anlamaca uyuşmaz, çelişir. Sözcük yanlış anlamda kullanıldığı için de anlatım bozukluğu ortaya çıkar. <br />
Örnek :<br />
Güzelliğinin farkında olduğunu belirten davranışlar sergiliyordu.<br />
Güzelliğinin farkında olduğunu gösteren davranışlar sergiliyordu.<br />
Bu kadar çekimser olmana gerek yok; aralarına katıl, girişken ol.<br />
Bu kadar çekingen olmana gerek yok; aralarına katıl, girişken ol.<br />
Kimi uyarıcı ilaçlar, sporculara yarardan çok zarar sağlamaktadır.<br />
Kimi uyarıcı ilaçlar, sporculara yarardan çok zarar vermektedir.<br />
<br />
Yanlış Yerde Kullanılan Sözcükler : Bir cümlede her sözcüğün yerli yerinde, başka bir deyişle her sözcüğün kullanılması gereken yerde olması gerekir. Cümle içindeki bir tek sözcüğün bile yerini değiştirmek farklı anlamlar, farklı yorumlar ve yargılar oluşturur. Kimi zaman da mantıksal tutarsızlıklara yol açar. <br />
Örnek :<br />
Ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış ülkemizin belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak.<br />
Ülkemizin ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak.<br />
Ankara’da Kızılay’ın yapılan yeni binası görkemli olacak.<br />
Kızılay’ın Ankara’da yapılan yeni binası görkemli olacak.<br />
Okulu bitirince doktor olarak doğduğu kasabada çalışmaya başladı.<br />
Okulu bitirince doğduğu kasabada doktor olarak çalışmaya başladı.<br />
<br />
Anlamca Çelişen Sözcükler : Anlamca, cümlenin yargısıyla uyuşmayan, cümlede iletilen yargıyla çelişen ya da karşıtlık yaratan sözlerin bir arada kullanılması önemli bir anlatım kusurudur. Cümlenin anlamında çelişki, genellikle “kesinlik” ve “olabilirlik” anlamı taşıyan sözlerin bir arada kullanılmasından kaynaklanır. Örnek :   <br />
Kapının önünde tamı tamına üç beş nöbetçi vardı.<br />
                                                           <br />
Kapının önünde üç beş nöbetçi vardı.                                          <br />
Eminim ki bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş olsa gerek.                                   <br />
Bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş olsa gerek.<br />
                                           <br />
Kuşkusuz bütün çalışmalarının ödülünü sonunda belki alacaksın.<br />
                       <br />
Kuşkusuz bütün çalışmalarının ödülünü sonunda alacaksın.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dil Bilgisi İle İlgili Anlatım Bozuklukları (Cümle Düzeyinde Anlatım Bozukluğu)</span><br />
<br />
Yüklem Yanlışları :<br />
<br />
Yüklem Eksikliği : İki farklı yargının tek eylemsiye veya tek yükleme bağlanması, çoğu kez yargılardan birinin eylemsiyle ya da yüklemle uyumsuzluğuna neden olur ve bu durum anlatım bozukluğu yaratır. Bu durumda her farklı yargıyı ayrı bir yan cümleye ya da yükleme bağlamak anlatım bozukluğunu ortadan kaldırır. Örnek :<br />
<br />
Çok az veya hiç çalışmadan sınava girdiler.<br />
<br />
İş konusunda ben onu, o da beni etkilemek istemez.<br />
<br />
İş konusunda ben onu etkilemek istemem, o da beni etkilemek istemez.<br />
<br />
Hava açık; ama sıcak değildi.<br />
<br />
Hava açıktı; ama sıcak değildi.<br />
<br />
Yüklem Uyuşmazlığı : Sıralı cümlelerde yüklemlerin kip ve kişi ekleri yönünden uyumlu olmaları gerekir. Bu eklerin uyumsuzluğu anlatım bozukluğu yaratır. <br />
<br />
Örnek :<br />
Sabahları bana uğrar, okula birlikte giderdik<br />
Sabahları bana uğrardı, okula birlikte giderdik.<br />
<br />
Badana boya bitmiş, evi yerleştirecektik.<br />
Badana boya bitmişti, evi yerleştirecektik.<br />
<br />
Bu konuda seyircilerle biz eleştirmenler bir kez daha ters düştü sanırım.<br />
Bu konuda seyircilerle biz eleştirmenler bir kez daha ters düştük sanırım.<br />
<br />
Birleşik cümlelerde, yan cümlenin yüklem çatısıyla temel cümlenin yüklem çatısı, etkenlik ve edilgenlik yönünden uyumlu olmalıdır. Birinin çatısıyla temel cümlenin yüklem çatısı, etkenlik ve edilgenlik yönünden uyumlu olmalıdır. Birinin çatısı etkenken diğerinin edilgen olması, çatı uyumsuzluğuyla ilgili anlatım bozukluğu oluşturur. Sıralı cümlelerde yer alan yüklemlerin de çatılarının etkenlik edilgenlik yönünden uyumlu olması gerekir. Örnek :<br />
<br />
Toplantıda hep aynı konu tartışılıyor, saatlerce aynı şeyler konuşuyordu.<br />
<br />
Toplantıda hep aynı konu tartışılıyor, saatlerce aynı şeyler konuşuluyordu.<br />
<br />
Midesinden şikayeti olanlara fazla kızartma yememesini tavsiye ediyorlar.<br />
<br />
Midesinden şikayeti olanlara fazla kızartma yememelerini tavsiye ediyorlar.<br />
<br />
Nesne Yanlışları :<br />
<br />
Nesne-Yüklem Uyuşmazlığı : Bu uyuşmazlık, bileşik cümlelerde nesnenin, ilk cümlenin yüklemine uymamasından kaynaklanır. Bu bozukluk ikinci cümleye dolaylı tümleç, edat tümleci veya nesne eklenerek giderilebilir. Örnek :<br />
<br />
Beni hiçbir zaman unutmadı, her zaman mektup yazdı.<br />
<br />
Beni hiçbir zaman unutmadı, her zaman bana mektup yazdı.<br />
<br />
Çocuğun gözlerindeki yaşı silip, yerine oturttu.<br />
<br />
Çocuğun gözlerindeki yaşı silip, çocuğu yerine oturttu.<br />
<br />
Nesnelerin Yapısal Uyuşmazlığı : Bir cümlede aynı eklerle türetilen birden çok eylemsi, nesne görevinde kullanılabilir. Bu nesnelerin ekleri farklı kullanılmışsa bunlar arasında yapısal uyumsuzluk oluşur ve bu uyumsuzluk anlatım bozukluğu yaratır. Örnek :<br />
<br />
Seni anladığımı ve onaylayışımı gözden kaçırmazdın sanmıştım.<br />
<br />
Seni anladığımı ve onayladığımı gözden kaçırmazdın sanmıştım.<br />
<br />
Ne gelişini ne de gittiğini gördüm.<br />
<br />
Ne gelişini ne de gidişini gördüm.<br />
<br />
Özne Yanlışları : Sıralı ve bağlı bileşik cümlelerde ortak olarak kullanılan öznenin bütün yüklemlere uyması gerekir. Özne, bu eylemlerden birine uymazsa cümlede özne yüklem uyuşmazlığı ortaya çıkar. Bu tür anlatım bozuklukları, her farklı yargıya ayrı bir özne kullanılmasıyla giderilebilir. Ayrıca özneyle yüklem arasında, kişi yönünden ve tekillik çoğulluk yönünden bir uygunluk da olmalıdır. Örnek :<br />
<br />
Kitaptaki yanlışlar düzeltilecek ve ikinci baskıya girecek.<br />
<br />
Kitaptaki yanlışlar düzeltilecek ve kitap ikinci baskıya girecek.<br />
<br />
O resimlerinde pastel renkleri kullanmış, bu nedenle çok çabuk satılmış.<br />
<br />
O resimlerinde pastel renkleri kullanmış, bu nedenle resimleri çok çabuk satılmış.<br />
<br />
 <br />
<br />
 Tümleç Yanlışları :<br />
<br />
Zarf Tümleci-Yüklem Yanlışları : Bileşik cümlelerde, zarf tümleci ortak olmadığı halde, bütün yüklemler için ortak öğe kabul edilirse, anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Bu anlatım bozukluğu, ikinci cümleye bir zarf tümleci ilavesiyle giderilebilir. Bu nedenle bu anlatım bozukluğunun diğer adı, zarf tümleci eksikliğidir. Örnek :<br />
<br />
Her zaman senin yanındayım, seni yalnız bırakmayacağım.<br />
<br />
Her zaman senin yanındayım, hiçbir zaman seni yalnız bırakmayacağım.<br />
<br />
Hiçbir zaman kendini düşünmedi, ailesinin mutluluğu için çalıştı.<br />
<br />
Hiçbir zaman kendini düşünmedi, her zaman ailesinin mutluluğu için çalıştı.<br />
<br />
Edat Tümleci-Yüklem Yanlışları : Bileşik cümlelerde, edat tümleci durumundaki öğe, ortak olmadığı halde ortak kabul edilirse anlatım bozukluğu meydana gelir. Bu uyuşmazlık ikinci cümleye uygun bir tümleç ya da nesne eklenerek giderilebilir. Aynı şekilde bir dolaylı tümleç, nesne ya da öznenin yüklemle uyum sağlamayış nedeni bir edat tümleci eksikliği olabilir. Örnek :<br />
<br />
Akşamları kitapçıya uğrar, saatlerce sohbet ederdi.<br />
<br />
Akşamları kitapçıya uğrar, saatlerce onunla sohbet ederdi.<br />
<br />
Arkadaşımın babası geldi, bir süre sohbet ettik.<br />
<br />
Arkadaşımın babası geldi, bir süre onunla sohbet ettik.<br />
<br />
 <br />
<br />
Dolaylı Tümleç-Yüklem Yanlışları : Bileşik cümlelerde ortak olarak kullanılan dolaylı tümlecin, ilk cümlenin yüklemine uyarken ikinci cümlenin yüklemine uymadığı görülebilir. Böylece tümleç-yüklem uyuşmazlığı ile ilgili anlatım bozukluğu ortaya çıkar.<br />
<br />
 Örnek :<br />
Kadına her fırsatta bağırıyor, sürekli aşağılıyordu.<br />
Kadına her fırsatta bağırıyor, kadını sürekli aşağılıyordu.<br />
<br />
sana her konuda güveniyor ve yardım bekliyoruz.<br />
Sana her konuda güveniyor ve senden yardım bekliyoruz.<br />
<br />
Tamlama Yanlışları :<br />
<br />
Tamlaması Yanlışları : Bir ad tamlamasında;<br />
Tamlayan ya da tamlanan sözcüklerden birinin eksikliği,<br />
Tamlayan veya tamlanan eklerinden birinin kullanılmaması dolayısıyla tamlayan eksikliğinin anlam belirsizliği yaratması, ad tamlamasına ilişkin belli başlı yanlışlıklardır. <br />
<br />
Örnek :<br />
Onun böyle işlerle uğraşmaya ne vakti vardı ne de zamanıdır.<br />
Onun böyle işlerle uğraşmaya ne vakti vardı ne de bunun zamanıdır.<br />
<br />
Sıfat Tamlaması Yanlışları : Sıfat tamlamasına ilişkin yanlışlıklar şu şekilde oluşabilir;<br />
<br />
“Bir” den büyük sayı sıfatlarıyla kurulan sıfat tamlamalarında adın çoğul eki alması yanlışlık yaratır. Bu tür sıfat tamlamalarında adın tekil kullanılması gerekir. <br />
<br />
Örnek:<br />
Toplantıda üç ya da daha çok konuşmacılar söz alacakmış.<br />
Toplantıda üç ya da daha çok konuşmacı söz alacakmış.<br />
Dışarıda iki insanlar seni soruyordu.<br />
Dışarıda iki insan seni soruyordu.<br />
<br />
“Birçok, biraz, herhangi, birkaç, hiçbir, her” gibi belgisiz sıfatların tamlayan olduğu sıfat tamlamalarında, adın tekil kullanılması gerekir. Örnek :<br />
İhaleye birçok yerli ve yabancı firmalar katıldı.<br />
İhaleye birçok yerli ve yabancı firma katıldı.<br />
Hiçbir anne ve babaların buna itiraz edeceğini sanmam.<br />
Hiçbir anne ve babanın buna itiraz edeceğini sanmam.<br />
<br />
“Her” belgisiz sıfatının tamlayan olduğu sıfat tamlamalarında, yüklemin olumsuz olması anlatım bozukluğu yaratır. <br />
Örnek :<br />
Bu mevsimde her çeşit kuş avlanmayacaktır.<br />
Bu mevsimde hiçbir çeşit kuş avlanmayacaktır.<br />
Bu tarihlerde her grup sınavlarını aksatmayacak.<br />
Bu tarihlerde hiçbir grup sınavlarını aksatmayacak.<br />
<br />
Noktalama Yanlışları : Noktalama işaretlerinin eksik ya da yanlış yerde kullanılması; cümleleri bir anlam belirsizliğine sürükleyebileceği gibi cümleden birden fazla anlam çıkmasına da yol açabilir. Bu nedenle noktalama işaretlerinin anlama etkileri ve kullanıldığı yerler iyi bilinmelidir. Yanlış kullanımlar ortaya çıkarsa amaçlanan anlama ulaşmak mümkün olmaz. Bu durumlar da cümlede bir anlatım bozukluğu yaratır <br />
<br />
Örnek :<br />
Yabancı dükkandı eşyaları beğenmedi.<br />
Yabancı, dükkandı eşyaları beğenmedi.<br />
Bebekler için, ağlamak, açlık ve korku gibi durumların en doğal ve tek anlatım biçimidir.<br />
Bebekler için ağlamak, açlık ve korku gibi durumların en doğal ve tek anlatım biçimidir.<br />
 Kadın şoförü şöyle bir süzdü.<br />
 Kadın, şoförü şöyle bir süzdü.<br />
<br />
Yapıları Yanlış Olan Sözcükler : Kimi zaman yapım eklerinin sözcüklere, kurallara uygun olarak seçilmemesinden dolayı, kimi zaman da eklerin yanlış seçilmesi nedeniyle sözcüklerin yapıları bozuk olur. Yanlış yapılandırılmış sözcükler, dil bilgisi kurallarına uymaz ve anlatım bozukluğu yaratır. <br />
<br />
Örnek :<br />
Çocuğu iyi bir doktora bakıtmak gerekiyor.<br />
Çocuğu iyi bir doktora baktırmak gerekiyor.<br />
Alıkoyulan paketleri yarın postaya verelim.<br />
Alıkonulan paketleri yarın postaya verelim.<br />
Bu eşyaları pahalılatmak müşteri kaybına yol açar.<br />
Bu eşyaları pahalılaştırmak müşteri kaybına yol açar.<br />
<br />
Yanlış Ek Kullanımı : Bir sözcüğe, gelmesi gereken ekin dışında yanlış bir ekin getirilmesi de kimi zaman anlatım bozukluğuna yol açar. <br />
Örnek :<br />
Sorun arkadaşlarımızın bizi bu konuda iyi aydınlatmamış olduğundan kaynaklanıyor.<br />
Sorun arkadaşlarımızın bizi bu konuda iyi aydınlatmamış olmasından kaynaklanıyor.<br />
Okuduklarını ezberlemek değil, tartışarak özümlemesine sağlamak gerekir.<br />
Okuduklarını ezberlemek değil, tartışarak özümlemesini sağlamak gerekir.<br />
Her ne kadar şehir dışına taşınmışsak bile beklenen rahatlığa kavuşulmamıştır.<br />
Her ne kadar şehir dışına taşınmışsak bile beklenen rahatlığa kavuşamadık.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamla İlgili Anlatım Bozuklukları ( Sözcük Düzeyinde Anlatım Bozukluğu )</span> <br />
<br />
Gereksiz Sözcük ve Ek Kullanımı : Bir cümlede yeterli sayıda sözcük kullanılması gerekmektedir. Diğer bir deyişle gereksiz sözcükler olmamalıdır. Çünkü, gereksiz sözcük kullanımı cümlenin duruluğunu bozar ve anlatım bozukluğu meydana getirir.  Bu anlatım bozuklukları şu şekillerde olabilir :<br />
 <br />
Örnekler:<br />
Atatürk’ün yaptığı yenilikçi devrimler, sosyal ve siyasal yaşamımızı kökünden değiştirmiştir.<br />
Atatürk’ün yaptığı devrimler, sosyal ve siyasal yaşamımızı kökünden değiştirmiştir.<br />
Yatmadan önce dişlerini fırçalamayı unutma.<br />
Yatmadan dişlerini fırçalamayı unutma.<br />
Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranış biçimlerinde bir gariplik yoktu.<br />
Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranışlarında bir gariplik yoktu.<br />
 <br />
Yardımcı Eylemlerin Gereksiz Kullanılması : “Et, ol” yardımcı eylemlerinin yerini ad ve ad soylu sözcüklere gelen herhangi bir yapım eki tutuyorsa, ya da bunlar cümleden çıkarıldığında, bir anlam değişimi veya daralması olmuyorsa, yardımcı eylemlerin kullanılması gereksizdir. <br />
 <br />
Örnekler:<br />
Kendine iyi bakmadığı için sık sık hasta oluyor.<br />
Kendine iyi bakmadığı için sık sık hastalanıyor.<br />
Doktorun bütün hastalarını iyi ettiğini duydum.<br />
Doktorun bütün hastalarını iyileştirdiğini duydum.<br />
Bu işin en kısa sürede biteceğini umut ediyordum.<br />
Bu işin en kısa sürede biteceğini umuyorum.<br />
            <br />
Gereksiz Ek Kullanımı : Örnek <br />
İhaleye birçok yerli ve yabancı firmalar katılmıştı.<br />
İhaleye birçok yerli ve yabancı firma katılmıştı.<br />
Bu bestesi onun en tanınmış eseridir.<br />
Bu beste onun en tanınmış eseridir.<br />
Babamın başı ağrıdığında aspirin içerdi.<br />
Babam başı ağrıdığında aspirin içerdi.<br />
<br />
Yanlış Anlamda Kullanılan Sözcükler : Kimi sözcükler aynı kökten türediği için yazılış ve okunuş olarak birbirine benzer; ancak bunların anlamları farklıdır. Bu sözcükler karıştırılıp birbirinin yerine kullanılırsa, anlatım bozuklukları ortaya çıkar. Ayrıca kimi durumlarda cümlenin anlamıyla, o cümlenin içinde yer alan bir sözcük anlamaca uyuşmaz, çelişir. Sözcük yanlış anlamda kullanıldığı için de anlatım bozukluğu ortaya çıkar. <br />
Örnek :<br />
Güzelliğinin farkında olduğunu belirten davranışlar sergiliyordu.<br />
Güzelliğinin farkında olduğunu gösteren davranışlar sergiliyordu.<br />
Bu kadar çekimser olmana gerek yok; aralarına katıl, girişken ol.<br />
Bu kadar çekingen olmana gerek yok; aralarına katıl, girişken ol.<br />
Kimi uyarıcı ilaçlar, sporculara yarardan çok zarar sağlamaktadır.<br />
Kimi uyarıcı ilaçlar, sporculara yarardan çok zarar vermektedir.<br />
<br />
Yanlış Yerde Kullanılan Sözcükler : Bir cümlede her sözcüğün yerli yerinde, başka bir deyişle her sözcüğün kullanılması gereken yerde olması gerekir. Cümle içindeki bir tek sözcüğün bile yerini değiştirmek farklı anlamlar, farklı yorumlar ve yargılar oluşturur. Kimi zaman da mantıksal tutarsızlıklara yol açar. <br />
Örnek :<br />
Ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış ülkemizin belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak.<br />
Ülkemizin ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak.<br />
Ankara’da Kızılay’ın yapılan yeni binası görkemli olacak.<br />
Kızılay’ın Ankara’da yapılan yeni binası görkemli olacak.<br />
Okulu bitirince doktor olarak doğduğu kasabada çalışmaya başladı.<br />
Okulu bitirince doğduğu kasabada doktor olarak çalışmaya başladı.<br />
<br />
Anlamca Çelişen Sözcükler : Anlamca, cümlenin yargısıyla uyuşmayan, cümlede iletilen yargıyla çelişen ya da karşıtlık yaratan sözlerin bir arada kullanılması önemli bir anlatım kusurudur. Cümlenin anlamında çelişki, genellikle “kesinlik” ve “olabilirlik” anlamı taşıyan sözlerin bir arada kullanılmasından kaynaklanır. Örnek :   <br />
Kapının önünde tamı tamına üç beş nöbetçi vardı.<br />
                                                           <br />
Kapının önünde üç beş nöbetçi vardı.                                          <br />
Eminim ki bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş olsa gerek.                                   <br />
Bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş olsa gerek.<br />
                                           <br />
Kuşkusuz bütün çalışmalarının ödülünü sonunda belki alacaksın.<br />
                       <br />
Kuşkusuz bütün çalışmalarının ödülünü sonunda alacaksın.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dil Bilgisi İle İlgili Anlatım Bozuklukları (Cümle Düzeyinde Anlatım Bozukluğu)</span><br />
<br />
Yüklem Yanlışları :<br />
<br />
Yüklem Eksikliği : İki farklı yargının tek eylemsiye veya tek yükleme bağlanması, çoğu kez yargılardan birinin eylemsiyle ya da yüklemle uyumsuzluğuna neden olur ve bu durum anlatım bozukluğu yaratır. Bu durumda her farklı yargıyı ayrı bir yan cümleye ya da yükleme bağlamak anlatım bozukluğunu ortadan kaldırır. Örnek :<br />
<br />
Çok az veya hiç çalışmadan sınava girdiler.<br />
<br />
İş konusunda ben onu, o da beni etkilemek istemez.<br />
<br />
İş konusunda ben onu etkilemek istemem, o da beni etkilemek istemez.<br />
<br />
Hava açık; ama sıcak değildi.<br />
<br />
Hava açıktı; ama sıcak değildi.<br />
<br />
Yüklem Uyuşmazlığı : Sıralı cümlelerde yüklemlerin kip ve kişi ekleri yönünden uyumlu olmaları gerekir. Bu eklerin uyumsuzluğu anlatım bozukluğu yaratır. <br />
<br />
Örnek :<br />
Sabahları bana uğrar, okula birlikte giderdik<br />
Sabahları bana uğrardı, okula birlikte giderdik.<br />
<br />
Badana boya bitmiş, evi yerleştirecektik.<br />
Badana boya bitmişti, evi yerleştirecektik.<br />
<br />
Bu konuda seyircilerle biz eleştirmenler bir kez daha ters düştü sanırım.<br />
Bu konuda seyircilerle biz eleştirmenler bir kez daha ters düştük sanırım.<br />
<br />
Birleşik cümlelerde, yan cümlenin yüklem çatısıyla temel cümlenin yüklem çatısı, etkenlik ve edilgenlik yönünden uyumlu olmalıdır. Birinin çatısıyla temel cümlenin yüklem çatısı, etkenlik ve edilgenlik yönünden uyumlu olmalıdır. Birinin çatısı etkenken diğerinin edilgen olması, çatı uyumsuzluğuyla ilgili anlatım bozukluğu oluşturur. Sıralı cümlelerde yer alan yüklemlerin de çatılarının etkenlik edilgenlik yönünden uyumlu olması gerekir. Örnek :<br />
<br />
Toplantıda hep aynı konu tartışılıyor, saatlerce aynı şeyler konuşuyordu.<br />
<br />
Toplantıda hep aynı konu tartışılıyor, saatlerce aynı şeyler konuşuluyordu.<br />
<br />
Midesinden şikayeti olanlara fazla kızartma yememesini tavsiye ediyorlar.<br />
<br />
Midesinden şikayeti olanlara fazla kızartma yememelerini tavsiye ediyorlar.<br />
<br />
Nesne Yanlışları :<br />
<br />
Nesne-Yüklem Uyuşmazlığı : Bu uyuşmazlık, bileşik cümlelerde nesnenin, ilk cümlenin yüklemine uymamasından kaynaklanır. Bu bozukluk ikinci cümleye dolaylı tümleç, edat tümleci veya nesne eklenerek giderilebilir. Örnek :<br />
<br />
Beni hiçbir zaman unutmadı, her zaman mektup yazdı.<br />
<br />
Beni hiçbir zaman unutmadı, her zaman bana mektup yazdı.<br />
<br />
Çocuğun gözlerindeki yaşı silip, yerine oturttu.<br />
<br />
Çocuğun gözlerindeki yaşı silip, çocuğu yerine oturttu.<br />
<br />
Nesnelerin Yapısal Uyuşmazlığı : Bir cümlede aynı eklerle türetilen birden çok eylemsi, nesne görevinde kullanılabilir. Bu nesnelerin ekleri farklı kullanılmışsa bunlar arasında yapısal uyumsuzluk oluşur ve bu uyumsuzluk anlatım bozukluğu yaratır. Örnek :<br />
<br />
Seni anladığımı ve onaylayışımı gözden kaçırmazdın sanmıştım.<br />
<br />
Seni anladığımı ve onayladığımı gözden kaçırmazdın sanmıştım.<br />
<br />
Ne gelişini ne de gittiğini gördüm.<br />
<br />
Ne gelişini ne de gidişini gördüm.<br />
<br />
Özne Yanlışları : Sıralı ve bağlı bileşik cümlelerde ortak olarak kullanılan öznenin bütün yüklemlere uyması gerekir. Özne, bu eylemlerden birine uymazsa cümlede özne yüklem uyuşmazlığı ortaya çıkar. Bu tür anlatım bozuklukları, her farklı yargıya ayrı bir özne kullanılmasıyla giderilebilir. Ayrıca özneyle yüklem arasında, kişi yönünden ve tekillik çoğulluk yönünden bir uygunluk da olmalıdır. Örnek :<br />
<br />
Kitaptaki yanlışlar düzeltilecek ve ikinci baskıya girecek.<br />
<br />
Kitaptaki yanlışlar düzeltilecek ve kitap ikinci baskıya girecek.<br />
<br />
O resimlerinde pastel renkleri kullanmış, bu nedenle çok çabuk satılmış.<br />
<br />
O resimlerinde pastel renkleri kullanmış, bu nedenle resimleri çok çabuk satılmış.<br />
<br />
 <br />
<br />
 Tümleç Yanlışları :<br />
<br />
Zarf Tümleci-Yüklem Yanlışları : Bileşik cümlelerde, zarf tümleci ortak olmadığı halde, bütün yüklemler için ortak öğe kabul edilirse, anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Bu anlatım bozukluğu, ikinci cümleye bir zarf tümleci ilavesiyle giderilebilir. Bu nedenle bu anlatım bozukluğunun diğer adı, zarf tümleci eksikliğidir. Örnek :<br />
<br />
Her zaman senin yanındayım, seni yalnız bırakmayacağım.<br />
<br />
Her zaman senin yanındayım, hiçbir zaman seni yalnız bırakmayacağım.<br />
<br />
Hiçbir zaman kendini düşünmedi, ailesinin mutluluğu için çalıştı.<br />
<br />
Hiçbir zaman kendini düşünmedi, her zaman ailesinin mutluluğu için çalıştı.<br />
<br />
Edat Tümleci-Yüklem Yanlışları : Bileşik cümlelerde, edat tümleci durumundaki öğe, ortak olmadığı halde ortak kabul edilirse anlatım bozukluğu meydana gelir. Bu uyuşmazlık ikinci cümleye uygun bir tümleç ya da nesne eklenerek giderilebilir. Aynı şekilde bir dolaylı tümleç, nesne ya da öznenin yüklemle uyum sağlamayış nedeni bir edat tümleci eksikliği olabilir. Örnek :<br />
<br />
Akşamları kitapçıya uğrar, saatlerce sohbet ederdi.<br />
<br />
Akşamları kitapçıya uğrar, saatlerce onunla sohbet ederdi.<br />
<br />
Arkadaşımın babası geldi, bir süre sohbet ettik.<br />
<br />
Arkadaşımın babası geldi, bir süre onunla sohbet ettik.<br />
<br />
 <br />
<br />
Dolaylı Tümleç-Yüklem Yanlışları : Bileşik cümlelerde ortak olarak kullanılan dolaylı tümlecin, ilk cümlenin yüklemine uyarken ikinci cümlenin yüklemine uymadığı görülebilir. Böylece tümleç-yüklem uyuşmazlığı ile ilgili anlatım bozukluğu ortaya çıkar.<br />
<br />
 Örnek :<br />
Kadına her fırsatta bağırıyor, sürekli aşağılıyordu.<br />
Kadına her fırsatta bağırıyor, kadını sürekli aşağılıyordu.<br />
<br />
sana her konuda güveniyor ve yardım bekliyoruz.<br />
Sana her konuda güveniyor ve senden yardım bekliyoruz.<br />
<br />
Tamlama Yanlışları :<br />
<br />
Tamlaması Yanlışları : Bir ad tamlamasında;<br />
Tamlayan ya da tamlanan sözcüklerden birinin eksikliği,<br />
Tamlayan veya tamlanan eklerinden birinin kullanılmaması dolayısıyla tamlayan eksikliğinin anlam belirsizliği yaratması, ad tamlamasına ilişkin belli başlı yanlışlıklardır. <br />
<br />
Örnek :<br />
Onun böyle işlerle uğraşmaya ne vakti vardı ne de zamanıdır.<br />
Onun böyle işlerle uğraşmaya ne vakti vardı ne de bunun zamanıdır.<br />
<br />
Sıfat Tamlaması Yanlışları : Sıfat tamlamasına ilişkin yanlışlıklar şu şekilde oluşabilir;<br />
<br />
“Bir” den büyük sayı sıfatlarıyla kurulan sıfat tamlamalarında adın çoğul eki alması yanlışlık yaratır. Bu tür sıfat tamlamalarında adın tekil kullanılması gerekir. <br />
<br />
Örnek:<br />
Toplantıda üç ya da daha çok konuşmacılar söz alacakmış.<br />
Toplantıda üç ya da daha çok konuşmacı söz alacakmış.<br />
Dışarıda iki insanlar seni soruyordu.<br />
Dışarıda iki insan seni soruyordu.<br />
<br />
“Birçok, biraz, herhangi, birkaç, hiçbir, her” gibi belgisiz sıfatların tamlayan olduğu sıfat tamlamalarında, adın tekil kullanılması gerekir. Örnek :<br />
İhaleye birçok yerli ve yabancı firmalar katıldı.<br />
İhaleye birçok yerli ve yabancı firma katıldı.<br />
Hiçbir anne ve babaların buna itiraz edeceğini sanmam.<br />
Hiçbir anne ve babanın buna itiraz edeceğini sanmam.<br />
<br />
“Her” belgisiz sıfatının tamlayan olduğu sıfat tamlamalarında, yüklemin olumsuz olması anlatım bozukluğu yaratır. <br />
Örnek :<br />
Bu mevsimde her çeşit kuş avlanmayacaktır.<br />
Bu mevsimde hiçbir çeşit kuş avlanmayacaktır.<br />
Bu tarihlerde her grup sınavlarını aksatmayacak.<br />
Bu tarihlerde hiçbir grup sınavlarını aksatmayacak.<br />
<br />
Noktalama Yanlışları : Noktalama işaretlerinin eksik ya da yanlış yerde kullanılması; cümleleri bir anlam belirsizliğine sürükleyebileceği gibi cümleden birden fazla anlam çıkmasına da yol açabilir. Bu nedenle noktalama işaretlerinin anlama etkileri ve kullanıldığı yerler iyi bilinmelidir. Yanlış kullanımlar ortaya çıkarsa amaçlanan anlama ulaşmak mümkün olmaz. Bu durumlar da cümlede bir anlatım bozukluğu yaratır <br />
<br />
Örnek :<br />
Yabancı dükkandı eşyaları beğenmedi.<br />
Yabancı, dükkandı eşyaları beğenmedi.<br />
Bebekler için, ağlamak, açlık ve korku gibi durumların en doğal ve tek anlatım biçimidir.<br />
Bebekler için ağlamak, açlık ve korku gibi durumların en doğal ve tek anlatım biçimidir.<br />
 Kadın şoförü şöyle bir süzdü.<br />
 Kadın, şoförü şöyle bir süzdü.<br />
<br />
Yapıları Yanlış Olan Sözcükler : Kimi zaman yapım eklerinin sözcüklere, kurallara uygun olarak seçilmemesinden dolayı, kimi zaman da eklerin yanlış seçilmesi nedeniyle sözcüklerin yapıları bozuk olur. Yanlış yapılandırılmış sözcükler, dil bilgisi kurallarına uymaz ve anlatım bozukluğu yaratır. <br />
<br />
Örnek :<br />
Çocuğu iyi bir doktora bakıtmak gerekiyor.<br />
Çocuğu iyi bir doktora baktırmak gerekiyor.<br />
Alıkoyulan paketleri yarın postaya verelim.<br />
Alıkonulan paketleri yarın postaya verelim.<br />
Bu eşyaları pahalılatmak müşteri kaybına yol açar.<br />
Bu eşyaları pahalılaştırmak müşteri kaybına yol açar.<br />
<br />
Yanlış Ek Kullanımı : Bir sözcüğe, gelmesi gereken ekin dışında yanlış bir ekin getirilmesi de kimi zaman anlatım bozukluğuna yol açar. <br />
Örnek :<br />
Sorun arkadaşlarımızın bizi bu konuda iyi aydınlatmamış olduğundan kaynaklanıyor.<br />
Sorun arkadaşlarımızın bizi bu konuda iyi aydınlatmamış olmasından kaynaklanıyor.<br />
Okuduklarını ezberlemek değil, tartışarak özümlemesine sağlamak gerekir.<br />
Okuduklarını ezberlemek değil, tartışarak özümlemesini sağlamak gerekir.<br />
Her ne kadar şehir dışına taşınmışsak bile beklenen rahatlığa kavuşulmamıştır.<br />
Her ne kadar şehir dışına taşınmışsak bile beklenen rahatlığa kavuşamadık.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ünlem ( ! )]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-unlem</link>
			<pubDate>Sat, 09 May 2009 16:09:05 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=52">gülsevra</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-unlem</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ünlem İşareti ( ! )<br />
<br />
    Ünlem işareti genellikle cümle sonu işaretidir.<br />
<br />
a.    <br />
<br />
Heyecan, şaşkınlık, korku, acıma, kızgınlık gibi duyguları anlatan sözcük ve cümlelerden sonra kullanılır:<br />
<br />
Aman Allah'ım, manzara ne güzel!<br />
A! Sen artık çok oluyorsun.<br />
b.    <br />
<br />
Heyecanlı seslenişlerden, emir ve hitaplardan sonra ünlem işareti konur:<br />
<br />
Ey Türk Gençliği!<br />
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!<br />
Türk milleti!<br />
c.    <br />
<br />
Bir cümlede birden çok ünlem kullanılması gerektiği durumlarda, ünlem işaretleri yerine virgül konarak cümlenin sonunda tek bir ünlem kullanılır:<br />
<br />
Aman, off, öldüm, bittim, canım çok yandı!<br />
d.    Küçümseme, yerme, alay bildiren cümlelerden sonra ünlem işareti konur:<br />
<br />
Ali Beyin ne kadar akıllı (!) olduğunu herkes biliyor.<br />
Karnede getirdiğin notlardan ne kadar çok çalıştığın (!) belli oluyor.</span><br />
<br />
<img src="https://islamiforum.net/images/smilies/x.gif" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ünlem İşareti ( ! )<br />
<br />
    Ünlem işareti genellikle cümle sonu işaretidir.<br />
<br />
a.    <br />
<br />
Heyecan, şaşkınlık, korku, acıma, kızgınlık gibi duyguları anlatan sözcük ve cümlelerden sonra kullanılır:<br />
<br />
Aman Allah'ım, manzara ne güzel!<br />
A! Sen artık çok oluyorsun.<br />
b.    <br />
<br />
Heyecanlı seslenişlerden, emir ve hitaplardan sonra ünlem işareti konur:<br />
<br />
Ey Türk Gençliği!<br />
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!<br />
Türk milleti!<br />
c.    <br />
<br />
Bir cümlede birden çok ünlem kullanılması gerektiği durumlarda, ünlem işaretleri yerine virgül konarak cümlenin sonunda tek bir ünlem kullanılır:<br />
<br />
Aman, off, öldüm, bittim, canım çok yandı!<br />
d.    Küçümseme, yerme, alay bildiren cümlelerden sonra ünlem işareti konur:<br />
<br />
Ali Beyin ne kadar akıllı (!) olduğunu herkes biliyor.<br />
Karnede getirdiğin notlardan ne kadar çok çalıştığın (!) belli oluyor.</span><br />
<br />
<img src="https://islamiforum.net/images/smilies/x.gif" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dil Bilgisi - Parantez İşareti]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-dil-bilgisi-parantez-isareti</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jan 2009 17:42:18 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=52">gülsevra</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-dil-bilgisi-parantez-isareti</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Parantez İşareti ( ( ) )<br />
a.    <br />
<br />
Bir sözcük ya da cümleden sonra yapılan açıklamalar parantez içine alınır:<br />
<br />
Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) en güzel eserlerini Bodrum'da yazmıştır.<br />
Şiir Tahlilleri (Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Kadar)'nde Tevfik Fikret'in şiirini bu bakış açısıyla incelemiştik.<br />
b.    <br />
<br />
Eş anlamlı sözcükler, eş değerdeki tarihler ve rakamlar parantez içinde kullanılır:<br />
<br />
İnsan ikrarından (sözünden), hayvan yularından tutulur. (Türk atasözü)<br />
En mükemmel anlatma (expression) vasıtamız dildir.<br />
Gerçekçilik akımı, Gustave Flaubert (Gustav Flober)'in yazdığı Madam Bovary'nin yayınlanmasıyla (1857) başlamıştır.<br />
c.    <br />
<br />
Bilimsel çalışmalarda kaynaklar çoğunlukla dipnotta veya eserin sonunda "kaynaklar" başlığı altında gösterilir. Metin içinde kaynak gösterilmek istenirse parantez işareti kullanılır:<br />
<br />
Tanzimat döneminde Osmanlı aydınları Batı uygarlığını üç vâsıta ile (kitap, duyma ve gözlem) tanımışlardır (Okay, Batı Medeniyeti Karşısında Ahmet Mithat Efendi, 1975: 21).<br />
d.    <br />
<br />
Tiyatro eserlerinde sahnede yapılacak hareketler parantez içinde gösterilir:<br />
<br />
Eleştirmeci (odadan çıkar): Ne var, ne oldu? (Behçet Necatigil)<br />
<br />
UYARI: Çoğu zaman tırnak işareti ile parantez işaretinin kullanıldığı yerler birbirine karıştırılır. Cümlede tırnak işareti içindeki sözcükler ve cümleler çıkartılırsa anlam bozulur. Parantez içindeki sözcükler ve cümleler çıkartılırsa anlam bozulmaz.<br />
<br />
Kul kusursuz (hatasız) olmaz.<br />
Cahit Sıtkı Tarancı'nın "Otuz Beş Yaş" adlı şiirini henüz orta okulda iken okumuştum.<br />
<br />
=alıntı=</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Parantez İşareti ( ( ) )<br />
a.    <br />
<br />
Bir sözcük ya da cümleden sonra yapılan açıklamalar parantez içine alınır:<br />
<br />
Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) en güzel eserlerini Bodrum'da yazmıştır.<br />
Şiir Tahlilleri (Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Kadar)'nde Tevfik Fikret'in şiirini bu bakış açısıyla incelemiştik.<br />
b.    <br />
<br />
Eş anlamlı sözcükler, eş değerdeki tarihler ve rakamlar parantez içinde kullanılır:<br />
<br />
İnsan ikrarından (sözünden), hayvan yularından tutulur. (Türk atasözü)<br />
En mükemmel anlatma (expression) vasıtamız dildir.<br />
Gerçekçilik akımı, Gustave Flaubert (Gustav Flober)'in yazdığı Madam Bovary'nin yayınlanmasıyla (1857) başlamıştır.<br />
c.    <br />
<br />
Bilimsel çalışmalarda kaynaklar çoğunlukla dipnotta veya eserin sonunda "kaynaklar" başlığı altında gösterilir. Metin içinde kaynak gösterilmek istenirse parantez işareti kullanılır:<br />
<br />
Tanzimat döneminde Osmanlı aydınları Batı uygarlığını üç vâsıta ile (kitap, duyma ve gözlem) tanımışlardır (Okay, Batı Medeniyeti Karşısında Ahmet Mithat Efendi, 1975: 21).<br />
d.    <br />
<br />
Tiyatro eserlerinde sahnede yapılacak hareketler parantez içinde gösterilir:<br />
<br />
Eleştirmeci (odadan çıkar): Ne var, ne oldu? (Behçet Necatigil)<br />
<br />
UYARI: Çoğu zaman tırnak işareti ile parantez işaretinin kullanıldığı yerler birbirine karıştırılır. Cümlede tırnak işareti içindeki sözcükler ve cümleler çıkartılırsa anlam bozulur. Parantez içindeki sözcükler ve cümleler çıkartılırsa anlam bozulmaz.<br />
<br />
Kul kusursuz (hatasız) olmaz.<br />
Cahit Sıtkı Tarancı'nın "Otuz Beş Yaş" adlı şiirini henüz orta okulda iken okumuştum.<br />
<br />
=alıntı=</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fem Dersanesi Sesli Anlatımlar - Edebiyat]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-fem-dersanesi-sesli-anlatimlar-edebiyat</link>
			<pubDate>Thu, 05 Jun 2008 12:21:55 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=768">to_arisen</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-fem-dersanesi-sesli-anlatimlar-edebiyat</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TÜRKÇEYİ DOĞRU KULLANMAK]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-turkceyi-dogru-kullanmak</link>
			<pubDate>Mon, 03 Mar 2008 12:36:46 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=0">Kayıtsız</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-turkceyi-dogru-kullanmak</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SÖZLÜ ANLATIMIN TEMEL KURALLARI]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-sozlu-anlatimin-temel-kurallari</link>
			<pubDate>Thu, 14 Feb 2008 03:34:53 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=3">ismaiL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-sozlu-anlatimin-temel-kurallari</guid>
			<description><![CDATA[a. Konuşma, bir kez işitildiğinden dolayı dinleyicilerin ilgi duymaması durumunda önemini hemen yitirir. Metinleri ise, geriye dönmek ve tekrar okumak mümkündür.<br />
<br />
b. Konuşmacı, dinleyici grubun ve çevredekilerin dikkatini sağlama gereğini her zaman göz önüne almalıdır. Yazar ise, yazdığı sürece okuyucu kitlesinden uzaktır. Her dinleyici kitlesi, her topluluk; bir sorunun belirlenmesi, açıklanması için toplanır. Konuşmacı; dinleyici sayısını, ortalama düzeyini, öğrenim derecesini, özel ilgilerini vb. göz önünde bulundurmalıdır.<br />
<br />
c. Konuşma üslûbu, yazı üslûbundan faklıdır; konuşma, o anda anlaşılır olmalıdır. Çünkü dinleyenler, o şeyi anlamak için geri dönemez; o cümle üzerinde uzun uzun düşünemez; cümleyi anlaşılır şekle koymak için çalışamaz. Konuşmacının cümleleri; kısa, anlatımı basit ve yazı dilinden daha açık olması şarttır.<br />
<br />
ç. Sözlü anlatımda da, yazı türlerinden hiçbirinde önemi olmayan konuşmacının sesi, dikkate alınması gereken hususlardandır.<br />
<br />
d. Konuşmacının anlatımının daha açık ve etkili olabilmesi için beden dili de son derece önemlidir.<br />
<br />
2. DİKSİYON<br />
<br />
Ses, insanın kişiliğini yansıtır. Gözlem yeteneği güçlü bir kimse, her hangi biri ile birkaç dakikalık konuşma sırasında, onun hangi özellikte bir insan olduğu hakkında genel yargıya varabilir. <br />
<br />
Diksiyonda başarı; kişinin okuduğunu, söylediğini içinde duyabilmesine, içinden geldiği gibi sıcak, içten söyleyebilmesine bağlıdır. Havasına girebilen bir kişi, söylediklerine bir anlam derinliği ve inceliği kazandırır. (S. SARICA - M. GÜNDÜZ, Güzel Konuşma Yazma, s. 243)<br />
<br />
Bazen bir tek kelimenin telâffuzu bile, o kişinin geçmişi, öğrenim derecesi, zihin faaliyeti ve yeteneği hakkında fikir verebilir. Ses; dalgınlık, kayıtsızlık, korkma, utanma, kibirlilik, kendini beğenme, dikkatsizlik, bünyece zayıflık vb. birçok özellikleri ortaya koyabilir. Aynı zamanda o kimsenin uyanık, yetenekli, dengeli, atak, makul, cesur olduğunu da gösterebilir. Kaba, pürüzlü, sert, haşin, genizsil, çok ince sesler; dinleyenler üzerinde iyi bir etki bırakmaz.<br />
<br />
Sesimizin niteliği hakkında bilgi sahibi olabilmek için kimi basit paragrafları yüksek sesle birçok kez okumak yararlıdır. Böylelikle sesimizin başkaları üzerinde bırakabileceği etkileri ve kusurlarımızı öğrendikten sonra, sıkı bir çalışmayla sesin az çok eğitilebilmesi mümkündür. <br />
<br />
Bu alanda başarılı olabilmek için aşağıda belirtilen iyi bir konuşma sesinin niteliklerini bilmek gerekir.<br />
<br />
* Sesin işitilebilir olması<br />
* Canlılık<br />
* Sesin ayarlanması<br />
* Anlatımda değişiklik<br />
* Temiz ve doğru söyleyiş<br />
<br />
"Hitabette galip gelen, kelimeler değil; kelimelerin nasıl söylendiğidir." <br />
<br />
Karşılıklı konuşmanın ilk istediği şey açıklık ve bütünlüktür. Sözün ağızdan çıktığı anda anlaşılmasını sağlayacak bir telâffuz yeteneği, topluluk önünde konuşanlar için son derece önemlidir. <br />
<br />
Dinleyiciler, hatibin sesinin tonundan ya da kalitesinden ötürü, hatip hakkında yanlış intiba edinirlerse büyük bir ihtimalle kabahat hatibindir. Sert, tiz ya da zayıf bir ses, gevşek bir telâffuz, hatibin mesajından çok şey eksiltir. Sözlü anlatım çalışmalarının ilk kısmında sesin yeterli ve uygun olup olmadığı kontrol edilmelidir.<br />
<br />
Ses doğru çıkaklarında çıkarılmalı ve iyi tınlamalıdır. Bazı sesler, tınısı bakımından kulağa hoş gelir; ama bazıları da ses tonunun iyi ayarlanamamasından ya da çok sert, çok tiz olduklarından kulağı tırmalar. Tınısız ya da donuk bir ses, inandırıcı olamaz ve beklenen etkiyi meydana getiremez. Bunun için çıkarılan ses, iyi ayarlanmış ve ahenkli olmalıdır. Söyleyişte en küçük bir yanlışa bile rastlanmamalıdır; ton değişikliği, duygu ve düşüncelerin bütün özelliklerini en iyi şekilde yansıtmalıdır.<br />
<br />
Ses perdesinin düzeyi (esneklik); pes, orta ya da tiz olabilir. Esneklik, ses hacminin değişikliğe bağlı olan ses tonunu ya da perde değişikliğini kap-sar. Ses, yükseltildiği zaman hacimce büyür; alçaltıldığı zaman ise küçülür. Konuşmaların tekdüzelikten kurtulması için, ses hacminin ve perdelerinin karışık olarak kullanılması gerekir.<br />
<br />
Sesin esnek olmasının şu anlamları vardır:<br />
<br />
Kuvvetli ve yüksek ton: öfke, hoşnutsuzluk <br />
Tatlı ve biraz yükselen ton: sevgi, şefkat <br />
Hafif sesle orta ton : düşünce ve sükûnet <br />
Bir yukarıdakinin daha üstünde ton : ateşlilik ve ciddiyet<br />
Kuvvetli bir sesle alçak ton: duygu ve düşüncede dayanıklılık <br />
Tatlı bir ses ve alçak ton: ağırlık <br />
Fısıltı hâlinde ton: sinsi ve aldatıcı bir durum <br />
<br />
Sesin ton değişiklikleri, önemli yerleri vurgulamayı ve tekdüzeliği önlemeyi sağlar. Genel olarak konuşmaya orta bir tonla başlanır, ses yavaş yavaş yükseltilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[a. Konuşma, bir kez işitildiğinden dolayı dinleyicilerin ilgi duymaması durumunda önemini hemen yitirir. Metinleri ise, geriye dönmek ve tekrar okumak mümkündür.<br />
<br />
b. Konuşmacı, dinleyici grubun ve çevredekilerin dikkatini sağlama gereğini her zaman göz önüne almalıdır. Yazar ise, yazdığı sürece okuyucu kitlesinden uzaktır. Her dinleyici kitlesi, her topluluk; bir sorunun belirlenmesi, açıklanması için toplanır. Konuşmacı; dinleyici sayısını, ortalama düzeyini, öğrenim derecesini, özel ilgilerini vb. göz önünde bulundurmalıdır.<br />
<br />
c. Konuşma üslûbu, yazı üslûbundan faklıdır; konuşma, o anda anlaşılır olmalıdır. Çünkü dinleyenler, o şeyi anlamak için geri dönemez; o cümle üzerinde uzun uzun düşünemez; cümleyi anlaşılır şekle koymak için çalışamaz. Konuşmacının cümleleri; kısa, anlatımı basit ve yazı dilinden daha açık olması şarttır.<br />
<br />
ç. Sözlü anlatımda da, yazı türlerinden hiçbirinde önemi olmayan konuşmacının sesi, dikkate alınması gereken hususlardandır.<br />
<br />
d. Konuşmacının anlatımının daha açık ve etkili olabilmesi için beden dili de son derece önemlidir.<br />
<br />
2. DİKSİYON<br />
<br />
Ses, insanın kişiliğini yansıtır. Gözlem yeteneği güçlü bir kimse, her hangi biri ile birkaç dakikalık konuşma sırasında, onun hangi özellikte bir insan olduğu hakkında genel yargıya varabilir. <br />
<br />
Diksiyonda başarı; kişinin okuduğunu, söylediğini içinde duyabilmesine, içinden geldiği gibi sıcak, içten söyleyebilmesine bağlıdır. Havasına girebilen bir kişi, söylediklerine bir anlam derinliği ve inceliği kazandırır. (S. SARICA - M. GÜNDÜZ, Güzel Konuşma Yazma, s. 243)<br />
<br />
Bazen bir tek kelimenin telâffuzu bile, o kişinin geçmişi, öğrenim derecesi, zihin faaliyeti ve yeteneği hakkında fikir verebilir. Ses; dalgınlık, kayıtsızlık, korkma, utanma, kibirlilik, kendini beğenme, dikkatsizlik, bünyece zayıflık vb. birçok özellikleri ortaya koyabilir. Aynı zamanda o kimsenin uyanık, yetenekli, dengeli, atak, makul, cesur olduğunu da gösterebilir. Kaba, pürüzlü, sert, haşin, genizsil, çok ince sesler; dinleyenler üzerinde iyi bir etki bırakmaz.<br />
<br />
Sesimizin niteliği hakkında bilgi sahibi olabilmek için kimi basit paragrafları yüksek sesle birçok kez okumak yararlıdır. Böylelikle sesimizin başkaları üzerinde bırakabileceği etkileri ve kusurlarımızı öğrendikten sonra, sıkı bir çalışmayla sesin az çok eğitilebilmesi mümkündür. <br />
<br />
Bu alanda başarılı olabilmek için aşağıda belirtilen iyi bir konuşma sesinin niteliklerini bilmek gerekir.<br />
<br />
* Sesin işitilebilir olması<br />
* Canlılık<br />
* Sesin ayarlanması<br />
* Anlatımda değişiklik<br />
* Temiz ve doğru söyleyiş<br />
<br />
"Hitabette galip gelen, kelimeler değil; kelimelerin nasıl söylendiğidir." <br />
<br />
Karşılıklı konuşmanın ilk istediği şey açıklık ve bütünlüktür. Sözün ağızdan çıktığı anda anlaşılmasını sağlayacak bir telâffuz yeteneği, topluluk önünde konuşanlar için son derece önemlidir. <br />
<br />
Dinleyiciler, hatibin sesinin tonundan ya da kalitesinden ötürü, hatip hakkında yanlış intiba edinirlerse büyük bir ihtimalle kabahat hatibindir. Sert, tiz ya da zayıf bir ses, gevşek bir telâffuz, hatibin mesajından çok şey eksiltir. Sözlü anlatım çalışmalarının ilk kısmında sesin yeterli ve uygun olup olmadığı kontrol edilmelidir.<br />
<br />
Ses doğru çıkaklarında çıkarılmalı ve iyi tınlamalıdır. Bazı sesler, tınısı bakımından kulağa hoş gelir; ama bazıları da ses tonunun iyi ayarlanamamasından ya da çok sert, çok tiz olduklarından kulağı tırmalar. Tınısız ya da donuk bir ses, inandırıcı olamaz ve beklenen etkiyi meydana getiremez. Bunun için çıkarılan ses, iyi ayarlanmış ve ahenkli olmalıdır. Söyleyişte en küçük bir yanlışa bile rastlanmamalıdır; ton değişikliği, duygu ve düşüncelerin bütün özelliklerini en iyi şekilde yansıtmalıdır.<br />
<br />
Ses perdesinin düzeyi (esneklik); pes, orta ya da tiz olabilir. Esneklik, ses hacminin değişikliğe bağlı olan ses tonunu ya da perde değişikliğini kap-sar. Ses, yükseltildiği zaman hacimce büyür; alçaltıldığı zaman ise küçülür. Konuşmaların tekdüzelikten kurtulması için, ses hacminin ve perdelerinin karışık olarak kullanılması gerekir.<br />
<br />
Sesin esnek olmasının şu anlamları vardır:<br />
<br />
Kuvvetli ve yüksek ton: öfke, hoşnutsuzluk <br />
Tatlı ve biraz yükselen ton: sevgi, şefkat <br />
Hafif sesle orta ton : düşünce ve sükûnet <br />
Bir yukarıdakinin daha üstünde ton : ateşlilik ve ciddiyet<br />
Kuvvetli bir sesle alçak ton: duygu ve düşüncede dayanıklılık <br />
Tatlı bir ses ve alçak ton: ağırlık <br />
Fısıltı hâlinde ton: sinsi ve aldatıcı bir durum <br />
<br />
Sesin ton değişiklikleri, önemli yerleri vurgulamayı ve tekdüzeliği önlemeyi sağlar. Genel olarak konuşmaya orta bir tonla başlanır, ses yavaş yavaş yükseltilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KOMPOZİSYON KAVRAMININ TANIMI VE ÇEŞİTLERİ]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-kompozisyon-kavraminin-tanimi-ve-cesitleri</link>
			<pubDate>Thu, 14 Feb 2008 03:34:11 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=3">ismaiL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-kompozisyon-kavraminin-tanimi-ve-cesitleri</guid>
			<description><![CDATA[TANIMI: Farklı parçaları, uyumlu ve düzenli şekilde bir araya getirmeye kompozisyon denir. Fransızca kökenli bir kelime olup, düzenleme anlamındadır. Kompozisyon kelimesini, genel anlamı içinde değerlendirecek olursak, yaşadığımız dünya ve evrenin kendisi de bir kompozisyondur.<br />
<br />
Bir mimarî eser nasıl meydana gelir? Mimar ve mühendisler, binanın kâğıt üzerinde projesini hazırlar. Elektrikçi, elektrik kablolarını döşer. Duvar ustası duvarını belli ölçüler doğrultusunda örer. İşçiler harcını kararınca karar... vb. Bütün bu çalışmaların sonunda bir mimarî eser ortaya çıkar.<br />
<br />
Farklı iş kollarında çalışan insanlar uyumlu bir tekilde bir araya gelerek eseri oluştururlar. Eğer, düzenli bir çalışma olmazsa, düzenli bir eser da ortaya çıkmaz. Konuyla ilgili daha çok örnek vermek mümkündür. İnsan hayatının kendisinde de bir kompozisyon vardır. Sabah belli saatlerde kalkılır, el ve yüz yıkanır, kahvaltı yapılır, okula ya da işe gidilir, öğle ve akşam yemekleri yenir, uyunur... vb. İnsan, günlük işlerinde bir düzenleme yapmazsa mutlu ve başarılı da olamaz. Her sanat dalında ayrı bir kompozisyon görülmektedir. Müzikte beste düzenleyenlere "Kompozitör" denilmesi de buradan kaynaklanmaktadır.<br />
<br />
Dilde kompozisyon ise;<br />
<br />
İnsanların duygu, düşünce ve hayallerinin, belli bir ahenk içinde yazılı ya da sözlü olarak etkili bir biçimde yansıtılmasıdır. Pek çok insan yazı yazar. Ama, kompozisyon kurallarına uygun yazı yazan pek azdır. Herkes konuşma yapar. Ama, kompozisyon kurallarına uygun konuşma yapan pek azdır. İnsan, yazı yazma ve konuşmada düzenleme yapabildiği takdirde başarılı olmayı da yakalar.<br />
<br />
İki türlü kompozisyon vardır:<br />
<br />
a. Yazılı Kompozisyon<br />
b. Sözlü Kompozisyon<br />
<br />
a. YAZILI KOMPOZİSYON<br />
İyi ve güzel yazabilmek sabır ve titizlik ister. İnsan, iyi yazmayı çabuk yazmakla öğrenemez. Aksine, iyi yazarak, çabuk yazmayı öğrenir. Bunun için yazılı anlatımda başarılı olabilmek, yazılı kompozisyon ilkelerini bilmek ve bunları yazma çalışmaları ile geliştirmek gerekir. <br />
<br />
İyi yazı yazmak; "İyi düşünmek, doğru duymak, uygun anlatmak, aynı zamanda düşünce, ruh ve beğeni (zevk) sahibi olmak" demektir. İyi ve başarılı yazı yazabilmek için önce, doğru düşünmek ve duymak, sonra da en iyi biçimde bunları anlatabilmek gerekir. Yani, "yazmadan önce, düşünmeyi öğrenmek" başta gelen özelliktir.<br />
<br />
Güzel yazmak bir sanattır. Özel bir yetenek ister. Örneğin; şiir, hikâye, roman yazmak... Fakat, iyi ve doğru yazmak ise, yeteneğe bağlı değildir. Yazma zevk ve alışkanlığına sahip olan, yazma tekniğini ve dil kurallarını bilen, plân ve paragrafların oluşmasıyla ilgili gerekli deneyimi bulunan herkes, zamanla başarıya ulaşır. İyi yazmak, kolay bir iş değildir. Kişinin kendini yetiştirmesi, geliştirmesi ve düzeltmesi gerekir. (E. KANTEMİR, Yazılı ve Sözlü Anlatım, s. 114 - 116)<br />
<br />
Yazıda, iki türlü ifade şekli vardır:<br />
<br />
1) Nazım: Nesirden farklı olarak, genellikle ölçülü, kafiyeli dizelerden oluşan ifade şeklidir. Nazımla oluşmuş eserlere Manzume adı verilir. Her manzume, şiir değildir.<br />
<br />
ŞİİR: Duygu, düşünce ve hayallerin nazım yoluyla ahenkli ve etkili olarak anlatıldığı kompozisyon türüdür (edebî türdür). <br />
<br />
Şiir yazabilmek için şu özelliklerin bulunması gerekmektedir:<br />
<br />
a) Şiir yazacak kişi, her şeyden önce büyük bir bilgi birikimine sahip olmalıdır. Bu bilgileri kendi arasında sınıflandıracak olursak şunlar ortaya çıkmaktadır:<br />
<br />
ı) İçinde yaşamış olduğu toplumun genel yapısını, geçmişini, gelenek ve göreneklerini, kutsal bildiği değerleri iyi bilmelidir. Şiirinde, bu değerlere ters düşecek ifadelerden uzak durmalıdır.<br />
<br />
ıı) Dil bilgisi, imlâ (yazım) kuralları ve noktalama işaretlerini hem teoride, hem de uygulamada iyi bilmelidir.<br />
<br />
ııı) Zengin kelime hazinesine sahip olmalıdır. Kültür dilinde bulunan kelimeleri, şiirde kullanmasa da okuyup anlayabilecek düzeyde bilmelidir. Yani, kültür dili bilincine sahip olmalıdır. <br />
<br />
ıv) Şiirinde kullanacağı kelimeleri seçerken; yaşayan, anlaşılan kelimeler olmasına dikkat etmelidir.<br />
<br />
b) Şiir yazacak kişi, üstün bir deneyime sahip olmalıdır. Bu nedenle, başka şairlerin şiirleri çok okunmalı; şiir yazma denemesi çok yapılmalıdır. Yazdıkça, daha güzel şiirlerin oluşacağı unutulmamalıdır.<br />
<br />
c) Şiirin üç önemli unsuru vardır: "Duygu, düşünce ve hayal". Şair, bunlardan birini ön plâna çıkarabilir. <br />
<br />
Düşünceyi ön plâna çıkaran şairlerde, ideolojik endişeler önemlidir. (Örnek: Tevfik Fikret, Ziya Gökalp, Mehmet Âkif ERSOY, Nazım Hikmet, Necip Fazıl KISAKÜREK vb.) <br />
<br />
Duygu ve hayali ön plâna çıkaranlarda ise estetik yapı (güzellik) önemlidir. (Örnek: Cenap Şahabettin, Ahmet Haşim vb.) <br />
<br />
Bazen de duygu ve hayal coşkunluğu içinde düşünceyi uyumlu bir şekilde öne çıkaran şairler görülmektedir. (Örnek: Yahya Kemal BEYATLI vb.)<br />
<br />
Şiir yazacak kişi, bu ana unsurlardan hangisine ve nasıl önem vereceğini iyi bilmelidir. Ayrıca, düşüncenin çok açık olduğu (sırıttığı) şiirlerin herkes tarafından her çağda tutulmayacağına dikkat edilmelidir.<br />
<br />
d) Bunların ötesinde, şiir yazmanın bir yetenek olduğu unutulmamalıdır.<br />
<br />
2) Nesir (düz yazı): Roman, hikâye, makale, fıkra, deneme, söyleşi (sohbet), görüşme (mülâkat), mektup, dilekçe, eleştiri (tenkit), anı (hatıra), biyografi, gezi yazısı, röportaj, inceleme, rapor, atasözü, vecize vb. türler bu gruba girmektedir.<br />
<br />
<br />
b. SÖZLÜ KOMPOZİSYON<br />
Nutuk, konferans, açık oturum, münazara, tartışma, ders anlatma vb. sözlü kompozisyon türleri için, "Sözlü Anlatım" bölümüne bakınız.<br />
<br />
c. İYİ VE ETKİLİ YAZABİLMEK VE KONUŞABİLMEK İÇİN GEREKLİ ÖZELLİKLER<br />
<br />
1) Gözlem yapmak<br />
<br />
2) Düşünmek<br />
<br />
3) Okumak<br />
<br />
4) Ana dili iyi kullanmak <br />
<br />
(Z. KORKMAZ - A. B. ERCİLASUN - İ. PARLATIR ve diğerleri; Türk Dili ve Kompozisyon Bilgileri, s. 183/184) <br />
<br />
1) Gözlem Yapmak:<br />
<br />
İyi ve güzel bir yazı yazabilmek ve etkili konuşabilmek için her şeyden önce iyi bir gözlemci olmak gerekir.<br />
<br />
Gözlem; bakmak değil görmek, doğanın canlı cansız bütün unsurlarını, ayrıntılarıyla görmek demektir. Gözlem; doğru görmeyi, doğru tanımayı öğretir. (E. KANTEMİR, Yazılı ve Sözlü Anlatım, s. 118)<br />
<br />
Bir şeyi iyi anlayabilmek için onun kendi kendine ortaya çıkan türlü belirtilerini gözden geçirmek işine "Gözlem" denir. Gördüklerimizi anlamak ya da anlatmak için gözlem yapılır. <br />
<br />
(S. SARICA - M. GÜNDÜZ, Güzel Konuşma Yazma, s. 99)<br />
<br />
İnsanların çoğu, kendilerinin iyi birer gözlemci olduğunu söylemelerine karşın, iyi yazı yazamaz ya da etkili konuşma yapamaz. Öz eleştiri yapıldığı takdirde görülecek ki, insanlar; başta aile olmak üzere, çevre, okul ve en yakın arkadaşları hakkında ayrıntılı bilgilere sahip değildir. Oysaki, önceden derinlemesine yapılan gözlemler, çevre ve kişilerle uyumu kolaylaştıracak, iletişimi hızlandıracaktır.<br />
<br />
Bir dilencinin sokak aralarında, dolmuş kuyruklarında dilenmesini; hele hele dilenmekten utanan yoksul insanların toplumla ilişkilerini, ruh hâllerini gözlem yapmayan bir insan, nasıl "yoksulluk" konusunda yazı yazabilir, konuşma yapabilir?<br />
<br />
Öyleyse, hangi konuda yazı yazmak, konuşma yapmak istiyorsak; o konuyla ilgili önceden gözlemlere sahip olmalıyız. Bu düşüncelerden hareketle; siz de, ailenizi, çevrenizi, öğretmenlerinizi, arkadaşlarınızı kolay iletişim ve başarılı olmak için mutlaka gözlem yapmalısınız.<br />
<br />
2) Düşünmek (fikretmek = tefekkür):<br />
<br />
İyi ve güzel yazı yazmak, etkili konuşmak için gerekli olan özelliklerden biri de "düşün-mek" tir.<br />
<br />
Yazı yazmanın temelinde düşünme yatar. Okuduğumuz bir eser ya da parça, kafamızda birçok düşünceler yaratır. Dış dünyamızda gördüğümüz canlı ve cansız bütün unsurlar, kafamızda birtakım düşünceleri ve hayalleri canlandırır. Görülen, duyulan, okunan, incelenen somut ve soyut bütün kavramların bağlantıları, düşünce içerisine girer. Düşüncelerimizi açık, ilgi çekici, canlı bir biçimde ortaya koymalıyız. Düşünme, iç gözlem ile elde edilir. Gözlem; dışarıyı görmek, düşünme ise içimizi incelemek ve görmek demektir. (E. KANTEMİR, Yazılı ve Sözlü Anlatım, s. 130)<br />
<br />
Doğal olarak, bütün insanlar düşünceye sahiptir. Ama, düşünceden düşünceye fark vardır. Düşünce ile plân (tasarı) arasında sağlam bir bağ kurulmalıdır. İnsan, yaşamış olduğu ortam gereği; kişi, çevre, toplum, konu, olay vb. kavram ya da faaliyetlerde sağlıklı ve plânlı düşünmek zorundadır. Düşüncelerdeki dağınıklık ve plânsızlık, insanın çevreyle ve olaylarla bağlantısını bozar, uyumunu engeller. Bu durumda ise mutsuz ve başarısız bir kişilik ortaya çıkar.<br />
<br />
Sağlıklı düşünemeyen, düşüncelerinde plân yapamayan bir insan, nasıl iyi ve güzel yazı yazsın? Nasıl etkili konuşma yapsın? Öyleyse, bir konu ya da olay hakkında yazı yazmadan, konuşma yapmadan önce mutlaka düşünmeliyiz. Yazacağımız ya da konuşacağımız duygu ve düşüncelerimizle ilgili, ayrıca bir plân yapmalıyız.<br />
<br />
3) Okumak:<br />
<br />
"Ben aydınım" diyebilen bir insan; en az günde bir gazete, haftada bir dergi, ayda bir kitap okumak zorundadır. Düzenli olarak ayda bir kitap okuyan birisi elli yılda altı yüz kitap okur. İnsanlık tarihinin başlangıcından günümüze kadar yazılmış milyonlarca kitap içinde altı yüz kitabın önemi ne kadardır? <br />
<br />
Her çeşit kitabı düzenli aralıklarla okuyanlarla, hayatında eline hiç kitap almamışlar arasındaki fark; beyaz renkle siyah rengin arasındaki fark gibidir. Birisi bilim ve aydınlık, diğeri ise cehalet ve karanlıktır.<br />
<br />
Her şeyden önce, okumayan insanın kelime hazinesi gelişmez. Bu durumda sınırlı sayıda kelimelerle hangi duygu ve düşünceler etkili bir şekilde anlatılsın? <br />
<br />
Yazarlar, şairler ve sanatkârların düşüncelerini daha iyi anlayabiliyoruz. Çünkü, kelime hazineleri büyük. Çünkü, onlar okumaya önem veren, okumanın insan için bir üstünlük olduğunu kavrayan kişilerdir. Bilgili ve bilinçli aydın olabilmenin yegâne yöntemi okumak, çok okumaktır.<br />
<br />
Doğal olarak, yazılı ve sözlü kompozisyonda başarının önemli sırlarından birinin de düzenli okumak olduğunu unutmamak gerekir.<br />
<br />
4) Ana Dili İyi Kullanmak:<br />
<br />
Günümüzde, insanların çoğunun dört yüz - beş yüz kelimeyle konuşup anlaştığı bir gerçektir. Aydınların pek çoğu ise ortalama üç bin - beş bin kelimeye işleklik verebilmektedir. Bu durum, ana dilini iyi kullanmakla ilgili önemli bir toplumsal kusur olarak görülmektedir. Çünkü, toplumun yönlendirici ve yöneticisi durumundaki aydınlar, en az on beş bin - yirmi bin kelimeye işleklik kazandırmak zorundadır.<br />
<br />
Bu gerçekler ışığında; etkili ve güzel yazı yazmak ve konuşmak için ana dili iyi bilmek gerekir. Bu ise, dil bilgisi kurallarının ve anlatım bozukluklarının bilinmesini zorunlu kılar. <br />
<br />
Gözleme değer veren, plânlı düşünen, sağlıklı okuyan ve ana dilini iyi kullanan insan; üstün bir ifade yeteneğine sahip olur. Bu dört önemli özellik, birbirleriyle yakından ilgilidir. Birinin yokluğu, diğerlerinin yokluğuna yol açar. Bu nedenle, dört özelliğe de aynı şekilde önem verilmelidir.<br />
<br />
YAZILI KOMPOZİSYON TÜRLERİ<br />
YAZI TÜRLERİ <br />
MEKTUP GEZİ YAZISI (SEYAHAT) <br />
DİLEKÇE SÖYLEŞİ (SOHBET) <br />
FIKRA SÖYLEV (NUTUK) <br />
MAKALE RAPOR <br />
DENEME ROMAN <br />
ELEŞTİRİ (TENKİT) HİKÂYE <br />
ANI (HATIRA) TİYATRO <br />
BİYOGRAFİ (HAYAT HİKÂYESİ) RÖPORTAJ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[TANIMI: Farklı parçaları, uyumlu ve düzenli şekilde bir araya getirmeye kompozisyon denir. Fransızca kökenli bir kelime olup, düzenleme anlamındadır. Kompozisyon kelimesini, genel anlamı içinde değerlendirecek olursak, yaşadığımız dünya ve evrenin kendisi de bir kompozisyondur.<br />
<br />
Bir mimarî eser nasıl meydana gelir? Mimar ve mühendisler, binanın kâğıt üzerinde projesini hazırlar. Elektrikçi, elektrik kablolarını döşer. Duvar ustası duvarını belli ölçüler doğrultusunda örer. İşçiler harcını kararınca karar... vb. Bütün bu çalışmaların sonunda bir mimarî eser ortaya çıkar.<br />
<br />
Farklı iş kollarında çalışan insanlar uyumlu bir tekilde bir araya gelerek eseri oluştururlar. Eğer, düzenli bir çalışma olmazsa, düzenli bir eser da ortaya çıkmaz. Konuyla ilgili daha çok örnek vermek mümkündür. İnsan hayatının kendisinde de bir kompozisyon vardır. Sabah belli saatlerde kalkılır, el ve yüz yıkanır, kahvaltı yapılır, okula ya da işe gidilir, öğle ve akşam yemekleri yenir, uyunur... vb. İnsan, günlük işlerinde bir düzenleme yapmazsa mutlu ve başarılı da olamaz. Her sanat dalında ayrı bir kompozisyon görülmektedir. Müzikte beste düzenleyenlere "Kompozitör" denilmesi de buradan kaynaklanmaktadır.<br />
<br />
Dilde kompozisyon ise;<br />
<br />
İnsanların duygu, düşünce ve hayallerinin, belli bir ahenk içinde yazılı ya da sözlü olarak etkili bir biçimde yansıtılmasıdır. Pek çok insan yazı yazar. Ama, kompozisyon kurallarına uygun yazı yazan pek azdır. Herkes konuşma yapar. Ama, kompozisyon kurallarına uygun konuşma yapan pek azdır. İnsan, yazı yazma ve konuşmada düzenleme yapabildiği takdirde başarılı olmayı da yakalar.<br />
<br />
İki türlü kompozisyon vardır:<br />
<br />
a. Yazılı Kompozisyon<br />
b. Sözlü Kompozisyon<br />
<br />
a. YAZILI KOMPOZİSYON<br />
İyi ve güzel yazabilmek sabır ve titizlik ister. İnsan, iyi yazmayı çabuk yazmakla öğrenemez. Aksine, iyi yazarak, çabuk yazmayı öğrenir. Bunun için yazılı anlatımda başarılı olabilmek, yazılı kompozisyon ilkelerini bilmek ve bunları yazma çalışmaları ile geliştirmek gerekir. <br />
<br />
İyi yazı yazmak; "İyi düşünmek, doğru duymak, uygun anlatmak, aynı zamanda düşünce, ruh ve beğeni (zevk) sahibi olmak" demektir. İyi ve başarılı yazı yazabilmek için önce, doğru düşünmek ve duymak, sonra da en iyi biçimde bunları anlatabilmek gerekir. Yani, "yazmadan önce, düşünmeyi öğrenmek" başta gelen özelliktir.<br />
<br />
Güzel yazmak bir sanattır. Özel bir yetenek ister. Örneğin; şiir, hikâye, roman yazmak... Fakat, iyi ve doğru yazmak ise, yeteneğe bağlı değildir. Yazma zevk ve alışkanlığına sahip olan, yazma tekniğini ve dil kurallarını bilen, plân ve paragrafların oluşmasıyla ilgili gerekli deneyimi bulunan herkes, zamanla başarıya ulaşır. İyi yazmak, kolay bir iş değildir. Kişinin kendini yetiştirmesi, geliştirmesi ve düzeltmesi gerekir. (E. KANTEMİR, Yazılı ve Sözlü Anlatım, s. 114 - 116)<br />
<br />
Yazıda, iki türlü ifade şekli vardır:<br />
<br />
1) Nazım: Nesirden farklı olarak, genellikle ölçülü, kafiyeli dizelerden oluşan ifade şeklidir. Nazımla oluşmuş eserlere Manzume adı verilir. Her manzume, şiir değildir.<br />
<br />
ŞİİR: Duygu, düşünce ve hayallerin nazım yoluyla ahenkli ve etkili olarak anlatıldığı kompozisyon türüdür (edebî türdür). <br />
<br />
Şiir yazabilmek için şu özelliklerin bulunması gerekmektedir:<br />
<br />
a) Şiir yazacak kişi, her şeyden önce büyük bir bilgi birikimine sahip olmalıdır. Bu bilgileri kendi arasında sınıflandıracak olursak şunlar ortaya çıkmaktadır:<br />
<br />
ı) İçinde yaşamış olduğu toplumun genel yapısını, geçmişini, gelenek ve göreneklerini, kutsal bildiği değerleri iyi bilmelidir. Şiirinde, bu değerlere ters düşecek ifadelerden uzak durmalıdır.<br />
<br />
ıı) Dil bilgisi, imlâ (yazım) kuralları ve noktalama işaretlerini hem teoride, hem de uygulamada iyi bilmelidir.<br />
<br />
ııı) Zengin kelime hazinesine sahip olmalıdır. Kültür dilinde bulunan kelimeleri, şiirde kullanmasa da okuyup anlayabilecek düzeyde bilmelidir. Yani, kültür dili bilincine sahip olmalıdır. <br />
<br />
ıv) Şiirinde kullanacağı kelimeleri seçerken; yaşayan, anlaşılan kelimeler olmasına dikkat etmelidir.<br />
<br />
b) Şiir yazacak kişi, üstün bir deneyime sahip olmalıdır. Bu nedenle, başka şairlerin şiirleri çok okunmalı; şiir yazma denemesi çok yapılmalıdır. Yazdıkça, daha güzel şiirlerin oluşacağı unutulmamalıdır.<br />
<br />
c) Şiirin üç önemli unsuru vardır: "Duygu, düşünce ve hayal". Şair, bunlardan birini ön plâna çıkarabilir. <br />
<br />
Düşünceyi ön plâna çıkaran şairlerde, ideolojik endişeler önemlidir. (Örnek: Tevfik Fikret, Ziya Gökalp, Mehmet Âkif ERSOY, Nazım Hikmet, Necip Fazıl KISAKÜREK vb.) <br />
<br />
Duygu ve hayali ön plâna çıkaranlarda ise estetik yapı (güzellik) önemlidir. (Örnek: Cenap Şahabettin, Ahmet Haşim vb.) <br />
<br />
Bazen de duygu ve hayal coşkunluğu içinde düşünceyi uyumlu bir şekilde öne çıkaran şairler görülmektedir. (Örnek: Yahya Kemal BEYATLI vb.)<br />
<br />
Şiir yazacak kişi, bu ana unsurlardan hangisine ve nasıl önem vereceğini iyi bilmelidir. Ayrıca, düşüncenin çok açık olduğu (sırıttığı) şiirlerin herkes tarafından her çağda tutulmayacağına dikkat edilmelidir.<br />
<br />
d) Bunların ötesinde, şiir yazmanın bir yetenek olduğu unutulmamalıdır.<br />
<br />
2) Nesir (düz yazı): Roman, hikâye, makale, fıkra, deneme, söyleşi (sohbet), görüşme (mülâkat), mektup, dilekçe, eleştiri (tenkit), anı (hatıra), biyografi, gezi yazısı, röportaj, inceleme, rapor, atasözü, vecize vb. türler bu gruba girmektedir.<br />
<br />
<br />
b. SÖZLÜ KOMPOZİSYON<br />
Nutuk, konferans, açık oturum, münazara, tartışma, ders anlatma vb. sözlü kompozisyon türleri için, "Sözlü Anlatım" bölümüne bakınız.<br />
<br />
c. İYİ VE ETKİLİ YAZABİLMEK VE KONUŞABİLMEK İÇİN GEREKLİ ÖZELLİKLER<br />
<br />
1) Gözlem yapmak<br />
<br />
2) Düşünmek<br />
<br />
3) Okumak<br />
<br />
4) Ana dili iyi kullanmak <br />
<br />
(Z. KORKMAZ - A. B. ERCİLASUN - İ. PARLATIR ve diğerleri; Türk Dili ve Kompozisyon Bilgileri, s. 183/184) <br />
<br />
1) Gözlem Yapmak:<br />
<br />
İyi ve güzel bir yazı yazabilmek ve etkili konuşabilmek için her şeyden önce iyi bir gözlemci olmak gerekir.<br />
<br />
Gözlem; bakmak değil görmek, doğanın canlı cansız bütün unsurlarını, ayrıntılarıyla görmek demektir. Gözlem; doğru görmeyi, doğru tanımayı öğretir. (E. KANTEMİR, Yazılı ve Sözlü Anlatım, s. 118)<br />
<br />
Bir şeyi iyi anlayabilmek için onun kendi kendine ortaya çıkan türlü belirtilerini gözden geçirmek işine "Gözlem" denir. Gördüklerimizi anlamak ya da anlatmak için gözlem yapılır. <br />
<br />
(S. SARICA - M. GÜNDÜZ, Güzel Konuşma Yazma, s. 99)<br />
<br />
İnsanların çoğu, kendilerinin iyi birer gözlemci olduğunu söylemelerine karşın, iyi yazı yazamaz ya da etkili konuşma yapamaz. Öz eleştiri yapıldığı takdirde görülecek ki, insanlar; başta aile olmak üzere, çevre, okul ve en yakın arkadaşları hakkında ayrıntılı bilgilere sahip değildir. Oysaki, önceden derinlemesine yapılan gözlemler, çevre ve kişilerle uyumu kolaylaştıracak, iletişimi hızlandıracaktır.<br />
<br />
Bir dilencinin sokak aralarında, dolmuş kuyruklarında dilenmesini; hele hele dilenmekten utanan yoksul insanların toplumla ilişkilerini, ruh hâllerini gözlem yapmayan bir insan, nasıl "yoksulluk" konusunda yazı yazabilir, konuşma yapabilir?<br />
<br />
Öyleyse, hangi konuda yazı yazmak, konuşma yapmak istiyorsak; o konuyla ilgili önceden gözlemlere sahip olmalıyız. Bu düşüncelerden hareketle; siz de, ailenizi, çevrenizi, öğretmenlerinizi, arkadaşlarınızı kolay iletişim ve başarılı olmak için mutlaka gözlem yapmalısınız.<br />
<br />
2) Düşünmek (fikretmek = tefekkür):<br />
<br />
İyi ve güzel yazı yazmak, etkili konuşmak için gerekli olan özelliklerden biri de "düşün-mek" tir.<br />
<br />
Yazı yazmanın temelinde düşünme yatar. Okuduğumuz bir eser ya da parça, kafamızda birçok düşünceler yaratır. Dış dünyamızda gördüğümüz canlı ve cansız bütün unsurlar, kafamızda birtakım düşünceleri ve hayalleri canlandırır. Görülen, duyulan, okunan, incelenen somut ve soyut bütün kavramların bağlantıları, düşünce içerisine girer. Düşüncelerimizi açık, ilgi çekici, canlı bir biçimde ortaya koymalıyız. Düşünme, iç gözlem ile elde edilir. Gözlem; dışarıyı görmek, düşünme ise içimizi incelemek ve görmek demektir. (E. KANTEMİR, Yazılı ve Sözlü Anlatım, s. 130)<br />
<br />
Doğal olarak, bütün insanlar düşünceye sahiptir. Ama, düşünceden düşünceye fark vardır. Düşünce ile plân (tasarı) arasında sağlam bir bağ kurulmalıdır. İnsan, yaşamış olduğu ortam gereği; kişi, çevre, toplum, konu, olay vb. kavram ya da faaliyetlerde sağlıklı ve plânlı düşünmek zorundadır. Düşüncelerdeki dağınıklık ve plânsızlık, insanın çevreyle ve olaylarla bağlantısını bozar, uyumunu engeller. Bu durumda ise mutsuz ve başarısız bir kişilik ortaya çıkar.<br />
<br />
Sağlıklı düşünemeyen, düşüncelerinde plân yapamayan bir insan, nasıl iyi ve güzel yazı yazsın? Nasıl etkili konuşma yapsın? Öyleyse, bir konu ya da olay hakkında yazı yazmadan, konuşma yapmadan önce mutlaka düşünmeliyiz. Yazacağımız ya da konuşacağımız duygu ve düşüncelerimizle ilgili, ayrıca bir plân yapmalıyız.<br />
<br />
3) Okumak:<br />
<br />
"Ben aydınım" diyebilen bir insan; en az günde bir gazete, haftada bir dergi, ayda bir kitap okumak zorundadır. Düzenli olarak ayda bir kitap okuyan birisi elli yılda altı yüz kitap okur. İnsanlık tarihinin başlangıcından günümüze kadar yazılmış milyonlarca kitap içinde altı yüz kitabın önemi ne kadardır? <br />
<br />
Her çeşit kitabı düzenli aralıklarla okuyanlarla, hayatında eline hiç kitap almamışlar arasındaki fark; beyaz renkle siyah rengin arasındaki fark gibidir. Birisi bilim ve aydınlık, diğeri ise cehalet ve karanlıktır.<br />
<br />
Her şeyden önce, okumayan insanın kelime hazinesi gelişmez. Bu durumda sınırlı sayıda kelimelerle hangi duygu ve düşünceler etkili bir şekilde anlatılsın? <br />
<br />
Yazarlar, şairler ve sanatkârların düşüncelerini daha iyi anlayabiliyoruz. Çünkü, kelime hazineleri büyük. Çünkü, onlar okumaya önem veren, okumanın insan için bir üstünlük olduğunu kavrayan kişilerdir. Bilgili ve bilinçli aydın olabilmenin yegâne yöntemi okumak, çok okumaktır.<br />
<br />
Doğal olarak, yazılı ve sözlü kompozisyonda başarının önemli sırlarından birinin de düzenli okumak olduğunu unutmamak gerekir.<br />
<br />
4) Ana Dili İyi Kullanmak:<br />
<br />
Günümüzde, insanların çoğunun dört yüz - beş yüz kelimeyle konuşup anlaştığı bir gerçektir. Aydınların pek çoğu ise ortalama üç bin - beş bin kelimeye işleklik verebilmektedir. Bu durum, ana dilini iyi kullanmakla ilgili önemli bir toplumsal kusur olarak görülmektedir. Çünkü, toplumun yönlendirici ve yöneticisi durumundaki aydınlar, en az on beş bin - yirmi bin kelimeye işleklik kazandırmak zorundadır.<br />
<br />
Bu gerçekler ışığında; etkili ve güzel yazı yazmak ve konuşmak için ana dili iyi bilmek gerekir. Bu ise, dil bilgisi kurallarının ve anlatım bozukluklarının bilinmesini zorunlu kılar. <br />
<br />
Gözleme değer veren, plânlı düşünen, sağlıklı okuyan ve ana dilini iyi kullanan insan; üstün bir ifade yeteneğine sahip olur. Bu dört önemli özellik, birbirleriyle yakından ilgilidir. Birinin yokluğu, diğerlerinin yokluğuna yol açar. Bu nedenle, dört özelliğe de aynı şekilde önem verilmelidir.<br />
<br />
YAZILI KOMPOZİSYON TÜRLERİ<br />
YAZI TÜRLERİ <br />
MEKTUP GEZİ YAZISI (SEYAHAT) <br />
DİLEKÇE SÖYLEŞİ (SOHBET) <br />
FIKRA SÖYLEV (NUTUK) <br />
MAKALE RAPOR <br />
DENEME ROMAN <br />
ELEŞTİRİ (TENKİT) HİKÂYE <br />
ANI (HATIRA) TİYATRO <br />
BİYOGRAFİ (HAYAT HİKÂYESİ) RÖPORTAJ]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>