<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İslami Forum - Sahabeler]]></title>
		<link>https://islamiforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İslami Forum - https://islamiforum.net]]></description>
		<pubDate>Sat, 23 May 2026 20:04:26 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[2024 Kurban Bağışı Fiyatları]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-2024-kurban-bagisi-fiyatlari</link>
			<pubDate>Tue, 07 May 2024 14:42:29 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34119">fatih.tepe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-2024-kurban-bagisi-fiyatlari</guid>
			<description><![CDATA[2024 Kurban Bağışı Fiyatları<br />
<img src="https://i.ibb.co/wKCtVj7/kurban-fiyatlar-2014.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kurban-fiyatlar-2014.jpg]" class="mycode_img" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[2024 Kurban Bağışı Fiyatları<br />
<img src="https://i.ibb.co/wKCtVj7/kurban-fiyatlar-2014.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kurban-fiyatlar-2014.jpg]" class="mycode_img" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sahabelerin Hayatı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-sahabelerin-hayati</link>
			<pubDate>Thu, 02 May 2024 16:49:51 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=35115">berilturhan</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-sahabelerin-hayati</guid>
			<description><![CDATA[Sahabe hayatları hakkında ne kadar bilgiye sahibiz? Sahabe kime denir? Peygamber Efendimizin (s.a.v) "gökteki yıldızlar gibidir" dediği sahabelerin hayatı ve kısaca bilmemiz gereken her şey... Not: Kaynaklardan elde ettiğimiz ve sitemizde bulunan tüm sahabi efendilerimizin hayatlarını sizler için derledik bunun yanında kaynaklarda yeni isimler elde ettikçe liste güncellenecektir.<br />
“Ashâbım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olsanız hidayete erersiniz.” (Beyhakî, el-Medhal, s.164, Kenzu’l-ummal, h. no: 1002)<br />
<br />
Sahabe, sahabî kelimesinin çoğuludur ve dostlar, arkadaşlar, beraber bulunanlar manalarına gelir. Aynı manada kullanılan ashab kelimesi ise, “sâhib” (dost, arkadaş) kelimesinin çoğuludur. Sahabe, terim olarak Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i, peygamberliği sırasında gören, Onunla konuşup görüşen, O’na iman eden ve müslüman olarak ölen kimselere verilen isimdir.<br />
<br />
Sahâbe-i kirâm efendilerimizden bahsederken onların ismi anıldığında; Erkek Sahabiler için -radıyallâhu anh- , hanım sahabiler için-radıyallâhu anhâ-, Birden çok sahabiden bahsederken-radıyallâhu anhüma- yani (Allahü teâlâ ondan râzı olsun) denir.<br />
<br />
SAHABELERİN HAYATI - (Erkek ve Hanım Tüm Sahabiler)<br />
Not: Tüm sahabelerin isimlerinin üzerine tıklayarak hayatlarını detaylı olarak okuyabilirsiniz.<br />
<br />
Peygamberimize olan itaat ve muhabbetleri, örnek hayatları ile sizler için derlediğimiz sahabelerin hayatı...<br />
<br />
Aşere-i Mübeşşere, Peygamber Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem- tarafından cennete girecekleri daha hayatta iken kendilerine müjdelenen on sahâbîden ibârettir.<br />
<br />
HAZRETİ EBÛ BEKİR,<br />
HAZRETİ ÖMER,<br />
HAZRETİ OSMAN,<br />
HAZRETİ ALİ,<br />
HAZRETİ TALHA B. UBEYDULLAH,<br />
HAZRETİ ZÜBEYR B. AVVÂM,<br />
HAZRETİ ABDURRAHMAN B. AVF,<br />
HAZRETİ SA‘D B. EBÛ VAKKĀS,<br />
HAZRETİ EBÛ UBEYDE B. CERRÂH <br />
HAZRETİ SAÎD B. ZEYD -radıyallahu anhüm-'dür.<br />
Bu on sahabiden ilk dördü Hulefâ-yi Râşidîn (Raşit Halifeler) olarak bilinen sahabi efendilerimizdir. İslâm tarihinde Resûl-i Ekrem’in vefatından sonra Hz. Ebûbekir’e biat edilmesiyle başlayan, daha sonra Hz. Ömer ve Osman’ın hilâfetleriyle sürüp Hz. Ali ile sona eren döneme Hulefâ-yi Râşidîn devri denilir.<br />
<br />
Yukardaki sahabi efendilerimiz ile birlikte aşağıda verilen sahabiler ilk iman eden Müslüman olan sahabilerdir.<br />
<br />
HAZRET-İ HATİCE (R.A.)<br />
ZEYD BİN HARİSE (R.A.)<br />
HAZRETİ HAMZA (R.A.)<br />
MUAZ BİN HARİS (R.A.)<br />
CAFER-İ TAYYAR (R.A.)<br />
MUSAB BİN UMEYR (R.A.)<br />
ABDULLAH İBNİ MESUT (R.A.)<br />
MİKDAD BİN ESVED (R.A.)<br />
EBU ZER GIFARİ (R.A.)<br />
ESMA BİNTİ EBUBEKİR (R.A.)<br />
OSMAN BİN MAZUN (R.A.)<br />
BİLAL-İ HABEŞİ (R.A.)<br />
HABBAB BİN ERET (R.A.)<br />
HATIB BİN EBİ BELTEA (R.A.)<br />
HALİD BİN SAİD (R.A.)<br />
ABDULLAH BİN CAHŞ (R.A.)<br />
ESMA BİNTİ UMEYS (R.A.)<br />
ERKAM BİN EBİL-ERKAM (R.A.)<br />
AMMAR BİN YASİR (R.A.)<br />
ÜMMÜ SELEME (R.A.)<br />
EBU SELEME (R.A.)<br />
SÜMEYYE BİNTİ HABBAT (R.A.)<br />
SÜHEYB-İ RUMÎ (R.A.)<br />
AMR BİN ABESE (R.A.)<br />
ÜMMÜ HABİBE (R.A.)<br />
AMİR BİN FUHEYRE (R.A.)<br />
YASİR BİN AMİR (R.A.)<br />
FATIMA BİNTİ HATTAB (R.A.)<br />
EBU FÜKEYHE (R.A.)<br />
EBU HUZEYFE BİN UTBE BİN REBİA (R.A.)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sahabe hayatları hakkında ne kadar bilgiye sahibiz? Sahabe kime denir? Peygamber Efendimizin (s.a.v) "gökteki yıldızlar gibidir" dediği sahabelerin hayatı ve kısaca bilmemiz gereken her şey... Not: Kaynaklardan elde ettiğimiz ve sitemizde bulunan tüm sahabi efendilerimizin hayatlarını sizler için derledik bunun yanında kaynaklarda yeni isimler elde ettikçe liste güncellenecektir.<br />
“Ashâbım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olsanız hidayete erersiniz.” (Beyhakî, el-Medhal, s.164, Kenzu’l-ummal, h. no: 1002)<br />
<br />
Sahabe, sahabî kelimesinin çoğuludur ve dostlar, arkadaşlar, beraber bulunanlar manalarına gelir. Aynı manada kullanılan ashab kelimesi ise, “sâhib” (dost, arkadaş) kelimesinin çoğuludur. Sahabe, terim olarak Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i, peygamberliği sırasında gören, Onunla konuşup görüşen, O’na iman eden ve müslüman olarak ölen kimselere verilen isimdir.<br />
<br />
Sahâbe-i kirâm efendilerimizden bahsederken onların ismi anıldığında; Erkek Sahabiler için -radıyallâhu anh- , hanım sahabiler için-radıyallâhu anhâ-, Birden çok sahabiden bahsederken-radıyallâhu anhüma- yani (Allahü teâlâ ondan râzı olsun) denir.<br />
<br />
SAHABELERİN HAYATI - (Erkek ve Hanım Tüm Sahabiler)<br />
Not: Tüm sahabelerin isimlerinin üzerine tıklayarak hayatlarını detaylı olarak okuyabilirsiniz.<br />
<br />
Peygamberimize olan itaat ve muhabbetleri, örnek hayatları ile sizler için derlediğimiz sahabelerin hayatı...<br />
<br />
Aşere-i Mübeşşere, Peygamber Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem- tarafından cennete girecekleri daha hayatta iken kendilerine müjdelenen on sahâbîden ibârettir.<br />
<br />
HAZRETİ EBÛ BEKİR,<br />
HAZRETİ ÖMER,<br />
HAZRETİ OSMAN,<br />
HAZRETİ ALİ,<br />
HAZRETİ TALHA B. UBEYDULLAH,<br />
HAZRETİ ZÜBEYR B. AVVÂM,<br />
HAZRETİ ABDURRAHMAN B. AVF,<br />
HAZRETİ SA‘D B. EBÛ VAKKĀS,<br />
HAZRETİ EBÛ UBEYDE B. CERRÂH <br />
HAZRETİ SAÎD B. ZEYD -radıyallahu anhüm-'dür.<br />
Bu on sahabiden ilk dördü Hulefâ-yi Râşidîn (Raşit Halifeler) olarak bilinen sahabi efendilerimizdir. İslâm tarihinde Resûl-i Ekrem’in vefatından sonra Hz. Ebûbekir’e biat edilmesiyle başlayan, daha sonra Hz. Ömer ve Osman’ın hilâfetleriyle sürüp Hz. Ali ile sona eren döneme Hulefâ-yi Râşidîn devri denilir.<br />
<br />
Yukardaki sahabi efendilerimiz ile birlikte aşağıda verilen sahabiler ilk iman eden Müslüman olan sahabilerdir.<br />
<br />
HAZRET-İ HATİCE (R.A.)<br />
ZEYD BİN HARİSE (R.A.)<br />
HAZRETİ HAMZA (R.A.)<br />
MUAZ BİN HARİS (R.A.)<br />
CAFER-İ TAYYAR (R.A.)<br />
MUSAB BİN UMEYR (R.A.)<br />
ABDULLAH İBNİ MESUT (R.A.)<br />
MİKDAD BİN ESVED (R.A.)<br />
EBU ZER GIFARİ (R.A.)<br />
ESMA BİNTİ EBUBEKİR (R.A.)<br />
OSMAN BİN MAZUN (R.A.)<br />
BİLAL-İ HABEŞİ (R.A.)<br />
HABBAB BİN ERET (R.A.)<br />
HATIB BİN EBİ BELTEA (R.A.)<br />
HALİD BİN SAİD (R.A.)<br />
ABDULLAH BİN CAHŞ (R.A.)<br />
ESMA BİNTİ UMEYS (R.A.)<br />
ERKAM BİN EBİL-ERKAM (R.A.)<br />
AMMAR BİN YASİR (R.A.)<br />
ÜMMÜ SELEME (R.A.)<br />
EBU SELEME (R.A.)<br />
SÜMEYYE BİNTİ HABBAT (R.A.)<br />
SÜHEYB-İ RUMÎ (R.A.)<br />
AMR BİN ABESE (R.A.)<br />
ÜMMÜ HABİBE (R.A.)<br />
AMİR BİN FUHEYRE (R.A.)<br />
YASİR BİN AMİR (R.A.)<br />
FATIMA BİNTİ HATTAB (R.A.)<br />
EBU FÜKEYHE (R.A.)<br />
EBU HUZEYFE BİN UTBE BİN REBİA (R.A.)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz. Ali (R.A.) Hayatı ve Halifelik Dönemi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-hz-ali-r-a-hayati-ve-halifelik-donemi</link>
			<pubDate>Sun, 01 Oct 2023 11:58:11 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34945">Baybars</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-hz-ali-r-a-hayati-ve-halifelik-donemi</guid>
			<description><![CDATA[Hz. Ali (R.A.) genel kabul gören görüşe göre 600 yılında Kabe'nin içinde doğmuştur. Babası Ebu Talib bin Abdulmuttalib ile Peygamber Efendimizin babası Abdullah bin Abdulmuttalib anne baba bir kardeştir. Annesi Fatıma bint Esed'tir.Annesi doğduğunda O'na ilk olarak Esed adını vermiş fakat babası Ebu Talip Ali ismini seçmiştir.Hz. Ali (R.A.)'nin ailesi Peygamberimizin de ikinci ailesiydi.Peygamberimiz daha 8 yaşında iken dedesi Abdulmuttalib vefat edince Ebu Talib'in yanında büyümüştü. Hz. Ali (R.A.)'nin babası ve Peygamberimizin amcası Ebu Talib ne yazık ki müslüman olmadan ölmüştür. Annesi Fatıma bint Esed ilk müslümanlardandı. Hz. Ali (R.A.) nin bilinen üç erkek iki de kız kardeşi vardır. Talib bin Ebu Talib'in Peygamber efendimizi çok sevmesine rağmen müşrik olarak öldüğü bildirilmektedir.Akil bin Ebu Talib Bedir Savaşına müşrik olarak katılmış ve esir düşmüştü. Amcası Abbas bin Abdulmuttalib fidyesini ödedi ve serbest kaldı. Mekke'nin fethinde müslüman oldu. Mute Savaşına katıldı. Muaviye'nin ya da oğlu Yezid'in iktidarında vefat etti.Cafer bin Ebu Talib ilk müslümanlardandı.Mute Savaşında şehit düştü.Kız kardeşi Ümmü Hani bint Ebu Talib Mekke'nin fethinde müslüman oldu. Diğer kız kardeşi Cümame binti Ebu Talib hakkında ise müslüman olduğu bilinmekte fakat hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır.Hz. Ali (R.A.)'nin eşleri Peygamberimizin kızı Fatıma dışında Havle bint Cafer, Leyla bint Mesud, Ümmü'l Benin bint Hizam, Esma bint Ümeys, Ümmü Habib bint Rebia, Ümame bint As, Ümmü Sa'd bint Urve, Ümmühat Evlad ve Mehyat bint İmrul Kays'tır. Bu evliliklerden ondört erkek ondokuz kız çocuğu olduğu belirtilir.<br />
<br />
   Hz. Ali (R.A.) orta boyluydu. Geniş omuzlu ve iri yapılıydı.Başının arkası hariç saçı yoktu.Sakalı gürdü.Kolları kalın özellikle dirsekten aşağısı oldukça kuvvetliydi.Savaşa giderken hızlı yürürdü.Ebu Talib'in ekonomik olarak sıkıntılı günler geçirdiği bir zamanda Peygamber Efendimiz amcası Abbas'a giderek yükünü hafifletmek amacı ile birer çocuğun bakımını üstlendiler. Cafer bin Ebu Talib amcası Abbas'ın yanına gitti.Hz. Ali (R.A.) de Peygamber efendimizin yanında kaldı.İslamiyet indiğinde Hz. Ali (R.A.) yaklaşık on yaşındaydı.İlk müslümanlardan oldu.Peygamberimiz hicret edeceği zaman isteği üzerine Hz. Ali (R.A.) evinde kalıp yatağında yattı.O'nu öldürmek için gelenler karşılarında Hz. Ali (R.A.)'yi gördüler.Hz. Ali (R.A.) Peygamberimizden birkaç gün sonra tek başına Medine'ye hicret yoluna çıktı.Herhangi bir binek hayvanı olmadan azmi ve kararlılığı ile gündüzleri güneşten korunarak sadece geceleri yol aldı.Kuba'da Peygamberimizle buluştu.Medine'ye hep birlikte girdiler.Medine'de geçen zamanlarda Mescid-i Nebevi'nin inşaasında ve şehirde oluşturulan yeni düzende Hz. Ali (R.A.) her daim Peygamber Efendimizin yanında hazır bulundu.Babanın oğulla, amcanın yeğenle,kardeşin kardeşle karşı karşıya geldiği Bedir Savaşı ikili mübareze ile başladı.Kureyşli müşriklerin karşısına müslümanlardan Peygamberimizin amcası Hz. Hamza ile Ubeyde bin Haris ile birlikte Hz. Ali (R.A.) çıktı.Kureyşli müşrikler geride 70 ölü ve 70 esir bıraktılar. Esirle arasında Peygamberimizin ve Hz. Ali (R.A.) 'nin amcası Abbas ile Hz. Ali (R.A.) nin kardeşi Akili'de vardı. Bedir Savaşından kısa bir süre sonra Hz. Ali (R.A.) Peygamberimizin kızı Fatıma ile evlendi.Bu evlilikten Hasan,Hüseyin ve Ümmü Gülsüm doğdu.<br />
<br />
   Hz. Ali (R.A.) Uhud Savaşında en ön saflardaydı.Müşrik Kureyşlilerden Talha bin Osman mübareze için karşısına rakip isteyince Hz. Ali (R.A.) öne çıktı.Talha bin Osman dayanamayıp yere düştü ve af diledi.Hz. Ali (R.A.) de O'nu öldürmedi.Müslümanlar zor duruma düşünce Peygamber Efendimizin öldüğü dedikodusu yayıldı.Hz. Ali (R.A.) de Peygamberimizi göremeyince kılıcının kınını kırarak düşman üzerine tek başına saldırdı.Daha sonra Peygamberimiz ile karşılaşınca O'nu korudu.Onaltı yerinden yaralandı.Savaştan sonra Peygamberimizin emri ile Kureyşli müşrikleri takip etti.Mekke'ye döndüklerinden emin olunca durumu Peygamberimize bildirdi.Müşrikler Hendek Savaşında Medine'yi kuşattılar fakat müslümanların şehrin etrafına kazdıkları hendekler nedeni ile şehre giremediler.Kureyşli birkaç süvari hendekler arasındaki bir boşluktan faydalanıp şehre girmeyi başardı.Başlarında bulunan Amr bin Abd teke tek mübareze için müslümanlara meydan okuyunca karşısına Hz. Ali (R.A.) çıktı ve onu öldürdü.Yanındaki müşrikler kaçarak şehirden ayrıldılar.Aralarında Ebu Cehil'in oğlu İkrime'de vardı.<br />
<br />
   Hz. Ali (R.A.) birçok savaşta olduğu gibi Hayber'in fethinde de ön saflardaydı.Birkaç kaleden oluşan Hayber müslümanlara karşı müşriklerle işbirliği yapan yahudilerin elindeki son yerdi.Hz. Ali (R.A.) çatışmaların en yoğun olduğu yerde yahudilerin komutanı Merhab'ı öldürünce yahudiler dağıldı ve Hayber'in fethi gerçekleşti.Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Tebük Seferi sırasında Hz. Ali (R.A.) yi Medine'de yerine vekil bıraktı.Yemen'de bulunan Hemdan halkını Peygamberimizin emri ile İslam'a davet etti.Hemdan halkının müslüman olması ile İslamiyet Yemen'de yayılmaya başladı.Veda Haccı sırasında Hz. Muhammed'in (S.A.V.) yanından hiç ayrılmayan Hz. Ali (R.A.) Peygamberimizin vefatından sonra naaşının yıkanması ve defnedilmesi ile ilgilendi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Ebubekir (R.A.) , Hz. Ömer (R.A.) ve Hz. Osman (R.A.) Dönemleri</span><br />
<br />
   Peygamberimizin vefatının ardından müslümanları toparlayabilmek ve oluşan olumsuz havayı dağıtma görevi Hz. Ebubekir'e (R.A.) düştü.Muhacir ve ensarın ileri gelenlerinin kendisine biat etmeleri ile halifeliği ilan edildi.Hz. Ali (R.A.) Peygamberimizin cenaze işlemleri nedeni ile bir belki iki gün sonra biat etti.Her ne kadar bundan yola çıkarak halifeliğin Hz. Ali (R.A.) nin hakkı olduğunu iddia eden gayri ciddi tarihçiler olsa da, müslümanlar, hastalığı döneminde Peygamberimizin namazları Hz. Ebubekir (R.A.) in kıldırmasını istemesi ve yaşı ile deneyimi itibarı ile Hz. Ebubekir (R.A.) e biat ettiler.Çünkü namaza önderlik etmek esasen topluam önderlik etmek demekti.Peygamberimiz vefat ettiğinde Hz. Ebubekir (R.A.) 59 , Hz. Osman (R.A.) 58, Hz. Ömer (R.A.) 48 yaşındaydı. Hz. Ali (R.A.) ise henüz 33 yaşındaydı.Diğer taraftan yönetimin kan bağı ile geçmesi eski cahiliye adetiydi ve müslümanlar arasında bu gibi eski cahiliye adetleri artık hoş karşılanmıyordu.Hal böyle olunca sadece kan bağı nedeni ile Hz. Ali (R.A.) nin halife olması İslamiyet'in usul ve esası ile çelişiyordu.Hz. Ali (R.A.) nin Hz. Ebubekir (R.A.) e muhalif bir tutum sergilemesi bir yana sevgi ve saygısında hilafetten sonra da hiçbir azalma olmadı.Hz. Ebubekir (R.A.) in arkasında namaz kıldı. Hz. Fatıma hastalanınca kendisi ile Hz. Ebubekir (R.A.) in eşi Esma bint Ümeys ilgilendi.Vefatında yine cenazesini O yıkadı. Hz. Fatıma'nın cenaze namazını Hz. Ebubekir (R.A.) kıldırdı. Hz. Ebubekir (R.A.) in vefatından sonra Hz. Ali (R.A.) eşi Leyla bint Mesud'dan doğan çocuğuna Ebubekir ismini verdi.Kısaca Hz. Ali (R.A.) nin hilafet talebi ve Hz. Ebubekir (R.A.) in bunu gaspetmesi ve bu nedenle Hz. Ali (R.A.) nin muhalif bir tutum sergilemesi büyük bir yalandan ibarettir. Gerçekte ise İslam'ı bizzat Peygamberden öğrenmiş bu yüce sahabeler birbirlerine büyük bir sevgi ve saygı ile bağlıydılar.<br />
<br />
Hz. Ömer (R.A.) in halifeliği döneminde Hz. Ali (R.A.) halifeye ve devlete karşı danışmanlık görevi yürüttü. Yeni bir takvim ihtiyacı ortaya çıkınca Hz. Ali (R.A.) nin önerisi ile Peygamberimizin hicret ettiği gün başlangıç kabul edildi. Hz. Ömer (R.A.) Kudüs'ün fethi için Medine'den ayrıldığında yerine Hz. Ali (R.A.) yi vekil bıraktı.Hz. Ömer (R.A.) in şehadetinden sonra oluşturulan şuranın içinde yeralan Hz. Ali (R.A.), Hz. Osman (R.A.) ın halifeliğine karar verilince ilk biat edenler arasındaydı.Hz. Ali (R.A.) Hz. Osman (R.A.) hilafeti boyunca yine benzer şekilde bir çeşit danışmanlık görevi yürüttü.Kuzey Afrikanın fethi ve Kur'an-ı Kerim'in çoğaltılması konularında Hz. Oman (R.A.) ı destekledi.Hz. Ali (R.A.); Hz. Ebubekir (R.A.), Hz. Ömer (R.A.) ve Hz. Osman (R.A.) dan yaş olarak küçüktü. Aşağı yukarı Hz. Ebubekir (R.A.) ve Hz. Osman (R.A.) dan 25 Hz. Ömer (R.A.) den ise 15 yaş. Onlara karşı sevgi ve saygısı hiç eksilmedi. Öyle ki oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i Hz. Osman (R.A.) ı korumaları için görevlendirmiş halifenin şehit edildiğini duyunca kendi çocuklarını azarlayıp dövmüştür. Leyla bint Mesud'dan doğan bir oğluna Ebubekir, Ümmü'l Benin bint Hizam'dan doğan doğan bir oğluna Osman ve Ümmü Habib bint Rebia'dan doğan bir oğluna da Ömer adını vermiş ve sevgisini , bağlılığını göstermiştir. O hiçbir zaman şia tarihçilerinin uydurduğu gibi muhalif bir tutum sergilememiştir.<br />
<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gadir-i Hum Hutbesi</span><br />
<br />
   Hz. Ali (R.A.) nin halifeliğine geçmeden önce müslümanlar arasında önemli bir ayrıma neden olan Gadir-i Hum Hutbesine değinmek gerekiyor. Gadir-i Hum Mekke ile Medine arasında bulunan bir bölgedir.Peygamber Efendimiz Veda Haccına çıktığı zaman Hz. Ali (R.A.) O'nun emri ile Yemen'de Halid bin Velid'e yardıma gitmiş ve elde ettiği bazı ganimetlerle Mekke'ye varıp Peygamberimizin haccına katılmıştı.Medineli bazı askerlerin ganimetten pay istemesi üzerine (kimisi ganimet olan kumaşlardan elbise yapmış kimisi de yine ganimetin içindeki develere ve atlara binmişti) Hz. Ali (R.A.) onlara tepki gösterdi ve azarladı.Bu askerler Hz. Ali (R.A.) nin tutumundan rahatsız olunca tavırları ve davranışları birlik içinde huzursuzluk oluşturdu.Peygamberimiz bu durumdan haber oldu ve Gadir-i Hum denilen bölgede herkesi topladı ve '' Benden sonra size iki şey bırakıyorum.Birincisi Allah'ın (c.c.) kitabıdır.Siz onu sımsıkı tutun.Diğeri Ehli Beytimdir.Ehli Beytim hususunda size Allah'ı (c.c.) hatırlatıyorum'' dedikten sonra ''Ben kimin mevlası isem Ali'de onun mevlasıdır'' demiştir.Müslümanlar arasındaki ayrılıktan beslenenler bunu ''Ali'yi size halife bıraktım.Benden sonra O'na biat edin'' şeklinde uydurmalarla bu olayı Hz. Ali (R.A.) nin halifeliğine yormuştur.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Halifelik Dönemi</span><br />
<br />
   Hz. Osman (R.A.) ın şehit edilmesinden sonra müslümanlar Hz. Ali (R.A.) den halifelik makamına geçmesini talep ettiler.Bunun en önemli sebebi Hz.Ömer (R.A.) in vasiyeti ile kurulan şurada Hz. Osman (R.A.) ve Hz. Ali (R.A.) öne çıkmıştı.Hz. Ali (R.A.) istemediği halde halifelik görevini üstlenince Medine şehri kendisine biat etmiş, hiçkimse muhalif bir tutum sergilememiştir.Müslümanları tüm ileri gelenleri Talha bin Ubeydullah, Zübeyr bin Avvam, Sa'd bin Vakkas, Said bin Zeyd, Ebu Eyyub el Ensari,Zeyd bin Sabit ve diğerleri karşılıksız ve şartsız biat etmiştir.Bazı tarihçiler bu kişilerin Hz. Osman (R.A.) ın katillerini bulup cezalandırması şartı ile biat ettiklerini yazar. Bu gerçek dışıdır.Medine şehrindeki hiçkimse Hz. Ali (R.A.) nin hilafetine karşı şart koşmamıştır. Diğer taraftan Şam Valisi Muaviye bin Ebu Süfyan amcasının oğlu olması sebebi ile Hz. Ali (R.A.) ye Hz. Osman (R.A.) ın katillerinin bulunması için baskı yapıyordu.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cemel Savaşı (656)</span><br />
<br />
  Hz.Ali (R.A.) toplumda ayrışmanın ve fitnenin oluştuğu dönemde halife oldu.Daha doğrusu halife seçildi.Zira kendisi bu makamı istememiş fakat Medine şehrinin ileri gelenlerinin ısrarı ve baskısı ile bu görevi kabul etmek zorunda kalmıştı.Zaten hiçkimse Hz.Ali (R.A.) nin halifeliğini tartışmıyordu.Yaşanan anlaşmazlığın temel sebebi Hz.Osman (R.A.) ın katillerinin henüz yakalanamamasıydı.Muaviye bin Ebu Sufyan amcasının oğlu olması sebebi ile Hz.Osman (R.A.) ın katillerinin bir an önce bulunup cezalandırılmasını istiyordu. Hz.Ali (R.A.) ise öncelikli olarak toplumda oluşan kargaşa ve fitnenin yok edilmesi ve katillerin sonra bulunması taraftarı idi.Hz.Osman (R.A.) döneminde Medine'de yaşanan çalkantılar sonucu Peygamber Efendimizin hanımları Mekke'ye gitmişti.Hz.Osman (R.A.) ın şehit edildiğini haber alınca Hz.Aişe ve yanında bulunan Hz.Talha ile Hz.Zübeyr gibi önde gelen sahabelerle Mekke'den Basra'ya hareket etti.Amacı Hz.Osman (R.A.) ın katillerinin yakalanmasını sağlamak olan bu yolculuk çok farklı sonuçlar doğurdu. Hz.Aişe Basra'da destek topladı. Hz.Osman (R.A.) ın katline katılan Basralılar ile yaşanan çatışmalar sonucu Basradaki fitnecilerin büyük çoğunluğu öldürüldü ve şehir Hz.Aişe taraftarlarının hakimiyetine girdi. Hz.Aişe Şam, Kufe, Yemame ve Medine'deki müslümanlara amacının fitnenin yokedilmesi toplumsal huzurun sağlanması olduğunu ve Basra'daki Hz.Osman (R.A.) ın katillerinin öldürüldüğünü mektuplarla haber verdi.Öte yandan Hz.Aişe'nin Hz.Osman (R.A.) ın katillerini kendisi bulmak ve cezalandırmak istemesi Hz.Ali (R.A.) yi ve hilafetini zor durumda bırakıyordu. Bu sebeple Hz.Ali (R.A.) kendisini durdurmak istedi çünkü müslümanlar arasındaki birlik halifenin etrafında gerçekleşmeliydi.Aksi bir durum toplumda zaten oluşmuş olan ikiliği daha da derinleştirir ve halifelik makamının saygınlığını zedelerdi. Hz.Ali (R.A.) Hz.Aişe'yi durdurmak için ordu toplamaya başladı.Medine'den Kufe'ye hareket etti ve Kufeli müslümanların bir kısmının desteğini aldı. Hz.Ali (R.A.) nin ordusunda Hz.Osman (R.A.) a sağlığında muhalefet etmiş kişilerde vardı.Bu nedenle birçok müslüman bu gerilimde taraf olmak istemiyordu.İki taraf Basra'da karşı karşıya geldi.İki tarafın önceliği de barıştı.Uzun uğraşlar sonucu gelişmeler olumsu seyretti.Hz.Ali (R.A.) nin ordusunda Hz.Osman (R.A.) ın şehit edilmesinde payı olanlar da vardı.Fakat kimlikleri bilinmiyordu.Bu doğrultuda somut kanıtlarda yoktu.İki taraf arasında anlaşmanın sağlanması demek Hz.Osman (R.A.) ın katillerinin bulunması ve fitnecilerin yakalanması demekti.Bu sebeple Hz.Ali (R.A.) nin ordusundaki fitneciler karşı tarafa saldırıda bulundu ve kendilerine saldırıldığını söylediler.Böylelikle savaş alevi tutuştu. Talha bin Ubeydullah savaşın başında aldığı bir ok darbesi sonucu şehit oldu. Zübeyr bin Avvam'da Hz.Ali (R.A.) ye karşı savaşmak istemedi ve savaş alanını terketti.Buna rağmen O'da fitneciler tarafından şehit edildi.Savaşın devamında fitneciler özellikle Hz.Aişe'ye ve bineği olan deveye saldırmaya başladılar.Nihayet Hz.Aişe oradan uzaklaştırıldı ve deve öldürüldü.Böylece savaş sona ermiş oldu. Öğleden hemen önce başlayıp gün bitmeden sona eren bu savaşta tahminen 200 kişi hayatını kaybetti.Savaşın ardından Basralılar Hz.Ali (R.A.) ye biat ettiler.Hz.Aişe ve yanındakiler Hz.Ali (R.A.) nin emri ile güvenli bir yere götürüldü.<br />
<br />
   Hz.Ali (R.A.) nin halifelik dönemi İslam Dünyasında günümüze kadar gelen ayrışma ve mezhebleşmenin ilk ortaya çıktığı dönemdir.Bu sebeple bazı konulara değinmek gerekiyor.632 yılında Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (S.A.V.) in vefatından 650 yılında tamamlanan fetihlere kadar olan 18 yıllık sürede İslamiyet'in geniş topraklarda (Yemen'den Anadolu'ya , Horasan'dan Fas'a kadar) kolaylıkla yayıldığı düşünülebilir. İslam Ordusu her ne kadar askeri açıdan zorlansa da Doğu Roma ile Sasani İmparatorluğu arasında uzun zamandır sürmekte olan savaş ve çatışmalar iki ülkeyi de yıpratmış, eski görkemli güçlü günlerinden uzaklaştırmıştır.Bölgede başka etkili gücün olmaması nedeni ile Suriye,İran ve Kuzey Afrika'nin askeri açıdan fethi diğer bölgelere nazaran kolay olmuştur.Hz.Osman (R.A.) döneminde Azerbaycan'daki ve İran'ın doğusundaki Akhunlar dışında İslam Ordusu'nu zorlayan güçler olmamıştır.Dieğr taraftan İslam Orduları Türk kavimleri arasında kendilerini destekleyenlere de rastlıyordu (Örneğin Karluk Türkleri). Askeri açıdan yaşanan bu olumlu duruma rağmen kültürel açıdan durum daha karamsardı.Yeni fethedilen bölgelerde yaşayan halkar İslam'ı içselleştiremiyor, eski adetlerinden kopamıyordu.İdarecilerin eksik ve yanlış tutumları da buna eklenince birçok yerde İslamiyet ''sömürgeci arapların dini'' olarak görülmeye başlandı.Aslında bu yeni değildi.Hz.Muhammed (S.A.V.) in vefatı ile birlikte İslamiyet'i içselleştiremeyen ve içeriğini kavrayamayan kabileler Hz. Ebubekir (R.A.) e isyan ettiler. Ridde savaşları ile bastırılan bu isyanların benzer şekillerde Kuzey Afrika, Basra ve Kufe gibi İslam'a sonradan dahil olan bölgelerde yeniden vücut buldu.Hz.Osman (R.A.) oluşacak bir ayrılığın yaratacağı sarsıntıyı iyi hesaplamıştı.Kendi hayatı pahasına da olsa müslüman kanı dökmedi, döktürmedi.Sonucunda şehit oldu.Hz.Osman (R.A.) ı Hz.Ali (R.A.) nin öldürttüğü iftirası da atıldı.Fakat dönemin birçok şahidi Hz.Ali (R.A.) nin Hz.Osman (R.A.) ı korumak için uğraştığını bizlere aktarmıştır.Hz.Ömer (R.A.) in şehadetinden sonra halifelik için iki isim öne çıkmıştı : Hz.Osman (R.A.) ve Hz.Ali (R.A.) . Dolayısı ile Hz.Osman (R.A.) ın şehadetinden sonra Hz.Ali (R.A.) nin halifeliği doğal olandı.Hiçkimse O'na karşı çıkmadı. Muaviye'de halifeliğin Hz.Ali (R.A.) nin hakkı olduğunu biliyordu. Diğerlerinden farklı olarak Hz.Osman (R.A.) ın katilleri yakalanmadan kendisine biat etmeyeceğini ilan etmişti.Fakat Muaviye'nin de Hz.Ali (R.A.) yaşadığı sürece halifelik iddiası hiç olmadı.Esasında burada gözden kaçan nokta, Hz.Osman (R.A.) ı şehit edenlerin organize hareket eden bir grup olduğunun bilinmemesiydi.Bu anlık bir eylem değil önceden planlanmış kasıtlı bir olaydı.Sonradan hariciler olarak anılacak olan bu grubun esas amacı halifeliğin soya bağlı bir saltanata dönmesiydi.Tıpkı cahiliye dönemindeki gibi.Bu sebeple ilk zamanlarda Hz.Ali (R.A.) nin yanında yer aldılar.Hz.Ali (R.A.) İslam'ı Peygamberimizden öğrenmiş ve dolayısı ile İslamiyet'in içerisine yerleştirilen eski cahiliye adetleri ile de mücadele etmiştir.Medine'de olduğu bir zamanda bazı sapkınlar Hz.Ali (R.A.) ye ''Sen bizim Rabbimizsin,rızkımızı verenimizsin'' demişler Hz.Ali (R.A.) ne kadar uyarsa da bu fikirlerinden vazgeçmemeleri üzerine bizzat Hz.Ali (R.A.) nin emri ile ateşe atılmışlardır.Sıffin Savaşından sonra da Hz.Ali (R.A.) tüm gücü ile haricilere karşı mücadele etti.Hz.Aişe'nin yaşanan İfk Olayı sonucu Hz.Ali (R.A.) ye kin beslediği ise başka bir iftiradır.Böyle birşey sözkonusu olsa savaş öncesinde iki taraf barışa nasıl razı olsun ya da savaştan sonra Hz.Ali (R.A.) Hz.Aişe'nin hayatını neden kurtarsın? Müslümanlar bugün bu olaylardan ders çıkarmalı ve aralarındaki birliği beraberliği koruyup güçlendirmek için uğraşmalıdır. İki taraftan birini düşman ilan edip taraf tutmak olabilecek en aptalca tutum olur.İslam dini birlik beraberlik dinidir.İslamiyet'te en güzel namaz toplulukla kılınan namazdır.İslam dini bireysel değil toplumsaldır.Nitekim burada adını andığımız tüm kişiler müslümanlar arasında ayrılık çıkmasın diye mücadele etmiş ve gerektiğinde bu uğurda gözünü bile kırpmadan şehadete yürümüştür.<br />
<br />
   Sıffin Savaşı Cemel Savaşından bir yıl sonra gerçekleşti. Bu da Hz.Aişe ile Muaviye'nin Hz.Ali (R.A.) ye karşı birlikte hareket etmediklerini göstermektedir.Ne Muaviye ne Hz.Aişe ne de diğer müslüman ileri gelenler Hz.Ali (R.A.) nin hilafetine karşı değildi.İstedikleri tek şey Hz.Osman (R.A.) ın katillerinin bir an önce yakalanmasıydı.Fakat Hz.Osman (R.A.) ın katli sırasında Medine'ye Mısır, Basra ve Kufe'den çok sayıda muhalif gelmişti.Çıkan arbede ve karışıklıkta kimlerin halifeyi şehit ettiği bilinmiyordu.Ka'ka bin Amr'ın Zübeyr ve Talha'ya söyledikleri durum en açık şekilde özetliyordu. ''Basra'da Osman (R.A.) ın katillerinden 600 kişi vardı.Tamamını öldürdünüz ancak biri kaldı.O da Hurkus bin Züheyr idi.Sizden kaçıp kavmi Sa'doğlullarına sığındı.Onu onlardan alıp öldürmek isterseniz kavmi buna mani olacak ve 6000 kişi bütün halde sizin karşınızda duracak.Şayet onu bırakıp öldürmezseniz dediğinizin zıttını yapmış olacak ve Hz.Ali (R.A.) nin düştüğü duruma düşeceksiniz.Hurkus sebebi ile Sa'doğullarına karşı savaş açarsanız size galip gelirler ve sizi hezimete uğratırlar.Hurkus'u istemek sureti ile Rebia ve Mudar kabilelerini de kızdırdınız.Size karşı Sa'doğullarına yardım için biraraya geldiler'' diyerek konunun siyasi olarak karmaşıklığına değinmiştir.Ka'ka bin Amr Hz.Ali (R.A.) nin aklındaki çözümün ise öncelikle toplum içinde varolan ikiliğin ve ayrılığın giderilmesi ve halifeye katillerin bulunması için destek olunmasıydı.Fakat Muaviye bin Ebu Sufyan Şam halkının ve kabilesi Ümeyyeoğullarının baskıları ile Hz.Ali (R.A.) ye bir an önce katillerin bulunması için baskı yapmış ve sonucunda iki taraf Sıffin Savaşında karşı karşıya gelmiştir.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sıffin Savaşı 657</span><br />
<br />
   İki ordu Sıffin'de karşılaşınca bir süre barış çabaları ile geçti.Sonuç elde edilemeyince savaş başladı.İlk gün iki tarafta çok fazla kayıp verdi.Savaşın ikinci günü Hz.Ali (R.A.) nin ordusu baskın gelmeye başlayınca Muaviye askerlerini savaşa teşvik ederek dengeleri değiştirdi ve olası bir mağlubiyeti engelledi.Savaşın üçüncü günü iki tarafta yorgun ve bitkindi.Nihayet Hz.Ali (R.A.) nin komutanlarından Eş'as bin Kays savaşın devam etmesi halinde iki tarafında zayıf kalacağını ve İslam Devleti'nin güçten düşeceğini söyledi.Söyledikleri Muaviye'ye iletilince ''doğru söylüyor.Böyle devam edersek Rumlar ve Farslılar çoluk çocuğumuzu esir alır'' dedi ve Şamlılar Muaviye'nin emri ile mızraklarının ucuna Kur'an-ı Kerim'i bağlayıp barış görüşmelerine başlamak istediklerini bildirdiler.Böylece savaş sona erdi.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hakem Olayı (658)</span><br />
<br />
   Taraflar Sıffin Savaşı sonunda anlaştıkları üzere yaklaşık bir yıl sonra Ezruh'ta (bazi tarihçilere göre Devmetü'l Cendel'de) toplandılar.Muaviye birlikleri ile geldi.Hz.Ali (R.A.) haricilerle artık savaş halinde olduğu için katılamadı, birliklerini gönderdi.İki taraf dışında bu çatışmalara hiç katılmamış olan müslümanların ileri gelenleri de toplantıdaydı. Muaviye'nin hakemi Amr bin As'tı. Hz.Ali (R.A.) ise Ebu Musa el Eşari'yi hakemi tayin etti.Seçilen hakemlerin ortak bir karara varamamaları sonucu taraflar anlaşamadan ayrıldılar.Anlaşmazlığın temelinde Şamlıların ve Muaviye'nin Hz.Ali (R.A.) ye biat etmemesi vardı.Bunun sebebi de henüz Hz.Osman (R.A.) ın katillerinin yakalanmamış olmasıydı.Muaviye bu süreçte hiçbir zaman hilafet iddiasında bulunmadı. Kaldı ki Şamlılar Hz.Ali (R.A.) şehit edilene kadar Muaviye'yi ''emir'' olarak görmüşler Hz.Ali (R.A.) nin şehit edilmesinden sonra kendine ''müminlerin emiri'' (halife) demişlerdir.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haricilerle Savaş (Nehrevan Savaşı 658)</span><br />
<br />
   Sıffin Savaşından sonra hariciler Hz.Ali (R.A.) nin Ebu Musa el Eşari'yi hakemi tayin etmesine muhalefet ettiler.İslamiyette hakemlik olamayacağını, hakemin sadece Allah (c.c.) olduğunu dillendirmeye başladılar. Kufe'deki hariciler Hz.Ali (R.A.) nin tutumunda taviz vermemesi üzerine diğer şehirlerdeki haricilere mektuplar yazarak Nehrevan'da toplanma kararı aldılar. Hz.Ali (R.A.) Nehrevan'da toplanan haricilere önce mektuplar yazarak bu ayrılıktan vazgeçmelerini istese de etkili olamadı. Haricilerin Nehrevan ve çevresinde müslümanlara zarar vermeye başlamaları üzerine Hz.Ali (R.A.) ordusunu toplayarak Nehrevan'a haricileri durdurmaya gitti.Önce kendilerine elçiler gönderdi ve vazgeçmelerini emretti.Fakat hariciler elçileri öldürdü.Bunun üzerine Hz.Ali (R.A.) nin emri ile Ebu Eyyub el Ensari sancağı yukarı kaldırarak ''kim bu sancağın altına gelirse güvendedir, kim Kufe şehrine dönerse güvendedir'' diyerek son kez vazgeçmelerini emretti.Birçok kişi haricilerden ayrıldı.Geriye kalan hariciler saldırıya geçti.Birçoğu öldürüldü.Küçük bir kısmı kaçmayı başardı.<br />
<br />
   Nehrevan Savaşı'ndan kurtulan bazı hariciler Hz.Ali (R.A.) yi, Muaviye'yi ve Amr bin As'ı öldürmek üzere yemin ettiler.Ramazan ayının 17. gecesi zehirli kılıçlarla suikast yapacaklardı.Muaviye ve Amr bin As suikastten kurtulmayı başardılar fakar Hz.Ali (R.A.) İbn Mülcem adlı harici tarafından 661 yılında Kufe'de şehit edildi.Allah (c.c.) rahmet eylesin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hz. Ali (R.A.) genel kabul gören görüşe göre 600 yılında Kabe'nin içinde doğmuştur. Babası Ebu Talib bin Abdulmuttalib ile Peygamber Efendimizin babası Abdullah bin Abdulmuttalib anne baba bir kardeştir. Annesi Fatıma bint Esed'tir.Annesi doğduğunda O'na ilk olarak Esed adını vermiş fakat babası Ebu Talip Ali ismini seçmiştir.Hz. Ali (R.A.)'nin ailesi Peygamberimizin de ikinci ailesiydi.Peygamberimiz daha 8 yaşında iken dedesi Abdulmuttalib vefat edince Ebu Talib'in yanında büyümüştü. Hz. Ali (R.A.)'nin babası ve Peygamberimizin amcası Ebu Talib ne yazık ki müslüman olmadan ölmüştür. Annesi Fatıma bint Esed ilk müslümanlardandı. Hz. Ali (R.A.) nin bilinen üç erkek iki de kız kardeşi vardır. Talib bin Ebu Talib'in Peygamber efendimizi çok sevmesine rağmen müşrik olarak öldüğü bildirilmektedir.Akil bin Ebu Talib Bedir Savaşına müşrik olarak katılmış ve esir düşmüştü. Amcası Abbas bin Abdulmuttalib fidyesini ödedi ve serbest kaldı. Mekke'nin fethinde müslüman oldu. Mute Savaşına katıldı. Muaviye'nin ya da oğlu Yezid'in iktidarında vefat etti.Cafer bin Ebu Talib ilk müslümanlardandı.Mute Savaşında şehit düştü.Kız kardeşi Ümmü Hani bint Ebu Talib Mekke'nin fethinde müslüman oldu. Diğer kız kardeşi Cümame binti Ebu Talib hakkında ise müslüman olduğu bilinmekte fakat hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır.Hz. Ali (R.A.)'nin eşleri Peygamberimizin kızı Fatıma dışında Havle bint Cafer, Leyla bint Mesud, Ümmü'l Benin bint Hizam, Esma bint Ümeys, Ümmü Habib bint Rebia, Ümame bint As, Ümmü Sa'd bint Urve, Ümmühat Evlad ve Mehyat bint İmrul Kays'tır. Bu evliliklerden ondört erkek ondokuz kız çocuğu olduğu belirtilir.<br />
<br />
   Hz. Ali (R.A.) orta boyluydu. Geniş omuzlu ve iri yapılıydı.Başının arkası hariç saçı yoktu.Sakalı gürdü.Kolları kalın özellikle dirsekten aşağısı oldukça kuvvetliydi.Savaşa giderken hızlı yürürdü.Ebu Talib'in ekonomik olarak sıkıntılı günler geçirdiği bir zamanda Peygamber Efendimiz amcası Abbas'a giderek yükünü hafifletmek amacı ile birer çocuğun bakımını üstlendiler. Cafer bin Ebu Talib amcası Abbas'ın yanına gitti.Hz. Ali (R.A.) de Peygamber efendimizin yanında kaldı.İslamiyet indiğinde Hz. Ali (R.A.) yaklaşık on yaşındaydı.İlk müslümanlardan oldu.Peygamberimiz hicret edeceği zaman isteği üzerine Hz. Ali (R.A.) evinde kalıp yatağında yattı.O'nu öldürmek için gelenler karşılarında Hz. Ali (R.A.)'yi gördüler.Hz. Ali (R.A.) Peygamberimizden birkaç gün sonra tek başına Medine'ye hicret yoluna çıktı.Herhangi bir binek hayvanı olmadan azmi ve kararlılığı ile gündüzleri güneşten korunarak sadece geceleri yol aldı.Kuba'da Peygamberimizle buluştu.Medine'ye hep birlikte girdiler.Medine'de geçen zamanlarda Mescid-i Nebevi'nin inşaasında ve şehirde oluşturulan yeni düzende Hz. Ali (R.A.) her daim Peygamber Efendimizin yanında hazır bulundu.Babanın oğulla, amcanın yeğenle,kardeşin kardeşle karşı karşıya geldiği Bedir Savaşı ikili mübareze ile başladı.Kureyşli müşriklerin karşısına müslümanlardan Peygamberimizin amcası Hz. Hamza ile Ubeyde bin Haris ile birlikte Hz. Ali (R.A.) çıktı.Kureyşli müşrikler geride 70 ölü ve 70 esir bıraktılar. Esirle arasında Peygamberimizin ve Hz. Ali (R.A.) 'nin amcası Abbas ile Hz. Ali (R.A.) nin kardeşi Akili'de vardı. Bedir Savaşından kısa bir süre sonra Hz. Ali (R.A.) Peygamberimizin kızı Fatıma ile evlendi.Bu evlilikten Hasan,Hüseyin ve Ümmü Gülsüm doğdu.<br />
<br />
   Hz. Ali (R.A.) Uhud Savaşında en ön saflardaydı.Müşrik Kureyşlilerden Talha bin Osman mübareze için karşısına rakip isteyince Hz. Ali (R.A.) öne çıktı.Talha bin Osman dayanamayıp yere düştü ve af diledi.Hz. Ali (R.A.) de O'nu öldürmedi.Müslümanlar zor duruma düşünce Peygamber Efendimizin öldüğü dedikodusu yayıldı.Hz. Ali (R.A.) de Peygamberimizi göremeyince kılıcının kınını kırarak düşman üzerine tek başına saldırdı.Daha sonra Peygamberimiz ile karşılaşınca O'nu korudu.Onaltı yerinden yaralandı.Savaştan sonra Peygamberimizin emri ile Kureyşli müşrikleri takip etti.Mekke'ye döndüklerinden emin olunca durumu Peygamberimize bildirdi.Müşrikler Hendek Savaşında Medine'yi kuşattılar fakat müslümanların şehrin etrafına kazdıkları hendekler nedeni ile şehre giremediler.Kureyşli birkaç süvari hendekler arasındaki bir boşluktan faydalanıp şehre girmeyi başardı.Başlarında bulunan Amr bin Abd teke tek mübareze için müslümanlara meydan okuyunca karşısına Hz. Ali (R.A.) çıktı ve onu öldürdü.Yanındaki müşrikler kaçarak şehirden ayrıldılar.Aralarında Ebu Cehil'in oğlu İkrime'de vardı.<br />
<br />
   Hz. Ali (R.A.) birçok savaşta olduğu gibi Hayber'in fethinde de ön saflardaydı.Birkaç kaleden oluşan Hayber müslümanlara karşı müşriklerle işbirliği yapan yahudilerin elindeki son yerdi.Hz. Ali (R.A.) çatışmaların en yoğun olduğu yerde yahudilerin komutanı Merhab'ı öldürünce yahudiler dağıldı ve Hayber'in fethi gerçekleşti.Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Tebük Seferi sırasında Hz. Ali (R.A.) yi Medine'de yerine vekil bıraktı.Yemen'de bulunan Hemdan halkını Peygamberimizin emri ile İslam'a davet etti.Hemdan halkının müslüman olması ile İslamiyet Yemen'de yayılmaya başladı.Veda Haccı sırasında Hz. Muhammed'in (S.A.V.) yanından hiç ayrılmayan Hz. Ali (R.A.) Peygamberimizin vefatından sonra naaşının yıkanması ve defnedilmesi ile ilgilendi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Ebubekir (R.A.) , Hz. Ömer (R.A.) ve Hz. Osman (R.A.) Dönemleri</span><br />
<br />
   Peygamberimizin vefatının ardından müslümanları toparlayabilmek ve oluşan olumsuz havayı dağıtma görevi Hz. Ebubekir'e (R.A.) düştü.Muhacir ve ensarın ileri gelenlerinin kendisine biat etmeleri ile halifeliği ilan edildi.Hz. Ali (R.A.) Peygamberimizin cenaze işlemleri nedeni ile bir belki iki gün sonra biat etti.Her ne kadar bundan yola çıkarak halifeliğin Hz. Ali (R.A.) nin hakkı olduğunu iddia eden gayri ciddi tarihçiler olsa da, müslümanlar, hastalığı döneminde Peygamberimizin namazları Hz. Ebubekir (R.A.) in kıldırmasını istemesi ve yaşı ile deneyimi itibarı ile Hz. Ebubekir (R.A.) e biat ettiler.Çünkü namaza önderlik etmek esasen topluam önderlik etmek demekti.Peygamberimiz vefat ettiğinde Hz. Ebubekir (R.A.) 59 , Hz. Osman (R.A.) 58, Hz. Ömer (R.A.) 48 yaşındaydı. Hz. Ali (R.A.) ise henüz 33 yaşındaydı.Diğer taraftan yönetimin kan bağı ile geçmesi eski cahiliye adetiydi ve müslümanlar arasında bu gibi eski cahiliye adetleri artık hoş karşılanmıyordu.Hal böyle olunca sadece kan bağı nedeni ile Hz. Ali (R.A.) nin halife olması İslamiyet'in usul ve esası ile çelişiyordu.Hz. Ali (R.A.) nin Hz. Ebubekir (R.A.) e muhalif bir tutum sergilemesi bir yana sevgi ve saygısında hilafetten sonra da hiçbir azalma olmadı.Hz. Ebubekir (R.A.) in arkasında namaz kıldı. Hz. Fatıma hastalanınca kendisi ile Hz. Ebubekir (R.A.) in eşi Esma bint Ümeys ilgilendi.Vefatında yine cenazesini O yıkadı. Hz. Fatıma'nın cenaze namazını Hz. Ebubekir (R.A.) kıldırdı. Hz. Ebubekir (R.A.) in vefatından sonra Hz. Ali (R.A.) eşi Leyla bint Mesud'dan doğan çocuğuna Ebubekir ismini verdi.Kısaca Hz. Ali (R.A.) nin hilafet talebi ve Hz. Ebubekir (R.A.) in bunu gaspetmesi ve bu nedenle Hz. Ali (R.A.) nin muhalif bir tutum sergilemesi büyük bir yalandan ibarettir. Gerçekte ise İslam'ı bizzat Peygamberden öğrenmiş bu yüce sahabeler birbirlerine büyük bir sevgi ve saygı ile bağlıydılar.<br />
<br />
Hz. Ömer (R.A.) in halifeliği döneminde Hz. Ali (R.A.) halifeye ve devlete karşı danışmanlık görevi yürüttü. Yeni bir takvim ihtiyacı ortaya çıkınca Hz. Ali (R.A.) nin önerisi ile Peygamberimizin hicret ettiği gün başlangıç kabul edildi. Hz. Ömer (R.A.) Kudüs'ün fethi için Medine'den ayrıldığında yerine Hz. Ali (R.A.) yi vekil bıraktı.Hz. Ömer (R.A.) in şehadetinden sonra oluşturulan şuranın içinde yeralan Hz. Ali (R.A.), Hz. Osman (R.A.) ın halifeliğine karar verilince ilk biat edenler arasındaydı.Hz. Ali (R.A.) Hz. Osman (R.A.) hilafeti boyunca yine benzer şekilde bir çeşit danışmanlık görevi yürüttü.Kuzey Afrikanın fethi ve Kur'an-ı Kerim'in çoğaltılması konularında Hz. Oman (R.A.) ı destekledi.Hz. Ali (R.A.); Hz. Ebubekir (R.A.), Hz. Ömer (R.A.) ve Hz. Osman (R.A.) dan yaş olarak küçüktü. Aşağı yukarı Hz. Ebubekir (R.A.) ve Hz. Osman (R.A.) dan 25 Hz. Ömer (R.A.) den ise 15 yaş. Onlara karşı sevgi ve saygısı hiç eksilmedi. Öyle ki oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i Hz. Osman (R.A.) ı korumaları için görevlendirmiş halifenin şehit edildiğini duyunca kendi çocuklarını azarlayıp dövmüştür. Leyla bint Mesud'dan doğan bir oğluna Ebubekir, Ümmü'l Benin bint Hizam'dan doğan doğan bir oğluna Osman ve Ümmü Habib bint Rebia'dan doğan bir oğluna da Ömer adını vermiş ve sevgisini , bağlılığını göstermiştir. O hiçbir zaman şia tarihçilerinin uydurduğu gibi muhalif bir tutum sergilememiştir.<br />
<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gadir-i Hum Hutbesi</span><br />
<br />
   Hz. Ali (R.A.) nin halifeliğine geçmeden önce müslümanlar arasında önemli bir ayrıma neden olan Gadir-i Hum Hutbesine değinmek gerekiyor. Gadir-i Hum Mekke ile Medine arasında bulunan bir bölgedir.Peygamber Efendimiz Veda Haccına çıktığı zaman Hz. Ali (R.A.) O'nun emri ile Yemen'de Halid bin Velid'e yardıma gitmiş ve elde ettiği bazı ganimetlerle Mekke'ye varıp Peygamberimizin haccına katılmıştı.Medineli bazı askerlerin ganimetten pay istemesi üzerine (kimisi ganimet olan kumaşlardan elbise yapmış kimisi de yine ganimetin içindeki develere ve atlara binmişti) Hz. Ali (R.A.) onlara tepki gösterdi ve azarladı.Bu askerler Hz. Ali (R.A.) nin tutumundan rahatsız olunca tavırları ve davranışları birlik içinde huzursuzluk oluşturdu.Peygamberimiz bu durumdan haber oldu ve Gadir-i Hum denilen bölgede herkesi topladı ve '' Benden sonra size iki şey bırakıyorum.Birincisi Allah'ın (c.c.) kitabıdır.Siz onu sımsıkı tutun.Diğeri Ehli Beytimdir.Ehli Beytim hususunda size Allah'ı (c.c.) hatırlatıyorum'' dedikten sonra ''Ben kimin mevlası isem Ali'de onun mevlasıdır'' demiştir.Müslümanlar arasındaki ayrılıktan beslenenler bunu ''Ali'yi size halife bıraktım.Benden sonra O'na biat edin'' şeklinde uydurmalarla bu olayı Hz. Ali (R.A.) nin halifeliğine yormuştur.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Halifelik Dönemi</span><br />
<br />
   Hz. Osman (R.A.) ın şehit edilmesinden sonra müslümanlar Hz. Ali (R.A.) den halifelik makamına geçmesini talep ettiler.Bunun en önemli sebebi Hz.Ömer (R.A.) in vasiyeti ile kurulan şurada Hz. Osman (R.A.) ve Hz. Ali (R.A.) öne çıkmıştı.Hz. Ali (R.A.) istemediği halde halifelik görevini üstlenince Medine şehri kendisine biat etmiş, hiçkimse muhalif bir tutum sergilememiştir.Müslümanları tüm ileri gelenleri Talha bin Ubeydullah, Zübeyr bin Avvam, Sa'd bin Vakkas, Said bin Zeyd, Ebu Eyyub el Ensari,Zeyd bin Sabit ve diğerleri karşılıksız ve şartsız biat etmiştir.Bazı tarihçiler bu kişilerin Hz. Osman (R.A.) ın katillerini bulup cezalandırması şartı ile biat ettiklerini yazar. Bu gerçek dışıdır.Medine şehrindeki hiçkimse Hz. Ali (R.A.) nin hilafetine karşı şart koşmamıştır. Diğer taraftan Şam Valisi Muaviye bin Ebu Süfyan amcasının oğlu olması sebebi ile Hz. Ali (R.A.) ye Hz. Osman (R.A.) ın katillerinin bulunması için baskı yapıyordu.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cemel Savaşı (656)</span><br />
<br />
  Hz.Ali (R.A.) toplumda ayrışmanın ve fitnenin oluştuğu dönemde halife oldu.Daha doğrusu halife seçildi.Zira kendisi bu makamı istememiş fakat Medine şehrinin ileri gelenlerinin ısrarı ve baskısı ile bu görevi kabul etmek zorunda kalmıştı.Zaten hiçkimse Hz.Ali (R.A.) nin halifeliğini tartışmıyordu.Yaşanan anlaşmazlığın temel sebebi Hz.Osman (R.A.) ın katillerinin henüz yakalanamamasıydı.Muaviye bin Ebu Sufyan amcasının oğlu olması sebebi ile Hz.Osman (R.A.) ın katillerinin bir an önce bulunup cezalandırılmasını istiyordu. Hz.Ali (R.A.) ise öncelikli olarak toplumda oluşan kargaşa ve fitnenin yok edilmesi ve katillerin sonra bulunması taraftarı idi.Hz.Osman (R.A.) döneminde Medine'de yaşanan çalkantılar sonucu Peygamber Efendimizin hanımları Mekke'ye gitmişti.Hz.Osman (R.A.) ın şehit edildiğini haber alınca Hz.Aişe ve yanında bulunan Hz.Talha ile Hz.Zübeyr gibi önde gelen sahabelerle Mekke'den Basra'ya hareket etti.Amacı Hz.Osman (R.A.) ın katillerinin yakalanmasını sağlamak olan bu yolculuk çok farklı sonuçlar doğurdu. Hz.Aişe Basra'da destek topladı. Hz.Osman (R.A.) ın katline katılan Basralılar ile yaşanan çatışmalar sonucu Basradaki fitnecilerin büyük çoğunluğu öldürüldü ve şehir Hz.Aişe taraftarlarının hakimiyetine girdi. Hz.Aişe Şam, Kufe, Yemame ve Medine'deki müslümanlara amacının fitnenin yokedilmesi toplumsal huzurun sağlanması olduğunu ve Basra'daki Hz.Osman (R.A.) ın katillerinin öldürüldüğünü mektuplarla haber verdi.Öte yandan Hz.Aişe'nin Hz.Osman (R.A.) ın katillerini kendisi bulmak ve cezalandırmak istemesi Hz.Ali (R.A.) yi ve hilafetini zor durumda bırakıyordu. Bu sebeple Hz.Ali (R.A.) kendisini durdurmak istedi çünkü müslümanlar arasındaki birlik halifenin etrafında gerçekleşmeliydi.Aksi bir durum toplumda zaten oluşmuş olan ikiliği daha da derinleştirir ve halifelik makamının saygınlığını zedelerdi. Hz.Ali (R.A.) Hz.Aişe'yi durdurmak için ordu toplamaya başladı.Medine'den Kufe'ye hareket etti ve Kufeli müslümanların bir kısmının desteğini aldı. Hz.Ali (R.A.) nin ordusunda Hz.Osman (R.A.) a sağlığında muhalefet etmiş kişilerde vardı.Bu nedenle birçok müslüman bu gerilimde taraf olmak istemiyordu.İki taraf Basra'da karşı karşıya geldi.İki tarafın önceliği de barıştı.Uzun uğraşlar sonucu gelişmeler olumsu seyretti.Hz.Ali (R.A.) nin ordusunda Hz.Osman (R.A.) ın şehit edilmesinde payı olanlar da vardı.Fakat kimlikleri bilinmiyordu.Bu doğrultuda somut kanıtlarda yoktu.İki taraf arasında anlaşmanın sağlanması demek Hz.Osman (R.A.) ın katillerinin bulunması ve fitnecilerin yakalanması demekti.Bu sebeple Hz.Ali (R.A.) nin ordusundaki fitneciler karşı tarafa saldırıda bulundu ve kendilerine saldırıldığını söylediler.Böylelikle savaş alevi tutuştu. Talha bin Ubeydullah savaşın başında aldığı bir ok darbesi sonucu şehit oldu. Zübeyr bin Avvam'da Hz.Ali (R.A.) ye karşı savaşmak istemedi ve savaş alanını terketti.Buna rağmen O'da fitneciler tarafından şehit edildi.Savaşın devamında fitneciler özellikle Hz.Aişe'ye ve bineği olan deveye saldırmaya başladılar.Nihayet Hz.Aişe oradan uzaklaştırıldı ve deve öldürüldü.Böylece savaş sona ermiş oldu. Öğleden hemen önce başlayıp gün bitmeden sona eren bu savaşta tahminen 200 kişi hayatını kaybetti.Savaşın ardından Basralılar Hz.Ali (R.A.) ye biat ettiler.Hz.Aişe ve yanındakiler Hz.Ali (R.A.) nin emri ile güvenli bir yere götürüldü.<br />
<br />
   Hz.Ali (R.A.) nin halifelik dönemi İslam Dünyasında günümüze kadar gelen ayrışma ve mezhebleşmenin ilk ortaya çıktığı dönemdir.Bu sebeple bazı konulara değinmek gerekiyor.632 yılında Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (S.A.V.) in vefatından 650 yılında tamamlanan fetihlere kadar olan 18 yıllık sürede İslamiyet'in geniş topraklarda (Yemen'den Anadolu'ya , Horasan'dan Fas'a kadar) kolaylıkla yayıldığı düşünülebilir. İslam Ordusu her ne kadar askeri açıdan zorlansa da Doğu Roma ile Sasani İmparatorluğu arasında uzun zamandır sürmekte olan savaş ve çatışmalar iki ülkeyi de yıpratmış, eski görkemli güçlü günlerinden uzaklaştırmıştır.Bölgede başka etkili gücün olmaması nedeni ile Suriye,İran ve Kuzey Afrika'nin askeri açıdan fethi diğer bölgelere nazaran kolay olmuştur.Hz.Osman (R.A.) döneminde Azerbaycan'daki ve İran'ın doğusundaki Akhunlar dışında İslam Ordusu'nu zorlayan güçler olmamıştır.Dieğr taraftan İslam Orduları Türk kavimleri arasında kendilerini destekleyenlere de rastlıyordu (Örneğin Karluk Türkleri). Askeri açıdan yaşanan bu olumlu duruma rağmen kültürel açıdan durum daha karamsardı.Yeni fethedilen bölgelerde yaşayan halkar İslam'ı içselleştiremiyor, eski adetlerinden kopamıyordu.İdarecilerin eksik ve yanlış tutumları da buna eklenince birçok yerde İslamiyet ''sömürgeci arapların dini'' olarak görülmeye başlandı.Aslında bu yeni değildi.Hz.Muhammed (S.A.V.) in vefatı ile birlikte İslamiyet'i içselleştiremeyen ve içeriğini kavrayamayan kabileler Hz. Ebubekir (R.A.) e isyan ettiler. Ridde savaşları ile bastırılan bu isyanların benzer şekillerde Kuzey Afrika, Basra ve Kufe gibi İslam'a sonradan dahil olan bölgelerde yeniden vücut buldu.Hz.Osman (R.A.) oluşacak bir ayrılığın yaratacağı sarsıntıyı iyi hesaplamıştı.Kendi hayatı pahasına da olsa müslüman kanı dökmedi, döktürmedi.Sonucunda şehit oldu.Hz.Osman (R.A.) ı Hz.Ali (R.A.) nin öldürttüğü iftirası da atıldı.Fakat dönemin birçok şahidi Hz.Ali (R.A.) nin Hz.Osman (R.A.) ı korumak için uğraştığını bizlere aktarmıştır.Hz.Ömer (R.A.) in şehadetinden sonra halifelik için iki isim öne çıkmıştı : Hz.Osman (R.A.) ve Hz.Ali (R.A.) . Dolayısı ile Hz.Osman (R.A.) ın şehadetinden sonra Hz.Ali (R.A.) nin halifeliği doğal olandı.Hiçkimse O'na karşı çıkmadı. Muaviye'de halifeliğin Hz.Ali (R.A.) nin hakkı olduğunu biliyordu. Diğerlerinden farklı olarak Hz.Osman (R.A.) ın katilleri yakalanmadan kendisine biat etmeyeceğini ilan etmişti.Fakat Muaviye'nin de Hz.Ali (R.A.) yaşadığı sürece halifelik iddiası hiç olmadı.Esasında burada gözden kaçan nokta, Hz.Osman (R.A.) ı şehit edenlerin organize hareket eden bir grup olduğunun bilinmemesiydi.Bu anlık bir eylem değil önceden planlanmış kasıtlı bir olaydı.Sonradan hariciler olarak anılacak olan bu grubun esas amacı halifeliğin soya bağlı bir saltanata dönmesiydi.Tıpkı cahiliye dönemindeki gibi.Bu sebeple ilk zamanlarda Hz.Ali (R.A.) nin yanında yer aldılar.Hz.Ali (R.A.) İslam'ı Peygamberimizden öğrenmiş ve dolayısı ile İslamiyet'in içerisine yerleştirilen eski cahiliye adetleri ile de mücadele etmiştir.Medine'de olduğu bir zamanda bazı sapkınlar Hz.Ali (R.A.) ye ''Sen bizim Rabbimizsin,rızkımızı verenimizsin'' demişler Hz.Ali (R.A.) ne kadar uyarsa da bu fikirlerinden vazgeçmemeleri üzerine bizzat Hz.Ali (R.A.) nin emri ile ateşe atılmışlardır.Sıffin Savaşından sonra da Hz.Ali (R.A.) tüm gücü ile haricilere karşı mücadele etti.Hz.Aişe'nin yaşanan İfk Olayı sonucu Hz.Ali (R.A.) ye kin beslediği ise başka bir iftiradır.Böyle birşey sözkonusu olsa savaş öncesinde iki taraf barışa nasıl razı olsun ya da savaştan sonra Hz.Ali (R.A.) Hz.Aişe'nin hayatını neden kurtarsın? Müslümanlar bugün bu olaylardan ders çıkarmalı ve aralarındaki birliği beraberliği koruyup güçlendirmek için uğraşmalıdır. İki taraftan birini düşman ilan edip taraf tutmak olabilecek en aptalca tutum olur.İslam dini birlik beraberlik dinidir.İslamiyet'te en güzel namaz toplulukla kılınan namazdır.İslam dini bireysel değil toplumsaldır.Nitekim burada adını andığımız tüm kişiler müslümanlar arasında ayrılık çıkmasın diye mücadele etmiş ve gerektiğinde bu uğurda gözünü bile kırpmadan şehadete yürümüştür.<br />
<br />
   Sıffin Savaşı Cemel Savaşından bir yıl sonra gerçekleşti. Bu da Hz.Aişe ile Muaviye'nin Hz.Ali (R.A.) ye karşı birlikte hareket etmediklerini göstermektedir.Ne Muaviye ne Hz.Aişe ne de diğer müslüman ileri gelenler Hz.Ali (R.A.) nin hilafetine karşı değildi.İstedikleri tek şey Hz.Osman (R.A.) ın katillerinin bir an önce yakalanmasıydı.Fakat Hz.Osman (R.A.) ın katli sırasında Medine'ye Mısır, Basra ve Kufe'den çok sayıda muhalif gelmişti.Çıkan arbede ve karışıklıkta kimlerin halifeyi şehit ettiği bilinmiyordu.Ka'ka bin Amr'ın Zübeyr ve Talha'ya söyledikleri durum en açık şekilde özetliyordu. ''Basra'da Osman (R.A.) ın katillerinden 600 kişi vardı.Tamamını öldürdünüz ancak biri kaldı.O da Hurkus bin Züheyr idi.Sizden kaçıp kavmi Sa'doğlullarına sığındı.Onu onlardan alıp öldürmek isterseniz kavmi buna mani olacak ve 6000 kişi bütün halde sizin karşınızda duracak.Şayet onu bırakıp öldürmezseniz dediğinizin zıttını yapmış olacak ve Hz.Ali (R.A.) nin düştüğü duruma düşeceksiniz.Hurkus sebebi ile Sa'doğullarına karşı savaş açarsanız size galip gelirler ve sizi hezimete uğratırlar.Hurkus'u istemek sureti ile Rebia ve Mudar kabilelerini de kızdırdınız.Size karşı Sa'doğullarına yardım için biraraya geldiler'' diyerek konunun siyasi olarak karmaşıklığına değinmiştir.Ka'ka bin Amr Hz.Ali (R.A.) nin aklındaki çözümün ise öncelikle toplum içinde varolan ikiliğin ve ayrılığın giderilmesi ve halifeye katillerin bulunması için destek olunmasıydı.Fakat Muaviye bin Ebu Sufyan Şam halkının ve kabilesi Ümeyyeoğullarının baskıları ile Hz.Ali (R.A.) ye bir an önce katillerin bulunması için baskı yapmış ve sonucunda iki taraf Sıffin Savaşında karşı karşıya gelmiştir.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sıffin Savaşı 657</span><br />
<br />
   İki ordu Sıffin'de karşılaşınca bir süre barış çabaları ile geçti.Sonuç elde edilemeyince savaş başladı.İlk gün iki tarafta çok fazla kayıp verdi.Savaşın ikinci günü Hz.Ali (R.A.) nin ordusu baskın gelmeye başlayınca Muaviye askerlerini savaşa teşvik ederek dengeleri değiştirdi ve olası bir mağlubiyeti engelledi.Savaşın üçüncü günü iki tarafta yorgun ve bitkindi.Nihayet Hz.Ali (R.A.) nin komutanlarından Eş'as bin Kays savaşın devam etmesi halinde iki tarafında zayıf kalacağını ve İslam Devleti'nin güçten düşeceğini söyledi.Söyledikleri Muaviye'ye iletilince ''doğru söylüyor.Böyle devam edersek Rumlar ve Farslılar çoluk çocuğumuzu esir alır'' dedi ve Şamlılar Muaviye'nin emri ile mızraklarının ucuna Kur'an-ı Kerim'i bağlayıp barış görüşmelerine başlamak istediklerini bildirdiler.Böylece savaş sona erdi.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hakem Olayı (658)</span><br />
<br />
   Taraflar Sıffin Savaşı sonunda anlaştıkları üzere yaklaşık bir yıl sonra Ezruh'ta (bazi tarihçilere göre Devmetü'l Cendel'de) toplandılar.Muaviye birlikleri ile geldi.Hz.Ali (R.A.) haricilerle artık savaş halinde olduğu için katılamadı, birliklerini gönderdi.İki taraf dışında bu çatışmalara hiç katılmamış olan müslümanların ileri gelenleri de toplantıdaydı. Muaviye'nin hakemi Amr bin As'tı. Hz.Ali (R.A.) ise Ebu Musa el Eşari'yi hakemi tayin etti.Seçilen hakemlerin ortak bir karara varamamaları sonucu taraflar anlaşamadan ayrıldılar.Anlaşmazlığın temelinde Şamlıların ve Muaviye'nin Hz.Ali (R.A.) ye biat etmemesi vardı.Bunun sebebi de henüz Hz.Osman (R.A.) ın katillerinin yakalanmamış olmasıydı.Muaviye bu süreçte hiçbir zaman hilafet iddiasında bulunmadı. Kaldı ki Şamlılar Hz.Ali (R.A.) şehit edilene kadar Muaviye'yi ''emir'' olarak görmüşler Hz.Ali (R.A.) nin şehit edilmesinden sonra kendine ''müminlerin emiri'' (halife) demişlerdir.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Haricilerle Savaş (Nehrevan Savaşı 658)</span><br />
<br />
   Sıffin Savaşından sonra hariciler Hz.Ali (R.A.) nin Ebu Musa el Eşari'yi hakemi tayin etmesine muhalefet ettiler.İslamiyette hakemlik olamayacağını, hakemin sadece Allah (c.c.) olduğunu dillendirmeye başladılar. Kufe'deki hariciler Hz.Ali (R.A.) nin tutumunda taviz vermemesi üzerine diğer şehirlerdeki haricilere mektuplar yazarak Nehrevan'da toplanma kararı aldılar. Hz.Ali (R.A.) Nehrevan'da toplanan haricilere önce mektuplar yazarak bu ayrılıktan vazgeçmelerini istese de etkili olamadı. Haricilerin Nehrevan ve çevresinde müslümanlara zarar vermeye başlamaları üzerine Hz.Ali (R.A.) ordusunu toplayarak Nehrevan'a haricileri durdurmaya gitti.Önce kendilerine elçiler gönderdi ve vazgeçmelerini emretti.Fakat hariciler elçileri öldürdü.Bunun üzerine Hz.Ali (R.A.) nin emri ile Ebu Eyyub el Ensari sancağı yukarı kaldırarak ''kim bu sancağın altına gelirse güvendedir, kim Kufe şehrine dönerse güvendedir'' diyerek son kez vazgeçmelerini emretti.Birçok kişi haricilerden ayrıldı.Geriye kalan hariciler saldırıya geçti.Birçoğu öldürüldü.Küçük bir kısmı kaçmayı başardı.<br />
<br />
   Nehrevan Savaşı'ndan kurtulan bazı hariciler Hz.Ali (R.A.) yi, Muaviye'yi ve Amr bin As'ı öldürmek üzere yemin ettiler.Ramazan ayının 17. gecesi zehirli kılıçlarla suikast yapacaklardı.Muaviye ve Amr bin As suikastten kurtulmayı başardılar fakar Hz.Ali (R.A.) İbn Mülcem adlı harici tarafından 661 yılında Kufe'de şehit edildi.Allah (c.c.) rahmet eylesin.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ka'ka bin Amr et-Temimi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ka-ka-bin-amr-et-temimi</link>
			<pubDate>Tue, 29 Aug 2023 19:23:51 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34945">Baybars</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ka-ka-bin-amr-et-temimi</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">   Beni Temim Kabilesi</span><br />
<br />
   Temim kelimesi türkçeye ''iyi huylu, sert, katı tabiatlı'' olarak çevrilebilir. Arapların köklü kabilelerinden olan Beni Temim'in kökü Adnanilere dayanır. İslamiyet öncesinde Beni Temim kabilesi ile Kureyş kabilesi arasında akrabalık bağı kurulmuştu. Yaşadıkları bedevi hayatı sonucu sürekli göçeden Beni Temim kabilesi mensupları Necid, Basra, Yemame ve Bahreyn'de yaşamlarını sürdürdüler. Avcılık ve ticaret dışında bir çeşit paralı askerlik olan kervan korumalığı yaparak hayatlarını kazanmışlardı. Ağırlıkla putperest olan kabile üyeleri arasında hristiyanlık ve mecusilikte yer yer göründü.<br />
<br />
   Beni Temim kabilesinden İslam'a ilk girenler arasında Habbab bin Eret vardır. Mekke'de köle olarak satılan Habbab bin Eret müslüman olunca ağır işkencelere maruz kalmış ve Bedir Savaşı dahil birçok savaşa katılmıştır. Hicretin 9. yılında Hz. Muhammed (S.A.V.) ile görüşen kabile heyetinin İslamiyet'i seçmesi ile Beni Temim kabilesinin tamamı müslüman oldu.<br />
<br />
   Ka'ka bin Amr'ın doğum tarihi bilinmemektedir. Savaşçı kişiliği yanında şairliği de ön plana çıkmıştır.Dönemin tarihçileri Hz. Muhammed (S.A.V.) ile görüşen ve İslamiyet'i kabul eden Beni Temim kabilesi heyeti arasında Ka'ka bin Amr'ın da bulunduğunu yazar. İbn Abdilberr kendisinin Hz. Muhammed'in (S.A.V.) vefatına ve Hz. Ebubekir'in (R.A.) halifeliğinin tanınmasına şahitlik ettiğini yazar. Ka'ka bin Amr tarih sahnesine yalancı peygamber Tuleyha'ya karşı yapılan Buzaha Savaşında çıktı. Halid bin Velid komutasındaki müslümanlar bu savaşı kazandılar. Tuleyha daha sonra müslüman olmuş ve Irak fetihlerine katılmıştır.<br />
<br />
   Hz. Muhammed'in (S.A.V.) vefatı ile Alkame bin Ülase Taif halkını kışkırtmak ve İslam Devleti'ne karşı harekete geçirmek için faaliyete başladı. Halife Hz. Ebubekir'in (R.A.) emri doğrultusunda Ka'ka bin Amr ordusu ile harekete geçti ve bu isyanı bastırdı. Irak fetihlerine Halid bin Velid'in komutasında katılan Ka'ka bin Amr birçok kahramanlıklar gösterdi. Zatü's Selasil Savaşı ve Hire'nin fethinde ordunun komutanları arasında bulunan Ka'ka bin Amr fetihten sonra Halid bin Velid'in emri ile Hire'nin valisi olarak bir süre bu şehirde kaldı. Halid bin Velid bu esnada bölgedeki fetihlere devam etti. Bir süre sonra tekrar Halid bin Velid ile birlikte hareket etmeye başladı. Kadisiye Savaşı'na savaşın ikinci günü katılan Ka'ka bin Amr emri altındaki askerler ile desteğe gelmişti. Teke tek mübazerede arka arkaya iki Sasani komutanını öldüren Ka'ka bin Amr müslümanlara moral ve psikolojik üstünlük kazandırdı. O gün Ka'ka bin Amr'ın yaklaşık 30 düşman askerini öldürdüğü söylenir.Savaşın üçüncü günü Ka'ka bin Amr Sasanilerin filli birliklerini etkisiz hale getirdi. Kadisiye Savaşı'ndan sonra Sasanilerin başkenti Medain'in fethedilmesinde Ka'ka bin Amr kardeşi Asım bin Amr ile birlikte kilit bir rol oynadı. İki kardeş emirleri altındaki askerler ile birlikte gece gizlice nehri geçip şehre sızmış ve fethin yolunu açmış oldu.<br />
<br />
   Suriye fetihlerine yine Halid bin Velid komutasındaki birliklerle beraber katılan Ka'ka bin Amr bu bölgede de Yermük, Ecnadeyn ve Dımaşk (Şam) şehrinin fethi başta olmak üzere birçok savaşta bulundu.Suriye'deki fetihler tamamlanınca Amr bin As Mısır'ı fethe başlayınca Ka'ka bin Amr emrindeki askerler ile Mısır fetihlerine destek vermiştir.<br />
<br />
   Ka'ka bin Amr Hz. Osman'ın (R.A.) halifeliğinde Kufe şehrinin komutanı görevini sürdürdü. Çıkan fitne hareketini durdurmak için sürekli çabalayan Ka'ka bin Amr halife Hz. Osman'ın (R.A.) şehit edileceği haberini alınca ordusu ile birlikte Medine'ye hareket etmiş fakat maalesef yetişememiştir. Sonraki halife Hz. Ali (R.A.) döneminde halifenin yanında yer aldı. Tek amacı müslümanlar arasındaki ayrımın sona ermesi idi ve tüm mücadelesi bu doğrultuda oldu. Cemel olayları öncesinde Hz. Aişe ile görüşüp barışın gerçekleşmesi için elinden geleni yapsa da savaşa engel olamadı. En son Sıffin Savaşına Hz.Ali (R.A.) saflarında katılan Ka'ka bin Amr Muaviye'nin iktidarında Kufe'den ayrılmış ve hayatının son dönemini Mısır'ın Menzele şehrinde geçirmiş ve hicri 35 ya da 40 yıllarında bu şehirde vefat etmiştir. Allah'ın rahmeti üzerine olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">   Beni Temim Kabilesi</span><br />
<br />
   Temim kelimesi türkçeye ''iyi huylu, sert, katı tabiatlı'' olarak çevrilebilir. Arapların köklü kabilelerinden olan Beni Temim'in kökü Adnanilere dayanır. İslamiyet öncesinde Beni Temim kabilesi ile Kureyş kabilesi arasında akrabalık bağı kurulmuştu. Yaşadıkları bedevi hayatı sonucu sürekli göçeden Beni Temim kabilesi mensupları Necid, Basra, Yemame ve Bahreyn'de yaşamlarını sürdürdüler. Avcılık ve ticaret dışında bir çeşit paralı askerlik olan kervan korumalığı yaparak hayatlarını kazanmışlardı. Ağırlıkla putperest olan kabile üyeleri arasında hristiyanlık ve mecusilikte yer yer göründü.<br />
<br />
   Beni Temim kabilesinden İslam'a ilk girenler arasında Habbab bin Eret vardır. Mekke'de köle olarak satılan Habbab bin Eret müslüman olunca ağır işkencelere maruz kalmış ve Bedir Savaşı dahil birçok savaşa katılmıştır. Hicretin 9. yılında Hz. Muhammed (S.A.V.) ile görüşen kabile heyetinin İslamiyet'i seçmesi ile Beni Temim kabilesinin tamamı müslüman oldu.<br />
<br />
   Ka'ka bin Amr'ın doğum tarihi bilinmemektedir. Savaşçı kişiliği yanında şairliği de ön plana çıkmıştır.Dönemin tarihçileri Hz. Muhammed (S.A.V.) ile görüşen ve İslamiyet'i kabul eden Beni Temim kabilesi heyeti arasında Ka'ka bin Amr'ın da bulunduğunu yazar. İbn Abdilberr kendisinin Hz. Muhammed'in (S.A.V.) vefatına ve Hz. Ebubekir'in (R.A.) halifeliğinin tanınmasına şahitlik ettiğini yazar. Ka'ka bin Amr tarih sahnesine yalancı peygamber Tuleyha'ya karşı yapılan Buzaha Savaşında çıktı. Halid bin Velid komutasındaki müslümanlar bu savaşı kazandılar. Tuleyha daha sonra müslüman olmuş ve Irak fetihlerine katılmıştır.<br />
<br />
   Hz. Muhammed'in (S.A.V.) vefatı ile Alkame bin Ülase Taif halkını kışkırtmak ve İslam Devleti'ne karşı harekete geçirmek için faaliyete başladı. Halife Hz. Ebubekir'in (R.A.) emri doğrultusunda Ka'ka bin Amr ordusu ile harekete geçti ve bu isyanı bastırdı. Irak fetihlerine Halid bin Velid'in komutasında katılan Ka'ka bin Amr birçok kahramanlıklar gösterdi. Zatü's Selasil Savaşı ve Hire'nin fethinde ordunun komutanları arasında bulunan Ka'ka bin Amr fetihten sonra Halid bin Velid'in emri ile Hire'nin valisi olarak bir süre bu şehirde kaldı. Halid bin Velid bu esnada bölgedeki fetihlere devam etti. Bir süre sonra tekrar Halid bin Velid ile birlikte hareket etmeye başladı. Kadisiye Savaşı'na savaşın ikinci günü katılan Ka'ka bin Amr emri altındaki askerler ile desteğe gelmişti. Teke tek mübazerede arka arkaya iki Sasani komutanını öldüren Ka'ka bin Amr müslümanlara moral ve psikolojik üstünlük kazandırdı. O gün Ka'ka bin Amr'ın yaklaşık 30 düşman askerini öldürdüğü söylenir.Savaşın üçüncü günü Ka'ka bin Amr Sasanilerin filli birliklerini etkisiz hale getirdi. Kadisiye Savaşı'ndan sonra Sasanilerin başkenti Medain'in fethedilmesinde Ka'ka bin Amr kardeşi Asım bin Amr ile birlikte kilit bir rol oynadı. İki kardeş emirleri altındaki askerler ile birlikte gece gizlice nehri geçip şehre sızmış ve fethin yolunu açmış oldu.<br />
<br />
   Suriye fetihlerine yine Halid bin Velid komutasındaki birliklerle beraber katılan Ka'ka bin Amr bu bölgede de Yermük, Ecnadeyn ve Dımaşk (Şam) şehrinin fethi başta olmak üzere birçok savaşta bulundu.Suriye'deki fetihler tamamlanınca Amr bin As Mısır'ı fethe başlayınca Ka'ka bin Amr emrindeki askerler ile Mısır fetihlerine destek vermiştir.<br />
<br />
   Ka'ka bin Amr Hz. Osman'ın (R.A.) halifeliğinde Kufe şehrinin komutanı görevini sürdürdü. Çıkan fitne hareketini durdurmak için sürekli çabalayan Ka'ka bin Amr halife Hz. Osman'ın (R.A.) şehit edileceği haberini alınca ordusu ile birlikte Medine'ye hareket etmiş fakat maalesef yetişememiştir. Sonraki halife Hz. Ali (R.A.) döneminde halifenin yanında yer aldı. Tek amacı müslümanlar arasındaki ayrımın sona ermesi idi ve tüm mücadelesi bu doğrultuda oldu. Cemel olayları öncesinde Hz. Aişe ile görüşüp barışın gerçekleşmesi için elinden geleni yapsa da savaşa engel olamadı. En son Sıffin Savaşına Hz.Ali (R.A.) saflarında katılan Ka'ka bin Amr Muaviye'nin iktidarında Kufe'den ayrılmış ve hayatının son dönemini Mısır'ın Menzele şehrinde geçirmiş ve hicri 35 ya da 40 yıllarında bu şehirde vefat etmiştir. Allah'ın rahmeti üzerine olsun.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Halid bin Velid]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-halid-bin-velid</link>
			<pubDate>Mon, 10 Jul 2023 00:40:45 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34945">Baybars</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-halid-bin-velid</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">                                                               Halid bin Velid'in (Seyfullah) Hayatı</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">     Ailesi</span><br />
<br />
     Halid bin Velid'in babası Velid bin Muğire Mekke'de sevilen, saygı duyulan ve aileden zengin bir tüccardı. Bunun yanında demircilik ile uğraştığı ve Mekke ile Taif arasında birçok arazisinin olduğu rivayet edilmiştir. Oldukça zengin ve etrafına karşı cömert biri olan Velid bin Muğire peygamberimiz Hz. Muhammed'e (S.A.V.) hayatı boyunca muhalefet etti ve müslüman olmadan öldü. Annesi Lübabe Asma bint el Haris hakkındaki rivayetler çelişkilidir. Bazı tarihçiler (ör. İbn Abdilberr) müslüman olmadan öldüğünü yazar. Bazı tarihçiler ise ( ör. İbn Hacer) müslüman olduğunu belirtir. Halid bin Velid'in erkek kardeşleri, Abdüşems bin Velid ve As bin Velid küçük yaşta vefat ettiler. Umare bin Velid müslüman olmadan öldü. Oldukça yakışıklı, içkiye ve kadına düşkündü. Ebu Kays bin Velid önce müslüman oldu fakat sonra dinden çıkıp tekrar putperestliğe döndü.Bedir Savaşı'nda müşrik olarak öldü.Hişam bin Velid Mekke'nin fethi sırasında İslam'a girdi ve müslüman olarak vefat etti. Aynı zamanda babasının adını taşıyan diğer kardeşi Velid bin Velid Bedir Savaşı'na müşrik olarak katıldı ve müslümanlara esir düştü. Yaşadığı bu esaret sırasında müslüman oldu. Velid bin Velid kardeşi Halid bin Velid'in de müslüman olmasına vesile oldu. Bunların dışında Halid bin Velid'in bilinen iki kız kardeşi Fahite bint Velid ile Fatıma bint Velid Mekke'nin fethi ile müslüman oldular.<br />
<br />
     <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğumundan Müslüman Oluşuna Kadar Olan Hayatı</span><br />
<br />
     Halid bin Velid'in soyu 7. göbekten dedesi ile peygamberimizin soyu ile birleşir. Kendisi Mekke'de doğmuştur. Doğum tarihi ihtilaflı olmakla beraber 582 ve 584 tarihleri genel olarak kabul görmüştür. Halid bin Velid'in kabilesi Mahzumoğulları Kureyş'in süvari birliklerinin sevk ve idaresinden sorumlu idi. Bu nedenle Halid bin Velid küçük yaşta at ve deveye binmeyi ve süvari savaşını öğrendi. Gençliğinde babasının zenginliği sayesinde zamanını avcılık ve binicilikle geçirdi. Babasının ticari faaliyetleri nedeniyle Suriye, Irak , Mısır ve Yemen'e gitti ve bu bölgelerde yaşayan insanları tanıdı ve kültürlerini öğrendi.<br />
<br />
     Halid bin Velid tıpkı babası Velid bin Muğire gibi İslamiyet'in yıkıcı olduğunu düşünüyor ve Mekke'deki mevcut toplumsal yapının değişmesini istemiyordu. Bedir Savaşı'na katılıp katılmadığı tartışmalı olsa da Kureyşli müşrik süvari ordusunun komutanı olan Ebu Cehil Bedir Savaşı'nda öldürülmesi sonucu Uhud Savaşı'nda Kureyşli müşriklerin süvari komutanı olarak bulundu. Kardeşi Velid bin Velid Bedir Savaşı'nda müslümanlara esir düştü. Halid bin Velid diğer kardeşi Hişam bin Velid ile Medine'ye gidip fidyesini ödedi. Fakat Medine'de kaldığı sürede İslamiyet'i seçen Velid bin Velid Mekke'ye dönerken kardeşlerinin yanından kaçıp Medine'ye geri döndü.Buna çok sinirlenen Halid bin Velid Medine'ye tekrar gelip kardeşini aldı ve O'nu Mekke'ye götürüp hapsetti. Fakat Velid bin Velid buradan da kurtulup Medine'ye kaçtı, üstüne peygamberimizin görevlendirmesi ile Mekke'ye gizlice girip müşriklerin esir ettiği iki müslümanı kurtarıp Medine'ye döndü.<br />
<br />
     Bedir Savaşı'ndan yaklaşık bir yıl sonra gerçekleşen Uhud Savaşı'nda Mekkeli müşriklerin süvari komutanı olarak savaşın seyrini değiştirdi.Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (S.A.V.) Ayneyn Tepesi'ne yerleştirdiği okçuların çoğunun yerlerini terkettiğini gören Halid bin Velid buradan hücuma geçti ve kureyşli müşriklerin yenilgisini önledi. Vakıdi bu savaşta Ebu Useyre bin Haris, Rifa'a bin Vakaş ve Sabit bin Dahdaha adlı müslümanların bizzat Halid bin Velid tarafından şehit edildiğini yazar. Halid bin Velid'in bu hamlesi sonucu peygamberimizin amcası Hz. Hamza şehit düşmüş ve peygamber efendimiz hafif yaralanmıştı. Kureyşliler Uhud Savaşı'ndan sonra topladıkları on bin kişilik kalabalık bir ordu ile Medine'ye hareket etti. Müslümanlar şehrin etrafını hendeklerle çevirdikleri için yaklaşık 25 gün süren kuşatma savaşı ok ve taş atma ile geçti. Kureyşliler hendekleri geçmenin bir yolu arasalar da bulamadılar. Birkaç müşrik asker hendeklerin dar bir yerinden şehre girmeyi başardı. Başlarında bulunan Amr bin Abd Hz. Ali (R.A.) tarafından birebir mübarezede öldürülünce diğerleri kaçıp gitti. Halid bin Velid bu kuşatmada peygamberimizin çadırını tespit etti ve o bölgeye yoğun bir ok saldırısı başlattı. Bu saldırı sonucu müslümanlar o gün öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kılamadılar. Halid bin Velid ok ile Enes bin Evs isimli müslümanı şehit etti. Hendek Savaşı Halid bin Velid'in müslümanlara karşı bulunduğu son savaş oldu.<br />
<br />
     <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Müslüman Oluşu</span><br />
<br />
     Genel kabule göre Halid bin Velid Hudeybiye Anlaşması'ndan sonra, Mekke'nin fethinden önce Amr bin As ve Osman bin Talha ile birlikte müslüman oldu. Bazı tarihçiler Halid bin Velid'in daha önce müslüman olduğunu ve Hudeybiye'de peygamberimizin yanında bulunduğunu yazsa da tarihsel bütünlük içinden bakıldığında bu görüş doğru görünmemektedir. Müslüman olduktan sonra peygamberimizin emri ile süvari birliklerinin zaman zaman da öncü birliklerin komutanlığını yaptı. Kaynaklarda Hz. Muhammed'in (S.A.V.) katipliğini yaptığı rivayet edilir fakat vahiy katipleri arasında adı zikredilmez. Buradan anlaşıldığı kadarı ile Halid bin Velid bazı yazışma ve resmi mektuplaşmalarda katiplik yapmış olabilir.<br />
<br />
     <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mute Savaşı (629)</span><br />
<br />
     Halid bin Velid'in İslam'ın sancağı altındaki ilk savaşı Mute Savaşı oldu. Peygamberimiz Bizans'ın Busra valisine Haris bin Umeyr ile İslam'a davet amaçlı bir mektup gönderdi. Fakat bir başka Bizans valisi Şurabbil bin Amr el Gassani mektubu ele geçirdi ve Haris bin Umeyr'i öldürttü. Üzerine bir de Zatu Atlah bölgesine bölge halkını İslam'a davet amacı ile gönderilen müslümanların şehit edilmesi sonucu peygamberimiz Hz. Muhammed'in (S.A.V.) emri ile 3000 kişilik bir ordu oluşturuldu. Zeyd bin Harise ordunun başına komutan tayin edildi. Eğer şehit olursa komuta peygamberimizin amcasının oğlu ve Hz. Ali'nin de (R.A.) kardeşi olan Cafer bin Ebu Talib'e, eğer O da şehit olursa Abdullah bin Revaha'ya geçecekti. Şayet O da şehit olursa askerler aralarından komutan tayin edecekti. Oluşturulan bu sıralama nedeni ile bu orduya Ceyşü'l-Umera (Emirler Ordusu) denildi. Halid bin Velid bu orduya bir er olarak katıldı.<br />
<br />
     Gassaniler bulundukları bölgeyi Doğu Roma adına yöneten hristiyan araplardan oluşuyordu. İslam Ordusu Vadilkura'da Gassani birliklerini yendi ve Şurabbil bin Amr'ın kardeşi olan Sedus bu savaşta öldürüldü. Şurabbil bin Amr kalesine çekildi. Sasaniler ile yapılan savaşlar nedeni ile Kudüs'te bulunan Doğu Roma imparatoru Heraklius birlikleri ile Gassani emirliğine yardıma geldi. Doğu Roma birliğinin bu savaştaki mevcudiyeti tartışmalıdır. 30 bin, 50 bin, 100 bin, 250 bin gibi rakamlar zikredili fakat gerçek olan şu ki 3000 kişilik İslam Ordusunun karşısında oldukça kalabalık bir düşman ordusu vardır. Mute Savaşı'nın bir başka önemi ile 1453'te İstanbul'un fethi ile sona erecek olan mücadelenin (İslam Devletleri ile Doğu Roma arasındaki mücadelenin) başlangıcı olmasıdır. Savaşın başında Zeyd bin Harise, ardından Cafer bin Ebu Talib sonra da Abdullah bin Revaha şehit düştü. Müslümanlar dağılmak üzere iken Bedir ehlinden olan Sabit bin Akram İslam Sancağı'nı Halid bin Velid'e verdi. Diğer askerlerinde bunu onaylaması ile Halid bin Velid ordunun komutanı oldu. İlk olarak dağılan birlikleri biraraya toplayan Halid bin Velid düşman saldırısını durdurdu. Havanın kararması ile savaşa ara verildi. Gece Halid bin Velid'in emri ile İslam Ordusu bulunduğu yerde büyük bir gürültü çıkararak çok yoğun toz kaldırdı. Sabah savaş düzenini de öndeki askerleri arkaya, arkadakileri öne, sağ kanattakileri sola, sol kanattakileri sağa koyarak düşmanın gece İslam Ordusuna destek geldiğine inanmalarını sağladı. Psikolojik üstünlüğü sağlayan Halid bin Velid hiç beklenmeyen bir şekilde Roma birliklerinin merkezine saldırdı. Romalılar beklemedikleri bu saldırı karşısında çok kayıp verdiler ve Gassani emiri Şurabbil bin Amr öldürüldü. Devamında İslam Ordusu yavaş yavaş geri çekilip düşmanı çöle çekmek istedi. Üzerlerindeki ağır zırhlar ve yaya birliklerin kalabalık olması nedeni ile Romalılar çöl savaşına yanaşmadı ve Mute Savaşı son buldu. Tarihçiler bu savaşta Halid bin Velid'in elinde dokuz kılıcın parçalandığını yazar. Bu savaşa dair bir başka rivayette peygamber efendimiz Hz. Muhammed'in (S.A.V.) Mescid-i Nebevi'de ashabına savaşta yaşananları anbean haber vermesidir. Atadığı üç kumandanın şehadetini bildirdikten sonra '' Sancağı Halid bin Velid aldı. İşte şimdi tandır tutuştu (savaş kızıştı)'' dedikten sonra '' Ey Allah'ım ! O, senin kılıçlarından bir kılıçtır. O'na yardım et '' diye dua etmiştir.<br />
<br />
     <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mekke'nin Fethi</span><br />
<br />
     Mute Savaşı'ndan sonra gerçekleşen Mekke'nin fethinde Halid bin Velid şehre giren dört birlikten birinin komutanıydı. Halid bin Velid'in birliği birçok kabileden asker barındırıyordu. Bunun sebebi Rasulullah'ın O'nun idareciliğine olan güveniydi. Şehre giriş sırasında bazı müşrik kureyşliler Halid bin Velid'e karşı direnmek istemişse de başaramadı. Aralarında amcasının oğlu İkrime bin Ebu Cehil, kız kardeşi Fahite'nin kocası Safvan bin Ümeyye ve Sühely bin Amr gibi Kureyşin ileri gelenleri vardı. Halid bin Velid kısa sürede direnişi kırdı ve müşrikler kaçtı. Mekke'nin fethi sırasında başka bir direniş yaşanmadı ve şehir müslümanların kontrolüne geçti.<br />
<br />
Mekke'nin fethinden sonra peygamber efendimiz çevre köy ve yerleşkelerdeki putların yıkılması emrini verdi. Bu görev doğrultusunda Sa'd bin Zeyd menat putunu, Amr bin As süva putunu, Halid bin Velid'de uzza putunu yıkmakla görevlendirildi. Uzza putu Kur'an-ı Kerim'de de adı geçen ve müşrik kureyşliler için en önemli puttu. 630 yılının Şubat ayında ( Hicri Şevval ayı 8. yıl) peygamberimiz Halid bin Velid'i Cezimeoğullarını İslam'a davet etmek için gönderdi. Fakat ne yazık ki çarpışmalar yaşandı ve ölenler oldu. Halid bin Velid'in emri ile esir alınanların bir kısmı da öldürüldü. İslam tarihçileri bu olaya dair birçok farklı görüş ve rivayet aktarmaktadır. Detayına girmeden şu kadarını belirtelim ki hem Halid bin Velid hem de peygamber efendimiz yaşananlar için üzülmüş ve dua etmişlerdir. Muhacir ve ensardan ileri gelenlerin bazıları Halid bin Velid'i yaşananlar sebebi ile eleştirmiştir. Peygamberimiz bölge halkının maddi zararını karşılamış, öldürülenler için de Hz. Ali'yi (R.A.) görevlendirmiş ve diyetlerini ödemiştir. Diğer taraftan Halid bin Velid bu olaydan sonra da hep peygamberimizin en yakınındakilerden olmuştur. Hatta Huneyn ve Taif gazvelerinde de kendisine komutanlık görevi verilmiştir. Mekke'nin fethi ile Hevazin kabilesi ile Taif'te yaşayan Sakif kabilesi müslümanların kendilerine karşı saldıracağını düşünüp savaş hazırlığına başladı. Rasulullah bundan haberdar olunca hazırladığı ordu ile Huneyn'e ulaştı. 27 Ocak 630 da yapılan savaşta Halid bin Velid süvari komutanı olarak bulundu. Kendileri için kurulan pusuya rağmen müslümanlar bu savaşı kazandı. Müşrikler başta Taif olmak üzere çeşitli yerleşim yerlerine kaçtılar. Halid bin Velid bu savaşta yaralandı. Müslümanlar kaçanların ardından gidip Taif şehrini kuşattılarsa da şehrin fethi nasip olmadı. Fakat 1 yıl sonra Taif şehrindeki Sakif kabilesinin ileri gelenleri Medine'ye gelerek müslüman oldular ve böylece Taif şehri kan dökülmeksizin fethedildi.<br />
<br />
Halid bin Velid'in hayatındaki önemli olaylardan biri de Tebük Seferi'dir. Peygamberimizin son gazvesi olan Tebük Seferi (Ekim 630) Doğu Roma'ya bağlı olan Gassani emirliğinin savaş hazırlıklarına başlaması üzerine oldu. Peygamberimiz yaklaşık 30 bin kişi ile Tebük'e kadar ilerledi ve burada ordugahını kurdu. Hiçbir düşman birliği ile karşılaşılmadığı için savaş yaşanmadı. Bu sefer sırasında Tevbe Suresi'nin 29. ayeti nazil oldu ve bu doğrultuda peygamber efendimiz Tebük'te kaldığı süre boyunca civar yerleşkelere davetçiler gönderdi. İlk olarak İslam'a davet edildiler. Kabut etmeyenlerden cizye alındı. Böylece bu kişiler müslüman olmasalar da İslam devletinin tebaası sayıldılar. Cizye vermeyi de kabul etmeyenler ile ise ayetin hükmü doğrultusunda savaşıldı '' Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve rasulünün haram kıldığını haram kılmayan, hak dini din edinmeyen kimselerle, küçülmüş oldukları halde kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın. Tevbe Suresi 29. Ayet. Elmalılı M. Hamdi Yazır çevirisi) Halid bin Velid ileride Doğu Roma ve Sasanilerle yapacağı tüm savaşlarda bu hüküm ile hareket edecekti. Tebük Seferi'nden sonra peygamberimizin emri ile Dimetü'l Cendel bölgesini İslam egemenliğine kazandırdı. Halid bin Velid'in peygamberimizin sağlığında gerçekleştirdiği bir diğer önemli seriyye de Beni'l Haris bin Ka'b seriyyesidir. Hicretin 10.yılında (Temmuz ya da Ağustos 631) Hz. Muhammed (S.A.V.) yaklaşık 400 süvari ile Halid bin Velid'i Beni'l Haris kabilesinin üzerine gönderdi. Bu kabile oldukça kalabalık ve savaşçıydı. Peygamberimiz Halid bin Velid'e önce onları üç gün boyunca İslam'a davet etmesini eğer kabul ederlerse savaşmamasını ama eğer kabul etmezler ise onlarla savaşmasını emretti. Halid bin Velid aldığı emri yerine getirdi ve Beni'l Haris kabilesi bu kutlu davete icabet etti.Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) veda haccını gerçekleştirirken yakınında bulunan sahabelerden biri de Halid bin Velid idi. Peygamberimiz traş olurken birçok sahabe gibi Halid bin Velid'de saçından ya da sakalından bir parça almak için uğraşıyordu. Hatta O'nun bu hali Hz. Ebubekir'i (R.A.) hem şaşırtmış hem de sevindirmiştir. Uhud ve Hendek savaşlarında ve hatta Hudeybiye gününde askerleri ile İslam'a ve müslümanlara karşı duran Velid bin Muğire oğlu Halid bin Velid şimdi tarifi imkansız bir sevgi ve biat ile Hz. Muhammed'in (S.A.V.) yanındaydı. Amacına nihayet ulaşan Halid bin Velid peygamberimizin kendisine verdiği sakal-ı şefifi gözlerine sürüp öptükten sonra sarığının önünde sakladı. Yermük Savaşı'nda sarığı düşünce savaşı bırakıp sarığını aramaya başlayacak, kendisini uyaranlara da '' sarığımda Rasulüllah'ın sakal-ı şerifi var. Onun sayesinde her savaşı kazandım'' diyecekti. Halid bin Velid hayatı boyunca Hz. Muhammed'in (S.A.V.) hatıralarına çok büyük önem gösterdi. Peygamberimizin vefatından sonra ortaya çıkan kısa süreli çalkantılı zamanda Halid bin Velid Hz Ebubekir (R.A.) ile birlikte hareket etmiş ve halifeliğini ilk tanıyıp biat edenlerden olmuştu. Yine peygamberimizin vefatı ile ortaya çıkan Üsame Ordusu'nun peygamberimizin planladığı şekilde sefere gönderilmesi tartışmasında Hz Ebubekir'in (R.A.) kararını desteklemiştir.<br />
<br />
     <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ridde Savaşları</span><br />
<br />
     Peygamberimizin vefatından sonra ortaya çıkan ridde hareketleri (dinden dönme) yeni oluşmuş İslam Devleti'nin varlığını tehdit ediyordu. Oluşan bu hareketin iki yüzü vardı. Bir tarafta tamamen dinden çıkanlar – ki bunların bir kısmı eski cahiliye alışkanlıklarına dönerken bir diğer kısmı da peygamberlik iddiasındaki yalancıların peşinden gidiyordu- diğer tarafta ise İslam'ı ve namaz kılmayı kabul edip zekat vermeyi reddedenler.<br />
<br />
     Halife Hz. Ebubekir (R.A.) topladığı küçük bir grupla Zü'l Kassa denilen bölgeye geldi. Burada diğer birliklerle birleşip ridde hareketine katılanlara karşı savaşa başlanacaktı.Bundan haberdar olan düşman birlikleri halifeye ve yanındakilere karşı saldırı başlattı. Kısa süren çatışmayı müslümanlar kazandı. Bu olaydan sonra ashabın önde gelenleri Hz. Ebubekir'e (R.A.) savaşın içinde olmamasını ve orduya bir komutan atamasını önerdiler. Halife Hz Ebubekir (R.A.) bu öneriyi kabul etti ve oluşturulan orduya Halid bin Velid'i komutan olarak atadı.Halid bin Velid komutanlığa atanır atanmaz halifenin emri ile Tuleyha bin Huveylid ile savaşmak için Büzaha'ya hareket etti. Savaş çok çetin geçti.Öyle ki Halid bin Velid atından inmiş yaya olarak iki elinde iki kılıçla çarpışmıştı. Nihayet savaşın sonunda müslümanlar galip geldiler. Tüleyha Şam bölgesine kaçmayı başardı. Halid bin Velid komutanlığındaki İslam Ordusu buradan isyan eden bir başka kabile olan Temim kabilesi üzerine Butah'a ilerledi.<br />
<br />
     Halid bin Velid'in hayatına dair en çok tartışılan konulardan birisi Beni Hanzala kabilesine olan yaklaşımıdır.Bu kabile ile bir savaş yaşanmadı.Ancak Beni Hanzala kabilesi zekat vermeyi reddetti ve bunun üzerine Halid bin Velid bu kabilenin liderini öldürttü ve karısını da cariye olarak aldı daha sonra da onunla evlendi. Bazı kimseler kabilenin lideri olan Malik'in müslüman olduğunu iddia edip Halid bin Velid'i halife Hz. Ebubekir'e (R.A.) şikayet etti. Hz. Ömer (R.A.) Halid bin Velid'e karşı tavır aldı fakat halife Hz. Ebubekir (R.A.) Halid bin Velid'in bu konudaki mazeretini kabul etti. Kaldı ki Malik bin Nüveyre peygamberlik iddiasındaki bir başka yalancı olan hristiyan asıllı Secah adlı kadını desteklemişti. Secah, Halid bin Velid'in kendisine doğru ilerlediğini öğrenince askerleri ile Yemame'ye hareket etti. Burada bir başka yalancı olan Müseylime ile karşılaştı. Aralarında yaptığı anlaşma ile önce nikahlandılar sonra Secah Şam bölgesine kaçtı. Ridde savaşlarının en kanlı ve zorlu olanı Yemame'de müseylime ile yapılan Akraba Savaşı oldu. Ensan ve muhacirden birçok savaşın şehit olduğu bu savaşta müslümanlar müseylimeden de kurtuldular. Rivayete göre müseylimeyi öldüren , daha önce Uhud Savaşı'nda Hz. Hamza'yı şehit eden habeşli Vahşi bin Harp idi , üstelik aynı mızrakla. Artık müslüman olan Vahşi bin Harp uzun bir süre Hz. Hamza'yı şehit etmiş olmanın verdiği huzursuzluğu hissetmiş ve müseylimeyi öldürdükten sonra ancak rahat etmiştir.<br />
<br />
     <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Irak Fetihleri</span><br />
<br />
     Halife Hz. Ebubekir (R.A.) Müsenna bin Harise'yi emri altındaki birliklerle Sasani devletinin hükmü altındaki Irak bölgesine göndermişti. Sebebi Sasanilerin ve onların kışkırttığı bazı müşrik arapların İslam Devleti topraklarına karşı yaptıkları akınları durdurmak ve blögede denetimi sağlamaktı.Halid bin Velid Yemame'deki Akraba Savaşı'nı kazanıp müseylime ve yandaşlarını yenince halifenin emri ile Irak bölgesine hareket etti.Görevi bu bölgede denetimi sağlayıp fetihler yapmaktı. Müsenna bin Harise'de Halid bin Velid'in emrine girdi. Böylece biz Halid bin Velid'in Irak bölgesindeki ordunun komutanı olduğunu anlıyoruz.Birlikler Nibac'da buluştu ve Ubülle'ye doğru hareket etti. Halid bin Velid gündüz düşman birliklerinin göreceği bir şekilde ordusunu Müsenna bin Harise'den ayırdı gece olunca tekrar iki ordu birleşti. Ertesi gün bu tuzağa düşen Sasani birlikleri Halid bin Velid'in ayrıldığını düşünüp saldırı başlattılar ve yenildiler. İslam ordusu Ubülle'den sonra Hureybe şehrini de fethetti. Halid bin Velid bu şehre Şureyh bin Amir'i vekil bırakıp ilerledi. Ardından Nehru'l-Murre adlı çok önemli bir Sasani kalesini kuşattılar.Kuşatma yıllık on bin dirhem cizye karşılığı ile kaldırıldı ve Halid bin Velid tüm bu bölgenin idaresini Kutbe bin Katade'ye bıraktı. Devamında Zendeverd, Dürta ve Hürmüzcerd fethedildi. Zendeverdde küçük bir direniş olmuşsa da sonrasında teslim oldular. Dürta ve Hürmüzcerd ise savaşsız teslim oldu. Ulleys şehri de fethedildikten sonra Halid bin Velid komutasındaki İslam Ordusu Hire şehrine yöneldi.<br />
<br />
     Hire yolunda karşılarına çıkan Sasani birliklerini yenen İslam Ordusu şehri kuşattı.Şehir halkı İslam'a girmeyi kabul etmedi fakat cizye vermeyi kabul etti. Halid bin Velid Hire halkı ile bir anlaşma yaptı ve Sasanilerin baş şehir Medain'den sonraki en önemli şehri olan Hire İslam Devleti'nin egemenliğine girdi. Hire'de bir süre kalan Halid bin Velid bölgenin güvenliğini sağlamak için Anbar ve Aynu't-Temr şehirlerini de fethetti. Anbar şehrinde Sasani ordusunun erzak ve silah depoları vardı. Şehir çatışma olmadan anlaşma yolu ile fethedildi. Fakat önemli bir ticaret şehri olan Aynu't-Temr'in fethi sırasında çetin çarpışmalar yaşandı. Nihayet İslam Ordusu şehri fethetti ve şehir halkı ile anlaşma yapıldı. Daha sonra birçok fetih ile İslam'a hizmet edecek olan Musa bin Nusayr'da esirler arasındaydı.<br />
<br />
     Halid bin Velid'in Basra körfezinden Aynü't-Temr'e kadar olan bölgeyi kolaylıkla fethetmesi ve Sasani birliklerinin ciddi bir direnç gösterememesinin nedenlerinden beri Sasani devleti ile Doğu Roma arasında süren savaşlar sonucu devletin ve ordunun zayıf düşmesi ve Sasani hanedanlıkları arasındaki iktidar mücadelesiydi. Bir diğer önemli nedeni ise zaman zaman çölde yaşayan bedevi arapların kale ve şehirleri yağmalıyor ve çöle geri dönüyorlardı. Sasaniler müslümanların da bir süre sonra fethettikleri yerlerden gideceklerini düşünerek en ölümcül hatayı yaptılar.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Suriye Fetihleri</span><br />
<br />
     Müslümanlar Irak (Sasani) ve Suriye'de (Doğu Roma-Bizans) eş zamanlı saldırılar düzenleyerek iki önemli devlet ile aynı anda savaşa başladı. Doğu Roma ile olan mücadele zaten Mute Savaşı ile başlamıştı. Ardından Tebük Seferi ve Dimetü'l-Cendel seriyyesi ve peygamberimizin göndermek isteyip ömrünün yetmediği ve Hz. Ebubekir'in (R.A.) gönderdiği Üsame Ordusu'nun seferi Doğu Roma ile mücadele içindi. Fakat şimdi halife Hz. Ebubekir (R.A.) üçer bin kişilik üç orduyu Suriye'ye göndermişti. Amr bin As'ın başında olduğu birliğin Filistin'e, Yezid bin Ebu Süfyan ve Şurahbil bin Hasene'nin emrindeki orduların da Şam bölgesine ilerlemesini emretti. Amr bin As Filistin'de oldukça kalabalık bir Bizans birliği ile karşılaşınca halifeden destek istedi. Hz. Ebubekir'de (R.A.) Halid bin Velid'i Irak'tan Suriye'ye yönlendirdi. Bu yolculuk sırasında Dimetü'l-Cendel'de zekat verilmesini engelleyen ve İslam Devleti'nin egemenliğini reddeden müşrikler yenilgiye uğratıldılar ve başlarında bulunan Ukeydir öldürüldü. Halid bin Velid Dimetü'l-Cendel'den sonra belki de yolculuğunun en tehlikeli günlerini yaşadı. Suriye'ye Bizans birliklerinin haberi olmadan girmek isteyen Halid bin Velid Kürakır ile Süva arasında bulunan çöl üzerinden ilerleyerek hiç kimsenin tahmin etmediği bir hamle yaptı. 5 gün süren bu yolculuk sırasında askerler yanlarında bulunan develeri keserek yiyecek ve özellikle içecek ihtiyaçlarını giderdiler. Çünkü bu develer çok su içtirilen ve geviş getirmemeleri için dudakları kesilen kısaca bu yolculuk için hazırlanmış develerdi. Zorlu çöl yolculuğundan sonra Süva'ya ulaşan Halid bin Velid buradaki Doğu Roma birliklerini yoketti. Ardından Mercü Rahit denilen yerdeki Gassani karargahını etkisiz hale getirip Busra'ya ilerledi.Ebu Übeyde bin Cerrah, Şurahbil bin Hasene ve Yezid bin Ebu Süfyan Busra şehri yakınlarındaydı. Güçlerini birleştiren İslam Ordusu Halid bin Velid'in komutanlığında Busra şehrini kısa sürede fethetti.<br />
<br />
     Busra şehrinin fethinden sonra Filistin'e ulaşan Halid bin Velid Ecnadeyn'e yönelip ordugah kurdu. Amr bin As'ta katılınca İslam Ordusu'nun sayısı 25 bine çıktı. Bizans imparatorunun kardeşi olan Theodore komutasındaki düşman ordusu ise 75 ile 100 bin kişi civarındaydı. 634 yılında gerçekleşen Ecnadeyn Meydan Savaşı'nda zafer Halid bin Velid komutanlığındaki İslam Ordusu'nun oldu. Ecnadeyn Savaşı'ndan kısa bir süre sonra halife Hz. Ebubekir (R.A.) vefat etti.Müslümanlar savaş sonunda dağılan düşman birliklerinin Fihl şehrinde toplandığını öğrenince Halid bin Velid komutanlığında saldırıya geçtiler ve Bizans birliklerini yokettiler. Fihl'deki savaşı kazanan İslam Ordusu Dımaşk (Şam) şehrine hareket edip şehri kuşattı. Kuşatma sırasında yeni halife Hz. Ömer'in (R.A.) Halid bin Velid'i başkomutanlıktan azleden ve yerine Ebu Ubeyde bin Cerrah'ı getiren ahitnamesi Ebu Ubeyde'ye ulaştı fakat Ebu Ubeyde bunu açıklamak için fethin tamamlanmasını bekledi. Şehir halkı ile yapılan anlaşma ile fetih tamamlanınca Ebu Ubeyde halifenin emri ile başkomutanlığa geçti ve Halid bin Velid sorgulamaksızın emri uyguladı.<br />
<br />
     Halid bin Velid'in azledilmesi konusunda birçok dedikodu , yalan, çarpıtma ve iftira ortaya atılmıştır. Bunlara değinmeden gerçeklere geçecek olursak Suriye'de birçok yeni yer fethedilmiş ve bu yerlerin iskan ve idaresi ile İslamiyet'e yeni giren bölge halklarına İslamiyet'in anlatılması gerekmekteydi. Henüz yeni kurulmuş İslam Devleti'nde yetkin bir devlet protokolü yoktu. Komutan demek aynı zamanda vali ve imam demekti. Halid bin Velid kuşkusuz döneminin en cesur ve yetenekli komutanı idi fakat halife fetih sonrası bölgede yapılması gerekenler doğrultusunda Ebu Ubeyde'yi daha yeterli görmüş ve bu görevi O'na vermişti. Bir diğer neden ise askerler arasında savaşların Halid bin Velid sayesinde kazanıldığına o kadar kendini kaptıranla vardı ki Halid bin Velid'e ilahi bir paye verenler bile vardı. Halife Hz. Ömer (R.A.) askerlerine '' savaşları kazandıran Allah'tır'' mesajı vermek için Halid bin Velid'i başkomutanlıktan azletmiştir. Diğer taraftan ne azledildikten önce ne de sonra Ebu Übeyde ile Halid bin Velid hiç birbirlerinden ayrılmamışlar ve sürekli beraber hareket edip birbirlerine destek olmuşlardı.<br />
<br />
     Başkomutanlıktan azledildikten sonra Halid bin Velid Ebu Übeyde'nin emri altında hareket etti.İslam Ordusu Hıms (Humus) şehrini fethederken öncü birliğin komutanıydı. Ebu Übeyde O'nun askeri ve idari yeteneklerini çok iyi biliyor ve deneyimlerinden yararlanıyordu. Diğer taraftan başkomutan olmasa da Halid bin Velid'in varlığı tüm askerlere güç ve motivasyon veriyordu.Bizans imparatoru Heraklius Antakya'da büyük bir ordu topladı. Artık bölgede kesin bir egemenlik kurmak istiyor ve müslümanları Suriye'den çıkarmak istiyordu.İslam Ordusu yaklaşık 25 bin kişilik mevcudiyeti ile Yermük'te ordugah kurdu. İki ordu hicri 12 Recep 15'te (20 Ağustos 636) Yermük'te savaşa başladı.Çetin bir savaş yaşandı. İslam Ordusu'nun taaruzları karşısında düzeni bozulan Bizans mağlup edildi. Halid bin Velid bu savaşta da süvari birliklerinin komutanı olarak bulundu.Yermük Savaşı ile birlikte Suriye'deki Roma egemenliği son buldu.<br />
<br />
     Halid bin Velid hayatının geri kalanını Hıms (Humus) şehrinde geçirdi ve 641 yılında vefat etti.Kabri Humus şehrinde bulunmaktadır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">                                                               Halid bin Velid'in (Seyfullah) Hayatı</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">     Ailesi</span><br />
<br />
     Halid bin Velid'in babası Velid bin Muğire Mekke'de sevilen, saygı duyulan ve aileden zengin bir tüccardı. Bunun yanında demircilik ile uğraştığı ve Mekke ile Taif arasında birçok arazisinin olduğu rivayet edilmiştir. Oldukça zengin ve etrafına karşı cömert biri olan Velid bin Muğire peygamberimiz Hz. Muhammed'e (S.A.V.) hayatı boyunca muhalefet etti ve müslüman olmadan öldü. Annesi Lübabe Asma bint el Haris hakkındaki rivayetler çelişkilidir. Bazı tarihçiler (ör. İbn Abdilberr) müslüman olmadan öldüğünü yazar. Bazı tarihçiler ise ( ör. İbn Hacer) müslüman olduğunu belirtir. Halid bin Velid'in erkek kardeşleri, Abdüşems bin Velid ve As bin Velid küçük yaşta vefat ettiler. Umare bin Velid müslüman olmadan öldü. Oldukça yakışıklı, içkiye ve kadına düşkündü. Ebu Kays bin Velid önce müslüman oldu fakat sonra dinden çıkıp tekrar putperestliğe döndü.Bedir Savaşı'nda müşrik olarak öldü.Hişam bin Velid Mekke'nin fethi sırasında İslam'a girdi ve müslüman olarak vefat etti. Aynı zamanda babasının adını taşıyan diğer kardeşi Velid bin Velid Bedir Savaşı'na müşrik olarak katıldı ve müslümanlara esir düştü. Yaşadığı bu esaret sırasında müslüman oldu. Velid bin Velid kardeşi Halid bin Velid'in de müslüman olmasına vesile oldu. Bunların dışında Halid bin Velid'in bilinen iki kız kardeşi Fahite bint Velid ile Fatıma bint Velid Mekke'nin fethi ile müslüman oldular.<br />
<br />
     <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğumundan Müslüman Oluşuna Kadar Olan Hayatı</span><br />
<br />
     Halid bin Velid'in soyu 7. göbekten dedesi ile peygamberimizin soyu ile birleşir. Kendisi Mekke'de doğmuştur. Doğum tarihi ihtilaflı olmakla beraber 582 ve 584 tarihleri genel olarak kabul görmüştür. Halid bin Velid'in kabilesi Mahzumoğulları Kureyş'in süvari birliklerinin sevk ve idaresinden sorumlu idi. Bu nedenle Halid bin Velid küçük yaşta at ve deveye binmeyi ve süvari savaşını öğrendi. Gençliğinde babasının zenginliği sayesinde zamanını avcılık ve binicilikle geçirdi. Babasının ticari faaliyetleri nedeniyle Suriye, Irak , Mısır ve Yemen'e gitti ve bu bölgelerde yaşayan insanları tanıdı ve kültürlerini öğrendi.<br />
<br />
     Halid bin Velid tıpkı babası Velid bin Muğire gibi İslamiyet'in yıkıcı olduğunu düşünüyor ve Mekke'deki mevcut toplumsal yapının değişmesini istemiyordu. Bedir Savaşı'na katılıp katılmadığı tartışmalı olsa da Kureyşli müşrik süvari ordusunun komutanı olan Ebu Cehil Bedir Savaşı'nda öldürülmesi sonucu Uhud Savaşı'nda Kureyşli müşriklerin süvari komutanı olarak bulundu. Kardeşi Velid bin Velid Bedir Savaşı'nda müslümanlara esir düştü. Halid bin Velid diğer kardeşi Hişam bin Velid ile Medine'ye gidip fidyesini ödedi. Fakat Medine'de kaldığı sürede İslamiyet'i seçen Velid bin Velid Mekke'ye dönerken kardeşlerinin yanından kaçıp Medine'ye geri döndü.Buna çok sinirlenen Halid bin Velid Medine'ye tekrar gelip kardeşini aldı ve O'nu Mekke'ye götürüp hapsetti. Fakat Velid bin Velid buradan da kurtulup Medine'ye kaçtı, üstüne peygamberimizin görevlendirmesi ile Mekke'ye gizlice girip müşriklerin esir ettiği iki müslümanı kurtarıp Medine'ye döndü.<br />
<br />
     Bedir Savaşı'ndan yaklaşık bir yıl sonra gerçekleşen Uhud Savaşı'nda Mekkeli müşriklerin süvari komutanı olarak savaşın seyrini değiştirdi.Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (S.A.V.) Ayneyn Tepesi'ne yerleştirdiği okçuların çoğunun yerlerini terkettiğini gören Halid bin Velid buradan hücuma geçti ve kureyşli müşriklerin yenilgisini önledi. Vakıdi bu savaşta Ebu Useyre bin Haris, Rifa'a bin Vakaş ve Sabit bin Dahdaha adlı müslümanların bizzat Halid bin Velid tarafından şehit edildiğini yazar. Halid bin Velid'in bu hamlesi sonucu peygamberimizin amcası Hz. Hamza şehit düşmüş ve peygamber efendimiz hafif yaralanmıştı. Kureyşliler Uhud Savaşı'ndan sonra topladıkları on bin kişilik kalabalık bir ordu ile Medine'ye hareket etti. Müslümanlar şehrin etrafını hendeklerle çevirdikleri için yaklaşık 25 gün süren kuşatma savaşı ok ve taş atma ile geçti. Kureyşliler hendekleri geçmenin bir yolu arasalar da bulamadılar. Birkaç müşrik asker hendeklerin dar bir yerinden şehre girmeyi başardı. Başlarında bulunan Amr bin Abd Hz. Ali (R.A.) tarafından birebir mübarezede öldürülünce diğerleri kaçıp gitti. Halid bin Velid bu kuşatmada peygamberimizin çadırını tespit etti ve o bölgeye yoğun bir ok saldırısı başlattı. Bu saldırı sonucu müslümanlar o gün öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kılamadılar. Halid bin Velid ok ile Enes bin Evs isimli müslümanı şehit etti. Hendek Savaşı Halid bin Velid'in müslümanlara karşı bulunduğu son savaş oldu.<br />
<br />
     <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Müslüman Oluşu</span><br />
<br />
     Genel kabule göre Halid bin Velid Hudeybiye Anlaşması'ndan sonra, Mekke'nin fethinden önce Amr bin As ve Osman bin Talha ile birlikte müslüman oldu. Bazı tarihçiler Halid bin Velid'in daha önce müslüman olduğunu ve Hudeybiye'de peygamberimizin yanında bulunduğunu yazsa da tarihsel bütünlük içinden bakıldığında bu görüş doğru görünmemektedir. Müslüman olduktan sonra peygamberimizin emri ile süvari birliklerinin zaman zaman da öncü birliklerin komutanlığını yaptı. Kaynaklarda Hz. Muhammed'in (S.A.V.) katipliğini yaptığı rivayet edilir fakat vahiy katipleri arasında adı zikredilmez. Buradan anlaşıldığı kadarı ile Halid bin Velid bazı yazışma ve resmi mektuplaşmalarda katiplik yapmış olabilir.<br />
<br />
     <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mute Savaşı (629)</span><br />
<br />
     Halid bin Velid'in İslam'ın sancağı altındaki ilk savaşı Mute Savaşı oldu. Peygamberimiz Bizans'ın Busra valisine Haris bin Umeyr ile İslam'a davet amaçlı bir mektup gönderdi. Fakat bir başka Bizans valisi Şurabbil bin Amr el Gassani mektubu ele geçirdi ve Haris bin Umeyr'i öldürttü. Üzerine bir de Zatu Atlah bölgesine bölge halkını İslam'a davet amacı ile gönderilen müslümanların şehit edilmesi sonucu peygamberimiz Hz. Muhammed'in (S.A.V.) emri ile 3000 kişilik bir ordu oluşturuldu. Zeyd bin Harise ordunun başına komutan tayin edildi. Eğer şehit olursa komuta peygamberimizin amcasının oğlu ve Hz. Ali'nin de (R.A.) kardeşi olan Cafer bin Ebu Talib'e, eğer O da şehit olursa Abdullah bin Revaha'ya geçecekti. Şayet O da şehit olursa askerler aralarından komutan tayin edecekti. Oluşturulan bu sıralama nedeni ile bu orduya Ceyşü'l-Umera (Emirler Ordusu) denildi. Halid bin Velid bu orduya bir er olarak katıldı.<br />
<br />
     Gassaniler bulundukları bölgeyi Doğu Roma adına yöneten hristiyan araplardan oluşuyordu. İslam Ordusu Vadilkura'da Gassani birliklerini yendi ve Şurabbil bin Amr'ın kardeşi olan Sedus bu savaşta öldürüldü. Şurabbil bin Amr kalesine çekildi. Sasaniler ile yapılan savaşlar nedeni ile Kudüs'te bulunan Doğu Roma imparatoru Heraklius birlikleri ile Gassani emirliğine yardıma geldi. Doğu Roma birliğinin bu savaştaki mevcudiyeti tartışmalıdır. 30 bin, 50 bin, 100 bin, 250 bin gibi rakamlar zikredili fakat gerçek olan şu ki 3000 kişilik İslam Ordusunun karşısında oldukça kalabalık bir düşman ordusu vardır. Mute Savaşı'nın bir başka önemi ile 1453'te İstanbul'un fethi ile sona erecek olan mücadelenin (İslam Devletleri ile Doğu Roma arasındaki mücadelenin) başlangıcı olmasıdır. Savaşın başında Zeyd bin Harise, ardından Cafer bin Ebu Talib sonra da Abdullah bin Revaha şehit düştü. Müslümanlar dağılmak üzere iken Bedir ehlinden olan Sabit bin Akram İslam Sancağı'nı Halid bin Velid'e verdi. Diğer askerlerinde bunu onaylaması ile Halid bin Velid ordunun komutanı oldu. İlk olarak dağılan birlikleri biraraya toplayan Halid bin Velid düşman saldırısını durdurdu. Havanın kararması ile savaşa ara verildi. Gece Halid bin Velid'in emri ile İslam Ordusu bulunduğu yerde büyük bir gürültü çıkararak çok yoğun toz kaldırdı. Sabah savaş düzenini de öndeki askerleri arkaya, arkadakileri öne, sağ kanattakileri sola, sol kanattakileri sağa koyarak düşmanın gece İslam Ordusuna destek geldiğine inanmalarını sağladı. Psikolojik üstünlüğü sağlayan Halid bin Velid hiç beklenmeyen bir şekilde Roma birliklerinin merkezine saldırdı. Romalılar beklemedikleri bu saldırı karşısında çok kayıp verdiler ve Gassani emiri Şurabbil bin Amr öldürüldü. Devamında İslam Ordusu yavaş yavaş geri çekilip düşmanı çöle çekmek istedi. Üzerlerindeki ağır zırhlar ve yaya birliklerin kalabalık olması nedeni ile Romalılar çöl savaşına yanaşmadı ve Mute Savaşı son buldu. Tarihçiler bu savaşta Halid bin Velid'in elinde dokuz kılıcın parçalandığını yazar. Bu savaşa dair bir başka rivayette peygamber efendimiz Hz. Muhammed'in (S.A.V.) Mescid-i Nebevi'de ashabına savaşta yaşananları anbean haber vermesidir. Atadığı üç kumandanın şehadetini bildirdikten sonra '' Sancağı Halid bin Velid aldı. İşte şimdi tandır tutuştu (savaş kızıştı)'' dedikten sonra '' Ey Allah'ım ! O, senin kılıçlarından bir kılıçtır. O'na yardım et '' diye dua etmiştir.<br />
<br />
     <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mekke'nin Fethi</span><br />
<br />
     Mute Savaşı'ndan sonra gerçekleşen Mekke'nin fethinde Halid bin Velid şehre giren dört birlikten birinin komutanıydı. Halid bin Velid'in birliği birçok kabileden asker barındırıyordu. Bunun sebebi Rasulullah'ın O'nun idareciliğine olan güveniydi. Şehre giriş sırasında bazı müşrik kureyşliler Halid bin Velid'e karşı direnmek istemişse de başaramadı. Aralarında amcasının oğlu İkrime bin Ebu Cehil, kız kardeşi Fahite'nin kocası Safvan bin Ümeyye ve Sühely bin Amr gibi Kureyşin ileri gelenleri vardı. Halid bin Velid kısa sürede direnişi kırdı ve müşrikler kaçtı. Mekke'nin fethi sırasında başka bir direniş yaşanmadı ve şehir müslümanların kontrolüne geçti.<br />
<br />
Mekke'nin fethinden sonra peygamber efendimiz çevre köy ve yerleşkelerdeki putların yıkılması emrini verdi. Bu görev doğrultusunda Sa'd bin Zeyd menat putunu, Amr bin As süva putunu, Halid bin Velid'de uzza putunu yıkmakla görevlendirildi. Uzza putu Kur'an-ı Kerim'de de adı geçen ve müşrik kureyşliler için en önemli puttu. 630 yılının Şubat ayında ( Hicri Şevval ayı 8. yıl) peygamberimiz Halid bin Velid'i Cezimeoğullarını İslam'a davet etmek için gönderdi. Fakat ne yazık ki çarpışmalar yaşandı ve ölenler oldu. Halid bin Velid'in emri ile esir alınanların bir kısmı da öldürüldü. İslam tarihçileri bu olaya dair birçok farklı görüş ve rivayet aktarmaktadır. Detayına girmeden şu kadarını belirtelim ki hem Halid bin Velid hem de peygamber efendimiz yaşananlar için üzülmüş ve dua etmişlerdir. Muhacir ve ensardan ileri gelenlerin bazıları Halid bin Velid'i yaşananlar sebebi ile eleştirmiştir. Peygamberimiz bölge halkının maddi zararını karşılamış, öldürülenler için de Hz. Ali'yi (R.A.) görevlendirmiş ve diyetlerini ödemiştir. Diğer taraftan Halid bin Velid bu olaydan sonra da hep peygamberimizin en yakınındakilerden olmuştur. Hatta Huneyn ve Taif gazvelerinde de kendisine komutanlık görevi verilmiştir. Mekke'nin fethi ile Hevazin kabilesi ile Taif'te yaşayan Sakif kabilesi müslümanların kendilerine karşı saldıracağını düşünüp savaş hazırlığına başladı. Rasulullah bundan haberdar olunca hazırladığı ordu ile Huneyn'e ulaştı. 27 Ocak 630 da yapılan savaşta Halid bin Velid süvari komutanı olarak bulundu. Kendileri için kurulan pusuya rağmen müslümanlar bu savaşı kazandı. Müşrikler başta Taif olmak üzere çeşitli yerleşim yerlerine kaçtılar. Halid bin Velid bu savaşta yaralandı. Müslümanlar kaçanların ardından gidip Taif şehrini kuşattılarsa da şehrin fethi nasip olmadı. Fakat 1 yıl sonra Taif şehrindeki Sakif kabilesinin ileri gelenleri Medine'ye gelerek müslüman oldular ve böylece Taif şehri kan dökülmeksizin fethedildi.<br />
<br />
Halid bin Velid'in hayatındaki önemli olaylardan biri de Tebük Seferi'dir. Peygamberimizin son gazvesi olan Tebük Seferi (Ekim 630) Doğu Roma'ya bağlı olan Gassani emirliğinin savaş hazırlıklarına başlaması üzerine oldu. Peygamberimiz yaklaşık 30 bin kişi ile Tebük'e kadar ilerledi ve burada ordugahını kurdu. Hiçbir düşman birliği ile karşılaşılmadığı için savaş yaşanmadı. Bu sefer sırasında Tevbe Suresi'nin 29. ayeti nazil oldu ve bu doğrultuda peygamber efendimiz Tebük'te kaldığı süre boyunca civar yerleşkelere davetçiler gönderdi. İlk olarak İslam'a davet edildiler. Kabut etmeyenlerden cizye alındı. Böylece bu kişiler müslüman olmasalar da İslam devletinin tebaası sayıldılar. Cizye vermeyi de kabul etmeyenler ile ise ayetin hükmü doğrultusunda savaşıldı '' Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve rasulünün haram kıldığını haram kılmayan, hak dini din edinmeyen kimselerle, küçülmüş oldukları halde kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın. Tevbe Suresi 29. Ayet. Elmalılı M. Hamdi Yazır çevirisi) Halid bin Velid ileride Doğu Roma ve Sasanilerle yapacağı tüm savaşlarda bu hüküm ile hareket edecekti. Tebük Seferi'nden sonra peygamberimizin emri ile Dimetü'l Cendel bölgesini İslam egemenliğine kazandırdı. Halid bin Velid'in peygamberimizin sağlığında gerçekleştirdiği bir diğer önemli seriyye de Beni'l Haris bin Ka'b seriyyesidir. Hicretin 10.yılında (Temmuz ya da Ağustos 631) Hz. Muhammed (S.A.V.) yaklaşık 400 süvari ile Halid bin Velid'i Beni'l Haris kabilesinin üzerine gönderdi. Bu kabile oldukça kalabalık ve savaşçıydı. Peygamberimiz Halid bin Velid'e önce onları üç gün boyunca İslam'a davet etmesini eğer kabul ederlerse savaşmamasını ama eğer kabul etmezler ise onlarla savaşmasını emretti. Halid bin Velid aldığı emri yerine getirdi ve Beni'l Haris kabilesi bu kutlu davete icabet etti.Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) veda haccını gerçekleştirirken yakınında bulunan sahabelerden biri de Halid bin Velid idi. Peygamberimiz traş olurken birçok sahabe gibi Halid bin Velid'de saçından ya da sakalından bir parça almak için uğraşıyordu. Hatta O'nun bu hali Hz. Ebubekir'i (R.A.) hem şaşırtmış hem de sevindirmiştir. Uhud ve Hendek savaşlarında ve hatta Hudeybiye gününde askerleri ile İslam'a ve müslümanlara karşı duran Velid bin Muğire oğlu Halid bin Velid şimdi tarifi imkansız bir sevgi ve biat ile Hz. Muhammed'in (S.A.V.) yanındaydı. Amacına nihayet ulaşan Halid bin Velid peygamberimizin kendisine verdiği sakal-ı şefifi gözlerine sürüp öptükten sonra sarığının önünde sakladı. Yermük Savaşı'nda sarığı düşünce savaşı bırakıp sarığını aramaya başlayacak, kendisini uyaranlara da '' sarığımda Rasulüllah'ın sakal-ı şerifi var. Onun sayesinde her savaşı kazandım'' diyecekti. Halid bin Velid hayatı boyunca Hz. Muhammed'in (S.A.V.) hatıralarına çok büyük önem gösterdi. Peygamberimizin vefatından sonra ortaya çıkan kısa süreli çalkantılı zamanda Halid bin Velid Hz Ebubekir (R.A.) ile birlikte hareket etmiş ve halifeliğini ilk tanıyıp biat edenlerden olmuştu. Yine peygamberimizin vefatı ile ortaya çıkan Üsame Ordusu'nun peygamberimizin planladığı şekilde sefere gönderilmesi tartışmasında Hz Ebubekir'in (R.A.) kararını desteklemiştir.<br />
<br />
     <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ridde Savaşları</span><br />
<br />
     Peygamberimizin vefatından sonra ortaya çıkan ridde hareketleri (dinden dönme) yeni oluşmuş İslam Devleti'nin varlığını tehdit ediyordu. Oluşan bu hareketin iki yüzü vardı. Bir tarafta tamamen dinden çıkanlar – ki bunların bir kısmı eski cahiliye alışkanlıklarına dönerken bir diğer kısmı da peygamberlik iddiasındaki yalancıların peşinden gidiyordu- diğer tarafta ise İslam'ı ve namaz kılmayı kabul edip zekat vermeyi reddedenler.<br />
<br />
     Halife Hz. Ebubekir (R.A.) topladığı küçük bir grupla Zü'l Kassa denilen bölgeye geldi. Burada diğer birliklerle birleşip ridde hareketine katılanlara karşı savaşa başlanacaktı.Bundan haberdar olan düşman birlikleri halifeye ve yanındakilere karşı saldırı başlattı. Kısa süren çatışmayı müslümanlar kazandı. Bu olaydan sonra ashabın önde gelenleri Hz. Ebubekir'e (R.A.) savaşın içinde olmamasını ve orduya bir komutan atamasını önerdiler. Halife Hz Ebubekir (R.A.) bu öneriyi kabul etti ve oluşturulan orduya Halid bin Velid'i komutan olarak atadı.Halid bin Velid komutanlığa atanır atanmaz halifenin emri ile Tuleyha bin Huveylid ile savaşmak için Büzaha'ya hareket etti. Savaş çok çetin geçti.Öyle ki Halid bin Velid atından inmiş yaya olarak iki elinde iki kılıçla çarpışmıştı. Nihayet savaşın sonunda müslümanlar galip geldiler. Tüleyha Şam bölgesine kaçmayı başardı. Halid bin Velid komutanlığındaki İslam Ordusu buradan isyan eden bir başka kabile olan Temim kabilesi üzerine Butah'a ilerledi.<br />
<br />
     Halid bin Velid'in hayatına dair en çok tartışılan konulardan birisi Beni Hanzala kabilesine olan yaklaşımıdır.Bu kabile ile bir savaş yaşanmadı.Ancak Beni Hanzala kabilesi zekat vermeyi reddetti ve bunun üzerine Halid bin Velid bu kabilenin liderini öldürttü ve karısını da cariye olarak aldı daha sonra da onunla evlendi. Bazı kimseler kabilenin lideri olan Malik'in müslüman olduğunu iddia edip Halid bin Velid'i halife Hz. Ebubekir'e (R.A.) şikayet etti. Hz. Ömer (R.A.) Halid bin Velid'e karşı tavır aldı fakat halife Hz. Ebubekir (R.A.) Halid bin Velid'in bu konudaki mazeretini kabul etti. Kaldı ki Malik bin Nüveyre peygamberlik iddiasındaki bir başka yalancı olan hristiyan asıllı Secah adlı kadını desteklemişti. Secah, Halid bin Velid'in kendisine doğru ilerlediğini öğrenince askerleri ile Yemame'ye hareket etti. Burada bir başka yalancı olan Müseylime ile karşılaştı. Aralarında yaptığı anlaşma ile önce nikahlandılar sonra Secah Şam bölgesine kaçtı. Ridde savaşlarının en kanlı ve zorlu olanı Yemame'de müseylime ile yapılan Akraba Savaşı oldu. Ensan ve muhacirden birçok savaşın şehit olduğu bu savaşta müslümanlar müseylimeden de kurtuldular. Rivayete göre müseylimeyi öldüren , daha önce Uhud Savaşı'nda Hz. Hamza'yı şehit eden habeşli Vahşi bin Harp idi , üstelik aynı mızrakla. Artık müslüman olan Vahşi bin Harp uzun bir süre Hz. Hamza'yı şehit etmiş olmanın verdiği huzursuzluğu hissetmiş ve müseylimeyi öldürdükten sonra ancak rahat etmiştir.<br />
<br />
     <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Irak Fetihleri</span><br />
<br />
     Halife Hz. Ebubekir (R.A.) Müsenna bin Harise'yi emri altındaki birliklerle Sasani devletinin hükmü altındaki Irak bölgesine göndermişti. Sebebi Sasanilerin ve onların kışkırttığı bazı müşrik arapların İslam Devleti topraklarına karşı yaptıkları akınları durdurmak ve blögede denetimi sağlamaktı.Halid bin Velid Yemame'deki Akraba Savaşı'nı kazanıp müseylime ve yandaşlarını yenince halifenin emri ile Irak bölgesine hareket etti.Görevi bu bölgede denetimi sağlayıp fetihler yapmaktı. Müsenna bin Harise'de Halid bin Velid'in emrine girdi. Böylece biz Halid bin Velid'in Irak bölgesindeki ordunun komutanı olduğunu anlıyoruz.Birlikler Nibac'da buluştu ve Ubülle'ye doğru hareket etti. Halid bin Velid gündüz düşman birliklerinin göreceği bir şekilde ordusunu Müsenna bin Harise'den ayırdı gece olunca tekrar iki ordu birleşti. Ertesi gün bu tuzağa düşen Sasani birlikleri Halid bin Velid'in ayrıldığını düşünüp saldırı başlattılar ve yenildiler. İslam ordusu Ubülle'den sonra Hureybe şehrini de fethetti. Halid bin Velid bu şehre Şureyh bin Amir'i vekil bırakıp ilerledi. Ardından Nehru'l-Murre adlı çok önemli bir Sasani kalesini kuşattılar.Kuşatma yıllık on bin dirhem cizye karşılığı ile kaldırıldı ve Halid bin Velid tüm bu bölgenin idaresini Kutbe bin Katade'ye bıraktı. Devamında Zendeverd, Dürta ve Hürmüzcerd fethedildi. Zendeverdde küçük bir direniş olmuşsa da sonrasında teslim oldular. Dürta ve Hürmüzcerd ise savaşsız teslim oldu. Ulleys şehri de fethedildikten sonra Halid bin Velid komutasındaki İslam Ordusu Hire şehrine yöneldi.<br />
<br />
     Hire yolunda karşılarına çıkan Sasani birliklerini yenen İslam Ordusu şehri kuşattı.Şehir halkı İslam'a girmeyi kabul etmedi fakat cizye vermeyi kabul etti. Halid bin Velid Hire halkı ile bir anlaşma yaptı ve Sasanilerin baş şehir Medain'den sonraki en önemli şehri olan Hire İslam Devleti'nin egemenliğine girdi. Hire'de bir süre kalan Halid bin Velid bölgenin güvenliğini sağlamak için Anbar ve Aynu't-Temr şehirlerini de fethetti. Anbar şehrinde Sasani ordusunun erzak ve silah depoları vardı. Şehir çatışma olmadan anlaşma yolu ile fethedildi. Fakat önemli bir ticaret şehri olan Aynu't-Temr'in fethi sırasında çetin çarpışmalar yaşandı. Nihayet İslam Ordusu şehri fethetti ve şehir halkı ile anlaşma yapıldı. Daha sonra birçok fetih ile İslam'a hizmet edecek olan Musa bin Nusayr'da esirler arasındaydı.<br />
<br />
     Halid bin Velid'in Basra körfezinden Aynü't-Temr'e kadar olan bölgeyi kolaylıkla fethetmesi ve Sasani birliklerinin ciddi bir direnç gösterememesinin nedenlerinden beri Sasani devleti ile Doğu Roma arasında süren savaşlar sonucu devletin ve ordunun zayıf düşmesi ve Sasani hanedanlıkları arasındaki iktidar mücadelesiydi. Bir diğer önemli nedeni ise zaman zaman çölde yaşayan bedevi arapların kale ve şehirleri yağmalıyor ve çöle geri dönüyorlardı. Sasaniler müslümanların da bir süre sonra fethettikleri yerlerden gideceklerini düşünerek en ölümcül hatayı yaptılar.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Suriye Fetihleri</span><br />
<br />
     Müslümanlar Irak (Sasani) ve Suriye'de (Doğu Roma-Bizans) eş zamanlı saldırılar düzenleyerek iki önemli devlet ile aynı anda savaşa başladı. Doğu Roma ile olan mücadele zaten Mute Savaşı ile başlamıştı. Ardından Tebük Seferi ve Dimetü'l-Cendel seriyyesi ve peygamberimizin göndermek isteyip ömrünün yetmediği ve Hz. Ebubekir'in (R.A.) gönderdiği Üsame Ordusu'nun seferi Doğu Roma ile mücadele içindi. Fakat şimdi halife Hz. Ebubekir (R.A.) üçer bin kişilik üç orduyu Suriye'ye göndermişti. Amr bin As'ın başında olduğu birliğin Filistin'e, Yezid bin Ebu Süfyan ve Şurahbil bin Hasene'nin emrindeki orduların da Şam bölgesine ilerlemesini emretti. Amr bin As Filistin'de oldukça kalabalık bir Bizans birliği ile karşılaşınca halifeden destek istedi. Hz. Ebubekir'de (R.A.) Halid bin Velid'i Irak'tan Suriye'ye yönlendirdi. Bu yolculuk sırasında Dimetü'l-Cendel'de zekat verilmesini engelleyen ve İslam Devleti'nin egemenliğini reddeden müşrikler yenilgiye uğratıldılar ve başlarında bulunan Ukeydir öldürüldü. Halid bin Velid Dimetü'l-Cendel'den sonra belki de yolculuğunun en tehlikeli günlerini yaşadı. Suriye'ye Bizans birliklerinin haberi olmadan girmek isteyen Halid bin Velid Kürakır ile Süva arasında bulunan çöl üzerinden ilerleyerek hiç kimsenin tahmin etmediği bir hamle yaptı. 5 gün süren bu yolculuk sırasında askerler yanlarında bulunan develeri keserek yiyecek ve özellikle içecek ihtiyaçlarını giderdiler. Çünkü bu develer çok su içtirilen ve geviş getirmemeleri için dudakları kesilen kısaca bu yolculuk için hazırlanmış develerdi. Zorlu çöl yolculuğundan sonra Süva'ya ulaşan Halid bin Velid buradaki Doğu Roma birliklerini yoketti. Ardından Mercü Rahit denilen yerdeki Gassani karargahını etkisiz hale getirip Busra'ya ilerledi.Ebu Übeyde bin Cerrah, Şurahbil bin Hasene ve Yezid bin Ebu Süfyan Busra şehri yakınlarındaydı. Güçlerini birleştiren İslam Ordusu Halid bin Velid'in komutanlığında Busra şehrini kısa sürede fethetti.<br />
<br />
     Busra şehrinin fethinden sonra Filistin'e ulaşan Halid bin Velid Ecnadeyn'e yönelip ordugah kurdu. Amr bin As'ta katılınca İslam Ordusu'nun sayısı 25 bine çıktı. Bizans imparatorunun kardeşi olan Theodore komutasındaki düşman ordusu ise 75 ile 100 bin kişi civarındaydı. 634 yılında gerçekleşen Ecnadeyn Meydan Savaşı'nda zafer Halid bin Velid komutanlığındaki İslam Ordusu'nun oldu. Ecnadeyn Savaşı'ndan kısa bir süre sonra halife Hz. Ebubekir (R.A.) vefat etti.Müslümanlar savaş sonunda dağılan düşman birliklerinin Fihl şehrinde toplandığını öğrenince Halid bin Velid komutanlığında saldırıya geçtiler ve Bizans birliklerini yokettiler. Fihl'deki savaşı kazanan İslam Ordusu Dımaşk (Şam) şehrine hareket edip şehri kuşattı. Kuşatma sırasında yeni halife Hz. Ömer'in (R.A.) Halid bin Velid'i başkomutanlıktan azleden ve yerine Ebu Ubeyde bin Cerrah'ı getiren ahitnamesi Ebu Ubeyde'ye ulaştı fakat Ebu Ubeyde bunu açıklamak için fethin tamamlanmasını bekledi. Şehir halkı ile yapılan anlaşma ile fetih tamamlanınca Ebu Ubeyde halifenin emri ile başkomutanlığa geçti ve Halid bin Velid sorgulamaksızın emri uyguladı.<br />
<br />
     Halid bin Velid'in azledilmesi konusunda birçok dedikodu , yalan, çarpıtma ve iftira ortaya atılmıştır. Bunlara değinmeden gerçeklere geçecek olursak Suriye'de birçok yeni yer fethedilmiş ve bu yerlerin iskan ve idaresi ile İslamiyet'e yeni giren bölge halklarına İslamiyet'in anlatılması gerekmekteydi. Henüz yeni kurulmuş İslam Devleti'nde yetkin bir devlet protokolü yoktu. Komutan demek aynı zamanda vali ve imam demekti. Halid bin Velid kuşkusuz döneminin en cesur ve yetenekli komutanı idi fakat halife fetih sonrası bölgede yapılması gerekenler doğrultusunda Ebu Ubeyde'yi daha yeterli görmüş ve bu görevi O'na vermişti. Bir diğer neden ise askerler arasında savaşların Halid bin Velid sayesinde kazanıldığına o kadar kendini kaptıranla vardı ki Halid bin Velid'e ilahi bir paye verenler bile vardı. Halife Hz. Ömer (R.A.) askerlerine '' savaşları kazandıran Allah'tır'' mesajı vermek için Halid bin Velid'i başkomutanlıktan azletmiştir. Diğer taraftan ne azledildikten önce ne de sonra Ebu Übeyde ile Halid bin Velid hiç birbirlerinden ayrılmamışlar ve sürekli beraber hareket edip birbirlerine destek olmuşlardı.<br />
<br />
     Başkomutanlıktan azledildikten sonra Halid bin Velid Ebu Übeyde'nin emri altında hareket etti.İslam Ordusu Hıms (Humus) şehrini fethederken öncü birliğin komutanıydı. Ebu Übeyde O'nun askeri ve idari yeteneklerini çok iyi biliyor ve deneyimlerinden yararlanıyordu. Diğer taraftan başkomutan olmasa da Halid bin Velid'in varlığı tüm askerlere güç ve motivasyon veriyordu.Bizans imparatoru Heraklius Antakya'da büyük bir ordu topladı. Artık bölgede kesin bir egemenlik kurmak istiyor ve müslümanları Suriye'den çıkarmak istiyordu.İslam Ordusu yaklaşık 25 bin kişilik mevcudiyeti ile Yermük'te ordugah kurdu. İki ordu hicri 12 Recep 15'te (20 Ağustos 636) Yermük'te savaşa başladı.Çetin bir savaş yaşandı. İslam Ordusu'nun taaruzları karşısında düzeni bozulan Bizans mağlup edildi. Halid bin Velid bu savaşta da süvari birliklerinin komutanı olarak bulundu.Yermük Savaşı ile birlikte Suriye'deki Roma egemenliği son buldu.<br />
<br />
     Halid bin Velid hayatının geri kalanını Hıms (Humus) şehrinde geçirdi ve 641 yılında vefat etti.Kabri Humus şehrinde bulunmaktadır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz Osman'ın (R.A.) Hayatı ve Halifelik Dönemi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-hz-osman-in-r-a-hayati-ve-halifelik-donemi</link>
			<pubDate>Thu, 11 May 2023 22:32:46 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34945">Baybars</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-hz-osman-in-r-a-hayati-ve-halifelik-donemi</guid>
			<description><![CDATA[Hz Osman (R.A.) 576 yılında Taif şehrinde doğdu. Babası Affan bin Ebi'l-As , annesi Erva binti Kurayza'dır. Hz Osman (R.A.) peygamberimizin halasının kızının oğludur. Babası cahiliye döneminde yaşamış ve müslüman olmadan ölmüştür. Annesi ise müslüman olmuş ve Hz Osman (R.A.) 'ın halifeliği döneminde vefat etmiştir. Hz Osman (R.A.)'ın lakabı ''zinnureyn'' (iki nurlu) idi. Bazı kaynaklar bunu peygamberimizin iki kızı ile evlenmiş olmasına bağlar. Diğer taraftan, kendisi gece namazlarında Kur'an-ı Kerim'i çok okurdu. Kur'an-ı Kerim bir nur, gece namazı başka bir nur anlamında kendisine ''iki nurlu – zinnureyn'' dendiği de rivayet edilmiştir.<br />
<br />
   Hz Osman (R.A.) orta boylu, hassas ve nazik bir yapıda idi. Saçları gür, omuzları geniş, uzun ve ince burunlu idi. Bacakları kalın, kolları uzundu. Adımları yavaştı. Hayatı boyunca sekiz kez evlendi. Evliliklerinin hepsini müslüman olduktan sonra gerçekleştirdi. Eşleri peygamberimizin kızları Rukiye, Rukiye'nin vefatından sonra Ümmü Gülsüm, Fahite binti Gazvan, Ümmü Amr binti Cündeb, Fatima binti Velid, Ümmü Benin binti Ayine, Remle binti Şeybe, Naile binti el-Ferafise idi. Hz Osman (R.A.) ın bu evliliklerden dokuz erkek yedi kız çocuğu oldu.<br />
<br />
   Hz Osman (R.A.) cahiliye döneminde ticaret ile uğraşan zengin ve toplumda sevilen biriydi. Bu dönemde putlara tapmamış,içki içmemiş ve toplum içinde kendisini küçük düşürecek herşeyden uzak durmuştu. Soybilim ve tarih konusunda epey bilgiliydi. Yaptığı ticari yolculuklar sonucu Şam ve Habeşistan'ı da görmüş ve arap olmayan topluluklar hakkında da bilgi edinmişti. Mekke'de Ümeyyeoğulları'nın önde gelen üyelerindendi. 34 yaşında iken Hz Ebubekir (R.A.) vesilesi ile müslüman oldu. İslamiyeti ilk kabul edenlerdendi. İslam'ı kabul ettikten sonra peygamberimizin kızı Hz Rükiye ile evlendi. Peygamberimizin Hz Rükiye'ye '' Osman'a (R.A.) iyi davran. Çünkü ashabım içinde ahlak yönünden bana en çok benzeyen O'dur '' dediği Taberi'den rivayet edilmiştir. Müslümanların Mekke'de yaşadığı zor zamanlarda Hz Osman (R.A.)' da baskı ve şiddete maruz kalmıştır. Amcası el-Hakem bin Ebu'l-As bin Ümeyye tarafından elleri ve ayakları bağlanıp hapsedildi. Habeşistan'a hicret eden ilk müslümanlardandı. Kur'an-ı Kerim'i çok okur ve etrafındakilere de öğretirdi. Hayatı boyunca da böyle yaşadı. Kendisinin '' kalplerimiz temiz olsaydı Allah'ın (C.C.) kelamına doyamazdık'' , '' Allah'ın (C.C.) kelamını görmeden bir gün geçirmek beni çok rahatsız eder'' , '' bana dünyada üç şey sevdirilmiştir; açları doyurmak, ihtiyacı olanları giydirmek ve Kur'an-ı Kerim okumak '' dediği rivayet edilir. Bazı geceler namazda Kur'an-ı Kerim'i baştan sona okuduğu ve o gece başka namaz kılmadığı anlatılır.<br />
<br />
   Hicretten sonra Medine'de İslam Devleti'nin kuruluş zamanlarında da gerek ticari faaliyetleri ile gerekse bilgisi, düşüncesi ve malı ile elinden geleni yapmıştır. Hz Osman (R.A.) eşi Hz Rukiye'nin hastalanması sonucu peygamberimizin isteği ile Bedir Savaşında katılamamış eşinin yanında bulunmuştu. Ne yazık ki savaş devam ederken Hz Rukiye vefat etti. Hz Osman (R.A.) Uhud ve Hendek Savaşlarında bulundu. Peygamberimiz Gatafan üzerine sefere çıkarken Hz Osman (R.A.)'ı Medine'de vali olarak bıraktı. Hudeybiye Anlaşması ile sonuçlanan Mekke'ye ilerleyişte Hz Osman (R.A.) Mekkelilere elçi olarak gitti ve müslümanların savaş için gelmediğini, Kabe'yi tavaf etmek ve kurban kesmek istediklerini söylese de faydası olmadı. Mekkeli müşrikler tarafından esir edildi fakat bu haber müslümanlara öldürüldüğü şeklinde ulaşınca tüm müslümanlar peygamberimize savaş için biat etti. Mekkeli müşrikler olası bir savaştan kaçındı ve sonuç olarak iki taraf arasında Hudeybiye Anlaşması yapıldı ve Hz Osman (R.A.) serbest bırakıldı.<br />
<br />
   Mekke'nin fethinde önceleri müslüman olmuş ve Hz Muhammed'in (S.A.V.) vahiy katipliğini yapmış ama daha sonra İslamiyeti reddedip müşriklere katılan Abdullah bin Sa'd öldürülmemek için Hz Osman (R.A.)'a sığındı. Fetih tamamlanınca birlikte Resulullah'ın yanına gittiler ve Abdullah bin Sa'd tekrar islamiyete girdi. Tebük Seferi'ne çıkılacağı zaman Hz Osman (R.A.) içinde bulunduğu ekonomik şartları sonuna kadar zorlayarak ordunun sefere hazırlanmasını finanse edenlerdendi. Tebük Seferi savaşsız sona erdi. Hz Osman (R.A.) ise ne sefer için verdiklerini geri istedi ne de sonraki savaşlar için ekonomik desteğini esirgedi. Tırmızi'ye göre Hz Osman (R.A.) Tebük Seferi için dokuzyüzkırk deve, altmış at ve nakit olarakta onbin dinar vermişti. Hz Osman (R.A.) eşi Rukiye'nin vefatından sonra Peygamberimizin bir diğer kızı olan Ümmü Gülsüm ile hicretin üçüncü yılında evlendi. Bir yıl sonra ise Hz. Rukiye'den doğan oğlu Abdullah henüz altı yaşında iken vefat etti. Hicretin dokuzuncu yılında da Ümmü Gülsüm yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak vefat etti. Hz Osman (R.A.) 'ın İslamiyet'e olan maddi katkıları hiç sona ermedi.Medinelilerin para karşılığında suyundan yararlandığı Ravme Kuyusunu rivayete göre otuzbeş bin dirheme satın aldı ve herkesin ücretsiz kuyudan yararlanmasını sağladı. Mescid-i Nebi'nin genişletilmesi gündeme gelince Mescid etrafındaki arazileri satın alıp bağışlayarak Mescid-i Nebi'nin genişletilmesine katkı koydu. Hz Osman (R.A.) Hz Ebubekir'in (R.A.) halifeliği döneminde katip olarak görev yaptı. Birçok konuda Hz Ebubekir (R.A.) kendisine danışıyor ve Hz Osman (R.A.) ın görüşlerini hayata geçiriyordu. Hz Ebubekir (R.A.) döneminde yaşanan bir kıtlık zamanı Hz Osman (R.A.) ın kervanı Şam bölgesinden epey yüklü miktarda buğday ve yiyecek getirmişti. Medineli tüccarlar adeta mallarını satın almak için kapısında sıra olmuştu. Ama halkın yaşadığı kıtlığa şahit olan Hz Osman (R.A.) bu kervandaki tüm malları ihtiyacı olanlara sadaka olarak bağışladı. Kuşkusuz Hz Osman (R.A.) ın bu takva ve hayasının altında yatan Kur'an-ı Kerim'i okuması, anlaması ve hayatını bu doğrultuda sürdürmesi idi.<br />
<br />
   Hz Ömer (R.A.) in halifeliği döneminde Hz Osman (R.A.) a ''redif''' ( ikinci adam) deniyordu. Çünkü insanlar Hz Ömer (R.A.) e birşey soracakları zaman bunu Hz Osman (R.A.) aracılığı ile yapıyorlardı. Hz Ebubekir (R.A.) peygamberimizin sağlığında vezir konumunda idi. Hz Ebubekir (R.A.) in halifeliğinde ise Hz Ömer (R.A.) vezir konumunda idi. Hz Ömer (R.A.) in halifeliği döneminde de Hz Osman (R.A.) vezir konumunda bulundu. Hz Ömer (R.A.) sert, katı ve tavizsiz bir kişi idi. Bu açıdan Hz Osman (R.A.) tıpkı Hz Ebubekir (R.A.) gibi yumuşak ve şefkatli idi. Nasıl ki Hz Ebubekir (R.A.) ve Hz Ömer (R.A.) zıt karakterler olarak uyum içinde birbirlerini dengeleyerek toplumu idare ettilerse Hz Ebubekir (R.A.) in vefatından sonra da Hz Ömer (R.A.) ile Hz Osman (R.A.) aynı şekilde zıt karakterler olarak birbirlerini dengeleyerek idarecilik yaptılar. Hz Ömer (R.A.) birçok konuda kendisine danışır ve fikirlerine önem verirdi. Örneğin Kudüs'ün fethi sözkonusu olduğunda Hz Ömer' (R.A.) Kudüs'e gidip fethi tamamlaması için ikna eden Hz Osman (R.A.) olmuştu. Yine Hz Ömer (R.A.) döneminde ganimetlerin dağıtılması ve kayda alınması (bu konu ile ilgili defter tutulması), hicri takvimin oluşturulup uygulanması gibi uygulamalar Hz Osman (R.A.) ın önerileri ile hayata geçirildi.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Halife Seçilmesi</span><br />
<br />
   Hz Ömer (R.A.) uğradığı suikast sonucu vefat edeceğini anlayınca kendinden sonraki halifenin seçimi konusunda düşünmeye başladı. Hayatının son günlerini bile İslamiyeti ve müslümanları düşünerek geçiren Hz Ömer (R.A.) altı kişilik bir heyet oluşturdu ve sonraki halifenin bu heyet tarafından seçilmesini istedi. Heyettekiler ; Ali bin Ebu Talib (R.A.), Osman bin Affan (R.A.) , Abdurrahman bin Avf, Sa'd bin Ebu Vakkas, Zübeyr bin el Avvam ve Talha bin Ubeydullah idi. Bu heyetin istişaresi sırasında oğlu Abdullah bin Ömer'de bulunacak ancak halife seçilemeyecekti. Medine'de önemli bir saygınlığı olan Said bin Zeyd'i de kendi kabilesinden olduğu için heyetin dışında tuttu. Böylece olası bir saltanatı engellemiş oldu. Heyetin yeni halifeyi seçmsi için üç günü vardı ve dördüncü gün mutlak suretle halife seçilmiş olacaktı. Heyetin kararına karşı çıkanın ise boynu vurulacaktı. Hz Ömer (R.A.) bu hükümleri ile olası bir fitne ve ayrılık hareketinin önüne geçmek istedi. Bir diğer önemli ayrıntı ise, yeni halife seçilene kadar geçen sürede müslümanlara Suheyb er Rumi namaz kıldıracaktı. Böylelikle heyet içinden birinin halkın gözünde öne çıkmasını engelledi. Hz Ömer (R.A.)'in vefatından sonra cenazesi kaldırılınca heyet toplandı ve Hz Osman (R.A.) halife seçildi.<br />
<br />
  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Fetihler</span><br />
<br />
   Hz Osman (R.A.) halifeliğinin ilk dönemlerinde Hz Ömer (R.A.) in vefatından cesaret bulanların isyanlarını bastırmış ve fetihlere devam ederek İslam Devletinin sınırlarını genişleterek doğal sınırlarına ulaştırmıştır. Bu dönemde fetihler sonucu elde edilen ganimetlerle devlet ve müslümanlar ekonomik olarak ferah bir dönem geçirmişlerdir. Hz Osman (R.A.) dönemindeki fetihler genel olarak doğuda Abdullah bin Amir komutanlığında fars ve Türklere karşı gerçekleşti. Bu fetihler sonucunda son iran kralı Yezdicerd öldürülmüş, İran'ın tamamında hakimiyet sağlanmış ve Istahr, Gur, Darebcend (649), Nişabur (662), Belh, Kabil, Gazne, Kirman, Sicistan ve Horasan fethedildi.Kuzeyde Hz Osman (R.A.) ın aynı zamanda anne bir kardeşi olan Kufe valisi Velid bin Ukbe komutanlığında Azerbaycan ve Kafkaslar fethedildi (646-647). Ermenistan'da çıkan isyanı Selman bin Rabia komutanlığında olan İslam Ordusu bastırdı ve bölgeye yeniden hakim oldu. Suriye valisi Muaviye bin Ebu Süfyan birlikleri ile Anadolu'ya ilerleyip Antakya'yı fethettikten sonra 653-654 yıllarında Malatya'ya kadar olan bölgede hakimiyet sağladı. İskenderiye ve Aynüşşems'te Hz Ömer (R.A.) in vefatı ile ortaya çıkan isyanlar Mısır valisi Amr bin As tarafından bastırıldı. Yerine atanan yeni mısır valisi Abdullah bin Sa'd komutasındaki birlikler kuzey afrikanın tamamında hakimiyeti tekrar sağladılar. Muaviye bin Ebu Süfyan , halifeliği döneminde Hz Ömer (R.A.) i Kıbrıs çıkarması için ikna edememişti. Fakat Hz Osman (R.A.) bunun için şartlı izin verdi. Şartı ise bu sefere katılacak askerlerin gönüllü olmasıydı. 648-49 da Kıbrıs, 652 de de Rodos adası fethedildi. Doğu Roma Kıbrıs ve Rodos'u geri almak için büyük bir donanma ile hareket etti. 655 yılında tarihçilerin tahminlerine göre İskenderiye açıklarında yapılan bu deniz savaşında (<span style="color: #202124;" class="mycode_color"><span style="font-family: Google Sans, arial, sans-serif-medium, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Zâtüssavârî Muharebesi</span></span></span> ) müslümanla önemli bir zafer kazandılar ve Akdeniz'deki üstünlüğü ele geçirdiler.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kur'an-ı Kerim'in Nüshalarının Çoğaltılması</span><br />
<br />
Peygamber efendimiz Hz Muhammed (S.A.V.) döneminde vahyin devam etmesi nedeni ile Kur'an-ı Kerim kitaplaştırılamadı fakat ayetler hurma dalından yapraklara, taşlardan deri levhalara kadar çeşitli yerlere yazılıp korunmuştu. Hz Ebubekir (R.A.) döneminde özellikle yalancı müseylime ile yapılan Yemame Savaşında birçok hafızın şehit olması sonucu Kur'an-ı Kerim'in kitap haline getirilmesi zorunlu oldu. Hz Muhammed'in (S.A.V.) vefatı ile artık vahiy kesilmiş ve ayetler tamamlanmıştı. Kur'an-ı Kerim'i kitaplaştırma görevi aynı zamanda Hz Muhammed'in (S.A.V.) vahiy katibi olan Zeyd bin Sabit'e verildi. Zeyd bin Sabit Hz Ebubekir'in (R.A.) halifeliği döneminde Kur'an-ı Kerim'i kitaplaştırdı. Hz Osman (R.A.) döneminde de yazılan bu kitap yine Zeyd bin Sabit'in de içinde bulunduğu kişiler tarafından çoğaltıldı ve farklı bölgelerdeki müslümanlara gönderildi. Gerçekleşen fetihler ile İslam Devleti'nin sınırları çok genişlemiş ve doğaln sınırlarına ulaşmıştı. Bunun getirebileceği olası bir tehlikede yahudi ve hristiyanlarda olduğu gibi müslümanların ayrışmasıydı. İşte bu olası ayrılığı ortadan kaldırmak için Hz Osman (R.A.) Kur'an-ı Kerim'i tekrar tekrar başka nüshalar halinde yazdırttı ve fethedilen tüm bölgelere göndererek müslümanlar arasında ortaya çıkabilecek ayrılıkları engellemek istedi.<br />
<br />
   Fitne hareketinin ve buna bağlı olarak farklı grup ve mezheplerin günümüzde bile Hz Osman (R.A.) ı en çok eleştirdikleri konulardan biri de akraba ve yakınlarını devletin önemli kurumlarına getirdiği ve valilik makamına liyakatsiz torpilli kişileri yerleştirdiğidir. Bu sebeple Hz Osman (R.A.) dönemindeki önemli şehirlerdeki valileri ve valilik atamalarının sebeplerini irdeleyip okuyucuya sunmak bizim boynumuzun borcudur.<br />
<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mekke-i Mükerreme</span> <br />
<br />
<br />
   Hz Ömer (R.A.) vefat ettiğinde Mekke valisi Halis bin el- As idi. Hz Osman (R.A.) halife olduktan kısa bir süre sonra yerine Ali bin Rabia'yı atadı. Hz Osman (R.A.) Mekke'de başka valilerde görevlendirdi. Bazı kaynaklar Halid bin el-As'ın Hz Osman (R.A.) döneminde de valilik yaptığını ve hatta Hz Ali (R.A.) halife seçildiğinde Mekke valisi olduğunu ve Hz Ali (R.A.) nin kendisini görevden aldığını yazar. Mekke şehri Hz Osman (R.A.) ın halifeliğinin ikinci döneminde ortaya çıkan fitne ve ayrılık hareketinden etkilenmemiş ve dolayısı ile bu şehirdeki valilerin durumu tartışmalara dahil edilmemiştir.<br />
<br />
  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Medine-i Münevvere</span><br />
<br />
   Medine şehri İslam Devleti'nin merkezi idi. Hz Osman (R.A.) şehrin sosyal ve ekonomik herşeyi ile ilgileniyordu. Hac için şehirden ayrıldığında da yerine Zeyd bin Sabit vekalet ediyordu.<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">  Bahreyn</span><br />
<br />
   Hz Ömer (R.A.) in vefatı sırasında Bahreyn valisi Osman bin Eb'i-As es Sekafi idi. Hz Osman (R.A.) döneminde de yaklaşık üç yıl valilik yaptı.<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">  Yemen</span><br />
<br />
   Yemen bölgesi Hz Ömer (R.A.) ve Hz Osman (R.A.) dönemlerinde hilafeti her zaman desteklemiş ve fetihlere de katılmış bir bölgeydi. Hz Ömer (R.A.) döneminde Yemen valisi olan Ya'la bin Münye Hz Osman (R.A.) döneminde de valilik görevini sürdürdü.<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">  Şam</span><br />
<br />
   Hz Osman (R.A.) döneminde valileri ile ilgili en fazla tartışılan konulardan biri de Şam valiliği idi. Muaviye bin Ebu Süfyan Hz Ömer (R.A.) döneminde Şam valisi olarak atandı ve Hz Osman (R.A.) döneminde Hıms ve Filistin bölgeleri de Muaviye'ye bağlanınca Muaviye'nin konumu bütün diğer valilerden daha güçlü oldu. Diğer taraftan Muaviye'nin kendisinin gerçekleştirdiği fetihlerde bunu arttırdı.<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">  Ermeniye</span><br />
<br />
   Bu bölge Hz Osman (R.A.) ın halifeliği zamanında Süleyman bin Rabia el-Bahili tarafından fethi başlanan ancak şehit olması sonucu Habib bin Mesleme el-Fehri tarafından fethi nihayete erdirilen bir bölge idi. İlk olarak Azerbaycan valisi olan Huzeyfe bin el-Yeman vali olarak görevlendirildi. Sonrasında ise Hz Osman (R.A.) ın şehadetine kadar Muğira bin Şu'be valilik yaptı.<br />
<br />
  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Mısır</span><br />
<br />
   Hz Osman (R.A.) dönemi valileri hakkındaki tartışmaların yoğunlaştığı yerlerden biri de Mısır'dır. Hz Ömer (R.A.) vefat ettiğinde Mısır valisi Mısır ve Kuzey Afrika'yı İslam Devleti'ne katan Amr bin As'tı. Amr bin As, yardımcısı konumunda olan Abdullah bin Sa'd anlaşmazlığa düşünce Hz Osman (R.A.)'dan Abdullah bin Sa'd'ı görevden alması konusunda ısrarlı oldu. Fakat halife Hz Osman (R.A.) Amr bin As'ı Mısır valiliğinden alıp yerine Abdullah bin Sa'd'ı getirdi. Bölgenin fatihi olması sebebi ile Amr bin As'ın görevden alınması tüm Mısır'da hoşnutsuzluk yarattı.<br />
<br />
  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Basra</span><br />
<br />
   Valilik tartışmalarının yaşandığı bir diğer bölge Basra idi. Hz Ömer (R.A.) vefat ettiğinde Basra valisi Ebu Musa el-Eşari idi. Hz Ömer (R.A.) kendisinin dört yıl daha görevde kalmasını vasiyet etmişti.Fakat özellikle ordu içinde bulunanların itirazları sonucu bir süre sonra Hz Osman (R.A.) Ebu Musa el-Eşari'yi görevden alıp yerine oldukça genç ( bazı tarihçilere göre 25 yaşında olan) Abdullah bin Amir'i vali olarak atadı. Tarihi gerçek şudur ki hem Ebu Musa el-Eşari hem de Abdullah bin Amir döneminde Basra birçok fethin merkezi olmuş ve iyi idare edilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Kufe</span><br />
<br />
   Hz Ömer (R.A.) vefat ettiği dönemde Kufe valisi Muğira bin Şu'be idi. Hz Ömer (R.A.) in Sa'd bin Ebi Vakkas'ın Kufe valisi olması yönünde vasiyette bulunması nedeni ile Hz Osman (R.A.) Sa'd bin Ebi Vakkas'ı Kufe valisi olarak atadı. Sa'd bin Ebi Vakkas ile şehrin Beytülmal'ından sorumlu olan ve konumu itibarı ile validen sonra gelen Abdullah bin Mesud arasında yaşanan anlaşmazlık sonucu Hz Osman (R.A.) Sa'd bin Ebi Vakkas'ı görevden aldı ve Kufe valiliğine şehrin komutanlarından olan Velid bin Ukbe'yi getirdi. Velid bin Ukbe uzun zamandır Kufe'de yaşayan ve şehrin sorunlarını iyi bilen dahası şehirde sevilen ve saygı duyulan bir komutandı. Fakat Hz Osman (R.A.)'ın anne bir kardeşi olması halifenin bu kararının tartışılmasına neden oldu. Tartışmalı bir şekilde valiliğe getirilen Velid bin Ukbe yine tartışmalı bir şekilde valilikten alındı. İçki içtiği yönünde yapılan şikayetler sonucu Hz Osman (R.A.) yerine Sa'd bin el-As'ı görevlendirdi. Valinin değişmesine rağmen Kufe'deki sıkıntılar giderilemedi. Kufelilerin yoğun şikayetleri sonucu Hz Osman (R.A.) Sa'd bin el-As'ı görevden aldı ve yine Kufelilerin talebi sonucu Ebu Musa el Eşari'yi vali olarak atadı fakat oluşan muhalefet ve fitne hareketi buna rağmen büyüdü.<br />
<br />
   Hz Osman (R.A.) ın kendi kabilesi olan Ümeyyeoğullarını devlet idaresinde ayrıcalık tanıdığı ve daha sonraki dönemde hayata geçen Emevi saltanatının oluşmasını sağladığı iddiaları, tarihi kayıtlara bakılınca asılsız ve yersiz çıkmaktadır. Çünkü Hz Osman (R.A.) döneminde görev yapan Ümeyyeoğullarına mensup akrabaları; Muaviye bin Ebu Süfyan, Abdullah bin Sa'd (süt kardeşi), Velid bin Ukbe (anne bir kardeşi), Sa'd bin el-As ve Abdullah bin Amir (dayısının oğlu) idi. Bu beş vali dışında Hz Osman (R.A.) döneminde valilik yapmış ancak Ümeyyeoğullarına mensup olmayan yani Hz Osman (R.A.) ile kan bağı olmayan 21 vali daha vardı. Bu kişiler Ebu Musa el Eşari, Ka'ka bin Amr, Cabir el Müzeni, Habib bin Mesleme, Abdurrahman bin Halid, Ebu'l A'ver es Sülemi, Hakim bin Selame, Eş'as bin Kays, Cerid bin Abdullah, Uyeyne bin en Nehhas, Malik bin Habib, Nüseyr el Uceli, Saib bin el Ekra, Sa'id bin Kays, Selman bin Rabia, Huneys bin Hubeyş, Ahnef bin Kays, Abdurrahman bin Rabia, Ya'la bin Münye, Abdullah bin Amir ve Ali bin Rabia.<br />
<br />
   Özetle Hz Osman (R.A.) döneminde görev yapan toplamda 26 valinin yalnızca 5 tanesinin Ümeyyeoğullarından olması ve o kişilerin de aynı dönemde görev yapmaması ve tüm bunların üstüne peygamber efendimiz Hz Muhammed (S.A.V.) in Ümeyyeoğullarından daha fazla kişiye devlet idaresinde görev verdiği düşünüldüğünde , Kufe ve Mısır merkezli oluşan fitne hareketinin asıl amacının başka olduğu ortaya çıkar. Kaldı ki Hz Osman (R.A.) döneminde görev alan Ümeyyeoğulları mensubu kişiler daha öncelerde Hz Ömer (R.A.) ve Hz Ebubekir (R.A.) dönemlerinde de önemli devlet görevleri yürütmüş deneyimli kişilerdi.<br />
<br />
   Hz Osman (R.A.) döneminde oluşan fitne hareketinin çeşitli sebepleri vardı. Bunlar en başta fetihler sonucu oluşan ekonomik refah sonucu halkın çeşitli eğlenceleri abartması idi. Hz Osman (R.A.) çeşitli yasaklamalarla bunu engellemeye çalışsa da cezalandırılan kişi ve kabilelerin oluşturduğu huzursukluk toplumsal olarak yıpratıcı bir etki yaptı. Mısır ve Kufe başta olmak üzere fethedilen yeni bölgelerde İslam'ın yeterince anlatılamaması ve halk arasında içselleştirilememesi, özellikle bedevi hayatı yaşayan kabilelerin İslam'ı anlayamaması ve eski dinlerinden ve geleneklerinden kopamamaları huzursuzluk ve fitnenin sebeplerindendi. Diğer taraftan yahudi asıllı Abdullah bin Sebe ve oluşturduğu hareket Hz Osman (R.A.) ın halifeliğine karşı Kufe ve Mısır'da halkı kışkırttı. Diğer taraftan Hz Osman (R.A.) ve yanında buluna sahabeler bu rahatsızlık karşısında bölge halklarının zarar görmemesi adına sabırlı davranıyor ve halkı memnun etmeye çalışıyordu ama bu oluşan fitneyi büyütmekten başka bir şeye yaramıyordu. Fitnecilerin başını çektiği bir grup Kufe valisi Sa'd bin el-As'ı şehre sokmadı ve Hz Osman (R.A.) dan valiyi değiştirmesini istediler. Hz Osman (R.A.) bu isteği kabul etmekle kalmadı Kufe'ye isyancıların vali olmasını istediği Ebu Musa el-Eşari'yi atadı. Hz Osman (R.A.) bir taraftan müslümanlar arasında ayrım yaşanmaması, kan dökülmemesi için sabrediyor ve bazı durumlarda fitnecilere istediklerini veriyordu. Kendisine yapılan asileri öldürtmesi şeklindeki önerileri bu sebeple kabul etmedi. Diğer taraftan hem diğer şehirlere gizli heyetler gönderip gelişen fitne hareketini takip ediyor hem de fitnecilerin arasına casuslar yerleştiriyordu.<br />
<br />
   Hz Osman (R.A.)'a karşı gelişen muhalefetin iddiaları Kur'an-ı Kerim'in değiştirildiği, akrabalarını vali olarak atadığı ve devlet hazinesinden (beytülmalden) yakınlarına para verdiği idi. Gerçekleşen fetihler sonucu birçok yeni bölge İslam idaresine girmişti. Buralardaki halklara İslam'ı anlatmak ve öğretmek gerekiyordu. Hz Osman (R.A.) Kur'an-ı Kerim'i bu amaçla çoğaltıp yeni fethedilen bölgelere göndermişti. Hz Osman (R.A.) ın emri ile hem Kur'an-ı Kerim nüshaları hemde görevlendirilen takva sahibi kişiler bu bölgelere gidip İslam'ı anlattılar. Diğer taraftan savaşlar sonucu birçok Kur'an-ı Kerim hafızı şehit olmuştu. Bu sebeple Kur'an-ı Kerim'i çoğaltmak zorunluluk oldu. Dahası Hz Osman (R.A.) bunu yaparken değişiklik bir kenara orjinalindeki en küçük bir ayrıntıya bile dikkat etmek amacı ile Kur'an-ı Kerim'i indirildiği Kureyş lisanı ile çoğalttı. Ancak Kufeli fitneciler bunu dahi eleştiri konusu yapmıştı. İkinci eleştiri olarak yukarıda da belirtildiği gibi Hz Osman (R.A.) döneminde görev alan 26 validen yalnızca 5 i akrabası idi ve bu kişiler zaten devlet idaresinde daha önceleri de bulunmuş deneyimli kişilerdi. Son olarak Hz Osman (R.A.) ın devlet hazinesinden yakınlarına para vermesi ise tek kelime ile iftiraydı. Çünkü Hz Osman (R.A.) tüccarlık faaliyetler, sonucu varlıklı biriydi ve yakınlarına sadece kendi parasından veriyordu fakat fitneciler bunu iftira amacı ile kullanıyor ve halifenin itibarını zedelemek için her şeyi deniyordu.<br />
<br />
   Fitneci muhalifler Basra, Mısır ve Kufe'den Medine'ye Hz Osman (R.A.) ile görüşmeye daha doğrusu Hz Osman (R.A.) ı halifelikten indirmeye geldiler. Mısır'dan gelenler Hz Ali (R.A.) yi, Kufeliler Zübeyr bin Avvam'ı Basralılar da Talha bin Ubeydullah'ı halife seçtirmek istiyorlardı. Hz Osman (R.A.) müslümanlar arasında ayrılık çıkmasından sürekli sakınmış ve yanındaki sahabeleri de muhaliflere karşı harekete geçmemeleri için engellemişti. Hz Osman (R.A.) fitnecilerin etkisi altındaki muhaliflerle görüştü. Sorunlarını dinledi ve çözüm için görüş birliği sağlandı. Fakat Mısırdan gelenler Medine'den ayrılınca yolda halifenin kendilerini öldüreceğini yazan bir mektup ele geçirdiler. Bazı tarihçiler bu komployu Abdullah bin Sebe'nin organize ettiğini yazar. Zira eline birçok kez fırsat geçmesine rağmen asla muhaliflere kılıç çekmeyen ve çektirmeyen üstüne Muaviye bin Ebu Süfyan, Ka'ka bin Amr ve Hz Ali (R.A.) dahil birçok sahabenin ısrarına rağmen fitnecilere saldırmaktan kaçınan halife Hz Osman (R.A.) ın bunu tertip etmesi gerçek dışı ve komik bir iddia olmaktadır. Hz Osman (R.A.) halife sıfatı ile müslüman olanların öldürülmesinin ileri tarihlerde açacağı toplumsal yarayı ve müslümanlar arasındaki birliğe vereceği zararı çok iyi görmüştü. Tüm zararların yanında böyle bir durum halifelik makamının meşruluğunu da sarsacaktı. Fakat Mısırlı fitneciler bu komplo sonucu Medine'ye geri dönüp Hz Osman (R.A.) ın evini kuşattılar ve maalesef hicri 18 Zilhicce 35'te (17 Haziran 656) seksen iki yaşında , Kur'an-ı Kerim'i okur vaziyette şehit edilirken halifenin kanı '' onlara karşı Allah sana yeter. O, işitendir, bilendir '' ayetinin üzerine aktı ( Bakara Suresi 137. Ayet ). Allah (C.C.) rahmet eylesin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hz Osman (R.A.) 576 yılında Taif şehrinde doğdu. Babası Affan bin Ebi'l-As , annesi Erva binti Kurayza'dır. Hz Osman (R.A.) peygamberimizin halasının kızının oğludur. Babası cahiliye döneminde yaşamış ve müslüman olmadan ölmüştür. Annesi ise müslüman olmuş ve Hz Osman (R.A.) 'ın halifeliği döneminde vefat etmiştir. Hz Osman (R.A.)'ın lakabı ''zinnureyn'' (iki nurlu) idi. Bazı kaynaklar bunu peygamberimizin iki kızı ile evlenmiş olmasına bağlar. Diğer taraftan, kendisi gece namazlarında Kur'an-ı Kerim'i çok okurdu. Kur'an-ı Kerim bir nur, gece namazı başka bir nur anlamında kendisine ''iki nurlu – zinnureyn'' dendiği de rivayet edilmiştir.<br />
<br />
   Hz Osman (R.A.) orta boylu, hassas ve nazik bir yapıda idi. Saçları gür, omuzları geniş, uzun ve ince burunlu idi. Bacakları kalın, kolları uzundu. Adımları yavaştı. Hayatı boyunca sekiz kez evlendi. Evliliklerinin hepsini müslüman olduktan sonra gerçekleştirdi. Eşleri peygamberimizin kızları Rukiye, Rukiye'nin vefatından sonra Ümmü Gülsüm, Fahite binti Gazvan, Ümmü Amr binti Cündeb, Fatima binti Velid, Ümmü Benin binti Ayine, Remle binti Şeybe, Naile binti el-Ferafise idi. Hz Osman (R.A.) ın bu evliliklerden dokuz erkek yedi kız çocuğu oldu.<br />
<br />
   Hz Osman (R.A.) cahiliye döneminde ticaret ile uğraşan zengin ve toplumda sevilen biriydi. Bu dönemde putlara tapmamış,içki içmemiş ve toplum içinde kendisini küçük düşürecek herşeyden uzak durmuştu. Soybilim ve tarih konusunda epey bilgiliydi. Yaptığı ticari yolculuklar sonucu Şam ve Habeşistan'ı da görmüş ve arap olmayan topluluklar hakkında da bilgi edinmişti. Mekke'de Ümeyyeoğulları'nın önde gelen üyelerindendi. 34 yaşında iken Hz Ebubekir (R.A.) vesilesi ile müslüman oldu. İslamiyeti ilk kabul edenlerdendi. İslam'ı kabul ettikten sonra peygamberimizin kızı Hz Rükiye ile evlendi. Peygamberimizin Hz Rükiye'ye '' Osman'a (R.A.) iyi davran. Çünkü ashabım içinde ahlak yönünden bana en çok benzeyen O'dur '' dediği Taberi'den rivayet edilmiştir. Müslümanların Mekke'de yaşadığı zor zamanlarda Hz Osman (R.A.)' da baskı ve şiddete maruz kalmıştır. Amcası el-Hakem bin Ebu'l-As bin Ümeyye tarafından elleri ve ayakları bağlanıp hapsedildi. Habeşistan'a hicret eden ilk müslümanlardandı. Kur'an-ı Kerim'i çok okur ve etrafındakilere de öğretirdi. Hayatı boyunca da böyle yaşadı. Kendisinin '' kalplerimiz temiz olsaydı Allah'ın (C.C.) kelamına doyamazdık'' , '' Allah'ın (C.C.) kelamını görmeden bir gün geçirmek beni çok rahatsız eder'' , '' bana dünyada üç şey sevdirilmiştir; açları doyurmak, ihtiyacı olanları giydirmek ve Kur'an-ı Kerim okumak '' dediği rivayet edilir. Bazı geceler namazda Kur'an-ı Kerim'i baştan sona okuduğu ve o gece başka namaz kılmadığı anlatılır.<br />
<br />
   Hicretten sonra Medine'de İslam Devleti'nin kuruluş zamanlarında da gerek ticari faaliyetleri ile gerekse bilgisi, düşüncesi ve malı ile elinden geleni yapmıştır. Hz Osman (R.A.) eşi Hz Rukiye'nin hastalanması sonucu peygamberimizin isteği ile Bedir Savaşında katılamamış eşinin yanında bulunmuştu. Ne yazık ki savaş devam ederken Hz Rukiye vefat etti. Hz Osman (R.A.) Uhud ve Hendek Savaşlarında bulundu. Peygamberimiz Gatafan üzerine sefere çıkarken Hz Osman (R.A.)'ı Medine'de vali olarak bıraktı. Hudeybiye Anlaşması ile sonuçlanan Mekke'ye ilerleyişte Hz Osman (R.A.) Mekkelilere elçi olarak gitti ve müslümanların savaş için gelmediğini, Kabe'yi tavaf etmek ve kurban kesmek istediklerini söylese de faydası olmadı. Mekkeli müşrikler tarafından esir edildi fakat bu haber müslümanlara öldürüldüğü şeklinde ulaşınca tüm müslümanlar peygamberimize savaş için biat etti. Mekkeli müşrikler olası bir savaştan kaçındı ve sonuç olarak iki taraf arasında Hudeybiye Anlaşması yapıldı ve Hz Osman (R.A.) serbest bırakıldı.<br />
<br />
   Mekke'nin fethinde önceleri müslüman olmuş ve Hz Muhammed'in (S.A.V.) vahiy katipliğini yapmış ama daha sonra İslamiyeti reddedip müşriklere katılan Abdullah bin Sa'd öldürülmemek için Hz Osman (R.A.)'a sığındı. Fetih tamamlanınca birlikte Resulullah'ın yanına gittiler ve Abdullah bin Sa'd tekrar islamiyete girdi. Tebük Seferi'ne çıkılacağı zaman Hz Osman (R.A.) içinde bulunduğu ekonomik şartları sonuna kadar zorlayarak ordunun sefere hazırlanmasını finanse edenlerdendi. Tebük Seferi savaşsız sona erdi. Hz Osman (R.A.) ise ne sefer için verdiklerini geri istedi ne de sonraki savaşlar için ekonomik desteğini esirgedi. Tırmızi'ye göre Hz Osman (R.A.) Tebük Seferi için dokuzyüzkırk deve, altmış at ve nakit olarakta onbin dinar vermişti. Hz Osman (R.A.) eşi Rukiye'nin vefatından sonra Peygamberimizin bir diğer kızı olan Ümmü Gülsüm ile hicretin üçüncü yılında evlendi. Bir yıl sonra ise Hz. Rukiye'den doğan oğlu Abdullah henüz altı yaşında iken vefat etti. Hicretin dokuzuncu yılında da Ümmü Gülsüm yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak vefat etti. Hz Osman (R.A.) 'ın İslamiyet'e olan maddi katkıları hiç sona ermedi.Medinelilerin para karşılığında suyundan yararlandığı Ravme Kuyusunu rivayete göre otuzbeş bin dirheme satın aldı ve herkesin ücretsiz kuyudan yararlanmasını sağladı. Mescid-i Nebi'nin genişletilmesi gündeme gelince Mescid etrafındaki arazileri satın alıp bağışlayarak Mescid-i Nebi'nin genişletilmesine katkı koydu. Hz Osman (R.A.) Hz Ebubekir'in (R.A.) halifeliği döneminde katip olarak görev yaptı. Birçok konuda Hz Ebubekir (R.A.) kendisine danışıyor ve Hz Osman (R.A.) ın görüşlerini hayata geçiriyordu. Hz Ebubekir (R.A.) döneminde yaşanan bir kıtlık zamanı Hz Osman (R.A.) ın kervanı Şam bölgesinden epey yüklü miktarda buğday ve yiyecek getirmişti. Medineli tüccarlar adeta mallarını satın almak için kapısında sıra olmuştu. Ama halkın yaşadığı kıtlığa şahit olan Hz Osman (R.A.) bu kervandaki tüm malları ihtiyacı olanlara sadaka olarak bağışladı. Kuşkusuz Hz Osman (R.A.) ın bu takva ve hayasının altında yatan Kur'an-ı Kerim'i okuması, anlaması ve hayatını bu doğrultuda sürdürmesi idi.<br />
<br />
   Hz Ömer (R.A.) in halifeliği döneminde Hz Osman (R.A.) a ''redif''' ( ikinci adam) deniyordu. Çünkü insanlar Hz Ömer (R.A.) e birşey soracakları zaman bunu Hz Osman (R.A.) aracılığı ile yapıyorlardı. Hz Ebubekir (R.A.) peygamberimizin sağlığında vezir konumunda idi. Hz Ebubekir (R.A.) in halifeliğinde ise Hz Ömer (R.A.) vezir konumunda idi. Hz Ömer (R.A.) in halifeliği döneminde de Hz Osman (R.A.) vezir konumunda bulundu. Hz Ömer (R.A.) sert, katı ve tavizsiz bir kişi idi. Bu açıdan Hz Osman (R.A.) tıpkı Hz Ebubekir (R.A.) gibi yumuşak ve şefkatli idi. Nasıl ki Hz Ebubekir (R.A.) ve Hz Ömer (R.A.) zıt karakterler olarak uyum içinde birbirlerini dengeleyerek toplumu idare ettilerse Hz Ebubekir (R.A.) in vefatından sonra da Hz Ömer (R.A.) ile Hz Osman (R.A.) aynı şekilde zıt karakterler olarak birbirlerini dengeleyerek idarecilik yaptılar. Hz Ömer (R.A.) birçok konuda kendisine danışır ve fikirlerine önem verirdi. Örneğin Kudüs'ün fethi sözkonusu olduğunda Hz Ömer' (R.A.) Kudüs'e gidip fethi tamamlaması için ikna eden Hz Osman (R.A.) olmuştu. Yine Hz Ömer (R.A.) döneminde ganimetlerin dağıtılması ve kayda alınması (bu konu ile ilgili defter tutulması), hicri takvimin oluşturulup uygulanması gibi uygulamalar Hz Osman (R.A.) ın önerileri ile hayata geçirildi.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Halife Seçilmesi</span><br />
<br />
   Hz Ömer (R.A.) uğradığı suikast sonucu vefat edeceğini anlayınca kendinden sonraki halifenin seçimi konusunda düşünmeye başladı. Hayatının son günlerini bile İslamiyeti ve müslümanları düşünerek geçiren Hz Ömer (R.A.) altı kişilik bir heyet oluşturdu ve sonraki halifenin bu heyet tarafından seçilmesini istedi. Heyettekiler ; Ali bin Ebu Talib (R.A.), Osman bin Affan (R.A.) , Abdurrahman bin Avf, Sa'd bin Ebu Vakkas, Zübeyr bin el Avvam ve Talha bin Ubeydullah idi. Bu heyetin istişaresi sırasında oğlu Abdullah bin Ömer'de bulunacak ancak halife seçilemeyecekti. Medine'de önemli bir saygınlığı olan Said bin Zeyd'i de kendi kabilesinden olduğu için heyetin dışında tuttu. Böylece olası bir saltanatı engellemiş oldu. Heyetin yeni halifeyi seçmsi için üç günü vardı ve dördüncü gün mutlak suretle halife seçilmiş olacaktı. Heyetin kararına karşı çıkanın ise boynu vurulacaktı. Hz Ömer (R.A.) bu hükümleri ile olası bir fitne ve ayrılık hareketinin önüne geçmek istedi. Bir diğer önemli ayrıntı ise, yeni halife seçilene kadar geçen sürede müslümanlara Suheyb er Rumi namaz kıldıracaktı. Böylelikle heyet içinden birinin halkın gözünde öne çıkmasını engelledi. Hz Ömer (R.A.)'in vefatından sonra cenazesi kaldırılınca heyet toplandı ve Hz Osman (R.A.) halife seçildi.<br />
<br />
  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Fetihler</span><br />
<br />
   Hz Osman (R.A.) halifeliğinin ilk dönemlerinde Hz Ömer (R.A.) in vefatından cesaret bulanların isyanlarını bastırmış ve fetihlere devam ederek İslam Devletinin sınırlarını genişleterek doğal sınırlarına ulaştırmıştır. Bu dönemde fetihler sonucu elde edilen ganimetlerle devlet ve müslümanlar ekonomik olarak ferah bir dönem geçirmişlerdir. Hz Osman (R.A.) dönemindeki fetihler genel olarak doğuda Abdullah bin Amir komutanlığında fars ve Türklere karşı gerçekleşti. Bu fetihler sonucunda son iran kralı Yezdicerd öldürülmüş, İran'ın tamamında hakimiyet sağlanmış ve Istahr, Gur, Darebcend (649), Nişabur (662), Belh, Kabil, Gazne, Kirman, Sicistan ve Horasan fethedildi.Kuzeyde Hz Osman (R.A.) ın aynı zamanda anne bir kardeşi olan Kufe valisi Velid bin Ukbe komutanlığında Azerbaycan ve Kafkaslar fethedildi (646-647). Ermenistan'da çıkan isyanı Selman bin Rabia komutanlığında olan İslam Ordusu bastırdı ve bölgeye yeniden hakim oldu. Suriye valisi Muaviye bin Ebu Süfyan birlikleri ile Anadolu'ya ilerleyip Antakya'yı fethettikten sonra 653-654 yıllarında Malatya'ya kadar olan bölgede hakimiyet sağladı. İskenderiye ve Aynüşşems'te Hz Ömer (R.A.) in vefatı ile ortaya çıkan isyanlar Mısır valisi Amr bin As tarafından bastırıldı. Yerine atanan yeni mısır valisi Abdullah bin Sa'd komutasındaki birlikler kuzey afrikanın tamamında hakimiyeti tekrar sağladılar. Muaviye bin Ebu Süfyan , halifeliği döneminde Hz Ömer (R.A.) i Kıbrıs çıkarması için ikna edememişti. Fakat Hz Osman (R.A.) bunun için şartlı izin verdi. Şartı ise bu sefere katılacak askerlerin gönüllü olmasıydı. 648-49 da Kıbrıs, 652 de de Rodos adası fethedildi. Doğu Roma Kıbrıs ve Rodos'u geri almak için büyük bir donanma ile hareket etti. 655 yılında tarihçilerin tahminlerine göre İskenderiye açıklarında yapılan bu deniz savaşında (<span style="color: #202124;" class="mycode_color"><span style="font-family: Google Sans, arial, sans-serif-medium, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Zâtüssavârî Muharebesi</span></span></span> ) müslümanla önemli bir zafer kazandılar ve Akdeniz'deki üstünlüğü ele geçirdiler.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kur'an-ı Kerim'in Nüshalarının Çoğaltılması</span><br />
<br />
Peygamber efendimiz Hz Muhammed (S.A.V.) döneminde vahyin devam etmesi nedeni ile Kur'an-ı Kerim kitaplaştırılamadı fakat ayetler hurma dalından yapraklara, taşlardan deri levhalara kadar çeşitli yerlere yazılıp korunmuştu. Hz Ebubekir (R.A.) döneminde özellikle yalancı müseylime ile yapılan Yemame Savaşında birçok hafızın şehit olması sonucu Kur'an-ı Kerim'in kitap haline getirilmesi zorunlu oldu. Hz Muhammed'in (S.A.V.) vefatı ile artık vahiy kesilmiş ve ayetler tamamlanmıştı. Kur'an-ı Kerim'i kitaplaştırma görevi aynı zamanda Hz Muhammed'in (S.A.V.) vahiy katibi olan Zeyd bin Sabit'e verildi. Zeyd bin Sabit Hz Ebubekir'in (R.A.) halifeliği döneminde Kur'an-ı Kerim'i kitaplaştırdı. Hz Osman (R.A.) döneminde de yazılan bu kitap yine Zeyd bin Sabit'in de içinde bulunduğu kişiler tarafından çoğaltıldı ve farklı bölgelerdeki müslümanlara gönderildi. Gerçekleşen fetihler ile İslam Devleti'nin sınırları çok genişlemiş ve doğaln sınırlarına ulaşmıştı. Bunun getirebileceği olası bir tehlikede yahudi ve hristiyanlarda olduğu gibi müslümanların ayrışmasıydı. İşte bu olası ayrılığı ortadan kaldırmak için Hz Osman (R.A.) Kur'an-ı Kerim'i tekrar tekrar başka nüshalar halinde yazdırttı ve fethedilen tüm bölgelere göndererek müslümanlar arasında ortaya çıkabilecek ayrılıkları engellemek istedi.<br />
<br />
   Fitne hareketinin ve buna bağlı olarak farklı grup ve mezheplerin günümüzde bile Hz Osman (R.A.) ı en çok eleştirdikleri konulardan biri de akraba ve yakınlarını devletin önemli kurumlarına getirdiği ve valilik makamına liyakatsiz torpilli kişileri yerleştirdiğidir. Bu sebeple Hz Osman (R.A.) dönemindeki önemli şehirlerdeki valileri ve valilik atamalarının sebeplerini irdeleyip okuyucuya sunmak bizim boynumuzun borcudur.<br />
<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mekke-i Mükerreme</span> <br />
<br />
<br />
   Hz Ömer (R.A.) vefat ettiğinde Mekke valisi Halis bin el- As idi. Hz Osman (R.A.) halife olduktan kısa bir süre sonra yerine Ali bin Rabia'yı atadı. Hz Osman (R.A.) Mekke'de başka valilerde görevlendirdi. Bazı kaynaklar Halid bin el-As'ın Hz Osman (R.A.) döneminde de valilik yaptığını ve hatta Hz Ali (R.A.) halife seçildiğinde Mekke valisi olduğunu ve Hz Ali (R.A.) nin kendisini görevden aldığını yazar. Mekke şehri Hz Osman (R.A.) ın halifeliğinin ikinci döneminde ortaya çıkan fitne ve ayrılık hareketinden etkilenmemiş ve dolayısı ile bu şehirdeki valilerin durumu tartışmalara dahil edilmemiştir.<br />
<br />
  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Medine-i Münevvere</span><br />
<br />
   Medine şehri İslam Devleti'nin merkezi idi. Hz Osman (R.A.) şehrin sosyal ve ekonomik herşeyi ile ilgileniyordu. Hac için şehirden ayrıldığında da yerine Zeyd bin Sabit vekalet ediyordu.<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">  Bahreyn</span><br />
<br />
   Hz Ömer (R.A.) in vefatı sırasında Bahreyn valisi Osman bin Eb'i-As es Sekafi idi. Hz Osman (R.A.) döneminde de yaklaşık üç yıl valilik yaptı.<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">  Yemen</span><br />
<br />
   Yemen bölgesi Hz Ömer (R.A.) ve Hz Osman (R.A.) dönemlerinde hilafeti her zaman desteklemiş ve fetihlere de katılmış bir bölgeydi. Hz Ömer (R.A.) döneminde Yemen valisi olan Ya'la bin Münye Hz Osman (R.A.) döneminde de valilik görevini sürdürdü.<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">  Şam</span><br />
<br />
   Hz Osman (R.A.) döneminde valileri ile ilgili en fazla tartışılan konulardan biri de Şam valiliği idi. Muaviye bin Ebu Süfyan Hz Ömer (R.A.) döneminde Şam valisi olarak atandı ve Hz Osman (R.A.) döneminde Hıms ve Filistin bölgeleri de Muaviye'ye bağlanınca Muaviye'nin konumu bütün diğer valilerden daha güçlü oldu. Diğer taraftan Muaviye'nin kendisinin gerçekleştirdiği fetihlerde bunu arttırdı.<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">  Ermeniye</span><br />
<br />
   Bu bölge Hz Osman (R.A.) ın halifeliği zamanında Süleyman bin Rabia el-Bahili tarafından fethi başlanan ancak şehit olması sonucu Habib bin Mesleme el-Fehri tarafından fethi nihayete erdirilen bir bölge idi. İlk olarak Azerbaycan valisi olan Huzeyfe bin el-Yeman vali olarak görevlendirildi. Sonrasında ise Hz Osman (R.A.) ın şehadetine kadar Muğira bin Şu'be valilik yaptı.<br />
<br />
  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Mısır</span><br />
<br />
   Hz Osman (R.A.) dönemi valileri hakkındaki tartışmaların yoğunlaştığı yerlerden biri de Mısır'dır. Hz Ömer (R.A.) vefat ettiğinde Mısır valisi Mısır ve Kuzey Afrika'yı İslam Devleti'ne katan Amr bin As'tı. Amr bin As, yardımcısı konumunda olan Abdullah bin Sa'd anlaşmazlığa düşünce Hz Osman (R.A.)'dan Abdullah bin Sa'd'ı görevden alması konusunda ısrarlı oldu. Fakat halife Hz Osman (R.A.) Amr bin As'ı Mısır valiliğinden alıp yerine Abdullah bin Sa'd'ı getirdi. Bölgenin fatihi olması sebebi ile Amr bin As'ın görevden alınması tüm Mısır'da hoşnutsuzluk yarattı.<br />
<br />
  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Basra</span><br />
<br />
   Valilik tartışmalarının yaşandığı bir diğer bölge Basra idi. Hz Ömer (R.A.) vefat ettiğinde Basra valisi Ebu Musa el-Eşari idi. Hz Ömer (R.A.) kendisinin dört yıl daha görevde kalmasını vasiyet etmişti.Fakat özellikle ordu içinde bulunanların itirazları sonucu bir süre sonra Hz Osman (R.A.) Ebu Musa el-Eşari'yi görevden alıp yerine oldukça genç ( bazı tarihçilere göre 25 yaşında olan) Abdullah bin Amir'i vali olarak atadı. Tarihi gerçek şudur ki hem Ebu Musa el-Eşari hem de Abdullah bin Amir döneminde Basra birçok fethin merkezi olmuş ve iyi idare edilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Kufe</span><br />
<br />
   Hz Ömer (R.A.) vefat ettiği dönemde Kufe valisi Muğira bin Şu'be idi. Hz Ömer (R.A.) in Sa'd bin Ebi Vakkas'ın Kufe valisi olması yönünde vasiyette bulunması nedeni ile Hz Osman (R.A.) Sa'd bin Ebi Vakkas'ı Kufe valisi olarak atadı. Sa'd bin Ebi Vakkas ile şehrin Beytülmal'ından sorumlu olan ve konumu itibarı ile validen sonra gelen Abdullah bin Mesud arasında yaşanan anlaşmazlık sonucu Hz Osman (R.A.) Sa'd bin Ebi Vakkas'ı görevden aldı ve Kufe valiliğine şehrin komutanlarından olan Velid bin Ukbe'yi getirdi. Velid bin Ukbe uzun zamandır Kufe'de yaşayan ve şehrin sorunlarını iyi bilen dahası şehirde sevilen ve saygı duyulan bir komutandı. Fakat Hz Osman (R.A.)'ın anne bir kardeşi olması halifenin bu kararının tartışılmasına neden oldu. Tartışmalı bir şekilde valiliğe getirilen Velid bin Ukbe yine tartışmalı bir şekilde valilikten alındı. İçki içtiği yönünde yapılan şikayetler sonucu Hz Osman (R.A.) yerine Sa'd bin el-As'ı görevlendirdi. Valinin değişmesine rağmen Kufe'deki sıkıntılar giderilemedi. Kufelilerin yoğun şikayetleri sonucu Hz Osman (R.A.) Sa'd bin el-As'ı görevden aldı ve yine Kufelilerin talebi sonucu Ebu Musa el Eşari'yi vali olarak atadı fakat oluşan muhalefet ve fitne hareketi buna rağmen büyüdü.<br />
<br />
   Hz Osman (R.A.) ın kendi kabilesi olan Ümeyyeoğullarını devlet idaresinde ayrıcalık tanıdığı ve daha sonraki dönemde hayata geçen Emevi saltanatının oluşmasını sağladığı iddiaları, tarihi kayıtlara bakılınca asılsız ve yersiz çıkmaktadır. Çünkü Hz Osman (R.A.) döneminde görev yapan Ümeyyeoğullarına mensup akrabaları; Muaviye bin Ebu Süfyan, Abdullah bin Sa'd (süt kardeşi), Velid bin Ukbe (anne bir kardeşi), Sa'd bin el-As ve Abdullah bin Amir (dayısının oğlu) idi. Bu beş vali dışında Hz Osman (R.A.) döneminde valilik yapmış ancak Ümeyyeoğullarına mensup olmayan yani Hz Osman (R.A.) ile kan bağı olmayan 21 vali daha vardı. Bu kişiler Ebu Musa el Eşari, Ka'ka bin Amr, Cabir el Müzeni, Habib bin Mesleme, Abdurrahman bin Halid, Ebu'l A'ver es Sülemi, Hakim bin Selame, Eş'as bin Kays, Cerid bin Abdullah, Uyeyne bin en Nehhas, Malik bin Habib, Nüseyr el Uceli, Saib bin el Ekra, Sa'id bin Kays, Selman bin Rabia, Huneys bin Hubeyş, Ahnef bin Kays, Abdurrahman bin Rabia, Ya'la bin Münye, Abdullah bin Amir ve Ali bin Rabia.<br />
<br />
   Özetle Hz Osman (R.A.) döneminde görev yapan toplamda 26 valinin yalnızca 5 tanesinin Ümeyyeoğullarından olması ve o kişilerin de aynı dönemde görev yapmaması ve tüm bunların üstüne peygamber efendimiz Hz Muhammed (S.A.V.) in Ümeyyeoğullarından daha fazla kişiye devlet idaresinde görev verdiği düşünüldüğünde , Kufe ve Mısır merkezli oluşan fitne hareketinin asıl amacının başka olduğu ortaya çıkar. Kaldı ki Hz Osman (R.A.) döneminde görev alan Ümeyyeoğulları mensubu kişiler daha öncelerde Hz Ömer (R.A.) ve Hz Ebubekir (R.A.) dönemlerinde de önemli devlet görevleri yürütmüş deneyimli kişilerdi.<br />
<br />
   Hz Osman (R.A.) döneminde oluşan fitne hareketinin çeşitli sebepleri vardı. Bunlar en başta fetihler sonucu oluşan ekonomik refah sonucu halkın çeşitli eğlenceleri abartması idi. Hz Osman (R.A.) çeşitli yasaklamalarla bunu engellemeye çalışsa da cezalandırılan kişi ve kabilelerin oluşturduğu huzursukluk toplumsal olarak yıpratıcı bir etki yaptı. Mısır ve Kufe başta olmak üzere fethedilen yeni bölgelerde İslam'ın yeterince anlatılamaması ve halk arasında içselleştirilememesi, özellikle bedevi hayatı yaşayan kabilelerin İslam'ı anlayamaması ve eski dinlerinden ve geleneklerinden kopamamaları huzursuzluk ve fitnenin sebeplerindendi. Diğer taraftan yahudi asıllı Abdullah bin Sebe ve oluşturduğu hareket Hz Osman (R.A.) ın halifeliğine karşı Kufe ve Mısır'da halkı kışkırttı. Diğer taraftan Hz Osman (R.A.) ve yanında buluna sahabeler bu rahatsızlık karşısında bölge halklarının zarar görmemesi adına sabırlı davranıyor ve halkı memnun etmeye çalışıyordu ama bu oluşan fitneyi büyütmekten başka bir şeye yaramıyordu. Fitnecilerin başını çektiği bir grup Kufe valisi Sa'd bin el-As'ı şehre sokmadı ve Hz Osman (R.A.) dan valiyi değiştirmesini istediler. Hz Osman (R.A.) bu isteği kabul etmekle kalmadı Kufe'ye isyancıların vali olmasını istediği Ebu Musa el-Eşari'yi atadı. Hz Osman (R.A.) bir taraftan müslümanlar arasında ayrım yaşanmaması, kan dökülmemesi için sabrediyor ve bazı durumlarda fitnecilere istediklerini veriyordu. Kendisine yapılan asileri öldürtmesi şeklindeki önerileri bu sebeple kabul etmedi. Diğer taraftan hem diğer şehirlere gizli heyetler gönderip gelişen fitne hareketini takip ediyor hem de fitnecilerin arasına casuslar yerleştiriyordu.<br />
<br />
   Hz Osman (R.A.)'a karşı gelişen muhalefetin iddiaları Kur'an-ı Kerim'in değiştirildiği, akrabalarını vali olarak atadığı ve devlet hazinesinden (beytülmalden) yakınlarına para verdiği idi. Gerçekleşen fetihler sonucu birçok yeni bölge İslam idaresine girmişti. Buralardaki halklara İslam'ı anlatmak ve öğretmek gerekiyordu. Hz Osman (R.A.) Kur'an-ı Kerim'i bu amaçla çoğaltıp yeni fethedilen bölgelere göndermişti. Hz Osman (R.A.) ın emri ile hem Kur'an-ı Kerim nüshaları hemde görevlendirilen takva sahibi kişiler bu bölgelere gidip İslam'ı anlattılar. Diğer taraftan savaşlar sonucu birçok Kur'an-ı Kerim hafızı şehit olmuştu. Bu sebeple Kur'an-ı Kerim'i çoğaltmak zorunluluk oldu. Dahası Hz Osman (R.A.) bunu yaparken değişiklik bir kenara orjinalindeki en küçük bir ayrıntıya bile dikkat etmek amacı ile Kur'an-ı Kerim'i indirildiği Kureyş lisanı ile çoğalttı. Ancak Kufeli fitneciler bunu dahi eleştiri konusu yapmıştı. İkinci eleştiri olarak yukarıda da belirtildiği gibi Hz Osman (R.A.) döneminde görev alan 26 validen yalnızca 5 i akrabası idi ve bu kişiler zaten devlet idaresinde daha önceleri de bulunmuş deneyimli kişilerdi. Son olarak Hz Osman (R.A.) ın devlet hazinesinden yakınlarına para vermesi ise tek kelime ile iftiraydı. Çünkü Hz Osman (R.A.) tüccarlık faaliyetler, sonucu varlıklı biriydi ve yakınlarına sadece kendi parasından veriyordu fakat fitneciler bunu iftira amacı ile kullanıyor ve halifenin itibarını zedelemek için her şeyi deniyordu.<br />
<br />
   Fitneci muhalifler Basra, Mısır ve Kufe'den Medine'ye Hz Osman (R.A.) ile görüşmeye daha doğrusu Hz Osman (R.A.) ı halifelikten indirmeye geldiler. Mısır'dan gelenler Hz Ali (R.A.) yi, Kufeliler Zübeyr bin Avvam'ı Basralılar da Talha bin Ubeydullah'ı halife seçtirmek istiyorlardı. Hz Osman (R.A.) müslümanlar arasında ayrılık çıkmasından sürekli sakınmış ve yanındaki sahabeleri de muhaliflere karşı harekete geçmemeleri için engellemişti. Hz Osman (R.A.) fitnecilerin etkisi altındaki muhaliflerle görüştü. Sorunlarını dinledi ve çözüm için görüş birliği sağlandı. Fakat Mısırdan gelenler Medine'den ayrılınca yolda halifenin kendilerini öldüreceğini yazan bir mektup ele geçirdiler. Bazı tarihçiler bu komployu Abdullah bin Sebe'nin organize ettiğini yazar. Zira eline birçok kez fırsat geçmesine rağmen asla muhaliflere kılıç çekmeyen ve çektirmeyen üstüne Muaviye bin Ebu Süfyan, Ka'ka bin Amr ve Hz Ali (R.A.) dahil birçok sahabenin ısrarına rağmen fitnecilere saldırmaktan kaçınan halife Hz Osman (R.A.) ın bunu tertip etmesi gerçek dışı ve komik bir iddia olmaktadır. Hz Osman (R.A.) halife sıfatı ile müslüman olanların öldürülmesinin ileri tarihlerde açacağı toplumsal yarayı ve müslümanlar arasındaki birliğe vereceği zararı çok iyi görmüştü. Tüm zararların yanında böyle bir durum halifelik makamının meşruluğunu da sarsacaktı. Fakat Mısırlı fitneciler bu komplo sonucu Medine'ye geri dönüp Hz Osman (R.A.) ın evini kuşattılar ve maalesef hicri 18 Zilhicce 35'te (17 Haziran 656) seksen iki yaşında , Kur'an-ı Kerim'i okur vaziyette şehit edilirken halifenin kanı '' onlara karşı Allah sana yeter. O, işitendir, bilendir '' ayetinin üzerine aktı ( Bakara Suresi 137. Ayet ). Allah (C.C.) rahmet eylesin.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Selman-ı Farisi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-selman-i-farisi--67290</link>
			<pubDate>Thu, 04 May 2023 19:15:36 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34945">Baybars</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-selman-i-farisi--67290</guid>
			<description><![CDATA[Selman-ı Farisi 568 yılında İran'ın Ramehürmüz şehrinde varlıklı ve mecusi dinine mensup bir aile içinde dünyaya geldi. Asıl adı Mahbe bin Büzehmeşan olan Selman-ı Farisi mecusilik dininden hep uzak durmuş ve daha çocuk yaşta iken ''yaratılış'' ve ''yaratıcı'' ile ilgili arayış ve sorgulamalara başladı. Aile baskısına rağmen hristiyanlığı benimseyen Selman-ı Farisi yaşadığı aile baskısının artması sonucu Dımaşk (Şam) Şehrine kaçtı. Ardından Musul, Nusaybin ve Ammuriye'de çeşitli kiliselerde hizmette bulunup hristiyanlık hakkında bilgi sahibi oldu. Ammuriye şehrinde görüştüğü bazı papazlar son peygamberin hicaz bölgesinde ortaya çıkacağını kendisine söyleyince buraya gitmenin yollarını aramaya başladı. Zaten uzun bir süredir yahudilerin Medine şehrine göçmesi herkesin bildiği bir durumdu. Fakat yahudiler son peygamberin kendilerinden çıkacağı iddiasını yayıp bölge halkını küçümsüyordu. Selman-ı Farisi Ammuriye'deki bu papazlardan son peygamber olarak gelecek olan kişi hakkında da bilgi almıştı. Öncelikle bu kişi kendisine sadaka verilen malı kullanmayacak yiyeceği yemeyecekti. Fakat kendisine hediye edilen şeyi kabul edecek, geri çevirmeyecekti. Son olarak vücudunda son peygamber olduğuna dair bir işaret olacaktı. İşte bu bilgiler ışığında Selman-ı Farisi Medine şehrine giden bazı tüccarlarla kendisini oraya götürmeleri karşılığı anlaştı. Tüm mal varlığını bu yolculuk karşılığı olarak tüccarlara ödedi. Fakat tüccarlar onu bir yahudiye köle olarak sattılar. Böylece Selman-ı Farisi Medine şehrine bir köle olarak geldi. Fakat yüce Allah'ın (C.C.) göndereceği o son peygambere ve onun imanına o kadar inanıyor ve özlem duyuyordu ki ne mal varlığının tükenmesini ne de bir yahudiye köle olmayı umursamıyordu.<br />
<br />
   Nihayet güzel haber geldi. Bir kişinin Mekke'de peygamberliğini ilan ettiğini ve gördüğü baskılar sonucu Medine'ye hicret ettiğini öğrendi.Bir köle olmasına rağmen ne yapıp edip kendisi ile görüşmek istiyordu ve nihayet yanına bir miktar yiyecek alıp henüz Kuba'da olan Hz. Muhammed (S.A.V.) ile görüştü. Selman-ı Farisi Hz. Muhammed'e (S.A.V.) : '' Sizin iyi biri olduğunuzu duydum. Yanınızda durumu kötü olanlar da varmış. Sadaka olarak bu yiyecekleri getirdim'' deyip yanındaki yiyecekleri Hz. Muhammed'in (S.A.V.) önüne koydu. Hz. Muhammed (S.A.V.) yanındakilere yemelerini söyledi fakat kendisi yemedi. Selman-ı Farisi için bu ilk işaretti. Bir süre sonra tekrar Hz. Muhammed'in (S.A.V.) Medine'deki evine gidip kendisi ile görüştü. Yine yanına bir miktar yiyecek almıştı : '' Daha önce getirdiğim sadakadan yemediğinizi gördüm. Buyrun, bu yiyecekleri size hediye getirdim'' deyince Hz. Muhammed (S.A.V.) yanındakilerle birlikte yiyecekleri yedi. Bu ikinci işaretti. Ve nihayet Bakiu'l-Garkad mezarlığında bir müslümanın cenazesinin defnedildiği sırada Selman-ı Farisi Hz. Muhammed'in (S.A.V.) iki omzu arasındaki nübüvvet mührünü (peygamberlik mührü) görünce sevinçten ağlamaya ve peygamberimize sarılmaya başladı. Hemen orada kelime-i şahadet getirip müslüman oldu. Zira O, çocukluk yıllarından beri aradığı ve uğruna tüm malını ve hatta özgürlüğünü dahi feda ettiği güzel insana kavuşmuştu.<br />
<br />
   Bir yahudinin elinde köle olan Selman-ı Farisi başta Hz. Muhammed (S.A.V.) olmak üzere müslümanların desteği ile özgürlüğüne kavuştu ve Peygamberimizin en yakınındaki sahabelerden biri oldu. Öyle ki Peygamber Efendimiz O'nun için : '' Selman bizdendir, ehl-i beyttendir'' demiştir.<br />
<br />
   Uhud Savaşından sonra Mekkeli müşriklerin Medine'ye saldıracağı haber alınınca Selman-ı Farisi Peygamberimize şehrin etrafını derin ve geniş hendeklerle çevirmeyi önerdi. O'nun bu önerisi sayesinde Hendek Savaşında müslümanlar hiç zarar görmediler.<br />
<br />
   Hz Muhammed'in (S.A.V.) vefatından sonra Kufe şehrine İslam'ı yaymak amacı ile gittiği rivayet edilir. İranlı olan Selman-ı Farisi Hz. Ömer'in (R.A.) halifelik döneminde İran'daki Sasani İmparatorluğu ile yapılan savaşlarda hem ordu içinde komutanlık yaptı hem de İslam Devleti adına diplomatik görevlerde bulundu. Yine Hz. Ömer (R.A.) döneminde Medain şehrinin valisi olarak atanan Selman-ı Farisi , bu görevine Hz. Osman'ın (R.A.) halifelik döneminde de devam etmiş , Hz. Osman'ın (R.A.) son zamanlarında 656 yılında vefat etmiştir. Allah'ın (C.C.) rahmeti üzerine olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Selman-ı Farisi 568 yılında İran'ın Ramehürmüz şehrinde varlıklı ve mecusi dinine mensup bir aile içinde dünyaya geldi. Asıl adı Mahbe bin Büzehmeşan olan Selman-ı Farisi mecusilik dininden hep uzak durmuş ve daha çocuk yaşta iken ''yaratılış'' ve ''yaratıcı'' ile ilgili arayış ve sorgulamalara başladı. Aile baskısına rağmen hristiyanlığı benimseyen Selman-ı Farisi yaşadığı aile baskısının artması sonucu Dımaşk (Şam) Şehrine kaçtı. Ardından Musul, Nusaybin ve Ammuriye'de çeşitli kiliselerde hizmette bulunup hristiyanlık hakkında bilgi sahibi oldu. Ammuriye şehrinde görüştüğü bazı papazlar son peygamberin hicaz bölgesinde ortaya çıkacağını kendisine söyleyince buraya gitmenin yollarını aramaya başladı. Zaten uzun bir süredir yahudilerin Medine şehrine göçmesi herkesin bildiği bir durumdu. Fakat yahudiler son peygamberin kendilerinden çıkacağı iddiasını yayıp bölge halkını küçümsüyordu. Selman-ı Farisi Ammuriye'deki bu papazlardan son peygamber olarak gelecek olan kişi hakkında da bilgi almıştı. Öncelikle bu kişi kendisine sadaka verilen malı kullanmayacak yiyeceği yemeyecekti. Fakat kendisine hediye edilen şeyi kabul edecek, geri çevirmeyecekti. Son olarak vücudunda son peygamber olduğuna dair bir işaret olacaktı. İşte bu bilgiler ışığında Selman-ı Farisi Medine şehrine giden bazı tüccarlarla kendisini oraya götürmeleri karşılığı anlaştı. Tüm mal varlığını bu yolculuk karşılığı olarak tüccarlara ödedi. Fakat tüccarlar onu bir yahudiye köle olarak sattılar. Böylece Selman-ı Farisi Medine şehrine bir köle olarak geldi. Fakat yüce Allah'ın (C.C.) göndereceği o son peygambere ve onun imanına o kadar inanıyor ve özlem duyuyordu ki ne mal varlığının tükenmesini ne de bir yahudiye köle olmayı umursamıyordu.<br />
<br />
   Nihayet güzel haber geldi. Bir kişinin Mekke'de peygamberliğini ilan ettiğini ve gördüğü baskılar sonucu Medine'ye hicret ettiğini öğrendi.Bir köle olmasına rağmen ne yapıp edip kendisi ile görüşmek istiyordu ve nihayet yanına bir miktar yiyecek alıp henüz Kuba'da olan Hz. Muhammed (S.A.V.) ile görüştü. Selman-ı Farisi Hz. Muhammed'e (S.A.V.) : '' Sizin iyi biri olduğunuzu duydum. Yanınızda durumu kötü olanlar da varmış. Sadaka olarak bu yiyecekleri getirdim'' deyip yanındaki yiyecekleri Hz. Muhammed'in (S.A.V.) önüne koydu. Hz. Muhammed (S.A.V.) yanındakilere yemelerini söyledi fakat kendisi yemedi. Selman-ı Farisi için bu ilk işaretti. Bir süre sonra tekrar Hz. Muhammed'in (S.A.V.) Medine'deki evine gidip kendisi ile görüştü. Yine yanına bir miktar yiyecek almıştı : '' Daha önce getirdiğim sadakadan yemediğinizi gördüm. Buyrun, bu yiyecekleri size hediye getirdim'' deyince Hz. Muhammed (S.A.V.) yanındakilerle birlikte yiyecekleri yedi. Bu ikinci işaretti. Ve nihayet Bakiu'l-Garkad mezarlığında bir müslümanın cenazesinin defnedildiği sırada Selman-ı Farisi Hz. Muhammed'in (S.A.V.) iki omzu arasındaki nübüvvet mührünü (peygamberlik mührü) görünce sevinçten ağlamaya ve peygamberimize sarılmaya başladı. Hemen orada kelime-i şahadet getirip müslüman oldu. Zira O, çocukluk yıllarından beri aradığı ve uğruna tüm malını ve hatta özgürlüğünü dahi feda ettiği güzel insana kavuşmuştu.<br />
<br />
   Bir yahudinin elinde köle olan Selman-ı Farisi başta Hz. Muhammed (S.A.V.) olmak üzere müslümanların desteği ile özgürlüğüne kavuştu ve Peygamberimizin en yakınındaki sahabelerden biri oldu. Öyle ki Peygamber Efendimiz O'nun için : '' Selman bizdendir, ehl-i beyttendir'' demiştir.<br />
<br />
   Uhud Savaşından sonra Mekkeli müşriklerin Medine'ye saldıracağı haber alınınca Selman-ı Farisi Peygamberimize şehrin etrafını derin ve geniş hendeklerle çevirmeyi önerdi. O'nun bu önerisi sayesinde Hendek Savaşında müslümanlar hiç zarar görmediler.<br />
<br />
   Hz Muhammed'in (S.A.V.) vefatından sonra Kufe şehrine İslam'ı yaymak amacı ile gittiği rivayet edilir. İranlı olan Selman-ı Farisi Hz. Ömer'in (R.A.) halifelik döneminde İran'daki Sasani İmparatorluğu ile yapılan savaşlarda hem ordu içinde komutanlık yaptı hem de İslam Devleti adına diplomatik görevlerde bulundu. Yine Hz. Ömer (R.A.) döneminde Medain şehrinin valisi olarak atanan Selman-ı Farisi , bu görevine Hz. Osman'ın (R.A.) halifelik döneminde de devam etmiş , Hz. Osman'ın (R.A.) son zamanlarında 656 yılında vefat etmiştir. Allah'ın (C.C.) rahmeti üzerine olsun.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz Ömer'in (R.A.) Hayatı ve Halifelik Dönemi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-hz-omer-in-r-a-hayati-ve-halifelik-donemi</link>
			<pubDate>Wed, 26 Apr 2023 19:30:30 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34945">Baybars</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-hz-omer-in-r-a-hayati-ve-halifelik-donemi</guid>
			<description><![CDATA[Hz Ömer (R.A.) 583 yılında Mekke'de doğdu. Babası Hattab bin Nüfey, annesi Hanteme bint Haşim'dir. Bazı tarihçiler annesinin Ebu Cehil'in kız kardeşi olduğunu yazar. Çoğunluk ise Hz. Ömer'in (R.A.) annesinin Ebu Cehil'in amcasının kızı olduğu görüşünde birleşir. Hz. Ömer (R.A.) uzun boylu, beyaz tenli, el ve ayakları iri, güçlü bir vücut yapısına sahipti. Bıyıklarının kenar kısımları uzundu. Kızdığı zamanlarda bıyıklarının kenarını tuttuğu rivayet edilir. Hızlı yürürdü. Hz. Ömer (R.A.) hayatı boyunca 7 kez evlenmiş ve 13 çocuk sahibi olmuştur.Çocukluk ve gençlik yıllarında çobanlık yaptı. Bunun yanında güreş müsabakalarına ve at yarışlarına katılmıştı. Cahiliye döneminde okuma ve yazma bilen ender kişilerdendi. Şiir okuyup yazdığı da rivayet edilmiştir. Ticaretle uğraşmış ve servet sahibi olmuştu. Ailesinin Mekke'nin ileri gelenlerinden olması ve Hz. Ömer'in (R.A.) o dönemki arap tarihi demek olan kabilelerin tarihine dair bilgisi gibi nedenlerle cahiliye döneminde Mekkeliler anlaşmazlığa düşünce hüküm vermesi için O'na danışırlardı. İkna kabiliyeti yüksek ve topluluk önünde konuşma yeteneği olan biriydi.Hz. Ömer (R.A.) müslüman olmadan önce diğer müşrikler gibi İslamiyet'in Mekke'nin arap yarımadasındaki saygınlığını yok edeceğini düşünmüş ve müslümanlara çok sert tepki göstermişti.Bir defasında müslüman olan cariyesini o kadar çok dövmüştü ki Hz Ebubekir( R.A.) cariyesini satın aldı. İnançlarına olan bu bağlılığı İslamiyete girdikten sonra da devam etti.<br />
<br />
   Kureyş'in ileri gelenleri birgün Hz. Muhammed'i (S.A.V.) öldürmeye karar verdiler. Hz. Ömer (R.A.) bunun için gönüllü oldu. Yolda karşılaştığı Nuaym bin Abdullah kız kardeşi ve eniştesinin de müslüman olduğunu söyleyince yolunu değiştirip kız kardeşinin evine gitti. İlk başta kız kardeşi ve eniştesini dövdü. Sonra evde bulunan Kur'an-ı Kerim sayfalarını okuyunca ( Taha Suresi) müslüman olmaya karar verdi ve Hz. Muhammed'in (S.A.V.) yanına gidip müslüman oldu. Hz Hamza'dan (R.A.) sonra Hz. Ömer'in de (R.A.) müslüman olması tüm inananları sevindirdi. Hz Hamza (R.A.) ve Hz. Ömer (R.A.) cesareti ve kararlılıkları ile bilinen ve tüm Mekke'nin saygı duyup çekindiği iki isimdi. Hz. Ömer (R.A.) müslüman olduğunda 26 yaşındaydı. O'nun sayesinde müslümanlar artık Kabe'de namaz kılabiliyor saldırı olduğunda karşılık veriyorlardı.Medine'ye hicrete karar verince silahlarını kuşanıp Kabe'ye gitti. Kabe'yi 7 kez tavaf ettikten sonra ''İbrahim Makamı'' nda namaz kıldı ve oradaki tüm müşriklere '' kim eşini dul evladını yetim bırakmak istiyorsa ardımdan gelsin ! '' diye adeta hepsine meydan okuyarak hicret etti. Hicret sırasında ailesi ve akrabalarından oluşan bir grup ile beraberdi.<br />
<br />
   Bedir Savaşı sırasında Hz Muhammed'in (S.A.V.) yanından ayrılmadı. Savaş sırasında dayısı As bin Hişam'ı öldürdü. Peygamberimizin amcası Abbas esirler arasında iken onu islama davet etti. Uhud Savaşında savaşın kazanılamayacağı anlaşılınca Hz. Muhammed'i (S.A.V.) korudu. Uhud Savaşı sırasında müşrikler özellikle üç kişiyi öldürmeye çalışmış ama başaramamıştı. Bu kişiler peygamber efendimiz Hz Muhammed (S.A.V.) , Hz Ebubekir (R.A.) ve Hz. Ömer (R.A.)di. Müşriklerle yapılan Hubeydiye Anlaşmasının şartlarına başta itiraz etmiş fakat anlaşma yapıldıktan sonra bu şartlara uyulması için azami çaba göstermişti. Hz.Ömer (R.A.) peygamberimizden 12 yaş küçüktü. Hem yaşının küçük olması hem kişiliğinin sert ve keskin olması sonucu savaşlarda ve savaş sonrasında müşriklere karşı sert ve katı bir tutum göstermişti. Ama hem Hz. Muhammed (S.A.V.) hem de Hz Ebubekir (R.A.) kendisini sürekli ikna etti. Bedir Savaşından sonra müşrik esirler arasında Kureyş'in ileri gelenlerinden Süheyl bin Amr'da vardı. Hicretten önceki dönemde Mekke'de Hz Muhammed'e (S.A.V.) küfürler ve hakaretler etmiş ve O'nu aşağılamıştı. Bunları çok iyi bildiği için Hz. Ömer (R.A.) Hz Muhammed'e (S.A.V.) '' bırak onun dilini keseyim dişerini dökeyim '' deyince Resulullah efendimiz Süheyl bin Amr için Hz. Ömer (R.A.) e '' O birgün hoşlanacağın bir davranışta bulunur '' demişti. Hz Muhammed'in (S.A.V.) vefatından sonra Mekke'de dinden dönme hareketleri oluşunca müslüman olmuş olan Süheyl bin Amr Kabe'nin bulunduğu meydana çıkıp Mekkelileri tekrar İslamiyet'e çağırdı.Hz Muhammed (S.A.V.) vefat edince Hz. Ömer (R.A.) buna inanmak istememiş ancak Hz Ebubekir'in (R.A.) '' Ey insanlar ! Kim Muhammed'e (S.A.V.) tapıyorsa binsin ki Muhammed (S.A.V.) ölmüştür. Kim Allah' (C.C.) tapıyorsa bilsin ki Allah (C.C.) ölmez '' dedikten sonra Ali İmran Suresi ' nin 144. ayetini okudu '' Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz ? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır'' . Hz. Ömer (R.A.) ancak bundan sonra Hz Muhammed'in (S.A.V.) ölümünü kabullendi.Resulullah'ın vefatından sonra Hz Ebubekir'e (R.A.) halife olarak ilk biat eden Hz. Ömer (R.A.) oldu. Dahası Medine halkının tamamının Hz Ebubekir'e (R.A.) biat etmesi için bizzat uğraştı. Birçok kişi Hz. Ömer'in (R.A.) bu tavrını aceleci olarak gördü. Fakat bu sadece Hz. Ömer'in (R.A.) fevri karakteri ile açıklanamaz. Hz. Ömer'in (R.A.) davranışı aslında tam zamanında yapılan siyasi bir manevradır ve Hz Muhammed'in (S.A.V.) vefatından sonra Medine'de müslümanların ''muhacir-ensar'' şeklinde ayrışmasını engellemiş ve insanlar bu sayede tek vücut olmuştur.<br />
<br />
   Hz Ebubekir'in (R.A.) halifeliği döneminde Usame ordusunun gönderilmesini istemedi. Sebebi dinden dönenlerin çoğalması ve Medine'ye saldırma ihtimalleri idi. Hz Ebubekir (R.A.) bu sefer için kararlıydı. Diğer taraftan Usame yaş olarak epey küçük olduğu için Hz. Ömer (R.A.) O'nun komutanlığına sıcak bakmıyordu ama zaman Hz Ebubekir'i (R.A.) haklı çıkardı. Dinden dönenlerle savaş durumu devam ederken bazı kimseler sadece zekat vermeyi istemiyordu. İslam'ın diğer şartlarını yerine getiriyorlardı. Hz. Ömer (R.A.) bu kimselerle savaşılmasını istemiyordu. Fakat halife Hz Ebubekir (R.A.) herşeyin sahibinin Allah (C.C.) olduğunu zekatında insanların malındaki Allah'ın (C.C.) hakkı olduğunu özellikle vurguluyordu. Zekatın miktarından ziyade burada Hz Ebubekir (R.A.) dinden verilen ödünlerin ileride çok büyük sonuçları olacağını görmüş ve bu konuda asla taviz vermemiştir. Bu durum İslam'ın bütünlüğünü korumak adına çok önemlidir. Kaldı ki halifelik yaptığı dönemde Hz. Ömer (R.A.) bu konuda Hz Ebubekir'in (R.A.) haklılığını kabul etmiştir. Yemame'de yalancı peygamber müseylime ile yapılan savaşta çok sayıda müslüman hafız şehit olmuştu. Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.) Kur'an-ı Kerim'i kitaplaştırmayı önerdi. Hz Ebubekir (R.A.) ilk başta çekinse de Hz. Ömer'in (R.A.) iknası ile parça parça nüshalar halinde olan Kur'an-ı Kerim kitaplaştırıldı.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   İran Bölgesinin Fethi</span><br />
<br />
   Hz Ebubekir'in (R.A.) vefatından sonra vasiyeti üzerine halife olan Hz. Ömer (R.A.) fetihlerin devamını ve İran üzerine saldırılar hazırlamaya başladı. Oluşturulan ordunun başına Ebu Ubeyde getirildi ve ordu Irak'a hareket etti. İlk karşılaşma 635 yılında Nemarık denilen yerde oldu ve İslam ordusunun zaferi ile sonuçlandı. Bu savaştan kaçan Persler Sekkatiye denilen yerde tekrar toparlanıp müslümanlara saldırmak istedilerse de yine yenildiler ve ardından Kesker şehri Ebu Ubeyde komutanlığında fethedildi. Kesker'in fethinden sonra iranlılar tekrar müslümanlara saldırdılar fakat Barusma denilen yerde gerçekleşen savaşta mağlup oldular.İranlılar hem kaybedilen yerleri geri almak hem de müslümanların ilerleyişini durdurmak için büyük bir ordu topladı. Kufe yakınlarında pers ordusu ile İslam Ordusu karşılaştı. İki ordunun arasında bulunan köprü nedeni ile bu savaşa '' köprü savaşı '' denir. Asker sayısının çokluğu ve fillerle desteklenen pers ordusu karşısında müslümanlar ne kadar direnseler de geri çekilmek zorunda kaldılar. İslam ordusunun komutanı Ebu Ubeyde bu savaşta şehit düştü.Müslümanların 4 bin şehit verdiği bu savaşta iran ordusunun yaklaşık 7 bin kayıp yaşadığı tahmin edilmektedir. Ebu Ubeyde'nin şehadetinden sonra komutanlığı alan Müsenna bin Harise ani bir manevra ile iranın iki önemli komutanı olan Caban ve Merdanşah'ın birliklerini dağıttı ve onları esir edip öldürdü. İslam ordusu böylece geri çekilirken bile iranlılara önemi zaiyat vermiş oldu. Müsenna bin Harise komutasındaki müslümanlar Köprü Savaşından sonra bir süre Irak'ta kaldılar. Gelen takviye kuvvetler ile İslam Ordusu hem güçlendi hem de moralini düzeltti. Diğer taraftan iran ordusu da bu takviye gücü haber alınca harekete geçti. Büveyt denilen yerde iki ordu karşılaştı. Müsenna bin Harise ne savaştan önce ne de savaş sırasında ordudaki düzenin bozulmasına izin vermedi. Bu dirence daha fazla karşı koyamayan iranlılar geri çekilmek zorunda kaldı. Bazı tarihçiler iran ordusunun bu savaştaki kaybının 100 bini bulduğu yazar. Bu sayı abartı olmakla birlikte iran ordusunun bu savaşta ciddi kayıp yaşadığı bir gerçektir.Büveyt'te gerçekleşen savaştan sonra aralarında husumet bulunan iki iranlı komutan, Rüstem ve Firuzan, birlikte hareket etme kararı aldılar. Yezdicerd onlar tarafından iran kralı ilan edildi ve halkın desteğini alma gayreti güttüler. Orduya katılımı zorunlu tutup asker sayısını arttırmaya karar verdiler. Diğer taraftan Hz. Ömer (R.A.) de orduya katılımı zorunlu hale getirdi ve Irak bölgesindeki birliklerin başına komutan olarak Sa'd bin Ebi Vakkas'ı atadı. Hz. Ömer (R.A.) Hz Ebubekir'den (R.A.) farklı olarak Ridde Savaşları sırasında dinden dönüp sonra tekrar müslüman olanları da orduya aldı. Fakat bir şartla; herhangi bir yetkileri olmaksızın sıradan askerler olarak savaşacaklardı. Müsenna bin Harise'nin şehadetinden sonra komutan olarak atanan Sa'd bin Ebi Vakkas ilk olarak yeni kral seçilen Yezdicerd' e bir heyet gönderip İslam'a davet etti.Yezdicerd'in bu teklifi reddetmesi üzerine müslümanlar savaşa hazırlanmaya başladı. İran ordusu ile İslam Ordusu Kadisiye denilen yerde karşılaştı.<br />
<br />
<br />
  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Kadisiye Savaşı (637)</span><br />
<br />
<br />
   Sa'd bin Ebi Vakkas iran ordusunun komutanı olan Rüstem'e de aynı teklifi yaptı. Ya müslüman olacaklardı ya cizye vereceklerde ya da savaşılacaktı.İranlılar bu teklifi reddettiler ve savaş başladı.İlk olarak mübareze denilen teke tek meydan okumaların ardından Rüstem hücum emrini verdi. İran ordusunda fillerinde olması müslümanları zorluyordu. Müslüman atlı süvarilerin fillere ani saldırılar düzenleyip geri çekilmeleri ve okçuların filleri idare eden iranlı askerleri hedef almaları sayesinde bu ilk saldırı bertaraf edildi. Savaşın bu ilk gününde önceki yıllarda peygamberlik iddiasında bulunan ama sonra yeniden İslamiyet'e giren Tüleyha bin Huveylid'in kahramanlığı görüldü. İkili mübarezede rakibini yenen Tüleyha askerleri savaşmaları konusunda cesaretlendiren bir konuşma yaptı. Kadisiye Savaşının ilk günü (Ermas Günü) böyle geçti.Savaşın ikinci gününde (Ağvas Günü) Ka'ka bin Amr emrindeki askerlerle birlikte savaş alanına geldi. İran ordusundaki fillerin ne kadar tehlikeli olduğunun farkında olan Ka'ka bin Amr ordusundaki develeri çeşitli şekillerde süsledi ve onları düşman ordusundaki atların ve fillerin korkacağı bir şekle soktu. İranlılar saldırıya geçince atlarının ve fillerinin düzeni bozuldu.Müslümanlar bu avantajı iyi kullandılar ve iranlılara çok kayıp verdirdiler.Savaşın üçüncü gününde (İmmas Günü) çetin geçti. İran ordusu filleri en önde sürdü ve bu kez dağılıp kaçmamaları için yanlarına süvariler yerleştirdi. Müslümanlar önce fillere sonra da süvarilere saldırdı. İki tarafta üstünlük kuramadı. Hava kararıp gece olunca iranlı komutan Rüstem topyekün saldırıya karar verdi. Bu gece sabaha kadar çarpışmalar yaşandı ( Herir Gecesi).Savaşın dördüncü gününe (Kadisiye Günü) iki taraf çarpışarak girdi. Ka'ka bin Amr bir taraftan ordu içindeki düzeni sağlıyor diğer taraftan askerlerin moralini yüksek tutmaya çalışıyordu.Yanındaki birlik ile iran ordusunun merkezine saldırıya geçti.Bu saldırı ile iran ordusunun komutanı olan Rüstem öldürüldü ve iran ordusunun bütün düzeni bozulup askerleri kaçmaya başladı. Destek birliklerle beraber 30 bini bulan İslam Ordusu Sa'd bin Ebi Vakkas ve Ka'ka bin Amr komutanlığında sayısı 120 bini bulan iran ordusunu mağlup etti. Ardında 8500 şehit bıraktı.<br />
<br />
   Sa'd bin Ebi Vakkas Kadisiye'de bir süre kaldıktan sonra Hz Ömer'den (R.A.) gelen emirle Medain şehrini fethetmek üzere yola çıktı. Medain dönemin iran devletinin başkentiydi. Bu açıdan fethi de iran bölgesinde hakimiyetin İslam Devleti'ne geçmesi demekti. Medain kuşatması yaklaşık 2 ay sürdü. İranlılar şehrin batı kısmını terkettiler. Şehrin ortasından geçen Dicle nehri şehri doğu ve batı diye ikiye ayırıyordu. Şehrin batı kısmı fethedilince tüm düşman birlikleri gemilerle nehri geçip şehrin doğu kısmına konuşlandı. Fakat müslümanlar iranlıların hiç ummadığı şekilde nehre atlayıp yüzerek karşıya geçtiler ve iran kralı Yezdicerd Hulvan'a kaçtı.Kralın kaçmasından sonra iran birlikleri de direnemedi ve Medain şehri fethedildi.İranlılar Medain şehrini kaybettikten sonra Celula bölgesinde biraraya geldiler ve müslümanlara saldırı hazırlığına başladılar. Hz Ömer (R.A.) bunu öğrenince Sa'd bin Ebi Vakkas'a saldırı emri verdi. Celula'daki iranlılar mağlup edildi. Çok azı hayatta kaldı. Celula'nın yanında Ramehürmüz'de Hürmüzan komutanlığında toplanan iranlılar Numan bin Mukarrin'in başındaki İslam Ordusu'na yenildiler ve sağ kalanlar Tuster'e kaçtılar.Müslümanlar Numan bin Mukarrin ve Sehl bin Adiy komutasında Tuster'i kuşattılar. Aylarca süren kuşatma sonunda Tuster fethedildi ve Hürmüzan esir edilip isteği üzerine Hz Ömer'in (R.A.) karşısına çıkarıldı. Görüşmelerin sonucunda Hürmüzan müslüman oldu ve Medine'ye yerleşti.<br />
<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nihavend Savaşı (642)</span><br />
<br />
<br />
   Tuster'in fethinden sonra birkaç yıl boyunca iran ordusu toparlanamadı. Müslümanlar İran ve Irak bölgesinde hakimiyet sağlamışlardı. İranlı vali ve komutanlar kralları Yezdicerd'e mektuplar yazarak ordu toplamasını istiyorlardı. Yezdicerd ordu toplamak için harekete geçti. Coğrafi konumu gereği savunmaya müsait olan Nihavend şehrinde yaklaşık 150 bin kişilik bir iran ordusu topladı.Yezdicerd ordunun başına Firuzan'ı komutan olarak atadı. Bu gelişmelerden haberi olan Hz Ömer (R.A.) Sa'd bin Ebi Vakkas'a ordusu ile Nihavend'e hareket etmesini emretti. Müslümanlar Nihavend şehrinde kararlı bir direnişle karşılaştılar. Bunun üzerine Ka'ka bin Amr komutasındaki süvariler bir sahte saldırı başlatıp geri çekildiler. İranlılar tuzağa düştü ve geri çekilen müslüman süvarileri kovalamaya başladılar. İslam Ordusu'nun piyade birliklerinin bulunduğu yere geldiklerinde şiddetli bir savaş başladı. İslam Ordusu'nun süvarileri kanatlardan iranlıları çembere almış piyadelerle birlikte saldırıya geçmişti. İran ordusu bu savaş ile tamamen yokedildi ve irandaki son direniş kırıldı.Savaşın ardından bölgedeki birçok idareci müslümanlarla anlaşma yoluna gitti. Müslümanlar Rey, Azerbaycan, Cürcan, Horasan ve Kirman gibi önemli yerleri egemenlikleri altına aldılar ve müslümanlar İran topraklarında ikamet etmeye başladılar.<br />
<br />
   Hz Ömer (R.A.) döneminde İran ile Irak ve Suriye bölgelerinin fethi eş zamanlı gerçekleşmiştir. Hz Ebubekir'in (R.A.) vefatının ardından halifeliğe seçilen Hz Ömer (R.A.) önce Halid bin Velid'i Şam valiliğinden azletti ve yerine Ebu Ubeyde'yi atadı. Bunun sebebi Halid bin Velid'in ardarda kazandığı zaferlerdi. Bu sayede askerler Halid bin Velid'i yenilmez olarak görüyor ve zaferleri O'na bağlıyordu. Oysa Hz Ömer (R.A.) bu zaferlerin Allah katından geldiğini biliyor ve askerlerin de bunu bilmesini istiyordu. Halid bin Velid ise bu durumu idrak etmiş ve halifenin kararını tartışmasız kabul etmişti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Suriye ve Irak Bölgelerinin Fethi</span><br />
<br />
   Yermük zaferinden sonra Ebu Ubeyde komutasındaki İslam Ordusu Hz Ömer'in (R.A.) talimatı ile Dımaşk (şimdiki Şam şehri) şehrini fethetmek üzere yola çıktı. Yol boyunca ciddi bir dirençle karşılaşmadan ilerlediler ve şehri kuşattılar. Şehrin surlaru yüksek ve sağlamdı.Bu yüzden savaş kuşatma savaşı olarak sürdü. Bölgede doğu roma idaresi vardı. Şehirdeki roma valisi Nustas bin Nesturus, askerlerin komutanı da Bahan adlı bir romalı komutandı. Şehirde yaklaşık 60 bin asker vardı. Müslümanlar ise Ebu Ubeyde bin Cerrah komutanlığında yaklaşık 40 bin kişi idi. Tarihçiler şehrin göğüs göğüse çarpışmalar yaşanmadan yarı savaş yarı anlaşma yolu ile fethedildiği konusunda hemfikirdir. 635 yılında gerçekleşen bu fetihte müslümanların ordusunda Halid bin Velid, Amr bin As, Ka'ka bin Amr ve Yezid bin Ebu Süfyan gibi önemli komutanlar bulunmuştur.Dımaşk şehrinin fethinden sonra roma ordusu yaklaşık 100 bin kişilik bir kuvvetle bölgeye hareket etti. Fihl denilen yerde iki ordu karşılaştı ve İslam Ordusu net bir zafer elde etti. Ebu Ubeyde bin Cerrah kaçan romalı birlikleri takip etti. Romalılar Hıms şehrine sığınınca şehir kuşatıldı ve fethedildi. Ardından Halid bin Velid, Ebu Ubeyde'nin emri ile Kinnesrin'i fethetti. Aynı yıl içinde Hz Ömer (R.A.) Muaviye bin Ebu Süfyan'ı Kayseriya şehrinin fethi ile görevlendirdi. Nitekim Kudüs'ün fethinden sonra burası da fethedilecekti.<br />
<br />
   İkinci Ecnadeyn savaşından sonra Amr bin As ordusu ile İliya şehrini yani Kudüs'ü kuşattı. Kuşatma 4 ay sürdü. Nihayetinde şehrin ileri gelenleri teslim olmayı kabul ettiler. Haber Hz Ömer'e (R.A.) ulaşınca yerine Hz Ali'yi (R.A.) bırakıp Kudüs'e gitti. Şehir Hz Ömer'e (R.A.) teslim oldu. Fethin ardından Kudüs halkı ile müslümanlar arasında anlaşma yapıldı. Buna göre hiç kimse din konusunda zorlanmayacaktı. Müslüman olmayanlar cizye verecekti. Şehirde roma askeri kalmayacak eğer şehri terketmek isteyen olursa roma askerleri ile birlikte çıkıp gidebileceklerdi.Kudüs'ün ve Filistin bölgesinin fethi ile roma zayıf düşmüş ve bölgedeki idari yeteneğini kaybetmişti. Diğer taraftan Irak ve Suriye'deki müslümanlar Mısır'da bulunan romalı birliklerin saldırılarına karşı tehlikedeydiler. Amr bin As, Hz Ömer'in (R.A.) görevlendirmesi ile Mısır'ı fethetti ve bölgedeki roma tehlikesini ortadan kaldırdı. ( Amr bin As'ın Hayatını anlattığımız kısımda Mısır'ın fethi ayrıntılı ele alındığı için tekrara düşmemek adına burada değinilmedi – Baybars)<br />
<br />
  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Şehadeti</span><br />
<br />
   Uhud Savaşı'nın gerçekleşeceği günlerde Peygamber efendimiz yanında Hz Ebubekir (R.A.), Hz Ömer (R.A.) ve Hz Osman (R.A.) varken dağ sallanmaya başladı. Bunun üzerine Hz Muhammed (S.A.V.) ayağı ile toprağa vurdu ve '' Dur ey Uhud ! Çünkü üzerinde bir Nebi, bir sıddık ve iki şehit bulunmaktadır'' demişti. İşte o günden beri Hz Ömer (R.A.)şehit olacağını biliyordu. 644 yılında müslümanlara sabah namazı kıldırırken Muğire bin Şube'nin kölesi olan ebu lülünün saldırısı sonucu yaralandı. Birkaç gün sonra da şehit oldu. Naaşı Hz Aişe'nin evinde bulunan Peygamberimiz ve Hz Ebubekir'in (R.A.) bulunduğu odaya, Hz Ebubekir'in (R.A.) yanına defnedildi.<br />
<br />
   Hz Ömer'in (R.A.) halifelik dönemi boyunca Sasani İmparatorluğu yok edildi ve İran toprakları İslamiyet'e kavuştu. Diğer taraftan şimdiki Suriye, Irak ve Filistin toprakları ile Mısır ve Kuzey Afrika Roma İmparatorluğundan alındı. Ama sadece fetih değil bu topraklardaki idari sistemde bir düzene sokuldu. İslam Devleti idari anlamda da dizayn edildi. Hz Ömer'in (R.A.) en çok korktuğu şeylerden birisi müslümanlar arasında fitne ve ayrılık oluşmasıydı. Yaralandığı gün yanındakilere '' Beni vuran kimdi ?'' diye sormuş, o kişinin müslüman olmayan mecusi bir köle olduğunu öğrenince Allah'a şükretmiştir. Fakat zaman Hz Ömer'in (R.A.) korkusunun boşa olmadığını göstermiştir ki bugün Hz Ömer'i (R.A.) şehit eden iranlı mecusi ebu lülü adına İran'da Kaşan ile Fins arasındaki yolda türbe yapılmıştır. İçerisinde farsça yazılarla '' Ebubekir'e ölüm , Ömer'e ölüm, Osman'a ölüm'' yazan bu türbe günümüz İran devleti tarafından restore edilip genişletilmiş ve şia taraftarları tarafından ziyaret edilmektedir.Varsın olsun. Bizler doğru bildiğimizi söylediğimiz müddetçe, farza ve sünnete sarıldığımız müddetçe, Kur'an-ı Kerim'i rehber edindiğimiz müddetçe bunların hiç önemi olmamıştır, olmayacaktır. Allah (C.C.) , Ömer bin Hattab'a rahmet eylesin. Kendisinden asırlar sonra yaşayan müslümanlar olarak biz O'ndan razıyız. Allah'ta (C.C.) razı olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hz Ömer (R.A.) 583 yılında Mekke'de doğdu. Babası Hattab bin Nüfey, annesi Hanteme bint Haşim'dir. Bazı tarihçiler annesinin Ebu Cehil'in kız kardeşi olduğunu yazar. Çoğunluk ise Hz. Ömer'in (R.A.) annesinin Ebu Cehil'in amcasının kızı olduğu görüşünde birleşir. Hz. Ömer (R.A.) uzun boylu, beyaz tenli, el ve ayakları iri, güçlü bir vücut yapısına sahipti. Bıyıklarının kenar kısımları uzundu. Kızdığı zamanlarda bıyıklarının kenarını tuttuğu rivayet edilir. Hızlı yürürdü. Hz. Ömer (R.A.) hayatı boyunca 7 kez evlenmiş ve 13 çocuk sahibi olmuştur.Çocukluk ve gençlik yıllarında çobanlık yaptı. Bunun yanında güreş müsabakalarına ve at yarışlarına katılmıştı. Cahiliye döneminde okuma ve yazma bilen ender kişilerdendi. Şiir okuyup yazdığı da rivayet edilmiştir. Ticaretle uğraşmış ve servet sahibi olmuştu. Ailesinin Mekke'nin ileri gelenlerinden olması ve Hz. Ömer'in (R.A.) o dönemki arap tarihi demek olan kabilelerin tarihine dair bilgisi gibi nedenlerle cahiliye döneminde Mekkeliler anlaşmazlığa düşünce hüküm vermesi için O'na danışırlardı. İkna kabiliyeti yüksek ve topluluk önünde konuşma yeteneği olan biriydi.Hz. Ömer (R.A.) müslüman olmadan önce diğer müşrikler gibi İslamiyet'in Mekke'nin arap yarımadasındaki saygınlığını yok edeceğini düşünmüş ve müslümanlara çok sert tepki göstermişti.Bir defasında müslüman olan cariyesini o kadar çok dövmüştü ki Hz Ebubekir( R.A.) cariyesini satın aldı. İnançlarına olan bu bağlılığı İslamiyete girdikten sonra da devam etti.<br />
<br />
   Kureyş'in ileri gelenleri birgün Hz. Muhammed'i (S.A.V.) öldürmeye karar verdiler. Hz. Ömer (R.A.) bunun için gönüllü oldu. Yolda karşılaştığı Nuaym bin Abdullah kız kardeşi ve eniştesinin de müslüman olduğunu söyleyince yolunu değiştirip kız kardeşinin evine gitti. İlk başta kız kardeşi ve eniştesini dövdü. Sonra evde bulunan Kur'an-ı Kerim sayfalarını okuyunca ( Taha Suresi) müslüman olmaya karar verdi ve Hz. Muhammed'in (S.A.V.) yanına gidip müslüman oldu. Hz Hamza'dan (R.A.) sonra Hz. Ömer'in de (R.A.) müslüman olması tüm inananları sevindirdi. Hz Hamza (R.A.) ve Hz. Ömer (R.A.) cesareti ve kararlılıkları ile bilinen ve tüm Mekke'nin saygı duyup çekindiği iki isimdi. Hz. Ömer (R.A.) müslüman olduğunda 26 yaşındaydı. O'nun sayesinde müslümanlar artık Kabe'de namaz kılabiliyor saldırı olduğunda karşılık veriyorlardı.Medine'ye hicrete karar verince silahlarını kuşanıp Kabe'ye gitti. Kabe'yi 7 kez tavaf ettikten sonra ''İbrahim Makamı'' nda namaz kıldı ve oradaki tüm müşriklere '' kim eşini dul evladını yetim bırakmak istiyorsa ardımdan gelsin ! '' diye adeta hepsine meydan okuyarak hicret etti. Hicret sırasında ailesi ve akrabalarından oluşan bir grup ile beraberdi.<br />
<br />
   Bedir Savaşı sırasında Hz Muhammed'in (S.A.V.) yanından ayrılmadı. Savaş sırasında dayısı As bin Hişam'ı öldürdü. Peygamberimizin amcası Abbas esirler arasında iken onu islama davet etti. Uhud Savaşında savaşın kazanılamayacağı anlaşılınca Hz. Muhammed'i (S.A.V.) korudu. Uhud Savaşı sırasında müşrikler özellikle üç kişiyi öldürmeye çalışmış ama başaramamıştı. Bu kişiler peygamber efendimiz Hz Muhammed (S.A.V.) , Hz Ebubekir (R.A.) ve Hz. Ömer (R.A.)di. Müşriklerle yapılan Hubeydiye Anlaşmasının şartlarına başta itiraz etmiş fakat anlaşma yapıldıktan sonra bu şartlara uyulması için azami çaba göstermişti. Hz.Ömer (R.A.) peygamberimizden 12 yaş küçüktü. Hem yaşının küçük olması hem kişiliğinin sert ve keskin olması sonucu savaşlarda ve savaş sonrasında müşriklere karşı sert ve katı bir tutum göstermişti. Ama hem Hz. Muhammed (S.A.V.) hem de Hz Ebubekir (R.A.) kendisini sürekli ikna etti. Bedir Savaşından sonra müşrik esirler arasında Kureyş'in ileri gelenlerinden Süheyl bin Amr'da vardı. Hicretten önceki dönemde Mekke'de Hz Muhammed'e (S.A.V.) küfürler ve hakaretler etmiş ve O'nu aşağılamıştı. Bunları çok iyi bildiği için Hz. Ömer (R.A.) Hz Muhammed'e (S.A.V.) '' bırak onun dilini keseyim dişerini dökeyim '' deyince Resulullah efendimiz Süheyl bin Amr için Hz. Ömer (R.A.) e '' O birgün hoşlanacağın bir davranışta bulunur '' demişti. Hz Muhammed'in (S.A.V.) vefatından sonra Mekke'de dinden dönme hareketleri oluşunca müslüman olmuş olan Süheyl bin Amr Kabe'nin bulunduğu meydana çıkıp Mekkelileri tekrar İslamiyet'e çağırdı.Hz Muhammed (S.A.V.) vefat edince Hz. Ömer (R.A.) buna inanmak istememiş ancak Hz Ebubekir'in (R.A.) '' Ey insanlar ! Kim Muhammed'e (S.A.V.) tapıyorsa binsin ki Muhammed (S.A.V.) ölmüştür. Kim Allah' (C.C.) tapıyorsa bilsin ki Allah (C.C.) ölmez '' dedikten sonra Ali İmran Suresi ' nin 144. ayetini okudu '' Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz ? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır'' . Hz. Ömer (R.A.) ancak bundan sonra Hz Muhammed'in (S.A.V.) ölümünü kabullendi.Resulullah'ın vefatından sonra Hz Ebubekir'e (R.A.) halife olarak ilk biat eden Hz. Ömer (R.A.) oldu. Dahası Medine halkının tamamının Hz Ebubekir'e (R.A.) biat etmesi için bizzat uğraştı. Birçok kişi Hz. Ömer'in (R.A.) bu tavrını aceleci olarak gördü. Fakat bu sadece Hz. Ömer'in (R.A.) fevri karakteri ile açıklanamaz. Hz. Ömer'in (R.A.) davranışı aslında tam zamanında yapılan siyasi bir manevradır ve Hz Muhammed'in (S.A.V.) vefatından sonra Medine'de müslümanların ''muhacir-ensar'' şeklinde ayrışmasını engellemiş ve insanlar bu sayede tek vücut olmuştur.<br />
<br />
   Hz Ebubekir'in (R.A.) halifeliği döneminde Usame ordusunun gönderilmesini istemedi. Sebebi dinden dönenlerin çoğalması ve Medine'ye saldırma ihtimalleri idi. Hz Ebubekir (R.A.) bu sefer için kararlıydı. Diğer taraftan Usame yaş olarak epey küçük olduğu için Hz. Ömer (R.A.) O'nun komutanlığına sıcak bakmıyordu ama zaman Hz Ebubekir'i (R.A.) haklı çıkardı. Dinden dönenlerle savaş durumu devam ederken bazı kimseler sadece zekat vermeyi istemiyordu. İslam'ın diğer şartlarını yerine getiriyorlardı. Hz. Ömer (R.A.) bu kimselerle savaşılmasını istemiyordu. Fakat halife Hz Ebubekir (R.A.) herşeyin sahibinin Allah (C.C.) olduğunu zekatında insanların malındaki Allah'ın (C.C.) hakkı olduğunu özellikle vurguluyordu. Zekatın miktarından ziyade burada Hz Ebubekir (R.A.) dinden verilen ödünlerin ileride çok büyük sonuçları olacağını görmüş ve bu konuda asla taviz vermemiştir. Bu durum İslam'ın bütünlüğünü korumak adına çok önemlidir. Kaldı ki halifelik yaptığı dönemde Hz. Ömer (R.A.) bu konuda Hz Ebubekir'in (R.A.) haklılığını kabul etmiştir. Yemame'de yalancı peygamber müseylime ile yapılan savaşta çok sayıda müslüman hafız şehit olmuştu. Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.) Kur'an-ı Kerim'i kitaplaştırmayı önerdi. Hz Ebubekir (R.A.) ilk başta çekinse de Hz. Ömer'in (R.A.) iknası ile parça parça nüshalar halinde olan Kur'an-ı Kerim kitaplaştırıldı.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   İran Bölgesinin Fethi</span><br />
<br />
   Hz Ebubekir'in (R.A.) vefatından sonra vasiyeti üzerine halife olan Hz. Ömer (R.A.) fetihlerin devamını ve İran üzerine saldırılar hazırlamaya başladı. Oluşturulan ordunun başına Ebu Ubeyde getirildi ve ordu Irak'a hareket etti. İlk karşılaşma 635 yılında Nemarık denilen yerde oldu ve İslam ordusunun zaferi ile sonuçlandı. Bu savaştan kaçan Persler Sekkatiye denilen yerde tekrar toparlanıp müslümanlara saldırmak istedilerse de yine yenildiler ve ardından Kesker şehri Ebu Ubeyde komutanlığında fethedildi. Kesker'in fethinden sonra iranlılar tekrar müslümanlara saldırdılar fakat Barusma denilen yerde gerçekleşen savaşta mağlup oldular.İranlılar hem kaybedilen yerleri geri almak hem de müslümanların ilerleyişini durdurmak için büyük bir ordu topladı. Kufe yakınlarında pers ordusu ile İslam Ordusu karşılaştı. İki ordunun arasında bulunan köprü nedeni ile bu savaşa '' köprü savaşı '' denir. Asker sayısının çokluğu ve fillerle desteklenen pers ordusu karşısında müslümanlar ne kadar direnseler de geri çekilmek zorunda kaldılar. İslam ordusunun komutanı Ebu Ubeyde bu savaşta şehit düştü.Müslümanların 4 bin şehit verdiği bu savaşta iran ordusunun yaklaşık 7 bin kayıp yaşadığı tahmin edilmektedir. Ebu Ubeyde'nin şehadetinden sonra komutanlığı alan Müsenna bin Harise ani bir manevra ile iranın iki önemli komutanı olan Caban ve Merdanşah'ın birliklerini dağıttı ve onları esir edip öldürdü. İslam ordusu böylece geri çekilirken bile iranlılara önemi zaiyat vermiş oldu. Müsenna bin Harise komutasındaki müslümanlar Köprü Savaşından sonra bir süre Irak'ta kaldılar. Gelen takviye kuvvetler ile İslam Ordusu hem güçlendi hem de moralini düzeltti. Diğer taraftan iran ordusu da bu takviye gücü haber alınca harekete geçti. Büveyt denilen yerde iki ordu karşılaştı. Müsenna bin Harise ne savaştan önce ne de savaş sırasında ordudaki düzenin bozulmasına izin vermedi. Bu dirence daha fazla karşı koyamayan iranlılar geri çekilmek zorunda kaldı. Bazı tarihçiler iran ordusunun bu savaştaki kaybının 100 bini bulduğu yazar. Bu sayı abartı olmakla birlikte iran ordusunun bu savaşta ciddi kayıp yaşadığı bir gerçektir.Büveyt'te gerçekleşen savaştan sonra aralarında husumet bulunan iki iranlı komutan, Rüstem ve Firuzan, birlikte hareket etme kararı aldılar. Yezdicerd onlar tarafından iran kralı ilan edildi ve halkın desteğini alma gayreti güttüler. Orduya katılımı zorunlu tutup asker sayısını arttırmaya karar verdiler. Diğer taraftan Hz. Ömer (R.A.) de orduya katılımı zorunlu hale getirdi ve Irak bölgesindeki birliklerin başına komutan olarak Sa'd bin Ebi Vakkas'ı atadı. Hz. Ömer (R.A.) Hz Ebubekir'den (R.A.) farklı olarak Ridde Savaşları sırasında dinden dönüp sonra tekrar müslüman olanları da orduya aldı. Fakat bir şartla; herhangi bir yetkileri olmaksızın sıradan askerler olarak savaşacaklardı. Müsenna bin Harise'nin şehadetinden sonra komutan olarak atanan Sa'd bin Ebi Vakkas ilk olarak yeni kral seçilen Yezdicerd' e bir heyet gönderip İslam'a davet etti.Yezdicerd'in bu teklifi reddetmesi üzerine müslümanlar savaşa hazırlanmaya başladı. İran ordusu ile İslam Ordusu Kadisiye denilen yerde karşılaştı.<br />
<br />
<br />
  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Kadisiye Savaşı (637)</span><br />
<br />
<br />
   Sa'd bin Ebi Vakkas iran ordusunun komutanı olan Rüstem'e de aynı teklifi yaptı. Ya müslüman olacaklardı ya cizye vereceklerde ya da savaşılacaktı.İranlılar bu teklifi reddettiler ve savaş başladı.İlk olarak mübareze denilen teke tek meydan okumaların ardından Rüstem hücum emrini verdi. İran ordusunda fillerinde olması müslümanları zorluyordu. Müslüman atlı süvarilerin fillere ani saldırılar düzenleyip geri çekilmeleri ve okçuların filleri idare eden iranlı askerleri hedef almaları sayesinde bu ilk saldırı bertaraf edildi. Savaşın bu ilk gününde önceki yıllarda peygamberlik iddiasında bulunan ama sonra yeniden İslamiyet'e giren Tüleyha bin Huveylid'in kahramanlığı görüldü. İkili mübarezede rakibini yenen Tüleyha askerleri savaşmaları konusunda cesaretlendiren bir konuşma yaptı. Kadisiye Savaşının ilk günü (Ermas Günü) böyle geçti.Savaşın ikinci gününde (Ağvas Günü) Ka'ka bin Amr emrindeki askerlerle birlikte savaş alanına geldi. İran ordusundaki fillerin ne kadar tehlikeli olduğunun farkında olan Ka'ka bin Amr ordusundaki develeri çeşitli şekillerde süsledi ve onları düşman ordusundaki atların ve fillerin korkacağı bir şekle soktu. İranlılar saldırıya geçince atlarının ve fillerinin düzeni bozuldu.Müslümanlar bu avantajı iyi kullandılar ve iranlılara çok kayıp verdirdiler.Savaşın üçüncü gününde (İmmas Günü) çetin geçti. İran ordusu filleri en önde sürdü ve bu kez dağılıp kaçmamaları için yanlarına süvariler yerleştirdi. Müslümanlar önce fillere sonra da süvarilere saldırdı. İki tarafta üstünlük kuramadı. Hava kararıp gece olunca iranlı komutan Rüstem topyekün saldırıya karar verdi. Bu gece sabaha kadar çarpışmalar yaşandı ( Herir Gecesi).Savaşın dördüncü gününe (Kadisiye Günü) iki taraf çarpışarak girdi. Ka'ka bin Amr bir taraftan ordu içindeki düzeni sağlıyor diğer taraftan askerlerin moralini yüksek tutmaya çalışıyordu.Yanındaki birlik ile iran ordusunun merkezine saldırıya geçti.Bu saldırı ile iran ordusunun komutanı olan Rüstem öldürüldü ve iran ordusunun bütün düzeni bozulup askerleri kaçmaya başladı. Destek birliklerle beraber 30 bini bulan İslam Ordusu Sa'd bin Ebi Vakkas ve Ka'ka bin Amr komutanlığında sayısı 120 bini bulan iran ordusunu mağlup etti. Ardında 8500 şehit bıraktı.<br />
<br />
   Sa'd bin Ebi Vakkas Kadisiye'de bir süre kaldıktan sonra Hz Ömer'den (R.A.) gelen emirle Medain şehrini fethetmek üzere yola çıktı. Medain dönemin iran devletinin başkentiydi. Bu açıdan fethi de iran bölgesinde hakimiyetin İslam Devleti'ne geçmesi demekti. Medain kuşatması yaklaşık 2 ay sürdü. İranlılar şehrin batı kısmını terkettiler. Şehrin ortasından geçen Dicle nehri şehri doğu ve batı diye ikiye ayırıyordu. Şehrin batı kısmı fethedilince tüm düşman birlikleri gemilerle nehri geçip şehrin doğu kısmına konuşlandı. Fakat müslümanlar iranlıların hiç ummadığı şekilde nehre atlayıp yüzerek karşıya geçtiler ve iran kralı Yezdicerd Hulvan'a kaçtı.Kralın kaçmasından sonra iran birlikleri de direnemedi ve Medain şehri fethedildi.İranlılar Medain şehrini kaybettikten sonra Celula bölgesinde biraraya geldiler ve müslümanlara saldırı hazırlığına başladılar. Hz Ömer (R.A.) bunu öğrenince Sa'd bin Ebi Vakkas'a saldırı emri verdi. Celula'daki iranlılar mağlup edildi. Çok azı hayatta kaldı. Celula'nın yanında Ramehürmüz'de Hürmüzan komutanlığında toplanan iranlılar Numan bin Mukarrin'in başındaki İslam Ordusu'na yenildiler ve sağ kalanlar Tuster'e kaçtılar.Müslümanlar Numan bin Mukarrin ve Sehl bin Adiy komutasında Tuster'i kuşattılar. Aylarca süren kuşatma sonunda Tuster fethedildi ve Hürmüzan esir edilip isteği üzerine Hz Ömer'in (R.A.) karşısına çıkarıldı. Görüşmelerin sonucunda Hürmüzan müslüman oldu ve Medine'ye yerleşti.<br />
<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nihavend Savaşı (642)</span><br />
<br />
<br />
   Tuster'in fethinden sonra birkaç yıl boyunca iran ordusu toparlanamadı. Müslümanlar İran ve Irak bölgesinde hakimiyet sağlamışlardı. İranlı vali ve komutanlar kralları Yezdicerd'e mektuplar yazarak ordu toplamasını istiyorlardı. Yezdicerd ordu toplamak için harekete geçti. Coğrafi konumu gereği savunmaya müsait olan Nihavend şehrinde yaklaşık 150 bin kişilik bir iran ordusu topladı.Yezdicerd ordunun başına Firuzan'ı komutan olarak atadı. Bu gelişmelerden haberi olan Hz Ömer (R.A.) Sa'd bin Ebi Vakkas'a ordusu ile Nihavend'e hareket etmesini emretti. Müslümanlar Nihavend şehrinde kararlı bir direnişle karşılaştılar. Bunun üzerine Ka'ka bin Amr komutasındaki süvariler bir sahte saldırı başlatıp geri çekildiler. İranlılar tuzağa düştü ve geri çekilen müslüman süvarileri kovalamaya başladılar. İslam Ordusu'nun piyade birliklerinin bulunduğu yere geldiklerinde şiddetli bir savaş başladı. İslam Ordusu'nun süvarileri kanatlardan iranlıları çembere almış piyadelerle birlikte saldırıya geçmişti. İran ordusu bu savaş ile tamamen yokedildi ve irandaki son direniş kırıldı.Savaşın ardından bölgedeki birçok idareci müslümanlarla anlaşma yoluna gitti. Müslümanlar Rey, Azerbaycan, Cürcan, Horasan ve Kirman gibi önemli yerleri egemenlikleri altına aldılar ve müslümanlar İran topraklarında ikamet etmeye başladılar.<br />
<br />
   Hz Ömer (R.A.) döneminde İran ile Irak ve Suriye bölgelerinin fethi eş zamanlı gerçekleşmiştir. Hz Ebubekir'in (R.A.) vefatının ardından halifeliğe seçilen Hz Ömer (R.A.) önce Halid bin Velid'i Şam valiliğinden azletti ve yerine Ebu Ubeyde'yi atadı. Bunun sebebi Halid bin Velid'in ardarda kazandığı zaferlerdi. Bu sayede askerler Halid bin Velid'i yenilmez olarak görüyor ve zaferleri O'na bağlıyordu. Oysa Hz Ömer (R.A.) bu zaferlerin Allah katından geldiğini biliyor ve askerlerin de bunu bilmesini istiyordu. Halid bin Velid ise bu durumu idrak etmiş ve halifenin kararını tartışmasız kabul etmişti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Suriye ve Irak Bölgelerinin Fethi</span><br />
<br />
   Yermük zaferinden sonra Ebu Ubeyde komutasındaki İslam Ordusu Hz Ömer'in (R.A.) talimatı ile Dımaşk (şimdiki Şam şehri) şehrini fethetmek üzere yola çıktı. Yol boyunca ciddi bir dirençle karşılaşmadan ilerlediler ve şehri kuşattılar. Şehrin surlaru yüksek ve sağlamdı.Bu yüzden savaş kuşatma savaşı olarak sürdü. Bölgede doğu roma idaresi vardı. Şehirdeki roma valisi Nustas bin Nesturus, askerlerin komutanı da Bahan adlı bir romalı komutandı. Şehirde yaklaşık 60 bin asker vardı. Müslümanlar ise Ebu Ubeyde bin Cerrah komutanlığında yaklaşık 40 bin kişi idi. Tarihçiler şehrin göğüs göğüse çarpışmalar yaşanmadan yarı savaş yarı anlaşma yolu ile fethedildiği konusunda hemfikirdir. 635 yılında gerçekleşen bu fetihte müslümanların ordusunda Halid bin Velid, Amr bin As, Ka'ka bin Amr ve Yezid bin Ebu Süfyan gibi önemli komutanlar bulunmuştur.Dımaşk şehrinin fethinden sonra roma ordusu yaklaşık 100 bin kişilik bir kuvvetle bölgeye hareket etti. Fihl denilen yerde iki ordu karşılaştı ve İslam Ordusu net bir zafer elde etti. Ebu Ubeyde bin Cerrah kaçan romalı birlikleri takip etti. Romalılar Hıms şehrine sığınınca şehir kuşatıldı ve fethedildi. Ardından Halid bin Velid, Ebu Ubeyde'nin emri ile Kinnesrin'i fethetti. Aynı yıl içinde Hz Ömer (R.A.) Muaviye bin Ebu Süfyan'ı Kayseriya şehrinin fethi ile görevlendirdi. Nitekim Kudüs'ün fethinden sonra burası da fethedilecekti.<br />
<br />
   İkinci Ecnadeyn savaşından sonra Amr bin As ordusu ile İliya şehrini yani Kudüs'ü kuşattı. Kuşatma 4 ay sürdü. Nihayetinde şehrin ileri gelenleri teslim olmayı kabul ettiler. Haber Hz Ömer'e (R.A.) ulaşınca yerine Hz Ali'yi (R.A.) bırakıp Kudüs'e gitti. Şehir Hz Ömer'e (R.A.) teslim oldu. Fethin ardından Kudüs halkı ile müslümanlar arasında anlaşma yapıldı. Buna göre hiç kimse din konusunda zorlanmayacaktı. Müslüman olmayanlar cizye verecekti. Şehirde roma askeri kalmayacak eğer şehri terketmek isteyen olursa roma askerleri ile birlikte çıkıp gidebileceklerdi.Kudüs'ün ve Filistin bölgesinin fethi ile roma zayıf düşmüş ve bölgedeki idari yeteneğini kaybetmişti. Diğer taraftan Irak ve Suriye'deki müslümanlar Mısır'da bulunan romalı birliklerin saldırılarına karşı tehlikedeydiler. Amr bin As, Hz Ömer'in (R.A.) görevlendirmesi ile Mısır'ı fethetti ve bölgedeki roma tehlikesini ortadan kaldırdı. ( Amr bin As'ın Hayatını anlattığımız kısımda Mısır'ın fethi ayrıntılı ele alındığı için tekrara düşmemek adına burada değinilmedi – Baybars)<br />
<br />
  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Şehadeti</span><br />
<br />
   Uhud Savaşı'nın gerçekleşeceği günlerde Peygamber efendimiz yanında Hz Ebubekir (R.A.), Hz Ömer (R.A.) ve Hz Osman (R.A.) varken dağ sallanmaya başladı. Bunun üzerine Hz Muhammed (S.A.V.) ayağı ile toprağa vurdu ve '' Dur ey Uhud ! Çünkü üzerinde bir Nebi, bir sıddık ve iki şehit bulunmaktadır'' demişti. İşte o günden beri Hz Ömer (R.A.)şehit olacağını biliyordu. 644 yılında müslümanlara sabah namazı kıldırırken Muğire bin Şube'nin kölesi olan ebu lülünün saldırısı sonucu yaralandı. Birkaç gün sonra da şehit oldu. Naaşı Hz Aişe'nin evinde bulunan Peygamberimiz ve Hz Ebubekir'in (R.A.) bulunduğu odaya, Hz Ebubekir'in (R.A.) yanına defnedildi.<br />
<br />
   Hz Ömer'in (R.A.) halifelik dönemi boyunca Sasani İmparatorluğu yok edildi ve İran toprakları İslamiyet'e kavuştu. Diğer taraftan şimdiki Suriye, Irak ve Filistin toprakları ile Mısır ve Kuzey Afrika Roma İmparatorluğundan alındı. Ama sadece fetih değil bu topraklardaki idari sistemde bir düzene sokuldu. İslam Devleti idari anlamda da dizayn edildi. Hz Ömer'in (R.A.) en çok korktuğu şeylerden birisi müslümanlar arasında fitne ve ayrılık oluşmasıydı. Yaralandığı gün yanındakilere '' Beni vuran kimdi ?'' diye sormuş, o kişinin müslüman olmayan mecusi bir köle olduğunu öğrenince Allah'a şükretmiştir. Fakat zaman Hz Ömer'in (R.A.) korkusunun boşa olmadığını göstermiştir ki bugün Hz Ömer'i (R.A.) şehit eden iranlı mecusi ebu lülü adına İran'da Kaşan ile Fins arasındaki yolda türbe yapılmıştır. İçerisinde farsça yazılarla '' Ebubekir'e ölüm , Ömer'e ölüm, Osman'a ölüm'' yazan bu türbe günümüz İran devleti tarafından restore edilip genişletilmiş ve şia taraftarları tarafından ziyaret edilmektedir.Varsın olsun. Bizler doğru bildiğimizi söylediğimiz müddetçe, farza ve sünnete sarıldığımız müddetçe, Kur'an-ı Kerim'i rehber edindiğimiz müddetçe bunların hiç önemi olmamıştır, olmayacaktır. Allah (C.C.) , Ömer bin Hattab'a rahmet eylesin. Kendisinden asırlar sonra yaşayan müslümanlar olarak biz O'ndan razıyız. Allah'ta (C.C.) razı olsun.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz Ebubekir'in (R.A.) Hayatı ve Halifelik Dönemi]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-hz-ebubekir-in-r-a-hayati-ve-halifelik-donemi</link>
			<pubDate>Tue, 18 Apr 2023 23:18:11 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34945">Baybars</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-hz-ebubekir-in-r-a-hayati-ve-halifelik-donemi</guid>
			<description><![CDATA[Hz. Ebubekir (R.A.) in tam adı Abdullah bin Osman bin Amir bin Amr bin Kab bin Sa’d bin Teym bin mera bin Ka’b bin Lui bin Galib el Kureyşi et Teymi’dir. Hz. Ebubekir (R.A.) in lakapları el Atik, es Sıddık, es Sahib, el Etka, el Evvah dır. Annesi ve babası sonraki yıllarda Müslüman olmuştur. 573 tarihinde Mekke’de doğmuştur. Babasının adı Osman bin Amr, annesinin adı Selma binti Sahr idi.Hz. Ebubekir (R.A.) açık tenli ve zayıftı. Sırtında hafif bir meyil vardı. Gözleri içe doğru ve kemer burunluydu. Alnı çıkıktı. Bacakları ince ama güçlüydü. Saçını ve sakalını kına ve çivit otuyla boyardı. Eşlerinden Katile binti Abdulizz’den cahiliye döneminde boşandı. Sonra sıra ile Ümmü Ruman, Esma binti Umeya ve Habibe binti Harice ile evlendi. Çocukları Esma ve Abdullah ( Katile binti Abdulizz’den), Abdurrahman ve Aişe ( Ümmü Ruman’dan) Muhammed ( Esma binti Umeys’den), Ümmü Gülsüm ( Habibe binti Harice’den).<br />
<br />
   İslam önceki cahiliye döneminde Mekke’de bir iş bölümü vardı. Bu işbölümü içinde Hz. Ebubekir (R.A.) ‘’el Eşnak’’ yani diyet ve ganimetlerden gelen mallardan sorumlu idi. Derin bir tarih bilgisine sahipti. Ticaretle uğraşırdı. Güzel ahlakı ve insanlara olan yapıcı yaklaşımı ile bilinen Hz. Ebubekir (R.A.) cahiliye döneminde içki içmemiş ve putlara tapmamıştır.Hz. Ebubekir (R.A.) in İslam’ı hemen seçmesinde, putperestliği kabul etmemesi önemli bir etkendir. Dahası sürekli ticaret amacı ile başka şehirlere gidip diğer dinler hakkında da (Hristiyanlık, Yahudilik ve Hz İbrahim’e uzanan tevhid inancı) bilgi sahibi idi. Hz. Muhammed (S.A.V.)’ i iyi tanıyor ve asla yalan söylemeyeceğini biliyordu. Hz. Ebubekir (R.A.) in Müslüman olması İslam’ ın Mekke’ de yayılması açısından çok önemli idi. Çünkü Hz. Ebubekir (R.A.) Mekke’ de sözüne güvenilen ve saygı duyulan bir kişi idi. İslamiyeti kabul ettikten sonra hem malı ile hem de canı ile müslümanlığı yaymaya çalıştı. Ağır bir şekilde dövüldü, eziyet gördü, başından aşağıya toprak döküldü. Ama hiçbir zaman pes etmedi. Çabaları sayesinde Osman bin Affan başta olmak üzere birçok kişi islamiyeti seçti. Mekke’ de hicretten önce geçen zorlu günlerde Kabe’ de Hz Muhammed (S.A.V.)’ e saldırdıkları sırada vücudunu siper edip O’ nu korudu. Aldığı darbeler sonucu bayıldı. Kendine geldiğinde ilk sorduğu ‘’ Rasulullah nerede, nasıl ? ‘’ oldu. Yine bu günlerde servetini Müslüman olan köleleri satın alıp özgürleştirmeye adadı.Müslümanların Medine’ ye hicreti başlayınca Hz. Ebubekir (R.A.) hicret için Peygamberimizden izin istedi. Rasulullah ‘’ Acele etme , belki Allah sana bir yol arkadaşı tayin eder ’’ dedi. Nihayet Hz Muhammed (S.A.V.)’ e hicret izni çıkınca Rasulullah normalde hiç gitmediği bir vakitte Hz. Ebubekir (R.A.)’ in evine gitti ve kendisine bu kutlu yolculukta yol arkadaşı olmasını istedi. Hz. Ebubekir (R.A.)’ in bu istek karşısında sevinçten ağladığı rivayet edilir. Mekke’den gizlice çıkıp Sevr mağarasında üç gün gizlendiler. Kendilerini arayan müşriklerin oldukça yaklaşması sonucu Hz. Ebubekir (R.A.) tedirgin olup ‘’ onların biri aşağıya baksa bizi görür’’ deyince Hz Muhammed (S.A.V.) ‘’ üzülme, çünkü Allah bizimledir’’ diyerek içini rahatlattı. Müşrikler mağara girişindeki örümcek ağlarını ve içeride yuvasında duran kuşu görünce mağarada kimse olmadığına kanaat getirdi. Bu kutsal yolculukta birçok doğa üstü olay yaşandı. Süraka adlı müşrik Onlar’ı bulunca atı kumlara battı. Hz Muhammed (S.A.V.)’ in duası ile kurtulunca Süraka İslamiyet’i seçti ve Onlar’a yardım etti.<br />
<br />
   Hz Muhammed (S.A.V.) ve Hz. Ebubekir (R.A.) Medine’ ye girince büyük bir kalabalık tarafından karşılandılar. Medine’ de Hz Muhammed (S.A.V.) sessizce yere oturdu, Hz. Ebubekir (R.A.) yanında ayakta duruyordu. Peygamberimiz ile tanışmaya gelen Medineliler Rasulullah sanıp Hz. Ebubekir (R.A.) e selam veriyorlardı. Güneş tepeye çıkınca Hz. Ebubekir (R.A.) kendisine gölge yaptı. İnsanlar işte o zaman Rasulullah’ ı tanıdılar. Peygamberimiz Ebu Eyub El Ensari’nin evince misafir olurken Hz. Ebubekir (R.A.) de Harice bin Zeyd’ in evinde kaldı. Medine’ de geçen ilk günlerde Hz. Ebubekir (R.A.) sıtma hastalığına tutuldu. Medine şehrinde yapılan her çalışmada Rasulullah’ ın yanında veziri konumunda yer almıştı.Bedir Savaşı’ nda hem savaştan önce hem savaş sırasında Rasulullah’ ın yanında bulundu. Yaptığı konuşma ile müminleri cesaretlendirdi. Oğlu Abdurrahman bu sırada iman etmemişti ve müşriklerin ordusunda idi. Çok iyi de ok kullanırdı. Müslüman olduktan sonra oğlu ‘’ Bedir’ de seni gördüm ama öldürmedim’’ deyince Hz. Ebubekir (R.A.) ‘’ o gün karşıma çıksaydın seni öldürürdüm’’ diyerek kararlılığını gösterdi. Peygamberimiz, Bedir Savaşı sonunda alınan esirleri Hz. Ebubekir (R.A.) in görüşü doğrultusunda fidye karşılığı serbest bıraktı. Uhud Savaşı’nda da Rasulullah’ ın yanında savaştı. Hendek Savaşı öncesinde şehrin önüne yapılan hendeğin kazılmasında çalıştı. Hz. Muhammed ( S.A.V.) sürekli O’ na fikrini soruyor, ilk önce O’ na danışıyordu. Eğer birçok kişiye danışıp farklı öneriler alırsa Hz. Ebubekir (R.A.) in fikrini hayata geçiriyordu. Bazen başkalarına hiç danışmayıp sadece Hz. Ebubekir (R.A.) e danıştığı da oluyordu.Hubeydiye Anlaşması başlarda Müslümanların alehine görünüyordu. Hz. Ebubekir (R.A.) hiç itiraz etmeden anlaşmayı onayladı. İtirazı olan Müslümanları da ikna etmeye çalıştı. Zaman ilerledikçe anlaşma Müslümanların lehine döndü. Hayber Savaşı’ nda Müslümanlar Yahudilere ait hurma ağaçlarını kesmek istediler ve Rasulullah başta bunu kabul etti. Fakat Hz. Ebubekir (R.A.) ağaçların kesilmesinin doğru olmadığını söyleyince Hz Muhammed (S.A.V.) O’ na hak verdi ve ağaç kesilmesini yasakladı.Mekke’ nin fethedildiği gün Hz Muhammed (S.A.V.)’ in yanında şehre girenlerdendi. Babası Ebu Kuhafe birçok Mekkeli gibi o gün Müslüman oldu. Oğlu Abdullah Taif Kuşatması’ nda okla yaralandı ve sonra vefat etti. Tebük Seferi’ nde ordunun en büyük sancağını Hz. Ebubekir (R.A.) taşıyordu.Hz Muhammed (S.A.V.) hastalığının ilerlemesi üzerine artık insanlara namaz kıldıramayacağını anlayınca bu görevi Hz. Ebubekir (R.A.)’ e verdi. Rasulullah vefat edince birçok kişi ya buna inanmadı ya da inanmak istemedi. Ama nasıl ki Peygamberin hastalığında namazda Müslümanlara önderlik ettiyse O’ nun vefatından sonra da cesaret ve kararlılığı ile dağılan Müslümanları bir araya topladı. Peygamberin vefatı sonrası oluşan siyasi kriz Hz. Ebubekir (R.A.)’ in ikna kabiliyeti ile ortadan kalktı ve ilk olarak Hz. Ömer (R.A.)’ in kendisine biat etmesi ile Hz. Ebubekir (R.A.)’ in halifelik dönemi başladı.Hz. Ebubekir (R.A.) halife olunca kendisine ailesini geçindirebilmesi için senelik 250 dinar ve günlük yarım koyun maaş bağlandı. Ama bu maaş yetmiyordu. Ailesinin geçimi için ticaret yapmaya başlayınca Hz. Ömer (R.A.) ve Hz Ali (R.A.) maaşını yıllık 300 dinar ve günlük 1 koyun olarak belirlediler. Bunun üzerine Hz. Ebubekir (R.A.) mescide gitti ve minbere çıkarak insanlara şöyle seslendi : ‘’ Ey insanlar ! Maaşım yıllık 250 dinar ve günlük yarım koyundu. Ama yetmiyordu. Ömer ve Ali maaşımı yıllık 300 dinara ve günlük 1 koyuna çıkardı. Razı mısınız ? ‘’ İnsanlar : ‘’ Razıyız ‘’ dediler. Hz. Ebubekir (R.A.) işte böyle hükmetti.<br />
<br />
   Doğu Roma ortadoğuda ciddi ve etkili bir güçtü. Bazı yerlerde kendi atadığı emirler vasıtası ile bazı bölgelerde de Romalı komutanlar ve valilerle idareyi eline almıştı. Doğu Roma’ nın kurduğu bu hegemonya nerede ise herkes tarafından kabul edilmişti. Araplarda Doğu Roma’ dan çekiniyor, onlarla savaş başlatmamak için gayret ediyordu. Müslümanlar Doğu Roma ile Hz Muhammed’ in sağlığında, Mute Savaşı’ nda karşılaştılar. Sonrasında yapılan Tebük Seferi’ nde herhangi bir savaş gerçekleşmemişse de Doğu Roma topraklarına girilmiş, oralarda yaşayanlara Müslümanlık anlatılmış, dine davet edilmiş ve Doğu Roma’ dan korkmadıklarını tüm bölgeye bildirmişlerdi.Peygamberimiz son günlerde Doğu Roma hakimiyetinde olan Şam bölgesine bir sefer hazırlığına girişti. Ordunun başına da Usame bin Zeyd’ i getirdi. Rivayet odur ki Usame bin Zeyd bu sefere komutanlık ederken henüz 19 yaşında idi. Peygamberimiz seferden önce vefat edince Müslümanların ileri gelenleri Medine’ ye saldırılar olacağını düşünüp seferi durdurmak ya da en azından daha sonraya ertelemek istediler. Sebebi bu sefere çok asker katılacağı ve şehri savunacak pek kimsenin kalmayacağı idi. Hz. Ebubekir (R.A.) halife olduktan sonra nerede ise herkesi karşısına alarak sefer emri verdi ve Peygamberin isteğini yerine getirdi. Haziran 632 de sefer başladı. 40 gün süren sefer sonunda Usame ordusu bol ganimetle geri döndü. Daha da önemlisi Müslümanlar tüm bölgeye Doğru Roma’ da dahil hiçbir güçten korkmadıkları mesajını verdiler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Riddet Savaşları Dönemi</span><br />
<br />
<br />
   Riddet genel olarak dinden (İslam’ dan) dönme demektir. Bu eylemi gerçekleştirenlere ise mürted deniliyordu. Hz. Muhammed (S.A.V.)’ in hastalığı döneminde mürtedler ve yalancı peygamberler çıkmaya başlamış vefatı üzerine hız kazanmıştı. Bunun başlıca sebepleri arasında dini bağların henüz zayıf olması, İslamiyet’ i tam olarak anlayamama, cahiliye dönemine özlem, kabileler arası kıskançlık ( İslam’ı kabul etme birçok kişi için Kureyş kabilesinin hüküm ve iktidarını kabul etmek demekti) ve diğer dinlere mensup olanların etkisi sayılabilir.Riddete meyledenleri kabaca üç gruba ayırabiliriz; peygamberlik iddiasındaki yalancılar ile peşlerinden gidenler, cahiliye dönemindeki putperestliğe geri dönenler ve İslam’ da kalıp Halife’ye zekat vermeyi reddedenler.Hz. Ebubekir (R.A.) mürtetlere karşı bir ordu kurmaya başlayınca, aralarında Hz. Ömer (R.A.)’ in de bulunduğu bazı kişiler zekat vermek istemeyenlerle savaşılmamasını söylemişlerse de Hz. Ebubekir (R.A.)’ in kararlılığı karşısında çaresiz kaldılar. Hz. Ebubekir (R.A.)’ e göre Allah’ ın malında bulunan zekat hakkını inkar etmek demek, dolaylı da olsa Allah’ ın hükmünü inkar etmek demekti. Dahası zekat konusunda verilecek bir taviz, ileriki dönemlerde İslam Devleti’ nin üniter bir yapıya sahip olmasını engelleyecek ve bu toplumsal birliğin oluşması önünde engel olacaktı. Birçok kişinin göremediği bu gerçeği Hz. Ebubekir (R.A.) farketmişti.Usame ordusunun sefere çıkmasından güç bulan mürtedler Medine’ ye bir saldırı planladılar. Ama Hz. Ebubekir (R.A.) buna karşı şehri hazırlamıştı ve saldırı püskürtüldü. Usame ordusu seferden dönünce Hz. Ebubekir (R.A.) mürtetlere karşı kapsamlı bir hücuma geçti.İslam Ordusu onbir sancağa ayrıldı ve her bir sancağa birer komutan tayin edildi. Her sancak belli bir bölgeye gidecek ve oradaki isyanı bastıracaktı. Harekat merkezi Medine idi. Sancaklarda bulunan haberciler sürekli olarak Medine’ ye birliklerin durumu ile ilgili bilgi veriyordu. Dahası birlikler yine aynı haberciler sayesinde birbirlerinin durumu da sürekli takip ediyorlardı. Bu onbir sancağın genel komutanı Halid bin Velid idi.<br />
<br />
   Riddet olayları sırasında İslam Devleti’ ni en çok yoran ve bölgeye en fazla zararı veren 3 yalancı peygamber vardı: Esved Ül Ansi, Tuleyha bin Huveylid ve Müseylimet ül Kezzab.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Esved Ül Ansi</span><br />
   Asıl adı Abhala bin Ka’b bin Avf’ tır. Yemen bölgesindeki Avf kabilesindendir. Kahinlik ve çeşitli hokkabazlıklarla adından söz ettiren Esved, Hz. Muhammed (S.A.V.)’ in hastalığını öğrenince kendisini peygamber ilan etti. Yemen’ deki bazı kabilelerinde desteğini alınca bölgesindeki İslam Devleti’ nin hakimiyetini kırmak için harekete geçti. Hz. Muhammed (S.A.V.) hasta olmasına rağmen bu isyanı bastırmak için mücadele etti. Bölgedeki Müslüman Ebnalara Esvedle savaşmaları için elçi ve mektup gönderdi.Esved bölgedeki ileri gelen kabilelerin desteğini alınca Necran şehrini kuşattı. Kısa bir süre sonra şehri ele geçirdi. Daha sonra San’a şehrini deele geçiren Esved kısa sürede Hadramavt’ tan Taif’ e, Bahreyn’ den Aden’ e kadar olan bölgede hakimiyet kurdu ( Arap yarımadasının nerede ise tüm güney toprakları). Hakimiyet altına aldığı yerlere valiler atayan Esved, zaferlerinin verdiği gurur ve kibirle kendine taraftar olmayan herkese eziyete başladı. Öyle ki yakınındaki adamlar bile birgün öldürülecekleri korkusu ile yaşamaya başladılar. Hz Muhammed (S.A.V.)’ in emri ile bölgede Esved’e karşı mücadele eden Müslümanlar, Esved’e yakın konumdaki Firuz, Kays ve Dazaveyh gibi adamları aracılığı ile Esved’i öldürttüler. Böylece Yemen’ de İslam’a karşı oluşan ilk tehlike henüz Hz. Muhammed (S.A.V.) vefat etmeden bertaraf edildi. Bugün elimizde bulunan kaynaklar Esved ül Ansi’ nin hiçbir zaman Müslüman olmadığını söylemektedir. Bir diğer konu da Esved ardında ne bir din ne bir şeriat hükmü ne de kitap bırakmamıştır.Esved’ in ölümünden sonra Halife Hz. Ebubekir (R.A.) bölgeye Firuz’ u vali olarak atadı. Ama Esved’ e karşı Müslümanlarla birlikte mücadele eden Kays bin Maksuh al Muradi, Firuz’ un kendisinden üst bir göreve geçirilmesini kabullenemedi. Kays, Dazaveyh’ i bir komplo ile öldürttü. Firuz başına gelecekleri anlayıp kaçınca San’a şehrinin idaresi Kays’a kaldı. Hz. Ebubekir (R.A.) Tahir bin Ebu Hale komutasında bir orduyu San’a şehrine gönderdi ve bölgedeki ikinci isyanda bastırılmış oldu.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Tuleyha bin Huveylid</span><br />
   Asıl adı Talha olan Tuleyha ( Talhacık anlamında, küçümseme manasında) bin Huveylid, Necid’ deki Esed kabilesinin ileri gelenlerindendi. <br />
Hicretin 5. Yılında (627) Hendek Savaşı’nda Mekkelilerle beraber Medine’yi kuşatan orduda idi. Hicretin 9. Yılında (631) kabilesinden bir heyetle Medine’ye gelip Müslüman oldu. Fakat Hz. Muhammed (S.A.V.)’ in hastalığı üzerine peygamberlik iddiasını ortaya attı. Tayy, Esed ve Gatafan kabilelerinin desteği ile güçlenen Tuleyha, Halife Hz. Ebubekir (R.A.) ile anlaşma yolu aradı. Teklifinde namazı kabul ediyor ama Halife’ye zekat vermeyi reddediyordu. Hz. Ebubekir (R.A.) bu teklifi kabul etmedi.<br />
Hz. Ebubekir (R.A.), Halid bin Velid’ in emrine bir ordu verdi ve Tuleyha’nın üzerine yürümesini emrettti. Halid bin Velid, Zu’l Kassa denilen yerde Tulehya’nın ordusunu yendi. Tuleyha Şam bölgesine kaçtı. Hz. Ebubekir (R.A.) vefat edene dek burada kaldı. Hz. Ömer (R.A.) halife olunca Medine’ye gelip O’ na biat etti ve yeniden Müslüman oldu. Müslüman olduktan sonra Kadisiye ve Nihavend savaşlarına katılmış ve bu savaşlarda önemli işler yapmıştır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Müseylimet Ül Kezzab</span><br />
   Bahreyn’in batısında ve Necid yaylasının güneydoğusundaki Yemame denilen bölgede Hanife kabilesi hakimdi. Kabilenin bir kısmı İslamiyet’ i benimsemiş ise de aralarında Hristiyanlar da mevcut olmakla birlikte putperestlik devam etmekteydi. Kabilenin lideri konumunda olan Hevze bin Ali ölünce yerine Müseylime geçmiştir. Müseylime’ nin kısa boylu, çok sarı benizli, basık ve kalkık burunlu bir görünüşü olduğu rivayet edilir. Müseylime hükmettiği toprakları Müslümanlardan korumak için kendisini peygamber ilan etti. Bazı tarihçiler Müseylime’nin önce Müslüman olduğunu sonra dinden döndüğünü yazsa da elde buna dair net bir kanıt yoktur. Müseylime’ nin Hanife kabilesinin ileri gelenleri ile birlikte Hz Muhammed (S.A.V.)’ i ziyaret amacı ile Medine’ye geldiği ama görüşüp görüşmediği ihtilaflı bir konudur. Kendisinin Hz Muhammed’e peygamberlikte ortak olduğunu iddia edip taraftar toplayan Müseylime, Hz Muhammed’ e yazdığı mektuba : ‘’ Allah’ ın elçisi Müseylime’den Allah’ın elçisi Muhammed’ e…’’ diye başlayarak ‘’ Ben peygamberlikte sana ortak edildim. Yeryüzünün yarısı bize yarısı Kureyş’e aittir’’ iddiasında bulundu. Cevap olarak Hz Muhammed : ‘’ Allah’ın elçisi Muhammed’ den yalancı Müseylime’ye…Yeryüzü yüce Allah’ındır. O, kullarından istediğini varis kılar ’’ cevabını vermiştir. Hz Muhammed’ in vefatı üzerine Müseylime çalışmalarını hızlandırdı ve taraftar sayısını arttırdı. Bazı kaynaklar 40 bin kişilik ordu topladığını yazar.Hz. Ebubekir (R.A.) halife olunca Müseylime’ ye önce haberci gönderdi. Müseylime haberciyi öldürttü. Hz. Ebubekir (R.A.) sonra başında İkrime’ nin olduğu bir birliği gönderdi. İkrime aceleci davranınca mağlup oldu ve geri çekildi. Arkasından Şurahbil bin Hasene emrindeki kuvvet yola çıktı. Onlarda plansız ve acelece Müseylime’ye saldırıp mağlup oldular. Nihayet Hz. Ebubekir (R.A.) Müseylime’ nin üzerine Halid bin Velid’ i gönderdi. Halid bin Velid çetin süren bir savaşın ardından galip geldi ve Müseylime savaşta öldürüldü. İbni Haldun, Ebu’l Fida ve İbni Sa’d gibi tarihçiler Müseylime’ nin, Uhud Savaşı’ nda Hz Hamza (R.A.)’ yı şehit eden Habeşli Vahşi bin Harb tarafından, yine aynı mızrakla öldürüldüğünü kabul eder.Müseylime, Hz Muhammed’ in yaptıklarını taklit ederek yaşadığı Yemame’yi ve kabilesi olan Hanifelileri Kureyş hakimiyetinden koruyabileceğini düşündü. Kurmayı planladığı din içkiyi yasaklama, oruç tutma, günde üç vakit namaz ve namaza ezan benzeri çağrı ile İslamiyet’ ten kopya edilmişti. Nihayetinde ölümü ile birlikte hepsi halk arasında unutuldu, gitti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Secah</span><br />
   Riddet savaşları sırasında ortaya çıkan bir başka ilginç kişilik Secah’tır. Secah arap yarımadasına mezopotamyadan gelmiş olup Hz Muhammed (S.A.V.) vefat edince peygamberlik iddiasında bulunmuş Hristiyan asıllı bir kadındı. Beni Temim kabilesindendi. Beni Temim büyük bir kabile idi ve birçok dinden mensubu vardı. Secah önce kabile içinde birliği sağlamaya yönelik hamleler yaptı. Bu hamlelerinde başarılı olamayınca ve üstüne Halid bin Velid ordusu ile ona doğru hareket edince aynı dönemde ortaya çıkan bir başka yalancı peygamber Müseylimet Ül Kezzab ile anlaştı. Sonrasında evlendikleri de rivayet edilir. Bundan sonra Beni Temim kabilesi tekrar İslamiyet’e girmeye başladı. Tarihçiler bu zamandan Muaviye’nin halifeliğine kadar olan dönemde Secah’ın ne yaptığı hakkında bilgi vermez. Yalnız Secah’ ın Muaviye’ye biat ettiği ve bu dönemde Müslüman olduğu biliniyor. Hatta Muaviye, Secah’ı yakınları ile Küfe şehrine yerleştirmiştir. Genel kabul gören düşünceye göre Kufe’de Müslüman olarak ölmüştür.<br />
<br />
   Riddet Savaşları sonunda Arap yarımadasında birlik sağlandı ve İslam Devleti’ nin gerçekleştireceği diğer fetihlerin hazırlıkları başladı. Çünkü hem Doğu Roma hem de İran’daki Sasaniler Müslümanlara karşı ayaklanan mürtedleri maddi olarak desteklemişlerdi.Bir diğer önemli sonucu da bu savaşlarda çok sayıda Kur’an-ı Kerim hafızının şehit olması sonucu, Kur’an-ı Kerim, Hz. Ebubekir (R.A.)’ in emri ve Zeyd bin Sabit’ in gayretleri ile kitap haline getirildi.<br />
<br />
<br />
   Ridde savaşları sona erince Hz. Ebubekir (R.A.) Irak’ ın fethi için Halid bin Velid’ i ve İyad bin Gunm’ u gönderdi. Bu iki ordunun yanında Müsenna bin Harise’ de, daha önce Irak bölgesine akınlar düzenlediği için, Halid bin Velid’ in ordusuna katılmak üzere Hz. Ebubekir (R.A.)’ in emri ile yola çıktı (633).Hz. Ebubekir (R.A.), Halid bin Velid’ e Irak’ a güneybatıdan (Elbe’den), İyad bin Gunm’ a da kuzeydoğudan (Masih’ten) gürmeyi ve Irak’ ın en önemli ticaret merkezi olan Hire şehrinde buluşmalarını ve şehri birlikte fethetmelerini emrediyordu. Böylelikle Irak Müslümanların egemenliğine girecekti.Halid bin Velid ilk olarak Elbe komutanı olan Hürmüz’ ü ve birliklerini mağlup etti (Zatü’l Selasil Savaşı). Hürmüz, Karin adlı bir fars komutanından destek istemişti ama destek kuvvet yetişemeden savaşı kaybetti ve ikili mübarezede Halid bin Velid tarafından öldürülmüştü. Karin ordusu ile gelip Mizar denilen yerde ordugah kurdu. Halid bin Velid Mizar’daki bu orduyu da yendi. Karin’in ordusundan kalanlar gemilerle kaçtılar. Mizar’daki savaştan sonra Sasaniler Halid bin Velid’ in üzerine iki ordu gönderdi. Bu iki ordu Velce denilen yerde birleşti. Ne var ki Halid bin Velid önce merkezden saldırdı ve sonra diğer birlikler kanatlardan yüklenerek Fars ordusunu yendiler (Velce Savaşı).Halid bin Velid ilerlemeye devam etti ve Ulleys’te Hristiyan arapların desteğini alan Fars birliklerini de yendi (Ulleys Savaşı). Daha sonra İmğişiya’ya gelen Halid bin Velid burayı da fethetti. Kazandığı savaşlardan elde ettiği ganimetin bir kısmını askerlere dağıtıyor geri kalan kısmını Hz Ebubekir (R.A.)’ e gönderiyordu. Nihayet Halid bin Velid Hire’ye vardı. Hire valisi kaçmıştı. Şehir kendi başına direnmeyi denedi ama kısa sürede düştü. Çoğunluk Müslüman olmadı ve yıllık 190 bin dirhem cizye vermeleri karşılığı anlaşıldı.Halid bin Velid bir süre Hire’de kalıp bir düzen oturttuktan sonra Ka’ka bin Amr et Temimi’yi Hire şehrine vali tayin edip Irak’a kuzeyden giren İyad bin Gunm’a yardım etmek için yola koyuldu. Onları Enbar kalesini kuşatmış halde buldu. Farslılar kalenin önüne hendek kazmış kale içinde bekliyorlardı. Müslümanlar da kalenin etrafını kuşatmış bekliyordu. Halid bin Velid ordusundaki zayıf develeri kestirdi ve hendeğin dar bir yerini doldurdu. Böylece İslam Ordusu Enbar kalesini fethetti. Hemen ardından yola koyulan Halid bin Velid Aynu’t Temr kalesini de fethetti. Aynu’t Temr’ in fethinden sonra İyad bin Gunm’ un ordusu ile birlikte Devmetü’l Cendel fethedildi. Burası önemli bir kavşak noktası ve stratejik öneme sahip bir yerdi ve Devmetü’l Cendel ile birlikte Arap yarımadasının tamamı İslam Devleti’nin hakimiyetine girmiş oldu.Devletü’l Cendel’ in fethinden sonra müşrikler Halid bin Velid’ e karşı bir ordu oluşturmaya çalıştılar. Hire’ de bulunan Ka’ka bin Amr bunu öğrenince ordusu ile harekete geçti ve bu düşman birliğini Hasid denilen yerde yok etti. Bu olaydan sonra Halid bin Velid bu tür ani saldırılara maruz kalmamak için müşrik kabilelere baskınlar yaptı ve sonra Firaz’ a yöneldi. Firaz; Şam bölgesi, Irak ve Arap yarımadasının kesiştiği yerde, hudut konumundaydı. Farslılar burada müşrik arapların ve Doğu Roma’ nın desteği ile büyük bir ordu ile Halid bin Velid’ in karşısına çıktılar. Ama bu yenilmelerini önleyemedi. Yüce Allah’ ın izni ile Halid bin Velid, yine kazanmıştı.<br />
 <br />
   Firaz’ ın fethinden sonra Hz Ebubekir (R.A.)’ in emri ile Irak’taki birliklere Müsenna bin Harise komutan olarak atandı ve Halid bin Velid Şam bölgesine gönderildi. Halid bin Velid Irak’tan Şam’a kimsenin bilmediği ve tahmin edemeyeceği bir yoldan, çöl üzerinden geçti.Hz Muhammed (S.A.V.)’ in sağlığında yaşanan Mute Savaşı’nda Müslümanlar ilk kez Doğu Roma ile karşı karşıya gelmişti. İslam Devleti Hz Muhammed (S.A.V.)’ in bizzat başında olduğu Tebük Seferi ile Doğu Roma topraklarına ikinci kez girmiş ve yine Hz Muhammed (S.A.V.)’ in planladığı ama ömrünün yetmediği, Hz Ebubekir (R.A.)’ e nasip olan Usame Ordusu seferi ile Doğu Roma topraklarından ganimet elde etmişti. Hz Ebubekir (R.A.) Ridde isyanlarının bastırılması ve Irak’ta fetihlerin tamamlanması üzerine Şam bölgesine ve bu kez bölgenin en güçlü devleti olan Doğu Roma’ya karşı savaşmaya karar verdi. Hz Ebubekir (R.A.)’ in Enes bin Malik ile Yemen’e gönderdiği davet mektubu karşılık buldu ve Yemen’den fetih ordusuna epey katılım sağlandı. Hz Ebubekir (R.A.) Şam bölgesinin fethi için dört ordu oluşturdu : Yezid bin Ebu Süfyan’ın ordusu, Şurahbil bin Hasene’nin ordusu, Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın ordusu ve Amr bin el As’ ın ordusu.Yezid bin Ebu Süfyan’ın ordusu önce 3000 kişi idi, sonra takviyelerle 7000 kişiye çıktı. Görevi; bölgeye ilk girecek, Şam Şehrini ( Dımaşk) fethedecek ve gerektiğinde diğer birliklere yardım gönderecekti. Şurahbil bin Hasene yaklaşık 4000 kişi ile önce Tebük sonra Belka ve en son Busra’ nın fethi ile görevlendirildi. Ebu Ubeyde bin Cerrah’ ta yaklaşık 4000 kişi ile yola çıktı. Görevi Humus’u fethetmekti. Amr bin el As yaklaşık 7000 kişilik bir kuvvetle Filistin’in fethi ile görevlendirildi.Doğu Roma, Müslüman seferlerini haber alınca harekete geçti. Harekat merkezi Şam bölgesinin başkenti olan Antakya belirlendi. Her bir İslam birliğinin üzerine çok daha kalabalık kuvvetler gönderildi. Doğu Roma ordularının kalabalık kuvvetlerle harekete geçmesi İslam Ordusu’nun strateji değiştirmesine neden oldu. Hz Ebubekir (R.A.) gönderdiği emirlerle bütün birliklerin Yermük’ te toplanmasını ve birleşerek Doğu Roma’ya karşı savaşmalarını emretti. Diğer taraftan Irak’ta bulunan Halid bin Velid’e Yermük’e geçmesini ve orada toplanacak olan birlikleri komuta etmesini iletti. Ebu Ubeyde Humus’tan, Şurahbil bin Hasene Ürdün’den ve Yezid bin Ebu Süfyan Dımaşk’tan ( günümüzdeki Şam şehri) Yermük’e hareket etti. Amr bin As, Doğu Roma birlikleri kendisine çok yaklaşmasına rağmen sayıları çok olduğu için saldırıya geçmedi. Halid bin Velid’in yardıma gelmesi üzerine saldırıya geçtiler ve Ecnadeyn denilen yerde Doğu Roma ordusunu bozguna uğrattılar. ( Ecnadeyn Savaşı – 634)<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Yermük Savaşı (636)</span><br />
   Ecnadeyn savaşından sonra Müslümanlar strateji gereği Yermük’e çekildi. Doğru Roma birlikleri de bölgeye geldi. Savaşın başında Doğu Roma birlikleri üstün iken Müslümanların Romalı süvariler ile piyadeleri birbirinden ayırması sonucu, savaş, İslam Ordusu’nun galibiyeti ile sonlandı. Fakat Hz Ebubekir (R.A.) bu zaferi göremedi.<br />
<br />
   Hz Ebubekir (R.A.) hicretin 13. Yılında (635) yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak vefat etti. Vefatından önce, kendisinden sonra Hz Ömer (R.A.)’ i halife tayin ederek olası bir anlaşmazlığı engelledi. Hz Ömer (R.A.)’i seçmesi ile birlikte Arap toplumlarındaki kabilecilik düşüncesinin bir ürünü olan hilafetin de ( yönetimin babadan oğula geçmesi ya da akrabalar arasında aktarılması) önüne geçti.Halife olarak kaldığı 3 yılda, önce başlayan isyan ve dinden dönme hareketlerini bastırmış ve ardından Sasaniler ve Doğu Roma gibi iki köklü ve büyük devlete karşı cihat başlatmış ve günümüzdeki Irak ve Suriye bölgelerini fethetmişti. Bu savaşlar sırasında sürekli olarak haberciler vasıtası ile birlikleri yönlendirmiş ve birçok birliğin birbiri ile koordineli hareket etmesini sağlamıştı. Her zaman Hz Muhammed (S.A.V.)’ den öğrendiklerini uyguladı. Her zaman O’nun dostu ve arkadaşı oldu ve vasiyeti üzerine Hz Muhammed (S.A.V.)’ in yanı başına defnedildi. Allah (C.C.) O'ndan (R.A.) razı olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hz. Ebubekir (R.A.) in tam adı Abdullah bin Osman bin Amir bin Amr bin Kab bin Sa’d bin Teym bin mera bin Ka’b bin Lui bin Galib el Kureyşi et Teymi’dir. Hz. Ebubekir (R.A.) in lakapları el Atik, es Sıddık, es Sahib, el Etka, el Evvah dır. Annesi ve babası sonraki yıllarda Müslüman olmuştur. 573 tarihinde Mekke’de doğmuştur. Babasının adı Osman bin Amr, annesinin adı Selma binti Sahr idi.Hz. Ebubekir (R.A.) açık tenli ve zayıftı. Sırtında hafif bir meyil vardı. Gözleri içe doğru ve kemer burunluydu. Alnı çıkıktı. Bacakları ince ama güçlüydü. Saçını ve sakalını kına ve çivit otuyla boyardı. Eşlerinden Katile binti Abdulizz’den cahiliye döneminde boşandı. Sonra sıra ile Ümmü Ruman, Esma binti Umeya ve Habibe binti Harice ile evlendi. Çocukları Esma ve Abdullah ( Katile binti Abdulizz’den), Abdurrahman ve Aişe ( Ümmü Ruman’dan) Muhammed ( Esma binti Umeys’den), Ümmü Gülsüm ( Habibe binti Harice’den).<br />
<br />
   İslam önceki cahiliye döneminde Mekke’de bir iş bölümü vardı. Bu işbölümü içinde Hz. Ebubekir (R.A.) ‘’el Eşnak’’ yani diyet ve ganimetlerden gelen mallardan sorumlu idi. Derin bir tarih bilgisine sahipti. Ticaretle uğraşırdı. Güzel ahlakı ve insanlara olan yapıcı yaklaşımı ile bilinen Hz. Ebubekir (R.A.) cahiliye döneminde içki içmemiş ve putlara tapmamıştır.Hz. Ebubekir (R.A.) in İslam’ı hemen seçmesinde, putperestliği kabul etmemesi önemli bir etkendir. Dahası sürekli ticaret amacı ile başka şehirlere gidip diğer dinler hakkında da (Hristiyanlık, Yahudilik ve Hz İbrahim’e uzanan tevhid inancı) bilgi sahibi idi. Hz. Muhammed (S.A.V.)’ i iyi tanıyor ve asla yalan söylemeyeceğini biliyordu. Hz. Ebubekir (R.A.) in Müslüman olması İslam’ ın Mekke’ de yayılması açısından çok önemli idi. Çünkü Hz. Ebubekir (R.A.) Mekke’ de sözüne güvenilen ve saygı duyulan bir kişi idi. İslamiyeti kabul ettikten sonra hem malı ile hem de canı ile müslümanlığı yaymaya çalıştı. Ağır bir şekilde dövüldü, eziyet gördü, başından aşağıya toprak döküldü. Ama hiçbir zaman pes etmedi. Çabaları sayesinde Osman bin Affan başta olmak üzere birçok kişi islamiyeti seçti. Mekke’ de hicretten önce geçen zorlu günlerde Kabe’ de Hz Muhammed (S.A.V.)’ e saldırdıkları sırada vücudunu siper edip O’ nu korudu. Aldığı darbeler sonucu bayıldı. Kendine geldiğinde ilk sorduğu ‘’ Rasulullah nerede, nasıl ? ‘’ oldu. Yine bu günlerde servetini Müslüman olan köleleri satın alıp özgürleştirmeye adadı.Müslümanların Medine’ ye hicreti başlayınca Hz. Ebubekir (R.A.) hicret için Peygamberimizden izin istedi. Rasulullah ‘’ Acele etme , belki Allah sana bir yol arkadaşı tayin eder ’’ dedi. Nihayet Hz Muhammed (S.A.V.)’ e hicret izni çıkınca Rasulullah normalde hiç gitmediği bir vakitte Hz. Ebubekir (R.A.)’ in evine gitti ve kendisine bu kutlu yolculukta yol arkadaşı olmasını istedi. Hz. Ebubekir (R.A.)’ in bu istek karşısında sevinçten ağladığı rivayet edilir. Mekke’den gizlice çıkıp Sevr mağarasında üç gün gizlendiler. Kendilerini arayan müşriklerin oldukça yaklaşması sonucu Hz. Ebubekir (R.A.) tedirgin olup ‘’ onların biri aşağıya baksa bizi görür’’ deyince Hz Muhammed (S.A.V.) ‘’ üzülme, çünkü Allah bizimledir’’ diyerek içini rahatlattı. Müşrikler mağara girişindeki örümcek ağlarını ve içeride yuvasında duran kuşu görünce mağarada kimse olmadığına kanaat getirdi. Bu kutsal yolculukta birçok doğa üstü olay yaşandı. Süraka adlı müşrik Onlar’ı bulunca atı kumlara battı. Hz Muhammed (S.A.V.)’ in duası ile kurtulunca Süraka İslamiyet’i seçti ve Onlar’a yardım etti.<br />
<br />
   Hz Muhammed (S.A.V.) ve Hz. Ebubekir (R.A.) Medine’ ye girince büyük bir kalabalık tarafından karşılandılar. Medine’ de Hz Muhammed (S.A.V.) sessizce yere oturdu, Hz. Ebubekir (R.A.) yanında ayakta duruyordu. Peygamberimiz ile tanışmaya gelen Medineliler Rasulullah sanıp Hz. Ebubekir (R.A.) e selam veriyorlardı. Güneş tepeye çıkınca Hz. Ebubekir (R.A.) kendisine gölge yaptı. İnsanlar işte o zaman Rasulullah’ ı tanıdılar. Peygamberimiz Ebu Eyub El Ensari’nin evince misafir olurken Hz. Ebubekir (R.A.) de Harice bin Zeyd’ in evinde kaldı. Medine’ de geçen ilk günlerde Hz. Ebubekir (R.A.) sıtma hastalığına tutuldu. Medine şehrinde yapılan her çalışmada Rasulullah’ ın yanında veziri konumunda yer almıştı.Bedir Savaşı’ nda hem savaştan önce hem savaş sırasında Rasulullah’ ın yanında bulundu. Yaptığı konuşma ile müminleri cesaretlendirdi. Oğlu Abdurrahman bu sırada iman etmemişti ve müşriklerin ordusunda idi. Çok iyi de ok kullanırdı. Müslüman olduktan sonra oğlu ‘’ Bedir’ de seni gördüm ama öldürmedim’’ deyince Hz. Ebubekir (R.A.) ‘’ o gün karşıma çıksaydın seni öldürürdüm’’ diyerek kararlılığını gösterdi. Peygamberimiz, Bedir Savaşı sonunda alınan esirleri Hz. Ebubekir (R.A.) in görüşü doğrultusunda fidye karşılığı serbest bıraktı. Uhud Savaşı’nda da Rasulullah’ ın yanında savaştı. Hendek Savaşı öncesinde şehrin önüne yapılan hendeğin kazılmasında çalıştı. Hz. Muhammed ( S.A.V.) sürekli O’ na fikrini soruyor, ilk önce O’ na danışıyordu. Eğer birçok kişiye danışıp farklı öneriler alırsa Hz. Ebubekir (R.A.) in fikrini hayata geçiriyordu. Bazen başkalarına hiç danışmayıp sadece Hz. Ebubekir (R.A.) e danıştığı da oluyordu.Hubeydiye Anlaşması başlarda Müslümanların alehine görünüyordu. Hz. Ebubekir (R.A.) hiç itiraz etmeden anlaşmayı onayladı. İtirazı olan Müslümanları da ikna etmeye çalıştı. Zaman ilerledikçe anlaşma Müslümanların lehine döndü. Hayber Savaşı’ nda Müslümanlar Yahudilere ait hurma ağaçlarını kesmek istediler ve Rasulullah başta bunu kabul etti. Fakat Hz. Ebubekir (R.A.) ağaçların kesilmesinin doğru olmadığını söyleyince Hz Muhammed (S.A.V.) O’ na hak verdi ve ağaç kesilmesini yasakladı.Mekke’ nin fethedildiği gün Hz Muhammed (S.A.V.)’ in yanında şehre girenlerdendi. Babası Ebu Kuhafe birçok Mekkeli gibi o gün Müslüman oldu. Oğlu Abdullah Taif Kuşatması’ nda okla yaralandı ve sonra vefat etti. Tebük Seferi’ nde ordunun en büyük sancağını Hz. Ebubekir (R.A.) taşıyordu.Hz Muhammed (S.A.V.) hastalığının ilerlemesi üzerine artık insanlara namaz kıldıramayacağını anlayınca bu görevi Hz. Ebubekir (R.A.)’ e verdi. Rasulullah vefat edince birçok kişi ya buna inanmadı ya da inanmak istemedi. Ama nasıl ki Peygamberin hastalığında namazda Müslümanlara önderlik ettiyse O’ nun vefatından sonra da cesaret ve kararlılığı ile dağılan Müslümanları bir araya topladı. Peygamberin vefatı sonrası oluşan siyasi kriz Hz. Ebubekir (R.A.)’ in ikna kabiliyeti ile ortadan kalktı ve ilk olarak Hz. Ömer (R.A.)’ in kendisine biat etmesi ile Hz. Ebubekir (R.A.)’ in halifelik dönemi başladı.Hz. Ebubekir (R.A.) halife olunca kendisine ailesini geçindirebilmesi için senelik 250 dinar ve günlük yarım koyun maaş bağlandı. Ama bu maaş yetmiyordu. Ailesinin geçimi için ticaret yapmaya başlayınca Hz. Ömer (R.A.) ve Hz Ali (R.A.) maaşını yıllık 300 dinar ve günlük 1 koyun olarak belirlediler. Bunun üzerine Hz. Ebubekir (R.A.) mescide gitti ve minbere çıkarak insanlara şöyle seslendi : ‘’ Ey insanlar ! Maaşım yıllık 250 dinar ve günlük yarım koyundu. Ama yetmiyordu. Ömer ve Ali maaşımı yıllık 300 dinara ve günlük 1 koyuna çıkardı. Razı mısınız ? ‘’ İnsanlar : ‘’ Razıyız ‘’ dediler. Hz. Ebubekir (R.A.) işte böyle hükmetti.<br />
<br />
   Doğu Roma ortadoğuda ciddi ve etkili bir güçtü. Bazı yerlerde kendi atadığı emirler vasıtası ile bazı bölgelerde de Romalı komutanlar ve valilerle idareyi eline almıştı. Doğu Roma’ nın kurduğu bu hegemonya nerede ise herkes tarafından kabul edilmişti. Araplarda Doğu Roma’ dan çekiniyor, onlarla savaş başlatmamak için gayret ediyordu. Müslümanlar Doğu Roma ile Hz Muhammed’ in sağlığında, Mute Savaşı’ nda karşılaştılar. Sonrasında yapılan Tebük Seferi’ nde herhangi bir savaş gerçekleşmemişse de Doğu Roma topraklarına girilmiş, oralarda yaşayanlara Müslümanlık anlatılmış, dine davet edilmiş ve Doğu Roma’ dan korkmadıklarını tüm bölgeye bildirmişlerdi.Peygamberimiz son günlerde Doğu Roma hakimiyetinde olan Şam bölgesine bir sefer hazırlığına girişti. Ordunun başına da Usame bin Zeyd’ i getirdi. Rivayet odur ki Usame bin Zeyd bu sefere komutanlık ederken henüz 19 yaşında idi. Peygamberimiz seferden önce vefat edince Müslümanların ileri gelenleri Medine’ ye saldırılar olacağını düşünüp seferi durdurmak ya da en azından daha sonraya ertelemek istediler. Sebebi bu sefere çok asker katılacağı ve şehri savunacak pek kimsenin kalmayacağı idi. Hz. Ebubekir (R.A.) halife olduktan sonra nerede ise herkesi karşısına alarak sefer emri verdi ve Peygamberin isteğini yerine getirdi. Haziran 632 de sefer başladı. 40 gün süren sefer sonunda Usame ordusu bol ganimetle geri döndü. Daha da önemlisi Müslümanlar tüm bölgeye Doğru Roma’ da dahil hiçbir güçten korkmadıkları mesajını verdiler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Riddet Savaşları Dönemi</span><br />
<br />
<br />
   Riddet genel olarak dinden (İslam’ dan) dönme demektir. Bu eylemi gerçekleştirenlere ise mürted deniliyordu. Hz. Muhammed (S.A.V.)’ in hastalığı döneminde mürtedler ve yalancı peygamberler çıkmaya başlamış vefatı üzerine hız kazanmıştı. Bunun başlıca sebepleri arasında dini bağların henüz zayıf olması, İslamiyet’ i tam olarak anlayamama, cahiliye dönemine özlem, kabileler arası kıskançlık ( İslam’ı kabul etme birçok kişi için Kureyş kabilesinin hüküm ve iktidarını kabul etmek demekti) ve diğer dinlere mensup olanların etkisi sayılabilir.Riddete meyledenleri kabaca üç gruba ayırabiliriz; peygamberlik iddiasındaki yalancılar ile peşlerinden gidenler, cahiliye dönemindeki putperestliğe geri dönenler ve İslam’ da kalıp Halife’ye zekat vermeyi reddedenler.Hz. Ebubekir (R.A.) mürtetlere karşı bir ordu kurmaya başlayınca, aralarında Hz. Ömer (R.A.)’ in de bulunduğu bazı kişiler zekat vermek istemeyenlerle savaşılmamasını söylemişlerse de Hz. Ebubekir (R.A.)’ in kararlılığı karşısında çaresiz kaldılar. Hz. Ebubekir (R.A.)’ e göre Allah’ ın malında bulunan zekat hakkını inkar etmek demek, dolaylı da olsa Allah’ ın hükmünü inkar etmek demekti. Dahası zekat konusunda verilecek bir taviz, ileriki dönemlerde İslam Devleti’ nin üniter bir yapıya sahip olmasını engelleyecek ve bu toplumsal birliğin oluşması önünde engel olacaktı. Birçok kişinin göremediği bu gerçeği Hz. Ebubekir (R.A.) farketmişti.Usame ordusunun sefere çıkmasından güç bulan mürtedler Medine’ ye bir saldırı planladılar. Ama Hz. Ebubekir (R.A.) buna karşı şehri hazırlamıştı ve saldırı püskürtüldü. Usame ordusu seferden dönünce Hz. Ebubekir (R.A.) mürtetlere karşı kapsamlı bir hücuma geçti.İslam Ordusu onbir sancağa ayrıldı ve her bir sancağa birer komutan tayin edildi. Her sancak belli bir bölgeye gidecek ve oradaki isyanı bastıracaktı. Harekat merkezi Medine idi. Sancaklarda bulunan haberciler sürekli olarak Medine’ ye birliklerin durumu ile ilgili bilgi veriyordu. Dahası birlikler yine aynı haberciler sayesinde birbirlerinin durumu da sürekli takip ediyorlardı. Bu onbir sancağın genel komutanı Halid bin Velid idi.<br />
<br />
   Riddet olayları sırasında İslam Devleti’ ni en çok yoran ve bölgeye en fazla zararı veren 3 yalancı peygamber vardı: Esved Ül Ansi, Tuleyha bin Huveylid ve Müseylimet ül Kezzab.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Esved Ül Ansi</span><br />
   Asıl adı Abhala bin Ka’b bin Avf’ tır. Yemen bölgesindeki Avf kabilesindendir. Kahinlik ve çeşitli hokkabazlıklarla adından söz ettiren Esved, Hz. Muhammed (S.A.V.)’ in hastalığını öğrenince kendisini peygamber ilan etti. Yemen’ deki bazı kabilelerinde desteğini alınca bölgesindeki İslam Devleti’ nin hakimiyetini kırmak için harekete geçti. Hz. Muhammed (S.A.V.) hasta olmasına rağmen bu isyanı bastırmak için mücadele etti. Bölgedeki Müslüman Ebnalara Esvedle savaşmaları için elçi ve mektup gönderdi.Esved bölgedeki ileri gelen kabilelerin desteğini alınca Necran şehrini kuşattı. Kısa bir süre sonra şehri ele geçirdi. Daha sonra San’a şehrini deele geçiren Esved kısa sürede Hadramavt’ tan Taif’ e, Bahreyn’ den Aden’ e kadar olan bölgede hakimiyet kurdu ( Arap yarımadasının nerede ise tüm güney toprakları). Hakimiyet altına aldığı yerlere valiler atayan Esved, zaferlerinin verdiği gurur ve kibirle kendine taraftar olmayan herkese eziyete başladı. Öyle ki yakınındaki adamlar bile birgün öldürülecekleri korkusu ile yaşamaya başladılar. Hz Muhammed (S.A.V.)’ in emri ile bölgede Esved’e karşı mücadele eden Müslümanlar, Esved’e yakın konumdaki Firuz, Kays ve Dazaveyh gibi adamları aracılığı ile Esved’i öldürttüler. Böylece Yemen’ de İslam’a karşı oluşan ilk tehlike henüz Hz. Muhammed (S.A.V.) vefat etmeden bertaraf edildi. Bugün elimizde bulunan kaynaklar Esved ül Ansi’ nin hiçbir zaman Müslüman olmadığını söylemektedir. Bir diğer konu da Esved ardında ne bir din ne bir şeriat hükmü ne de kitap bırakmamıştır.Esved’ in ölümünden sonra Halife Hz. Ebubekir (R.A.) bölgeye Firuz’ u vali olarak atadı. Ama Esved’ e karşı Müslümanlarla birlikte mücadele eden Kays bin Maksuh al Muradi, Firuz’ un kendisinden üst bir göreve geçirilmesini kabullenemedi. Kays, Dazaveyh’ i bir komplo ile öldürttü. Firuz başına gelecekleri anlayıp kaçınca San’a şehrinin idaresi Kays’a kaldı. Hz. Ebubekir (R.A.) Tahir bin Ebu Hale komutasında bir orduyu San’a şehrine gönderdi ve bölgedeki ikinci isyanda bastırılmış oldu.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Tuleyha bin Huveylid</span><br />
   Asıl adı Talha olan Tuleyha ( Talhacık anlamında, küçümseme manasında) bin Huveylid, Necid’ deki Esed kabilesinin ileri gelenlerindendi. <br />
Hicretin 5. Yılında (627) Hendek Savaşı’nda Mekkelilerle beraber Medine’yi kuşatan orduda idi. Hicretin 9. Yılında (631) kabilesinden bir heyetle Medine’ye gelip Müslüman oldu. Fakat Hz. Muhammed (S.A.V.)’ in hastalığı üzerine peygamberlik iddiasını ortaya attı. Tayy, Esed ve Gatafan kabilelerinin desteği ile güçlenen Tuleyha, Halife Hz. Ebubekir (R.A.) ile anlaşma yolu aradı. Teklifinde namazı kabul ediyor ama Halife’ye zekat vermeyi reddediyordu. Hz. Ebubekir (R.A.) bu teklifi kabul etmedi.<br />
Hz. Ebubekir (R.A.), Halid bin Velid’ in emrine bir ordu verdi ve Tuleyha’nın üzerine yürümesini emrettti. Halid bin Velid, Zu’l Kassa denilen yerde Tulehya’nın ordusunu yendi. Tuleyha Şam bölgesine kaçtı. Hz. Ebubekir (R.A.) vefat edene dek burada kaldı. Hz. Ömer (R.A.) halife olunca Medine’ye gelip O’ na biat etti ve yeniden Müslüman oldu. Müslüman olduktan sonra Kadisiye ve Nihavend savaşlarına katılmış ve bu savaşlarda önemli işler yapmıştır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Müseylimet Ül Kezzab</span><br />
   Bahreyn’in batısında ve Necid yaylasının güneydoğusundaki Yemame denilen bölgede Hanife kabilesi hakimdi. Kabilenin bir kısmı İslamiyet’ i benimsemiş ise de aralarında Hristiyanlar da mevcut olmakla birlikte putperestlik devam etmekteydi. Kabilenin lideri konumunda olan Hevze bin Ali ölünce yerine Müseylime geçmiştir. Müseylime’ nin kısa boylu, çok sarı benizli, basık ve kalkık burunlu bir görünüşü olduğu rivayet edilir. Müseylime hükmettiği toprakları Müslümanlardan korumak için kendisini peygamber ilan etti. Bazı tarihçiler Müseylime’nin önce Müslüman olduğunu sonra dinden döndüğünü yazsa da elde buna dair net bir kanıt yoktur. Müseylime’ nin Hanife kabilesinin ileri gelenleri ile birlikte Hz Muhammed (S.A.V.)’ i ziyaret amacı ile Medine’ye geldiği ama görüşüp görüşmediği ihtilaflı bir konudur. Kendisinin Hz Muhammed’e peygamberlikte ortak olduğunu iddia edip taraftar toplayan Müseylime, Hz Muhammed’ e yazdığı mektuba : ‘’ Allah’ ın elçisi Müseylime’den Allah’ın elçisi Muhammed’ e…’’ diye başlayarak ‘’ Ben peygamberlikte sana ortak edildim. Yeryüzünün yarısı bize yarısı Kureyş’e aittir’’ iddiasında bulundu. Cevap olarak Hz Muhammed : ‘’ Allah’ın elçisi Muhammed’ den yalancı Müseylime’ye…Yeryüzü yüce Allah’ındır. O, kullarından istediğini varis kılar ’’ cevabını vermiştir. Hz Muhammed’ in vefatı üzerine Müseylime çalışmalarını hızlandırdı ve taraftar sayısını arttırdı. Bazı kaynaklar 40 bin kişilik ordu topladığını yazar.Hz. Ebubekir (R.A.) halife olunca Müseylime’ ye önce haberci gönderdi. Müseylime haberciyi öldürttü. Hz. Ebubekir (R.A.) sonra başında İkrime’ nin olduğu bir birliği gönderdi. İkrime aceleci davranınca mağlup oldu ve geri çekildi. Arkasından Şurahbil bin Hasene emrindeki kuvvet yola çıktı. Onlarda plansız ve acelece Müseylime’ye saldırıp mağlup oldular. Nihayet Hz. Ebubekir (R.A.) Müseylime’ nin üzerine Halid bin Velid’ i gönderdi. Halid bin Velid çetin süren bir savaşın ardından galip geldi ve Müseylime savaşta öldürüldü. İbni Haldun, Ebu’l Fida ve İbni Sa’d gibi tarihçiler Müseylime’ nin, Uhud Savaşı’ nda Hz Hamza (R.A.)’ yı şehit eden Habeşli Vahşi bin Harb tarafından, yine aynı mızrakla öldürüldüğünü kabul eder.Müseylime, Hz Muhammed’ in yaptıklarını taklit ederek yaşadığı Yemame’yi ve kabilesi olan Hanifelileri Kureyş hakimiyetinden koruyabileceğini düşündü. Kurmayı planladığı din içkiyi yasaklama, oruç tutma, günde üç vakit namaz ve namaza ezan benzeri çağrı ile İslamiyet’ ten kopya edilmişti. Nihayetinde ölümü ile birlikte hepsi halk arasında unutuldu, gitti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Secah</span><br />
   Riddet savaşları sırasında ortaya çıkan bir başka ilginç kişilik Secah’tır. Secah arap yarımadasına mezopotamyadan gelmiş olup Hz Muhammed (S.A.V.) vefat edince peygamberlik iddiasında bulunmuş Hristiyan asıllı bir kadındı. Beni Temim kabilesindendi. Beni Temim büyük bir kabile idi ve birçok dinden mensubu vardı. Secah önce kabile içinde birliği sağlamaya yönelik hamleler yaptı. Bu hamlelerinde başarılı olamayınca ve üstüne Halid bin Velid ordusu ile ona doğru hareket edince aynı dönemde ortaya çıkan bir başka yalancı peygamber Müseylimet Ül Kezzab ile anlaştı. Sonrasında evlendikleri de rivayet edilir. Bundan sonra Beni Temim kabilesi tekrar İslamiyet’e girmeye başladı. Tarihçiler bu zamandan Muaviye’nin halifeliğine kadar olan dönemde Secah’ın ne yaptığı hakkında bilgi vermez. Yalnız Secah’ ın Muaviye’ye biat ettiği ve bu dönemde Müslüman olduğu biliniyor. Hatta Muaviye, Secah’ı yakınları ile Küfe şehrine yerleştirmiştir. Genel kabul gören düşünceye göre Kufe’de Müslüman olarak ölmüştür.<br />
<br />
   Riddet Savaşları sonunda Arap yarımadasında birlik sağlandı ve İslam Devleti’ nin gerçekleştireceği diğer fetihlerin hazırlıkları başladı. Çünkü hem Doğu Roma hem de İran’daki Sasaniler Müslümanlara karşı ayaklanan mürtedleri maddi olarak desteklemişlerdi.Bir diğer önemli sonucu da bu savaşlarda çok sayıda Kur’an-ı Kerim hafızının şehit olması sonucu, Kur’an-ı Kerim, Hz. Ebubekir (R.A.)’ in emri ve Zeyd bin Sabit’ in gayretleri ile kitap haline getirildi.<br />
<br />
<br />
   Ridde savaşları sona erince Hz. Ebubekir (R.A.) Irak’ ın fethi için Halid bin Velid’ i ve İyad bin Gunm’ u gönderdi. Bu iki ordunun yanında Müsenna bin Harise’ de, daha önce Irak bölgesine akınlar düzenlediği için, Halid bin Velid’ in ordusuna katılmak üzere Hz. Ebubekir (R.A.)’ in emri ile yola çıktı (633).Hz. Ebubekir (R.A.), Halid bin Velid’ e Irak’ a güneybatıdan (Elbe’den), İyad bin Gunm’ a da kuzeydoğudan (Masih’ten) gürmeyi ve Irak’ ın en önemli ticaret merkezi olan Hire şehrinde buluşmalarını ve şehri birlikte fethetmelerini emrediyordu. Böylelikle Irak Müslümanların egemenliğine girecekti.Halid bin Velid ilk olarak Elbe komutanı olan Hürmüz’ ü ve birliklerini mağlup etti (Zatü’l Selasil Savaşı). Hürmüz, Karin adlı bir fars komutanından destek istemişti ama destek kuvvet yetişemeden savaşı kaybetti ve ikili mübarezede Halid bin Velid tarafından öldürülmüştü. Karin ordusu ile gelip Mizar denilen yerde ordugah kurdu. Halid bin Velid Mizar’daki bu orduyu da yendi. Karin’in ordusundan kalanlar gemilerle kaçtılar. Mizar’daki savaştan sonra Sasaniler Halid bin Velid’ in üzerine iki ordu gönderdi. Bu iki ordu Velce denilen yerde birleşti. Ne var ki Halid bin Velid önce merkezden saldırdı ve sonra diğer birlikler kanatlardan yüklenerek Fars ordusunu yendiler (Velce Savaşı).Halid bin Velid ilerlemeye devam etti ve Ulleys’te Hristiyan arapların desteğini alan Fars birliklerini de yendi (Ulleys Savaşı). Daha sonra İmğişiya’ya gelen Halid bin Velid burayı da fethetti. Kazandığı savaşlardan elde ettiği ganimetin bir kısmını askerlere dağıtıyor geri kalan kısmını Hz Ebubekir (R.A.)’ e gönderiyordu. Nihayet Halid bin Velid Hire’ye vardı. Hire valisi kaçmıştı. Şehir kendi başına direnmeyi denedi ama kısa sürede düştü. Çoğunluk Müslüman olmadı ve yıllık 190 bin dirhem cizye vermeleri karşılığı anlaşıldı.Halid bin Velid bir süre Hire’de kalıp bir düzen oturttuktan sonra Ka’ka bin Amr et Temimi’yi Hire şehrine vali tayin edip Irak’a kuzeyden giren İyad bin Gunm’a yardım etmek için yola koyuldu. Onları Enbar kalesini kuşatmış halde buldu. Farslılar kalenin önüne hendek kazmış kale içinde bekliyorlardı. Müslümanlar da kalenin etrafını kuşatmış bekliyordu. Halid bin Velid ordusundaki zayıf develeri kestirdi ve hendeğin dar bir yerini doldurdu. Böylece İslam Ordusu Enbar kalesini fethetti. Hemen ardından yola koyulan Halid bin Velid Aynu’t Temr kalesini de fethetti. Aynu’t Temr’ in fethinden sonra İyad bin Gunm’ un ordusu ile birlikte Devmetü’l Cendel fethedildi. Burası önemli bir kavşak noktası ve stratejik öneme sahip bir yerdi ve Devmetü’l Cendel ile birlikte Arap yarımadasının tamamı İslam Devleti’nin hakimiyetine girmiş oldu.Devletü’l Cendel’ in fethinden sonra müşrikler Halid bin Velid’ e karşı bir ordu oluşturmaya çalıştılar. Hire’ de bulunan Ka’ka bin Amr bunu öğrenince ordusu ile harekete geçti ve bu düşman birliğini Hasid denilen yerde yok etti. Bu olaydan sonra Halid bin Velid bu tür ani saldırılara maruz kalmamak için müşrik kabilelere baskınlar yaptı ve sonra Firaz’ a yöneldi. Firaz; Şam bölgesi, Irak ve Arap yarımadasının kesiştiği yerde, hudut konumundaydı. Farslılar burada müşrik arapların ve Doğu Roma’ nın desteği ile büyük bir ordu ile Halid bin Velid’ in karşısına çıktılar. Ama bu yenilmelerini önleyemedi. Yüce Allah’ ın izni ile Halid bin Velid, yine kazanmıştı.<br />
 <br />
   Firaz’ ın fethinden sonra Hz Ebubekir (R.A.)’ in emri ile Irak’taki birliklere Müsenna bin Harise komutan olarak atandı ve Halid bin Velid Şam bölgesine gönderildi. Halid bin Velid Irak’tan Şam’a kimsenin bilmediği ve tahmin edemeyeceği bir yoldan, çöl üzerinden geçti.Hz Muhammed (S.A.V.)’ in sağlığında yaşanan Mute Savaşı’nda Müslümanlar ilk kez Doğu Roma ile karşı karşıya gelmişti. İslam Devleti Hz Muhammed (S.A.V.)’ in bizzat başında olduğu Tebük Seferi ile Doğu Roma topraklarına ikinci kez girmiş ve yine Hz Muhammed (S.A.V.)’ in planladığı ama ömrünün yetmediği, Hz Ebubekir (R.A.)’ e nasip olan Usame Ordusu seferi ile Doğu Roma topraklarından ganimet elde etmişti. Hz Ebubekir (R.A.) Ridde isyanlarının bastırılması ve Irak’ta fetihlerin tamamlanması üzerine Şam bölgesine ve bu kez bölgenin en güçlü devleti olan Doğu Roma’ya karşı savaşmaya karar verdi. Hz Ebubekir (R.A.)’ in Enes bin Malik ile Yemen’e gönderdiği davet mektubu karşılık buldu ve Yemen’den fetih ordusuna epey katılım sağlandı. Hz Ebubekir (R.A.) Şam bölgesinin fethi için dört ordu oluşturdu : Yezid bin Ebu Süfyan’ın ordusu, Şurahbil bin Hasene’nin ordusu, Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın ordusu ve Amr bin el As’ ın ordusu.Yezid bin Ebu Süfyan’ın ordusu önce 3000 kişi idi, sonra takviyelerle 7000 kişiye çıktı. Görevi; bölgeye ilk girecek, Şam Şehrini ( Dımaşk) fethedecek ve gerektiğinde diğer birliklere yardım gönderecekti. Şurahbil bin Hasene yaklaşık 4000 kişi ile önce Tebük sonra Belka ve en son Busra’ nın fethi ile görevlendirildi. Ebu Ubeyde bin Cerrah’ ta yaklaşık 4000 kişi ile yola çıktı. Görevi Humus’u fethetmekti. Amr bin el As yaklaşık 7000 kişilik bir kuvvetle Filistin’in fethi ile görevlendirildi.Doğu Roma, Müslüman seferlerini haber alınca harekete geçti. Harekat merkezi Şam bölgesinin başkenti olan Antakya belirlendi. Her bir İslam birliğinin üzerine çok daha kalabalık kuvvetler gönderildi. Doğu Roma ordularının kalabalık kuvvetlerle harekete geçmesi İslam Ordusu’nun strateji değiştirmesine neden oldu. Hz Ebubekir (R.A.) gönderdiği emirlerle bütün birliklerin Yermük’ te toplanmasını ve birleşerek Doğu Roma’ya karşı savaşmalarını emretti. Diğer taraftan Irak’ta bulunan Halid bin Velid’e Yermük’e geçmesini ve orada toplanacak olan birlikleri komuta etmesini iletti. Ebu Ubeyde Humus’tan, Şurahbil bin Hasene Ürdün’den ve Yezid bin Ebu Süfyan Dımaşk’tan ( günümüzdeki Şam şehri) Yermük’e hareket etti. Amr bin As, Doğu Roma birlikleri kendisine çok yaklaşmasına rağmen sayıları çok olduğu için saldırıya geçmedi. Halid bin Velid’in yardıma gelmesi üzerine saldırıya geçtiler ve Ecnadeyn denilen yerde Doğu Roma ordusunu bozguna uğrattılar. ( Ecnadeyn Savaşı – 634)<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   Yermük Savaşı (636)</span><br />
   Ecnadeyn savaşından sonra Müslümanlar strateji gereği Yermük’e çekildi. Doğru Roma birlikleri de bölgeye geldi. Savaşın başında Doğu Roma birlikleri üstün iken Müslümanların Romalı süvariler ile piyadeleri birbirinden ayırması sonucu, savaş, İslam Ordusu’nun galibiyeti ile sonlandı. Fakat Hz Ebubekir (R.A.) bu zaferi göremedi.<br />
<br />
   Hz Ebubekir (R.A.) hicretin 13. Yılında (635) yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak vefat etti. Vefatından önce, kendisinden sonra Hz Ömer (R.A.)’ i halife tayin ederek olası bir anlaşmazlığı engelledi. Hz Ömer (R.A.)’i seçmesi ile birlikte Arap toplumlarındaki kabilecilik düşüncesinin bir ürünü olan hilafetin de ( yönetimin babadan oğula geçmesi ya da akrabalar arasında aktarılması) önüne geçti.Halife olarak kaldığı 3 yılda, önce başlayan isyan ve dinden dönme hareketlerini bastırmış ve ardından Sasaniler ve Doğu Roma gibi iki köklü ve büyük devlete karşı cihat başlatmış ve günümüzdeki Irak ve Suriye bölgelerini fethetmişti. Bu savaşlar sırasında sürekli olarak haberciler vasıtası ile birlikleri yönlendirmiş ve birçok birliğin birbiri ile koordineli hareket etmesini sağlamıştı. Her zaman Hz Muhammed (S.A.V.)’ den öğrendiklerini uyguladı. Her zaman O’nun dostu ve arkadaşı oldu ve vasiyeti üzerine Hz Muhammed (S.A.V.)’ in yanı başına defnedildi. Allah (C.C.) O'ndan (R.A.) razı olsun.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Amr bin As]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-amr-bin-as</link>
			<pubDate>Thu, 23 Mar 2023 00:21:38 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34945">Baybars</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-amr-bin-as</guid>
			<description><![CDATA[Amr bin As'ın hangi tarihte doğduğu tartışmalıdır. 572, 573 ve 577 yılları genel kabul görmüştür. Amr bin As Sehmoğulları kabilesine mensup As bin Vail'in oğludur. Sehmoğulları ile peygamber efendimiz Hz. Muhammed'in (S.A.V.) mensubu olduğu Haşimoğulları arasında çok önceki yıllara dayanan bir rekabet ve anlaşmazlık vardı. Bu durumun üzerine As bin Vail'in Yemenli bir tüccara borcunu ödememesi nedeniyle kurulan Hilfü'l-fudül teşkilatı ile iki kabile arasındaki anlaşmazlık daha da arttı. Zira Hilfü'l-fudül teşkilatı Mekke'ye dışarıdan gelen tüccarların güvenle ticaret yapmaları amacı ile kurulmuş ve aralarında peygamberimiz de dahil Haşimoğulları, Muttalipoğulları, Esedoğulları, Zühreoğulları ve Teymoğulalrı tarafından kurulmuştu. Sehmoğulları, Adiyoğulları ve yanlarında bulunanlar ise Hilfü'l-fudül teşkilatına karşıydı. Bu olaydan da anlaşılacağı gibi Amr bin As'ın babası olan As bin Vail Mekke'de itibar sahibi, zengin bir tüccar ve oldukça paragöz birisiydi. Ayrıca Taif şehrinde üzüm bağları vardı. As bin Vail tüccarlık ve çiftçilik yanında kumaş dokuma, kasaplık yapıyor ve hayvanlar için tedavi amaçlı ilaç hazırlayıp satıyordu. Hz. Muhammed'in (S.A.V.) islamiyete davetini reddetmiş ve hicretten yaklaşık bir ay sonra ölmüştür. Amr bin As babasına çok bağlı ve onunla gurur duyan bir insandı. Annesi Selma bint Hermele Beni Anze kabilesine mensuptur. Beni Anze kabilesi Beni Celan kabilesi ile olan savaşı kaybedince Selma bint Hermele cariye yapılmış ve Ukaz panayırında Fakih bin Muğire'ye satılmıştır. Ardından Abdullah bin Cüd'an'a sonra da As bin Vail'e satılmıştır. Annesinin bu durumu düşmanları tarafından Amr bin As'a hakaret ve aşağılama amaçlı sürekli hatırlatılmıştır.Kardeşi Hişam hicretten önce islamiyeti seçmiş ve babası As bin Vail tarafından çeşitli baskı ve dayatmalara maruz kalmıştır. Önce babası, o ölünce de akrabaları tarafından uzun bir süre hapis hayatı yaşayan Hişam Hendek savaşından sonra hapisten kurtuldu ve Medine'ye gitti. Ecnadeyn savaşında şehit oldu. Amr bin As'ın Hişam dışında da kardeşleri vardı fakat kendileri hakkında kaynaklarda sağlıklı bilgiler yoktur. Amr bin As'ın dört eşi ve iki çocuğu oldu. Eşleri Rayta bint Münebbih, Havle bint Hamza, Ümmü Gülsüm bint Ukbe ve Atike bint Zeyd idi. Çocuklarının ismi Muhammed ve Abdullah'tı. Abdullah kendisinden önce müslüman olmuştu. Zehebi Abdullah bin Amr'ın yediyüz hadis rivayet ettiğini yazar. Bazı kaynaklar Amr bin As ile oğlu Abdullah arasında sadece 12 yaş olduğunu yazar. Bu doğru olmamakla birlikte Amr bin As'ın ilk eşi olan Rayta bint Münebbih ile erken yaşta evlenip çocuk sahibi olduğu bir gerçektir. Bu evliliğinin sonucu olarak Amr bin As erken yaşta ailesinin geçimi için birçok meslek yapmıştır.<br />
<br />
  Amr bin As'ın kabilesi olan Sehmoğulları ile peygamberimizin mensubu olduğu Haşimoğulları arasında geçmişten gelen rekabet, Hilfü'l-fudül teşkilatının As bin Vail alehine oluşması ve ilave olarak Sehmoğulları kabilesinin Kabe içindeki putlara sunulan mal ve paraları toplama görevinde olması gibi nedenlerle Sehmoğulları kabilesi İslamiyete karşı tavır aldılar. Aralarında Amr bin As'ın kardeşi Hişam bin As gibi islamiyete giren mensupları olsa da kabile liderleri olarak İslamiyetin yayılmasına karşı mücadele ettiler. Müslümanların Mekke'de yaşadıkları baskının artması sonucu Habeşistan'a (şimdiki Etiyopya civarı) hicret etmeleri Mekkeli müşrikleri harekete geçirdi ve Amr bin As bu bölgede ticari faaliyette bulunduğu ve kralı ile ileri gelenleri arasında nüfuz sahibi olduğu için Abdullah bin Rabia ile birlikte iki kez kralın huzuruna çıkmış ve Mekkeli müslümanları kendilerine teslim etmesini istemiştir. Fakat Habeşistan kralı bu isteğini geri çevirdi ve müslümanlara destek oldu. Bazı tarihçiler buraya yaptığı ikinci ziyaretten sonra müslüman olduğunu yazsa da genel kanı Hendek savaşından sonra Mekke fethinden önce müslüman olduğu yönündedir. Akabe biatlarının ardından İslamiyet'in Medine'de de yayıldığını öğrenen müşriklerin ileri gelenlerinden oluşan bir heyet ile Medine'ye gidip Hz. Muhammed'e (S.A.V.) verdikleri desteği geri çekmeleri için Evs ve Hazrec kabileleri ile görüştüler. Mekke'deki müşrik kabilelerin ileri gelenlerinden oluşan bu heyette Amr bin As'ın da Sehmoğullarını temsilen bulunması bize bu dönemde O'nun kabilesinin önderi olarak görüldüğünü gösterir. Fakat Evs ve Hazrec kabileleri Mekkeli müşriklerin teklifini reddetmişlerdir.<br />
<br />
  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bedir Savaşı</span><br />
<br />
  Amr bin As Bedir savaşına sebep olan Şam kervanını Ebu Süfyan ile birlikte idare ediyordu. Kervanın başında oldukları için Bedir savaşına katılamadı. Savaşta Sehmoğullarından Münebbih ve Nübeyh bin Haccac öldürülünce ( hicrette peygamberimizin evini basıp O'nu öldürmek isteyenler ) Sehmoğullarının lideri resmen Amr bin As oldu ve Mekke'de oldukça önemli bir konuma geldi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uhud Savaşı</span><br />
<br />
  Bedir savaşında yaşanan yenilgi sonrası Mekkeli müşrikler Ebu Süfyan ve Amr bin As'ın başındaki kervan gelirleri ile büyük bir ordu kurdular. Amr bin As civar bölgelerden paralı askerler toplayarak güçlerini arttırdı. Bu savaşta müşrik orduları komutanları Halid bin Velid, İkrime bin Ebu Cehil, Safvan bin Ümeyye ve Amr bin As'tı. Ordunun başında ise Ebu Süfyan bulunuyordu. Savaşın sonucu iki taraf içinde kesin bir zafer olmadı ve Mekkeli müşrikler yeni bir saldırı hazırlığına başladılar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hendek Savaşı</span><br />
<br />
Uhud savaşı ile cesaretlenen müşrikler Mekke çevresindeki putperest arapları da güçlerine dahil ettiler. Medine'de bulunan Beni Nadir ve Beni Kurayza yahudileri ile de ortak hareket ederek kuvvetlenen müşrikler Medine'ye saldırı başlattı. Müslümanlar şehrin etrafını geniş ve derin hendeklerle çevreleyip şehri başarı ile savundular. Amr bin As ve Halid bin Velid birlikte bu savaşta önemli görevler üstlenseler de başarılı olamadılar. Bu savaş Amr bin As'ın ve aynı zamanda Halid bin Velid'in müslümanlara karşı bulundukları son savaş oldu.<br />
<br />
  Amr bin As'ın islamiyete girişi şia mezhebi tarihçileri tarafından bolca çarptırılmıştır. Birçoğu Hendek savaşından sonra müslümanların daha güçlü olduğunu farkettiği için islamiyete girdiğini yazar. Gerçekte olan ise, Amr bin As Hendek savaşından sonra Mekke'den ayrılmış ve Taif'teki babasından kalan çiftlikte bir süre kalmıştır. Hudeybiye anlaşması sırasında da Taif'te olan Amr bin As buradan Habeşistan'a geçmiştir. Muhtemelen burada müslüman olma kararı alan Amr bin As Habeşistan'dan dönünce dostları Osman bin Talha ve Halid bin Velid'in de müslüman olmak istediklerini öğrenince birlikte Medine'ye gidip peygamber efendimiz Hz. Muhammed'in (S.A.V.) huzuruna varıp müslüman oldular. Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Onlar'ı '' Mekke ciğerparelerini bize gönderdi'' diyerek karşılamıştır. Böylece islamiyete Mekke fethinden önce giren Amr bin As bu tercihi ile Mekke'deki tüm konumunu ve servetini de kaybetmişti. Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) kendisini Zatü's-selasil gazvesinde komutanlık vererek onurlandırdı. Amacı hem Amr'ın komutanlık yeteneğinden faydalanmak hem de yeni müslüman olmuş Mekke'nin bir zamanlar en önemli isimlerinden olan Amr'ın İslam'a daha sıkı bağlanmasını sağlamaktı. Nitekim Amr bin As bu görevi başarı ile yerine getirdi ve isyancıları mağlup ederek bölgeyi emniyete aldı. Amr bin As peygamberimizin sağlığında daha birçok önemli görev aldı. Kabe'nin putlardan arındırılması sonucu civar bölgelerdeki kabilelerin puthaneleri de yıkıldı. Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) in görevlendirmesi ile Beni Huzeyl kabilesinin putu olan Suva putu bizzat Amr bin As tarafından parçalandı. Gatafanlıların zekatlarını tahsil etmekle görevlendirildi. Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) in katipliğini yaptı. Uman'a elçi olarak görevlendirildi. Uman kralı müslüman olmayı kabul edince Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) in vefatına kadar bölgede valilik görevi yürüttü.<br />
Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) in son dönemlerinde ortaya çıkan ve vefatı ile İslam Devleti'ni tehdit eden ridde hareketlerini bastırmak için halife Hz. Ebu Bekir (R.A.) ordu toplamaya başladı. Amr bin As'ı Uman'dan çağırdı. Amr bin As yola çıkmadan önce bölgedeki idarecilere Hz. Ebu Bekir'e (R.A.) bağlı kalmalarını istedi. Nitekim yaşanan ridde savaşlarında Uman bölgesi Medine'deki merkezi idareye her zaman bağlı kaldı. Bunda hem Umanlıların samimi inançları hem de Amr bin As'ın başarılı idaresi sonucu halkın O'na karşı sevgi ve saygısı neden oldu. Ridde savaşlarında Amr bin As halife Hz. Ebu Bekir (R.A.) tarafından Kulaa bölgesindeki isyancıları bastırmakla görevlendirildi. Daha önce Zatü's-selasil gazvesinde de bu bölgedeki müşriklerle savaşan Amr bin As yine onlara karşı zafer kazandı ve isyanı bastırdı.<br />
<br />
  Dinden dönenlerle ve yalancı peygamberlerle yapılan ridde savaşları sona erince halife Hz. Ebu Bekir (R.A.) iki büyük ordu hazırlayıp Irak ve Suriye bölgelerine eş zamanlı fetih hareketine başladı. Amr bin As ordusu ile Suriye bölgesine ilerledi ve Filistin bölgesini fethi ile görevlendirildi.Ne var ki Doğu Roma devleti kalabalık bir ordu ile Filistin bölgesini savunmak için harekete geçti.Amr bin As romalılara oranla sayıca az oldukları için savaştan kaçındı ve halifeden destek istedi.Halife Hz. Ebu Bekir'in (R.A.) emri ile Irak'ta bulunan Halid bin Velid, Yezid bin Ebu Sufyan ve Şurahbil bin Hasene desteğe geldi. 634 yılının temmuz ayında Ecnadeyn'de doğu roma ordusu ile İslam Ordusu karşılaştı. 20 bin kişilik İslam Ordusu'na karşılık 80 bin kişilik doğu roma birliği vardı. İslam Ordusu bu savaşı kazanmayı başardı ve Filistin bölgesinde idareyi eline aldı. Yaklaşık bir yıl sonra İslam Ordusu Dımaşk (Şimdiki Şam) şehrini fethederek Suriye'de hakimiyet sağladı. Dımaşk şehrinin düşmesi üzerine doğu roma bölgeye yaklaşık 200 bin kişilik bir kuvvet gönderdi. Tüm güçlerini birleştiren İslam Ordusu ise 50 bin kişi idi. Yermük'te 636 yılında yapılan savaştan İslam Ordusu galibiyetle ayrılınca Suriye'deki roma hakimiyeti kesin olarak bitmiş oldu. Amr bin As yapılan tüm bu savaşlarda birlikleri ile hazır bulundu. Halid bin Velid, Yezid bin Ebu Süfyan, Şurahbil bin Hasene ve Ebu Ubeyde İslam Ordusu'nun diğer komutanlar idi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mısır'ın Fethi</span><br />
<br />
  Suriye'de yaşadıkları yenilgi sonrası birçok roma birliği, idarecileri ve komutanları Mısır'da bulunan roma şehirlerine kaçmıştı. Buralarda yeniden organize olup saldırıya geçme tehlikesi olduğu için İslam Devleti için Mısır'ın fethi bir zorunluluk oldu. Bunun yanında Mısır'daki tarımsal üretim ve başta İskenderiye'nin akdenizdeki ticari rolü düşünüldüğünde Mısır fethinin önemi daha da artmaktaydı. Amr bin As 640 yılında Ferma şehrini alarak Mısır'daki ilk fethini gerçekleştirdi. Ferma'da güvenlik ve idareyi oluşturduktan sonra Amr bin As Bülbeys şehrine doğru yola çıktı. Yol boyunca irili ufaklı roma birlikleri ile çarpışan müslümanlar Bülbeys şehrini de 641 yılında fethettiler.Bülbeys'ten sonra romalılar müslümanların Babilon'u fethedeceğini düşünüp şehrin savunmasını güçlendirmek için civardaki yerleşimlerden de destek aldılar. Amr bin As bir liman kenti olan Ümmü Düneyn'in Babilon savunması sonucu zayıf kaldığını öğrenince bu şehre hareket etti ve Ümmü Düneyn'i fethetti.Ümmü Düneyn'in fethinden sonra Amr bin As Mısır'ın merkezi olan Babilon şehrine doğru yola çıktı. Halife Hz. Ömer'in (R.A.) gönderdiği destek birlikleri ile 10 bin kişilik ordusu ile Babilon şehrini kuşattı.Yaşanan yoğun çarpışmalar sonucu müslümanlar şehre girmeyi başardı ve Ravda adasına sığınan savunucuların cizye vermeyi kabul etmeleri üzerine saldırıyı durdurdular. Çünkü halife Hz. Ömer (R.A.) islamiyete girmeyi ya da cizye vermeyi kabul edenlere karşı savaşmamalarını emretmişti. Yapılan Babilon anlaşması ile Mısır halkı cizye vermeyi kabul etti ve şehir 641 yılında fethedildi. Amr bin As Harice bin Huzayfe'yi Babilon'un savunması için görevlendirip İskenderiye şehrine hareket etti. İskenderiye o dönemde Akdeniz'deki en önemli ticaret merkezi ve romanın Konstantinapolis'ten sonraki en önemli kenti idi. Yol boyunca birkaç kez karşılarına çıkan romalı birliklerle savaşan müslümanlar yol üzerindeki Kiryeven kalesini de fethedip İskenderiye şehrine vardılar. Amr bin As Kiryeven kalesinin fethi sırasında ok ile yaralandı. Müslümanların Mısır topraklarında bu kadar rahat hareket etmesinin en önemli sebebi bölgenin yerli halklarından aldıkları destekti. Mısır'ın yerlileri romalı idarecilerin kendilerini ikinci sınıf vatandaş ve hatta köle olarak görmesinden son derece rahatsızdı. Doğu Roma Mısır'ın yerli halkı olan kıptilerin silahlanmasını bile yasaklamıştı. Bunun sonucu olarak Mısırlılar Amr bin As komutanlığındaki müslümanlara karşı gelmek bir yana ellerinden geldiğince yardımcı oldular. 642 yılında kuşatılan İskenderiye şehri yaklaşık 3 ay süren kuşatmanın ardından fethedildi.Şehir halkı ile Babilon anlaşmasına benzer bir anlaşma yapıldı ve herkes özgür bırakıldı.İskenderiye'den sonra Berka şehri savaşa gerek kalmadan fethedildi ve nihayet Mısır'a bağlı son şehir Trablusgarp fethedildi ve böylece tüm Mısır bölgesi İslam Devleti idaresine girmiş oldu. İskenderiye'nin fethinden 3 yıl sonra Hz. Osman'ın (R.A.) halifeliği döneminde romalı birlikler gemilerle gelip şehrin idaresini almışlarsa da halifenin görevlendirmesi ile şehre gelen Amr bin As şehri geri almış ve oldukça yüklü ganimet elde etmişti.<br />
<br />
  Halife Hz. Ömer'in (R.A.) şehadetinden sonra kurulan şura tarafından halife seçilen Hz. Osman (R.A.) bir süre sonra devlet idaresinde bazı değişikliklere gitti ve önemli valiliklerde görev değişikliği yaptı. Mısır'da da Amr bin As'ı valilikten azledip yerine Abdullah bin Sa'd'ı atadı. Belaruzi, Markızi ve Suyuti gibi tarihçiler bu değişikliğin İskenderiye'deki isyandan önce olduğunu belirtirken Taberi, İbn Kesir ve İbnü'l Esir gibi tarihçiler ise Amr bin As'ın İskenderiye isyanını bastırdıktan sonra valilikten azledildiğini yazar. Mısır'ı islam dünyasına kazandıran, o bölgedeki birçok imar ve yerleşim düzeni oluşturan ve kısa sayılamayacak bir süre bölgede idarecilik yapan, Hz. Ömer (R.A.) döneminde Medine'de yaşanan kıtlık nedeni ile birçok kervan gönderip şehrin kıtlığı atlatmasında yardımcı olan Amr bin As'ın bu azledilmeyi kabullenip köşesine çekilmesi zaten pek mümkün değildi. Bununla birlikte tabirimiz caiz ise ''at izinin it izine karıştığı'' Hz. Osman (R.A.) dönemi birçok tarihçi açısından belirsizlikle doludur. Hatta ve hatta Kufe, Basra ve Mısır'dan gelip Hz. Osman'ı (R.A.) şehit edenlerin Mısır'dan gelenlerinin Amr bin As tarafından desteklendiği iftirası dahi atılmıştır. Hz. Osman (R.A.) dönemi karışıklıkları bir tarafa (inşallah başka bir çalışmada o konuyu da gücümüz yettiğince yazarız) Amr bin As'ın Mısır valiliğinden azli konusunda halife ile ters düştüğü doğru fakat O'na karşı oluşan bu şer hareketinde bulunmadığı da açık ve nettir. Aksi olsa idi şehit halife Hz. Osman'ın (R.A.) yakın akrabası olan ve katillerinin bulunması için halife Hz. Ali'ye (R.A.) baskı yapan Muaviye bin Ebu Süfyan'ın yanında nasıl yer alırdı?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sıffin Savaşı</span><br />
<br />
  Mısır valiliğinden azledildikten sonra bir süre Medine'de kalan Amr bin As halifeye olan muhalefetin yükselmesi sonucu Medine'den ayrıldı. İyice kontrolden çıkan fitne hareketinin halife Hz. Osman'ın (R.A.) şehadetine sebep olacağını tahmin etmiş ve tanıdığı tanımadığı tüm müslümanları bu konuda uyarmıştır. Halifenin şehit edilmesinden sonra bir süre Filistin'de kalan Amr bin As ardından Şam'a giderek Muaviye bin Ebu Süfyan'ın yanında bulundu. Muaviye Hz. Ali'den (R.A.) şehit halife Hz. Osman'ın (R.A.) katillerinin bulunup cezalandırılmasını istedi. Muaviye ile Hz. Ali (R.A.) arasında çıkan bu anlaşmazlık zamanla büyüdü ve savaş boyutuna vardı. Hz. Ali (R.A.) ile Hz. Aişe arasındaki Cemel Savaşına katılmayan Amr bin As Muaviye ile Hz. Ali'nin (R.A.) karşı karşıya geldiği Sıffin Savaşında Muaviye tarafında yer alıyordu. 657 yılında Sıffin'de yaşanan savaş yoğun ve şiddetli idi. Savaşın 3. günü sonunda Hz. Ali (R.A.) tarafında 25 bin Muaviye tarafında ise 45 bin asker ölmüştü.Hz. Ali'nin (R.A.) komutanlarından olan Kinte kabilesi lideri Eş'as bin Kays yaptığı konuşma ile iki tarafın da çok kayıp verdiğini ve müslümanların çok güçsüz kaldığını, rumların ya da iranlıların müslümanlara saldırabileceğini söyledi. Bu sözlerin Muaviye'ye ulaşması sonucu askerlerine Kur'an-ı Kerim'i mızraklarının ucuna bağlamalarını emretti.( Kaynak ; Hz. Ali (R.A.) Hayatı, Şahsiyeti ve Dönemi, Prof. Ali Muhammed Sallabi, s.537,Ravza Yayınları 7. Baskı) Şia tarihçileri bu emri Amr bin As'ın verdiğini iddia etmiştir. Muaviye tarafının yaptığı bu hamle sonucu savaş sona ermiş ve iki taraf bir sonraki Ramazan ayında anlaşma için bir araya gelmeyi kararlaştırarak kendi bölgelerine dönmüştür<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hakem Olayı</span><br />
<br />
  Sıffin savaşı sonunda anlaşıldığı gibi bir sonraki ramazan ayında Muaviye ve Hz. Ali (R.A.) tarafları anlaşıldığı üzere Ezruh'ta bir araya geldiler. Fakat Hz. Ali (R.A.) haricilerle olan mücadelesi nedeni ile bu toplantıya katılamadı. Hz. Ali (R.A.) tarafında Ebu Musa el Eşari bulunuyordu. Muaviye'nin tarafında ise Amr bin As yeralıyordu. Ebu Musa el Eşari peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) in arkadaşı ve sahabe idi. Basra valiliği de dahil birçok önemli devlet görevinde bulunmuş biriydi. Tahkim için o zamana kadar tarafsız kalmış birçok isimde gelmişti. Muğribe bin Şube, Abdullah bin Ömer ve Abdullah bin Zübeyr bunlardan bazılarıydı.Sıffin savaşı sonunda alınan karara göre hakem olayında iki tarafın hakemi arasındaki uzlaşmayı hem Muaviye hem de Hz. Ali (R.A.) tanıyacaktı. Hz. Ali (R.A.) muhalefetin bitmesini ve başta Muaviye olmak üzere Şamlıların kendisini halife olarak tanıyıp biat etmelerini istiyordu. Muaviye tarafı ise şehit halife Hz. Osman'ın (R.A.) katillerinin yakalanmasını ve cezalandırılmasını istiyordu. Bu gerçekleşmeden Hz. Ali'ye (R.A.) biat etmeyeceklerini bildiriyorlardı. İlk bakışta çok basit gibi görünen bu olay aslında Hz. Osman'a (R.A.) karşı çıkan muhalefete dayanıyordu. Hz. Ali (R.A.) halifeliğinde de bu muhalefet ile mücadele etmek zorunda kalmış yaşanan toplumsal karmaşa katillerin bulunmasını geciktirmişti nitekim tahkim olayına katılamamasının sebeplerinden biri de daha önce Hz. Osman'a (R.A.) muhalefet edenlerin kendisine de muhalefet etmeye başlaması olmuştu. Hakem olayında taraflar anlaşma sağlayamadı ve bu olaydan sonra Şamlılar Muaviye'yi kendileri için halife olarak görmeye başladılar. Ama gelgelelim şia taraftarları hakem olayında Amr bin As'ın Ebu Musa el Eşari'yi kandırdığını ve iki hakemin Hz. Ali'yi (R.A.) halifelikten azlettikten sonra Amr bin As'ın Muaviye'yi halife ilan ettiğini yazarlar. Böyle bir durum en başta anlaşmanın kendisine aykırıdır zira alınan kararı tarafların kabul etmesi için önce iki tarafın hakemi tarafından da kabul edilmesi gerekir. Böyle bir durum Hz. Ali'yi (R.A.) temsil eden Ebu Musa tarafından kabul edilmeyeceği için gerçekleşemez dahası kendi taraftarları gözünde şehit halife Hz. Osman'ın (R.A.) katillerinin cezalandırılmasını isteyerek meşruluk kazanan Muaviye ne diye birden halifeliğe talip olup yakaladığı meşruluğu tehlikeye atsın ? Ama dönemin tüm tarihsel şartlarına ters bu iddia ve iftiralar maalesef 90 yıl süren Emevi iktidarından sonra başlayan Abbasi egemenliğinde yazılıp çizilerek önceki Emevi hanedanlığının meşruluğunu kaybetmesi için uğraşılmıştır.<br />
<br />
  Hakem olayından sonra Muaviye ile Hz. Ali (R.A.) arasındaki tüm bağlar kopmuş ve İslam Devletindeki birlik yokolmuştur. Amr bin As emrindeki askerlerle beraber Mısır'a hareket etmiş ve Mısır'da Hz. Ali'nin (R.A.) valisi konumundaki Hz Ebu Bekir'in de oğlu olan Muhammed bin Ebu Bekir'i mağlup edip Mısır'ın tekrar hakimi olmuştur. Amr bin As askerlerine her ne kadar Muhammed bin Ebu Bekir'in sağ getirilmesini emretse de Muhammed bin Ebu Bekir kendisini esir eden Muaviye bin Hudeyc tarafından öldürüldü.<br />
<br />
  Diğer tarafta hariciler yaşanan olaylardan hem Hz. Ali'yi (R.A.) hem de Muaviye bin Ebu Süfyan'ı sorumlu tutuyordu.17 Ramazan 40 ta ( 24 Ocak 661) yapacakları suikastlerle Hz. Ali (R.A.), Muaviye bin Ebu Süfyan ve Amr bin As'ı öldürme kararı aldılar. Abdurrahman bin Mülcem Hz. Ali'yi (R.A.) , Haccac bin Abdilah Muaviye bin Ebu Sufyan'ı , Amr bin Bekir'de Amr bin As'ı zehirli kılıçla öldüreceklerdi. Muaviye korumaları sayesinde o saldırıdan kurtuldu. Amr bin As o gün hasta olduğu için namaz kıldıramadı. Namazı kıldırması için bir başkasını görevlendirdi. Suikastçi bu kişiyi Amr bin As sanıp öldürünce yakalandı ve Amr bin As tarafından öldürüldü. Hz. Ali (R.A.) ise maalesef bu saldırıdan kurtulamayarak şehit düştü.<br />
<br />
  Muaviye'nin iktidarı döneminde de bir süre Mısır valiliği yapan Amr bin As tahminen 663 yılında yaklaşık 90 yaşlarında iken vefat etti.<br />
<br />
<br />
Yararlanılan Kaynaklar : <br />
<br />
1-İslam Siyaset Geleneğinde Amr b. el-As, Adem Apak, Ankara Okulu Yayınları<br />
2-Hz. Ali (R.A.) Hayatı, Şahsiyeti, Dönemi, Prof. Ali Muhammed Sallabi, Ravza Yayınları<br />
3-TDV İslam Ansiklopedisi<br />
4-Amr b. As'a Yöneltilen Eleştirilerin İncelenmesi, Abdullah Çimen]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Amr bin As'ın hangi tarihte doğduğu tartışmalıdır. 572, 573 ve 577 yılları genel kabul görmüştür. Amr bin As Sehmoğulları kabilesine mensup As bin Vail'in oğludur. Sehmoğulları ile peygamber efendimiz Hz. Muhammed'in (S.A.V.) mensubu olduğu Haşimoğulları arasında çok önceki yıllara dayanan bir rekabet ve anlaşmazlık vardı. Bu durumun üzerine As bin Vail'in Yemenli bir tüccara borcunu ödememesi nedeniyle kurulan Hilfü'l-fudül teşkilatı ile iki kabile arasındaki anlaşmazlık daha da arttı. Zira Hilfü'l-fudül teşkilatı Mekke'ye dışarıdan gelen tüccarların güvenle ticaret yapmaları amacı ile kurulmuş ve aralarında peygamberimiz de dahil Haşimoğulları, Muttalipoğulları, Esedoğulları, Zühreoğulları ve Teymoğulalrı tarafından kurulmuştu. Sehmoğulları, Adiyoğulları ve yanlarında bulunanlar ise Hilfü'l-fudül teşkilatına karşıydı. Bu olaydan da anlaşılacağı gibi Amr bin As'ın babası olan As bin Vail Mekke'de itibar sahibi, zengin bir tüccar ve oldukça paragöz birisiydi. Ayrıca Taif şehrinde üzüm bağları vardı. As bin Vail tüccarlık ve çiftçilik yanında kumaş dokuma, kasaplık yapıyor ve hayvanlar için tedavi amaçlı ilaç hazırlayıp satıyordu. Hz. Muhammed'in (S.A.V.) islamiyete davetini reddetmiş ve hicretten yaklaşık bir ay sonra ölmüştür. Amr bin As babasına çok bağlı ve onunla gurur duyan bir insandı. Annesi Selma bint Hermele Beni Anze kabilesine mensuptur. Beni Anze kabilesi Beni Celan kabilesi ile olan savaşı kaybedince Selma bint Hermele cariye yapılmış ve Ukaz panayırında Fakih bin Muğire'ye satılmıştır. Ardından Abdullah bin Cüd'an'a sonra da As bin Vail'e satılmıştır. Annesinin bu durumu düşmanları tarafından Amr bin As'a hakaret ve aşağılama amaçlı sürekli hatırlatılmıştır.Kardeşi Hişam hicretten önce islamiyeti seçmiş ve babası As bin Vail tarafından çeşitli baskı ve dayatmalara maruz kalmıştır. Önce babası, o ölünce de akrabaları tarafından uzun bir süre hapis hayatı yaşayan Hişam Hendek savaşından sonra hapisten kurtuldu ve Medine'ye gitti. Ecnadeyn savaşında şehit oldu. Amr bin As'ın Hişam dışında da kardeşleri vardı fakat kendileri hakkında kaynaklarda sağlıklı bilgiler yoktur. Amr bin As'ın dört eşi ve iki çocuğu oldu. Eşleri Rayta bint Münebbih, Havle bint Hamza, Ümmü Gülsüm bint Ukbe ve Atike bint Zeyd idi. Çocuklarının ismi Muhammed ve Abdullah'tı. Abdullah kendisinden önce müslüman olmuştu. Zehebi Abdullah bin Amr'ın yediyüz hadis rivayet ettiğini yazar. Bazı kaynaklar Amr bin As ile oğlu Abdullah arasında sadece 12 yaş olduğunu yazar. Bu doğru olmamakla birlikte Amr bin As'ın ilk eşi olan Rayta bint Münebbih ile erken yaşta evlenip çocuk sahibi olduğu bir gerçektir. Bu evliliğinin sonucu olarak Amr bin As erken yaşta ailesinin geçimi için birçok meslek yapmıştır.<br />
<br />
  Amr bin As'ın kabilesi olan Sehmoğulları ile peygamberimizin mensubu olduğu Haşimoğulları arasında geçmişten gelen rekabet, Hilfü'l-fudül teşkilatının As bin Vail alehine oluşması ve ilave olarak Sehmoğulları kabilesinin Kabe içindeki putlara sunulan mal ve paraları toplama görevinde olması gibi nedenlerle Sehmoğulları kabilesi İslamiyete karşı tavır aldılar. Aralarında Amr bin As'ın kardeşi Hişam bin As gibi islamiyete giren mensupları olsa da kabile liderleri olarak İslamiyetin yayılmasına karşı mücadele ettiler. Müslümanların Mekke'de yaşadıkları baskının artması sonucu Habeşistan'a (şimdiki Etiyopya civarı) hicret etmeleri Mekkeli müşrikleri harekete geçirdi ve Amr bin As bu bölgede ticari faaliyette bulunduğu ve kralı ile ileri gelenleri arasında nüfuz sahibi olduğu için Abdullah bin Rabia ile birlikte iki kez kralın huzuruna çıkmış ve Mekkeli müslümanları kendilerine teslim etmesini istemiştir. Fakat Habeşistan kralı bu isteğini geri çevirdi ve müslümanlara destek oldu. Bazı tarihçiler buraya yaptığı ikinci ziyaretten sonra müslüman olduğunu yazsa da genel kanı Hendek savaşından sonra Mekke fethinden önce müslüman olduğu yönündedir. Akabe biatlarının ardından İslamiyet'in Medine'de de yayıldığını öğrenen müşriklerin ileri gelenlerinden oluşan bir heyet ile Medine'ye gidip Hz. Muhammed'e (S.A.V.) verdikleri desteği geri çekmeleri için Evs ve Hazrec kabileleri ile görüştüler. Mekke'deki müşrik kabilelerin ileri gelenlerinden oluşan bu heyette Amr bin As'ın da Sehmoğullarını temsilen bulunması bize bu dönemde O'nun kabilesinin önderi olarak görüldüğünü gösterir. Fakat Evs ve Hazrec kabileleri Mekkeli müşriklerin teklifini reddetmişlerdir.<br />
<br />
  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bedir Savaşı</span><br />
<br />
  Amr bin As Bedir savaşına sebep olan Şam kervanını Ebu Süfyan ile birlikte idare ediyordu. Kervanın başında oldukları için Bedir savaşına katılamadı. Savaşta Sehmoğullarından Münebbih ve Nübeyh bin Haccac öldürülünce ( hicrette peygamberimizin evini basıp O'nu öldürmek isteyenler ) Sehmoğullarının lideri resmen Amr bin As oldu ve Mekke'de oldukça önemli bir konuma geldi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uhud Savaşı</span><br />
<br />
  Bedir savaşında yaşanan yenilgi sonrası Mekkeli müşrikler Ebu Süfyan ve Amr bin As'ın başındaki kervan gelirleri ile büyük bir ordu kurdular. Amr bin As civar bölgelerden paralı askerler toplayarak güçlerini arttırdı. Bu savaşta müşrik orduları komutanları Halid bin Velid, İkrime bin Ebu Cehil, Safvan bin Ümeyye ve Amr bin As'tı. Ordunun başında ise Ebu Süfyan bulunuyordu. Savaşın sonucu iki taraf içinde kesin bir zafer olmadı ve Mekkeli müşrikler yeni bir saldırı hazırlığına başladılar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hendek Savaşı</span><br />
<br />
Uhud savaşı ile cesaretlenen müşrikler Mekke çevresindeki putperest arapları da güçlerine dahil ettiler. Medine'de bulunan Beni Nadir ve Beni Kurayza yahudileri ile de ortak hareket ederek kuvvetlenen müşrikler Medine'ye saldırı başlattı. Müslümanlar şehrin etrafını geniş ve derin hendeklerle çevreleyip şehri başarı ile savundular. Amr bin As ve Halid bin Velid birlikte bu savaşta önemli görevler üstlenseler de başarılı olamadılar. Bu savaş Amr bin As'ın ve aynı zamanda Halid bin Velid'in müslümanlara karşı bulundukları son savaş oldu.<br />
<br />
  Amr bin As'ın islamiyete girişi şia mezhebi tarihçileri tarafından bolca çarptırılmıştır. Birçoğu Hendek savaşından sonra müslümanların daha güçlü olduğunu farkettiği için islamiyete girdiğini yazar. Gerçekte olan ise, Amr bin As Hendek savaşından sonra Mekke'den ayrılmış ve Taif'teki babasından kalan çiftlikte bir süre kalmıştır. Hudeybiye anlaşması sırasında da Taif'te olan Amr bin As buradan Habeşistan'a geçmiştir. Muhtemelen burada müslüman olma kararı alan Amr bin As Habeşistan'dan dönünce dostları Osman bin Talha ve Halid bin Velid'in de müslüman olmak istediklerini öğrenince birlikte Medine'ye gidip peygamber efendimiz Hz. Muhammed'in (S.A.V.) huzuruna varıp müslüman oldular. Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Onlar'ı '' Mekke ciğerparelerini bize gönderdi'' diyerek karşılamıştır. Böylece islamiyete Mekke fethinden önce giren Amr bin As bu tercihi ile Mekke'deki tüm konumunu ve servetini de kaybetmişti. Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) kendisini Zatü's-selasil gazvesinde komutanlık vererek onurlandırdı. Amacı hem Amr'ın komutanlık yeteneğinden faydalanmak hem de yeni müslüman olmuş Mekke'nin bir zamanlar en önemli isimlerinden olan Amr'ın İslam'a daha sıkı bağlanmasını sağlamaktı. Nitekim Amr bin As bu görevi başarı ile yerine getirdi ve isyancıları mağlup ederek bölgeyi emniyete aldı. Amr bin As peygamberimizin sağlığında daha birçok önemli görev aldı. Kabe'nin putlardan arındırılması sonucu civar bölgelerdeki kabilelerin puthaneleri de yıkıldı. Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) in görevlendirmesi ile Beni Huzeyl kabilesinin putu olan Suva putu bizzat Amr bin As tarafından parçalandı. Gatafanlıların zekatlarını tahsil etmekle görevlendirildi. Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) in katipliğini yaptı. Uman'a elçi olarak görevlendirildi. Uman kralı müslüman olmayı kabul edince Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) in vefatına kadar bölgede valilik görevi yürüttü.<br />
Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) in son dönemlerinde ortaya çıkan ve vefatı ile İslam Devleti'ni tehdit eden ridde hareketlerini bastırmak için halife Hz. Ebu Bekir (R.A.) ordu toplamaya başladı. Amr bin As'ı Uman'dan çağırdı. Amr bin As yola çıkmadan önce bölgedeki idarecilere Hz. Ebu Bekir'e (R.A.) bağlı kalmalarını istedi. Nitekim yaşanan ridde savaşlarında Uman bölgesi Medine'deki merkezi idareye her zaman bağlı kaldı. Bunda hem Umanlıların samimi inançları hem de Amr bin As'ın başarılı idaresi sonucu halkın O'na karşı sevgi ve saygısı neden oldu. Ridde savaşlarında Amr bin As halife Hz. Ebu Bekir (R.A.) tarafından Kulaa bölgesindeki isyancıları bastırmakla görevlendirildi. Daha önce Zatü's-selasil gazvesinde de bu bölgedeki müşriklerle savaşan Amr bin As yine onlara karşı zafer kazandı ve isyanı bastırdı.<br />
<br />
  Dinden dönenlerle ve yalancı peygamberlerle yapılan ridde savaşları sona erince halife Hz. Ebu Bekir (R.A.) iki büyük ordu hazırlayıp Irak ve Suriye bölgelerine eş zamanlı fetih hareketine başladı. Amr bin As ordusu ile Suriye bölgesine ilerledi ve Filistin bölgesini fethi ile görevlendirildi.Ne var ki Doğu Roma devleti kalabalık bir ordu ile Filistin bölgesini savunmak için harekete geçti.Amr bin As romalılara oranla sayıca az oldukları için savaştan kaçındı ve halifeden destek istedi.Halife Hz. Ebu Bekir'in (R.A.) emri ile Irak'ta bulunan Halid bin Velid, Yezid bin Ebu Sufyan ve Şurahbil bin Hasene desteğe geldi. 634 yılının temmuz ayında Ecnadeyn'de doğu roma ordusu ile İslam Ordusu karşılaştı. 20 bin kişilik İslam Ordusu'na karşılık 80 bin kişilik doğu roma birliği vardı. İslam Ordusu bu savaşı kazanmayı başardı ve Filistin bölgesinde idareyi eline aldı. Yaklaşık bir yıl sonra İslam Ordusu Dımaşk (Şimdiki Şam) şehrini fethederek Suriye'de hakimiyet sağladı. Dımaşk şehrinin düşmesi üzerine doğu roma bölgeye yaklaşık 200 bin kişilik bir kuvvet gönderdi. Tüm güçlerini birleştiren İslam Ordusu ise 50 bin kişi idi. Yermük'te 636 yılında yapılan savaştan İslam Ordusu galibiyetle ayrılınca Suriye'deki roma hakimiyeti kesin olarak bitmiş oldu. Amr bin As yapılan tüm bu savaşlarda birlikleri ile hazır bulundu. Halid bin Velid, Yezid bin Ebu Süfyan, Şurahbil bin Hasene ve Ebu Ubeyde İslam Ordusu'nun diğer komutanlar idi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mısır'ın Fethi</span><br />
<br />
  Suriye'de yaşadıkları yenilgi sonrası birçok roma birliği, idarecileri ve komutanları Mısır'da bulunan roma şehirlerine kaçmıştı. Buralarda yeniden organize olup saldırıya geçme tehlikesi olduğu için İslam Devleti için Mısır'ın fethi bir zorunluluk oldu. Bunun yanında Mısır'daki tarımsal üretim ve başta İskenderiye'nin akdenizdeki ticari rolü düşünüldüğünde Mısır fethinin önemi daha da artmaktaydı. Amr bin As 640 yılında Ferma şehrini alarak Mısır'daki ilk fethini gerçekleştirdi. Ferma'da güvenlik ve idareyi oluşturduktan sonra Amr bin As Bülbeys şehrine doğru yola çıktı. Yol boyunca irili ufaklı roma birlikleri ile çarpışan müslümanlar Bülbeys şehrini de 641 yılında fethettiler.Bülbeys'ten sonra romalılar müslümanların Babilon'u fethedeceğini düşünüp şehrin savunmasını güçlendirmek için civardaki yerleşimlerden de destek aldılar. Amr bin As bir liman kenti olan Ümmü Düneyn'in Babilon savunması sonucu zayıf kaldığını öğrenince bu şehre hareket etti ve Ümmü Düneyn'i fethetti.Ümmü Düneyn'in fethinden sonra Amr bin As Mısır'ın merkezi olan Babilon şehrine doğru yola çıktı. Halife Hz. Ömer'in (R.A.) gönderdiği destek birlikleri ile 10 bin kişilik ordusu ile Babilon şehrini kuşattı.Yaşanan yoğun çarpışmalar sonucu müslümanlar şehre girmeyi başardı ve Ravda adasına sığınan savunucuların cizye vermeyi kabul etmeleri üzerine saldırıyı durdurdular. Çünkü halife Hz. Ömer (R.A.) islamiyete girmeyi ya da cizye vermeyi kabul edenlere karşı savaşmamalarını emretmişti. Yapılan Babilon anlaşması ile Mısır halkı cizye vermeyi kabul etti ve şehir 641 yılında fethedildi. Amr bin As Harice bin Huzayfe'yi Babilon'un savunması için görevlendirip İskenderiye şehrine hareket etti. İskenderiye o dönemde Akdeniz'deki en önemli ticaret merkezi ve romanın Konstantinapolis'ten sonraki en önemli kenti idi. Yol boyunca birkaç kez karşılarına çıkan romalı birliklerle savaşan müslümanlar yol üzerindeki Kiryeven kalesini de fethedip İskenderiye şehrine vardılar. Amr bin As Kiryeven kalesinin fethi sırasında ok ile yaralandı. Müslümanların Mısır topraklarında bu kadar rahat hareket etmesinin en önemli sebebi bölgenin yerli halklarından aldıkları destekti. Mısır'ın yerlileri romalı idarecilerin kendilerini ikinci sınıf vatandaş ve hatta köle olarak görmesinden son derece rahatsızdı. Doğu Roma Mısır'ın yerli halkı olan kıptilerin silahlanmasını bile yasaklamıştı. Bunun sonucu olarak Mısırlılar Amr bin As komutanlığındaki müslümanlara karşı gelmek bir yana ellerinden geldiğince yardımcı oldular. 642 yılında kuşatılan İskenderiye şehri yaklaşık 3 ay süren kuşatmanın ardından fethedildi.Şehir halkı ile Babilon anlaşmasına benzer bir anlaşma yapıldı ve herkes özgür bırakıldı.İskenderiye'den sonra Berka şehri savaşa gerek kalmadan fethedildi ve nihayet Mısır'a bağlı son şehir Trablusgarp fethedildi ve böylece tüm Mısır bölgesi İslam Devleti idaresine girmiş oldu. İskenderiye'nin fethinden 3 yıl sonra Hz. Osman'ın (R.A.) halifeliği döneminde romalı birlikler gemilerle gelip şehrin idaresini almışlarsa da halifenin görevlendirmesi ile şehre gelen Amr bin As şehri geri almış ve oldukça yüklü ganimet elde etmişti.<br />
<br />
  Halife Hz. Ömer'in (R.A.) şehadetinden sonra kurulan şura tarafından halife seçilen Hz. Osman (R.A.) bir süre sonra devlet idaresinde bazı değişikliklere gitti ve önemli valiliklerde görev değişikliği yaptı. Mısır'da da Amr bin As'ı valilikten azledip yerine Abdullah bin Sa'd'ı atadı. Belaruzi, Markızi ve Suyuti gibi tarihçiler bu değişikliğin İskenderiye'deki isyandan önce olduğunu belirtirken Taberi, İbn Kesir ve İbnü'l Esir gibi tarihçiler ise Amr bin As'ın İskenderiye isyanını bastırdıktan sonra valilikten azledildiğini yazar. Mısır'ı islam dünyasına kazandıran, o bölgedeki birçok imar ve yerleşim düzeni oluşturan ve kısa sayılamayacak bir süre bölgede idarecilik yapan, Hz. Ömer (R.A.) döneminde Medine'de yaşanan kıtlık nedeni ile birçok kervan gönderip şehrin kıtlığı atlatmasında yardımcı olan Amr bin As'ın bu azledilmeyi kabullenip köşesine çekilmesi zaten pek mümkün değildi. Bununla birlikte tabirimiz caiz ise ''at izinin it izine karıştığı'' Hz. Osman (R.A.) dönemi birçok tarihçi açısından belirsizlikle doludur. Hatta ve hatta Kufe, Basra ve Mısır'dan gelip Hz. Osman'ı (R.A.) şehit edenlerin Mısır'dan gelenlerinin Amr bin As tarafından desteklendiği iftirası dahi atılmıştır. Hz. Osman (R.A.) dönemi karışıklıkları bir tarafa (inşallah başka bir çalışmada o konuyu da gücümüz yettiğince yazarız) Amr bin As'ın Mısır valiliğinden azli konusunda halife ile ters düştüğü doğru fakat O'na karşı oluşan bu şer hareketinde bulunmadığı da açık ve nettir. Aksi olsa idi şehit halife Hz. Osman'ın (R.A.) yakın akrabası olan ve katillerinin bulunması için halife Hz. Ali'ye (R.A.) baskı yapan Muaviye bin Ebu Süfyan'ın yanında nasıl yer alırdı?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sıffin Savaşı</span><br />
<br />
  Mısır valiliğinden azledildikten sonra bir süre Medine'de kalan Amr bin As halifeye olan muhalefetin yükselmesi sonucu Medine'den ayrıldı. İyice kontrolden çıkan fitne hareketinin halife Hz. Osman'ın (R.A.) şehadetine sebep olacağını tahmin etmiş ve tanıdığı tanımadığı tüm müslümanları bu konuda uyarmıştır. Halifenin şehit edilmesinden sonra bir süre Filistin'de kalan Amr bin As ardından Şam'a giderek Muaviye bin Ebu Süfyan'ın yanında bulundu. Muaviye Hz. Ali'den (R.A.) şehit halife Hz. Osman'ın (R.A.) katillerinin bulunup cezalandırılmasını istedi. Muaviye ile Hz. Ali (R.A.) arasında çıkan bu anlaşmazlık zamanla büyüdü ve savaş boyutuna vardı. Hz. Ali (R.A.) ile Hz. Aişe arasındaki Cemel Savaşına katılmayan Amr bin As Muaviye ile Hz. Ali'nin (R.A.) karşı karşıya geldiği Sıffin Savaşında Muaviye tarafında yer alıyordu. 657 yılında Sıffin'de yaşanan savaş yoğun ve şiddetli idi. Savaşın 3. günü sonunda Hz. Ali (R.A.) tarafında 25 bin Muaviye tarafında ise 45 bin asker ölmüştü.Hz. Ali'nin (R.A.) komutanlarından olan Kinte kabilesi lideri Eş'as bin Kays yaptığı konuşma ile iki tarafın da çok kayıp verdiğini ve müslümanların çok güçsüz kaldığını, rumların ya da iranlıların müslümanlara saldırabileceğini söyledi. Bu sözlerin Muaviye'ye ulaşması sonucu askerlerine Kur'an-ı Kerim'i mızraklarının ucuna bağlamalarını emretti.( Kaynak ; Hz. Ali (R.A.) Hayatı, Şahsiyeti ve Dönemi, Prof. Ali Muhammed Sallabi, s.537,Ravza Yayınları 7. Baskı) Şia tarihçileri bu emri Amr bin As'ın verdiğini iddia etmiştir. Muaviye tarafının yaptığı bu hamle sonucu savaş sona ermiş ve iki taraf bir sonraki Ramazan ayında anlaşma için bir araya gelmeyi kararlaştırarak kendi bölgelerine dönmüştür<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hakem Olayı</span><br />
<br />
  Sıffin savaşı sonunda anlaşıldığı gibi bir sonraki ramazan ayında Muaviye ve Hz. Ali (R.A.) tarafları anlaşıldığı üzere Ezruh'ta bir araya geldiler. Fakat Hz. Ali (R.A.) haricilerle olan mücadelesi nedeni ile bu toplantıya katılamadı. Hz. Ali (R.A.) tarafında Ebu Musa el Eşari bulunuyordu. Muaviye'nin tarafında ise Amr bin As yeralıyordu. Ebu Musa el Eşari peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) in arkadaşı ve sahabe idi. Basra valiliği de dahil birçok önemli devlet görevinde bulunmuş biriydi. Tahkim için o zamana kadar tarafsız kalmış birçok isimde gelmişti. Muğribe bin Şube, Abdullah bin Ömer ve Abdullah bin Zübeyr bunlardan bazılarıydı.Sıffin savaşı sonunda alınan karara göre hakem olayında iki tarafın hakemi arasındaki uzlaşmayı hem Muaviye hem de Hz. Ali (R.A.) tanıyacaktı. Hz. Ali (R.A.) muhalefetin bitmesini ve başta Muaviye olmak üzere Şamlıların kendisini halife olarak tanıyıp biat etmelerini istiyordu. Muaviye tarafı ise şehit halife Hz. Osman'ın (R.A.) katillerinin yakalanmasını ve cezalandırılmasını istiyordu. Bu gerçekleşmeden Hz. Ali'ye (R.A.) biat etmeyeceklerini bildiriyorlardı. İlk bakışta çok basit gibi görünen bu olay aslında Hz. Osman'a (R.A.) karşı çıkan muhalefete dayanıyordu. Hz. Ali (R.A.) halifeliğinde de bu muhalefet ile mücadele etmek zorunda kalmış yaşanan toplumsal karmaşa katillerin bulunmasını geciktirmişti nitekim tahkim olayına katılamamasının sebeplerinden biri de daha önce Hz. Osman'a (R.A.) muhalefet edenlerin kendisine de muhalefet etmeye başlaması olmuştu. Hakem olayında taraflar anlaşma sağlayamadı ve bu olaydan sonra Şamlılar Muaviye'yi kendileri için halife olarak görmeye başladılar. Ama gelgelelim şia taraftarları hakem olayında Amr bin As'ın Ebu Musa el Eşari'yi kandırdığını ve iki hakemin Hz. Ali'yi (R.A.) halifelikten azlettikten sonra Amr bin As'ın Muaviye'yi halife ilan ettiğini yazarlar. Böyle bir durum en başta anlaşmanın kendisine aykırıdır zira alınan kararı tarafların kabul etmesi için önce iki tarafın hakemi tarafından da kabul edilmesi gerekir. Böyle bir durum Hz. Ali'yi (R.A.) temsil eden Ebu Musa tarafından kabul edilmeyeceği için gerçekleşemez dahası kendi taraftarları gözünde şehit halife Hz. Osman'ın (R.A.) katillerinin cezalandırılmasını isteyerek meşruluk kazanan Muaviye ne diye birden halifeliğe talip olup yakaladığı meşruluğu tehlikeye atsın ? Ama dönemin tüm tarihsel şartlarına ters bu iddia ve iftiralar maalesef 90 yıl süren Emevi iktidarından sonra başlayan Abbasi egemenliğinde yazılıp çizilerek önceki Emevi hanedanlığının meşruluğunu kaybetmesi için uğraşılmıştır.<br />
<br />
  Hakem olayından sonra Muaviye ile Hz. Ali (R.A.) arasındaki tüm bağlar kopmuş ve İslam Devletindeki birlik yokolmuştur. Amr bin As emrindeki askerlerle beraber Mısır'a hareket etmiş ve Mısır'da Hz. Ali'nin (R.A.) valisi konumundaki Hz Ebu Bekir'in de oğlu olan Muhammed bin Ebu Bekir'i mağlup edip Mısır'ın tekrar hakimi olmuştur. Amr bin As askerlerine her ne kadar Muhammed bin Ebu Bekir'in sağ getirilmesini emretse de Muhammed bin Ebu Bekir kendisini esir eden Muaviye bin Hudeyc tarafından öldürüldü.<br />
<br />
  Diğer tarafta hariciler yaşanan olaylardan hem Hz. Ali'yi (R.A.) hem de Muaviye bin Ebu Süfyan'ı sorumlu tutuyordu.17 Ramazan 40 ta ( 24 Ocak 661) yapacakları suikastlerle Hz. Ali (R.A.), Muaviye bin Ebu Süfyan ve Amr bin As'ı öldürme kararı aldılar. Abdurrahman bin Mülcem Hz. Ali'yi (R.A.) , Haccac bin Abdilah Muaviye bin Ebu Sufyan'ı , Amr bin Bekir'de Amr bin As'ı zehirli kılıçla öldüreceklerdi. Muaviye korumaları sayesinde o saldırıdan kurtuldu. Amr bin As o gün hasta olduğu için namaz kıldıramadı. Namazı kıldırması için bir başkasını görevlendirdi. Suikastçi bu kişiyi Amr bin As sanıp öldürünce yakalandı ve Amr bin As tarafından öldürüldü. Hz. Ali (R.A.) ise maalesef bu saldırıdan kurtulamayarak şehit düştü.<br />
<br />
  Muaviye'nin iktidarı döneminde de bir süre Mısır valiliği yapan Amr bin As tahminen 663 yılında yaklaşık 90 yaşlarında iken vefat etti.<br />
<br />
<br />
Yararlanılan Kaynaklar : <br />
<br />
1-İslam Siyaset Geleneğinde Amr b. el-As, Adem Apak, Ankara Okulu Yayınları<br />
2-Hz. Ali (R.A.) Hayatı, Şahsiyeti, Dönemi, Prof. Ali Muhammed Sallabi, Ravza Yayınları<br />
3-TDV İslam Ansiklopedisi<br />
4-Amr b. As'a Yöneltilen Eleştirilerin İncelenmesi, Abdullah Çimen]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Halid bin Yezid]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-halid-bin-yezid</link>
			<pubDate>Mon, 30 Jan 2023 11:49:52 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34873">ByMesMes</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-halid-bin-yezid</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şaban Ayında Oruç Tutmak Neden Faziletli?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-saban-ayinda-oruc-tutmak-neden-faziletli</link>
			<pubDate>Thu, 18 Mar 2021 02:00:01 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34318">Bilal sami</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-saban-ayinda-oruc-tutmak-neden-faziletli</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #FF4136;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şaban Ayında Oruç Tutmak Neden Faziletli?</span></span><br />
<br />
<br />
“Üç Aylar”ın ikincisi olan Şaban ayında Peygamber Efendimiz’in tuttuğu ve tutulmasını tavsiye ettiği oruç ve bu orucun fazileti...<br />
aişe-i Sıddıka -radıyallahu anha- Ebu Seleme’ye -radıyallahu anh- tahdıs edip, şöyle demiştir:<br />
<br />
“Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hiçbir ayda Şaban ayındakinden daha çok, nafile oruç tutar değildi. Çünkü Nebiyy-i Zişan, Şaban ayının çoğunda oruç tutardı. Ve:<br />
<br />
-Amellerden (devam etmeye) gücünüzün yeteceği miktarı alınız. Çünkü Allah, sizler (amelden) bıkmadıkça (sevab vermekten) bıkmaz.” buyururdu. (Müslim, 2/811) Ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e en sevimli olan namaz, az olsa bile üzerinde devam edilen namazdı. Rasul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, herhangi bir (nafile) namazı kılmaya başlayınca ona devam ederdi.” (Sahıh-i Buhari, Kitabu’s-Savm 1836)<br />
<br />
Gunyetü’t-Talibın’de Abdülkadir Geylanı Hazretlerinin -rahimehullah ve kuddıse sirruh- Şaban ayı ile ilgili olarak naklettiği hadıs-i şerıfler mealen şöyledir:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">aişe-i Sıddıka -radıyallahu anha- şöyle demiştir:</span><br />
<br />
“Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- öyle oruç tutardı ki, Biz artık orucu bırakmayacak, der idik. Peşpeşe günlerce oruç tutmadığını görünce, Biz, Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem- artık oruç tutmayacak, der idik. Şaban ayında oruç tutmak, O’na daha sevgili idi. Ben:<br />
<br />
-Ey Allah’ın Rasulü!.. Şaban’da senin (çok) oruç tuttuğunu görüyorum. (Bunun hikmeti nedir? diye sordum.) Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
“Ya aişe!.. Bir sene içinde ölecek olan kimselerin isimleri bu ayda (yaşayanların) defterinden silinip, Azrail’e -aleyhisselam- teslım edilir. Oruçlu olduğum halde, ismimin defterden silinip, (diğer deftere kaydedilmesini) arzu ederim.” buyurdu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ümmü Seleme -radıyallahu anha- şöyle demiştir:</span><br />
<br />
“Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ramazan’dan sonra en fazla orucu Şaban (ayın)da tutardı. Bunun sebebi, o sene içinde ölecek olanların isimlerinin, Şaban’da diriler defterinden, ölüler defterine geçirilmesidir. Bir kimse yolculuğa çıkar. (Halbuki onun ismi yaşayanlar defterinden çıkarılıp) o sene ölecek olanların defterine yazılır.” (Gunye 1/186-187)<br />
<br />
“Hz. Enes’den -radıyallahu anh-; Rasul-i Ekrem’e -sallallahu aleyhi ve sellem- en fazıletli oruçtan soruldu. Buyurdular ki:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">-Ramazan-ı şerıfi tazim için tutulan, Şaban orucudur.”</span><br />
<br />
“Hz. aişe’den -radıyallahu anha- Rasulullah’a -sallallahu aleyhi ve sellem- ayların en sevgilisi, kendisini Ramazan ayına kavuşturan Şaban ayı idi, demiştir... ” (Gunye 1/187)<br />
Kaynak: Üç Aylar, Yusuf Demireşik, 288 Sayfa, Sultantepe Yayınları]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #FF4136;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şaban Ayında Oruç Tutmak Neden Faziletli?</span></span><br />
<br />
<br />
“Üç Aylar”ın ikincisi olan Şaban ayında Peygamber Efendimiz’in tuttuğu ve tutulmasını tavsiye ettiği oruç ve bu orucun fazileti...<br />
aişe-i Sıddıka -radıyallahu anha- Ebu Seleme’ye -radıyallahu anh- tahdıs edip, şöyle demiştir:<br />
<br />
“Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hiçbir ayda Şaban ayındakinden daha çok, nafile oruç tutar değildi. Çünkü Nebiyy-i Zişan, Şaban ayının çoğunda oruç tutardı. Ve:<br />
<br />
-Amellerden (devam etmeye) gücünüzün yeteceği miktarı alınız. Çünkü Allah, sizler (amelden) bıkmadıkça (sevab vermekten) bıkmaz.” buyururdu. (Müslim, 2/811) Ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e en sevimli olan namaz, az olsa bile üzerinde devam edilen namazdı. Rasul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, herhangi bir (nafile) namazı kılmaya başlayınca ona devam ederdi.” (Sahıh-i Buhari, Kitabu’s-Savm 1836)<br />
<br />
Gunyetü’t-Talibın’de Abdülkadir Geylanı Hazretlerinin -rahimehullah ve kuddıse sirruh- Şaban ayı ile ilgili olarak naklettiği hadıs-i şerıfler mealen şöyledir:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">aişe-i Sıddıka -radıyallahu anha- şöyle demiştir:</span><br />
<br />
“Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- öyle oruç tutardı ki, Biz artık orucu bırakmayacak, der idik. Peşpeşe günlerce oruç tutmadığını görünce, Biz, Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem- artık oruç tutmayacak, der idik. Şaban ayında oruç tutmak, O’na daha sevgili idi. Ben:<br />
<br />
-Ey Allah’ın Rasulü!.. Şaban’da senin (çok) oruç tuttuğunu görüyorum. (Bunun hikmeti nedir? diye sordum.) Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
“Ya aişe!.. Bir sene içinde ölecek olan kimselerin isimleri bu ayda (yaşayanların) defterinden silinip, Azrail’e -aleyhisselam- teslım edilir. Oruçlu olduğum halde, ismimin defterden silinip, (diğer deftere kaydedilmesini) arzu ederim.” buyurdu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ümmü Seleme -radıyallahu anha- şöyle demiştir:</span><br />
<br />
“Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ramazan’dan sonra en fazla orucu Şaban (ayın)da tutardı. Bunun sebebi, o sene içinde ölecek olanların isimlerinin, Şaban’da diriler defterinden, ölüler defterine geçirilmesidir. Bir kimse yolculuğa çıkar. (Halbuki onun ismi yaşayanlar defterinden çıkarılıp) o sene ölecek olanların defterine yazılır.” (Gunye 1/186-187)<br />
<br />
“Hz. Enes’den -radıyallahu anh-; Rasul-i Ekrem’e -sallallahu aleyhi ve sellem- en fazıletli oruçtan soruldu. Buyurdular ki:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">-Ramazan-ı şerıfi tazim için tutulan, Şaban orucudur.”</span><br />
<br />
“Hz. aişe’den -radıyallahu anha- Rasulullah’a -sallallahu aleyhi ve sellem- ayların en sevgilisi, kendisini Ramazan ayına kavuşturan Şaban ayı idi, demiştir... ” (Gunye 1/187)<br />
Kaynak: Üç Aylar, Yusuf Demireşik, 288 Sayfa, Sultantepe Yayınları]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ebu Cehil'in Cennetteki Hurma Ağacı]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ebu-cehil-in-cennetteki-hurma-agaci</link>
			<pubDate>Tue, 26 Jan 2021 00:36:38 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34068">Hadislerle Yaşa</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ebu-cehil-in-cennetteki-hurma-agaci</guid>
			<description><![CDATA[Ebu Cehil'in Cennetteki Ağacı - İkrime Bin Ebu Cehil<br />
Asrı Saadet Günlüğüm 2/365<br />
<br />
"Cennette Ebu Cehil gibi bir adamın nasıl hurma ağacı olabilir ki! Vallahi o asla cennete giremez."<br />
<br />
Asrı Saadet Günlüğüm'üzün ikinci sayfasında Ebu Cehil'in cennetteki ağacı İkrime bin Ebu Cehil var. Efendimiz Ümmü Seleme (r.a.) validemizin odasında bulunduğu bir gün rüyasında cennetteydi ve gördüğü hurma ağacı çok hoşuna gitmişti. "Bu kimin ağacıdır" diye sorunca da Ebu Cehil'in denmişti. Kendi kendine "Cennette Ebu Cehil gibi bir adamın nasıl hurma ağacı olabilir ki! Vallahi o asla cennete giremez" demiş ve uyanınca rüyasını mübarek eşi Ümmü Seleme(r.a.) annemize anlatmıştı. Mekke'nin fethinden sonra bu rüyası gerçeğe dönüşmüş ve bu hurma ağacının İkrime(r.a.) olduğunu anlamıştı.<br />
<br />
Azgın müşriklerin gözünü kan bürümüştü. Darünnedve'den çıkan karar ise bu cümleyi doğrular nitelikteydi. Masadan o korkunç karar çıkmış ve "En iyi kılıç ustalarımızı Muhammed'in üzerine salarak onu öldürelim. Ondan ancak bu şekilde kurtulabiliriz" demişlerdi. <br />
<br />
Allah Resulünü öldürmek için o gün orada bulunan 12 kişiden birisiydi İkrime. Yatağında Allah Resulünü değilde Hazreti Ali'yi görünce hicret yolunu karış karış izleyen, Sevr'in kapısına kadar gelen kana susamış müşriklerin içindeydi İkrime. İkrime'nin İslam ve Muhammed düşmanlığı elbette bitesi değildi. Hicretin ikinci yılında Resûlullah'ın adına ümmetin firavunu dediği babası Ebu Cehil ile Bedir harbinde yer aldı. Bedir'de yaşadıkları hezimete babası Ebu Cehil'in Müslümanlarca öldürülmesi de eklenince onun kin ve öfkesi daha da artmıştı. Uhud'da elde edecekleri zaferi sağlayan süvari birliğinin başıydı ama Uhud'da ve öncesinde yaptıkları onun kararmış kalbini teskin etmeye yetmiyordu. İkrime daha çok kan koklamak istiyordu. Hendek savaşında müslümanlar safına Hendek'i aşarak geçen az kişiden birisi olmuştu ve düşmanlığı azdıkça azıyordu. Tarihin en kansız fethi olan Mekke Fethi gerçekleştiğinde dahi ilk kan döken isme gözlerimizi çevirdiğimizde karşımızda Ebu Cehil'in oğlu İkrime'yi görüyoruz. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem Mekke fetholununca "haydi Bilal" dedi. "Kabe'nin tepesine çık ve ezan oku." Uzakça bir yerden Bilal-i Habeşi efendimizi Kabe'nin üzerinde ezan okurken gören İkrime, Allah'ım sana hamdolsun diyordu. Allah'ım sana hamdolsun babamı Bedir'de benden aldın ki o bugün şu siyahi kölenin Kabe'nin tepesine çıktığını görmedi. <br />
<br />
Mekke'nin bir müslüman beldesi olmasını bir türlü hazmedemeyen ve son yaptıklarıyla adına ölüm fermanı çıkartılan İkrime, çareyi Yemen'e kaçmakta bulacaktı. Ancak İkrime kaçtıkça İslam peşinden gelecekti, hidayet İkrime'nin gölgesi olmuştu adeta. Alemlerin Rabbi onu arındırmak istiyordu. <br />
<br />
Hanımı Resûlullah'ın huzuruna gelerek İkrime için eman dilemişti. Allah Resulü bu emanı vermekle yetinmemiş ve siyah renkli sarığını da güven işareti olması açısından İkrime'nin hanımına teslim etmişti. İkrime ise deniz yolu ile Yemen'e kaçmak istese de çıkan fırtına sebebiyle yola çıkamamıştı. Hanımı İkrime'nin Yemen'e kaçıyor olduğu haberini almış ve ona yetişmişti. Resûlullah'ın kendisine eman verdiğini söyleyince İkrime ile Mekke'ye dönüşleri başlamıştı bile.<br />
<br />
Şimdi anlatacağım vakada bütün bu şımarıklıklarına rağmen eli kanlı İkrime'nin Resûlullah'ın rahmet deryası içerisinde nasıl paklandığına ve Resûlullah'ın nasıl nezaket ve zarafet sahibi olduğuna şahitlik edeceğiz inşaAllah.<br />
- İşte Ebu Cehil'in oğlu İkrime. Mümin ve muhacir olarak yanımıza geliyor. SAKIN BABASINA KÖTÜ SÖZ SÖYLEMEYİN! Zira, ölüye kötü söz söylemek diriyi rahatsız eder. Ama, ölüye birşey ulaşmaz, buyurdular. Ardından da İkrime'yi sevgi ve hasretle kucaklayarak :<br />
<br />
- Hoşgeldin, süvari muhacir. Bugün kimseye vermediğim her neyi istersen sana vereceğim. Ne dilersen dile.<br />
<br />
- Ey Allah'ın Resûlü, sana yaptığım bütün düşmanlıklardan, sana zarar vermek için attığım her adımdan, yüzüne veya arkandan söylediğim her kötü sözden dolayı Allah'tan affımı dilemeni isterim. Ey Allah'ın Resûlü, Allah'ın kullarını yolundan çevirmek için harcadığım herşeyin en az iki katını şimdi Allah yolunda harcayacağım. Allah'ın yolundan geri çevirmek için verdiğim mücadelenin ve yaptığım harplerin iki katını şimdi yapmaya başlayacağım. Şehid oluncaya kadar cihad edeceğim!<br />
<br />
Öyle de yaptı. Yermuk savaşında aldığı yaralardan ötürü kanlar vücudundan yerlere dökülmekteydi. Kendisine bir ara "hele biraz dinlen, sonra yine savaşırsın" dendiğinde "Karışma" dedi. Ben İslam'a ve Resûlullah'a çok düşmanlık ettim. Mekke'de müslüman olduğumda şehid olmak için cihad edeceğime dair söz vermiştim. Şimdi sözümü tutma zamanı..<br />
Bütün bu düşmanlıkları canıyla ödemek ve Allah'a kendisini bu hizmetiyle affettirmek isteyen Hazreti İkrime, gerçek bir mücahid ve müslüman olarak çarpışarak şehid oldu.<br />
 İşte İslam küfrün beşik noktasından, düşmanlığını toplasak yeryüzünü dolduracak Ebu Cehil'in evinden İkrime(r.a.)'ı çıkardı. Böyle bir İkrime'nin arkasından rahmet okutan, ona şehadet şerbetini içmeyi nasip eden Allah, bize neler nasip etmez ki? Sen dinleyen kardeşim. İşlenmemiş saf bir altınsın. Allah'ın kapısının sana daima açık olduğunu unutma. Günahlarımız çok büyük biliyorum. Ama Allah'ın affı kadar değil bunu da biliyorum ve sende bil istiyorum. Es selamu aleyküm ve rahmetullah.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ebu Cehil'in Cennetteki Ağacı - İkrime Bin Ebu Cehil<br />
Asrı Saadet Günlüğüm 2/365<br />
<br />
"Cennette Ebu Cehil gibi bir adamın nasıl hurma ağacı olabilir ki! Vallahi o asla cennete giremez."<br />
<br />
Asrı Saadet Günlüğüm'üzün ikinci sayfasında Ebu Cehil'in cennetteki ağacı İkrime bin Ebu Cehil var. Efendimiz Ümmü Seleme (r.a.) validemizin odasında bulunduğu bir gün rüyasında cennetteydi ve gördüğü hurma ağacı çok hoşuna gitmişti. "Bu kimin ağacıdır" diye sorunca da Ebu Cehil'in denmişti. Kendi kendine "Cennette Ebu Cehil gibi bir adamın nasıl hurma ağacı olabilir ki! Vallahi o asla cennete giremez" demiş ve uyanınca rüyasını mübarek eşi Ümmü Seleme(r.a.) annemize anlatmıştı. Mekke'nin fethinden sonra bu rüyası gerçeğe dönüşmüş ve bu hurma ağacının İkrime(r.a.) olduğunu anlamıştı.<br />
<br />
Azgın müşriklerin gözünü kan bürümüştü. Darünnedve'den çıkan karar ise bu cümleyi doğrular nitelikteydi. Masadan o korkunç karar çıkmış ve "En iyi kılıç ustalarımızı Muhammed'in üzerine salarak onu öldürelim. Ondan ancak bu şekilde kurtulabiliriz" demişlerdi. <br />
<br />
Allah Resulünü öldürmek için o gün orada bulunan 12 kişiden birisiydi İkrime. Yatağında Allah Resulünü değilde Hazreti Ali'yi görünce hicret yolunu karış karış izleyen, Sevr'in kapısına kadar gelen kana susamış müşriklerin içindeydi İkrime. İkrime'nin İslam ve Muhammed düşmanlığı elbette bitesi değildi. Hicretin ikinci yılında Resûlullah'ın adına ümmetin firavunu dediği babası Ebu Cehil ile Bedir harbinde yer aldı. Bedir'de yaşadıkları hezimete babası Ebu Cehil'in Müslümanlarca öldürülmesi de eklenince onun kin ve öfkesi daha da artmıştı. Uhud'da elde edecekleri zaferi sağlayan süvari birliğinin başıydı ama Uhud'da ve öncesinde yaptıkları onun kararmış kalbini teskin etmeye yetmiyordu. İkrime daha çok kan koklamak istiyordu. Hendek savaşında müslümanlar safına Hendek'i aşarak geçen az kişiden birisi olmuştu ve düşmanlığı azdıkça azıyordu. Tarihin en kansız fethi olan Mekke Fethi gerçekleştiğinde dahi ilk kan döken isme gözlerimizi çevirdiğimizde karşımızda Ebu Cehil'in oğlu İkrime'yi görüyoruz. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem Mekke fetholununca "haydi Bilal" dedi. "Kabe'nin tepesine çık ve ezan oku." Uzakça bir yerden Bilal-i Habeşi efendimizi Kabe'nin üzerinde ezan okurken gören İkrime, Allah'ım sana hamdolsun diyordu. Allah'ım sana hamdolsun babamı Bedir'de benden aldın ki o bugün şu siyahi kölenin Kabe'nin tepesine çıktığını görmedi. <br />
<br />
Mekke'nin bir müslüman beldesi olmasını bir türlü hazmedemeyen ve son yaptıklarıyla adına ölüm fermanı çıkartılan İkrime, çareyi Yemen'e kaçmakta bulacaktı. Ancak İkrime kaçtıkça İslam peşinden gelecekti, hidayet İkrime'nin gölgesi olmuştu adeta. Alemlerin Rabbi onu arındırmak istiyordu. <br />
<br />
Hanımı Resûlullah'ın huzuruna gelerek İkrime için eman dilemişti. Allah Resulü bu emanı vermekle yetinmemiş ve siyah renkli sarığını da güven işareti olması açısından İkrime'nin hanımına teslim etmişti. İkrime ise deniz yolu ile Yemen'e kaçmak istese de çıkan fırtına sebebiyle yola çıkamamıştı. Hanımı İkrime'nin Yemen'e kaçıyor olduğu haberini almış ve ona yetişmişti. Resûlullah'ın kendisine eman verdiğini söyleyince İkrime ile Mekke'ye dönüşleri başlamıştı bile.<br />
<br />
Şimdi anlatacağım vakada bütün bu şımarıklıklarına rağmen eli kanlı İkrime'nin Resûlullah'ın rahmet deryası içerisinde nasıl paklandığına ve Resûlullah'ın nasıl nezaket ve zarafet sahibi olduğuna şahitlik edeceğiz inşaAllah.<br />
- İşte Ebu Cehil'in oğlu İkrime. Mümin ve muhacir olarak yanımıza geliyor. SAKIN BABASINA KÖTÜ SÖZ SÖYLEMEYİN! Zira, ölüye kötü söz söylemek diriyi rahatsız eder. Ama, ölüye birşey ulaşmaz, buyurdular. Ardından da İkrime'yi sevgi ve hasretle kucaklayarak :<br />
<br />
- Hoşgeldin, süvari muhacir. Bugün kimseye vermediğim her neyi istersen sana vereceğim. Ne dilersen dile.<br />
<br />
- Ey Allah'ın Resûlü, sana yaptığım bütün düşmanlıklardan, sana zarar vermek için attığım her adımdan, yüzüne veya arkandan söylediğim her kötü sözden dolayı Allah'tan affımı dilemeni isterim. Ey Allah'ın Resûlü, Allah'ın kullarını yolundan çevirmek için harcadığım herşeyin en az iki katını şimdi Allah yolunda harcayacağım. Allah'ın yolundan geri çevirmek için verdiğim mücadelenin ve yaptığım harplerin iki katını şimdi yapmaya başlayacağım. Şehid oluncaya kadar cihad edeceğim!<br />
<br />
Öyle de yaptı. Yermuk savaşında aldığı yaralardan ötürü kanlar vücudundan yerlere dökülmekteydi. Kendisine bir ara "hele biraz dinlen, sonra yine savaşırsın" dendiğinde "Karışma" dedi. Ben İslam'a ve Resûlullah'a çok düşmanlık ettim. Mekke'de müslüman olduğumda şehid olmak için cihad edeceğime dair söz vermiştim. Şimdi sözümü tutma zamanı..<br />
Bütün bu düşmanlıkları canıyla ödemek ve Allah'a kendisini bu hizmetiyle affettirmek isteyen Hazreti İkrime, gerçek bir mücahid ve müslüman olarak çarpışarak şehid oldu.<br />
 İşte İslam küfrün beşik noktasından, düşmanlığını toplasak yeryüzünü dolduracak Ebu Cehil'in evinden İkrime(r.a.)'ı çıkardı. Böyle bir İkrime'nin arkasından rahmet okutan, ona şehadet şerbetini içmeyi nasip eden Allah, bize neler nasip etmez ki? Sen dinleyen kardeşim. İşlenmemiş saf bir altınsın. Allah'ın kapısının sana daima açık olduğunu unutma. Günahlarımız çok büyük biliyorum. Ama Allah'ın affı kadar değil bunu da biliyorum ve sende bil istiyorum. Es selamu aleyküm ve rahmetullah.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fedakar Anne - Ümmü Süleym(r.a.) Asrı Saadet Günlüğüm 1/365]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-fedakar-anne-ummu-suleym-r-a-asri-saadet-gunlugum-1-365</link>
			<pubDate>Sat, 16 Jan 2021 20:28:52 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=34068">Hadislerle Yaşa</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-fedakar-anne-ummu-suleym-r-a-asri-saadet-gunlugum-1-365</guid>
			<description><![CDATA[Kıyamıyoruz değil mi henüz 4-6-8 ya da 10 yaşındaki çocuklarımızı ekmek almaya dahi göndermeye.. <br />
<br />
Bizler çocuklarımızın iyi bir meslek sahibi olması için ciddi çabalar gösteriyoruz. Senelerce onların sabahın soğuğunda okula gitmesine oradan gireceğim ki bu yüzden göz yumabiliyoruz tabirini kullanacağım. Ancak mesele sabah namazına geldiğinde kıyamıyor ve "üşür, hasta olur" diyerek onları sabah namazına kaldırmıyoruz. Bu demek değil ki çocuklarımızı okula göndermeyeceğiz, bu demek değil ki onları bu dünyanın dışında yetiştireceğiz. Kesinlikle bu demek değil bu. Ancak çocuklarımızı dünyalıklar için böylece eğitmek için verdiğimiz mücadeleyi Allah yolunda yetişmesi için veriyor muyuz? Meslekler geçicidir, dünya hayatı eğlenceden ibarettir. Hayır ve hasenat ölümsüzdür. <br />
<br />
Asrı Saadet Günlüğümüzün bugünkü sayfasında Fedakârlığı tarihe kazınmış olan Ümmü Süleym (r.anha) var. Kocası "kendin ne yaparsan yap ama eğer bu dini evlatlarıma da aşılamaya kalkarsan sizi bırakır giderim" tehtidinde bulunduktan sonra yine bir gün onu oğulları Bera ve Enes'e İslam'ı telkin ederken görmüştü. Bunun üzerine evi terkedip Şam yolunda kan davalısı tarafından küfür üzere öldürülmüştü. Ümmü Süleym validemizin Allah ilk fedakarlığı çocuklarının babasından Allah'ın rızasını kazanmak üzere vazgeçmesiydi. Kocası öldürüldükten sonra Ümmü Süleym iki yıl dul kaldı. İki yıl dul kalması ise bu fedakarlığın devamı niteliği taşıyordu. İman kalbe nüfüz ederse dışa vurumu fedakarlık olur dostlar..<br />
Evlenmek isteyen onlarcasına "şuanda işim var, evliliği düşünmüyorum" demişti. Peki Neydi işi? <br />
<br />
Ben çocuklarımın imanı için gayret gösteriyor ve mücadele veriyorum. Bu yüzden evliliği düşünmüyorum demişti. Ümmü Süleym'in Allah yolunda fedakarlıkları saadet asrında yaşayanların <span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">her</span> birinde olduğu gibi saymakla bitesi değildi. Biz dilimizin döndüğünü size aktaracağız.<br />
<br />
Bilmeliyiz ki çocuklarımızı Allah yolunda yürütünce bize yürüyecekler. Bilmeliyiz ki, Allah için feda edince bize bağışlanacaklar. Selam olsun onlara.. İbrahim aleyhisselam'a, oğlu İsmail aleyhisselam, ona yerine feda edeceği bir kurbanlık gönderilince mi bağışlandı yoksa o Allah'ın rızası için canından çok sevdiği İsmail'ini Allah yolunda feda etmekten geri kalmadığı için mi?<br />
<br />
Kişisel gelişim ve güçlü karakter için şu ikisi oldukça mühimdir:<br />
<br />
1-Kuran'ı rehber,<br />
2-Resûlullah'ı önder edinmek.<br />
<br />
Tebük'te şöyle buyurmuşlardı: <br />
<br />
1-İyi biliniz ki, sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabıdır.<br />
2-Sünnetlerin en hayırlısı ise Muhammed'in sünnetleridir.<br />
<br />
Allah ve Resûlü'nü dünya ve içindekilerden daha fazla sevmedikçe kâmil mümin olunmaz. Sadece seviyorum demekle de olmaz. Çocuklarımızı cennete yürütmenin yolu, önce onları Kitabullah yolunda yürütmekten geçer. Anne vicdanı hassastır. Biliyorum onları çok seviyorsunuz. Zaten çok sevdiğinizi bildiğim ve onları emin bir yola koymanız için gönlünüzde canlandırmanızı istediğim kısa bir örneği Asrı Saadet'ten size getiriyorum.<br />
Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem'in Medine'ye hicreti, orada bulunan müslümanlar tarafından coşku ve heyecanla karşılandı. Hepsi ona hizmet aşkıyla yanıp tutuşuyorlardı. Maddi konumu yüksek müslümanlar, Peygamberimizin ihtiyaçlarını karşılarken, ellerinde avuçlarında kendi ihtiyaçları için bile imkanı olmayanlar, Allah Resulü'ne ikram edecek kıymette birşey bulamayınca üzülüyorlardı. Ümmü Süleym(r.anh), fakir ve yoksuldu. Geçimlerini temin etmekte de zorlanıyorlardı. Çokça düşünmüş, uykuları kaçmış ama Peygamberine götürebilecek birşey bulamamıştı. Hazreti Enes radıyallahu anh henüz on yaşındaydı. Biricik Enes'inin elinden tutup huzura geldi.<br />
-Ey Allah'ın Resulü! Dünya malı namına sana ikram edecek tek bir şeyim dahi yok. Kabul buyurursanız oğlum Enes hizmetkârınız olsun.<br />
<br />
Hediyesi, bütün dünya mallarından kıymetli ve herkesten fedakarcaydı. Ya Enes'e ne demeliydi? 10 yaşında bir çocuğu ninesine, dedesine bırakırken dahi orada kalmak istemezken Hazreti Enes İsmaili bir teslimiyetle Resûlullah'ın evine çıkagelmişti. İsmail aleyhisselam,  Babası İbrahim'e "Hiç tereddüt etmeden: “Babacığım! Sana emredilen neyse onu yap; inşallah beni sabredenlerden bulacaksın” diye cevap vermişti. İman nüfuz ederse gönüle, tezahürü fedakârlık olur dostlar..<br />
Henüz on yaşındaki şefkat ve ilgiye muhtaç yavrusunu odası her gün ziyaretçilerle dolup taşan ve özellikle bütün Arap Yarımadası'nın gözlerini üzerine diktiği Allah Resûlü gibi bir zatın hizmetine vermek herkesin harcı değildi. Ümmü Süleym (r.anh) bunu gönülden yapmıştı. Fedakarlığın hat safhada olduğu bir dönemde Resûlullah'a sevgisini yakinen gösterenlerden birisi olmuş ve Peygamberimizde bu sevginin karşılığı olarak Enes'i hizmetine kabul etmişti.<br />
Hazreti Enes -ki Allah ondan razı olsun- Bedir Gazvesi'ne yaşı küçük olduğu için savaşçı olarak iştirak edememiş ancak yine de Peygamberimizin yanında bulunmuştu. Daha sonra Hudeybiye Antlaşması, Hayber seferi, Mekke’nin fethi, Huneyn Gazvesi, Tâif kuşatması ve Vedâ haccında da Resûlullah'ın yanında bulundu. Allah Resulü'ne hizmetiyle tanındı ve en çok hadis rivayet eden(rivayetlerinde derin titizlik gösteren) sahâbîlerden birisi olarak bizlere ışık tuttu.<br />
<br />
Kur'an ve sünnet ahlakı ile yetiştirmek istediğimiz çocuklarımız için fedakârlık edelim ki, bizler Ümmü Süleym(r.anh) ile evlatlarımız da Hazreti Enes (r.anh) ile aynı cennete talip olabilelim. Allah hepsinden ebeden razı olsun. Es selamu aleyküm ve rahmetullah.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kıyamıyoruz değil mi henüz 4-6-8 ya da 10 yaşındaki çocuklarımızı ekmek almaya dahi göndermeye.. <br />
<br />
Bizler çocuklarımızın iyi bir meslek sahibi olması için ciddi çabalar gösteriyoruz. Senelerce onların sabahın soğuğunda okula gitmesine oradan gireceğim ki bu yüzden göz yumabiliyoruz tabirini kullanacağım. Ancak mesele sabah namazına geldiğinde kıyamıyor ve "üşür, hasta olur" diyerek onları sabah namazına kaldırmıyoruz. Bu demek değil ki çocuklarımızı okula göndermeyeceğiz, bu demek değil ki onları bu dünyanın dışında yetiştireceğiz. Kesinlikle bu demek değil bu. Ancak çocuklarımızı dünyalıklar için böylece eğitmek için verdiğimiz mücadeleyi Allah yolunda yetişmesi için veriyor muyuz? Meslekler geçicidir, dünya hayatı eğlenceden ibarettir. Hayır ve hasenat ölümsüzdür. <br />
<br />
Asrı Saadet Günlüğümüzün bugünkü sayfasında Fedakârlığı tarihe kazınmış olan Ümmü Süleym (r.anha) var. Kocası "kendin ne yaparsan yap ama eğer bu dini evlatlarıma da aşılamaya kalkarsan sizi bırakır giderim" tehtidinde bulunduktan sonra yine bir gün onu oğulları Bera ve Enes'e İslam'ı telkin ederken görmüştü. Bunun üzerine evi terkedip Şam yolunda kan davalısı tarafından küfür üzere öldürülmüştü. Ümmü Süleym validemizin Allah ilk fedakarlığı çocuklarının babasından Allah'ın rızasını kazanmak üzere vazgeçmesiydi. Kocası öldürüldükten sonra Ümmü Süleym iki yıl dul kaldı. İki yıl dul kalması ise bu fedakarlığın devamı niteliği taşıyordu. İman kalbe nüfüz ederse dışa vurumu fedakarlık olur dostlar..<br />
Evlenmek isteyen onlarcasına "şuanda işim var, evliliği düşünmüyorum" demişti. Peki Neydi işi? <br />
<br />
Ben çocuklarımın imanı için gayret gösteriyor ve mücadele veriyorum. Bu yüzden evliliği düşünmüyorum demişti. Ümmü Süleym'in Allah yolunda fedakarlıkları saadet asrında yaşayanların <span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">her</span> birinde olduğu gibi saymakla bitesi değildi. Biz dilimizin döndüğünü size aktaracağız.<br />
<br />
Bilmeliyiz ki çocuklarımızı Allah yolunda yürütünce bize yürüyecekler. Bilmeliyiz ki, Allah için feda edince bize bağışlanacaklar. Selam olsun onlara.. İbrahim aleyhisselam'a, oğlu İsmail aleyhisselam, ona yerine feda edeceği bir kurbanlık gönderilince mi bağışlandı yoksa o Allah'ın rızası için canından çok sevdiği İsmail'ini Allah yolunda feda etmekten geri kalmadığı için mi?<br />
<br />
Kişisel gelişim ve güçlü karakter için şu ikisi oldukça mühimdir:<br />
<br />
1-Kuran'ı rehber,<br />
2-Resûlullah'ı önder edinmek.<br />
<br />
Tebük'te şöyle buyurmuşlardı: <br />
<br />
1-İyi biliniz ki, sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabıdır.<br />
2-Sünnetlerin en hayırlısı ise Muhammed'in sünnetleridir.<br />
<br />
Allah ve Resûlü'nü dünya ve içindekilerden daha fazla sevmedikçe kâmil mümin olunmaz. Sadece seviyorum demekle de olmaz. Çocuklarımızı cennete yürütmenin yolu, önce onları Kitabullah yolunda yürütmekten geçer. Anne vicdanı hassastır. Biliyorum onları çok seviyorsunuz. Zaten çok sevdiğinizi bildiğim ve onları emin bir yola koymanız için gönlünüzde canlandırmanızı istediğim kısa bir örneği Asrı Saadet'ten size getiriyorum.<br />
Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem'in Medine'ye hicreti, orada bulunan müslümanlar tarafından coşku ve heyecanla karşılandı. Hepsi ona hizmet aşkıyla yanıp tutuşuyorlardı. Maddi konumu yüksek müslümanlar, Peygamberimizin ihtiyaçlarını karşılarken, ellerinde avuçlarında kendi ihtiyaçları için bile imkanı olmayanlar, Allah Resulü'ne ikram edecek kıymette birşey bulamayınca üzülüyorlardı. Ümmü Süleym(r.anh), fakir ve yoksuldu. Geçimlerini temin etmekte de zorlanıyorlardı. Çokça düşünmüş, uykuları kaçmış ama Peygamberine götürebilecek birşey bulamamıştı. Hazreti Enes radıyallahu anh henüz on yaşındaydı. Biricik Enes'inin elinden tutup huzura geldi.<br />
-Ey Allah'ın Resulü! Dünya malı namına sana ikram edecek tek bir şeyim dahi yok. Kabul buyurursanız oğlum Enes hizmetkârınız olsun.<br />
<br />
Hediyesi, bütün dünya mallarından kıymetli ve herkesten fedakarcaydı. Ya Enes'e ne demeliydi? 10 yaşında bir çocuğu ninesine, dedesine bırakırken dahi orada kalmak istemezken Hazreti Enes İsmaili bir teslimiyetle Resûlullah'ın evine çıkagelmişti. İsmail aleyhisselam,  Babası İbrahim'e "Hiç tereddüt etmeden: “Babacığım! Sana emredilen neyse onu yap; inşallah beni sabredenlerden bulacaksın” diye cevap vermişti. İman nüfuz ederse gönüle, tezahürü fedakârlık olur dostlar..<br />
Henüz on yaşındaki şefkat ve ilgiye muhtaç yavrusunu odası her gün ziyaretçilerle dolup taşan ve özellikle bütün Arap Yarımadası'nın gözlerini üzerine diktiği Allah Resûlü gibi bir zatın hizmetine vermek herkesin harcı değildi. Ümmü Süleym (r.anh) bunu gönülden yapmıştı. Fedakarlığın hat safhada olduğu bir dönemde Resûlullah'a sevgisini yakinen gösterenlerden birisi olmuş ve Peygamberimizde bu sevginin karşılığı olarak Enes'i hizmetine kabul etmişti.<br />
Hazreti Enes -ki Allah ondan razı olsun- Bedir Gazvesi'ne yaşı küçük olduğu için savaşçı olarak iştirak edememiş ancak yine de Peygamberimizin yanında bulunmuştu. Daha sonra Hudeybiye Antlaşması, Hayber seferi, Mekke’nin fethi, Huneyn Gazvesi, Tâif kuşatması ve Vedâ haccında da Resûlullah'ın yanında bulundu. Allah Resulü'ne hizmetiyle tanındı ve en çok hadis rivayet eden(rivayetlerinde derin titizlik gösteren) sahâbîlerden birisi olarak bizlere ışık tuttu.<br />
<br />
Kur'an ve sünnet ahlakı ile yetiştirmek istediğimiz çocuklarımız için fedakârlık edelim ki, bizler Ümmü Süleym(r.anh) ile evlatlarımız da Hazreti Enes (r.anh) ile aynı cennete talip olabilelim. Allah hepsinden ebeden razı olsun. Es selamu aleyküm ve rahmetullah.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz. Ali ve iki adam.]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-hz-ali-ve-iki-adam</link>
			<pubDate>Fri, 18 Dec 2020 17:37:46 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-hz-ali-ve-iki-adam</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Hz. Ali’nin Hilafet devrinde yanına iki adam geldi. Biri</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-Ben bu adama dokuz dirhem karşılığında bir elbise sattım. Değeri düşük para getirirse almayacağımı söyledim ama bu yine kenarları kesik para getirdi. Ben almam dediğim zaman beni tokatladı, dedi.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Ali diğerine döndü,</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-Bu adamın parasını değiştir, dedi.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu emir yerine getirildi. Bu defa şikayet edene döndü.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-Sana tokat vurduğına dair şahit isterim dedi.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Adam bunu da ispatladı. Hz. Ali,</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-Haydi, onun sana vurduğu kadar sende ona vur, dedi.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-Ben ona hakkımı helal ediyorum.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-Pekala, sen bilirsin. Hakkını helal etmene hiçkimsenin diyeceği olamaz.</span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sonra kırbacı aldı ve adamı dövdü.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-Ben ona olan hakkımı helal etmiştim.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-Biliyorum. Benim bu verdiğim ceza devlete ait bir haktır. Devlet, bir insanın diğer insana haksız yere tokat vurmasına göz yumamaz dedi.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Hz. Ali’nin Hilafet devrinde yanına iki adam geldi. Biri</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-Ben bu adama dokuz dirhem karşılığında bir elbise sattım. Değeri düşük para getirirse almayacağımı söyledim ama bu yine kenarları kesik para getirdi. Ben almam dediğim zaman beni tokatladı, dedi.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Ali diğerine döndü,</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-Bu adamın parasını değiştir, dedi.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu emir yerine getirildi. Bu defa şikayet edene döndü.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-Sana tokat vurduğına dair şahit isterim dedi.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Adam bunu da ispatladı. Hz. Ali,</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-Haydi, onun sana vurduğu kadar sende ona vur, dedi.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-Ben ona hakkımı helal ediyorum.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-Pekala, sen bilirsin. Hakkını helal etmene hiçkimsenin diyeceği olamaz.</span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sonra kırbacı aldı ve adamı dövdü.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-Ben ona olan hakkımı helal etmiştim.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-Biliyorum. Benim bu verdiğim ceza devlete ait bir haktır. Devlet, bir insanın diğer insana haksız yere tokat vurmasına göz yumamaz dedi.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>