<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İslami Forum - İslam Dünyası]]></title>
		<link>https://islamiforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İslami Forum - https://islamiforum.net]]></description>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 20:57:17 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Mescid-i Aksa Neresidir?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-mescid-i-aksa-neresidir</link>
			<pubDate>Tue, 11 May 2021 14:12:09 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=20513">afitap</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-mescid-i-aksa-neresidir</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Mescid-i Aksa Neresidir?</span></span></span></span></div>
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/rkjchOm6k6s" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><div style="text-align: left;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Mescid-i Aksa Neresidir?</span></span></span></span></div>
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Times New Roman;" class="mycode_font"><iframe class="inline-block max-w-full" width="560" height="315" src="//www.youtube.com/embed/rkjchOm6k6s" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[NEDEN İRAN?…]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-neden-iran-%E2%80%A6</link>
			<pubDate>Sat, 03 Apr 2021 12:47:16 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30402">Müslümanca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-neden-iran-%E2%80%A6</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: left;" class="mycode_align">
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Ya İslam’a olan düşmanlıklarından ya da İslam düşmanlarının propagandalarından etkilendikleri için İslam İnkılabı’na düşman olan, onun karşı safında yer almaya niyetlenenlerin, İnkılabı sevenlere, İmam’a itaat edenlere sordukları ilk sorulardan biridir “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Neden İran?</span>” sorusu. İçi boş ve sığ bir soru olmasına rağmen kimileri mal bulmuş mağribi gibi sarılırlar bu soruya ve hemen ardından hiçbir tarihi ve bölgesel hakikate dayanmayan diğer itirazlarını ileri sürerler. İşte biz de bu yazımızda biz bu sorulara ve buna benzer şekilde üretilmiş olan ve hemen hepimizin sosyal medya vb. ortamlarda karşılaştığımız itirazlara cevap vermeye çalışacağız.</span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Öncelikle “Neden İran?” sorusunun cevabından başlamak istiyoruz. Bu soru, hakkı ve hakikati arayıp bulmak isteyenlerce sorulmuşsa cevabı oldukça kolay olan, ama hakkı bulmak amacıyla değil de onunla mücadele etmek ve ellerindeki batılı hak olarak lanse etmek isteyenlerce sorulmuşsa, ayet ve hadislerle izah etseniz bile, hatta mucizeler gösterseniz dahi ikna edici bir cevabı olmayan bir sorudur. Bu yüzden soruyu soranın psikolojik yapısını, hangi safta bulunduğunu ve bu soruyu sorma amacını iyi tahlil etmek gerekir. Biz sorunun içinde barındırdığı çelişkileri ve tarihsel alt yapısını irdeleyerek cevap vermeye çalışacağız.</span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Bu bağlamda bize göre <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Neden İran?</span>” sorusu, özellikle Kur’an’da defaatle kendilerinden ve sapmalarından söz edilmiş olan “siyonist” Yahudilerin, Peygamberleri a.s. inkar için kullandıkları bütün argümanları  ve hakka sırtını dönmenin bahanesini oluşturan bütün itirazları içinde barındırmaktadır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu soru aslında kibrin, hasedin, hakka olan düşmanlığın, nifağın ve inadın bütün boyutlarının yansımasıdır. Çünkü, hakkı arayan birinin o hakla karşılaştığında onda eksik bulma gayretine girmeyeceği gün gibi açıktır ki zaten arasa da bulamayacağı için onun hak olduğunu hemen kabullenecektir. Ama derdi hak olmayanın ilk işi “buzağının rengini, beneklerini, yaşını ve hatta boynuzunu ” sormak, berrak olanı bulanıklaştırmaya çalışmaktır. Ki bu da siyonist mantığının en temel özelliğidir.</span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Malumunuzdur ki Medine Yahudileri, Medine’ye geleceğini bildikleri peygambere tabi olmak için oraya göç etmiş ve bu peygamber geldiğinde müşriklerden intikam alacaklarını onlara sürekli olarak tekrar etmiş olan Yahudilerdi. Bunlar, görünüşte hak için, hakka ulaşmak için yerlerini terketmiş olan hak aşıklarıydı. Ama önemli bir sorun vardı oda bunlar hakka şartlı olarak bağlıydılar ve Peygamberin kendi kavimlerinden olmasını bekliyorlardı. Ve bu yüzden de bekledikleri Peygamber s.a.a zuhur edip şehirlerine hicret ettiğinde O’na s.a.a. ilk karşı çıkan ve O’nu s.a.a. ilk inkar eden bunlar oldu. Oysa bu Yahudiler Kur’an’ın tabiriyle Resulullah’ı s.a.a. “kendi çocuklarını tanıdıklarından daha iyi tanıyorlardı”</span> ve zaten bu Yahudilerin anlattıklarından dolayı Medine’deki müşrikler Resulullah’ın s.a.a çağrısını duyunca hemen iman etmişlerdi. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ama Yahudiler, “Neden bir arap peygamber oluyor? Peygamberlik Yahudilerin hakkıdır” türünden itirazlarla hakka sırtlarını dönüyorlardı.</span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Bu, Yahudilerin (siyonist olanların) ilk inkarı da değildi. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Onlar bütün Peygamberlerine a.s. hep bu minvalde itiraz etmiş, ya soylarını beğenmeyip “neden o soydan peygamber geldi ki?” diyerek peygamberliği kendi soylarına has kabul etmişler, ya da zenginlik veya fakirliğini beyan edip Allah’ın c.c. her seçimine “neden?” itirazıyla karşı çıkmışlardı. Tıpkı şeytan gibi Yahudiler de “neden” sorusunu kibirlerini dışa yansıtmak için kullanmışlardı. Bugün İslam İnkılabına yönelik “neden” sorusunun temelinde işte bu gerçek yatmaktadır.  Bu yüzden itirazın hedefi hakkı bulmak değil, onunla mücadele etmek ve onu inkar etmektir aslında ve bu “neden”, “keşke olmasaydı”yı içinde barındırmaktadır.</span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Biz de buna karşı “neden olmasın? “diye soruyoruz şimdi</span>. Hakikaten “neden olmasın?” Neden İslam İnkılabı’nı sevmeyelim? Neden İran’da gerçekleşen İslam İnkılabı’na gönül vermeyelim, takip etmeyelim, desteklemeyelim? <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hakkın, Allah’ın c.c. tayin ettiği bir coğrafyası mı var? Hak, sadece bir coğrafyanın veya bir ırkın esiri midir? Allah c.c. bir kavmi diğerine üstün mü yaratmıştır? Üstünlük bireylerde olduğu gibi halklarda da “takva” ile değil midir? Bir insan hakkı arıyorsa ve o hak kendi coğrafyasında değil de başka bir coğrafya da zuhur etmişse ona sırtını mı dönmelidir? Yoksa hak, insanların heva ve heveslerinden bağımsız olarak hak edenin temsil ettiği bir nur mudur? Hakkı elde etmek için gayret gösterenlere o hak Allah’ın bir lütfu değil midir? </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mesela Peygamberimiz s.a.a Arap yarımadasında zuhur etti diye İran’dakilerin veya ve Anadolu’dakilerin O’nu s.a.a. inkar etme hakları var mıdır? Ya da Mekke’deki Peygamberi Medine’dekiler “neden Mekke? ” diye red mi etmişlerdir?</span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Bu sorular uzar gider ve akıl sağlığı yerinde, niyeti halis olan biri bunların cevabını gereği gibi verebilir elbette. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ama “neden İran?” diyenlere İran’ın İslam İnkılabı olduğunu, İslami hükümleri “anayasa” kabul ettiğini, Allah’ın c.c. haramlarını yasakladığını, bu minvalde içki, kumar ve fuhşun icrasının, üretilmesinin yasak olduğunu, yeryüzünün tüm mazlumlarına din, mezhep ve ırk ayrımı gözetmeksizin yardımda bulunduğunu, aslında İran’ın bir coğrafya olduğunu, kavim ismi olmadığını, itiraz edenlerin kendi kavimlerinin de o coğrafyanın sakinlerinden olduğunu, İslam İnkılabının başında Resulullah s.a.a gibi sade yaşayan, saray yapmayıp saray yıkan, lüksü, şatafatı, israfı “itibar” kabul etmeyen, izzeti ve şerefi Allah’ın c.c. yolunda gitmekte arayan seyyidlerin bulunduğunu ve bunların kafirlere zalimlere karşı şiddetli, mazlumlara karşı şefkatli olduğunu da hatırlatmak gerekir. </span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Yine de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“biz geçmişte şöyle büyük bir kavimdik, İslam’a şöyle hizmet ettik, böyle hizmet ettik”</span> derlerse Allah’ın c.c. onları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“</span><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ey îmân edenler! Sizden kim dîninden dönerse (bilsin ki), Allah ileride (onların yerine) öyle bir kavim getirir ki, (O) onları sever; ve (onlar da) O’nu severler; (o bahtiyâr insanlar) mü’ minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı şiddetlidirler! Allah yolunda cihâd ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar! İşte bu, Allah’ın bir ihsânıdır ki, onu (kendi lütfundan rızâsına yönelen kullarından)dilediğine verir. Çünkü Allah, Vâsi’ (ihsânı bol olan) dır,  Alîm (hakkıyla bilen)dir. (Maide 54)</span> ayetini hatırlatmak gerekir. Eğer geçmişte söyledikleri gibi ataları İslam’a hizmet etmiş olsalar bile bugün onların yerinde olanların her türlü haramı meşrulaştırdığı, İslam düşmanlarıyla dost olduğu, ümmeti türlü bahanelerle ayrıştırmaya çalıştığı hakikati ortada durmaktadır.</span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Buna rağmen atalarının, İran İslam İnkılabı’ndan önce, İran’da yine kendileri gibi saray sahibi olanlarla yaptıkları savaşları dile getirip o atalarının yolunda gitmekte ısrar ederlerse <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Onlara: ‘Allah’ın indirdiklerine uyun’ denilse, onlar: ‘Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye  uyarız’ derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?</span>” ayetiyle mukabelede bulunmak akıl sahiplerini hakka davet için yeterli olacaktır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ayrıca geçmişine bu kadar “iman” etmiş olanların o geçmişin (velev ki bütünüyle hayırla dolu olsa bile) bugünü kurtaramayacağını, şeytanın, inkarından önceki geçmişinin tamamen ibadet ve itaat ile dolu olduğunu bilmeleri de yararlarına olacaktır. Nasıl ki şeytanın dünü, bugününü kurtaramamışsa, geçmişlerin “iyilikleri” bugünkülerin kötülüklerini temizleyemeyecektir. </span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Bu aşamalardan sonra  hemen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“ama İran hiç kafirlerle savaşmadı ki?”</span> itirazı gelecektir ki az önceki paragrafta İran İslam İnkılabı’nın öncesinin de bu itirazı öne sürenlerin geçmişi gibi saltanat olduğunu ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bizim açımızdan içerdiği hakikat bakımından “İran”ın, İslam İnkılabından sonraki İran olduğunu anlatmak gerekir.</span> Yine de bu itiraz sahipleri şunu da bilmelidirler ki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İslam, yeryüzüne yayılırken hem doğuda hem batıda, hem kuzeyde hem güneyde kafirler vardı. Küfür sadece batıya has bir kavram değildi. Sizin atalarınız batıdaki kafirlerle saltanatları için savaşırken, İran’daki saray sahipleri de kendi saltanatları için doğudaki kafirlerle savaşıyordu. Yetmeyince her iki saltanat kendilerinin dünyalıkları için hem birbirleriyle hem de diğer İslam ülkeleri ile de savaşıyorlardı. Zaten böylece İslam öyle ya da böyle hem doğuya hem batıya yayılabildi. </span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Bu itiraz da tutmayınca muhtemelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“onlar şii”</span> diyeceklerdir. Şimdi oturup bunlara mezhepler tarihini anlatmak uzun zaman alacağından, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber’in s.a.a. hiçbir mezhebi olmadığını, mezheplerin (bilindik manaları ile) Resulullah’tan s.a.a. yüz küsür yıl sonra ortaya çıktığını, saltanata, zulme karşı direnen tek mektebin Ehl-i Beyt mektebi olmasından dolayı saltanat sahiplerinin (Emevi, Abbasi) onlara karşı alternatif üretme çabasına girdiklerini, bu yüzden İslam’ın saltanatların heva ve heveslerine hizmet edebilsin diye bölündüğünü ve sünni de olsa o dönemlerde her mezhep mensubunun birbirine düşman kılındığını hatta birbirlerinin arkasında namaz kılmayıp birbirlerini tekfir ettiklerini vs. anlatmaya çalışmayın. Ya da anlatın ama fazla ümitlenmeyin. Sadece mezheplerinin imamlarının Ehl-i Beyt yareni olduklarını, Ehl-i Beyt sevgisinden dolayı mesela İmam Ebu Hanife’nin dönemin halifesi tarafından şehit edildiğini, İmam Şafi’nin hapse atıldığını, İmam Malik’in kırbaçlandığını, hatta İmam Ebu Hanife’nin İmam Cafer’in a.s. talebesi olduğunu ve O a.s. olmasa idi helak olacağını beyan ettiğini, dönemin halifesine karşı kıyam eden İmam Zeyd’i a.s. (ki İmam Zeynelabidin’in a.s. kardeşi idi) maddi manevi desteklediğini, “Zeyd’in kıyamı, Bedir’de Resulullah’ın s.a.a. kıyamı gibidir” dediğini anlatın. Belki bu mezhep düşmanlığının yapay olduğunu, kaynağının “saraylar” olduğunu anlarlar.</span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Bu sorun da çözülürse<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> “ama onlar Amerika ile işbirliği yapıyor”</span> sorusu gelecektir ki asıl şenlik bu noktada başlamaktadır. Bu soruya istediğiniz delili getirin, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">istediğiniz kadar İslam İnkılabından tek bir ABD üssü olmadığını ama soruyu soranların memleketlerinin ABD üssü ile donatıldığını, İnkılap ile ABD’nin siyasi ilişkilerinin bulunmadığını fakat soruyu soranların ABD’ye stratejik ortak, dost diye hitap edenleri takip ettiklerini, her cephede İnkılabın ABD ve işbirlikçileri ile savaştığını fakat aynı cephelerde ABD’nin yardımcısının soruyu soranların takip ettiği idareciler olduğunu, İnkılabın ABD’ye “büyük şeytan” dediğini anlatın fayda vermeyecektir. Çünkü “öyle diyorlar ama el altından anlaşmışlar” diyeceklerdir.</span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">O zaman<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> “madem öyle sizin de İslam İnkılabını sevmeniz gerekir” deyin.</span> Ve onlara <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Madem İran, ABD ile el atından gizli anlaşmalar yapmış, siz alenen yüzlerce anlaşma, onlarca üs ile, dostumuz, ortağımız övgüleri ile zaten ABD ile anlaşmışsınız, o halde İran ile de dost olmanız gerekir. Çünkü size göre, sizin aleni dostunuzun gizli dostu İran’dır. Bu kadar çok düşman olmanızın ne mantığı var?” diye sorun. Ayrıca madem İran ile ABD dost, neden bunca tiyatroya ihtiyaç duyduklarını, ABD’nin bu coğrafyalarda neden rahatça hareket edemediğini, İran’ın neden ABD’ye direnen her harekete sınırsız destek verdiğini sorgulayın. </span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Tüm bu sorgulamalara rağmen yine de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“cennetin yolu İran’dan geçse biz cennete gitmeyiz” derlerse salın gitsin.</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çünkü bu cehalet tercih edilmiş bir cehalettir ve bunların tümü hakikati iyi bildiklerinden dolayı inkar eden “Ebu Cehiller”dir. Allah c.c. bunlar için ne de güzel buyurmuştur: “Lekûm dinikûm ve liye din”…</span></span></span></span><br />
<br />
-alıntı-</div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: left;" class="mycode_align">
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Ya İslam’a olan düşmanlıklarından ya da İslam düşmanlarının propagandalarından etkilendikleri için İslam İnkılabı’na düşman olan, onun karşı safında yer almaya niyetlenenlerin, İnkılabı sevenlere, İmam’a itaat edenlere sordukları ilk sorulardan biridir “<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Neden İran?</span>” sorusu. İçi boş ve sığ bir soru olmasına rağmen kimileri mal bulmuş mağribi gibi sarılırlar bu soruya ve hemen ardından hiçbir tarihi ve bölgesel hakikate dayanmayan diğer itirazlarını ileri sürerler. İşte biz de bu yazımızda biz bu sorulara ve buna benzer şekilde üretilmiş olan ve hemen hepimizin sosyal medya vb. ortamlarda karşılaştığımız itirazlara cevap vermeye çalışacağız.</span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Öncelikle “Neden İran?” sorusunun cevabından başlamak istiyoruz. Bu soru, hakkı ve hakikati arayıp bulmak isteyenlerce sorulmuşsa cevabı oldukça kolay olan, ama hakkı bulmak amacıyla değil de onunla mücadele etmek ve ellerindeki batılı hak olarak lanse etmek isteyenlerce sorulmuşsa, ayet ve hadislerle izah etseniz bile, hatta mucizeler gösterseniz dahi ikna edici bir cevabı olmayan bir sorudur. Bu yüzden soruyu soranın psikolojik yapısını, hangi safta bulunduğunu ve bu soruyu sorma amacını iyi tahlil etmek gerekir. Biz sorunun içinde barındırdığı çelişkileri ve tarihsel alt yapısını irdeleyerek cevap vermeye çalışacağız.</span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Bu bağlamda bize göre <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Neden İran?</span>” sorusu, özellikle Kur’an’da defaatle kendilerinden ve sapmalarından söz edilmiş olan “siyonist” Yahudilerin, Peygamberleri a.s. inkar için kullandıkları bütün argümanları  ve hakka sırtını dönmenin bahanesini oluşturan bütün itirazları içinde barındırmaktadır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu soru aslında kibrin, hasedin, hakka olan düşmanlığın, nifağın ve inadın bütün boyutlarının yansımasıdır. Çünkü, hakkı arayan birinin o hakla karşılaştığında onda eksik bulma gayretine girmeyeceği gün gibi açıktır ki zaten arasa da bulamayacağı için onun hak olduğunu hemen kabullenecektir. Ama derdi hak olmayanın ilk işi “buzağının rengini, beneklerini, yaşını ve hatta boynuzunu ” sormak, berrak olanı bulanıklaştırmaya çalışmaktır. Ki bu da siyonist mantığının en temel özelliğidir.</span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Malumunuzdur ki Medine Yahudileri, Medine’ye geleceğini bildikleri peygambere tabi olmak için oraya göç etmiş ve bu peygamber geldiğinde müşriklerden intikam alacaklarını onlara sürekli olarak tekrar etmiş olan Yahudilerdi. Bunlar, görünüşte hak için, hakka ulaşmak için yerlerini terketmiş olan hak aşıklarıydı. Ama önemli bir sorun vardı oda bunlar hakka şartlı olarak bağlıydılar ve Peygamberin kendi kavimlerinden olmasını bekliyorlardı. Ve bu yüzden de bekledikleri Peygamber s.a.a zuhur edip şehirlerine hicret ettiğinde O’na s.a.a. ilk karşı çıkan ve O’nu s.a.a. ilk inkar eden bunlar oldu. Oysa bu Yahudiler Kur’an’ın tabiriyle Resulullah’ı s.a.a. “kendi çocuklarını tanıdıklarından daha iyi tanıyorlardı”</span> ve zaten bu Yahudilerin anlattıklarından dolayı Medine’deki müşrikler Resulullah’ın s.a.a çağrısını duyunca hemen iman etmişlerdi. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ama Yahudiler, “Neden bir arap peygamber oluyor? Peygamberlik Yahudilerin hakkıdır” türünden itirazlarla hakka sırtlarını dönüyorlardı.</span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Bu, Yahudilerin (siyonist olanların) ilk inkarı da değildi. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Onlar bütün Peygamberlerine a.s. hep bu minvalde itiraz etmiş, ya soylarını beğenmeyip “neden o soydan peygamber geldi ki?” diyerek peygamberliği kendi soylarına has kabul etmişler, ya da zenginlik veya fakirliğini beyan edip Allah’ın c.c. her seçimine “neden?” itirazıyla karşı çıkmışlardı. Tıpkı şeytan gibi Yahudiler de “neden” sorusunu kibirlerini dışa yansıtmak için kullanmışlardı. Bugün İslam İnkılabına yönelik “neden” sorusunun temelinde işte bu gerçek yatmaktadır.  Bu yüzden itirazın hedefi hakkı bulmak değil, onunla mücadele etmek ve onu inkar etmektir aslında ve bu “neden”, “keşke olmasaydı”yı içinde barındırmaktadır.</span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Biz de buna karşı “neden olmasın? “diye soruyoruz şimdi</span>. Hakikaten “neden olmasın?” Neden İslam İnkılabı’nı sevmeyelim? Neden İran’da gerçekleşen İslam İnkılabı’na gönül vermeyelim, takip etmeyelim, desteklemeyelim? <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hakkın, Allah’ın c.c. tayin ettiği bir coğrafyası mı var? Hak, sadece bir coğrafyanın veya bir ırkın esiri midir? Allah c.c. bir kavmi diğerine üstün mü yaratmıştır? Üstünlük bireylerde olduğu gibi halklarda da “takva” ile değil midir? Bir insan hakkı arıyorsa ve o hak kendi coğrafyasında değil de başka bir coğrafya da zuhur etmişse ona sırtını mı dönmelidir? Yoksa hak, insanların heva ve heveslerinden bağımsız olarak hak edenin temsil ettiği bir nur mudur? Hakkı elde etmek için gayret gösterenlere o hak Allah’ın bir lütfu değil midir? </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mesela Peygamberimiz s.a.a Arap yarımadasında zuhur etti diye İran’dakilerin veya ve Anadolu’dakilerin O’nu s.a.a. inkar etme hakları var mıdır? Ya da Mekke’deki Peygamberi Medine’dekiler “neden Mekke? ” diye red mi etmişlerdir?</span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Bu sorular uzar gider ve akıl sağlığı yerinde, niyeti halis olan biri bunların cevabını gereği gibi verebilir elbette. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ama “neden İran?” diyenlere İran’ın İslam İnkılabı olduğunu, İslami hükümleri “anayasa” kabul ettiğini, Allah’ın c.c. haramlarını yasakladığını, bu minvalde içki, kumar ve fuhşun icrasının, üretilmesinin yasak olduğunu, yeryüzünün tüm mazlumlarına din, mezhep ve ırk ayrımı gözetmeksizin yardımda bulunduğunu, aslında İran’ın bir coğrafya olduğunu, kavim ismi olmadığını, itiraz edenlerin kendi kavimlerinin de o coğrafyanın sakinlerinden olduğunu, İslam İnkılabının başında Resulullah s.a.a gibi sade yaşayan, saray yapmayıp saray yıkan, lüksü, şatafatı, israfı “itibar” kabul etmeyen, izzeti ve şerefi Allah’ın c.c. yolunda gitmekte arayan seyyidlerin bulunduğunu ve bunların kafirlere zalimlere karşı şiddetli, mazlumlara karşı şefkatli olduğunu da hatırlatmak gerekir. </span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Yine de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“biz geçmişte şöyle büyük bir kavimdik, İslam’a şöyle hizmet ettik, böyle hizmet ettik”</span> derlerse Allah’ın c.c. onları <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“</span><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ey îmân edenler! Sizden kim dîninden dönerse (bilsin ki), Allah ileride (onların yerine) öyle bir kavim getirir ki, (O) onları sever; ve (onlar da) O’nu severler; (o bahtiyâr insanlar) mü’ minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı şiddetlidirler! Allah yolunda cihâd ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar! İşte bu, Allah’ın bir ihsânıdır ki, onu (kendi lütfundan rızâsına yönelen kullarından)dilediğine verir. Çünkü Allah, Vâsi’ (ihsânı bol olan) dır,  Alîm (hakkıyla bilen)dir. (Maide 54)</span> ayetini hatırlatmak gerekir. Eğer geçmişte söyledikleri gibi ataları İslam’a hizmet etmiş olsalar bile bugün onların yerinde olanların her türlü haramı meşrulaştırdığı, İslam düşmanlarıyla dost olduğu, ümmeti türlü bahanelerle ayrıştırmaya çalıştığı hakikati ortada durmaktadır.</span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Buna rağmen atalarının, İran İslam İnkılabı’ndan önce, İran’da yine kendileri gibi saray sahibi olanlarla yaptıkları savaşları dile getirip o atalarının yolunda gitmekte ısrar ederlerse <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Onlara: ‘Allah’ın indirdiklerine uyun’ denilse, onlar: ‘Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye  uyarız’ derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?</span>” ayetiyle mukabelede bulunmak akıl sahiplerini hakka davet için yeterli olacaktır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ayrıca geçmişine bu kadar “iman” etmiş olanların o geçmişin (velev ki bütünüyle hayırla dolu olsa bile) bugünü kurtaramayacağını, şeytanın, inkarından önceki geçmişinin tamamen ibadet ve itaat ile dolu olduğunu bilmeleri de yararlarına olacaktır. Nasıl ki şeytanın dünü, bugününü kurtaramamışsa, geçmişlerin “iyilikleri” bugünkülerin kötülüklerini temizleyemeyecektir. </span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Bu aşamalardan sonra  hemen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“ama İran hiç kafirlerle savaşmadı ki?”</span> itirazı gelecektir ki az önceki paragrafta İran İslam İnkılabı’nın öncesinin de bu itirazı öne sürenlerin geçmişi gibi saltanat olduğunu ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bizim açımızdan içerdiği hakikat bakımından “İran”ın, İslam İnkılabından sonraki İran olduğunu anlatmak gerekir.</span> Yine de bu itiraz sahipleri şunu da bilmelidirler ki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İslam, yeryüzüne yayılırken hem doğuda hem batıda, hem kuzeyde hem güneyde kafirler vardı. Küfür sadece batıya has bir kavram değildi. Sizin atalarınız batıdaki kafirlerle saltanatları için savaşırken, İran’daki saray sahipleri de kendi saltanatları için doğudaki kafirlerle savaşıyordu. Yetmeyince her iki saltanat kendilerinin dünyalıkları için hem birbirleriyle hem de diğer İslam ülkeleri ile de savaşıyorlardı. Zaten böylece İslam öyle ya da böyle hem doğuya hem batıya yayılabildi. </span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Bu itiraz da tutmayınca muhtemelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“onlar şii”</span> diyeceklerdir. Şimdi oturup bunlara mezhepler tarihini anlatmak uzun zaman alacağından, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber’in s.a.a. hiçbir mezhebi olmadığını, mezheplerin (bilindik manaları ile) Resulullah’tan s.a.a. yüz küsür yıl sonra ortaya çıktığını, saltanata, zulme karşı direnen tek mektebin Ehl-i Beyt mektebi olmasından dolayı saltanat sahiplerinin (Emevi, Abbasi) onlara karşı alternatif üretme çabasına girdiklerini, bu yüzden İslam’ın saltanatların heva ve heveslerine hizmet edebilsin diye bölündüğünü ve sünni de olsa o dönemlerde her mezhep mensubunun birbirine düşman kılındığını hatta birbirlerinin arkasında namaz kılmayıp birbirlerini tekfir ettiklerini vs. anlatmaya çalışmayın. Ya da anlatın ama fazla ümitlenmeyin. Sadece mezheplerinin imamlarının Ehl-i Beyt yareni olduklarını, Ehl-i Beyt sevgisinden dolayı mesela İmam Ebu Hanife’nin dönemin halifesi tarafından şehit edildiğini, İmam Şafi’nin hapse atıldığını, İmam Malik’in kırbaçlandığını, hatta İmam Ebu Hanife’nin İmam Cafer’in a.s. talebesi olduğunu ve O a.s. olmasa idi helak olacağını beyan ettiğini, dönemin halifesine karşı kıyam eden İmam Zeyd’i a.s. (ki İmam Zeynelabidin’in a.s. kardeşi idi) maddi manevi desteklediğini, “Zeyd’in kıyamı, Bedir’de Resulullah’ın s.a.a. kıyamı gibidir” dediğini anlatın. Belki bu mezhep düşmanlığının yapay olduğunu, kaynağının “saraylar” olduğunu anlarlar.</span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Bu sorun da çözülürse<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> “ama onlar Amerika ile işbirliği yapıyor”</span> sorusu gelecektir ki asıl şenlik bu noktada başlamaktadır. Bu soruya istediğiniz delili getirin, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">istediğiniz kadar İslam İnkılabından tek bir ABD üssü olmadığını ama soruyu soranların memleketlerinin ABD üssü ile donatıldığını, İnkılap ile ABD’nin siyasi ilişkilerinin bulunmadığını fakat soruyu soranların ABD’ye stratejik ortak, dost diye hitap edenleri takip ettiklerini, her cephede İnkılabın ABD ve işbirlikçileri ile savaştığını fakat aynı cephelerde ABD’nin yardımcısının soruyu soranların takip ettiği idareciler olduğunu, İnkılabın ABD’ye “büyük şeytan” dediğini anlatın fayda vermeyecektir. Çünkü “öyle diyorlar ama el altından anlaşmışlar” diyeceklerdir.</span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">O zaman<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> “madem öyle sizin de İslam İnkılabını sevmeniz gerekir” deyin.</span> Ve onlara <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Madem İran, ABD ile el atından gizli anlaşmalar yapmış, siz alenen yüzlerce anlaşma, onlarca üs ile, dostumuz, ortağımız övgüleri ile zaten ABD ile anlaşmışsınız, o halde İran ile de dost olmanız gerekir. Çünkü size göre, sizin aleni dostunuzun gizli dostu İran’dır. Bu kadar çok düşman olmanızın ne mantığı var?” diye sorun. Ayrıca madem İran ile ABD dost, neden bunca tiyatroya ihtiyaç duyduklarını, ABD’nin bu coğrafyalarda neden rahatça hareket edemediğini, İran’ın neden ABD’ye direnen her harekete sınırsız destek verdiğini sorgulayın. </span></span></span></span><br />
<span style="color: #2c2f34;" class="mycode_color"><span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, 'Segoe UI', Roboto, Oxygen, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, 'Helvetica Neue', 'Open Sans', Arial, sans-serif;" class="mycode_font">Tüm bu sorgulamalara rağmen yine de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“cennetin yolu İran’dan geçse biz cennete gitmeyiz” derlerse salın gitsin.</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çünkü bu cehalet tercih edilmiş bir cehalettir ve bunların tümü hakikati iyi bildiklerinden dolayı inkar eden “Ebu Cehiller”dir. Allah c.c. bunlar için ne de güzel buyurmuştur: “Lekûm dinikûm ve liye din”…</span></span></span></span><br />
<br />
-alıntı-</div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[General Şehit Hacı Kasım Süleymani'nin vasiyetnamesinin tam metn]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-general-sehit-haci-kasim-suleymani-nin-vasiyetnamesinin-tam-metn</link>
			<pubDate>Tue, 03 Mar 2020 13:46:00 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30402">Müslümanca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-general-sehit-haci-kasim-suleymani-nin-vasiyetnamesinin-tam-metn</guid>
			<description><![CDATA[General Şehit Hacı Kasım Süleymani'nin vasiyetnamesinin tam metni, şehadetinin kırkıncı gününde yayınlandı.<br />
<br />
Hacı Kasım Süleymani'nin vasiyetnamesi şöyledir:<br />
<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
Usul-ü dine şehadet ediyorum<br />
<br />
Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur,  şehadet ederim ki, Muhammed O'nun resuldür ve şehadet ederim ki Ali bin Ebu Talip ve Onun evlatları olan on iki masum, imamlarımız ve Allah'ın hüccetleridir.<br />
<br />
Şehadet ederim ki kıyamet haktır, Kur'an haktır, Cennet ve Cehennem haktır, sorgu sual haktır, mead, adalet, imamet ve nübüvvet haktır.<br />
<br />
Allah'ım! Sana verdiğin nimetlerden dolayı şükrediyorum<br />
<br />
Allah'ım! Beni asırdan asıra, zamandan zaman taşıdın ve benim öyle bir zamanda ortaya çıkmama izin verdin ki, Masumların zamanına yakın ve asrın en önemli velilerinden biri olan salih kul büyük Humeyni dönemini derk etmemi ve onun askeri olmamı sağladın. Eğer Muhammed Mustafa'nın sahabelerinden olma inayetine sahip olamasam da eğer Ali bin Ebu Talib'in ve masum ve mazlum evlatlarının döneminden mahrum olsam da, yine de beni onların izlediği ve kainatın ve dünyanın canı olan canlarını verdikleri yolda karar kıldın.<br />
<br />
Allah'ım! Sana şükürler olsun ki, salih kul aziz Humeyni'den sonra büyük bir mazlum olan ve bugün, İslam'ın, Şia'nın, İran'ın ve İslam'ın siyasi dünyasının hekimi olan diğer bir salih kulun yani saygıdeğer Hamanei'nin (canım ona feda olsun) yolunda karar kıldın.<br />
<br />
Allah'ım' Sana şükürler olsun ki, beni en iyi kullarının yani mücahitlerin ve şehitlerin yanında karar kıldın ve onların cennet misali yanaklarını öpmeyi ve ilahi kokularını solumayı bana nasip ettin.<br />
<br />
Allah'ım! Ey Aziz ve Kadir ve ey Rahman ve Rezzak, utanç ve şükürle alnımı huzuruna getiriyorum, sana şükürler olsun ki, beni Şii mektebinde Fatıma'yı Ether'in ve evlatlarının yolunda ve İslam'ın geçek kokusunun yolunda karar kıldın ve beni Ali bin Ebu Talip'in ve Fatım'yı Ether'in evlatları için göz yaşı dökmekle nasiplendirdin, bu, en yüksek ve değerli nimetlerinden ne büyük bir nimettir, bu, öyle bir nimettir ki onda nur ve maneviyat vardır, içinde huzur olan bir sabırsızlık, içinde nur ve maneviyat olan bir gamdır.<br />
<br />
Allah'ım!Sana şükürler olsun ki, beni fakir ama dinine bağlı, Ehi Beyt'e aşık bir anne babayla nimetlendirdin ve beni pak yolda karar kıldın. Senden acizane onları cennette velilerinle mahşur etmeni ve ahirette onların huzurunu ve varlığını derk edenlerden olmayı nasip etmeni niyaz ediyorum.<br />
<br />
Allah'ım! Senin affına ümidim var<br />
<br />
Ey Aziz ve ey eşi benzeri olmayan Halik ve Hekim olan Allah! Elim ve yolculuk çantam boş, ben azıksız bir şekilde senin af ve keremine sığınarak sana geliyorum. Benim bir azığım yok, çünkü kerim olan birinin yanında fakirin azık getirmesine ne gerek var!<br />
<br />
Senin ümidinle fazl ve kereminle doluyum, kendimle birlikte sana iki kapalı göz getirdim ve bütün kirliliklerin yanında onun serveti çok değerli bir zahiredir ve o, Fatıma'nın Hüseyinine dökülen göz yaşıdır, Ehli Beyt'e dökülen göz yaşıdır, mazlumu, yetimi, zalimin kuşatması altındaki mazlumu savunmak için dökülen göz yaşıdır.<br />
<br />
Allah'ım! Ellerimde ne sunmak için ne de savunma gücüne sahip hiçbir şey yok ama ellerimde bir şey zahire ettim ve ona umut ediyorum ve o da bu ellerin her zaman sana yönelmesiydi. Onları sana doğru kaldırdığımda, onları yere, dizlerime koyduğumda, dinini savunmak için onlarla silah tuttuğumda, bunlar benim elimin serveti oldular ve ben bunları kabul etmiş olmanı umut ediyorum.<br />
<br />
Allah'ım! Ayaklarım halsiz, takati yok. Cehennem köprüsünden geçecek cesareti yok. Normal bir köprüden geçerken bile ayaklarım titriyor, vay bana ve Sıratına ki, bir saç telinden bile daha ince ve kılıçtan ise daha keskin; ama titremeyeceğime ve kurtulacağıma dair bir umudum var. Ben bu ayaklarla senin haremine ayak bastım, evinin etrafında döndüm ve Hüseyin ve Abbas'ın türbelerinde yalın ayak dolandım ve bu ayakları büküp topladım ve dinini savunmak için onlarla koştum, düştüm kalktım, ağladım, ağlattım, güldüm, güldürdüm, bu düşme ve kalkmalara umut ediyorum ve bunların hürmetine onları bağışla.<br />
<br />
Allah'ım! Başım, aklım, dudaklarım, kulaklarım, kalbim ve bütün uzuvlarımın hepsi, "Ya Erhamerrahimin" ismine umut ediyorlar, beni kabul et, pak olarak kabul et, Öyle kabul et ki seni görme liyakatine sahip olayım, seni görmekten başka bir şey istemiyorum, benim cennetim senin yanındır, Ya Allah!<br />
<br />
Allah'ım! Arkadaşlarımın kervanından geride kaldım<br />
<br />
Allah'ım ve ey Aziz!<br />
Yıllardır kervanın gerisindeyim ve sürekli birilerini senin huzuruna yolcu ediyor ama kendim geride kalıyorum, ama sen biliyorsun onları asla unutmadım. Her zaman onları yad ediyorum, sadece zihnimde değil, kalbimde, gözümde, göz yaşlarımda ve ahımda yad ediyorum.<br />
<br />
Azizim! Cismim zayıflıyor. Kırk yıl huzurunda durmuş birini kabul etmemen mümkün mü? Halikim, mahbubum, aşkım, her zaman tüm vücudumu aşkınla doldurmanı, hasretinle yakmanı ve öldürmeni istedim.<br />
<br />
Azizim! Ben senin ümidinle kış, yaz şehirlerden şehirlere, çöllerden çöllere gidiyorum. Kerim, habip, senin keremine umut bağladım, sen biliyorsun, ben seni seviyorum. Senden başkasını istemediğimi biliyorsun. Beni kendine bağla.<br />
<br />
Allah'ım! korku bütün bedenimi kapladı. Ben nefsimi yenecek güce sahip değilim, beni rezil etme. Beni, saygılarını vacip kıldığın kişilerin hürmetine, onların hürmetine bir zarar vermeden senin huzuruna gelen kafileye kat.<br />
<br />
Mabudum, aşkım, maşukum, seni seviyorum. defalarca seni gördüm, seni hissettim, senden ayrı kalamam, yeter. Beni kabul et, ama sana layık bir şekilde.<br />
<br />
Mücahit erkek ve kız kardeşlerime  hitaben<br />
<br />
Dünyadaki sevgili mücahit kardeşlerim, ey başlarını Allah'a adayanlar ve canlarını avuçlarının içine alıp aşk pazarında satmaya hazır olanlar, inayet edin, İran İslam Cumhuriyeti, İslam'ın ve Şia'nın merkezidir.<br />
<br />
Bugün Hüseyin bin Ali'nin üssü İran'dır. Bilin ki İran İslam Cumhuriyeti türbedir ve türbe kalırsa, diğer türbeler de kalacaktır. Eğer düşman bu türbeleri ortadan kaldırırsa, hiçbir türbe kalmayacaktır, ne İbrahim türbesi ne de Muhammedi türbe (s.a.v).<br />
<br />
Kardeşlerim! İslam Dünyasının her zaman bir rehbere ihtiyacı vardır. Rehber, şer-i ve fıkhi olarak masuma bağlıdır. Dünyayı sarsan, İslam'ı yaşatan, Velyet-i Fakih'i bu ümmetin tek kurtuluş reçetesi olarak karar kılan en büyük alimin büyük Humeyni olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Bu yüzden dini olarak ona inanan siz Şiiler ve ona akli olarak inanan siz Sünniler, İslam'ı kurtarmak için her türlü ihtilafı bir kenara bırakmalısınız. Çadır, Peygamber'in çadırıdır. Dünyanın İslam Cumhuriyeti ile düşmanlığının asıl sebebi, bu çadırı yakmak ve yok etmek içindir. Vallahi, Vallahi, Vallahi, eğer bu çadır zarar görürse, Beyt'ullah, Medine'de Resulullah'n Mescidi, Necef, Kerbela, Kazımeyn, Samerra ve Meşhed de kalmayacak, Kur'an zarar görecektir.<br />
<br />
İranlı bay ve bayan kardeşlerime hitaben<br />
<br />
İranlı kardeşlerim, onurlu ve şanlı halk, ben ve benim gibilerin canı, yüz binlerce canı İslam'a ve İran'a feda eden size feda olsun, İlkeleri koruyun, ilke ve usul yani, Veliy-i fakih'tir. Özellikle hekim, mazlum, dinin, irfan ve marifetin fakihi aziz Hamanei'yi canınız olarak bilin ve onun saygısını kutsal sayın.<br />
<br />
Kız ve erkek kardeşlerim, annem ve babam ve kıymetlilerim!<br />
<br />
İran İslam Cumhuriyeti bugün en görkemli dönemini yaşıyor. Düşmanın size nasıl baktığının, peygamberinize nasıl nasıl baktığının, düşmanın Allah'ın peygamberine ve evlatlarına nasıl davrandığının, ona nasıl iftiralar attığının, onun pak evlatlarına nasıl davrandığının önemli olmadığını bilin. Düşmanın hakaretleri, baskıları sizi tefrikaya düşürmesin.<br />
<br />
Bilin ve biliyorsunuz ki, Humeyni'nin en önemli hüneri, İran'a önce İslam'ı getirmesi ve sonra İran'ı İslam'ın hizmetine sunmasıydı. Eğer İslam olmasaydı, bu halka İslam ruhu hakim olmasaydı, Saddam bir kurt gibi, Amerika kuduz bir köpek gibi bu ülkeye saldırırdı. Ama İmam'ın hüneri, önce İslam'ı getirmesi, Aşura ve Muharrem, Sefer ve Fatımiyye günlerini bu halka getirmesiydi. İnkılapta inkılap yaratanlar, bu nedenle her dönemde sizin için, İslam için İran halkı ve toprakları için binlerce can feda etmiş, en büyük maddi güçleri aşağılamıştır. <br />
Azizlerim, usul ve ilkelerde ihtilafa düşmeyin.<br />
<br />
Şehitler hepimizin izzet ve haysiyetidir. Sadece bugün için değil, onlar her zaman Allah'ın engin denizine bağlanmıştır. Onları gözünüzde, kalbinizde ve dilinizde yüceltin. Aynı oldukları gibi. Çocuklarınızı onların isimleriyle ve resimleriyle tanıştırın. Hepinizin yetimleri olan şehit evlatlarına, edep ve saygıyla bakın. Onların eşlerine, anne ve babalarına saygı gösterin, çocuklarınızla ilgilendiğiniz gibi, onlarla da baba, anne, eş ve çocukların yokluğunda ilgilenin.<br />
Bugün Veliy-i Fakih'in komutanı olduğu, sizi, mezhebinizi, İslam'ı ve ülkeyi koruyan Silahlı Kuvvetlerinize saygı gösterin. Silahlı kuvvetler, kendi evlerini korudukları gibi halkı, namusu ve toprakları korumalı edep ve saygı göstermelidir ve  İmam Ali'nin buyurduğu gibi halkın izzet kaynağı, mustazafların ve halkın sığınağı ve ülkelerinin süsü olmalıdır.<br />
<br />
Değerli Kirman halkına hitaben<br />
<br />
8 yıllık kutsal savunma sırasında büyük fedakarlıklarda bulunan ve İslam' çok yüksek düzeyde mücahitler vermiş olan sevgili Kirman halkına hitaben de bir kaç sözüm var. Ben onlardan her zaman utanıyorum. İslam için sekiz yıl bana güvendiler. Kerbela-5, Fecr-8, Tarik'ul Kudüs, Feth'ül Mübin, Beyt'ül Mukaddes gibi savaşlara evlatlarınızı gönderdiniz ve Mazlum İmam Hüseyin bin Ali aşkıyla Sarallah isimli değerli ve büyük bir askeri birlik kurdunuz. Bu birlik keskin bir kılıç gibi defalarca halkımızı ve Müslümanları sevindirdi ve onların hüznünü giderdi. Azizler! Ben bugün ilahi takdir esasınca sizin aranızdan ayrıldım. Ben sizleri annemden, babamdan, evlatlarımdan, kardeşlerimden daha çok seviyorum. Çünkü onların canın bir parçası ve onların da benim canımın bir parçası olmasına rağmen sizlerle onlardan daha fazla birlikte oldum. Onlar da benim canımı size ve İran halkına nezir ettiğimi kabul ettiler.<br />
Kirman'ın sonsuza dek velayetle kalmasını istiyorum. Bu vilayet, Ali bin Ebu Talip'in vilayetidir ve çadırı, Fatıma'nın Hüseyninin çadırıdır. Onun etrafında dönün. Sizinleyim. Hayatımda insanlığa ve duygulara siyasi renklerden daha çok önem verdiğimi biliyorsunuz. Ben sizin hepinize hitap ediyorum, beni kendinizden görün, kardeşiniz ve evladınız olarak görün.<br />
İslam Cumhuriyeti ve İnkılabının devamı olan İslam'ı bu noktada yalnız bırakmamanızı vasiyet ediyorum. İslam'ı savunmak için dikkate ve akıllı olmaya ihtiyaç vardır. Siyasi konularda, İslam, İslam Cumhuriyeti, kutsallar ve Velayet- Fakih konusu gündeme geldiğinde, bunlar Allah'ın renkleridir ve Allah'ın renklerini bütün renklere tercih edin.<br />
<br />
Şehit ailelerine hitaben...<br />
<br />
Ey Şehit evlatları ve şehit anne ve babaları ve şehitlerin geride bıraktıkları, ey ülkemizin meşaleleri, ey şehitlerin dindar ve vefalı eşleri, çocukları ve kardeşleri! Bu dünyada benim sesini en çok duyduğum ve ünsiyet kurduğum ve Kur'an sesi gibi beni sakinleştiren ve en büyük manevi destekçim olarak gördüğüm ses, şehit evlatlarının sesidir ve bazen günlük olarak onunla ünsiyet kurduğum şey, şehit anne ve babalarının sesidir ve kendi anne ve babamı onların vücudunda hissediyordum.<br />
<br />
Azizlerim! Sizler bu milletin öncülerisiniz, kendi kıymetinizi bilin. Şehitlerinizi yanınızda hissedin, öyle ki kim size baksa, sizde aynı şehit babası ya da şehit evladı özelliklerini ve gücünü hissetsin.<br />
<br />
Lütfen bana hakkınızı helal edin ve bağışlayın. Ben birçoklarınızın ve hatta şehit evlatlarınızın hakkını eda edemedim, tövbe ediyorum ve bağışlanma diliyorum.<br />
<br />
Cenazemi şehit evlatlarının taşımasını isterim, belki onların gücünün ve pak ellerinin sayesinde Allah'u Tela beni bağışlar.<br />
<br />
Ülkedeki siyasilere hitaben...<br />
<br />
Kısa birkaç cümle de kendini reformcu ya da radikal olarak gören ülkedeki siyasilere söylemek isterim. Her zaman beni üzen şeylerden biri, genellikle bizim iki aşamayı, Kur'an ve Allah ve değerleri unutmamız belki de feda etmemizdir. Azizler, ne kavganız olursa olsun, ne rekabetiniz olursa olsun, davranışlarınız, sözleriniz ya da yaklaşımlarınız İnkılabı zayıflatır yönde ise, sizler Nebi'yi Ekrem'i ve bu yoldaki şehitleri öfkelendirmişsiniz ve sınırları ayırmışsınız demektir. Eğer birlikte olmak istiyorsanız, birlikte olmanın şartı, anlaşma ve ilkeleri açıkça ifade etmektir. İlkeler uzun ve ayrıntılı değildir. Usül bir kaç önemli noktadan ibarettir:<br />
<br />
İlk olarak, Velayet-i Fakih'e fiili olarak bağlı olmak, yani onun tavsiyelerine kulak vermek, gönülden onun uyarı ve nasihatlerini gerçek şer-i, ve ameli bir doktor gibi uygulamaktır. İslam Cumhuriyetinde görev yapmak isteyen biri için asıl şart, Velayet-i Fakih'e fiili ve gerçek anlamda inanmaktır. Ben Tannouri ve yasal bir velayetten bahsetmiyorum, bunların hiç biri vahdet sorununu çözemez. Yasal velayet, Müslüman ya da gayri Müslim olmak üzere bütün halk içindir ama fiili velayet, bunca şehit vermiş İslami bir ülke olan bir ülkenin önemli yükünü taşımak isteyen  yetkililere özeldir.<br />
<br />
İslam Cumhuriyetine ve onun ilkelerine inanmak, ahlaktan değerlere ve halk ve İslam karşısındaki sorumluluklara kadar bütün temellerine gerçek anlamda inanmaktır.<br />
<br />
Hatta bir köyün masasına gittiklerinde bile eski Hanların hatıralarını anlatan değil, inançlı ve temiz insanlar halka hizmet için seçilmelidir.<br />
<br />
Yolsuzlukla mücadeleyi ve lüksten ve yolsuzluktan kaçınmayı benimseyin.<br />
<br />
Hükumetiniz döneminde hangi görevde olursanız olun, halka saygı duyun ve onlara hizmet etmeyi ibadet olarak görün ve boş bahanelerle değerleri boykot eden değil, gerçek bir hizmet ehli ve değerleri yayan ve genişleten olun.<br />
<br />
Yetkililer, ihmal ve bazı geçici oyları kazanmak için toplumda boşanmayı yayan ve aileleri birbirinden ayıran ahlakı desteklememeli, toplumun babaları gibi, toplumun yetiştirilmesi ile ilgili konularda topluma önem vermelidir. Hükumetler aile dayanışmasında önemli bir faktör, diğer yandan aileyi parçalamada da önemli bir faktördür. Eğer ilkeler uygulanırsa, herkes Rehber, İnkılap ve İslam Cumhuriyeti yolunda olacaktır ve adil bir rekabet, barışın seçilmesi için aynı ilkelere dayanacaktır.<br />
<br />
Ordu ve Devrim Muhafızlarındaki kardeşlerime hitaben...<br />
<br />
Kısa bir kaç cümle de ordu ve ve Devrim Muhafızlarındaki kardeşlerime söylemek isterim. Komutanların seçimi ve görevler konusunda, cesaret, güç ve kriz yönetimi ölçülerini esas alın. Doğal olarak Velayete değinmiyorum, çünkü Velayet, silahlı kuvvetlerde bir parça değil, silahlı kuvvetlerin hayatta kalmasının vazgeçilmez bir temelidir.<br />
<br />
Diğer bir husus ta, düşmanın hedeflerini ve politikalarını zamanında tanımak ve zamanında kararlar ve eylemler yapmaktır; bunların her biri, zaman aşımına uğradığında zaferiniz üzerinde ciddi bir etkiye sahip olacaktır.<br />
<br />
Alimlere ve Merciiyyete hiaben...<br />
<br />
Kısa bir kaç cümle de 40 yıldır meydanlarda olan bir askerden değerli alimlere ve toplumun aydınlık sebebi olan ve karanlığı yok eden aziz merciiyyete söylemek isterim. Askeriniz bir gözetleme kulesinden, bu sistemin zarar görmesi halinde, din ve sizin havzalarda dirseklerinizi çürüttüğünüz ve zahmet çektiğiniz değerlerinin zarar göreceğini gördü.<br />
<br />
Bu dönemler diğer dönemlerden farklıdır, bu kez egemen oldukları takdirde İslamiyet'ten geriye hiçbir şey kalmaz. Doğru yol, koşulsuz şartsız İnkılabı ve İslam Cumhuriyetini ve Rehberi desteklemektir.<br />
<br />
Olaylarda, diğerleri, İslam'ın ümidi olan sizleri düşündürmemelidir. Hepiniz İmamı seviyordunuz ve onun yoluna inanıyordunuz. İmam Humeyni'nin yolu, (ra) Amerika ile mücadele ve İslam Cumhuriyetini ve müstekbirlerin zulmü altındaki Müslümanları Veliy-i Fakih'in bayrağı altında desteklemektir.<br />
<br />
Ben bu nakıs aklımla, bazı akademisyenlerin, toplumda etkili olan bazı mercileri ve alimleri sözleriyle susturmaya çalıştıklarını gördüm. Gerçek açıktır, İslam Cumhuriyeti ve değerler ve Velayet-i Fakih, İmam Humeyni'nin (ra) mirasıdır ve ciddi bir şekilde desteklenmelidir. Ben Ayetullah Uzma Hamanei'yi çok mazlum ve yalnız olarak görüyorum. Onun sizin dayanışmanıza ve yardımınıza ihtiyacı var ve sizler, açıklamalarınızla ve görüşlerinizle ve desteklerinizle o hazretle birlikte toplumu yönlendirebilirsiniz. Eğer inkılap zarar görseydi hatta melun Şah döneminde bile belki, müstekbirlerin çabasıyla dönülmez derin bir inhiraf yaşanabilirdi.<br />
<br />
Mübarek ellerinizi öpüyorum ve bu açıklamalardan dolayı özür diliyorum, bunları huzurlarınızda şahsen söylemek isterdim ama nasip olmadı.<br />
<br />
Askeriniz ...<br />
<br />
Herkesten af diliyorum<br />
<br />
Komşularımdan, arkadaşlarımdan ve çalışma arkadaşlarımdan af diliyorum. Sarallah ordusu askerlerinden ve düşmanın yolunu kapatan Kudüs Gücü kuvvetlerinden bağışlanma ve af diliyorum; özellikle kardeşçe bana yardım edenlerden af diliyorum.<br />
<br />
Kardeşim gibi gördüğüm ve bana evlatları gibi sevgiyle ve kardeşçe yardım eden Hüseyin Pur Caferi'den söz etmeden olmaz. Onun ailesinden ve zahmet verdiğim asker ve mücahit arkadaşlarından özür diliyorum. Tabi bütün Kudüs Gücündeki kardeşlerim bana kardeşçe muhabbet gösterdiler ve yardım ettiler ve aziz dostum General Kani, sabır ve metanetle bana tahammül etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[General Şehit Hacı Kasım Süleymani'nin vasiyetnamesinin tam metni, şehadetinin kırkıncı gününde yayınlandı.<br />
<br />
Hacı Kasım Süleymani'nin vasiyetnamesi şöyledir:<br />
<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
Usul-ü dine şehadet ediyorum<br />
<br />
Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur,  şehadet ederim ki, Muhammed O'nun resuldür ve şehadet ederim ki Ali bin Ebu Talip ve Onun evlatları olan on iki masum, imamlarımız ve Allah'ın hüccetleridir.<br />
<br />
Şehadet ederim ki kıyamet haktır, Kur'an haktır, Cennet ve Cehennem haktır, sorgu sual haktır, mead, adalet, imamet ve nübüvvet haktır.<br />
<br />
Allah'ım! Sana verdiğin nimetlerden dolayı şükrediyorum<br />
<br />
Allah'ım! Beni asırdan asıra, zamandan zaman taşıdın ve benim öyle bir zamanda ortaya çıkmama izin verdin ki, Masumların zamanına yakın ve asrın en önemli velilerinden biri olan salih kul büyük Humeyni dönemini derk etmemi ve onun askeri olmamı sağladın. Eğer Muhammed Mustafa'nın sahabelerinden olma inayetine sahip olamasam da eğer Ali bin Ebu Talib'in ve masum ve mazlum evlatlarının döneminden mahrum olsam da, yine de beni onların izlediği ve kainatın ve dünyanın canı olan canlarını verdikleri yolda karar kıldın.<br />
<br />
Allah'ım! Sana şükürler olsun ki, salih kul aziz Humeyni'den sonra büyük bir mazlum olan ve bugün, İslam'ın, Şia'nın, İran'ın ve İslam'ın siyasi dünyasının hekimi olan diğer bir salih kulun yani saygıdeğer Hamanei'nin (canım ona feda olsun) yolunda karar kıldın.<br />
<br />
Allah'ım' Sana şükürler olsun ki, beni en iyi kullarının yani mücahitlerin ve şehitlerin yanında karar kıldın ve onların cennet misali yanaklarını öpmeyi ve ilahi kokularını solumayı bana nasip ettin.<br />
<br />
Allah'ım! Ey Aziz ve Kadir ve ey Rahman ve Rezzak, utanç ve şükürle alnımı huzuruna getiriyorum, sana şükürler olsun ki, beni Şii mektebinde Fatıma'yı Ether'in ve evlatlarının yolunda ve İslam'ın geçek kokusunun yolunda karar kıldın ve beni Ali bin Ebu Talip'in ve Fatım'yı Ether'in evlatları için göz yaşı dökmekle nasiplendirdin, bu, en yüksek ve değerli nimetlerinden ne büyük bir nimettir, bu, öyle bir nimettir ki onda nur ve maneviyat vardır, içinde huzur olan bir sabırsızlık, içinde nur ve maneviyat olan bir gamdır.<br />
<br />
Allah'ım!Sana şükürler olsun ki, beni fakir ama dinine bağlı, Ehi Beyt'e aşık bir anne babayla nimetlendirdin ve beni pak yolda karar kıldın. Senden acizane onları cennette velilerinle mahşur etmeni ve ahirette onların huzurunu ve varlığını derk edenlerden olmayı nasip etmeni niyaz ediyorum.<br />
<br />
Allah'ım! Senin affına ümidim var<br />
<br />
Ey Aziz ve ey eşi benzeri olmayan Halik ve Hekim olan Allah! Elim ve yolculuk çantam boş, ben azıksız bir şekilde senin af ve keremine sığınarak sana geliyorum. Benim bir azığım yok, çünkü kerim olan birinin yanında fakirin azık getirmesine ne gerek var!<br />
<br />
Senin ümidinle fazl ve kereminle doluyum, kendimle birlikte sana iki kapalı göz getirdim ve bütün kirliliklerin yanında onun serveti çok değerli bir zahiredir ve o, Fatıma'nın Hüseyinine dökülen göz yaşıdır, Ehli Beyt'e dökülen göz yaşıdır, mazlumu, yetimi, zalimin kuşatması altındaki mazlumu savunmak için dökülen göz yaşıdır.<br />
<br />
Allah'ım! Ellerimde ne sunmak için ne de savunma gücüne sahip hiçbir şey yok ama ellerimde bir şey zahire ettim ve ona umut ediyorum ve o da bu ellerin her zaman sana yönelmesiydi. Onları sana doğru kaldırdığımda, onları yere, dizlerime koyduğumda, dinini savunmak için onlarla silah tuttuğumda, bunlar benim elimin serveti oldular ve ben bunları kabul etmiş olmanı umut ediyorum.<br />
<br />
Allah'ım! Ayaklarım halsiz, takati yok. Cehennem köprüsünden geçecek cesareti yok. Normal bir köprüden geçerken bile ayaklarım titriyor, vay bana ve Sıratına ki, bir saç telinden bile daha ince ve kılıçtan ise daha keskin; ama titremeyeceğime ve kurtulacağıma dair bir umudum var. Ben bu ayaklarla senin haremine ayak bastım, evinin etrafında döndüm ve Hüseyin ve Abbas'ın türbelerinde yalın ayak dolandım ve bu ayakları büküp topladım ve dinini savunmak için onlarla koştum, düştüm kalktım, ağladım, ağlattım, güldüm, güldürdüm, bu düşme ve kalkmalara umut ediyorum ve bunların hürmetine onları bağışla.<br />
<br />
Allah'ım! Başım, aklım, dudaklarım, kulaklarım, kalbim ve bütün uzuvlarımın hepsi, "Ya Erhamerrahimin" ismine umut ediyorlar, beni kabul et, pak olarak kabul et, Öyle kabul et ki seni görme liyakatine sahip olayım, seni görmekten başka bir şey istemiyorum, benim cennetim senin yanındır, Ya Allah!<br />
<br />
Allah'ım! Arkadaşlarımın kervanından geride kaldım<br />
<br />
Allah'ım ve ey Aziz!<br />
Yıllardır kervanın gerisindeyim ve sürekli birilerini senin huzuruna yolcu ediyor ama kendim geride kalıyorum, ama sen biliyorsun onları asla unutmadım. Her zaman onları yad ediyorum, sadece zihnimde değil, kalbimde, gözümde, göz yaşlarımda ve ahımda yad ediyorum.<br />
<br />
Azizim! Cismim zayıflıyor. Kırk yıl huzurunda durmuş birini kabul etmemen mümkün mü? Halikim, mahbubum, aşkım, her zaman tüm vücudumu aşkınla doldurmanı, hasretinle yakmanı ve öldürmeni istedim.<br />
<br />
Azizim! Ben senin ümidinle kış, yaz şehirlerden şehirlere, çöllerden çöllere gidiyorum. Kerim, habip, senin keremine umut bağladım, sen biliyorsun, ben seni seviyorum. Senden başkasını istemediğimi biliyorsun. Beni kendine bağla.<br />
<br />
Allah'ım! korku bütün bedenimi kapladı. Ben nefsimi yenecek güce sahip değilim, beni rezil etme. Beni, saygılarını vacip kıldığın kişilerin hürmetine, onların hürmetine bir zarar vermeden senin huzuruna gelen kafileye kat.<br />
<br />
Mabudum, aşkım, maşukum, seni seviyorum. defalarca seni gördüm, seni hissettim, senden ayrı kalamam, yeter. Beni kabul et, ama sana layık bir şekilde.<br />
<br />
Mücahit erkek ve kız kardeşlerime  hitaben<br />
<br />
Dünyadaki sevgili mücahit kardeşlerim, ey başlarını Allah'a adayanlar ve canlarını avuçlarının içine alıp aşk pazarında satmaya hazır olanlar, inayet edin, İran İslam Cumhuriyeti, İslam'ın ve Şia'nın merkezidir.<br />
<br />
Bugün Hüseyin bin Ali'nin üssü İran'dır. Bilin ki İran İslam Cumhuriyeti türbedir ve türbe kalırsa, diğer türbeler de kalacaktır. Eğer düşman bu türbeleri ortadan kaldırırsa, hiçbir türbe kalmayacaktır, ne İbrahim türbesi ne de Muhammedi türbe (s.a.v).<br />
<br />
Kardeşlerim! İslam Dünyasının her zaman bir rehbere ihtiyacı vardır. Rehber, şer-i ve fıkhi olarak masuma bağlıdır. Dünyayı sarsan, İslam'ı yaşatan, Velyet-i Fakih'i bu ümmetin tek kurtuluş reçetesi olarak karar kılan en büyük alimin büyük Humeyni olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Bu yüzden dini olarak ona inanan siz Şiiler ve ona akli olarak inanan siz Sünniler, İslam'ı kurtarmak için her türlü ihtilafı bir kenara bırakmalısınız. Çadır, Peygamber'in çadırıdır. Dünyanın İslam Cumhuriyeti ile düşmanlığının asıl sebebi, bu çadırı yakmak ve yok etmek içindir. Vallahi, Vallahi, Vallahi, eğer bu çadır zarar görürse, Beyt'ullah, Medine'de Resulullah'n Mescidi, Necef, Kerbela, Kazımeyn, Samerra ve Meşhed de kalmayacak, Kur'an zarar görecektir.<br />
<br />
İranlı bay ve bayan kardeşlerime hitaben<br />
<br />
İranlı kardeşlerim, onurlu ve şanlı halk, ben ve benim gibilerin canı, yüz binlerce canı İslam'a ve İran'a feda eden size feda olsun, İlkeleri koruyun, ilke ve usul yani, Veliy-i fakih'tir. Özellikle hekim, mazlum, dinin, irfan ve marifetin fakihi aziz Hamanei'yi canınız olarak bilin ve onun saygısını kutsal sayın.<br />
<br />
Kız ve erkek kardeşlerim, annem ve babam ve kıymetlilerim!<br />
<br />
İran İslam Cumhuriyeti bugün en görkemli dönemini yaşıyor. Düşmanın size nasıl baktığının, peygamberinize nasıl nasıl baktığının, düşmanın Allah'ın peygamberine ve evlatlarına nasıl davrandığının, ona nasıl iftiralar attığının, onun pak evlatlarına nasıl davrandığının önemli olmadığını bilin. Düşmanın hakaretleri, baskıları sizi tefrikaya düşürmesin.<br />
<br />
Bilin ve biliyorsunuz ki, Humeyni'nin en önemli hüneri, İran'a önce İslam'ı getirmesi ve sonra İran'ı İslam'ın hizmetine sunmasıydı. Eğer İslam olmasaydı, bu halka İslam ruhu hakim olmasaydı, Saddam bir kurt gibi, Amerika kuduz bir köpek gibi bu ülkeye saldırırdı. Ama İmam'ın hüneri, önce İslam'ı getirmesi, Aşura ve Muharrem, Sefer ve Fatımiyye günlerini bu halka getirmesiydi. İnkılapta inkılap yaratanlar, bu nedenle her dönemde sizin için, İslam için İran halkı ve toprakları için binlerce can feda etmiş, en büyük maddi güçleri aşağılamıştır. <br />
Azizlerim, usul ve ilkelerde ihtilafa düşmeyin.<br />
<br />
Şehitler hepimizin izzet ve haysiyetidir. Sadece bugün için değil, onlar her zaman Allah'ın engin denizine bağlanmıştır. Onları gözünüzde, kalbinizde ve dilinizde yüceltin. Aynı oldukları gibi. Çocuklarınızı onların isimleriyle ve resimleriyle tanıştırın. Hepinizin yetimleri olan şehit evlatlarına, edep ve saygıyla bakın. Onların eşlerine, anne ve babalarına saygı gösterin, çocuklarınızla ilgilendiğiniz gibi, onlarla da baba, anne, eş ve çocukların yokluğunda ilgilenin.<br />
Bugün Veliy-i Fakih'in komutanı olduğu, sizi, mezhebinizi, İslam'ı ve ülkeyi koruyan Silahlı Kuvvetlerinize saygı gösterin. Silahlı kuvvetler, kendi evlerini korudukları gibi halkı, namusu ve toprakları korumalı edep ve saygı göstermelidir ve  İmam Ali'nin buyurduğu gibi halkın izzet kaynağı, mustazafların ve halkın sığınağı ve ülkelerinin süsü olmalıdır.<br />
<br />
Değerli Kirman halkına hitaben<br />
<br />
8 yıllık kutsal savunma sırasında büyük fedakarlıklarda bulunan ve İslam' çok yüksek düzeyde mücahitler vermiş olan sevgili Kirman halkına hitaben de bir kaç sözüm var. Ben onlardan her zaman utanıyorum. İslam için sekiz yıl bana güvendiler. Kerbela-5, Fecr-8, Tarik'ul Kudüs, Feth'ül Mübin, Beyt'ül Mukaddes gibi savaşlara evlatlarınızı gönderdiniz ve Mazlum İmam Hüseyin bin Ali aşkıyla Sarallah isimli değerli ve büyük bir askeri birlik kurdunuz. Bu birlik keskin bir kılıç gibi defalarca halkımızı ve Müslümanları sevindirdi ve onların hüznünü giderdi. Azizler! Ben bugün ilahi takdir esasınca sizin aranızdan ayrıldım. Ben sizleri annemden, babamdan, evlatlarımdan, kardeşlerimden daha çok seviyorum. Çünkü onların canın bir parçası ve onların da benim canımın bir parçası olmasına rağmen sizlerle onlardan daha fazla birlikte oldum. Onlar da benim canımı size ve İran halkına nezir ettiğimi kabul ettiler.<br />
Kirman'ın sonsuza dek velayetle kalmasını istiyorum. Bu vilayet, Ali bin Ebu Talip'in vilayetidir ve çadırı, Fatıma'nın Hüseyninin çadırıdır. Onun etrafında dönün. Sizinleyim. Hayatımda insanlığa ve duygulara siyasi renklerden daha çok önem verdiğimi biliyorsunuz. Ben sizin hepinize hitap ediyorum, beni kendinizden görün, kardeşiniz ve evladınız olarak görün.<br />
İslam Cumhuriyeti ve İnkılabının devamı olan İslam'ı bu noktada yalnız bırakmamanızı vasiyet ediyorum. İslam'ı savunmak için dikkate ve akıllı olmaya ihtiyaç vardır. Siyasi konularda, İslam, İslam Cumhuriyeti, kutsallar ve Velayet- Fakih konusu gündeme geldiğinde, bunlar Allah'ın renkleridir ve Allah'ın renklerini bütün renklere tercih edin.<br />
<br />
Şehit ailelerine hitaben...<br />
<br />
Ey Şehit evlatları ve şehit anne ve babaları ve şehitlerin geride bıraktıkları, ey ülkemizin meşaleleri, ey şehitlerin dindar ve vefalı eşleri, çocukları ve kardeşleri! Bu dünyada benim sesini en çok duyduğum ve ünsiyet kurduğum ve Kur'an sesi gibi beni sakinleştiren ve en büyük manevi destekçim olarak gördüğüm ses, şehit evlatlarının sesidir ve bazen günlük olarak onunla ünsiyet kurduğum şey, şehit anne ve babalarının sesidir ve kendi anne ve babamı onların vücudunda hissediyordum.<br />
<br />
Azizlerim! Sizler bu milletin öncülerisiniz, kendi kıymetinizi bilin. Şehitlerinizi yanınızda hissedin, öyle ki kim size baksa, sizde aynı şehit babası ya da şehit evladı özelliklerini ve gücünü hissetsin.<br />
<br />
Lütfen bana hakkınızı helal edin ve bağışlayın. Ben birçoklarınızın ve hatta şehit evlatlarınızın hakkını eda edemedim, tövbe ediyorum ve bağışlanma diliyorum.<br />
<br />
Cenazemi şehit evlatlarının taşımasını isterim, belki onların gücünün ve pak ellerinin sayesinde Allah'u Tela beni bağışlar.<br />
<br />
Ülkedeki siyasilere hitaben...<br />
<br />
Kısa birkaç cümle de kendini reformcu ya da radikal olarak gören ülkedeki siyasilere söylemek isterim. Her zaman beni üzen şeylerden biri, genellikle bizim iki aşamayı, Kur'an ve Allah ve değerleri unutmamız belki de feda etmemizdir. Azizler, ne kavganız olursa olsun, ne rekabetiniz olursa olsun, davranışlarınız, sözleriniz ya da yaklaşımlarınız İnkılabı zayıflatır yönde ise, sizler Nebi'yi Ekrem'i ve bu yoldaki şehitleri öfkelendirmişsiniz ve sınırları ayırmışsınız demektir. Eğer birlikte olmak istiyorsanız, birlikte olmanın şartı, anlaşma ve ilkeleri açıkça ifade etmektir. İlkeler uzun ve ayrıntılı değildir. Usül bir kaç önemli noktadan ibarettir:<br />
<br />
İlk olarak, Velayet-i Fakih'e fiili olarak bağlı olmak, yani onun tavsiyelerine kulak vermek, gönülden onun uyarı ve nasihatlerini gerçek şer-i, ve ameli bir doktor gibi uygulamaktır. İslam Cumhuriyetinde görev yapmak isteyen biri için asıl şart, Velayet-i Fakih'e fiili ve gerçek anlamda inanmaktır. Ben Tannouri ve yasal bir velayetten bahsetmiyorum, bunların hiç biri vahdet sorununu çözemez. Yasal velayet, Müslüman ya da gayri Müslim olmak üzere bütün halk içindir ama fiili velayet, bunca şehit vermiş İslami bir ülke olan bir ülkenin önemli yükünü taşımak isteyen  yetkililere özeldir.<br />
<br />
İslam Cumhuriyetine ve onun ilkelerine inanmak, ahlaktan değerlere ve halk ve İslam karşısındaki sorumluluklara kadar bütün temellerine gerçek anlamda inanmaktır.<br />
<br />
Hatta bir köyün masasına gittiklerinde bile eski Hanların hatıralarını anlatan değil, inançlı ve temiz insanlar halka hizmet için seçilmelidir.<br />
<br />
Yolsuzlukla mücadeleyi ve lüksten ve yolsuzluktan kaçınmayı benimseyin.<br />
<br />
Hükumetiniz döneminde hangi görevde olursanız olun, halka saygı duyun ve onlara hizmet etmeyi ibadet olarak görün ve boş bahanelerle değerleri boykot eden değil, gerçek bir hizmet ehli ve değerleri yayan ve genişleten olun.<br />
<br />
Yetkililer, ihmal ve bazı geçici oyları kazanmak için toplumda boşanmayı yayan ve aileleri birbirinden ayıran ahlakı desteklememeli, toplumun babaları gibi, toplumun yetiştirilmesi ile ilgili konularda topluma önem vermelidir. Hükumetler aile dayanışmasında önemli bir faktör, diğer yandan aileyi parçalamada da önemli bir faktördür. Eğer ilkeler uygulanırsa, herkes Rehber, İnkılap ve İslam Cumhuriyeti yolunda olacaktır ve adil bir rekabet, barışın seçilmesi için aynı ilkelere dayanacaktır.<br />
<br />
Ordu ve Devrim Muhafızlarındaki kardeşlerime hitaben...<br />
<br />
Kısa bir kaç cümle de ordu ve ve Devrim Muhafızlarındaki kardeşlerime söylemek isterim. Komutanların seçimi ve görevler konusunda, cesaret, güç ve kriz yönetimi ölçülerini esas alın. Doğal olarak Velayete değinmiyorum, çünkü Velayet, silahlı kuvvetlerde bir parça değil, silahlı kuvvetlerin hayatta kalmasının vazgeçilmez bir temelidir.<br />
<br />
Diğer bir husus ta, düşmanın hedeflerini ve politikalarını zamanında tanımak ve zamanında kararlar ve eylemler yapmaktır; bunların her biri, zaman aşımına uğradığında zaferiniz üzerinde ciddi bir etkiye sahip olacaktır.<br />
<br />
Alimlere ve Merciiyyete hiaben...<br />
<br />
Kısa bir kaç cümle de 40 yıldır meydanlarda olan bir askerden değerli alimlere ve toplumun aydınlık sebebi olan ve karanlığı yok eden aziz merciiyyete söylemek isterim. Askeriniz bir gözetleme kulesinden, bu sistemin zarar görmesi halinde, din ve sizin havzalarda dirseklerinizi çürüttüğünüz ve zahmet çektiğiniz değerlerinin zarar göreceğini gördü.<br />
<br />
Bu dönemler diğer dönemlerden farklıdır, bu kez egemen oldukları takdirde İslamiyet'ten geriye hiçbir şey kalmaz. Doğru yol, koşulsuz şartsız İnkılabı ve İslam Cumhuriyetini ve Rehberi desteklemektir.<br />
<br />
Olaylarda, diğerleri, İslam'ın ümidi olan sizleri düşündürmemelidir. Hepiniz İmamı seviyordunuz ve onun yoluna inanıyordunuz. İmam Humeyni'nin yolu, (ra) Amerika ile mücadele ve İslam Cumhuriyetini ve müstekbirlerin zulmü altındaki Müslümanları Veliy-i Fakih'in bayrağı altında desteklemektir.<br />
<br />
Ben bu nakıs aklımla, bazı akademisyenlerin, toplumda etkili olan bazı mercileri ve alimleri sözleriyle susturmaya çalıştıklarını gördüm. Gerçek açıktır, İslam Cumhuriyeti ve değerler ve Velayet-i Fakih, İmam Humeyni'nin (ra) mirasıdır ve ciddi bir şekilde desteklenmelidir. Ben Ayetullah Uzma Hamanei'yi çok mazlum ve yalnız olarak görüyorum. Onun sizin dayanışmanıza ve yardımınıza ihtiyacı var ve sizler, açıklamalarınızla ve görüşlerinizle ve desteklerinizle o hazretle birlikte toplumu yönlendirebilirsiniz. Eğer inkılap zarar görseydi hatta melun Şah döneminde bile belki, müstekbirlerin çabasıyla dönülmez derin bir inhiraf yaşanabilirdi.<br />
<br />
Mübarek ellerinizi öpüyorum ve bu açıklamalardan dolayı özür diliyorum, bunları huzurlarınızda şahsen söylemek isterdim ama nasip olmadı.<br />
<br />
Askeriniz ...<br />
<br />
Herkesten af diliyorum<br />
<br />
Komşularımdan, arkadaşlarımdan ve çalışma arkadaşlarımdan af diliyorum. Sarallah ordusu askerlerinden ve düşmanın yolunu kapatan Kudüs Gücü kuvvetlerinden bağışlanma ve af diliyorum; özellikle kardeşçe bana yardım edenlerden af diliyorum.<br />
<br />
Kardeşim gibi gördüğüm ve bana evlatları gibi sevgiyle ve kardeşçe yardım eden Hüseyin Pur Caferi'den söz etmeden olmaz. Onun ailesinden ve zahmet verdiğim asker ve mücahit arkadaşlarından özür diliyorum. Tabi bütün Kudüs Gücündeki kardeşlerim bana kardeşçe muhabbet gösterdiler ve yardım ettiler ve aziz dostum General Kani, sabır ve metanetle bana tahammül etti.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Akıbetimizi şehadetle bitir]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-akibetimizi-sehadetle-bitir</link>
			<pubDate>Tue, 07 Jan 2020 12:15:47 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30438">islamibakış</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-akibetimizi-sehadetle-bitir</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[smail Haniye’nin Şehit Kasım Süleymani’nin cenaze merasimindeki konuşması]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-smail-haniye%E2%80%99nin-sehit-kasim-suleymani%E2%80%99nin-cenaze-merasimindeki-konusmasi</link>
			<pubDate>Tue, 07 Jan 2020 12:14:35 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30438">islamibakış</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-smail-haniye%E2%80%99nin-sehit-kasim-suleymani%E2%80%99nin-cenaze-merasimindeki-konusmasi</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İhavanu’l-Müslimin’in Yanlışları ve Muhammed Mursi’nin Hataları]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-ihavanu%E2%80%99l-muslimin%E2%80%99in-yanlislari-ve-muhammed-mursi%E2%80%99nin-hatalari</link>
			<pubDate>Tue, 01 Oct 2019 13:41:10 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30402">Müslümanca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-ihavanu%E2%80%99l-muslimin%E2%80%99in-yanlislari-ve-muhammed-mursi%E2%80%99nin-hatalari</guid>
			<description><![CDATA[İran’ın Mısır’daki Temsilciliğinin Eski Başkanı Seyyid Hadi Husruşahi “İhvanu’l-Müslimin ve Muhammed Mursi’nin Yanlış ve Hataları Neydi?” başlıklı bir makale kaleme aldı. <br />
İhvan hükümetinin devrilmesi ve sonrasında Muhammed Mursi’nin hapse atılması ve ölmesi hakkında tüm boyutlarıyla ve yakından inceleme yapabilecek en iyi kişi Seyyid Hadi Husruşahi’dir. Bu bakımdan İhvan ve Mursi hakkındaki birçok önemli hakikati aydınlatacak bu makaleyi okurlarımızla paylaşıyoruz.<br />
<br />
<br />
Tanışma Geçmişi <br />
Mısır’ın meşru cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi iki defa Kahire’de görmüş idim. <br />
Bir defa Müslüman Kardeşlerin beşinci mürşidi Şeyh Mustafa Meşhud’un vafatından dolayı yapılmış başsağlığı merasiminde gördüm. Şeyh Mustafa Meşhud ile uzun bir dostluğumuz vardı; o, İslam mezhepleri arasında yakınlaştırma taraftarıydı ve Şii-Sünni işbirliğinden yanaydı. Bizim davetimiz üzere bir defa da İran’a gelmiş ve Filistin konferansına katılmış idi. <br />
Bu başsağlığı merasiminde Mısırlı seçkin siyasi şahsiyetler ve Müslüman Kardeşlerin özellikle İrşat Mektebi üyeleri katılmıştı. Bu arada ben İhvan’ın sonraki mürşidi Memun Hudeybi’nin yanında oturmuş idim. Bu sırada bir kardeş gelerek yanımıza oturdu. Huzeybi beni ona tanıttı ve dedi ki: “Üstat Hadi İran İhvanındandır”. Onu da bana tanıttı ve dedi ki: “Muhammed Mursi kardeş de İrşat Mektebi üyelerindendir”. Tanışma bitti ve doğal olarak başsağlığı merasiminde geniş olarak bir konu üzerinde konuşma fırsatı olmaz. <br />
Bir müddet sonra İhvan’ın sonraki Mürşidi Mübarek Ramazan ayında İhvanın geleneksel ve umumi iftarında beni de davet etti. Benim Kahire’deki resmi görevimin bitmesi ve bunun Mısır dışişleri bakanlığına bildirilmesinden ötürü bu daveti kabul edebildim. Bu bakımdan bunun sonuçları İran-Mısır ilişkilerine yansımadı. İkinci defa bu toplantıda Muhammed Mursi’yi gördüm. Benim yanıma gelerek merhabalaştı ve İslam Cumhuriyetinin durumunu sordu ve iyi ilişkiler kurulması ve dostane görüşmeler yapılası hususundaki ilgisini beyan etti… Bu toplantıda ben İhvanın yeni mürşidi Memun Hudeybi ve Muhammed Mursi beyi İslam Birliği Konferansına katılmaları için İran’a davet ettim. Hudeybi bey kabul etti ve Mursi Bey de vahdet konferansının yapılacağı tarihte fırsat bulabilirse gelebileceğini ifade etti. Elbette diğer Mısır üniversiteleri ve el-Ezher’den davet edilenler gibi bu iki İhvanlı kardeşe Mısır Emniyetinden çıkış izni verilmedi. <br />
Mısır olayları ve Hüsnü Mübarek hükümetinin yıkılması ve halk inkılabının zafere ulaşması birçok gelişmeye neden ki o zamanda onların gerçekleşmesini tasavvur etmek mümkün değildi. İrşat Mektebi ve İhvan daha ince yapılan tüm resmi muhalefetlere rağmen siyasi faaliyetlere ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmak için “Özgürlük ve Adalet” partisini kurmayı kabul ettiler. Bu parti İhvana bağlı olacaktı; ihvan siyasi kanununda bir hayır, kültürel ve ekonomik kurum veya cemiyet idi; bu bakımdan aleni ve kanuni olarak ülkenin siyasi meselelerine katılabilirdi. Kurum kurallarına göre Muhammed Mursi İrşat Mektebinden ayrıldı ve İhvan’ın yeni partisi Özgürlük ve Adalet partisinin genel başkanlığına seçildi. Mursi Mısır cumhurbaşkanlığı seçimlerine katıldı ve yüzde 52 oranında oy alarak bu makama seçildi. Gerçekte Mısır Müslüman Kardeşleri bu hareketle en büyük stratejik hatasını yaptı ve öyle bir meydana girdi ki önceden bunun için hiçbir hazırlığı yoktu. Ülkenin çok kötü sosyal ve ekonomik şartları halkın en azından yaşam şartlarını düzeltecek izni vermiyordu; Kahire halkının iki milyonu kabristanlarda yaşıyordu ve en alt düzeydeki yaşam olanaklarından mahrum idiler. Mursi bu şartlarda Mısır’ın cumhurbaşkanı oldu.<br />
<br />
<br />
Muhammed Mursi Kimdir? <br />
Muhammed Mursi İsa el-Ayat 1951 yılında Mısır’ın doğu eyaletinde el-Adva köyünde dünyaya geldi. Babası sade bir köylü idi. Mursi o köyde öğretimine başladı; ama sonraki merhalelerde Kahire’ye geldi ve büyük çabalar ve zahmetler çekerek Kahire üniversitesine girmeyi başardı ve mühendislik alanında yüksek lisans aldı. Başarısından ötürü devlet bursuyla Amerika’ya gitti ve Kaliforniya üniversitesinde mühendislik alanında doktora aldı ve o üniversitede tedrise başladı. Daha sonra Kahire, Zekazik ve Fatih üniversitelerinde üstatlık yaptı. Kaliforniya üniversitesinde uzay işlerinde elde ettiği uzmanlığından ötürü Nasa ile ilmi işbirliği yapıyordu. <br />
Mursi Mısır’a yerleştikten sonra 1979 yılında resmen Müslüman Kardeşlere üye oldu ve kurumun siyasi kolunda faaliyete başladı. Bu bağlamda defalarca rejim tarafında hapse atıldı ve aylarca yargılanmadan Kahire hapishanelerinde tutuldu. Son defasında ihvan ve İrşat Mektebinden otuz kişi ile birlikte hapse atıldı. Ama 2005 yılında İhvan’ın da katıldığı Mısır meclis seçimlerinde meclise girdi ve İhvan vekillerinin meclisteki resmi sözcüsü olarak seçildi. <br />
Muhammed Mursi Dr. Aziz Sıdki ile birlikte 2004 yılında “Değişim İçin Milli Cephe” partisini kurdu ve demokratik koalisyon kurumuna -40 parti ve kurumun katılımıyla- katıldı. “Siyonizm planları ile mücadele için Mısır Komitesi”nde kurucu üye idi ve bunlara ilaveten insan hakları kurumlarında ve özgürlükçü hareketlerde ciddi bir şekilde faal idi. Mecliste vekillik yaptıktan sonra cumhurbaşkanlığı için aday oldu ve ilk halk seçimlerinde birinci oldu. Ama bu, muhalifleri sakinleştirmedi ve muhalefet etmeye başladılar ve yeni hükümeti zayıflatmak için her vesileye sarıldılar. Sonunda “isyan” adı altında Muhammed el-Bradei tarafından gösteriler başladı ve ilk başta halkın yaşam şartlarına itiraz unvanıyla başlayan bu gösteriler, Muhammed Mursi hükümetini devirme gösterilerine dönüştü. <br />
Bu sırada Hüsnü Mübarek’ten kalma ordudan Mursi’nin kendisinin atadığı genelkurmay başkanı General Abdulfettah es-Sisi darbe yaptı. Es-Sisi, Rabiatu’l-Adeviye camisinde ve et-Tahrir meydanında 3 binden fazla kişiyi katletti, 12 bin kişiyi yaraladı, ihvan üyelerinden ve taraftarlarından 30 bin kişiyi tutuklayıp hapse atarak Mursi hükümetini devirdi. Kendisini meşru cumhurbaşkanı sayan Muhammed Mursi ve onlarca İhvan liderini hapse attı. İlk önce onu cinai mahkemeye sevk etti ve yirmi ay hapse mahkûm edildi ve daha sonra askeri mahkemeye sevk edildi ve bu defa Mursi ve İhvanın onlarca lideri için idam hükmü verildi. Bu hüküm onlarca mahkûm hakkında uygulandı. Muhammed Mursi ise Hamas, Katar ve İran’a casusluk suçlamasıyla mahkemeye sevk edildi ve mahkemenin son duruşmasında bayıldı diye hastaneye kaldırıldı ve sonrasında öldüğü anlaşıldı. <br />
Ne yazık ki altı yıl boyunca es-Sisi’nin zindanlarında tutulan Muhammed Mursi’nin hiçbir refah, sağlık ve tıbbi olanağı yoktu; hatta tek kişilik odasında yatak bile yoktu; hatta battaniye vermekten bile kaçınıyorlardı. Eşi, çocukları ve avukatı ile görüşme imkânı yoktu. Zorla getirildiği son celsede bayılıp yere yığıldığında yarım saat hiçbir şey yapmadan sadece izlediler ve yarım saat sonra ambulans geldi ve sonrasında öldüğü bildirildi. İhvan ve ailesi onun ölümünü tabii olmadığını ve kasten öldürüldüğünü bildirdiler. Biliyoruz ki aynı mahkemede Hüsnü Mübarek kötüleştiğinde hemen helikopter ile hastaneye kaldırıldı ve tedavi edilmekle kalmadı, tüm suçlamalardan beraat etti; ama Mursi?<br />
<br />
<br />
Mursi’nin Bağışlanamaz Yanlış ve Hataları <br />
Şimdi Mursi ve İhvan hükümetinin bir yıllık hükümeti boyunca yaptığı bağışlanamaz hataları ve İhvan’ın temel ilkelerinden nasıl sapıldığı konusuna gelelim. <br />
Biliyoruz ki sekiz yıllık bir mücadele, hapis, sürgün ve idamdan sonra nihayet Müslüman Kardeşler ülkeyi yönetmek ve gerçek bir İslam cumhuriyeti kurmak için iş başına gelmişlerdi. Ama amelde görüldü ki bu iş için hazır değillerdi ve öyle komplikasyonlara duçar oldular ki onlardan beklenmiyordu… <br />
Mısır’da halkın seçtiği tek cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin o kadar çok hata ve yanlışları oldu ki sadece onu listelemek bile oldukça zordur. Ama onlardan önemli bazılarına liste şeklinde işaret ediyoruz: <br />
1. Muhammed Mursi hükümete geldikten sonra önceki rejimden kalan makamları aynı şekilde iş başında tuttu. Onların en önemlileri olan Hüsnü Mübarek’e vefalı generaller ve subaylar ve onun 30 yıllık zulüm ve diktatörlüğünün ortakları… <br />
2. Muhammed Mursi ülkenin çökmüş ekonomisinden haberdar idi ve ilk dış ziyaretini Riyad’a yaptı; böylece Arapların irticai rehberi Beni Suud’dan yardım alabilsin; ama onlar yalan vaatlerine rağmen hatta bir dolar bile yardımda bulunmadılar. Fakat General Sisi’nin darbesinden hemen sonra ona milyarlarca dolar yardımda bulundular. Elbette daha sonra Beni Suud, Amerika ve İsrail’le birlikte Müslüman Kardeşleri terörist ilan etti. <br />
3. Muhammed Mursi tekfiri selefiler ile özellikle “Nur Partisi” ile ki en mutaassıp ve gerici tekfiri selefiler onda toplanmışlardı, koalisyon yaptı ve onlar ile birlikte tüm milli veya muhalif güçleri dışladılar. Böylece daha düne kadar tüm İhvanı mürtet bilen kimselerle iş ortağı oldular. <br />
4. Mursi Bey Ulusal Tekfiri-Selefi seminerine katıldı; orada Şiiler rafizi, mürtet ve kâfir sayıldı. O, bu haince saldırı ve Selefi Tekfirilerin “Arz-ı Kinane” ve “Fatimiler” mıntıkasında Şiiler aleyhine işledikleri feci cinayetler karşısında sustu ve hiçbir tepki vermedi ve itiraz etmedi. <br />
5. Muhammed Mursi Suriye İhvanının Suriye Baas hükümetiyle ihtilafında babaca arabuluculuk yapacağına aptalca tutum takınarak Suriye’nin Kahire’deki elçiliğini kapattı ve Suriye devleti ile ilişkilerin kesildiğini ilan etti. Elbette bu iş Mısır Milli Güvenlik Kurulunun işiydi, cumhurbaşkanının değil. <br />
6. Mursi mantıksızca yaptığı bir konuşmasında Suriye ve Irak’ta Alevi ve Rafizi hükümetlerinin yıkılmasını istedi! Onun hangi makamla başka devletlerin devrilmesini istediği malum olmadı. <br />
7. Muhammed Mursi 15 Şaban’da katledilen Şeyh Hasan Şitah, iki kardeşi ve misafirlerinin katlinin faillerinin cezalandırılması hususunda kusurlu davrandı… Şeyh Hasan Şitah aslen Mısırlı bir âlimdi ve Kahire Şiilerinin rehberliğini yapıyordu. O, Hüsnü Mübarek zamanında defalarca İran için casusluk gibi mesnetsiz suçlamalarla tutuklanmış ve hapse atılmıştı… Ama Mursi döneminde katledildi ve onunla beraberindekilerin cenazesi Kahire sokaklarında sürüklendi ki diğerlerine ibret olsun! <br />
Mursi Bey, İhvanın ilk mürşidi Şeyh Hasan el-Benna’nın Kahire’de kurulan İslam mezheplerini yakınlaştırma kurumunun ilk kurucularından olduğunu unutmuştu. Bu kurum el-Ezher şeyhi olan Şeyh Şeltut’un fetvasıyla Şiileri İslam mezheplerinden biri olarak tanıtmıştı ve onların âlimlerinin fetvasına göre amel etmeyi caiz ilan etmişti. <br />
8. Mursi bey, Kahire’de yaptığı konuşmalarının birinde selefilerin, Beni Suud’un ve İslam birliğinin diğer düşmanlarının ilgisini çekebilmek için Alevileri ve Rafızileri mürtet ilan etti. Elbette onun tarafından mürtet hükmünün verilmesinin hiçbir akli ve şeri delili yoktu. Mursi ne zaman “müftülük” makamına oturmuştu da mürtetlik hükmü veriyordu! <br />
9. Mursi bey, İslam ülkeleri liderleri toplantısında Tahran’a yaptığı ziyaretinde tüm Müslümanları vahdete davet edeceğine sözlerini halifelerin isimlerini zikrederek başladı. Hiç şüphesiz bu girişim Beni Suud’u, Mısır selefilerini ve irticai Arap gruplarını hoşnut etmek için yapılmıştı; yoksa uluslararası bir toplantıda hiçbir akıllı kişi böyle konulara girmez. O, bu toplantının sonunda yaptığı kısa konuşmasında Alevi Suriye devletinin yıkılmasını istedi ki bu girişim hiçbir sağlıklı mantıkla uyuşmamaktadır. <br />
10. Muhammed Mursi, İran’a yaptığı ziyaretinde İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei ile görüşme talebinde bulunmak yerine vakit azlığı bahanesi ile bu nimetten mahrum kaldı. Bu da Vahhabiler, selefiler ve Beni Suud tarafından kabul görmek için yapılmıştı. Ama o, onların bir müddet sonra İsrail ve Amerika ile birlikte tüm Müslüman Kardeşleri Hizbullah, Devrim Muhafızları, Ensarullah ve diğer Müslüman güçler gibi terörist ilan edeceklerini bilmiyordu. <br />
11. Mursi’nin ilkesel ve önemli yanlışlarından bir diğeri şuydu ki İslam İnkılabı ve bölgedeki direniş güçlerine katılmak yerine Amerika’ya ümit bağladı ve onun yardımlarını bekleyerek kendi kurumunun tüm olumlu yönlerini heba etti. Onun bu işinin sonucu olarak, en az yarım asır Mısır’daki İslami hareketin geri atılmasına neden oldu. <br />
12. Mursi dönemindeki en önemli hata veya ihanet şuydu ki onun hükümeti Kamp David anlaşmasını kabul ederek resmen ilan etti ve Kahire’deki İsrail elçiliğini Filistinlilere vermek yerine İsrail’e elçi ve özel temsilci gönderdi ve dostane ve kalıcı ilişkilerin kurulmasını istedi. <br />
Acaba Enver Sadat ve Hüsnü Mübarek bundan başka bir şey mi istiyorlardı? Acaba onun eliyle genelkurmay başkanlığına atanan General Sisi bundan başka bir şey mi istiyor? Öyleyse ne yazık ki Müslüman Kardeşlerin temsilcisi olarak sizin onlarla farkınız nedir? <br />
Gerçekte bu haince yöntem, İhvan ve Mısır’ın İsrail karşıtı inkılabının hedeflerinin mahiyetini değiştirdi. Çünkü Mısır halkı inkılap sırasında İsrail elçiliğine saldırmış ve bu elçiliği ele geçirmişti ve girişimle inkılabın mahiyetini dünyaya göstermişti. Ama Mursi cumhurbaşkanlığı döneminde başka bir yol izledi. <br />
Hâlbuki mısır halkı inkılap yaparak Kudüs işgalcisi rejim ile ilişkilerin kesilmesine vurgu yapmıştı. Siz ise Siyonist rejimin reisine yazdığınız meşhur mektubunuzda kendinizi “Peres’in vefakâr dostu” diye tanıttınız! Mursi bu mektubunda Kudüs işgalcisi rejimin reisine “Sevgili ve Değerli dostum!” diye hitap ediyor ve Siyonistler için refah, gelişme ve rahatlık temennisinde bulunuyor ve şöyle imza atıyor: “Muhammed Mursi sizin vefalı dostunuz”. <br />
Bu hususla ilgili olarak Siyonist gazete Haaretz’in haberine değinmek yersiz olmayacaktır. Bu Siyonist gazete 2013 yılında Mursi döneminin İsrail’in kuruluş tarihindeki en iyi dönemlerin biri olduğunu yazdı: İsrail, Müslüman Kardeşler üyesi Mursi’nin iş başına gelmesiyle iki tarafın ilişkilerinin katlanarak artan gerginliklere duçar olacağını sanıyordu, ama Mursi döneminde Mısır ve İsrail geçmişe göre daha çok birbirine yaklaştı. Bu dönemde İsrail öyle imtiyazlar elde etti ki onların Hüsnü Mübarek döneminde bile kazanılması mümkün değildi. <br />
Mursi ilk başta Kamp David anlaşmasına bağlılığını ilan etti ve o yönde çaba sarf etti. Müslüman Kardeşlerin Hamas’a yakınlığı ve nüfuzundan ötürü Mursi hükümeti dönemi boyunca İsrail’e yapılan füze saldırıları durdu. O, bir yıl zarfında Sina yarımadasında Gazze Şeridi’ne doğru kazılan yer altı tünellerini yok edip silah sevkiyatını durdurmayı başardı. Önceki vaatlerin aksine Refah geçiş kapısı açılmadı. <br />
Bu tarihi noktanın ispatı ve İhvanlı kardeşlerin şikâyetçi olmamaları için Muhammed Mursi’nin Şimon Peres’e yazdığı mektubun metnini naklediyoruz. Fotoğrafta Mursi’nin elçisi Şimon Peres’in sağlığı için –viski yerine- kola kadehini kaldırmış içiyor. <br />
Hayır, yanlış etmiyorsunuz. “Değerli Şimon Peres” hitabında bulunan, onun sağlığını ve dostluğun devamını temenni eden cumhurbaşkanı Muhammed Enver Sadat ve Muhammed Hüsnü mübarek değildir; aksine Mısır Müslüman Kardeşlerine başlı Muhammed Mursi’dir. <br />
Mısır’daki son gelimeler ve Kıptilerin papasının, el-Ezher âlimlerinin, selefilerin, İhvanın, generallerin ve laik grupların rolü hakkında daha fazla bilgi isteyenler yeni çap olan iki kitabıma müracaat edebilirler: Mısır’da İnkılap” ve “Mısır’da Askeri İhtilal”]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İran’ın Mısır’daki Temsilciliğinin Eski Başkanı Seyyid Hadi Husruşahi “İhvanu’l-Müslimin ve Muhammed Mursi’nin Yanlış ve Hataları Neydi?” başlıklı bir makale kaleme aldı. <br />
İhvan hükümetinin devrilmesi ve sonrasında Muhammed Mursi’nin hapse atılması ve ölmesi hakkında tüm boyutlarıyla ve yakından inceleme yapabilecek en iyi kişi Seyyid Hadi Husruşahi’dir. Bu bakımdan İhvan ve Mursi hakkındaki birçok önemli hakikati aydınlatacak bu makaleyi okurlarımızla paylaşıyoruz.<br />
<br />
<br />
Tanışma Geçmişi <br />
Mısır’ın meşru cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi iki defa Kahire’de görmüş idim. <br />
Bir defa Müslüman Kardeşlerin beşinci mürşidi Şeyh Mustafa Meşhud’un vafatından dolayı yapılmış başsağlığı merasiminde gördüm. Şeyh Mustafa Meşhud ile uzun bir dostluğumuz vardı; o, İslam mezhepleri arasında yakınlaştırma taraftarıydı ve Şii-Sünni işbirliğinden yanaydı. Bizim davetimiz üzere bir defa da İran’a gelmiş ve Filistin konferansına katılmış idi. <br />
Bu başsağlığı merasiminde Mısırlı seçkin siyasi şahsiyetler ve Müslüman Kardeşlerin özellikle İrşat Mektebi üyeleri katılmıştı. Bu arada ben İhvan’ın sonraki mürşidi Memun Hudeybi’nin yanında oturmuş idim. Bu sırada bir kardeş gelerek yanımıza oturdu. Huzeybi beni ona tanıttı ve dedi ki: “Üstat Hadi İran İhvanındandır”. Onu da bana tanıttı ve dedi ki: “Muhammed Mursi kardeş de İrşat Mektebi üyelerindendir”. Tanışma bitti ve doğal olarak başsağlığı merasiminde geniş olarak bir konu üzerinde konuşma fırsatı olmaz. <br />
Bir müddet sonra İhvan’ın sonraki Mürşidi Mübarek Ramazan ayında İhvanın geleneksel ve umumi iftarında beni de davet etti. Benim Kahire’deki resmi görevimin bitmesi ve bunun Mısır dışişleri bakanlığına bildirilmesinden ötürü bu daveti kabul edebildim. Bu bakımdan bunun sonuçları İran-Mısır ilişkilerine yansımadı. İkinci defa bu toplantıda Muhammed Mursi’yi gördüm. Benim yanıma gelerek merhabalaştı ve İslam Cumhuriyetinin durumunu sordu ve iyi ilişkiler kurulması ve dostane görüşmeler yapılası hususundaki ilgisini beyan etti… Bu toplantıda ben İhvanın yeni mürşidi Memun Hudeybi ve Muhammed Mursi beyi İslam Birliği Konferansına katılmaları için İran’a davet ettim. Hudeybi bey kabul etti ve Mursi Bey de vahdet konferansının yapılacağı tarihte fırsat bulabilirse gelebileceğini ifade etti. Elbette diğer Mısır üniversiteleri ve el-Ezher’den davet edilenler gibi bu iki İhvanlı kardeşe Mısır Emniyetinden çıkış izni verilmedi. <br />
Mısır olayları ve Hüsnü Mübarek hükümetinin yıkılması ve halk inkılabının zafere ulaşması birçok gelişmeye neden ki o zamanda onların gerçekleşmesini tasavvur etmek mümkün değildi. İrşat Mektebi ve İhvan daha ince yapılan tüm resmi muhalefetlere rağmen siyasi faaliyetlere ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmak için “Özgürlük ve Adalet” partisini kurmayı kabul ettiler. Bu parti İhvana bağlı olacaktı; ihvan siyasi kanununda bir hayır, kültürel ve ekonomik kurum veya cemiyet idi; bu bakımdan aleni ve kanuni olarak ülkenin siyasi meselelerine katılabilirdi. Kurum kurallarına göre Muhammed Mursi İrşat Mektebinden ayrıldı ve İhvan’ın yeni partisi Özgürlük ve Adalet partisinin genel başkanlığına seçildi. Mursi Mısır cumhurbaşkanlığı seçimlerine katıldı ve yüzde 52 oranında oy alarak bu makama seçildi. Gerçekte Mısır Müslüman Kardeşleri bu hareketle en büyük stratejik hatasını yaptı ve öyle bir meydana girdi ki önceden bunun için hiçbir hazırlığı yoktu. Ülkenin çok kötü sosyal ve ekonomik şartları halkın en azından yaşam şartlarını düzeltecek izni vermiyordu; Kahire halkının iki milyonu kabristanlarda yaşıyordu ve en alt düzeydeki yaşam olanaklarından mahrum idiler. Mursi bu şartlarda Mısır’ın cumhurbaşkanı oldu.<br />
<br />
<br />
Muhammed Mursi Kimdir? <br />
Muhammed Mursi İsa el-Ayat 1951 yılında Mısır’ın doğu eyaletinde el-Adva köyünde dünyaya geldi. Babası sade bir köylü idi. Mursi o köyde öğretimine başladı; ama sonraki merhalelerde Kahire’ye geldi ve büyük çabalar ve zahmetler çekerek Kahire üniversitesine girmeyi başardı ve mühendislik alanında yüksek lisans aldı. Başarısından ötürü devlet bursuyla Amerika’ya gitti ve Kaliforniya üniversitesinde mühendislik alanında doktora aldı ve o üniversitede tedrise başladı. Daha sonra Kahire, Zekazik ve Fatih üniversitelerinde üstatlık yaptı. Kaliforniya üniversitesinde uzay işlerinde elde ettiği uzmanlığından ötürü Nasa ile ilmi işbirliği yapıyordu. <br />
Mursi Mısır’a yerleştikten sonra 1979 yılında resmen Müslüman Kardeşlere üye oldu ve kurumun siyasi kolunda faaliyete başladı. Bu bağlamda defalarca rejim tarafında hapse atıldı ve aylarca yargılanmadan Kahire hapishanelerinde tutuldu. Son defasında ihvan ve İrşat Mektebinden otuz kişi ile birlikte hapse atıldı. Ama 2005 yılında İhvan’ın da katıldığı Mısır meclis seçimlerinde meclise girdi ve İhvan vekillerinin meclisteki resmi sözcüsü olarak seçildi. <br />
Muhammed Mursi Dr. Aziz Sıdki ile birlikte 2004 yılında “Değişim İçin Milli Cephe” partisini kurdu ve demokratik koalisyon kurumuna -40 parti ve kurumun katılımıyla- katıldı. “Siyonizm planları ile mücadele için Mısır Komitesi”nde kurucu üye idi ve bunlara ilaveten insan hakları kurumlarında ve özgürlükçü hareketlerde ciddi bir şekilde faal idi. Mecliste vekillik yaptıktan sonra cumhurbaşkanlığı için aday oldu ve ilk halk seçimlerinde birinci oldu. Ama bu, muhalifleri sakinleştirmedi ve muhalefet etmeye başladılar ve yeni hükümeti zayıflatmak için her vesileye sarıldılar. Sonunda “isyan” adı altında Muhammed el-Bradei tarafından gösteriler başladı ve ilk başta halkın yaşam şartlarına itiraz unvanıyla başlayan bu gösteriler, Muhammed Mursi hükümetini devirme gösterilerine dönüştü. <br />
Bu sırada Hüsnü Mübarek’ten kalma ordudan Mursi’nin kendisinin atadığı genelkurmay başkanı General Abdulfettah es-Sisi darbe yaptı. Es-Sisi, Rabiatu’l-Adeviye camisinde ve et-Tahrir meydanında 3 binden fazla kişiyi katletti, 12 bin kişiyi yaraladı, ihvan üyelerinden ve taraftarlarından 30 bin kişiyi tutuklayıp hapse atarak Mursi hükümetini devirdi. Kendisini meşru cumhurbaşkanı sayan Muhammed Mursi ve onlarca İhvan liderini hapse attı. İlk önce onu cinai mahkemeye sevk etti ve yirmi ay hapse mahkûm edildi ve daha sonra askeri mahkemeye sevk edildi ve bu defa Mursi ve İhvanın onlarca lideri için idam hükmü verildi. Bu hüküm onlarca mahkûm hakkında uygulandı. Muhammed Mursi ise Hamas, Katar ve İran’a casusluk suçlamasıyla mahkemeye sevk edildi ve mahkemenin son duruşmasında bayıldı diye hastaneye kaldırıldı ve sonrasında öldüğü anlaşıldı. <br />
Ne yazık ki altı yıl boyunca es-Sisi’nin zindanlarında tutulan Muhammed Mursi’nin hiçbir refah, sağlık ve tıbbi olanağı yoktu; hatta tek kişilik odasında yatak bile yoktu; hatta battaniye vermekten bile kaçınıyorlardı. Eşi, çocukları ve avukatı ile görüşme imkânı yoktu. Zorla getirildiği son celsede bayılıp yere yığıldığında yarım saat hiçbir şey yapmadan sadece izlediler ve yarım saat sonra ambulans geldi ve sonrasında öldüğü bildirildi. İhvan ve ailesi onun ölümünü tabii olmadığını ve kasten öldürüldüğünü bildirdiler. Biliyoruz ki aynı mahkemede Hüsnü Mübarek kötüleştiğinde hemen helikopter ile hastaneye kaldırıldı ve tedavi edilmekle kalmadı, tüm suçlamalardan beraat etti; ama Mursi?<br />
<br />
<br />
Mursi’nin Bağışlanamaz Yanlış ve Hataları <br />
Şimdi Mursi ve İhvan hükümetinin bir yıllık hükümeti boyunca yaptığı bağışlanamaz hataları ve İhvan’ın temel ilkelerinden nasıl sapıldığı konusuna gelelim. <br />
Biliyoruz ki sekiz yıllık bir mücadele, hapis, sürgün ve idamdan sonra nihayet Müslüman Kardeşler ülkeyi yönetmek ve gerçek bir İslam cumhuriyeti kurmak için iş başına gelmişlerdi. Ama amelde görüldü ki bu iş için hazır değillerdi ve öyle komplikasyonlara duçar oldular ki onlardan beklenmiyordu… <br />
Mısır’da halkın seçtiği tek cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin o kadar çok hata ve yanlışları oldu ki sadece onu listelemek bile oldukça zordur. Ama onlardan önemli bazılarına liste şeklinde işaret ediyoruz: <br />
1. Muhammed Mursi hükümete geldikten sonra önceki rejimden kalan makamları aynı şekilde iş başında tuttu. Onların en önemlileri olan Hüsnü Mübarek’e vefalı generaller ve subaylar ve onun 30 yıllık zulüm ve diktatörlüğünün ortakları… <br />
2. Muhammed Mursi ülkenin çökmüş ekonomisinden haberdar idi ve ilk dış ziyaretini Riyad’a yaptı; böylece Arapların irticai rehberi Beni Suud’dan yardım alabilsin; ama onlar yalan vaatlerine rağmen hatta bir dolar bile yardımda bulunmadılar. Fakat General Sisi’nin darbesinden hemen sonra ona milyarlarca dolar yardımda bulundular. Elbette daha sonra Beni Suud, Amerika ve İsrail’le birlikte Müslüman Kardeşleri terörist ilan etti. <br />
3. Muhammed Mursi tekfiri selefiler ile özellikle “Nur Partisi” ile ki en mutaassıp ve gerici tekfiri selefiler onda toplanmışlardı, koalisyon yaptı ve onlar ile birlikte tüm milli veya muhalif güçleri dışladılar. Böylece daha düne kadar tüm İhvanı mürtet bilen kimselerle iş ortağı oldular. <br />
4. Mursi Bey Ulusal Tekfiri-Selefi seminerine katıldı; orada Şiiler rafizi, mürtet ve kâfir sayıldı. O, bu haince saldırı ve Selefi Tekfirilerin “Arz-ı Kinane” ve “Fatimiler” mıntıkasında Şiiler aleyhine işledikleri feci cinayetler karşısında sustu ve hiçbir tepki vermedi ve itiraz etmedi. <br />
5. Muhammed Mursi Suriye İhvanının Suriye Baas hükümetiyle ihtilafında babaca arabuluculuk yapacağına aptalca tutum takınarak Suriye’nin Kahire’deki elçiliğini kapattı ve Suriye devleti ile ilişkilerin kesildiğini ilan etti. Elbette bu iş Mısır Milli Güvenlik Kurulunun işiydi, cumhurbaşkanının değil. <br />
6. Mursi mantıksızca yaptığı bir konuşmasında Suriye ve Irak’ta Alevi ve Rafizi hükümetlerinin yıkılmasını istedi! Onun hangi makamla başka devletlerin devrilmesini istediği malum olmadı. <br />
7. Muhammed Mursi 15 Şaban’da katledilen Şeyh Hasan Şitah, iki kardeşi ve misafirlerinin katlinin faillerinin cezalandırılması hususunda kusurlu davrandı… Şeyh Hasan Şitah aslen Mısırlı bir âlimdi ve Kahire Şiilerinin rehberliğini yapıyordu. O, Hüsnü Mübarek zamanında defalarca İran için casusluk gibi mesnetsiz suçlamalarla tutuklanmış ve hapse atılmıştı… Ama Mursi döneminde katledildi ve onunla beraberindekilerin cenazesi Kahire sokaklarında sürüklendi ki diğerlerine ibret olsun! <br />
Mursi Bey, İhvanın ilk mürşidi Şeyh Hasan el-Benna’nın Kahire’de kurulan İslam mezheplerini yakınlaştırma kurumunun ilk kurucularından olduğunu unutmuştu. Bu kurum el-Ezher şeyhi olan Şeyh Şeltut’un fetvasıyla Şiileri İslam mezheplerinden biri olarak tanıtmıştı ve onların âlimlerinin fetvasına göre amel etmeyi caiz ilan etmişti. <br />
8. Mursi bey, Kahire’de yaptığı konuşmalarının birinde selefilerin, Beni Suud’un ve İslam birliğinin diğer düşmanlarının ilgisini çekebilmek için Alevileri ve Rafızileri mürtet ilan etti. Elbette onun tarafından mürtet hükmünün verilmesinin hiçbir akli ve şeri delili yoktu. Mursi ne zaman “müftülük” makamına oturmuştu da mürtetlik hükmü veriyordu! <br />
9. Mursi bey, İslam ülkeleri liderleri toplantısında Tahran’a yaptığı ziyaretinde tüm Müslümanları vahdete davet edeceğine sözlerini halifelerin isimlerini zikrederek başladı. Hiç şüphesiz bu girişim Beni Suud’u, Mısır selefilerini ve irticai Arap gruplarını hoşnut etmek için yapılmıştı; yoksa uluslararası bir toplantıda hiçbir akıllı kişi böyle konulara girmez. O, bu toplantının sonunda yaptığı kısa konuşmasında Alevi Suriye devletinin yıkılmasını istedi ki bu girişim hiçbir sağlıklı mantıkla uyuşmamaktadır. <br />
10. Muhammed Mursi, İran’a yaptığı ziyaretinde İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei ile görüşme talebinde bulunmak yerine vakit azlığı bahanesi ile bu nimetten mahrum kaldı. Bu da Vahhabiler, selefiler ve Beni Suud tarafından kabul görmek için yapılmıştı. Ama o, onların bir müddet sonra İsrail ve Amerika ile birlikte tüm Müslüman Kardeşleri Hizbullah, Devrim Muhafızları, Ensarullah ve diğer Müslüman güçler gibi terörist ilan edeceklerini bilmiyordu. <br />
11. Mursi’nin ilkesel ve önemli yanlışlarından bir diğeri şuydu ki İslam İnkılabı ve bölgedeki direniş güçlerine katılmak yerine Amerika’ya ümit bağladı ve onun yardımlarını bekleyerek kendi kurumunun tüm olumlu yönlerini heba etti. Onun bu işinin sonucu olarak, en az yarım asır Mısır’daki İslami hareketin geri atılmasına neden oldu. <br />
12. Mursi dönemindeki en önemli hata veya ihanet şuydu ki onun hükümeti Kamp David anlaşmasını kabul ederek resmen ilan etti ve Kahire’deki İsrail elçiliğini Filistinlilere vermek yerine İsrail’e elçi ve özel temsilci gönderdi ve dostane ve kalıcı ilişkilerin kurulmasını istedi. <br />
Acaba Enver Sadat ve Hüsnü Mübarek bundan başka bir şey mi istiyorlardı? Acaba onun eliyle genelkurmay başkanlığına atanan General Sisi bundan başka bir şey mi istiyor? Öyleyse ne yazık ki Müslüman Kardeşlerin temsilcisi olarak sizin onlarla farkınız nedir? <br />
Gerçekte bu haince yöntem, İhvan ve Mısır’ın İsrail karşıtı inkılabının hedeflerinin mahiyetini değiştirdi. Çünkü Mısır halkı inkılap sırasında İsrail elçiliğine saldırmış ve bu elçiliği ele geçirmişti ve girişimle inkılabın mahiyetini dünyaya göstermişti. Ama Mursi cumhurbaşkanlığı döneminde başka bir yol izledi. <br />
Hâlbuki mısır halkı inkılap yaparak Kudüs işgalcisi rejim ile ilişkilerin kesilmesine vurgu yapmıştı. Siz ise Siyonist rejimin reisine yazdığınız meşhur mektubunuzda kendinizi “Peres’in vefakâr dostu” diye tanıttınız! Mursi bu mektubunda Kudüs işgalcisi rejimin reisine “Sevgili ve Değerli dostum!” diye hitap ediyor ve Siyonistler için refah, gelişme ve rahatlık temennisinde bulunuyor ve şöyle imza atıyor: “Muhammed Mursi sizin vefalı dostunuz”. <br />
Bu hususla ilgili olarak Siyonist gazete Haaretz’in haberine değinmek yersiz olmayacaktır. Bu Siyonist gazete 2013 yılında Mursi döneminin İsrail’in kuruluş tarihindeki en iyi dönemlerin biri olduğunu yazdı: İsrail, Müslüman Kardeşler üyesi Mursi’nin iş başına gelmesiyle iki tarafın ilişkilerinin katlanarak artan gerginliklere duçar olacağını sanıyordu, ama Mursi döneminde Mısır ve İsrail geçmişe göre daha çok birbirine yaklaştı. Bu dönemde İsrail öyle imtiyazlar elde etti ki onların Hüsnü Mübarek döneminde bile kazanılması mümkün değildi. <br />
Mursi ilk başta Kamp David anlaşmasına bağlılığını ilan etti ve o yönde çaba sarf etti. Müslüman Kardeşlerin Hamas’a yakınlığı ve nüfuzundan ötürü Mursi hükümeti dönemi boyunca İsrail’e yapılan füze saldırıları durdu. O, bir yıl zarfında Sina yarımadasında Gazze Şeridi’ne doğru kazılan yer altı tünellerini yok edip silah sevkiyatını durdurmayı başardı. Önceki vaatlerin aksine Refah geçiş kapısı açılmadı. <br />
Bu tarihi noktanın ispatı ve İhvanlı kardeşlerin şikâyetçi olmamaları için Muhammed Mursi’nin Şimon Peres’e yazdığı mektubun metnini naklediyoruz. Fotoğrafta Mursi’nin elçisi Şimon Peres’in sağlığı için –viski yerine- kola kadehini kaldırmış içiyor. <br />
Hayır, yanlış etmiyorsunuz. “Değerli Şimon Peres” hitabında bulunan, onun sağlığını ve dostluğun devamını temenni eden cumhurbaşkanı Muhammed Enver Sadat ve Muhammed Hüsnü mübarek değildir; aksine Mısır Müslüman Kardeşlerine başlı Muhammed Mursi’dir. <br />
Mısır’daki son gelimeler ve Kıptilerin papasının, el-Ezher âlimlerinin, selefilerin, İhvanın, generallerin ve laik grupların rolü hakkında daha fazla bilgi isteyenler yeni çap olan iki kitabıma müracaat edebilirler: Mısır’da İnkılap” ve “Mısır’da Askeri İhtilal”]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Avivim Operasyonu ne anlama geliyor?]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-avivim-operasyonu-ne-anlama-geliyor</link>
			<pubDate>Tue, 24 Sep 2019 18:29:17 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30438">islamibakış</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-avivim-operasyonu-ne-anlama-geliyor</guid>
			<description><![CDATA[ÖZEL: Avivim Operasyonu ne anlama geliyor? / Nasrallah: Onlara gizlenin dedim ortadan kayboldular / RT Arabic: Kapıları bile kapatmadan üssü boşaltmışlar<br />
3 Eylül 2019 Salı<br />
RT (Russia Today) Arabic kanalı muhabiri Dalia Nammari Avivim askeri üssüne Salı günü girdi ve canlı yayında tamamen terk edilmiş olduğunu, üste tek bir ses bile duyulmadığını kaydetti. Mammari; binadaki odalarının kapılarının bile açık bırakıldığını, bu durumun Hizbullah’ın misilleme operasyonundan sonra İsrail askerlerinin büyük bir şaşkınlık yaşadıklarını gösterdiğini belirtti.<br />
<br />
<br />
Almanar / Alahadnews<br />
<br />
<br />
Seyyid Nasrallah: 1 Eylül 2019 tarihini not edin: İsrail karşısında artık kırmızıçizgimiz yok / Angajman kurallarını değiştirdik<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah Pazartesi günü yaptığı konuşmada İslami Direnişin Avivim misilleme operasyonuna atıfta bulunarak İsraillilere “1 Eylül 2019 tarihini not etmeleri uyarısında bulundu ve bunun Direniş ile Siyonist rejim arasındaki mücadelede yeni bir aşamaya işaret ettiğini” söyledi.<br />
<br />
 <br />
<br />
Seyyid Nasrallah şu şekilde devam etti:<br />
<br />
 <br />
<br />
“İsrailli düşman Hizbullah ile angajman kurallarını değiştirmek istedi, Direniş ise Tel Aviv'in belirlediği kırmızı çizgileri ilga etti. Avivim hamlesi tüm İsrail ve ABD tehditlerine ve işgal ordusunun Lübnan sınırında aldığı tedbirlere rağmen gerçekleştiği için haddizatında bir başarıdır.”<br />
<br />
 <br />
<br />
“Direniş Lübnan semalarındaki İsrail dronlarına karşılık verme kararı almıştır fakat karşılık vermenin doğru zaman ve mekânını belirleme yetkisi askeri önderliktedir.”<br />
<br />
 <br />
<br />
Nasrallah Allah'a hamd ettikten sonra İsrail saldırısına 8 gün içerisinde cevap vermeyi başaran Direniş savaşçılarını selamladı.<br />
<br />
 <br />
<br />
Hizbullah Genel Sekreteri son gerginlik sonrasında sessiz kalmayıp kendilerine dayatılan yeni denklemi kabul etmeyeceklerini ve kesinlikle misillemede bulunacaklarını söylediğini de hatırlattı.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
“Onlara gizlenin dedim ortadan kayboldular!”<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Seyyid Nasrallah sözlerine şöyle devam etti:<br />
<br />
 <br />
<br />
“İsrail Ordusu tehditlerimizden hemen sonra Lübnan sınırındaki tüm gözlem noktaları ve üslerini boşalttı. Ben onlara saklanıp potansiyel hedeflerden uzak durmalarını söylemiştim ama onlar tamamen ortadan kayboldular!”<br />
<br />
 <br />
<br />
“Bu son 8 günde tüm dünya tiranik güç İsrail'in korkup endişeye kapıldığını ve saklandığını gördü. Rezil oldular… Öte yandan Lübnan Ordusu, Direniş savaşçıları ve Lübnan halkı sınırdaki kasaba ve mekânlarını terk etmediler… Bu bir gurur vesilesidir. Üstelik Avivim darbesi gece karanlığında değil gün ortasında gerçekleşmiştir, Direniş liderliği bunu ve İsrail derinliğini vurmayı tüm risklere ve işgal rejiminin aldığı tüm tedbirlere rağmen özellikle tercih etti. Bu saldırıyla İsrailli düşmanın belirlediği önemli kırmızıçizgilerden biri saf dışı bırakıldı. Düşmanın 1948 yılında işgal ettiği bölgeler önemli kırmızıçizgilerinden biridir ve Direniş bu bölgeye saldırmayı başarmak suretiyle İsrail'in önemli kırmızıçizgilerinden birini değiştirmiştir.”<br />
<br />
 <br />
<br />
“Düşman angajman kurallarını değiştirmek isterken Direniş önemli kırmzıçizgilerden birini değiştirmeyi başarmıştır.”<br />
<br />
 <br />
<br />
“Bugün artık yeni bir hedefimiz var, İsrail dronları. Geçtiğimiz yıllarda dâhili mülahazalar nedeniyle bunları hedef almıyorduk.”<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
“Siyonist rejim tarihinde ilk kez cephe boşaltarak geri çekildi”<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Direnişe yakın bir kaynak ise şunları kaydetti:<br />
<br />
 <br />
<br />
“Merkava tankından daha az zırha sahip olan Wolf tipli aracın Kornet füzelerinden zarar görmemiş olması mümkün değil… Operasyondan sonra Siyonist Rejim Başbakan Benjamin Netanyahu değiştirdiği çatışma kurallarına geri döndü. İşgal rejimi ayrıca tarihinde ilk kez savunma tedbirleri alarak ön cephesini boşaltıp askerlerini geri çekti ve yerleşimcilerini cephede bıraktı.”<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
RT Arabic: Saldırı sonrasında üs tamamen terkedildi / Kapılarını bile kapatmadan gitmişler<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Öte yandan RT (Russia Today) Arabic kanalı muhabiri Dalia Nammari Hizbullah'ın Pazar günü iki tanksavar füzeyle vurduğu Avivim askeri üssüne Salı günü girdi ve canlı yayında tamamen terk edilmiş olduğunu, üste tek bir ses bile duyulmadığını kaydetti. Mammari; binadaki odalarının kapılarının bile açık bırakıldığını, bu durumun Hizbullah'ın misilleme operasyonundan sonra İsrail askerlerinin büyük bir şaşkınlık yaşadıklarını gösterdiğini belirtti. Kanal muhabiri İsrail kontrol noktasında ekiplerinin hiç kimseye rastlamadığını da belirtti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ÖZEL: Avivim Operasyonu ne anlama geliyor? / Nasrallah: Onlara gizlenin dedim ortadan kayboldular / RT Arabic: Kapıları bile kapatmadan üssü boşaltmışlar<br />
3 Eylül 2019 Salı<br />
RT (Russia Today) Arabic kanalı muhabiri Dalia Nammari Avivim askeri üssüne Salı günü girdi ve canlı yayında tamamen terk edilmiş olduğunu, üste tek bir ses bile duyulmadığını kaydetti. Mammari; binadaki odalarının kapılarının bile açık bırakıldığını, bu durumun Hizbullah’ın misilleme operasyonundan sonra İsrail askerlerinin büyük bir şaşkınlık yaşadıklarını gösterdiğini belirtti.<br />
<br />
<br />
Almanar / Alahadnews<br />
<br />
<br />
Seyyid Nasrallah: 1 Eylül 2019 tarihini not edin: İsrail karşısında artık kırmızıçizgimiz yok / Angajman kurallarını değiştirdik<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah Pazartesi günü yaptığı konuşmada İslami Direnişin Avivim misilleme operasyonuna atıfta bulunarak İsraillilere “1 Eylül 2019 tarihini not etmeleri uyarısında bulundu ve bunun Direniş ile Siyonist rejim arasındaki mücadelede yeni bir aşamaya işaret ettiğini” söyledi.<br />
<br />
 <br />
<br />
Seyyid Nasrallah şu şekilde devam etti:<br />
<br />
 <br />
<br />
“İsrailli düşman Hizbullah ile angajman kurallarını değiştirmek istedi, Direniş ise Tel Aviv'in belirlediği kırmızı çizgileri ilga etti. Avivim hamlesi tüm İsrail ve ABD tehditlerine ve işgal ordusunun Lübnan sınırında aldığı tedbirlere rağmen gerçekleştiği için haddizatında bir başarıdır.”<br />
<br />
 <br />
<br />
“Direniş Lübnan semalarındaki İsrail dronlarına karşılık verme kararı almıştır fakat karşılık vermenin doğru zaman ve mekânını belirleme yetkisi askeri önderliktedir.”<br />
<br />
 <br />
<br />
Nasrallah Allah'a hamd ettikten sonra İsrail saldırısına 8 gün içerisinde cevap vermeyi başaran Direniş savaşçılarını selamladı.<br />
<br />
 <br />
<br />
Hizbullah Genel Sekreteri son gerginlik sonrasında sessiz kalmayıp kendilerine dayatılan yeni denklemi kabul etmeyeceklerini ve kesinlikle misillemede bulunacaklarını söylediğini de hatırlattı.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
“Onlara gizlenin dedim ortadan kayboldular!”<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Seyyid Nasrallah sözlerine şöyle devam etti:<br />
<br />
 <br />
<br />
“İsrail Ordusu tehditlerimizden hemen sonra Lübnan sınırındaki tüm gözlem noktaları ve üslerini boşalttı. Ben onlara saklanıp potansiyel hedeflerden uzak durmalarını söylemiştim ama onlar tamamen ortadan kayboldular!”<br />
<br />
 <br />
<br />
“Bu son 8 günde tüm dünya tiranik güç İsrail'in korkup endişeye kapıldığını ve saklandığını gördü. Rezil oldular… Öte yandan Lübnan Ordusu, Direniş savaşçıları ve Lübnan halkı sınırdaki kasaba ve mekânlarını terk etmediler… Bu bir gurur vesilesidir. Üstelik Avivim darbesi gece karanlığında değil gün ortasında gerçekleşmiştir, Direniş liderliği bunu ve İsrail derinliğini vurmayı tüm risklere ve işgal rejiminin aldığı tüm tedbirlere rağmen özellikle tercih etti. Bu saldırıyla İsrailli düşmanın belirlediği önemli kırmızıçizgilerden biri saf dışı bırakıldı. Düşmanın 1948 yılında işgal ettiği bölgeler önemli kırmızıçizgilerinden biridir ve Direniş bu bölgeye saldırmayı başarmak suretiyle İsrail'in önemli kırmızıçizgilerinden birini değiştirmiştir.”<br />
<br />
 <br />
<br />
“Düşman angajman kurallarını değiştirmek isterken Direniş önemli kırmzıçizgilerden birini değiştirmeyi başarmıştır.”<br />
<br />
 <br />
<br />
“Bugün artık yeni bir hedefimiz var, İsrail dronları. Geçtiğimiz yıllarda dâhili mülahazalar nedeniyle bunları hedef almıyorduk.”<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
“Siyonist rejim tarihinde ilk kez cephe boşaltarak geri çekildi”<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Direnişe yakın bir kaynak ise şunları kaydetti:<br />
<br />
 <br />
<br />
“Merkava tankından daha az zırha sahip olan Wolf tipli aracın Kornet füzelerinden zarar görmemiş olması mümkün değil… Operasyondan sonra Siyonist Rejim Başbakan Benjamin Netanyahu değiştirdiği çatışma kurallarına geri döndü. İşgal rejimi ayrıca tarihinde ilk kez savunma tedbirleri alarak ön cephesini boşaltıp askerlerini geri çekti ve yerleşimcilerini cephede bıraktı.”<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
RT Arabic: Saldırı sonrasında üs tamamen terkedildi / Kapılarını bile kapatmadan gitmişler<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Öte yandan RT (Russia Today) Arabic kanalı muhabiri Dalia Nammari Hizbullah'ın Pazar günü iki tanksavar füzeyle vurduğu Avivim askeri üssüne Salı günü girdi ve canlı yayında tamamen terk edilmiş olduğunu, üste tek bir ses bile duyulmadığını kaydetti. Mammari; binadaki odalarının kapılarının bile açık bırakıldığını, bu durumun Hizbullah'ın misilleme operasyonundan sonra İsrail askerlerinin büyük bir şaşkınlık yaşadıklarını gösterdiğini belirtti. Kanal muhabiri İsrail kontrol noktasında ekiplerinin hiç kimseye rastlamadığını da belirtti.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Güncel Mülahazalar]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-guncel-mulahazalar</link>
			<pubDate>Thu, 25 Jul 2019 12:53:00 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=23122">kalemşör</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-guncel-mulahazalar</guid>
			<description><![CDATA[İnsanların büyük çoğunlukla dünyevi başarıya, paraya, makama, iktidara düşkün olduğunu bilen bu şeytani zihniyet, dünyanın her ülkesindeki başarılı ve yetenekli insanları öncelikle kendilerine ait olan masonluk, lions, rotary, vakıf, medya, bilim kuruluşları, siyasi partiler, sivil dernekler.. vs. gibi çatılar altında bir araya getirerek onları geniş bir havuzda toplamakta ve sağladıkları dünyevi imkanlar ile onları kendilerine bağlamaktadırlar. Dünyayı isteyen bütün insanların rağbet edecekleri bu büyük havuz onlar için oldukça geniş, seçkin ve çok kullanışlı bir insan kaynağıdır. Artık her hangi bir toplumda bir akım meydana getirilecek ve bazı değişiklikler yapılacaksa, elbetteki bu seçkin ve seçilmiş insanlar tarafından yapılabilecektir!.<br />
<br />
Şeytani zihniyetin havuzunda toplanan bu insanlar, büyük bir ağacın yaprakları gibidir. Bir yaprak nasıl ki sadece tutunduğu ince dalı görmesine rağmen büyük dallardan, ikili üçlü gövdelerden ve en önemlisi yer altında bulunan merkezi köklerden habersiz ise bunların durumu da aynıdır, nasıl bir yapıya bağlı olduklarını ve kime hizmet ettiklerini bilmezler. Dünyalığı önemseyen bu insanlar süslü kavram ve sloganlarla bağlı oldukları kurum, dernek veya örgütlerin legal olduğunu görerek şeytani üst akılla bağlantısının hiç farkına varmazlar.<br />
<br />
Kısmi bir farkındalık kazanan inançlı ve vatansever kimseler bir süre sonra bu yapılardan uzaklaşsalar da, dünyevi menfaatlerini önceleyen büyük çoğunluk bu yapılarda kalmaya devam etmekte ve üst tarafta neler yapıldığını bilmeden veya fazla ilgilenmeden kendilerinden istenen siyasi, ekonomik, bilimsel (!) tavrı desteklemektedirler. Çünkü içinde bulundukları yapılar ve kurumlar, kendilerine mal, makam, şöhret, imkan ve güç veren kurumlardır. Allah'ı ve ahireti dikkate almayan insanlar, bu geçici cennet hayatından başka ne isterler ki?<br />
<br />
Gördüğünüz gibi bu şeytani zihniyet insanlara dünya hayatında böyle bir cennet (!) göstermekte ve her ülkede kuyruk oluşturan talipler arasından istedikleri kadar gönüllü seçmektedirler. Müslümanlar arasında Rabbimizin emri gereği nasıl ki "Hayırlarda yarışmak ve öne geçmek" gayreti varsa, şeytani zihniyetin oluşturduğu bu geniş ve elit havuzda da şeytanın emri gereği "Şerlerde yarışmak ve öne geçmek" gayreti vardır. Nitekim bu yapıların üst derecelerine aile bağlarının yanı sıra şerlerde yarışarak öne geçenler ulaşabilmekte ve uluslar arası ödüller alabilmektedir. Bazı kişiler kırk yılda bir üst dereceye geçemezken, Albert Pike gibi şeytanilikte yetenekli kişiler kısa zamanda en üst derecelere yani geminin güvertesine çıkabilmektedirler.<br />
<br />
Bu şeytani geminin alt katmanındaki milyonlarca insan güverteyi hiç görmeden ve geminin rotasını hiç bilmeden yüksek maaş için canla başla kürek çeken prangalı mahkumlar gibidir. Hangi gemiyi nereye doğru yüzdürdüklerini bilmeyen bu zavallılar maaşlı köleler gibi çalışırken, şeytanilikte yetenek gösterdikleri için daha yüksek maaşlarla güverteye çıkarılanlar, kaptan köşkünde Lusifer'in olduğunu görenler ve olup bitenin farkına varanlar ise bu şeytaniliğe zaten gönüllü oldukları için hiçbir şeye itiraz etmeden aynı rotayı takip etmektedirler. Mesela kendilerine ezberletileni tekrarlayan sıradan bilim adamları değil, güverteye çıkıp Nasa'da neler olup-bittiğini çok iyi bilen üst düzey birçok bilim adamı asıl gerçekliği görmelerine ve bilmelerine rağmen bunlara bağlı ve bağımlı oldukları için güneşi esas alan pagan inancına uygun olarak küre (!) olan dünyanın güneşin etrafında döndüğünü utanmazlıktan uzak bir rahatlıkla söyleyebilmektedirler!.<br />
<br />
İsrailoğulları arasındaki bu azgın damarın en hayran oldukları hükümdar Süleyman (a.s.) olmuştur. Allah'ın yardımına mazhar bir peygamber olarak değil bir kral olarak gördükleri Süleyman (a.s.)'ın sahip olduğu dünya mülküne hayranlıkla bakan ve uzun mesafelere kısa zamanda gitmesi veya hayvanlarla konuşabilmesi gibi birçok sıradışı işlere heves eden bu azgın zihniyet, bütün bunları Allah'tan ve Allah'ın bu seçkin peygambere verdiği ilimden değil şeytanların telkini ile Harut ve Maruttan öğrenilen sihirden bilmişlerdir.,<br />
<br />
"Onlar, Süleyman'ın mülkü hakkında şeytanların uydurduklarına uydular. Süleyman ise küfretmedi ancak şeytanlar küfretti. İnsanlara sihiri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi "Biz, yalnızca bir fitneyiz (imtihan için gönderilen kimseyiz) sakın küfretme" demedikçe, hiç kimseye (birşey) öğretmezlerdi. Onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça, onunla (o öğrendikleri şey ile) hiç kimseye zarar veremezlerdi. Onlar (asıl itibariyle), kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar biliyorlardı ki, bunu satın alanın ahiretten hiçbir payı (nasibi) yoktur. Karşılığında kendi nefislerini sattıkları şey ne kadar kötüdür, bir bilselerdi."  (2-Bakara 102)<br />
<br />
İşte bu sihiri elde etmek için küfür üstüne küfretmeyi tercih eden bu zihniyet, alt aşamada yahudi, hıristiyan veya müslüman gözükse de en üst aşamada şeytana tapmayı tercih eden ve asırlardır şeytana tapan bir zihniyettir. Zaten bunların bütün kuruluşlarındaki derecelendirme sistemi de, şeytanilikteki beceri ve samimiyeti esas alan bir sistemdir. Bunların bütün yapılarında, bütün kuruluşlarında şeytanın öngördüğü böyle bir yol haritası olmakta ve dünyevi menfaatlerle yularladıkları için sadece dünyaya bakan tek gözlü insanların bu yolda yarışmaları istenmektedir.<br />
<br />
Amerika bu şeytani üst aklın kurduğu ilk pilot ve piyon devlettir. Çünkü çok uluslu olmasına önem verdikleri Amerika'ya uygulattıkları dünya politikasını, milli çıkarını önceleyen hiçbir tek uluslu devlete uygulatamazlar ve milliyetçi asabiyeti dikkate aldıkları için hiçbir ulus devletini de bu kadar kuvvetlendirmek istemezlerdi. Nitekim dünyayı şekillendirmek için sağ el olarak kullandıkları Amerika'nın karşısında sol el olarak kullandıkları Rusya'yı ikinci planda tutup, fazla güçlendirmemelerinin nedeni de Rus milliyetçiliğidir. Amerika yakın zamana kadar bu şeytani zihniyetin merkez üssü olmuş ve çok uluslu tek dünya devletinin ilk pilot bölge uygulaması olarak bu misyonu başarıyla yerine getirmiştir.<br />
<br />
İnsanlık tarihindeki para ve silahlı güç dengesine baktığımız zaman son ikiyüz yıla kadar paranın değil silahlı gücün ilk sırada olduğunu görüyoruz. Mesela Firavun döneminde bir yahudi olan Karun çok çok zengin olmasına rağmen yönetim silahlı güce sahip olan Firavun'un elindeydi. Ne zaman ki Osmanlı da dahil olmak üzere devletler ve insanlar nezdinde para ön plana çıkmıştır, kapitale sahip olan bu şeytani zihniyetin yaptırım gücü hızla artmış ve yıkılamaz duruma gelmiştir. Bu şeytani zihniyetin para ile ele geçirdikleri ilk Avrupa devleti ise İngiltere olmuş ve arkasını diğer devletler takip etmiştir. Bundan sonraki tarih, son hızla güçlenen kapitalizmin yazdığı kapkara bir tarih olmuştur.<br />
<br />
İnsanlara ve toplumlara zulmeden bu kapitalist sömürünün iki yüz yıldır yıkılamaması tabi ki şaşırtıcı bir durum değildir!. Toplumsal bir öğretiyle kapitale değer veren insanlar, değer vererek güçlendirdikleri kapital sahibini ve kapitalizmi hiç yıkabilirler mi? Nitekim idealist sosyalistlerin veya koministlerin kapitalizm karşısında çözülmelerinin en önemli nedeni de, kapitalizm karşısında güçlenebilmek için yine kapitale (!) değer vermeleridir. Dolayısıyle bu iğrenç kapitalizmi ancak ve ancak ahirete değer vererek kapitale yani dünyaya değer vermeyen gerçek müslümanlar yıkabilecektir. Gerçek müslümanlar diyoruz çünkü elleriyle önce dünyayı ve dünyalık malı sımsıkı tutmaya çalışırken ayaklarıyla ahirete gitmek isteyen müslümanların da yıkabilecekleri bir kapitalizm ve kazanabilecekleri bir zafer yoktur.<br />
<br />
Şeytani üst aklın kontrolündeki faiz sisteminden çıkmadan yaşadıkları ülkelerde ekonomik çıkarı önceleyen, halklarına ekonomik rahatlığı vadeden bütün devletler, dünya kapitaline sahip olan bu şeytani zihniyetin kendileri için hazırladığı kum havuzunda oynamaya ve oyalanmaya mahkum devletlerdir. Bunlar muhtar olabilmek için mahalle halkına ucuzluk vadeden mahalle bakkalları gibidir. Oysa malların fiyatını bu mahalle bakkalları değil, bunlara mal veren büyük şirketler belirlemektedir. Bunların halklarına verecekleri ekonomik rahatlık, şeytani zihniyetin müsaade ettiği ölçüde ve müsaade ettiği sürede olabilecektir. Çünkü temeli faize dayanan bu zulüm sistemi içinde alın teriyle ulaşılabilecek bir ekonomik refah yoktur. Alın teriyle çalışanlar bir kazanıyorken, masa başında para sayanlar faizle üç kazanıyorsa, bu kahrolası dengesizlik hiç ama hiç değişmeyecektir.<br />
<br />
Faiz sistemiyle son asırlarda dünya kapitaline sahip olan, yönettikleri devletler vasıtasıyle silah gücünü yanına alan, dünyanın her tarafındaki başarılı insanları çatısı altına alan, onları ekonomik veya politik imkanlarla kendine bağlayan, şeytani misyonunu gerçekleştirmek için onlara bir yol haritası gösteren, besleyip ön plana çıkardıkları bilim adamları sayesinde bilime küfür teorilerini sokan, bu yol haritasına uyup başarılı olanlardan seçtiklerini gizlilik şartıyla bir üst dereceye çıkaran ve bunlar arasındaki en şeytani olanları en üst derecelere getiren bu şeytani yapının ne kadar dehşetli ve etkili olduğunu anlayabildiniz mi?<br />
<br />
Yasaklanan sigara ve içki reklamından çok daha zararlı olan fakat bu iğrenç sistemde yasaklanması mümkün olmayan banka reklamlarıyla kredi kartı kullanan cahil ve zavallı insanlar, faiz bataklığına girerek nasıl ki bugünlerini kaybetmiş ve yarınlardaki gelirlerini borçlanmışlarsa, aynı sisteme bağlı olan devletler de böyle bir ipotek altındadırlar. Bütün bu borçların yegane alacaklısı olan şeytani zihniyetin artık maddi bir hedefi ve maddi bir hesabı yoktur. Çünkü dünyanın gelecek on yılları da dahil olmak üzere zaten bunu elde etmişlerdir. Bunların adım adım yaklaşmak istedikleri nihai hedef, dünya genelinde Lusiferi yani şeytanı hakim kılmaktır.<br />
<br />
Bunu gerçekleştirebilmeleri elbetteki yeni bir insan tipiyle mümkün olacaktır. Dijital birer köle olacak bu yeni insan tipinin dini, ahlaki, ailevi ve evrensel insani değerleri olmaması şarttır. Nitekim son yüz yılda eşcinselliği çığ gibi arttırmışlar, film ve diziler ile ahlaki değerleri yerle bir etmişler, parlak nesiller yetiştirmesi gereken anaları çalışmaya mahkum etmişler ve bilimsellik adına ilere sürdürdükleri küfür teorileriyle insanları hak ve hakikatten uzaklaştırmışlardır. Halkında müslüman olan ülkelerde bile eşcinselliğin hoş görülmesi, bu eşcinsellerin oyuna talip olan politikacıların gençleri bu sapıklıktan korumak bir yana cinsiyet teorisi gibi iki erkeğin evliliğini onaylayan LGBT merkezli önerileri Milli Eğitime sokması, kadın hakları ölçüsüz bir şekilde arttırılarak aile birliğinin ve yapısının çökertilmesi, yeni nesil gençlerde dine, aileye ve büyüklere karşı saygısızlığın hızla arttırılması... bizlere ne duruma gelindiğini göstermektedir.<br />
<br />
Bu durumu gören fakat halkı umudsuzluğa sürüklemek istemeyen araştırmacılar ise dünyayı kapsayan bu şeytani zihniyet karşısında Türkiye'de halen çoğunluk olan dindar halkın ferasetine, imani ve ahlaki değerlerine güvenmektedirler. Bu değerlere şimdilik güvenin, güvenin ama bunun uzun sürebileceği zannına da kapılmayın. Osmanlı bilindiği gibi 200 yılda yıkılabilmişti ancak günümüzdeki iletişim ve internet çağında ise nesillerin zehirlenmesi çok hızlı bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Artık milyonlarca müslüman ailenin çocuğunu anne babaları değil ne yazık ki internetteki insan kılıklı şeytanlar yetiştirmektedir.<br />
<br />
Arttırılmış gerçeklik ile gençlere klavye tuşlarıyla istediklerini yapabildikleri sanal bir cennet gösteren bu şeytani zihniyet, yeni nesilleri hızla ele geçiren bir zihniyettir. Günümüzde Lusifer güzellemesiyle şarkılar çıkarıldığını, Lusiferin şeytan anlamına geldiğini bilen veya bilmeyen genç kitlelerin "Lusifer gel bizi kurtar" diye haykırdıklarını görmüyor musunuz? Zaten bu şeytani zihniyetin birçok ülkede seçmen yaşını aşağı çektirmelerinin nedeni de, hızla kendi kontrollerine aldıkları yeni nesillere güvendikleri içindir.<br />
<br />
Bütün bu gelişmeler bizlere Albert Pike'nin 3. dünya savaşına giderken uygun zemini hazırlama çalışmaları olduğunu göstermektedir. Asırlar boyu semavi dinleri tahrif etmek isteyen bu şeytani zihniyet, artık Armageddon dedikleri bir savaş ile semavi din mensuplarını birbirine kırdırmak ve bu savaş sonrasında semavi dinlerden umudunu kesen insanlık içinde Lusiferin yani şeytanın tek dünya hakimiyetini kurmak istemektedirler. Bu şeytani zihniyetin asırlardır hazırlığını yaptığı Armageddon savaşı, kesinlikle ve kesinlikle bir hak-batıl savaşı olmayacaktır. Çünkü bu savaşın hak-batıl savaşı olabilmesi için öncelikle hak ve batılın ortaya çıkması ve safların birbirinden ayrılması gerekmektedir.<br />
<br />
İşte şeytan aleyhillane bu hak batıl ayırımının olmasını hiç istememektedir. Nedeni ise hak ve batıl birbirinden ayrıldığı zaman Allah'ın yardımı hakkın yanında olacak ve batılın hiçbir şansı kalmayacaktır. Bunu bildiği için böyle bir durumun ortaya çıkmaması adına her şeyi yapmakta, hak ile batılı birbirine karıştırmaktadır. Bunu nasıl yapıyor sorusunun cevabı ise ortadadır. Görüleceği gibi hakka talip müslümanlar Rabbimizin bildirdiği hak bir yola değil, bu şeytani zihniyetin öngördüğü kapitalist sistemleri esas alarak demokratik yollara ve demokratik cephelere davet edilmektedir. 1950 lerde ezanın aslına çevrilmesi lutfuyla (!) demokrasinin ne olduğunu bilmeyen milyonlarca dindar nasıl demokrat yapılmışsa, son on yılda Türkiye'nin önderliğinde aynı operasyon arap ülkelerinde yapılmış ve milyonlarca insan demokrasi uğruna telef edilerek olay Suriye'ye yani Armageddon savaşının yapılacağı arenaya kadar getirilmiştir.<br />
<br />
Museviler de dahil olmak üzere semavi din mensuplarının birbirlerini kırmaya başlayacakları ve kendilerine göre meşru nedenlerle nükleer silah kullanabilecekleri bu büyük savaşın gerçekleşebilmesi elbetteki tarafların değişik düşmanlıklar etrafında toplanması ve son derece tahrik edilmeleriyle mümkündür. Şeytani aklın sahipliğinde olan dünya medyası tarafından dinler arası bu savaşın ortak düşmanlık merkezine tabi ki şeytani zihniyetin tahrif edemediği müslümanlık konulacak, bu müslümanlar bir lider etrafında demokratik söylemlerle yönlendirilecek ve müslüman aleminde bu liderin bir mehdi gibi algılanması desteklenirken aynı medya tarafından yahudi ve hıristiyan alemine deccal olarak lanse edilecektir. Zaten araştırmacıların gözlemi de gelişmelerin bu istikamette olduğu, batı dünyasında bu lidere deccal denilerek müslüman aleyhtarı sağ radikalizmin hızla yükseltildiği ve insanların bu lanet savaşa hazırlatıldığı noktasındadır.<br />
<br />
Dünyadaki güç dengesini sağlamak için Amerika'yı ve Rusya'yı kukla gibi oynatan ve Birleşmiş Milletlerin kontrolünü elinde tutan bu şeytani zihniyet karşısında, devletlerin de boş söylemden başka yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Venezuela'nın milli menfaatini önceleyerek emparyalizme karşı çıkan Maduro'nun ve vatansever Venezuela halkının yalnızlığı ortadadır. Dünya arenasında vahşi aslanlara atılan bu ülkenin kaderi diğer ülkeler tarafından sadece tribünden seyredilmekte ve saldırgana hiçbir tavır konulmadan "Maduro'nun yanındayız" gibi boş söylemlerle bu ülkeye destek verildiği ve şeytani üst akıla karşı çıkıldığı zannedilmektedir!.<br />
<br />
Tabi ki hiç şaşırmıyoruz. Çünkü Rusya da dahil bütün devletlerin üst düzey yönetimlerinde Şeytö mensupları ve lobileri etkin durumdadır. Bazı ülkelerden yükselen haklı söylemler ise halkı motive etmekte kullanılsa da, dünya medyasını elinde tutan bu şeytani zihniyetin hiç umurunda değildir. Onlar çoğu izinleri dahilinde yapılan bu gibi söylemlerden ve siyasi yorumcuların ekonomiyi esas alarak yaptıkları uzun uzadıya konuşmalardan hiç rahatsız değildirler. Hem niye rahatsız olsunlar ki? Zaten onların da istediği bütün gelişmelerin ekonomiye yani kapitale göre değerlendirilmesidir. Çünkü bu değerlendirmeler ile onların sahip oldukları kapital değer kaybetmeden değer kazanacak ve kendilerini daha güçlü kılacaktır.<br />
<br />
Son on yılda şeytani üst aklın iki ayrı kolu olan küresel sermaye ile evanjelistler arasında bir çatlak, bir mücadele olduğu söylenmektedir. Küreselcilerle evanjelist tavanda değil tabanda bir çatlak olduğu doğru olmasına rağmen bunların birbirleriyle ciddi ve denk bir mücadeleleri söz konusu değildir. Asıl itibariyle musevi, hıristiyan veya evanjelist değil katıksız bir şekilde pagan olan ve şeytana tapan küresel sermaye bir yol ayırımına gelmiş, asırlardır taşıyıp-beslediği siyonistler de dahil olmak üzere ehl-i kitab safrasından artık kurtulmaya karar vermiştir.<br />
<br />
Şeytani üst akılın Amerika'yı artık gözden çıkardığını yıllar önce yazmıştık. Evanjelist ve siyonist halk kesimlerinin küreselciler hakkında "Bunlar bizim dini ve ailevi değerlerimizi yok etmek istiyorlar" demeleri doğru bir söz olsa da, bu kesimleri kontrol altında tutan ve harekete geçiren lider kimseler yine aynı şeytani zihniyette bağlı pagan kimselerdir. Nitekim evanjelist ve siyonistleri bu küreselcilere karşı değil de kendileri gibi semavi dine sahip olan müslümanlara karşı savaşa kışkırtmaları, en üst kademede bir ayrılık olmadığını ve Armageddon savaşıyla bunlardan da kurtulmak istediklerini göstermektedir.<br />
<br />
Aynı üst akıl Türkiye'yi de kendisinin destekleyip-kullandığı terör kuşağı tehlikesi ve kışkırtmalarıyla Suriye'ye yani Armegeddon sahasına çekmeye çalışmaktadır. Reel olmasına rağmen öncül olmayan bu terör tehlikesine şimdilik soğukkanlı yaklaşılması ve fazla ileri gidilmeden sadece gereğinin yapılması gerekmektedir. Çünkü asıl büyük tehlike şeytani bir plan içinde ve asılsız rivayetlerle asırlardır hazırlığı yapılan bu Armageddon savaşıdır ki, bu savaşta bütün semavi din mensuplarının ve etnik milliyetçilerin kullanılan kurbanlar olduğunun anlaşılması hiç güç değildir.<br />
<br />
İslama fobi denilen şey bilindiği gibi dünya medyasına sahip şeytani üst aklın projesi istikametinde gerçekleşmektedir. Tarihi süreçte şeytani üst aklın yeterince tahrif edemediği yegane hak din olan İslam'ın hedefe konulması ve dindar toplulukların karşılıklı terör olaylarıyla devamlı provake edilmesi, kendisini göstermeyen bu şeytani üst aklın yönlendirmesiyle gerçekleşmektedir. Zaten son ikibin yıldır yapılan dinler arası savaşların arkasında bu şeytani zihniyetin fitne ve kışkırtmaları olmasına rağmen bunlar savaş meydanında hiç gözükmemişler, savaş meydanına hiç çıkmamışlardır. Çünkü kendilerini Firavun'un zulmünden kurtaran Musa (a.s.)'a bile "..Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burada oturacağız."  (5-Maide 24) diyerek savaşmak istemeyen bu iğrenç zihniyet, günümüzde de savaşarak değil savaştırarak hedefe ulaşmak istemektedir.<br />
<br />
Dünyada şu an ki fikri, ekonomik ve siyasi çatışmaların her iki yönetici tarafı da aynı şeytani zihniyetin kontrolündedir. Küreselcilerle evanjelistleri karşı karşıya görmemiz de, şeytani üst aklın kendi senaryosudur. Aynı şeytani zihniyete ekonomik açıdan bağlı olan Rusya'yı Amerika'ya veya bu üst akıla karşı zannetmek, dünya insanları için asırlık bir yanılgıyı sürdürmek olacaktır. Şimdilerde yeni dünya projesinin pilot bölgesi olarak Çin dizayn edilmekte ve kobay olarak kullanılan çin halkında milliyetçi bir risk olmaması için bu insanlar dijital birer köle durumuna getirilmektedir.<br />
<br />
Şeytani üst aklın yönlendirmesiyle meydana gelen dünyadaki son gelişmeler, dini ve etnik asabiyetlerin hızla yükseltildiği ve dinler arası savaş zemininin hazırlandığı gelişmelerdir. Semavi dinlere mensup liderlerin hak-batıl ortaya konulmadan kendi mensuplarını böyle bir savaşa hazırlamak için teşvik etmeleri, olayın vehametini görmediklerini göstermektedir. Oysa büyük resmi görmeleri, bu şeytani planı bozmak için bütün semavi din mensuplarını uyarmaları ve böyle bir oyunu bozmaya çalışmaları gerekmektedir. Artık dudak ucuyla ikide bir üst akıl denilmesi yeterli değildir. Bu üst aklın kimler olduğu hiç çekinilmeden ortaya konulmalı ve bunlara karşı dünya genelinde insani bir cephe oluşturulmalıdır.<br />
<br />
"Halkında müslüman olan ülkelerde şeytani zihniyete karşı böyle bir şuur, böyle bir uyanış var mıdır?" derseniz, ne yazık ki var olduğunu söyleyemeyiz. İslam devleti olma iddiasını sürdürmesine rağmen ümmete mezhebi asabiyetle yaklaşarak düşmanlıkları körükleyen İran'ın da, bu şeytani zihniyeti yeterince tanıdığını ne yazık ki hiç düşünmüyoruz. Tabi ki bu sözlerimiz hüsnü zanna dayalı bir düşüncemizdir. Bu şeytani zihniyeti bilmelerine rağmen halkında müslüman olan ülkelere yönelik böyle bir dış politikayı sürdürüyorlarsa, o zaman düşüncelerimiz hüsnü zandan uzaklaşarak daha vahim boyutlara ulaşır.<br />
<br />
Türkiye'de ise tehlike hep doğduktan sonra görülmekte ve ortaya çıktıktan sonra anlaşılmaktadır. Mesela Fetö ortaya çıktıktan sonra gerçek yüzü görülmüş ve halk desteği ile askeriye ve yönetim kademelerinden temizlenmeye çalışılmıştır. Ortaya çıktıktan sonra Fetöcülere karşı gösterdiğiniz bu hassasiyeti takdir ediyoruz ama bu Fetö'cülerin büyük büyük büyük babası olan Şeytöcülere karşı da aynı hassasiyetiniz var mı? Uzun yıllardır kendilerine siyasetçi, iş adamı, yönetici, bilim adamı, doktor, profesör, sanatçı, basın mensubu.. vs. denilen ve şeytani üst akıl tarafından yolları açılarak üst düzey makamlara getirilen Şeytö bağlantılı bu geniş kesimi ne yapacak ve yönetim kademelerini bunların elinden nasıl kurtaracaksınız? Kaldı ki daha Fetö Şeytö ayırımını yapamıyor, vatan hainliği yapan birçok Şeytöcüyü Fetöcü olarak sıfatlandırıyorsunuz? Oysa bunlar Fetöcü falan değildir. Bir zamanlar Fetöye karşı çıkmalarının veya destek vermelerinin nedeni ise Fetöye değil (kendileri bilmese de) en üst düzeyde Şeytöye bağlı ve bağımlı oldukları içindir.<br />
<br />
Gözleriniz hafif hafif açılıp da demokratik yoldaşlarınız gözüken ve fetöcülerden çok daha etkin olan şeytöcüleri farketmeye başlayınca umudsuzluğa mı kapılıyorsunuz? İyi ama demokratik yollarla kurtulabileceğiniz umudunu size Allah vermemişti ki!. Bu sistemi kuranlar ve halklara böyle bir umud vadedenler zaten şeytani üst akılın ta kendisiydi!. Şimdi sizler şeytani üst aklın liberal sistemiyle, demokratik yöntemiyle ve onun hileye açık kurallarıyla, onu yenebileceğinizi mi zannettiniz? Bildiğiniz gibi İslam'a ve Kur'an'a göre hakkı değil çoğunluğu esas alan demokrasiyi hiçbir zaman kabul etmedik ve Rabbimizin lutfuyla hiç kabul etmeyeceğiz. Ayetleri göz ardı edip realiteyi esas alarak demokrasiyi bir çıkış yolu görenleri uyarmak için de, realiteden hareketle şunları söylemiştik.,<br />
<br />
"Liberal demokrasi dedikleri şey yine bu şeytani üst aklın kurduğu ve kurallarını kendine göre belirlediği bir faizli sistemdir. Siyasi ve ekonomik yaptırımlarla dış müdahaleye her an açık olan bu sisteme göre, ülke şartları şeytani üst akıl tarafından zorlaştırıldığı zaman bunlara çözüm getirebilecek olan yüzde onluk bir azınlık bile darbeye gerek kalmadan (dünyayı ve dünyalığı önceleyen halk tarafından) iktidara gelebilecektir. O ülkedeki şartları zorlaştıracak ve dünyalık çözüm anahtarını istediği azınlığa verecek olan şeytani üst akıl, acaba bu çözüm anahtarını hangi zihniyete ve hangi şartlarla verecektir?"<br />
<br />
Çok açık bir şekilde ifade edebiliriz ki demokratik ufuklarda müslümanların kazanabilecekleri bir zafer yoktur. Batı için demokrasinin bir yalan olduğu anlaşıldığı gibi bizim coğrafyalarımızda da bir çözüm olmadığı anlaşılacaktır. Yıllar önce söylediğimiz gibi demokratik yollarda konjonktürel şartlara göre on yılda elde edilen kazanımlar müslümanlar için kalıcı kazanımlar olmayıp, konjonktürel şartların değişimiyle bir gecede kaybedilebilecek kazanımlardır. Bunları bilen bazı kardeşlerimiz ise "Onların bir planları varsa, Allah'ın da bir planı vardır" ayetinin rahatlığı içinde dünya yaşantılarına devam etmektedir. Ayete amenna ve sadakna. Fakat Rabbimizin bu planı karşısında, bizler yardıma layık müslümanlar durumunda mıyız? Rabbimiz "... Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub ederler. Ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, bunlar da kafirlerden binini yener... "  (8-Enfal 65) buyurarak bizleri Rahmani azınlığın batıl çoğunluğa galebe çalacağı bir Hak yola davet ederken; müslümanım diyen insanlar şeytani azınlığın dindar çoğunluğa galebe çalacağı böylesine batıl bir yolu tercih etmişlerse, bu şaşkınların bir zafere mi yoksa müstahak oldukları bir belaya mı yaklaştıklarına sizler karar veriniz.<br />
<br />
Şeytani üst aklın yaptıkları ve yapacakları karşısında müslümanların gafletine baktığımız zaman içimizi insanlık için engellenemez bir kötülüğün dehşeti sararken, bir mü'min olarak Rabbimize baktığımızda ve İlahi yardımı yanımıza alabildiğimizi düşündüğümüzde ise en karanlık duygularımızın dahi aydınlandığını hissediyoruz. Tehlikenin dehşet veren büyüklüğünü ve yöntem olarak da beşeri imkanlarla kesinlikle engellenemeyeceğini anlamışsanız, Rabbe iman eden müslümanlar olarak yapmanız gereken tek bir şey vardır. Şeytani üst akıl karşısında beşeri sistemlerle bir kurtuluş yolu aramaktan vazgeçerek Allah'ın emrettiği yola girmeniz ve her şeye Kadir olan Allah'ın yardımını yanınıza almanızdır. Yolunuzu değiştirdiğiniz zaman yoldaşlarınızın da değiştiğini göreceksiniz. Demokratik yollarda yanınızda olan gizli fetöcülerin, şeytöcülerin bir bir döküldüklerini ve gerçek yüzlerini gösterdiklerini farkedecek ve bu temizliğin kendiliğinden gerçekleştiğine şahid olacaksınız. Allah şahiddir ki başka kurtuluşunuz yoktur.<br />
<br />
Evet, müslümanlar ve ehl-i kitab dünyası şeytani üst aklın projesi olan Armageddon savaşına hızla yaklaştırılmaktadır. Merkezi Suriye ve doğu Akdeniz olarak belirlenen bu savaşta museviler ve siyonistler de dahil olmak üzere semavi din mensupları birbirine kırdırılacak ve Albert Pike'in mektubunda belirttiği gibi Lusiferin yani şeytanın hakimiyetinde tek dünya devleti kurulmak istenecektir.<br />
<br />
Peki biz Türkiye olarak bu şeytani planı bozacak bir duruş içinde miyiz?<br />
<br />
Türkiye'deki milli ve muhafazakar kesimin bu şeytani plana karşı duruşu, bu kesimin Reis kabul ettikleri kişinin duruşuna bağlı bir duruma gelmiştir. Reis elbetteki bu kesimler tarafından çok sevilmekte ve onun yönlendirmesiyle hareket edilmektedir. "Reis neden bu kadar çok sevilmiştir?" sorusunun cevabını bulmak hiç zor değildir. Son yüz yılda dindarlar üzerine o kadar çok baskı yapılmış ve üst yönetim kademelerinde öyle din düşmanlığı görülmüştür ki, bunlara kısmen karşı çıkarak "Allah" diyen her siyasetçiye muhafazakar halk şükranla yaklaşmıştır. Meseleye bu açıdan baktığımız zaman geleneksel bir müslümanlığı kısmen sergileyen bir liderin kendisini bu muhafazakar halka sevdirebilmesi hiç zor gözükmemektedir.<br />
<br />
Nitekim Reis'in yaptıklarına baktığımızda dini asabiyete dayanan bazı samimi konuşmaları, baş örtüsüne getirdiği serbestlik, dünya mazlumlarına sahip çıkmanın yanısıra dünya müstekbirlerine karşı da dinini bilen bir müslümanın söyleyebileceği sözlerin yarısını bile söyleyebilmesi yeterli olmuştur. Çünkü bunları her hangi bir müslümanın değil bir başkanın ve bir başbakanın söylemiş olması bu halk için çok önemlidir. Nitekim bunun hasreti içinde olan muhafazakar halk kesimleri bunu görünür bir samimiyetle söyleyen Reis'lerini çok sevmiş ve sevmeye devam etmektedirler.<br />
<br />
Bu sevenler arasında tevhidin ne olduğunu ve neleri gerektirdiğini Reis'ten çok daha iyi bilen geniş bir hoca alim takımı da vardır. Tabi ki bu da şaşırtıcı değildir. Ezanı aslına döndürmesine rağmen cuma namazında bile gözükmeyen A. Menderes'i, beş vakit namaz kılan ve gece namazlarına kalkan müslümanlar bile çok sevmişler ve demokratlığın ne olduğunu bilmemelerine rağmen onun yolunu benimseyerek demokrat olmamışlar mıydı? Şimdi de muvahhid olduklarını söyleyenler aynı demokrasi yolunda koşturmaya başlamışlardır!. Mesela yıllarca ders yaptığımız, tevhidi gerçeklikle birlikte heyecanlandığımız bazı kardeşlerimiz bile bildikleri tevhidi gerçekleri nasıl tevil etmişlerse bu rüzgara kapılmışlar ve bu yolda olanları uyaracaklarına bu yoldakilere uymuşlardır!.<br />
<br />
Bir de Allah'tan korkmayan hocalardan (!) fetva aldıktan sonra demokrasiyi ve laikliği reddettiklerini söyleyip "Biz sivil kişiliğimizle müslüman olmamıza rağmen sadece tüzel kişiliğimizle laik ve demokratız" diyenler vardır!. Sadece sivil kişiliğinizle yaşasaydınız cennete girmeyi hak edebilirdiniz ama küfür kanunları çıkaran tüzel kişiliğinizle nereye gireceğinizi düşünüyorsunuz? Allah'ın hükümlerine rağmen bu dini hoca denilen şarlatanların fetvalarına göre yaşamaya kalktığınızda faiz de dahil her haramın helal kılındığını görebilir ve bu hocalarınızla birlikte Rabbimizin sizlere gerçekten helal kıldığı cehenneme girebilirsiniz.<br />
<br />
Reis'e dönecek olursak o bugün ki konuma geldi mi yoksa getirildi mi bilmiyoruz. Sebeb veya gaye ne olursa olsun halkın uyanışına vesile olan yaptığı bütün doğru işleri takdir ediyor, ciddi yanlışlarını ise bilmezliğe veya sisteme karşı çaresizliğe nisbet ederek samimi olduğuna ilişkin hüsnü zannımızı devam ettirmek istiyoruz. Çünkü Allah'ın takdiriyle ve onun vesilesiyle gerçekleşen bu gelişmeler, artı ve eksisiyle ele alındığı zaman elbetteki kaybedilmemesi gereken değerli gelişmelerdir. Nitekim halkın tarihi şuuru arttırılmış, milli ve manevi duyguları kuvvetlendirilmiş, batıya ve batı değerlerine karşı dirençli muhalefeti arttırılmıştır.<br />
<br />
Burada önemli olan görünürde müsbet olan bu gelişmeler bizleri şeytani bir senaryo olan Armegeddona mı yoksa Allah'ın yardımını yanımıza alarak şeytani üst akılla hesaplaşacağımız hak batıl savaşına mı götürecektir? Tarihi birikimine değer verdiğimiz ve samimi mücadelesine saygı duyduğumuz Kadir Mısıroğlu, İlahi takdiri dikkate alarak bu gidişatın önlenemez bir çıkış olduğunu söylemektedir. Bizlerin de umudu ve duası budur. Ancak bu toplumsal çıkışın akamete uğramadan devam etmesi için artık ne yapmamız gerektiğini anlamamız şarttır. Cumhuriyet dönemindeki yoğun baskılara rağmen dininden vazgeçmeyen, batı onaylı liderlerle batıl yollara sürüklenen bu insanları artık aydınlık ve hak bir yola çıkarmamız, umudlarını bu halkın dik duruşuna bağlayan dünya mazlumlarını hayal kırıklığına uğratmamamız gerekmektedir.<br />
<br />
Bir yol ayırımına gelinmiştir.<br />
Ülkemizi tehdit eden bu şeytani zihniyeti yıkmak için "Ekonomik açıdan güçlü ve zengin olmalıyız" diyerek onların yegane gücü olan kapitale değer vermek ve ekonomiyi öncelemek, idealist sosyalistlerin tarihi hatasını tekrarlamak olacaktır. Şu bilinmelidir ki onların belirledikleri sahada ve onların belirledikleri silahlarla kazanabileceğimiz bir zafer yoktur. Alemlerin Rabbi olan Allah'ı dikkate almayıp, yaşanan realiteyi dikkate alanlar elbetteki "Ama başka bir çıkış yolu yok ki!" diyeceklerdir. Müslümanız demelerine rağmen hakkı değil realiteyi dikkate alan kişiler için tabi ki doğru bir sözdür bu. Onların bu şeytani üst akıl karşısında yapabilecekleri, gerçekten yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Onlar şeytani üst akıl kendilerine hangi çıkış kapısını göstermişse, o kapıyı açmak için çalışmaya devam edeceklerdir.<br />
<br />
Tabi ki bizler, biz mü'minler uzun yıllardır bu halk ile aynı hücreyi paylaşmamıza rağmen bizler için bu hücreyi yapan şeytani üst akılın koyduğu reel kapılara hiç yönelmemiş, elimizdeki çay kaşığı ile Rabbimizin işaret ettiği duvarı kazmaya devam etmiştik. Ve şimdi görüyoruz ki Rabbimizin lutfuyla bu duvar incelmiş ve arkasındaki nur kendisini belli etmeye başlamıştır. Bizlere yıllardır "Başka bir çıkış yolu yok ki!" diyenlere 35 yıl önce verdiğimiz ve kitab haline getirdiğimiz cevabı yine tekrarlamak istiyoruz.,<br />
<br />
"Vardır ve bu Sünnetullah gerçeğidir"<br />
<br />
Kur'an araştırması yaptığımız birçok konuda uzman olduğumuzu söylemesek de, yaşadığımız toplumdaki alimlere ve hocalara nazaran Sünnetullah konusunda Rabbimizin yardımıyla uzman olduğumuzu söyleyebiliriz. Uzun araştırmalardan sonra Kur'an'daki toplumların akibetiyle ilgili Sünnetullah gerçeğiyle karşılaştığımız zaman dünyanın bütün müstekbirlerini yerle yeksan edecek büyük bir güce sahip olmanın heyacanını yaşamış ve bizleri böyle bir güçle dimdik kılan Rabbimize hamd üstüne hamd etmiştik. Bu heyecanımızı ne yaparsak yapalım, nasıl anlatırsak anlatalım müslümanlarla yeterince paylaşamamış olsak da, hiç eksiltmeden yaşamaya devam ettik. Çünkü o yıllarda ilmi ve imani bir mutmainlikle yazdığımız gibi bu Sünnetullah gerçeği illa ki dünya gündemine girecek ve kıyamet bu Sünnetullah'ın bir tecellisi olarak kopacaktır.<br />
Mehmed Alagaş]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İnsanların büyük çoğunlukla dünyevi başarıya, paraya, makama, iktidara düşkün olduğunu bilen bu şeytani zihniyet, dünyanın her ülkesindeki başarılı ve yetenekli insanları öncelikle kendilerine ait olan masonluk, lions, rotary, vakıf, medya, bilim kuruluşları, siyasi partiler, sivil dernekler.. vs. gibi çatılar altında bir araya getirerek onları geniş bir havuzda toplamakta ve sağladıkları dünyevi imkanlar ile onları kendilerine bağlamaktadırlar. Dünyayı isteyen bütün insanların rağbet edecekleri bu büyük havuz onlar için oldukça geniş, seçkin ve çok kullanışlı bir insan kaynağıdır. Artık her hangi bir toplumda bir akım meydana getirilecek ve bazı değişiklikler yapılacaksa, elbetteki bu seçkin ve seçilmiş insanlar tarafından yapılabilecektir!.<br />
<br />
Şeytani zihniyetin havuzunda toplanan bu insanlar, büyük bir ağacın yaprakları gibidir. Bir yaprak nasıl ki sadece tutunduğu ince dalı görmesine rağmen büyük dallardan, ikili üçlü gövdelerden ve en önemlisi yer altında bulunan merkezi köklerden habersiz ise bunların durumu da aynıdır, nasıl bir yapıya bağlı olduklarını ve kime hizmet ettiklerini bilmezler. Dünyalığı önemseyen bu insanlar süslü kavram ve sloganlarla bağlı oldukları kurum, dernek veya örgütlerin legal olduğunu görerek şeytani üst akılla bağlantısının hiç farkına varmazlar.<br />
<br />
Kısmi bir farkındalık kazanan inançlı ve vatansever kimseler bir süre sonra bu yapılardan uzaklaşsalar da, dünyevi menfaatlerini önceleyen büyük çoğunluk bu yapılarda kalmaya devam etmekte ve üst tarafta neler yapıldığını bilmeden veya fazla ilgilenmeden kendilerinden istenen siyasi, ekonomik, bilimsel (!) tavrı desteklemektedirler. Çünkü içinde bulundukları yapılar ve kurumlar, kendilerine mal, makam, şöhret, imkan ve güç veren kurumlardır. Allah'ı ve ahireti dikkate almayan insanlar, bu geçici cennet hayatından başka ne isterler ki?<br />
<br />
Gördüğünüz gibi bu şeytani zihniyet insanlara dünya hayatında böyle bir cennet (!) göstermekte ve her ülkede kuyruk oluşturan talipler arasından istedikleri kadar gönüllü seçmektedirler. Müslümanlar arasında Rabbimizin emri gereği nasıl ki "Hayırlarda yarışmak ve öne geçmek" gayreti varsa, şeytani zihniyetin oluşturduğu bu geniş ve elit havuzda da şeytanın emri gereği "Şerlerde yarışmak ve öne geçmek" gayreti vardır. Nitekim bu yapıların üst derecelerine aile bağlarının yanı sıra şerlerde yarışarak öne geçenler ulaşabilmekte ve uluslar arası ödüller alabilmektedir. Bazı kişiler kırk yılda bir üst dereceye geçemezken, Albert Pike gibi şeytanilikte yetenekli kişiler kısa zamanda en üst derecelere yani geminin güvertesine çıkabilmektedirler.<br />
<br />
Bu şeytani geminin alt katmanındaki milyonlarca insan güverteyi hiç görmeden ve geminin rotasını hiç bilmeden yüksek maaş için canla başla kürek çeken prangalı mahkumlar gibidir. Hangi gemiyi nereye doğru yüzdürdüklerini bilmeyen bu zavallılar maaşlı köleler gibi çalışırken, şeytanilikte yetenek gösterdikleri için daha yüksek maaşlarla güverteye çıkarılanlar, kaptan köşkünde Lusifer'in olduğunu görenler ve olup bitenin farkına varanlar ise bu şeytaniliğe zaten gönüllü oldukları için hiçbir şeye itiraz etmeden aynı rotayı takip etmektedirler. Mesela kendilerine ezberletileni tekrarlayan sıradan bilim adamları değil, güverteye çıkıp Nasa'da neler olup-bittiğini çok iyi bilen üst düzey birçok bilim adamı asıl gerçekliği görmelerine ve bilmelerine rağmen bunlara bağlı ve bağımlı oldukları için güneşi esas alan pagan inancına uygun olarak küre (!) olan dünyanın güneşin etrafında döndüğünü utanmazlıktan uzak bir rahatlıkla söyleyebilmektedirler!.<br />
<br />
İsrailoğulları arasındaki bu azgın damarın en hayran oldukları hükümdar Süleyman (a.s.) olmuştur. Allah'ın yardımına mazhar bir peygamber olarak değil bir kral olarak gördükleri Süleyman (a.s.)'ın sahip olduğu dünya mülküne hayranlıkla bakan ve uzun mesafelere kısa zamanda gitmesi veya hayvanlarla konuşabilmesi gibi birçok sıradışı işlere heves eden bu azgın zihniyet, bütün bunları Allah'tan ve Allah'ın bu seçkin peygambere verdiği ilimden değil şeytanların telkini ile Harut ve Maruttan öğrenilen sihirden bilmişlerdir.,<br />
<br />
"Onlar, Süleyman'ın mülkü hakkında şeytanların uydurduklarına uydular. Süleyman ise küfretmedi ancak şeytanlar küfretti. İnsanlara sihiri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi "Biz, yalnızca bir fitneyiz (imtihan için gönderilen kimseyiz) sakın küfretme" demedikçe, hiç kimseye (birşey) öğretmezlerdi. Onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça, onunla (o öğrendikleri şey ile) hiç kimseye zarar veremezlerdi. Onlar (asıl itibariyle), kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar biliyorlardı ki, bunu satın alanın ahiretten hiçbir payı (nasibi) yoktur. Karşılığında kendi nefislerini sattıkları şey ne kadar kötüdür, bir bilselerdi."  (2-Bakara 102)<br />
<br />
İşte bu sihiri elde etmek için küfür üstüne küfretmeyi tercih eden bu zihniyet, alt aşamada yahudi, hıristiyan veya müslüman gözükse de en üst aşamada şeytana tapmayı tercih eden ve asırlardır şeytana tapan bir zihniyettir. Zaten bunların bütün kuruluşlarındaki derecelendirme sistemi de, şeytanilikteki beceri ve samimiyeti esas alan bir sistemdir. Bunların bütün yapılarında, bütün kuruluşlarında şeytanın öngördüğü böyle bir yol haritası olmakta ve dünyevi menfaatlerle yularladıkları için sadece dünyaya bakan tek gözlü insanların bu yolda yarışmaları istenmektedir.<br />
<br />
Amerika bu şeytani üst aklın kurduğu ilk pilot ve piyon devlettir. Çünkü çok uluslu olmasına önem verdikleri Amerika'ya uygulattıkları dünya politikasını, milli çıkarını önceleyen hiçbir tek uluslu devlete uygulatamazlar ve milliyetçi asabiyeti dikkate aldıkları için hiçbir ulus devletini de bu kadar kuvvetlendirmek istemezlerdi. Nitekim dünyayı şekillendirmek için sağ el olarak kullandıkları Amerika'nın karşısında sol el olarak kullandıkları Rusya'yı ikinci planda tutup, fazla güçlendirmemelerinin nedeni de Rus milliyetçiliğidir. Amerika yakın zamana kadar bu şeytani zihniyetin merkez üssü olmuş ve çok uluslu tek dünya devletinin ilk pilot bölge uygulaması olarak bu misyonu başarıyla yerine getirmiştir.<br />
<br />
İnsanlık tarihindeki para ve silahlı güç dengesine baktığımız zaman son ikiyüz yıla kadar paranın değil silahlı gücün ilk sırada olduğunu görüyoruz. Mesela Firavun döneminde bir yahudi olan Karun çok çok zengin olmasına rağmen yönetim silahlı güce sahip olan Firavun'un elindeydi. Ne zaman ki Osmanlı da dahil olmak üzere devletler ve insanlar nezdinde para ön plana çıkmıştır, kapitale sahip olan bu şeytani zihniyetin yaptırım gücü hızla artmış ve yıkılamaz duruma gelmiştir. Bu şeytani zihniyetin para ile ele geçirdikleri ilk Avrupa devleti ise İngiltere olmuş ve arkasını diğer devletler takip etmiştir. Bundan sonraki tarih, son hızla güçlenen kapitalizmin yazdığı kapkara bir tarih olmuştur.<br />
<br />
İnsanlara ve toplumlara zulmeden bu kapitalist sömürünün iki yüz yıldır yıkılamaması tabi ki şaşırtıcı bir durum değildir!. Toplumsal bir öğretiyle kapitale değer veren insanlar, değer vererek güçlendirdikleri kapital sahibini ve kapitalizmi hiç yıkabilirler mi? Nitekim idealist sosyalistlerin veya koministlerin kapitalizm karşısında çözülmelerinin en önemli nedeni de, kapitalizm karşısında güçlenebilmek için yine kapitale (!) değer vermeleridir. Dolayısıyle bu iğrenç kapitalizmi ancak ve ancak ahirete değer vererek kapitale yani dünyaya değer vermeyen gerçek müslümanlar yıkabilecektir. Gerçek müslümanlar diyoruz çünkü elleriyle önce dünyayı ve dünyalık malı sımsıkı tutmaya çalışırken ayaklarıyla ahirete gitmek isteyen müslümanların da yıkabilecekleri bir kapitalizm ve kazanabilecekleri bir zafer yoktur.<br />
<br />
Şeytani üst aklın kontrolündeki faiz sisteminden çıkmadan yaşadıkları ülkelerde ekonomik çıkarı önceleyen, halklarına ekonomik rahatlığı vadeden bütün devletler, dünya kapitaline sahip olan bu şeytani zihniyetin kendileri için hazırladığı kum havuzunda oynamaya ve oyalanmaya mahkum devletlerdir. Bunlar muhtar olabilmek için mahalle halkına ucuzluk vadeden mahalle bakkalları gibidir. Oysa malların fiyatını bu mahalle bakkalları değil, bunlara mal veren büyük şirketler belirlemektedir. Bunların halklarına verecekleri ekonomik rahatlık, şeytani zihniyetin müsaade ettiği ölçüde ve müsaade ettiği sürede olabilecektir. Çünkü temeli faize dayanan bu zulüm sistemi içinde alın teriyle ulaşılabilecek bir ekonomik refah yoktur. Alın teriyle çalışanlar bir kazanıyorken, masa başında para sayanlar faizle üç kazanıyorsa, bu kahrolası dengesizlik hiç ama hiç değişmeyecektir.<br />
<br />
Faiz sistemiyle son asırlarda dünya kapitaline sahip olan, yönettikleri devletler vasıtasıyle silah gücünü yanına alan, dünyanın her tarafındaki başarılı insanları çatısı altına alan, onları ekonomik veya politik imkanlarla kendine bağlayan, şeytani misyonunu gerçekleştirmek için onlara bir yol haritası gösteren, besleyip ön plana çıkardıkları bilim adamları sayesinde bilime küfür teorilerini sokan, bu yol haritasına uyup başarılı olanlardan seçtiklerini gizlilik şartıyla bir üst dereceye çıkaran ve bunlar arasındaki en şeytani olanları en üst derecelere getiren bu şeytani yapının ne kadar dehşetli ve etkili olduğunu anlayabildiniz mi?<br />
<br />
Yasaklanan sigara ve içki reklamından çok daha zararlı olan fakat bu iğrenç sistemde yasaklanması mümkün olmayan banka reklamlarıyla kredi kartı kullanan cahil ve zavallı insanlar, faiz bataklığına girerek nasıl ki bugünlerini kaybetmiş ve yarınlardaki gelirlerini borçlanmışlarsa, aynı sisteme bağlı olan devletler de böyle bir ipotek altındadırlar. Bütün bu borçların yegane alacaklısı olan şeytani zihniyetin artık maddi bir hedefi ve maddi bir hesabı yoktur. Çünkü dünyanın gelecek on yılları da dahil olmak üzere zaten bunu elde etmişlerdir. Bunların adım adım yaklaşmak istedikleri nihai hedef, dünya genelinde Lusiferi yani şeytanı hakim kılmaktır.<br />
<br />
Bunu gerçekleştirebilmeleri elbetteki yeni bir insan tipiyle mümkün olacaktır. Dijital birer köle olacak bu yeni insan tipinin dini, ahlaki, ailevi ve evrensel insani değerleri olmaması şarttır. Nitekim son yüz yılda eşcinselliği çığ gibi arttırmışlar, film ve diziler ile ahlaki değerleri yerle bir etmişler, parlak nesiller yetiştirmesi gereken anaları çalışmaya mahkum etmişler ve bilimsellik adına ilere sürdürdükleri küfür teorileriyle insanları hak ve hakikatten uzaklaştırmışlardır. Halkında müslüman olan ülkelerde bile eşcinselliğin hoş görülmesi, bu eşcinsellerin oyuna talip olan politikacıların gençleri bu sapıklıktan korumak bir yana cinsiyet teorisi gibi iki erkeğin evliliğini onaylayan LGBT merkezli önerileri Milli Eğitime sokması, kadın hakları ölçüsüz bir şekilde arttırılarak aile birliğinin ve yapısının çökertilmesi, yeni nesil gençlerde dine, aileye ve büyüklere karşı saygısızlığın hızla arttırılması... bizlere ne duruma gelindiğini göstermektedir.<br />
<br />
Bu durumu gören fakat halkı umudsuzluğa sürüklemek istemeyen araştırmacılar ise dünyayı kapsayan bu şeytani zihniyet karşısında Türkiye'de halen çoğunluk olan dindar halkın ferasetine, imani ve ahlaki değerlerine güvenmektedirler. Bu değerlere şimdilik güvenin, güvenin ama bunun uzun sürebileceği zannına da kapılmayın. Osmanlı bilindiği gibi 200 yılda yıkılabilmişti ancak günümüzdeki iletişim ve internet çağında ise nesillerin zehirlenmesi çok hızlı bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Artık milyonlarca müslüman ailenin çocuğunu anne babaları değil ne yazık ki internetteki insan kılıklı şeytanlar yetiştirmektedir.<br />
<br />
Arttırılmış gerçeklik ile gençlere klavye tuşlarıyla istediklerini yapabildikleri sanal bir cennet gösteren bu şeytani zihniyet, yeni nesilleri hızla ele geçiren bir zihniyettir. Günümüzde Lusifer güzellemesiyle şarkılar çıkarıldığını, Lusiferin şeytan anlamına geldiğini bilen veya bilmeyen genç kitlelerin "Lusifer gel bizi kurtar" diye haykırdıklarını görmüyor musunuz? Zaten bu şeytani zihniyetin birçok ülkede seçmen yaşını aşağı çektirmelerinin nedeni de, hızla kendi kontrollerine aldıkları yeni nesillere güvendikleri içindir.<br />
<br />
Bütün bu gelişmeler bizlere Albert Pike'nin 3. dünya savaşına giderken uygun zemini hazırlama çalışmaları olduğunu göstermektedir. Asırlar boyu semavi dinleri tahrif etmek isteyen bu şeytani zihniyet, artık Armageddon dedikleri bir savaş ile semavi din mensuplarını birbirine kırdırmak ve bu savaş sonrasında semavi dinlerden umudunu kesen insanlık içinde Lusiferin yani şeytanın tek dünya hakimiyetini kurmak istemektedirler. Bu şeytani zihniyetin asırlardır hazırlığını yaptığı Armageddon savaşı, kesinlikle ve kesinlikle bir hak-batıl savaşı olmayacaktır. Çünkü bu savaşın hak-batıl savaşı olabilmesi için öncelikle hak ve batılın ortaya çıkması ve safların birbirinden ayrılması gerekmektedir.<br />
<br />
İşte şeytan aleyhillane bu hak batıl ayırımının olmasını hiç istememektedir. Nedeni ise hak ve batıl birbirinden ayrıldığı zaman Allah'ın yardımı hakkın yanında olacak ve batılın hiçbir şansı kalmayacaktır. Bunu bildiği için böyle bir durumun ortaya çıkmaması adına her şeyi yapmakta, hak ile batılı birbirine karıştırmaktadır. Bunu nasıl yapıyor sorusunun cevabı ise ortadadır. Görüleceği gibi hakka talip müslümanlar Rabbimizin bildirdiği hak bir yola değil, bu şeytani zihniyetin öngördüğü kapitalist sistemleri esas alarak demokratik yollara ve demokratik cephelere davet edilmektedir. 1950 lerde ezanın aslına çevrilmesi lutfuyla (!) demokrasinin ne olduğunu bilmeyen milyonlarca dindar nasıl demokrat yapılmışsa, son on yılda Türkiye'nin önderliğinde aynı operasyon arap ülkelerinde yapılmış ve milyonlarca insan demokrasi uğruna telef edilerek olay Suriye'ye yani Armageddon savaşının yapılacağı arenaya kadar getirilmiştir.<br />
<br />
Museviler de dahil olmak üzere semavi din mensuplarının birbirlerini kırmaya başlayacakları ve kendilerine göre meşru nedenlerle nükleer silah kullanabilecekleri bu büyük savaşın gerçekleşebilmesi elbetteki tarafların değişik düşmanlıklar etrafında toplanması ve son derece tahrik edilmeleriyle mümkündür. Şeytani aklın sahipliğinde olan dünya medyası tarafından dinler arası bu savaşın ortak düşmanlık merkezine tabi ki şeytani zihniyetin tahrif edemediği müslümanlık konulacak, bu müslümanlar bir lider etrafında demokratik söylemlerle yönlendirilecek ve müslüman aleminde bu liderin bir mehdi gibi algılanması desteklenirken aynı medya tarafından yahudi ve hıristiyan alemine deccal olarak lanse edilecektir. Zaten araştırmacıların gözlemi de gelişmelerin bu istikamette olduğu, batı dünyasında bu lidere deccal denilerek müslüman aleyhtarı sağ radikalizmin hızla yükseltildiği ve insanların bu lanet savaşa hazırlatıldığı noktasındadır.<br />
<br />
Dünyadaki güç dengesini sağlamak için Amerika'yı ve Rusya'yı kukla gibi oynatan ve Birleşmiş Milletlerin kontrolünü elinde tutan bu şeytani zihniyet karşısında, devletlerin de boş söylemden başka yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Venezuela'nın milli menfaatini önceleyerek emparyalizme karşı çıkan Maduro'nun ve vatansever Venezuela halkının yalnızlığı ortadadır. Dünya arenasında vahşi aslanlara atılan bu ülkenin kaderi diğer ülkeler tarafından sadece tribünden seyredilmekte ve saldırgana hiçbir tavır konulmadan "Maduro'nun yanındayız" gibi boş söylemlerle bu ülkeye destek verildiği ve şeytani üst akıla karşı çıkıldığı zannedilmektedir!.<br />
<br />
Tabi ki hiç şaşırmıyoruz. Çünkü Rusya da dahil bütün devletlerin üst düzey yönetimlerinde Şeytö mensupları ve lobileri etkin durumdadır. Bazı ülkelerden yükselen haklı söylemler ise halkı motive etmekte kullanılsa da, dünya medyasını elinde tutan bu şeytani zihniyetin hiç umurunda değildir. Onlar çoğu izinleri dahilinde yapılan bu gibi söylemlerden ve siyasi yorumcuların ekonomiyi esas alarak yaptıkları uzun uzadıya konuşmalardan hiç rahatsız değildirler. Hem niye rahatsız olsunlar ki? Zaten onların da istediği bütün gelişmelerin ekonomiye yani kapitale göre değerlendirilmesidir. Çünkü bu değerlendirmeler ile onların sahip oldukları kapital değer kaybetmeden değer kazanacak ve kendilerini daha güçlü kılacaktır.<br />
<br />
Son on yılda şeytani üst aklın iki ayrı kolu olan küresel sermaye ile evanjelistler arasında bir çatlak, bir mücadele olduğu söylenmektedir. Küreselcilerle evanjelist tavanda değil tabanda bir çatlak olduğu doğru olmasına rağmen bunların birbirleriyle ciddi ve denk bir mücadeleleri söz konusu değildir. Asıl itibariyle musevi, hıristiyan veya evanjelist değil katıksız bir şekilde pagan olan ve şeytana tapan küresel sermaye bir yol ayırımına gelmiş, asırlardır taşıyıp-beslediği siyonistler de dahil olmak üzere ehl-i kitab safrasından artık kurtulmaya karar vermiştir.<br />
<br />
Şeytani üst akılın Amerika'yı artık gözden çıkardığını yıllar önce yazmıştık. Evanjelist ve siyonist halk kesimlerinin küreselciler hakkında "Bunlar bizim dini ve ailevi değerlerimizi yok etmek istiyorlar" demeleri doğru bir söz olsa da, bu kesimleri kontrol altında tutan ve harekete geçiren lider kimseler yine aynı şeytani zihniyette bağlı pagan kimselerdir. Nitekim evanjelist ve siyonistleri bu küreselcilere karşı değil de kendileri gibi semavi dine sahip olan müslümanlara karşı savaşa kışkırtmaları, en üst kademede bir ayrılık olmadığını ve Armageddon savaşıyla bunlardan da kurtulmak istediklerini göstermektedir.<br />
<br />
Aynı üst akıl Türkiye'yi de kendisinin destekleyip-kullandığı terör kuşağı tehlikesi ve kışkırtmalarıyla Suriye'ye yani Armegeddon sahasına çekmeye çalışmaktadır. Reel olmasına rağmen öncül olmayan bu terör tehlikesine şimdilik soğukkanlı yaklaşılması ve fazla ileri gidilmeden sadece gereğinin yapılması gerekmektedir. Çünkü asıl büyük tehlike şeytani bir plan içinde ve asılsız rivayetlerle asırlardır hazırlığı yapılan bu Armageddon savaşıdır ki, bu savaşta bütün semavi din mensuplarının ve etnik milliyetçilerin kullanılan kurbanlar olduğunun anlaşılması hiç güç değildir.<br />
<br />
İslama fobi denilen şey bilindiği gibi dünya medyasına sahip şeytani üst aklın projesi istikametinde gerçekleşmektedir. Tarihi süreçte şeytani üst aklın yeterince tahrif edemediği yegane hak din olan İslam'ın hedefe konulması ve dindar toplulukların karşılıklı terör olaylarıyla devamlı provake edilmesi, kendisini göstermeyen bu şeytani üst aklın yönlendirmesiyle gerçekleşmektedir. Zaten son ikibin yıldır yapılan dinler arası savaşların arkasında bu şeytani zihniyetin fitne ve kışkırtmaları olmasına rağmen bunlar savaş meydanında hiç gözükmemişler, savaş meydanına hiç çıkmamışlardır. Çünkü kendilerini Firavun'un zulmünden kurtaran Musa (a.s.)'a bile "..Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burada oturacağız."  (5-Maide 24) diyerek savaşmak istemeyen bu iğrenç zihniyet, günümüzde de savaşarak değil savaştırarak hedefe ulaşmak istemektedir.<br />
<br />
Dünyada şu an ki fikri, ekonomik ve siyasi çatışmaların her iki yönetici tarafı da aynı şeytani zihniyetin kontrolündedir. Küreselcilerle evanjelistleri karşı karşıya görmemiz de, şeytani üst aklın kendi senaryosudur. Aynı şeytani zihniyete ekonomik açıdan bağlı olan Rusya'yı Amerika'ya veya bu üst akıla karşı zannetmek, dünya insanları için asırlık bir yanılgıyı sürdürmek olacaktır. Şimdilerde yeni dünya projesinin pilot bölgesi olarak Çin dizayn edilmekte ve kobay olarak kullanılan çin halkında milliyetçi bir risk olmaması için bu insanlar dijital birer köle durumuna getirilmektedir.<br />
<br />
Şeytani üst aklın yönlendirmesiyle meydana gelen dünyadaki son gelişmeler, dini ve etnik asabiyetlerin hızla yükseltildiği ve dinler arası savaş zemininin hazırlandığı gelişmelerdir. Semavi dinlere mensup liderlerin hak-batıl ortaya konulmadan kendi mensuplarını böyle bir savaşa hazırlamak için teşvik etmeleri, olayın vehametini görmediklerini göstermektedir. Oysa büyük resmi görmeleri, bu şeytani planı bozmak için bütün semavi din mensuplarını uyarmaları ve böyle bir oyunu bozmaya çalışmaları gerekmektedir. Artık dudak ucuyla ikide bir üst akıl denilmesi yeterli değildir. Bu üst aklın kimler olduğu hiç çekinilmeden ortaya konulmalı ve bunlara karşı dünya genelinde insani bir cephe oluşturulmalıdır.<br />
<br />
"Halkında müslüman olan ülkelerde şeytani zihniyete karşı böyle bir şuur, böyle bir uyanış var mıdır?" derseniz, ne yazık ki var olduğunu söyleyemeyiz. İslam devleti olma iddiasını sürdürmesine rağmen ümmete mezhebi asabiyetle yaklaşarak düşmanlıkları körükleyen İran'ın da, bu şeytani zihniyeti yeterince tanıdığını ne yazık ki hiç düşünmüyoruz. Tabi ki bu sözlerimiz hüsnü zanna dayalı bir düşüncemizdir. Bu şeytani zihniyeti bilmelerine rağmen halkında müslüman olan ülkelere yönelik böyle bir dış politikayı sürdürüyorlarsa, o zaman düşüncelerimiz hüsnü zandan uzaklaşarak daha vahim boyutlara ulaşır.<br />
<br />
Türkiye'de ise tehlike hep doğduktan sonra görülmekte ve ortaya çıktıktan sonra anlaşılmaktadır. Mesela Fetö ortaya çıktıktan sonra gerçek yüzü görülmüş ve halk desteği ile askeriye ve yönetim kademelerinden temizlenmeye çalışılmıştır. Ortaya çıktıktan sonra Fetöcülere karşı gösterdiğiniz bu hassasiyeti takdir ediyoruz ama bu Fetö'cülerin büyük büyük büyük babası olan Şeytöcülere karşı da aynı hassasiyetiniz var mı? Uzun yıllardır kendilerine siyasetçi, iş adamı, yönetici, bilim adamı, doktor, profesör, sanatçı, basın mensubu.. vs. denilen ve şeytani üst akıl tarafından yolları açılarak üst düzey makamlara getirilen Şeytö bağlantılı bu geniş kesimi ne yapacak ve yönetim kademelerini bunların elinden nasıl kurtaracaksınız? Kaldı ki daha Fetö Şeytö ayırımını yapamıyor, vatan hainliği yapan birçok Şeytöcüyü Fetöcü olarak sıfatlandırıyorsunuz? Oysa bunlar Fetöcü falan değildir. Bir zamanlar Fetöye karşı çıkmalarının veya destek vermelerinin nedeni ise Fetöye değil (kendileri bilmese de) en üst düzeyde Şeytöye bağlı ve bağımlı oldukları içindir.<br />
<br />
Gözleriniz hafif hafif açılıp da demokratik yoldaşlarınız gözüken ve fetöcülerden çok daha etkin olan şeytöcüleri farketmeye başlayınca umudsuzluğa mı kapılıyorsunuz? İyi ama demokratik yollarla kurtulabileceğiniz umudunu size Allah vermemişti ki!. Bu sistemi kuranlar ve halklara böyle bir umud vadedenler zaten şeytani üst akılın ta kendisiydi!. Şimdi sizler şeytani üst aklın liberal sistemiyle, demokratik yöntemiyle ve onun hileye açık kurallarıyla, onu yenebileceğinizi mi zannettiniz? Bildiğiniz gibi İslam'a ve Kur'an'a göre hakkı değil çoğunluğu esas alan demokrasiyi hiçbir zaman kabul etmedik ve Rabbimizin lutfuyla hiç kabul etmeyeceğiz. Ayetleri göz ardı edip realiteyi esas alarak demokrasiyi bir çıkış yolu görenleri uyarmak için de, realiteden hareketle şunları söylemiştik.,<br />
<br />
"Liberal demokrasi dedikleri şey yine bu şeytani üst aklın kurduğu ve kurallarını kendine göre belirlediği bir faizli sistemdir. Siyasi ve ekonomik yaptırımlarla dış müdahaleye her an açık olan bu sisteme göre, ülke şartları şeytani üst akıl tarafından zorlaştırıldığı zaman bunlara çözüm getirebilecek olan yüzde onluk bir azınlık bile darbeye gerek kalmadan (dünyayı ve dünyalığı önceleyen halk tarafından) iktidara gelebilecektir. O ülkedeki şartları zorlaştıracak ve dünyalık çözüm anahtarını istediği azınlığa verecek olan şeytani üst akıl, acaba bu çözüm anahtarını hangi zihniyete ve hangi şartlarla verecektir?"<br />
<br />
Çok açık bir şekilde ifade edebiliriz ki demokratik ufuklarda müslümanların kazanabilecekleri bir zafer yoktur. Batı için demokrasinin bir yalan olduğu anlaşıldığı gibi bizim coğrafyalarımızda da bir çözüm olmadığı anlaşılacaktır. Yıllar önce söylediğimiz gibi demokratik yollarda konjonktürel şartlara göre on yılda elde edilen kazanımlar müslümanlar için kalıcı kazanımlar olmayıp, konjonktürel şartların değişimiyle bir gecede kaybedilebilecek kazanımlardır. Bunları bilen bazı kardeşlerimiz ise "Onların bir planları varsa, Allah'ın da bir planı vardır" ayetinin rahatlığı içinde dünya yaşantılarına devam etmektedir. Ayete amenna ve sadakna. Fakat Rabbimizin bu planı karşısında, bizler yardıma layık müslümanlar durumunda mıyız? Rabbimiz "... Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub ederler. Ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, bunlar da kafirlerden binini yener... "  (8-Enfal 65) buyurarak bizleri Rahmani azınlığın batıl çoğunluğa galebe çalacağı bir Hak yola davet ederken; müslümanım diyen insanlar şeytani azınlığın dindar çoğunluğa galebe çalacağı böylesine batıl bir yolu tercih etmişlerse, bu şaşkınların bir zafere mi yoksa müstahak oldukları bir belaya mı yaklaştıklarına sizler karar veriniz.<br />
<br />
Şeytani üst aklın yaptıkları ve yapacakları karşısında müslümanların gafletine baktığımız zaman içimizi insanlık için engellenemez bir kötülüğün dehşeti sararken, bir mü'min olarak Rabbimize baktığımızda ve İlahi yardımı yanımıza alabildiğimizi düşündüğümüzde ise en karanlık duygularımızın dahi aydınlandığını hissediyoruz. Tehlikenin dehşet veren büyüklüğünü ve yöntem olarak da beşeri imkanlarla kesinlikle engellenemeyeceğini anlamışsanız, Rabbe iman eden müslümanlar olarak yapmanız gereken tek bir şey vardır. Şeytani üst akıl karşısında beşeri sistemlerle bir kurtuluş yolu aramaktan vazgeçerek Allah'ın emrettiği yola girmeniz ve her şeye Kadir olan Allah'ın yardımını yanınıza almanızdır. Yolunuzu değiştirdiğiniz zaman yoldaşlarınızın da değiştiğini göreceksiniz. Demokratik yollarda yanınızda olan gizli fetöcülerin, şeytöcülerin bir bir döküldüklerini ve gerçek yüzlerini gösterdiklerini farkedecek ve bu temizliğin kendiliğinden gerçekleştiğine şahid olacaksınız. Allah şahiddir ki başka kurtuluşunuz yoktur.<br />
<br />
Evet, müslümanlar ve ehl-i kitab dünyası şeytani üst aklın projesi olan Armageddon savaşına hızla yaklaştırılmaktadır. Merkezi Suriye ve doğu Akdeniz olarak belirlenen bu savaşta museviler ve siyonistler de dahil olmak üzere semavi din mensupları birbirine kırdırılacak ve Albert Pike'in mektubunda belirttiği gibi Lusiferin yani şeytanın hakimiyetinde tek dünya devleti kurulmak istenecektir.<br />
<br />
Peki biz Türkiye olarak bu şeytani planı bozacak bir duruş içinde miyiz?<br />
<br />
Türkiye'deki milli ve muhafazakar kesimin bu şeytani plana karşı duruşu, bu kesimin Reis kabul ettikleri kişinin duruşuna bağlı bir duruma gelmiştir. Reis elbetteki bu kesimler tarafından çok sevilmekte ve onun yönlendirmesiyle hareket edilmektedir. "Reis neden bu kadar çok sevilmiştir?" sorusunun cevabını bulmak hiç zor değildir. Son yüz yılda dindarlar üzerine o kadar çok baskı yapılmış ve üst yönetim kademelerinde öyle din düşmanlığı görülmüştür ki, bunlara kısmen karşı çıkarak "Allah" diyen her siyasetçiye muhafazakar halk şükranla yaklaşmıştır. Meseleye bu açıdan baktığımız zaman geleneksel bir müslümanlığı kısmen sergileyen bir liderin kendisini bu muhafazakar halka sevdirebilmesi hiç zor gözükmemektedir.<br />
<br />
Nitekim Reis'in yaptıklarına baktığımızda dini asabiyete dayanan bazı samimi konuşmaları, baş örtüsüne getirdiği serbestlik, dünya mazlumlarına sahip çıkmanın yanısıra dünya müstekbirlerine karşı da dinini bilen bir müslümanın söyleyebileceği sözlerin yarısını bile söyleyebilmesi yeterli olmuştur. Çünkü bunları her hangi bir müslümanın değil bir başkanın ve bir başbakanın söylemiş olması bu halk için çok önemlidir. Nitekim bunun hasreti içinde olan muhafazakar halk kesimleri bunu görünür bir samimiyetle söyleyen Reis'lerini çok sevmiş ve sevmeye devam etmektedirler.<br />
<br />
Bu sevenler arasında tevhidin ne olduğunu ve neleri gerektirdiğini Reis'ten çok daha iyi bilen geniş bir hoca alim takımı da vardır. Tabi ki bu da şaşırtıcı değildir. Ezanı aslına döndürmesine rağmen cuma namazında bile gözükmeyen A. Menderes'i, beş vakit namaz kılan ve gece namazlarına kalkan müslümanlar bile çok sevmişler ve demokratlığın ne olduğunu bilmemelerine rağmen onun yolunu benimseyerek demokrat olmamışlar mıydı? Şimdi de muvahhid olduklarını söyleyenler aynı demokrasi yolunda koşturmaya başlamışlardır!. Mesela yıllarca ders yaptığımız, tevhidi gerçeklikle birlikte heyecanlandığımız bazı kardeşlerimiz bile bildikleri tevhidi gerçekleri nasıl tevil etmişlerse bu rüzgara kapılmışlar ve bu yolda olanları uyaracaklarına bu yoldakilere uymuşlardır!.<br />
<br />
Bir de Allah'tan korkmayan hocalardan (!) fetva aldıktan sonra demokrasiyi ve laikliği reddettiklerini söyleyip "Biz sivil kişiliğimizle müslüman olmamıza rağmen sadece tüzel kişiliğimizle laik ve demokratız" diyenler vardır!. Sadece sivil kişiliğinizle yaşasaydınız cennete girmeyi hak edebilirdiniz ama küfür kanunları çıkaran tüzel kişiliğinizle nereye gireceğinizi düşünüyorsunuz? Allah'ın hükümlerine rağmen bu dini hoca denilen şarlatanların fetvalarına göre yaşamaya kalktığınızda faiz de dahil her haramın helal kılındığını görebilir ve bu hocalarınızla birlikte Rabbimizin sizlere gerçekten helal kıldığı cehenneme girebilirsiniz.<br />
<br />
Reis'e dönecek olursak o bugün ki konuma geldi mi yoksa getirildi mi bilmiyoruz. Sebeb veya gaye ne olursa olsun halkın uyanışına vesile olan yaptığı bütün doğru işleri takdir ediyor, ciddi yanlışlarını ise bilmezliğe veya sisteme karşı çaresizliğe nisbet ederek samimi olduğuna ilişkin hüsnü zannımızı devam ettirmek istiyoruz. Çünkü Allah'ın takdiriyle ve onun vesilesiyle gerçekleşen bu gelişmeler, artı ve eksisiyle ele alındığı zaman elbetteki kaybedilmemesi gereken değerli gelişmelerdir. Nitekim halkın tarihi şuuru arttırılmış, milli ve manevi duyguları kuvvetlendirilmiş, batıya ve batı değerlerine karşı dirençli muhalefeti arttırılmıştır.<br />
<br />
Burada önemli olan görünürde müsbet olan bu gelişmeler bizleri şeytani bir senaryo olan Armegeddona mı yoksa Allah'ın yardımını yanımıza alarak şeytani üst akılla hesaplaşacağımız hak batıl savaşına mı götürecektir? Tarihi birikimine değer verdiğimiz ve samimi mücadelesine saygı duyduğumuz Kadir Mısıroğlu, İlahi takdiri dikkate alarak bu gidişatın önlenemez bir çıkış olduğunu söylemektedir. Bizlerin de umudu ve duası budur. Ancak bu toplumsal çıkışın akamete uğramadan devam etmesi için artık ne yapmamız gerektiğini anlamamız şarttır. Cumhuriyet dönemindeki yoğun baskılara rağmen dininden vazgeçmeyen, batı onaylı liderlerle batıl yollara sürüklenen bu insanları artık aydınlık ve hak bir yola çıkarmamız, umudlarını bu halkın dik duruşuna bağlayan dünya mazlumlarını hayal kırıklığına uğratmamamız gerekmektedir.<br />
<br />
Bir yol ayırımına gelinmiştir.<br />
Ülkemizi tehdit eden bu şeytani zihniyeti yıkmak için "Ekonomik açıdan güçlü ve zengin olmalıyız" diyerek onların yegane gücü olan kapitale değer vermek ve ekonomiyi öncelemek, idealist sosyalistlerin tarihi hatasını tekrarlamak olacaktır. Şu bilinmelidir ki onların belirledikleri sahada ve onların belirledikleri silahlarla kazanabileceğimiz bir zafer yoktur. Alemlerin Rabbi olan Allah'ı dikkate almayıp, yaşanan realiteyi dikkate alanlar elbetteki "Ama başka bir çıkış yolu yok ki!" diyeceklerdir. Müslümanız demelerine rağmen hakkı değil realiteyi dikkate alan kişiler için tabi ki doğru bir sözdür bu. Onların bu şeytani üst akıl karşısında yapabilecekleri, gerçekten yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Onlar şeytani üst akıl kendilerine hangi çıkış kapısını göstermişse, o kapıyı açmak için çalışmaya devam edeceklerdir.<br />
<br />
Tabi ki bizler, biz mü'minler uzun yıllardır bu halk ile aynı hücreyi paylaşmamıza rağmen bizler için bu hücreyi yapan şeytani üst akılın koyduğu reel kapılara hiç yönelmemiş, elimizdeki çay kaşığı ile Rabbimizin işaret ettiği duvarı kazmaya devam etmiştik. Ve şimdi görüyoruz ki Rabbimizin lutfuyla bu duvar incelmiş ve arkasındaki nur kendisini belli etmeye başlamıştır. Bizlere yıllardır "Başka bir çıkış yolu yok ki!" diyenlere 35 yıl önce verdiğimiz ve kitab haline getirdiğimiz cevabı yine tekrarlamak istiyoruz.,<br />
<br />
"Vardır ve bu Sünnetullah gerçeğidir"<br />
<br />
Kur'an araştırması yaptığımız birçok konuda uzman olduğumuzu söylemesek de, yaşadığımız toplumdaki alimlere ve hocalara nazaran Sünnetullah konusunda Rabbimizin yardımıyla uzman olduğumuzu söyleyebiliriz. Uzun araştırmalardan sonra Kur'an'daki toplumların akibetiyle ilgili Sünnetullah gerçeğiyle karşılaştığımız zaman dünyanın bütün müstekbirlerini yerle yeksan edecek büyük bir güce sahip olmanın heyacanını yaşamış ve bizleri böyle bir güçle dimdik kılan Rabbimize hamd üstüne hamd etmiştik. Bu heyecanımızı ne yaparsak yapalım, nasıl anlatırsak anlatalım müslümanlarla yeterince paylaşamamış olsak da, hiç eksiltmeden yaşamaya devam ettik. Çünkü o yıllarda ilmi ve imani bir mutmainlikle yazdığımız gibi bu Sünnetullah gerçeği illa ki dünya gündemine girecek ve kıyamet bu Sünnetullah'ın bir tecellisi olarak kopacaktır.<br />
Mehmed Alagaş]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Manifesto -1-]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-manifesto-1</link>
			<pubDate>Fri, 21 Jun 2019 19:50:14 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=33612">BiMumin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-manifesto-1</guid>
			<description><![CDATA[Allah kimseye gücünün yettiğinden fazlasını/potansiyelinden fazlasını yüklemez!<br />
<br />
Sen neyi dert aldın kendine? Sen neyi dert edindin kendine? Sen neyi sırtladın omuzlarına yük diye? Ümmetin bütün derdini mi? Evetse, ümmetin bütün derdini çözmek senin potansiyelindedir! Sen yeter ki yüklen! Sen yeter ki ümmetin derdi ile dertlen! ALLAH kimseye gücünün yettiğinden/potansiyelinden fazla yük yüklemez! Yüklen!<br />
<br />
Nasıl mı olacak o? Ben bir kişiyim nasıl yapacağım mı diyorsun? Sana bir kıssa anlatayım! Sana kim olduğunu, ne olduğunu, ne olabileceğini hatırlatayım!<br />
<br />
Hz. Süleyman'ın emrine verilmiştir verilenler: İnsanlar, cinler, kuşlar, rüzgârlar ve hatta şeytanlar. Ordularını sevk ederken bir karınca nida eder: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin Süleyman ve ordusu yanlışlıkla sizi kırıp geçirmesin," der.<br />
<br />
Süleyman gülümser.<br />
<br />
Süleyman'ın eceline hükmedildiğinde asasına dayalı bir şekilde vefat eder. Ama öyle bir hükümdarlıktır ki onunkisi cesediyle devlete hükmetmeye devam eder. Kimse farkında değildir onun vefat ettiğinin. Devlette işler tıkır tıkır yürümektedir. Tâ ki bir dabbe (belki de bir karınca) asasını yiyip, yıkılana, Süleyman'ın öldüğünü belli edene kadar.<br />
<br />
Karıncaya gülümseyen Süleyman'ın yaklaşılamaz hükümranlığına bir dabbe son verir!<br />
<br />
Malum sürenin ismi belki de bu yüzden "MUHTEŞEM SÜLEYMAN" değil "KARINCA"dır.<br />
<br />
Allah karıncanın da izzetini korur!<br />
<br />
Bazen bir küçük dabbenin de gücü yeter yıkılmaz sanılan hükümranlıkları yerle yeksan etmeye.<br />
<br />
Sen neyle dertleniyorsun kardeşim, neyi yükleniyorsun yük diye?<br />
<br />
Sanıyor musun ki gücün yetmez bu düzeni yerle yeksan etmeye?<br />
<br />
Ey müminler, çıkın yuvalarınızdan!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Allah kimseye gücünün yettiğinden fazlasını/potansiyelinden fazlasını yüklemez!<br />
<br />
Sen neyi dert aldın kendine? Sen neyi dert edindin kendine? Sen neyi sırtladın omuzlarına yük diye? Ümmetin bütün derdini mi? Evetse, ümmetin bütün derdini çözmek senin potansiyelindedir! Sen yeter ki yüklen! Sen yeter ki ümmetin derdi ile dertlen! ALLAH kimseye gücünün yettiğinden/potansiyelinden fazla yük yüklemez! Yüklen!<br />
<br />
Nasıl mı olacak o? Ben bir kişiyim nasıl yapacağım mı diyorsun? Sana bir kıssa anlatayım! Sana kim olduğunu, ne olduğunu, ne olabileceğini hatırlatayım!<br />
<br />
Hz. Süleyman'ın emrine verilmiştir verilenler: İnsanlar, cinler, kuşlar, rüzgârlar ve hatta şeytanlar. Ordularını sevk ederken bir karınca nida eder: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin Süleyman ve ordusu yanlışlıkla sizi kırıp geçirmesin," der.<br />
<br />
Süleyman gülümser.<br />
<br />
Süleyman'ın eceline hükmedildiğinde asasına dayalı bir şekilde vefat eder. Ama öyle bir hükümdarlıktır ki onunkisi cesediyle devlete hükmetmeye devam eder. Kimse farkında değildir onun vefat ettiğinin. Devlette işler tıkır tıkır yürümektedir. Tâ ki bir dabbe (belki de bir karınca) asasını yiyip, yıkılana, Süleyman'ın öldüğünü belli edene kadar.<br />
<br />
Karıncaya gülümseyen Süleyman'ın yaklaşılamaz hükümranlığına bir dabbe son verir!<br />
<br />
Malum sürenin ismi belki de bu yüzden "MUHTEŞEM SÜLEYMAN" değil "KARINCA"dır.<br />
<br />
Allah karıncanın da izzetini korur!<br />
<br />
Bazen bir küçük dabbenin de gücü yeter yıkılmaz sanılan hükümranlıkları yerle yeksan etmeye.<br />
<br />
Sen neyle dertleniyorsun kardeşim, neyi yükleniyorsun yük diye?<br />
<br />
Sanıyor musun ki gücün yetmez bu düzeni yerle yeksan etmeye?<br />
<br />
Ey müminler, çıkın yuvalarınızdan!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[dini köşe yazıları ve makaleler]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-dini-kose-yazilari-ve-makaleler</link>
			<pubDate>Thu, 16 Aug 2018 08:59:38 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32581">Murataltug</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-dini-kose-yazilari-ve-makaleler</guid>
			<description><![CDATA[Kaynak ismailağa.org.tr<br />
<br />
<br />
Nâfile İbâdetlere Verilecek Mükâfatlar<br />
Mahmut efendi<br />
<br />
Her kim kelime-i tevhîd ve salih amel işlerse, kendisi için on misli vardır. Her kim şirk ve günahlar işlerse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz. sevapları eksiltilerek veya azapları artırılarak  zulme uğratılmazlar.” (En‘âm Sûresi:160) Bir Müslüman günah işlerse, onun misli bir cezaya müstehak olur. Cenâb-ı Hak affetmezse cezaya uğrar. bir Müslüman güzel bir muamelede bulunursa bir lütfu ilâhî olarak en az on kat mükâfata nâil olur. bunun için sâlih amel işlemeli, nâfilelere devam etmeliyiz.<br />
Kim Duha kuşluk namazını on iki rekât kılarsa, Allâh-u Te‘âlâ ona cennette altından köşk bina ettirir. Her kim Evvabin namazını altı rekât kılarsa on iki senelik ibâdet sevâbı kazanır. Her kim iki rekât Teheccüd namazı kılarsa gündüzün bin rekât namazın sevâbını alır. <br />
<br />
Her kim İşrâk namazı kılarsa bir hac, bir umre sevâbı kazanır. farz namazlarımızın evvellinde kılınan sünnetlerin ecirleri farz namazlarını tamamlamak içindir. nâfileler de, sünnetleri tamamlamak içindir. Nâfilelerin ecirleri beyân edilmese idi, insanlar mühimsemezlerdi.<br />
Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirruhû) yatsıya çeyrek dakika kalıncaya kadar nâfile namaz kılardı. nâfile vaktini geçirip kılamaz ise kaza ederdi<br />
<br />
 Tefekkürün Kapısı Zikrullâhtır<br />
<br />
﴾…الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ﴿<br />
“O hâlis akıl sahibi kimseler ki; ayakta duran oturan  ve yanları üzere bulunanlar hâlinde Allâh’ı zikreder ve kalpleri uyanır gök ve yerin yaratılışını düşünür tefekkür ederler Tefekkürün kapısı zikrullâhtır. olmasaydı, ﴾…اَسْتَعِيذُ بِالله“ ﴿…وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ”“Allâh’ı zikretmek en büyüktür” buyrulur muydu?<br />
Zikrullâh ufak olsaydı şu âyet bildirilir miydi? “اَسْتَعِيذُ بِالله”﴾…فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim…Mevlâya bizi zikrettiren mesele ufak olur mu? Mevlâ bizi zikrediyor. bu en büyük devlet değil midir? Şu hâlde tefekkür etmek muhakkak lâzımdır. <br />
<br />
âyetleri okuyup da tefekkür etmeyenlere yazıklar olsun!”buyuruluyor. tehlikeden kurtulmak tefekküre bağlıdır. Tefekkür edebilmek için kemâli edeple Allâh-u Te‘âlâ’yı zikretmek gerekir. İşte akıllı insanlar bunlardır. Tefekkür şerefiyle müşerref olanlar bunlardır.Göklerin ve yerin yaradılışı hakkında tefekkür ederler. Zikrettikçe kalb dirilir. Düşünmeye başlanır. derin düşünmeyle kâinat Mevlâ ile perde olmaktan kalkar. insan Mevlâ ile yüz yüze gelir Mevlâ mekândan münezzehtir. kul, Rabbi’ne münacaata başlar ﴾ِرَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارEy Rabbimiz! Sen i mahlûku  Seni bilip kulluk ederek manevî ve ebedî hayata nâil olacakları bir yaşama sahip olsunlar diye halk ettin, yoksa boş yere, gayesiz ve bâtıl  yaratmadın!   Öyleyse mahlûkatın hakkında tefekkürü bırakıp emirlerini terk etmemiz durumunda hak edeceğimiz cehennem ateşinin azâbından bizi koru<br />
<br />
Zikrullâh, Mevlâ Te‘âlâ ile Sohbettir Mevlâ  ile sohbet kolay mıdır? Allâh-u Te‘âlâ ile sohbet edebilmenin, o dereceye yükselebilmenin kapısı zikrullâhtır. Boş konuşmakla hiçbir şeye ulaşılmaz.<br />
Zikirden önce yerlerin ve göklerin nefis için yaratıldığı zannediliyordu. Şimdi ise bir kum tanesi ile kâinatı yaratmanın arasında Allah’a göre fark olmadığını anlıyor ve Rabbine: “Yâ Rabbî! Biz şimdiye kadar anlayamadık. Şimdi anladık bunları hikmet için yarattın. Şimdiye kadar ateşe lâyıktık. Öyleyse Sen bizi cehennem ve ateş azâbından koru.” diyerek yalvarıyoruz sana münacaata devam ederek:﴾رَبَّنَا إِنَّكَ مَن تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ أَخْزَيْتَهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ ﴿“Ey Rabbimiz Sen kimi ateşe girdirirsen, muhakkak  onu rezilliği hak ettiği için alçak etmişsindir. inkâr eden zâlimlere yardım  yoktur.”<br />
<br />
Allah’ı zikretmeyenler kendilerine zulmediyorlar. <br />
“Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz: ‘Rabbinize inanın!’ diye imana çağıran Muhammed sav  ve Kur’ânın yüceliğini duyduk hemen inandık! Rabbimiz bizim büyük günahlarımızı bağışla, küçük günahlarımızı kötü işlerimizi de ört ve bizi iyi kullarla peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihler zümresine dâhil ettir!”﴾رَبَّنَا وَآتِنَا مَا وَعَدتَّنَا عَلَى رُسُلِكَ وَلاَ تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّكَ لاَ تُخْلِفُ الْمِيعَادَ﴿Ey Rabbimiz! Peygamberlerinle birlikte bize vaad ettiğin sevap ve nusreti ver bize! Kıyâmetde rezîl etme Şüphesiz ki Sen müminlere sevap verir ve dualarını kabul eder  sözünü bozmazsın!”<br />
<br />
hâlis akıl sahibi kulların münacaat ve yalvarışına Mevlâ Te‘âlâ cevaben şöyle buyuruyor:﴾…فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لاَ أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِّنكُم مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى بَعْضُكُم مِّن بَعْضٍ﴿Rableri arzularını yerine getireceğine  vaadde bulunmak üzere icâbet etmiştir  “Şüphesiz Ben; erkek ve kadın, amel edenin yaptığını karşılıksız bırakarak zâyi etmeyeceğim. bir kısmınız diğer kısımdan doğmaktadır İslâm kardeşliğinde irtibat vardır, sevap bakımından sizi ayırmayacağım Zikrullâhı gördünüz mü? Bütün şereflerin kapısı zikrullâhdır <br />
<br />
Besmele ile Başlanmayan Her İşin Sonu Kesiktir<br />
<br />
Huda kelimesi Farsçadır. Allâh-u Te‘âlâ’nın ismine denir. İsm-i Celâl de Allâh-u Te‘âlâ’nın ismidir. Buna, lâfza-i Celâl, ism-i Zât, lâfzatullâh da denir.<br />
Destur, müsaade demektir. işe başlanırken «بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ» ya da kısaca «بِسْمِ اللهِ» denir. Cebrâil as Efendimiz sav e vahiy getirdiği zaman ilk olarak«بِسْمِ اللهِ» derdi.Asr-ı Saâdeti yaşamış  Sahâbe-i Kirâm  besmele inmediğinde sûrenin bitmediğini bilir Besmele-i şerîf indiğinde sûrelerin arasını ayırdığı için sûrenin bittiğini, diğer sûrenin başladığını anlardı.Besmele okuyan için her harfe karşılık bir sevap yazılır, dört bin günah silinir ve dört bin derece yükseltilir.«دِيلَه دِمْ بَدْءْ اِيدَمْ تَا اِيدَه مَنْصُورْ »yardım olunan? Besmele ile başlayandır. Yani “Allâh-u Te‘âlâ’nın ismi ile başladım ki, yardım olunanlardan olayım.<br />
<br />
Her işte Mevlâ Te‘âlâ Hazretleri’ne muhtaç olduğumuzu bilmeliyiz. Her işe başlarken besmele çekmeliyiz. yemek yemeğe besmele ile başladığımızda; “Ağza alınışında, çiğnenişinde, yutuluşunda, yemek borusundan geçişinde, mideye faydalı olup zararlı olmayışında Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle başlıyorum.” demek isteriz oluruz. Efendimiz sav in buyurduğu gibi, Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle başlarsak  yardım olur:«كُلُّ أَمْرٍ ذِي باَلٍ لاَ يُبْدَأُ فِهِ بِبِسْمِ اللهِ فَهُوَ اَبْتَرُ»<br />
Şerefli ve kıymetli işe Allâh’ın ismiyle başlanmaz ise o iş hayırsızdır.”İslâm’ın emrettiği, müsaade ettiği her iş şereflidir.kumar oynayan şerefli değildir, rezildir gıybet , yalan, fesatlık  şerefsiz işlerdir. <br />
<br />
Şerefli iş, Kur’ân-ı Kerîm ihlâs, iyi niyet ve zikri kalbe yerleştirmek Mevlâ Te‘âlâ’dan yardım istemek ve O’nu unutmamakdır. Unutmamak büyük bir meseledir. âyet-i kerîmede Mevlâ Hazretleri kendisini unutanlar için şöyle buyuruyor:«…نَسُوا اللّهَ فَنَسِيَهُمْ…»Onlar Allâhı unutmuşlar, bu sebeple  rahmet kendilerini terk etmiştir…Mevlâyı  unutmamıza sebep olandan kötüsü yoktur. Mevlânın  bizi unutması, rahmet ve  kereminden bizi mahrum etmesi,  demektir. Allâh-u Te‘âlâ’yı unutmamanın ilacı âyet-i kerîmede buyurulduğu üzere:«…فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُم» Öyleyse siz zikirler ve dualarla Beni anın ki, Ben de sevaplar, övgüler ve kabullerle sizi anayım!..”Her ibâdette, her işte huzûr-u kalb lâzımdır. Kimden yardım istediğini, kimi zikrettiğini, kime şükrettiğini, kim için kıyâmda durduğunu, kime eğildiğini, kime secde ettiğini bilmek lâzımdır…<br />
<br />
«قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالاً»<br />
Habîbim! De ki: size, yaptıkları iyi işlerden  fayda göremeyecekleri amelce zarar edenleri haber verelim mi?”İş bakımından kâr ve zarar edenler vardır. Kâr eden  îmân edenler. Zarar eden ise Allâh-u Te‘âlâ’dan başka ilâh  edinenlerdir. Onlar  iş görür çalışır, yorulur fakat faydası yok zararı vardır<br />
«نَامَه كَشْ عُنْوَانُ نَه قَالَ الله با قَالَ النَبِيسْت<br />
حَاصِلِ مَضْمُونِ اوُ خُسْرَانِ روُزِ مَحْشَرَسْت»<br />
kitap ki başında Allâh-u Te‘âlâ  Rasûlüllâh lafızları yok. O kitab mahşer gününün hüsranıdır.”<br />
okuduklarının içinde bir âyet, bir hâdis yok! O dergiyi, gazeteyi, okuyorsun da peki kahvaltında  nimetlerini, pamuk gibi yumuşacık ekmeklerini yediğin Allâh-u Te‘âlâ’nın buyurduklarını niye okumuyorsun?<br />
<br />
İnsana sorulacak; yazdığın kitabın evveline benim ismimi niye koymadın? Yiyeceklerimi beğendin, yedin; sularımı beğendin içtin; giyeceklerimi beğendin, giydin. Bütün bunları yaparken niçin besmele çekmedin? Benim ismimi beğenmedin mi? Benim yarattığım kâinatı ve canlıları beğendin de Beni mi beğenmedin? Daha neler, neler denilecek…<br />
<br />
Muhtaçlara İyilik ve Yardımda Bulunmak<br />
<br />
Mahmud Efendi ks “Birr”e ulaşmanın yollarını anlatmış  îmân esaslarını zikrettikten sonr takvâ ve Allah sevgisiyle infâk edenlerden bahsetmiş öğüt ve açıklamalarda bulunmuştur…﴾لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ…﴿“Birr iyilik ve takvâ yüzlerinizi namazda doğu ve batıya  çevirmek değildir. birr asıl iyilik Allâh’a, âhirete meleklere, kitaplara ve peygamberlere îmân eden kimsenin iyiliğidir îmân esaslarına inanan kimsenin birr’i  sofuluğu, yararlı birr ve sofuluktur. en birinci ve en büyük iyilik budur. beş şeye îmân bütün temellerin aslıdır bunlara îmân olmadıkça hiçbir amel makbul olmaz.Îmândan sonra Allâh-u Te‘âlâ Hazretleri, malını Allah sevgisiyle verenlerin takvasının gerçek takva olduğunu beyân buyuruyor<br />
<br />
﴾…وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ…﴿<br />
“Gerçek iyilik, öyle bir kimsenin iyiliğidir ki, malını, Allah sevgisiyle veya mala olan sevgisine rağmen akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve köle ile esirlerin boyunlarını azad etme hususunda veren kimsenin iyiliğidir.”<br />
Mevlâ evvela akrabaya vermeyi zikretti. akrabaya iyilik, yakınlık haklarını gözetmek, sıla-i rahim olduğundan iki yönden ibadettir Akrabadan sonra yetimleri gözetmenin lüzumludur yetimler kendilerini terbiye ve himaye edecek babadan yoksun olduklarından yardıma ihtiyaçları fazladır. fakirler, memleketinden uzak yolcu ve misafirler, azığını insanlardan istemeye muhtaç dilenciler ve borcu olan köle ve esirler ise üçüncü derecedir <br />
<br />
bilinmelidir ki Allâh Te‘âlâ Hazretleri, mala olan sevgiye rağmen onu vermekte sevap olduğunu bildirmek için: Mala karşı olan sevgisine rağmen onu verir.”buyurdu. Zira sevdiği malını vermek nefse ağır geldiğinden fazileti çok fazladır <br />
<br />
Zikrullâhın Lüzûmu <br />
<br />
Bu, öyle büyük bir kitaptır ki, bununla korkutasın diye ve mü’minlere öğüt olmak üzere  indirilmişti. sen onu duyururken kâfirlerin yalanlarından dolayı senin kalbinde sakın sıkıntı olmasın.” A‘râf Sûresi:2<br />
Kur’ân-ı Kerîm büyük bir kitaptır. Büyüklüğü  Allâh-u Te‘âlâ’nın ölçüleri ile bilinir. Mahlûkatın  onun büyüklüğünü bildiremez.Cenab-ı Hak âyet-i celîlesinde kitabın kendisi tarafından Habîbine indirilmiş son  büyük bir kitap olduğunu beyan ettikten sonra Habîbine  Ya Muhammed kitabın hükümlerini  tebliğ ettiğinde sakın kalbinde insanlar kabul etmezler, karşı gelirler feryad ederler diye bir zorluk, sıkıntı olmasın” buyuruyor.<br />
Allah, cümlemizin kalbini Kur’ân-ı Azîmüşşân ile ferahlanan, onu okuyunca huzur duyan, rahatlık duyan, sevinç duyan kalplerden eylesin.<br />
<br />
Eğer insan, Allâh-u Te‘âlâ Hazretlerini hakkıyla bilse ve inansa ve teslim olsa; ne çetinlik kalır, ne darlık ne de bir güçlük kalır.Kalplerin Huzura Kavuşması İçin Zikrullâha Devam Etmek Lâzımdır<br />
Şu ayeti kerime buna işaret etmektedir:<br />
”Öyle kimseler Allaha iman ettiler ve Allah’ın zikri ile kalpleri mutmain oluyor, bunlar Allah Te‘âlâ’ya yönelenlerdir. Allah Te‘âlâ Hazretlerine yönelmek evvela iman, sonra zikrullâha devam etmekdir Agâh olunuz biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur sükûnet bulur (Ra‘d Sûresi:28) İnsanla Cenâb-ı Hak arasında münasebet yoktur. Toprakla Rab arasında ne münasebet olabilir. Yalnız, zikreden insan zikrettikçe Mevlâ ile arasında münasebet, alâka hâsıl olur münasebet ve alâkadan sevgi doğar Münasebet arttıkça sevgi artar. sevgi zikredeni kaplar kişi kemal derecesine yükselir. kalbin huzura kavuşması hâsıl olur<br />
<br />
Mevla Te‘âlâ Hazretleri:Beni hatırlamak için namaz kıl” (Tâhâ Sûresi:14’)  Ey iman etmiş olanlar! Allah’ı çokça  zikredin. Ve O’na sabah akşam tesbihte bulunun.” (Azhâb Sûresi:41) buyuruyor.Zikrullâhın Lüzûmu Kâinata Bakarak Anlaşılabilir Güneş  her yeri aydınlatır. Ancak kapısı, penceresi kapalı olan evlere Buna sebep güneş midir yoksa evin sahibi mi? Işınlar kapıya  gelmeseydi güneş suçlu derdik. güneş eve gelmiştir. Kapılar,  açıksa eve girecektir. Güneşin doğma ve batması saatledir. Ama Allâh-u Te‘âlânın feyzinin doğma ve batması yoktur.<br />
O, daimi parlamaktadır. Sakarya Fırat, Nil nehrinin kesildiğini bilen var mı? onların suyunu devamlı akıtan Mevla Te‘âlâ  Hazretleri bize de feyzini devamlı akıtır  bu feyizden kulun istifade edebilmesi için kalbini açık tutması lâzımdır. <br />
<br />
Rasûlullâh’ın buyurduğu üzere: Mü’minin kalbi Allah’ın evidir. Mü’minin kalbi Rahmân’ın arşıdır. Mü’minin kalbi Allâh’ın hazineleridir.”Kalp, feyze ne ile açılır? Zikretmek ile hatırlamakla. Zikretmekle Mevla nın feyzi giriyor, zikredilemediği vakit Mevlâ nın feyzinden mahrum kalınıyor. Adalet-i ilâhiye böyledir. Allâh-u Te‘âlâ dileseydi feyzi her durumda indirebilirdi. Ama kalbe feyzin gelmesini Allâh-u Te‘âlâ kula  iradeye bağladı. “Allah’ı çok zikredinki kalbiniz feyze açık olsun” buyuruldu.İnsan ne kadar zikrederse o kadar feyiz gelir. Rabbimiz önce O’nu çok zikretmemizi istiyor. zikretmekle emrolunduğumuz Allah çok büyüktür. Rahmet yağdırıyor, sevgi yağdırıyor, nur yağdırıyor…<br />
<br />
<br />
Allâh-u Te‘âlâ’nın Yardımı Çalışmaya Bağlıdır<br />
<br />
Rasûlü Ekrem sav buyurdu Ey delikanlı! Sana bir kaç kelime öğreteceğim. Allâh-u Te‘âlâyı muhafaza et ki, Allâh-u Te‘âlâ da seni muhafaza etsin. Allâh-u Te‘âlâyı muhafaza et ki, karşında bulasın. İsteyeceğin zaman Allâhu Te‘âlâdan iste yardım talep edeceğin zaman Allâh-u Te‘âlâdan yardım talep et. Bilmiş ol ki, ümmet  sana fayda vermek için bir araya gelmiş olsa, ancak Allâh-u Te‘âlânın senin için takdir ettiği hususta yararlı olabilirler.sana herhangi zarar vermek için bir araya gelmiş olsalar, ancak Allâh-u Te‘âlânın takdir ettiği hususta sana zarar verebilirler. Kalemler kalkmış sayfalar mürekkepler kurumuştur.”<br />
<br />
Bir münafık  kendini gizleyip  müslümanı öldürmeye azmedince müslüman Allâh-u Te‘âlâ’ya sığınarak: “Ya Rahman yardım et.” dedi  Münafığın kellesi uçuruldu. bir ses Müslümana dedi ki  sana bıçağı hazırladığı vakit ben Arşurrahmanda idim. Sen “Ya Rahman yardım et.”  dediğinde  Mevla beni gönderdi.Allâh-u Te‘âlâ her daim yardım edendir Yeter ki sığınmasını bilelim, fakat biz bilmiyoruz. Korunmayı maddi kuvvetlerden bekliyoruz. <br />
<br />
Rasûlullâh Herkese hatta küçüklere dahi dini anlatıyordu. Biz ise küçük bir çocuk ile karşılaşsak ona “gıdı gıdı eder, eğlendirmeye çalışırız. Allâh-u Te‘âlâ’yı muhafaza etmek, şeriatı muhafaza etmektir. Camiye girerken önce sağ ayağımızı atsak şeriatı muhafaza edmektir. Su içilirken yudum yudum  üç defada içilse, şeriat muhafaza edilmiştir. giyerken sağdan, çıkarırken soldan, soldan olursa şeriat muhafaza edilmiştir.<br />
Her İşimiz Şeriat Üzere Olmalıdır Helaya sol ayakla girilir, sağ ayakla çıkılır. Girerken de çıkarken de okunan dualar vardır. Namaz abdesti alırken acaba kaç kişi abdest dualarını okuyor Bunlar müstehabdır  okunulması lazımdır.<br />
<br />
Mevla Te‘âlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de anlayabileceğimiz şekilde şeriatı anlatıyor, şeriatı yaşarsanız size ne Sırp, ne Rus, ne Amerika dokunabilir. Bizler neden korkacağız? şeriatın uygulanmamasından korkacağız.Camiye girerken çıkarken, eve girerken çıkarken, giyinirken, yerken, içerken şeriatı muhafaza ediyor muyuz, etmiyor muyuz?” düşüncesinde bulunmalıyız.Allâh-u Te‘âlâ Karadeniz’in dağını, ovasını, yaylalarını altın, gümüş yaptı verimli kıldı, her taraf çay… Köylülerimizin eline milyonlar geçiyor. Fakat bir dahaki senenin çay satımına kadar halkta beş kuruş kalmıyor. Kimi Bafra’ya, kimi Samsun’a, kimi İstanbul’a gidiyor, sokaklarda, gazinolarda, kahvelerde boşu boşuna vakit geçirip parayı harcıyor<br />
<br />
Allah Te‘âlâ’nın Muhyî İsm-i Şerîfi Ölüleri Diriltmesi<br />
<br />
<br />
Mevlâ Teâlâ Hazretleri Muhyî diriltici ismiyle tecellî etse Kendisine Muhyî  ismiyle tecellî olunan kul kabristana gidip ölülere o sırla kalkın dese, Bil ki o ölülerin hepsi diri olurlar. Hayvan kalma sırrı anla yâ hu Ahmaklıktan çıkıp Hakkâ gidelim. Allâh Te‘âlâ diriltici ismini kuluna yollasa, kul, o ismin tecellîsi ile kabristanda Ey ölüler kalkın” dese o ölülerin hepsi  dirilirler. Çünkü kula tecellî eden Muhyî ismi Allâh Te‘âlâ’nın sıfatıdır, kulun sıfatı değildir. Hayvan kalma bu sırrı anla yâ hu”<br />
Hayvan bu işi anlamaz. Meselâ cereyan ocağınızdan bir telle cereyan uzatsanız o cereyan, insanı ısıtır. Hâlbuki cereyan fabrikanındır, ocağın değildir. Fabrikanın cereyanı ısıtıcılığı, yakıcılığı o ocağa uzandı o ocak da ısıttı. Eğer fabrika cereyanını çekse, sen ve o ocak donar. “<br />
<br />
<br />
Benî İsrâil’de zengin bir ihtiyarın tek vârisi kardeşinin oğulları idi. şeytan vesvese verince amcalarını öldürdüler. iftira atıp diyet  istediler şehirliler Allâha  yeminle biz öldürmedik, diyince Cibrîl as Hz Musâ ya Allâhın emrini iletti bir sığır kesip ölüye sürdüler ölü dirilip dedi ki malımı yemek için beni kardeşimin oğulları öldürdü.ve tekrar öldü sizce dünya bir araya gelse, katili bulabilirmiydi. Ama onu Kur’ân buldurdu. Kur’ân’da büyük hünerler var. Ama milletimiz düşünmüyor, <br />
<br />
her gün çeşit çeşit yemekler yiyorsunuz cehalet etmeyin. Evvelâ Müslüman olalım, diploma dursun. <br />
Ne yazık ki Kur’ân’ı bilenler, ferahlayıp rahatlamıyorlar. Yunan felsefesine karşı eziklik duyuyorlar. Elinde Kur’ân nimeti dolu, onu nimet bilmiyorlar Kur’ân ehlinden daha aydın, bilgili, münevver var mı, Yok Lakin Kur’ân ehli az, öbürleri habisler çok oldukları için yüksek  görünüyorlar. Hâlbuki o mekteplerde ne âyet ne hadîs ne Allah Te‘âlâ’nın ismi ne besmele yok. Kur’ân ve sahibimiz Allâh gökten yağmuru yağdırıyor, yeşilliği bittiriyor, Bütün dünyanın üniversiteleri toplansa  bir ot bittiremezler. Yine de onlar beğenilip seviliyor. Vallâhi billâhi bu cehalettendir, yemin ettim size.<br />
<br />
<br />
 Sultan Fatih’in Mâneviyâtı<br />
<br />
Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Zira Allah-u Te‘âlâ  kavîdir ve  galiptir.” (Hac Sûresi:74)<br />
Bütün çalışmalarımızı Allah rızası için yapalım. Mevla Teâlâ Kehf suresinde buyuruyor kim Rabbisine kavuşmayı ümit ederse sâlih amel işlesin. Rabbinin ibadetine kimseyi ortak etmesin.” (Kehf Sûresi:110) Altın, gümüş, köşk, saray hiç birisi insanı Allah’a yaklaştırmıyor.<br />
Fatih Sultan Mehmed’in babası 2. Murad yerine 13 yaşındaki oğlu Fatih hanı tahta geçirmişti. Devlet Osmanlının buhranı atlatamadığını taht değişikliğinin haçlıların harekete geçmelerine sebep olacağını söyleyerek Sultan 2. Murad Han’ı vazgeçirmeye çalıştılarsa da ikna edemediler. ve haçlılar  Osmanlıya karşı harekete geçtiler.<br />
<br />
Fatih Sultan Mehmed babasına şöyle mektub yazdı:”Eğer padişah iseniz tahta çıkıp kâfire mukabele edin. Yok, padişah ben isem emrediyorum derhal İslâm ordusunun başına geçin.”2. Murad bu dâhiyane mektub karşısında söz bulamadı. İmparatorluğun başına geçerek, kâfirleri bozguna uğrattı. Ne güzel baba! Ne güzel oğul! Peygamberimiz  buyurduki İstanbul elbette fethedilecektir. Ne güzel emir ve Ne güzel ordudur onu fetheden Onlar saltanatda ibadete âşık idiler.  Sultan Mehmed Hazretleri Şeyhi Akşemseddinden halvete girmek istemişti. Ancak Akşemseddin hazretleri reddetti ve dedi ki: ”Bu yolda bir lezzet vardır onu tattın mı dünya saltanatı silinir. sen devlet umurunu gereği gibi ifaya ve saltanatı hakkıyla icraya mecbursun. Sen  halvetime girersen âlem bozulur, Allah’ın gazabına uğrarız. Ey Fatih! Senin malik olman lazımdır.”<br />
<br />
büyüklerin sözleri ve hâlleri ne yazmakla biter, ne söylemekle. Bizle büyüklerin yolunda, onlar gibi ibadete âşık olalım. Geceleri teheccüde kalkalım. Teheccüdü kaçırmak zarardır. Tarikat derslerini tamamlamalı. Unutmayın herkesin ayrı  kütüğü var, dersini ne kadar yaptığı kütükte yazıyor. İlla kalkalım. Kalktık mı Allah yardım edecektir.<br />
Bizdeki kâmil sıfatlar Mevla Te‘âlâ’nın sıfatlarından geliyor.  teşbihte hata yoktur. camii şerifin içindeki ışık dışarıdaki ışığın gölgesidir. Aslı güneştir. Mevla’da bize yolu ile hayat, ilim, semi… Sıfatları gelmese, ne hayat sahibi, ne ilim sahibi, ne işitici olabiliriz. Mevla Te‘âlâ bizden aldığı takdirde bizde bir şey kalmaz. Mevlâmızı böyle tanıyalım ve tanıtalım.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kaynak ismailağa.org.tr<br />
<br />
<br />
Nâfile İbâdetlere Verilecek Mükâfatlar<br />
Mahmut efendi<br />
<br />
Her kim kelime-i tevhîd ve salih amel işlerse, kendisi için on misli vardır. Her kim şirk ve günahlar işlerse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz. sevapları eksiltilerek veya azapları artırılarak  zulme uğratılmazlar.” (En‘âm Sûresi:160) Bir Müslüman günah işlerse, onun misli bir cezaya müstehak olur. Cenâb-ı Hak affetmezse cezaya uğrar. bir Müslüman güzel bir muamelede bulunursa bir lütfu ilâhî olarak en az on kat mükâfata nâil olur. bunun için sâlih amel işlemeli, nâfilelere devam etmeliyiz.<br />
Kim Duha kuşluk namazını on iki rekât kılarsa, Allâh-u Te‘âlâ ona cennette altından köşk bina ettirir. Her kim Evvabin namazını altı rekât kılarsa on iki senelik ibâdet sevâbı kazanır. Her kim iki rekât Teheccüd namazı kılarsa gündüzün bin rekât namazın sevâbını alır. <br />
<br />
Her kim İşrâk namazı kılarsa bir hac, bir umre sevâbı kazanır. farz namazlarımızın evvellinde kılınan sünnetlerin ecirleri farz namazlarını tamamlamak içindir. nâfileler de, sünnetleri tamamlamak içindir. Nâfilelerin ecirleri beyân edilmese idi, insanlar mühimsemezlerdi.<br />
Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirruhû) yatsıya çeyrek dakika kalıncaya kadar nâfile namaz kılardı. nâfile vaktini geçirip kılamaz ise kaza ederdi<br />
<br />
 Tefekkürün Kapısı Zikrullâhtır<br />
<br />
﴾…الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ﴿<br />
“O hâlis akıl sahibi kimseler ki; ayakta duran oturan  ve yanları üzere bulunanlar hâlinde Allâh’ı zikreder ve kalpleri uyanır gök ve yerin yaratılışını düşünür tefekkür ederler Tefekkürün kapısı zikrullâhtır. olmasaydı, ﴾…اَسْتَعِيذُ بِالله“ ﴿…وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ”“Allâh’ı zikretmek en büyüktür” buyrulur muydu?<br />
Zikrullâh ufak olsaydı şu âyet bildirilir miydi? “اَسْتَعِيذُ بِالله”﴾…فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim…Mevlâya bizi zikrettiren mesele ufak olur mu? Mevlâ bizi zikrediyor. bu en büyük devlet değil midir? Şu hâlde tefekkür etmek muhakkak lâzımdır. <br />
<br />
âyetleri okuyup da tefekkür etmeyenlere yazıklar olsun!”buyuruluyor. tehlikeden kurtulmak tefekküre bağlıdır. Tefekkür edebilmek için kemâli edeple Allâh-u Te‘âlâ’yı zikretmek gerekir. İşte akıllı insanlar bunlardır. Tefekkür şerefiyle müşerref olanlar bunlardır.Göklerin ve yerin yaradılışı hakkında tefekkür ederler. Zikrettikçe kalb dirilir. Düşünmeye başlanır. derin düşünmeyle kâinat Mevlâ ile perde olmaktan kalkar. insan Mevlâ ile yüz yüze gelir Mevlâ mekândan münezzehtir. kul, Rabbi’ne münacaata başlar ﴾ِرَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارEy Rabbimiz! Sen i mahlûku  Seni bilip kulluk ederek manevî ve ebedî hayata nâil olacakları bir yaşama sahip olsunlar diye halk ettin, yoksa boş yere, gayesiz ve bâtıl  yaratmadın!   Öyleyse mahlûkatın hakkında tefekkürü bırakıp emirlerini terk etmemiz durumunda hak edeceğimiz cehennem ateşinin azâbından bizi koru<br />
<br />
Zikrullâh, Mevlâ Te‘âlâ ile Sohbettir Mevlâ  ile sohbet kolay mıdır? Allâh-u Te‘âlâ ile sohbet edebilmenin, o dereceye yükselebilmenin kapısı zikrullâhtır. Boş konuşmakla hiçbir şeye ulaşılmaz.<br />
Zikirden önce yerlerin ve göklerin nefis için yaratıldığı zannediliyordu. Şimdi ise bir kum tanesi ile kâinatı yaratmanın arasında Allah’a göre fark olmadığını anlıyor ve Rabbine: “Yâ Rabbî! Biz şimdiye kadar anlayamadık. Şimdi anladık bunları hikmet için yarattın. Şimdiye kadar ateşe lâyıktık. Öyleyse Sen bizi cehennem ve ateş azâbından koru.” diyerek yalvarıyoruz sana münacaata devam ederek:﴾رَبَّنَا إِنَّكَ مَن تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ أَخْزَيْتَهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ ﴿“Ey Rabbimiz Sen kimi ateşe girdirirsen, muhakkak  onu rezilliği hak ettiği için alçak etmişsindir. inkâr eden zâlimlere yardım  yoktur.”<br />
<br />
Allah’ı zikretmeyenler kendilerine zulmediyorlar. <br />
“Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz: ‘Rabbinize inanın!’ diye imana çağıran Muhammed sav  ve Kur’ânın yüceliğini duyduk hemen inandık! Rabbimiz bizim büyük günahlarımızı bağışla, küçük günahlarımızı kötü işlerimizi de ört ve bizi iyi kullarla peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihler zümresine dâhil ettir!”﴾رَبَّنَا وَآتِنَا مَا وَعَدتَّنَا عَلَى رُسُلِكَ وَلاَ تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّكَ لاَ تُخْلِفُ الْمِيعَادَ﴿Ey Rabbimiz! Peygamberlerinle birlikte bize vaad ettiğin sevap ve nusreti ver bize! Kıyâmetde rezîl etme Şüphesiz ki Sen müminlere sevap verir ve dualarını kabul eder  sözünü bozmazsın!”<br />
<br />
hâlis akıl sahibi kulların münacaat ve yalvarışına Mevlâ Te‘âlâ cevaben şöyle buyuruyor:﴾…فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لاَ أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِّنكُم مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى بَعْضُكُم مِّن بَعْضٍ﴿Rableri arzularını yerine getireceğine  vaadde bulunmak üzere icâbet etmiştir  “Şüphesiz Ben; erkek ve kadın, amel edenin yaptığını karşılıksız bırakarak zâyi etmeyeceğim. bir kısmınız diğer kısımdan doğmaktadır İslâm kardeşliğinde irtibat vardır, sevap bakımından sizi ayırmayacağım Zikrullâhı gördünüz mü? Bütün şereflerin kapısı zikrullâhdır <br />
<br />
Besmele ile Başlanmayan Her İşin Sonu Kesiktir<br />
<br />
Huda kelimesi Farsçadır. Allâh-u Te‘âlâ’nın ismine denir. İsm-i Celâl de Allâh-u Te‘âlâ’nın ismidir. Buna, lâfza-i Celâl, ism-i Zât, lâfzatullâh da denir.<br />
Destur, müsaade demektir. işe başlanırken «بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ» ya da kısaca «بِسْمِ اللهِ» denir. Cebrâil as Efendimiz sav e vahiy getirdiği zaman ilk olarak«بِسْمِ اللهِ» derdi.Asr-ı Saâdeti yaşamış  Sahâbe-i Kirâm  besmele inmediğinde sûrenin bitmediğini bilir Besmele-i şerîf indiğinde sûrelerin arasını ayırdığı için sûrenin bittiğini, diğer sûrenin başladığını anlardı.Besmele okuyan için her harfe karşılık bir sevap yazılır, dört bin günah silinir ve dört bin derece yükseltilir.«دِيلَه دِمْ بَدْءْ اِيدَمْ تَا اِيدَه مَنْصُورْ »yardım olunan? Besmele ile başlayandır. Yani “Allâh-u Te‘âlâ’nın ismi ile başladım ki, yardım olunanlardan olayım.<br />
<br />
Her işte Mevlâ Te‘âlâ Hazretleri’ne muhtaç olduğumuzu bilmeliyiz. Her işe başlarken besmele çekmeliyiz. yemek yemeğe besmele ile başladığımızda; “Ağza alınışında, çiğnenişinde, yutuluşunda, yemek borusundan geçişinde, mideye faydalı olup zararlı olmayışında Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle başlıyorum.” demek isteriz oluruz. Efendimiz sav in buyurduğu gibi, Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle başlarsak  yardım olur:«كُلُّ أَمْرٍ ذِي باَلٍ لاَ يُبْدَأُ فِهِ بِبِسْمِ اللهِ فَهُوَ اَبْتَرُ»<br />
Şerefli ve kıymetli işe Allâh’ın ismiyle başlanmaz ise o iş hayırsızdır.”İslâm’ın emrettiği, müsaade ettiği her iş şereflidir.kumar oynayan şerefli değildir, rezildir gıybet , yalan, fesatlık  şerefsiz işlerdir. <br />
<br />
Şerefli iş, Kur’ân-ı Kerîm ihlâs, iyi niyet ve zikri kalbe yerleştirmek Mevlâ Te‘âlâ’dan yardım istemek ve O’nu unutmamakdır. Unutmamak büyük bir meseledir. âyet-i kerîmede Mevlâ Hazretleri kendisini unutanlar için şöyle buyuruyor:«…نَسُوا اللّهَ فَنَسِيَهُمْ…»Onlar Allâhı unutmuşlar, bu sebeple  rahmet kendilerini terk etmiştir…Mevlâyı  unutmamıza sebep olandan kötüsü yoktur. Mevlânın  bizi unutması, rahmet ve  kereminden bizi mahrum etmesi,  demektir. Allâh-u Te‘âlâ’yı unutmamanın ilacı âyet-i kerîmede buyurulduğu üzere:«…فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُم» Öyleyse siz zikirler ve dualarla Beni anın ki, Ben de sevaplar, övgüler ve kabullerle sizi anayım!..”Her ibâdette, her işte huzûr-u kalb lâzımdır. Kimden yardım istediğini, kimi zikrettiğini, kime şükrettiğini, kim için kıyâmda durduğunu, kime eğildiğini, kime secde ettiğini bilmek lâzımdır…<br />
<br />
«قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالاً»<br />
Habîbim! De ki: size, yaptıkları iyi işlerden  fayda göremeyecekleri amelce zarar edenleri haber verelim mi?”İş bakımından kâr ve zarar edenler vardır. Kâr eden  îmân edenler. Zarar eden ise Allâh-u Te‘âlâ’dan başka ilâh  edinenlerdir. Onlar  iş görür çalışır, yorulur fakat faydası yok zararı vardır<br />
«نَامَه كَشْ عُنْوَانُ نَه قَالَ الله با قَالَ النَبِيسْت<br />
حَاصِلِ مَضْمُونِ اوُ خُسْرَانِ روُزِ مَحْشَرَسْت»<br />
kitap ki başında Allâh-u Te‘âlâ  Rasûlüllâh lafızları yok. O kitab mahşer gününün hüsranıdır.”<br />
okuduklarının içinde bir âyet, bir hâdis yok! O dergiyi, gazeteyi, okuyorsun da peki kahvaltında  nimetlerini, pamuk gibi yumuşacık ekmeklerini yediğin Allâh-u Te‘âlâ’nın buyurduklarını niye okumuyorsun?<br />
<br />
İnsana sorulacak; yazdığın kitabın evveline benim ismimi niye koymadın? Yiyeceklerimi beğendin, yedin; sularımı beğendin içtin; giyeceklerimi beğendin, giydin. Bütün bunları yaparken niçin besmele çekmedin? Benim ismimi beğenmedin mi? Benim yarattığım kâinatı ve canlıları beğendin de Beni mi beğenmedin? Daha neler, neler denilecek…<br />
<br />
Muhtaçlara İyilik ve Yardımda Bulunmak<br />
<br />
Mahmud Efendi ks “Birr”e ulaşmanın yollarını anlatmış  îmân esaslarını zikrettikten sonr takvâ ve Allah sevgisiyle infâk edenlerden bahsetmiş öğüt ve açıklamalarda bulunmuştur…﴾لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ…﴿“Birr iyilik ve takvâ yüzlerinizi namazda doğu ve batıya  çevirmek değildir. birr asıl iyilik Allâh’a, âhirete meleklere, kitaplara ve peygamberlere îmân eden kimsenin iyiliğidir îmân esaslarına inanan kimsenin birr’i  sofuluğu, yararlı birr ve sofuluktur. en birinci ve en büyük iyilik budur. beş şeye îmân bütün temellerin aslıdır bunlara îmân olmadıkça hiçbir amel makbul olmaz.Îmândan sonra Allâh-u Te‘âlâ Hazretleri, malını Allah sevgisiyle verenlerin takvasının gerçek takva olduğunu beyân buyuruyor<br />
<br />
﴾…وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ…﴿<br />
“Gerçek iyilik, öyle bir kimsenin iyiliğidir ki, malını, Allah sevgisiyle veya mala olan sevgisine rağmen akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve köle ile esirlerin boyunlarını azad etme hususunda veren kimsenin iyiliğidir.”<br />
Mevlâ evvela akrabaya vermeyi zikretti. akrabaya iyilik, yakınlık haklarını gözetmek, sıla-i rahim olduğundan iki yönden ibadettir Akrabadan sonra yetimleri gözetmenin lüzumludur yetimler kendilerini terbiye ve himaye edecek babadan yoksun olduklarından yardıma ihtiyaçları fazladır. fakirler, memleketinden uzak yolcu ve misafirler, azığını insanlardan istemeye muhtaç dilenciler ve borcu olan köle ve esirler ise üçüncü derecedir <br />
<br />
bilinmelidir ki Allâh Te‘âlâ Hazretleri, mala olan sevgiye rağmen onu vermekte sevap olduğunu bildirmek için: Mala karşı olan sevgisine rağmen onu verir.”buyurdu. Zira sevdiği malını vermek nefse ağır geldiğinden fazileti çok fazladır <br />
<br />
Zikrullâhın Lüzûmu <br />
<br />
Bu, öyle büyük bir kitaptır ki, bununla korkutasın diye ve mü’minlere öğüt olmak üzere  indirilmişti. sen onu duyururken kâfirlerin yalanlarından dolayı senin kalbinde sakın sıkıntı olmasın.” A‘râf Sûresi:2<br />
Kur’ân-ı Kerîm büyük bir kitaptır. Büyüklüğü  Allâh-u Te‘âlâ’nın ölçüleri ile bilinir. Mahlûkatın  onun büyüklüğünü bildiremez.Cenab-ı Hak âyet-i celîlesinde kitabın kendisi tarafından Habîbine indirilmiş son  büyük bir kitap olduğunu beyan ettikten sonra Habîbine  Ya Muhammed kitabın hükümlerini  tebliğ ettiğinde sakın kalbinde insanlar kabul etmezler, karşı gelirler feryad ederler diye bir zorluk, sıkıntı olmasın” buyuruyor.<br />
Allah, cümlemizin kalbini Kur’ân-ı Azîmüşşân ile ferahlanan, onu okuyunca huzur duyan, rahatlık duyan, sevinç duyan kalplerden eylesin.<br />
<br />
Eğer insan, Allâh-u Te‘âlâ Hazretlerini hakkıyla bilse ve inansa ve teslim olsa; ne çetinlik kalır, ne darlık ne de bir güçlük kalır.Kalplerin Huzura Kavuşması İçin Zikrullâha Devam Etmek Lâzımdır<br />
Şu ayeti kerime buna işaret etmektedir:<br />
”Öyle kimseler Allaha iman ettiler ve Allah’ın zikri ile kalpleri mutmain oluyor, bunlar Allah Te‘âlâ’ya yönelenlerdir. Allah Te‘âlâ Hazretlerine yönelmek evvela iman, sonra zikrullâha devam etmekdir Agâh olunuz biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur sükûnet bulur (Ra‘d Sûresi:28) İnsanla Cenâb-ı Hak arasında münasebet yoktur. Toprakla Rab arasında ne münasebet olabilir. Yalnız, zikreden insan zikrettikçe Mevlâ ile arasında münasebet, alâka hâsıl olur münasebet ve alâkadan sevgi doğar Münasebet arttıkça sevgi artar. sevgi zikredeni kaplar kişi kemal derecesine yükselir. kalbin huzura kavuşması hâsıl olur<br />
<br />
Mevla Te‘âlâ Hazretleri:Beni hatırlamak için namaz kıl” (Tâhâ Sûresi:14’)  Ey iman etmiş olanlar! Allah’ı çokça  zikredin. Ve O’na sabah akşam tesbihte bulunun.” (Azhâb Sûresi:41) buyuruyor.Zikrullâhın Lüzûmu Kâinata Bakarak Anlaşılabilir Güneş  her yeri aydınlatır. Ancak kapısı, penceresi kapalı olan evlere Buna sebep güneş midir yoksa evin sahibi mi? Işınlar kapıya  gelmeseydi güneş suçlu derdik. güneş eve gelmiştir. Kapılar,  açıksa eve girecektir. Güneşin doğma ve batması saatledir. Ama Allâh-u Te‘âlânın feyzinin doğma ve batması yoktur.<br />
O, daimi parlamaktadır. Sakarya Fırat, Nil nehrinin kesildiğini bilen var mı? onların suyunu devamlı akıtan Mevla Te‘âlâ  Hazretleri bize de feyzini devamlı akıtır  bu feyizden kulun istifade edebilmesi için kalbini açık tutması lâzımdır. <br />
<br />
Rasûlullâh’ın buyurduğu üzere: Mü’minin kalbi Allah’ın evidir. Mü’minin kalbi Rahmân’ın arşıdır. Mü’minin kalbi Allâh’ın hazineleridir.”Kalp, feyze ne ile açılır? Zikretmek ile hatırlamakla. Zikretmekle Mevla nın feyzi giriyor, zikredilemediği vakit Mevlâ nın feyzinden mahrum kalınıyor. Adalet-i ilâhiye böyledir. Allâh-u Te‘âlâ dileseydi feyzi her durumda indirebilirdi. Ama kalbe feyzin gelmesini Allâh-u Te‘âlâ kula  iradeye bağladı. “Allah’ı çok zikredinki kalbiniz feyze açık olsun” buyuruldu.İnsan ne kadar zikrederse o kadar feyiz gelir. Rabbimiz önce O’nu çok zikretmemizi istiyor. zikretmekle emrolunduğumuz Allah çok büyüktür. Rahmet yağdırıyor, sevgi yağdırıyor, nur yağdırıyor…<br />
<br />
<br />
Allâh-u Te‘âlâ’nın Yardımı Çalışmaya Bağlıdır<br />
<br />
Rasûlü Ekrem sav buyurdu Ey delikanlı! Sana bir kaç kelime öğreteceğim. Allâh-u Te‘âlâyı muhafaza et ki, Allâh-u Te‘âlâ da seni muhafaza etsin. Allâh-u Te‘âlâyı muhafaza et ki, karşında bulasın. İsteyeceğin zaman Allâhu Te‘âlâdan iste yardım talep edeceğin zaman Allâh-u Te‘âlâdan yardım talep et. Bilmiş ol ki, ümmet  sana fayda vermek için bir araya gelmiş olsa, ancak Allâh-u Te‘âlânın senin için takdir ettiği hususta yararlı olabilirler.sana herhangi zarar vermek için bir araya gelmiş olsalar, ancak Allâh-u Te‘âlânın takdir ettiği hususta sana zarar verebilirler. Kalemler kalkmış sayfalar mürekkepler kurumuştur.”<br />
<br />
Bir münafık  kendini gizleyip  müslümanı öldürmeye azmedince müslüman Allâh-u Te‘âlâ’ya sığınarak: “Ya Rahman yardım et.” dedi  Münafığın kellesi uçuruldu. bir ses Müslümana dedi ki  sana bıçağı hazırladığı vakit ben Arşurrahmanda idim. Sen “Ya Rahman yardım et.”  dediğinde  Mevla beni gönderdi.Allâh-u Te‘âlâ her daim yardım edendir Yeter ki sığınmasını bilelim, fakat biz bilmiyoruz. Korunmayı maddi kuvvetlerden bekliyoruz. <br />
<br />
Rasûlullâh Herkese hatta küçüklere dahi dini anlatıyordu. Biz ise küçük bir çocuk ile karşılaşsak ona “gıdı gıdı eder, eğlendirmeye çalışırız. Allâh-u Te‘âlâ’yı muhafaza etmek, şeriatı muhafaza etmektir. Camiye girerken önce sağ ayağımızı atsak şeriatı muhafaza edmektir. Su içilirken yudum yudum  üç defada içilse, şeriat muhafaza edilmiştir. giyerken sağdan, çıkarırken soldan, soldan olursa şeriat muhafaza edilmiştir.<br />
Her İşimiz Şeriat Üzere Olmalıdır Helaya sol ayakla girilir, sağ ayakla çıkılır. Girerken de çıkarken de okunan dualar vardır. Namaz abdesti alırken acaba kaç kişi abdest dualarını okuyor Bunlar müstehabdır  okunulması lazımdır.<br />
<br />
Mevla Te‘âlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de anlayabileceğimiz şekilde şeriatı anlatıyor, şeriatı yaşarsanız size ne Sırp, ne Rus, ne Amerika dokunabilir. Bizler neden korkacağız? şeriatın uygulanmamasından korkacağız.Camiye girerken çıkarken, eve girerken çıkarken, giyinirken, yerken, içerken şeriatı muhafaza ediyor muyuz, etmiyor muyuz?” düşüncesinde bulunmalıyız.Allâh-u Te‘âlâ Karadeniz’in dağını, ovasını, yaylalarını altın, gümüş yaptı verimli kıldı, her taraf çay… Köylülerimizin eline milyonlar geçiyor. Fakat bir dahaki senenin çay satımına kadar halkta beş kuruş kalmıyor. Kimi Bafra’ya, kimi Samsun’a, kimi İstanbul’a gidiyor, sokaklarda, gazinolarda, kahvelerde boşu boşuna vakit geçirip parayı harcıyor<br />
<br />
Allah Te‘âlâ’nın Muhyî İsm-i Şerîfi Ölüleri Diriltmesi<br />
<br />
<br />
Mevlâ Teâlâ Hazretleri Muhyî diriltici ismiyle tecellî etse Kendisine Muhyî  ismiyle tecellî olunan kul kabristana gidip ölülere o sırla kalkın dese, Bil ki o ölülerin hepsi diri olurlar. Hayvan kalma sırrı anla yâ hu Ahmaklıktan çıkıp Hakkâ gidelim. Allâh Te‘âlâ diriltici ismini kuluna yollasa, kul, o ismin tecellîsi ile kabristanda Ey ölüler kalkın” dese o ölülerin hepsi  dirilirler. Çünkü kula tecellî eden Muhyî ismi Allâh Te‘âlâ’nın sıfatıdır, kulun sıfatı değildir. Hayvan kalma bu sırrı anla yâ hu”<br />
Hayvan bu işi anlamaz. Meselâ cereyan ocağınızdan bir telle cereyan uzatsanız o cereyan, insanı ısıtır. Hâlbuki cereyan fabrikanındır, ocağın değildir. Fabrikanın cereyanı ısıtıcılığı, yakıcılığı o ocağa uzandı o ocak da ısıttı. Eğer fabrika cereyanını çekse, sen ve o ocak donar. “<br />
<br />
<br />
Benî İsrâil’de zengin bir ihtiyarın tek vârisi kardeşinin oğulları idi. şeytan vesvese verince amcalarını öldürdüler. iftira atıp diyet  istediler şehirliler Allâha  yeminle biz öldürmedik, diyince Cibrîl as Hz Musâ ya Allâhın emrini iletti bir sığır kesip ölüye sürdüler ölü dirilip dedi ki malımı yemek için beni kardeşimin oğulları öldürdü.ve tekrar öldü sizce dünya bir araya gelse, katili bulabilirmiydi. Ama onu Kur’ân buldurdu. Kur’ân’da büyük hünerler var. Ama milletimiz düşünmüyor, <br />
<br />
her gün çeşit çeşit yemekler yiyorsunuz cehalet etmeyin. Evvelâ Müslüman olalım, diploma dursun. <br />
Ne yazık ki Kur’ân’ı bilenler, ferahlayıp rahatlamıyorlar. Yunan felsefesine karşı eziklik duyuyorlar. Elinde Kur’ân nimeti dolu, onu nimet bilmiyorlar Kur’ân ehlinden daha aydın, bilgili, münevver var mı, Yok Lakin Kur’ân ehli az, öbürleri habisler çok oldukları için yüksek  görünüyorlar. Hâlbuki o mekteplerde ne âyet ne hadîs ne Allah Te‘âlâ’nın ismi ne besmele yok. Kur’ân ve sahibimiz Allâh gökten yağmuru yağdırıyor, yeşilliği bittiriyor, Bütün dünyanın üniversiteleri toplansa  bir ot bittiremezler. Yine de onlar beğenilip seviliyor. Vallâhi billâhi bu cehalettendir, yemin ettim size.<br />
<br />
<br />
 Sultan Fatih’in Mâneviyâtı<br />
<br />
Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Zira Allah-u Te‘âlâ  kavîdir ve  galiptir.” (Hac Sûresi:74)<br />
Bütün çalışmalarımızı Allah rızası için yapalım. Mevla Teâlâ Kehf suresinde buyuruyor kim Rabbisine kavuşmayı ümit ederse sâlih amel işlesin. Rabbinin ibadetine kimseyi ortak etmesin.” (Kehf Sûresi:110) Altın, gümüş, köşk, saray hiç birisi insanı Allah’a yaklaştırmıyor.<br />
Fatih Sultan Mehmed’in babası 2. Murad yerine 13 yaşındaki oğlu Fatih hanı tahta geçirmişti. Devlet Osmanlının buhranı atlatamadığını taht değişikliğinin haçlıların harekete geçmelerine sebep olacağını söyleyerek Sultan 2. Murad Han’ı vazgeçirmeye çalıştılarsa da ikna edemediler. ve haçlılar  Osmanlıya karşı harekete geçtiler.<br />
<br />
Fatih Sultan Mehmed babasına şöyle mektub yazdı:”Eğer padişah iseniz tahta çıkıp kâfire mukabele edin. Yok, padişah ben isem emrediyorum derhal İslâm ordusunun başına geçin.”2. Murad bu dâhiyane mektub karşısında söz bulamadı. İmparatorluğun başına geçerek, kâfirleri bozguna uğrattı. Ne güzel baba! Ne güzel oğul! Peygamberimiz  buyurduki İstanbul elbette fethedilecektir. Ne güzel emir ve Ne güzel ordudur onu fetheden Onlar saltanatda ibadete âşık idiler.  Sultan Mehmed Hazretleri Şeyhi Akşemseddinden halvete girmek istemişti. Ancak Akşemseddin hazretleri reddetti ve dedi ki: ”Bu yolda bir lezzet vardır onu tattın mı dünya saltanatı silinir. sen devlet umurunu gereği gibi ifaya ve saltanatı hakkıyla icraya mecbursun. Sen  halvetime girersen âlem bozulur, Allah’ın gazabına uğrarız. Ey Fatih! Senin malik olman lazımdır.”<br />
<br />
büyüklerin sözleri ve hâlleri ne yazmakla biter, ne söylemekle. Bizle büyüklerin yolunda, onlar gibi ibadete âşık olalım. Geceleri teheccüde kalkalım. Teheccüdü kaçırmak zarardır. Tarikat derslerini tamamlamalı. Unutmayın herkesin ayrı  kütüğü var, dersini ne kadar yaptığı kütükte yazıyor. İlla kalkalım. Kalktık mı Allah yardım edecektir.<br />
Bizdeki kâmil sıfatlar Mevla Te‘âlâ’nın sıfatlarından geliyor.  teşbihte hata yoktur. camii şerifin içindeki ışık dışarıdaki ışığın gölgesidir. Aslı güneştir. Mevla’da bize yolu ile hayat, ilim, semi… Sıfatları gelmese, ne hayat sahibi, ne ilim sahibi, ne işitici olabiliriz. Mevla Te‘âlâ bizden aldığı takdirde bizde bir şey kalmaz. Mevlâmızı böyle tanıyalım ve tanıtalım.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Faydalı bilgiler]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-faydali-bilgiler--63785</link>
			<pubDate>Wed, 18 Jul 2018 22:46:35 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32581">Murataltug</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-faydali-bilgiler--63785</guid>
			<description><![CDATA[Kaynak sorularlaislamiyet.com<br />
<br />
Allah ve Resûlü'nün Tavsiye Ettiği Gıdalar<br />
<br />
 <br />
Sıhhatli olmak en büyük nimetlerdendir. Çünkü, dünyayı kazanmak da, ahreti kazanmak da sıhhatle mümkündür. Peygamberimiz A.S. sağlık hakkında şöyle buyurmuştur Sizlerden kim vücutça sağlıklı, nefsinden, malından korkusuz ve huzurlu  yiyeceği de yanında  sabahlarsa, sanki dünyanın bütün nimetleri kendisinde toplanmış gibi olur Yine benzer bir hadislerinde aynı konuya işaret etmişlerdir: “Emniyetli Korkusuz yaşamak ve sağlıklı olmak iki büyük nimettir ki, insanlardan  çoğu bu iki nimetten mahrumdur” Ey insanlar! Şüphesiz ki dünyada insanlara, imân ve sağlıktan daha kıymetli bir şey verilmemiştir.  yüce Allah’tan bunları isteyiniz” buyurdu İslâmiyet, sağlık noktasında koruyucu hekimliği ön plâna çıkarır. <br />
<br />
az yeme tavsiye edilmektedir. Nitekim bir hadislerinde Peygamber A. S. “ İnsanoğlu midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultacak birkaç lokma kâfidir. Mutlaka yemesi gerekirse, midesinin üçte birini yemeye, üçte birini içmeye, üçte birini de nefes alıp vermeye  bırakmalıdır” buyurmuştur Çok yeme, pek çok hastalığın sebebi olarak gösterilmiştir: “Bir çok hastalığın gerçek sebebi çok yemedir” hadislerde Allah’a en sevgili olanınız; az yiyenleriniz, vücut bakımından da hafif olanlarınızdır.” buyurulur Sağlık için her türlü tehlikeden uzak durulması istenir. Peygamber A.S. Her kim korkuluksuz bir damda yatıp uyur da, geceleyin damdan düşerse sorumluluğu kendisine aittir. Her kim de fırtınada deniz yolculuğuna çıkar, fırtınada ölürse, sorumluluğu kendisine aittir” buyurmuştur Peygamber A.S. kirli ve pis şeylerden sakındırmıştır: “Her kim elinde et kokusu (bulaşığı) olduğu halde, yıkamadan yatıp uyur,  kendisine bir şey isabet ederse, ancak kendisini suçlasın” <br />
<br />
Cenab-ı Hak, dünyada imtihanın gereği insanların sünnetulah’a riayet etmemesinin sonucu insanlara hastalıklar vermektedir. bütün hastalıkların tedâvi çarelerini halk etmiştir.İsrâ Suresi’nin 82. âyetinde Cenab-ı Hak, “Biz Kur’an-ı müminler için şifa ve rahmet olarak indirdik” buyurmaktadır. Yunus Suresi’nin 57. âyetinde Ey insanlar Kur’an size Rabbinizden öğüt, gönüllerde olan dertlere şifa, müminler için doğruyu  gösteren hidayet ve rahmet olarak gelmiştir. Peygamber A.S. da; “İki şeyde şifa vardır. Kur’an okumakta ve bal şerbeti içmekte” buyurmaktadır Peygamberimiz A.S. her hastalığın tedâvisinin mümkün olduğunu beyan etmiştir:” Yüce Allah, şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır”hadislerde buyurulmuştur ki Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz! Çünkü yüce Allah, ölüm ve ihtiyarlıktan başka şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır” <br />
<br />
<br />
Şifâli bitkilerden Allah Resûlü’nün tavsiye ettikleri:<br />
<br />
Bitkilerle tedâvi, ilâç kullanmadan gıda maddeleri ya da benzerleri ile yapılan tedâvidir. hastalık gıda maddeleri ve perhizle tedâvi edilirse, ilâç tavsiye edilmez. Gıda maddeleri ile tedâvide genel kâide; hastalık tedâvisinde faydalı gıdayı alıp, zararlı olanlarını terk ederek perhiz etmektir. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de gıdaların temiz ve helâl olmasına işaret eder “Allah’ın sizlere rızk olarak verdiği şeylerden helâl ve temiz olarak yiyiniz! Allah’a ibadet ediyorsanız, Onun vermiş olduğu nimetlere teşekkür ediniz” (Nahl 114) .Peygamberimiz A.S., hastalığın nasıl önleneceği ile alâkalı şöyle buyurmuştur: “Hastalığın evi midedir. Tedavinin özü perhizdir.” <br />
<br />
Peygamberimiz A.S. hadislerinde de, bitkilerle tedâvinin yüce Allah tarafından öğretildiğini şöyle buyurmuştur: “Süleyman Aleyhisselâm ne zaman namazgâhta namaz kılsa, ansızın bir bitki görür ve o bitkiye: ‘İsmin nedir?’ diye sorardı. Bitki de: ‘İsmim şudur’ diye adını söylerdi. Süleyman Aleyhisselâm: ’Niçin yaratıldın, diye  sorardı. O bitki de:’Şunun için yaratıldım’ derdi. hastalığa ilâç olarak yaratılmış ise, yazıp not ederdi. yer yüzüne dikilmek için yaratılmış ise, toprağa dikerdi”<br />
Süleyman Aleyhisselâm’ın ilâhî vahye dayalı olarak tespit ettiği bitkilerin, “Bitkiler Kitabı”nda yer aldığı,, pek çok ilacın ve hastalığın bu kitaba dahil edildiği belirtilir <br />
<br />
İnsanın ruh ve beden sağlığındaki çalışmalar insanlık tarihi kadar eskidir. İslâm âleminde tıbbî konularda, Kur’an-ı Kerim’in bildirdikleri, Peygamberimizin tavsiye ve teklifleri, kıyas ve tecrübe yoluyla elde edilen bilgiler, Tıbb-ı Nebevîde  yer almıştır. Yeme ve içmede İslâm dininin temel prensibi az yemek ve. İçilecek şeylerin  bir nefeste içilmemesidir. Peygamber A.S. her hangi bir şey içtiği zaman üç nefeste içer ve şöyle derdi: “Bu şekilde içmek daha kandırıcı, sağlık için daha faydalıdır” Peygamber A.S. “ Devenin içtiği gibi suyu bir nefeste içmeyiniz. Bardağı her defasında ağızdan uzak tutarak iki veya üç nefeste içiniz. İçerken besmele çekiniz, içtikten sonra da ’Elhamdülillah’ deyiniz” buyurmuştur hadislerde de: biriniz su içtiği zaman yavaş yavaş içsin, bir nefeste içmesin. suyu bir nefeste içmek karaciğer iltihabı nefes tıkanıklığı meydana getirir” buyurmuştur <br />
<br />
hadisde ayakta su içmenin zararına işaret etmiştir: “Eğer ayakta su içen kimse, midesine verdiği zararı bilseydi, içtiği suyu şüphesiz geri kusardı aynı Sizden biriniz ayakta su içmesin. Her kim unuturda içerse, kusmaya çalışsın” buyurmuştur Peygamberimizin, güneşte ısıtılan suyun kullanılmaması hususunda da tavsiyeleri olmuştur. Hz. Aişe (R.A): “Peygamber A.S. yanıma gelmişti. Ben  güneşte su ısıtıyordum. Ey Aişe! Böyle yapma! Zgüneşte ısınmış suyu kullanmak abraşlık Alaca, sedef gibi cilt hastalığı meydana getirir” buyurdu <br />
<br />
Acur Kabakgillerdendir salatalık’a benzer bir sebzedir. Peygamberimiz(A.S.) acuru yaş hurma yemiştir Acur, idrar söktürür, mesane ağrılarına  faydalıdır. Hz. Âişe (R.A.), acurun yaş hurma ile yenmesinin kilo aldırdığını ifade etmiştir <br />
<br />
Ayva Peygamber A.S. “Ayva, göğüsteki sıkıntıyı, ağırlığı giderir, gönlü kalbi ferahlatıp kuvvetlendirir” buyurmuştur Ayva kalbi kuvvetlendirir akciğer iltihabına karşı faydalıdır ayva, idrar arttırır, ishali keser, kusmayı teskin eder. Vücut ısısını düşürür <br />
<br />
BAL<br />
<br />
Bal ile alakalı olarak Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Rabbin, bal arısına, ‘Dağlarda, ağaçlarda ve kovanlarda yuva yap, her çeşit bitkiden ye; bal yapman için- Rabbinin gösterdiği yollardan boyun eğerek yürü’ diye öğretti. Onun karınlarından renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar  onda insanlar için şifa vardır. Düşünen millet için  ibret vardır” (Nahl, 69). Peygamberimiz (A.S.) da balın şifasını şöyle açıklar: “Üç şeyde şifa vardır. Bal şerbeti içmekte, kan aldırmakta ve dağlama yaptırmakta, ben dağlamayı sevmem” hadislerde; “Şifa iki şeydedir. Biri Kur’an okumakta, diğeri ise bal şerbeti içmekte” buyurmuştur bal şerbeti ile alakalı olarak şunları ifade etmiştir: “Bal şerbetinden daha üstün bir ilaç bulunmaz” Bal şerbeti gönlümdeki üzüntüyü, sıkıntıyı giderir ve gözümün görme duygusunu  kuvvetlendirir” <br />
<br />
Böbrek sancısı ile alakalı olarak bal şerbetini tavsiye etmiştir: “Böbrek sancısı, böbrekteki sinirdendir. Hareket ettiği zaman sahibini hasta eder. hastalığı ılık su ve bal şerbeti ile tedavi ediniz” Bir başka hadisde; “Doğum yapan kadınlar için yaş hurma, hasta kimseler için ise, bal gibi şifa yoktur” buyurmuştur Sizlere sinameki ve sennût’u (tereyağı, bal, hurma ve kimyon) tavsiye ederim. bunlar, sâm’dan başka birçok derde devadır” buyurunca, ashap: “Sâm nedir? Ya Resulallah!” diye sormuşlar. O da: “Ölümdür” diye cevap vermiştir  Bal şerbetinin ishali keser<br />
<br />
 Bir kimse Peygamber A.S. gelerek, kardeşinin ishale yakalandığını söyler Peygamber A.S. da “Bal şerbeti içir” buyurur Adam Kardeşime bal şerbeti içirdim, fakat  ishalini arttırdı” demiştir. Peygamber A.S. üç defa tekrarlanan bu soruya “Bal şerbeti içir” buyurmuştur. Adam dördüncü defada bal şerbeti içirdim, fakat ishali arttırmaktan başka bir şey yapmadı” dedi. Peygamber A.S. “Allah doğru söyler, senin kardeşinin karnı yalancıdır” buyurdu. Adam tekrar bal şerbeti içirdi ve hasta iyileşti <br />
Bal ile gargara yapılırsa, boğaz şişlikleri,  bademcik ve boğaz iltihaplarına faydalıdır kabızlıklara, vücudu zayıf olanlara, midesinde hazımsızlık bulunanlara ve zehirlenmelere karşı bal şerbeti fevkalâde faydalıdır bal, çok eski devirlerden beri tedavi edici veya tatlandırıcı olarak kullanılır müshil, mide besleyici ve kuvvet vericidir Mikrop üremesini önler yarayı iyi eder<br />
<br />
<br />
Et <br />
<br />
Et en kıymetli gıdalardandır. Kur’an-ı Kerim’de et on iki yerde zikredilmiştir. Davarları  koyunları O yarattı. sizin için soğuktan koruyucu yünler ve bir takım menfaatler vardır. Onlardan bir kısmını yersiniz” (Nahl 5). Cennet ehline  canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik” (Nahl 5). Peygamber A. S. da : “Et, dünya ve ahrette yiyeceklerin efendisidir” buyurmuştur  Peygamberimizin (A S.) en çok koyunun kürek etini, ön kolları etlerini sevdiği rivayet edilir. Boyun eti lezzetli ve hazmı kolaydır. Sırt eti çok gıdalıdır, kan yapar.  bir hadiste: “En iyi et, sırt etidir” buyrulmuştur. Hayvanların sağ taraf etleri, sol taraf etlerinden hafif ve daha üstündür. Et, işkembeden uzaklaştıkça değeri artar <br />
<br />
Peygamber A. S. : “Sizlere inek sütünü tavsiye ederim. ineğin sütü şifa, sütünden elde edilen yağı deva, eti ise derttir” buyurmuştur Sığır eti sert ve kurudur. Bazı hastalıklar meydana getirir. Çok çalışanların haricindekilerin yemesi iyi değildir Sığır eti basur hastalığını tahrik eder. basur hastalarının sakınmalıdır Sığır etinin yan etkilerinin karabiber ve tarçın gibi baharatlarla giderilmesi tavsiye edilmektedir. Yaşlı ve zayıf olan sığırların etleri zararlıdır. Hazım bakımından yaşlı kimselere  iyi değildir Dana eti böyle değildir. vücuda güçlü gıda verir.  Hz. İbrahim’in A.S. misafirlerine semiz dana kebabı ikram ettiğini Kur’an-ı Kerim haber vermektedir <br />
<br />
Yaşlı keçi etinin hazmı iyi değildir. Keçi etinin en iyisi, iki yaşında olanının etidir. Dişi keçinin eti erkeğininkinden daha faydalıdır. Oğlak etinin hazmı kolaydır, kan yapıcı özelliği vardır Etlerin en kıymetlisi ve en gıdalısı koyun etidir. En iyisi bir yaşındaki koyunun etidir. Kan yapar efendimiz A.S. hadislerinde: “Sizden biriniz-çorba yapmak için- et satın aldığı zaman, suyunu çok koysun. yiyen kimse- çorbanın içinde et bulamaz ise,suyundan içer. et suyu, iki etten birisidir” Tavşan eti kabızlık yapar, idrarı söktürür ve böbrek taşlarını parçalar. kirli kan yapar Balık eti hafıza zayıflığını gidermek için faydalıdır. Sinirler, ilik ve kemik için iyidir. Balık eti, diğer etlerden daha çabuk hazmolur Hastalar ilk gıda, kuş etidir<br />
<br />
 Peygamberimiz A.S., Cenab-ı Hakk’ın, mü’minlere Cennette kuş ikram edeceğini belirtmektedir: ”Gerçekten sen Cennette bir kuşa bakar ve onu arzu edersin, hemen o kuş kızartılmış olarak önüne gelir” Tavuk eti de kuş eti grubundandır. Tavuk eti, mideye hafif gelir, hazmı kolaydır. Zekayı güçlendirir meniyi arttırır, sesi iyileştirir. Kan yapar <br />
Et en kuvvetli gıdalardandır. Vücudu şişmanlatır. Et yemek gönüle ferahlık verir. et romatizma, tansiyon  ve böbrek iltihabı gibi hastalıklar için zararlıdır. Mafsal ve romatizma ağrılarını arttırır <br />
<br />
Zeytin <br />
<br />
Zeytin Kur’an-ı Kerim’de 6 yerde geçer Cenab-ı Hak: ”İncir’e, zeytin’e, Tûr-i Sinâ’ya ve şu emin beldeye (Mekke’ye) yemin ederim ki, gerçekten biz insanı en güzel şekilde yarattık” buyurmaktadır (Tîn 1-4) sizin için Tûr-i Sinâ’da yetişen bir ağaç meydana getirdik ki, bu ağaç hem yağ (Zeytin yağı) ve hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (Zeytin) verir (Mü’minun 20). Zeytin mideyi kuvvetlendirir, cinsi arzuyu tahrik eder, ağız kokusunu giderir Peygamber A.S. “Sizlere zeytinyağı tavsiye ederim. yiyiniz ve yağlanınız. Zira zeytinyağı bâsur hastalığı için şifadır” buyurmuştur Bâsur hastalığı için zeytinyağının çiğ olarak içilmesi ve bâsur memelerine sürülmesi tavsiye edilmektedir <br />
<br />
Zeytinyağı cildi yumuşatır, saçların beyazlaşmasını geciktirir. Zeytin yağı, sürülen organı kuvvetlendirir Zeytinyağı, tedavide ağızdan alınır veya lavman olarak makattan verilir, ya da merhem gibi yaralara  cilde sürülür. Zeytinyağının, adaleye sürülerek ovuşturulması, ve cilt hastalıkları için faydalıdır <br />
Zeytinyağı, oleik asit gliseritlerini %75 oranında bulundurur. A ve E vitamini içerir  Zeytinyağı, damar sertliği, peklik, ülser, karaciğer ve romatizma hastalıkları ile böbrek taşları ve kuma karşı faydalıdır. Tansiyon düşürür<br />
<br />
İncir <br />
<br />
İncir, besleyici gıdadır hazmı kolaydır. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de: ”İncir’e, zeytin’e, Tûr-i Sinâ’ya ve emin beldeye (Mekke’ye) yemin ederim ki, biz insanı en güzel şekilde yarattık” buyurmuştur <br />
İncir, Öksürüğe faydalıdır. Boğaz, göğüs ve gırtlak sertliğini giderir. İdrarını yapamayanlara faydalıdır. Gözenekdeki tıkanıklığı giderir. Böbrek taşlarını ve mesâneyi temizler. Bâsur hastalığı ile mafsal ve eklem ağrıları için tavsiye edilir  İncir süt içinde kaynatılıp içilirse, çiçek ve kızamık hastalıklarına  faydalıdır.hadiste de: “Her kim kalbinin rahat çalışmasını isterse, incir yemeye devam etsin” buyrulmuştur <br />
<br />
Sirke<br />
<br />
Sirke, hurma, şeker, bal, incir ve üzüm gibi meyvelerin şırasının çıkarılıp ekşitilmesiyle elde edilir. gıda maddesi olarak kullanıldığı gibi, temizlikte ve hekimlikte de kullanılır Peygamber A.S. hadislerinde: “Sirke ne güzel bir katıktır. Allahım! Sirkeyi bereketlendir. sirke benden önceki peygamberlerin de katığı idi. İçinde sirke bulunan ev, katık sıkıntısı çekmez” buyurmuştur <br />
Sirke, iştahı açar, iltihaplı mideye faydalıdır, zehirleme yapan ilâçların zehrini giderir, vücutta katılaşan kanı inceltir ve çözer. Dalağa faydalıdır. Sıcak olarak ağızda gargara yapılırsa, diş ağrılarına faydalı olup, diş etlerini kuvvetlendirir Sirke, parmakların uçlarında ve tırnak diplerinde meydana gelen dolama, egzama, ateşli şişlikler ve ateş yanığına karşı faydalıdır Sirke temizlik maddesi olarak kullanılmıştır. Elbisedeki mürekkep ve benzeri lekeleri sudan daha iyi çıkarır <br />
<br />
<br />
Çörek otu <br />
<br />
Düğün çiçeğigiller ailesinden otsu bir bitkidir. Börek ve pasta üstlerine çeşni için konur.  tohumların yağı da çıkarılır. Çörek otu,soğuktan ileri gelen hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. Pek çok hastalığa şifa kaynağıdır  Peygamberimiz Sizlere çörek otunu tavsiye ederim. bunda, ölümden başka bir çok hastalık için şifa vardır” buyurmuştur bir başka hadisde de buna işaret etmiştir: “Bilmiş olunuz ki, mantar göz ilâcıdır. Medine’nin acve isimli hurması ise cennet meyvelerindendir. Tuz ile karıştırılmış çörek otu ise, ölümden başka bir çok hastalık için şifadır” (<br />
“Peygamber A.S. hastalandığı zaman, ağzına bir avuç çörek otu atar, üzerine de su (Zemzem suyu) veya bal şerbeti içerdi” demiştir <br />
<br />
Çörek otu, şişkinliği, midenin suyunu alır. baş ağrısına, baş dönmesine, unutkanlığa yüz ve ağız felçlerine karşı faydalıdır Çörek otu havanda dövülüp bal ile macun yapılarak ılık su ile içilirse, böbrek ve mesâne taşlarını eritir, birkaç gün alınırsa idrarı, âdet kanamasını ve sütü arttırır.<br />
Çörek otu yağı, sedef hastalığı sivilce ve siğiller için tavsiye edilir. 4-5 gram içildiğinde nefes darlığına iyi gelir. Havanda dövülmüş çörek otunun, sirke ile karıştırılıp macun yapılarak abraş Alaca ve mantar gibi hastalıklar için cilde sürülmesi faydalıdır  Peygamberimiz A.S.’ın çocuğunun Sâr’a hastalığından şikayetçi bir kadına, çörek otu tavsiye etmiştir<br />
<br />
Üzüm <br />
<br />
Üzüm hem gıda ve hem de hekimlikte kullanılmıştır. Meyveler içinde en üstün ve en çok gıdalı olanlarındandır. Meyvelerin kıralı olan üç yiyecekten biridir. Bunlar; hurma, incir ve üzümdür Yaş ve kuru halde yenir. Kur’an-ı Kerim’de on bir yerde üzümün adı geçer.  âyet-i Kerime’de “Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerinden şerbet, şıra ve güzel rızk elde edersiniz. Düşünen millet için  ibret vardır” buyrulmuştur Üzüm hazmı kolaylaştırır ve kabızlığı giderir. Bâsura, böbrek taşlarının düşürülmesine ve mafsal ağrılarına  faydalıdır. Karaciğeri takviye eder. Zayıflara ve hastalara üzüm tavsiye edilir Peygamberimiz A.S. meyvelerde üzüm ve karpuzu sevmiştir  Kuru üzüm sinirleri kuvvetlendirir yorgunluğu giderir ağız kokusunu güzelleştirir balgama karşı faydalıdır<br />
Kuru üzümün hafızayı geliştirir İmam Zührî (r.a.) şöyle demiştir: “Her kim hadis ezberlemek isterse, kuru üzüm yesin.”<br />
<br />
<br />
Karpuz <br />
<br />
Kabakgillerdendir  hararet gidericidir Hz. Aişe (r.a.), peygamberimizin karpuzla yaş hurmayı birlikte yiyip şöyle dediğini nakleder: “ Hurmanın hararetini karpuzun soğukluğu ile, karpuzun soğukluğunu  hurmanın harareti ile gideriyoruz”Karpuz ve kavun, mideyi ve bağırsakları temizler, idrarı arttırır,böbrek ve mesane taşlarını eritir. Cinsi münasebet gücünü arttırır, cildi güzelleştirir. Karpuzun yemeklerden önce yenmesi tavsiye edilir. “Karpuz yemeklerden önce yenirse,organları temizler ve hastalığı siler . yemeklerden sonra yenirse, kusma meydana gelir” <br />
<br />
Kekik <br />
<br />
Çiçekleri, tomurcukları ve sapı baharat olarak kullanılır. çiçekli, ve yapraklı dallarından damıtma usulüyle kekik yağı elde edilir. Yapraklı dalları çay olarak  içilir. Güzel ve hoş kokusu vardır. hasislerde. “Evlerinizi- zaman zaman- akgünlük, yavşan, kekik ve gelin çiçeği gibi güzel kokulu otlarla tütsülendiriniz” buyurulmuştur Kekik, midedeki gazı çıkarır, mide ve karaciğer üşütmelerine  faydalıdır. Şişkinliği giderir, ağır yemekleri hazmettirir. Şehveti tahrik eder, koklanması nezleye iyi gelir İdrarı ve adet kanamasını arttırır. Gözleri keskinleştirir, hafızayı kuvvetlendirir. Yılan ve akrep sokmalarına karşı, bal ile karışık kekik macunu yenirse, yılan ve akrebin zehrini tesirsiz hale getirir Kekik yağı, ağız yoluyla alındığında akciğer ve göğüs hastalıkları için  faydalıdır. Safrayı arttırır ve bağırsak kurtlarını düşürür.<br />
<br />
Pırasa <br />
<br />
Pırasa et ile pişirilirse etin yağını alır. Vücutta kötü sıvılar meydana getirir, gözü zayıflatır. Tansiyonu düşürür. Hazmı zordur. Ağızda kötü koku hasıl eder. Peygamberimiz A.S., huzuruna gelen  cemaatte pırasa kokusunu hissetti onlara: “Bu sebzenin yenilmesini yasak etmedim mi? Çünkü insanların rahatsız oldukları şeylerden melekler de rahatsız olurlar” buyurdu <br />
<br />
Sarımsak <br />
<br />
toprak altındaki baş kısmı hem yenir hem de baharat olarak kullanılır. Hoşa gitmeyen  kokusu vardır. Hadis-i Şeriflerde soğan ve sarımsağa “habis” hoşa gitmeyen şey denilmiştir. Peygamber A.S.: “Her kim şu kötü kokulu habis bitkiden (sarımsaktan) yerse, ağzının kokusu gidinceye kadar mescidimize gelmesin” buyurmuştur hadiste Her kim soğan veya sarımsak yiyecek olursa, Kokusu gidinceye kadar yanımıza ve mescidimize yakın olmasın, evinde otursun” Sarımsak, haşarat sokmalarında dövülüp macun haline getirildikten sonra yılan ve akrebin soktuğu yerlere merhem gibi sürülürse zehiri çeker ve vücudu ısıtır. soğuktan meydana gelen şişliklere karşı panzehir olarak kullanılır. Sarımsak şişkinliği giderir, hazma yardım eder. Kan dolaşımı aksaklıklarını giderir. İdrar ve balgam söktürür. <br />
<br />
Kanser tümörünü önler. Sarımsak bal ile macun yapılır alaca hastalığının tedavisi için cilde sürülürse faydalıdır  Sarımsak koruyucu olup, gıdaların bozulmasını önler. Hz. Ali (r. A.), sarımsağın bir çok hastalık için şifa olduğunu söylemiştir Sarımsağın zararlı tarafları da vardır. Baş ağrısı yapar, dimağa ve gözlere zarar verir. Görme gücünü ve cinsel arzuyu zayıflatır.<br />
<br />
<br />
Kimyon <br />
<br />
Maydonozgillerden otsu, güzel kokulu bir bitkidir. Kurutularak baharat olarak kullanılır. hekimlikte  faydalanılmıştır. Peygamber A.S.hadislerinde: “Sizlere sinameki ve sennûtı (tereyağı, bal ve kimyon) tavsiye ederim. bunlar Sâm’dan başka her derde devadır” buyurunca, sahabeler tarafından: “Sâm nedir, ya Resûlallah?” diye sorduğunda, Peygamber A.S.: “Ölümdür” diye cevap vermiştir <br />
Kimyon iştahı açar, sindirimi kolaylaştırır, mide ve bağırsaklardaki şişkinliği ve ağız kokusunu giderir. Kimyon, bal ve şeker ile şerbet yapılırsa, bağırsak ve kulunç ağrılarına iyi gelir. Kimyon, İdrarı ve sütü arttırır. İdrarı zor yapanlara tavsiye edilir Karaciğere faydalıdır. Kimyon diş ağrılarına ve diş etlerindeki inmeye karşı faydalıdır <br />
<br />
Süt:<br />
<br />
Sütte sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, bakır kükürt ve klor gibi madeni tuzlar ile protein, şeker ve yağ gibi besinler mevcuttur. süt yiyecek ve içeceklerin yerini tutan iyi bir gıda ve hem de bir çok hastalık için şifadır. Cenab-ı Hak sütü, Kur’an- Kerim’de  zikretmiştir.: “...Hayvanlarda da sizin için alınacak dersler ve öğütler vardır. Sizlere hayvanların bağırsak  ile kan arasından meydana gelen, içenlere halis ve içimi kolay süt içiriyoruz” (Nahl 65-66) . “Hayvanlarda da sizin için ibretler vardır. Onların  karınlarında meydana getirdikleri sütten size içiririz. Onlarda sizin için faydalar vardır, etlerini yersiniz” (Mü’minûn 21). âyet-i Kerime’de:  hayvanlarda içilecek sütler ve nice faydalar vardır.şükretmezler mi?” buyrulmaktadır (Yâsin 72-73) .<br />
<br />
Peygamber A.S. da : “Yüce Allah bir kişiye süt ikram ederse o kimse “Allahım bize bu sütü bereketli kıl, bize daha çok süt ver!” diye dua etsin. Çünkü yiyecek ve içeceklerin yerini tutan, açlığı ve susuzluğu gideren, sütten başka  gıda bilmiyorum” demiştir bir başka hadisde: “Sizlere inek sütünü ve sütünden meydana gelen yağını tavsiye ederim. Etinden ise sakınınız. Zira sütü ve yağı deva, eti ise derttir” buyurmuştur Bir diğer hadislerinde de inek sütünün şifa olduğuna işaret etmiştir: “İnek sütü ile tedavi olunuz. Çünkü ben yüce Allah’ın bunda şifa yarattığı kanaatindeyim. Zira inek her çeşit ottan otlamaktadır”süt, insan bedeni için en faydalı  içecektir.  hem gıda verir, hem kan yapar. Vücudu temizler, cinsi münasebeti arttırır. Zekayı geliştirir. her türlü zehirlenmeye karşı bir panzehirdir. Bal ile şerbet yapılıp içildiği zaman yılan ve akrep sokmasına karşı iyi gelir Süt,  hastalar hamile ve emzikli kadınlar için faydalıdır. yorgunluk ve halsizliğe iyi bir ilâçtır Süt, safra hastalıkları için iyi değildir. sütler, özellikle soğuk içildiği zaman gaz yapar. Süt ağır bir gıda olduğu için herkes buna tahammül edemez. koyun sütü ağırdır. yağlı sütlerin içine su katılması, içimi hafifletir.  Peygamber A.S.’ın, koyun sütünü içerken bir miktar su karıştırdığı nakledilir <br />
<br />
Sütlü bulamaç<br />
<br />
Sütlü bulamaç, arpa veya buğday ununa yağ ve süt karıştırılarak ateş üzerinde yapılan  çorbadır. Sütlü bulamaç olarak bilinir  bu karışıma bal da ilâve edilir. Sütlü bulamaçla alakalı peygamberimizin hadisleri vardır:  sütlü bulamaç hastanın midesini kuvvetlendirip rahatlatır. üzüntülerini de giderir” (Buhari tıp 7/14) . “Gerçekten sütlü bulamaç, üzüntülü ve kederli kimsenin midesinin kuvvetlendirip rahatlatır. Sizlerden birinin yüzündeki kiri su ile yıkayıp temizlediği gibi, sütlü bulamaç da hastanın gönlünden üzüntü ve kederi öylece giderir” Hz. Âişe (r.a) da: “ Peygamber A.S. aile fertlerinden biri hastalandığında, sütlü bulamaç çanağı ateşinden inmezdi. Taki hasta iyileşince veya ölünceye kadar” demiştir Yine Hz. Âişe (r.a.) şöyle demiştir: “Bir defasında göğsümde bir sertlik ve başımda bir ağrıdan dolayı, Peygamber A.S. ‘a şikâyette bulundum. O “: Ey Âişe! Sana sütlü bulamacı tavsiye ederim sütlü bulamaç şikayetlerinizi gidericidir” buyurdu <br />
<br />
Sinameki (Cassia acutifolia):<br />
<br />
Baklagillerdendir. Mekke’de yetişeni  meşhurdur Mekke Senâsı anlamına gelen kelime, halk dilinde Sinameki olarak kullanılmıştır. En büyük özelliği, müshil olarak kullanılmasıdır. Yan etkisi azdır. Yaprakları kurutularak değerlendirilir. Az miktarda alınması halinde mide ve bağırsakları yumuşatır. Fazla miktarda alınırsa ishal eder Peygamber A.S.’ın hanımlarından Ümmü Selem (r.a.),  defasında kabızlığı gidermek için sütleğen sütü içmişti. Peygamberimiz A.S.: “Sakın bir daha kullanma! sütleğen hararet verici ve zehirleyicidir. Sizlere sinameki, yağ, bal ve kimyonu tavsiye ederim.  bunlar ölümden başka bir çok hastalık için şifadır” buyurmuştur  Peygamberimizin A.S. sinamekiyi hurma ile birlikte kullandığı belirtilmektedir <br />
<br />
Mantar:<br />
<br />
Mantarın hazmı zordur, mideye ağırlık verir, kulunç ağrısı meydana getirir, idrarı zorlaştırır, kirli kan yapar. Ancak, göze sürme çekildiği zaman gözün görme duyusunu kuvvetlendirir. Mantar suyu, normal su ile karıştırılırsa, saç dökülmesine karşı faydalıdır Mantarla alâkalı olarak peygamber A.S.: “Sizlere yaş mantarın suyunu tavsiye ederim.  o, İlâhî bir kudretle kendiliğinden biten bir bitkidir. Suyu göz hastalığına karşı şifadır” buyurmuştur <br />
Mantar suyunun sürme ile macun yapılıp göze sürme çekilmesiyle en iyi göz ilâcının yapılmış olacağı, göz kapaklarını güçlendireceği, gözün görme gücünü arttıracağı belirtilir <br />
<br />
Bitkilerin ve gıdaların Kur’an’da ve hadiste tavsiye edilmesinin hikmetlerinin çok sebebi olabilir. insanlığa, hastalıklardan kurtulmak için tedavî yollarını ve şeklini gösterir. Cenab-ı Hakk’ın Şâfî ismiyle tıp ve eczacılık kimya ve biyoloji gibi ilim sahalarına işaret eder. İnsanları ilme ve araştırmaya sek eder İnsan sağlığına Bitkilerin meyve, çiçek, yaprak ve köklerinin, insanın  ihtiyaçlarına cevap vermesi, kâinatla insan arasındaki münasebeti ortaya koyar mideyi kim yaratmışsa, ona uygun besinleri de O yaratmıştır<br />
İslâm âleminde ve gerekse Selçuklular’la Osmanlılar dönemlerinde, bitkilerle tedavi tıp ilmiyle birlikte değerlendirilmiştir. İslâm âleminde Araplar’da tıbbî bitkilerin hangisinin zehirsiz olduğunu ayırt etmek için hayvanlardan yararlanıldı<br />
<br />
ilâçlar bilimi ortaya konmuştur. Sekizinci yüzyılda İbni Hayyam, bitkierin ismleri,  ve kullanım alanları üzerinde durmuştur Dokuzuncu yüzyılda  bitkilerin tıbbi yönleri üzerinde durulmuştur. Onuncu yüzyılda Türk bilim adamı İbn-i Sina (980-1037) yüzden fazla ilmî eser bırakmıştır. 900 den fazla tıbbî bitki, hayvani ve inorganik ilâç yer almaktadır Müslümanlar 1600’den fazla tıbbî bitkiyi bilmekte idiler , On üçüncü yüzyılda Endülüs’te yetişen İbnü’l Baytar, minerallerden, bitkilerden ve hayvanlardan yapılan 1400 ilâcı, Yunan ve İslâm kaynaklarına dayanarak tanıtmıştır. 300 tanesini ilk defa vermiştir Osmanlılar devrinde  tıbbî tedâvî ile ilgili  İshak ibni Murat, Hacı Paşa, ön plâna çıkmaktadır <br />
<br />
Kaynak risaleforum.net<br />
<br />
Peygamber efendimizden  bitkilerle ilgili hadisler<br />
<br />
Telbineye(Arpa unuyla yapılan çorba) önem veriniz. Hastaya onu yediriniz. <br />
<br />
Sizden biriniz kalbi üzerinde bir ağırlık hissettiği zaman ayva yesin. <br />
<br />
Bir kimse bakla yerse, yemeye devam ederse Hz. ALLAH(C.C.) o kimsenin yediği baklanın misli kadar hastalığını çıkarır. <br />
<br />
Sizlere iki şifayı tavsiye ederim. Birisi bal, diğeri Kuran okumaktır. <br />
<br />
Sizlere sinameki ve Sennut’u yani tereyağı, bal ve kimyon karışımı tavsiye ederim. bunlar ölümden başka her derde devadır. <br />
<br />
Ekmeğe saygı gösteriniz. Çünkü Yüce ALLAH onu göklerin bereketinden indirmiştir. <br />
<br />
Bir sahabenin; “Ya Resulullah kardeşim isale yakalandı.” dediğinde Peygamberimiz; “Bal şerbeti içirin. İsale karşı soğuk bal şerbeti çok faydalıdır.” buyurdu. <br />
<br />
Yaylada otlayan genç devenin sütü, sindirim bozukluğu olan kimseler için devadır. Hadis-i Şerif.<br />
<br />
Hardal ve tere tohumuna kıymet veriniz. Zira Hz. ALLAH bunları bir çok derde deva kılmıştır. <br />
<br />
İçinde hurma bulunmayan evin halkı açtır. <br />
<br />
Her kim kalbinin düzgün çalışmasını isterse incir yemeye devam etsin. <br />
<br />
Ey Aişe, çorba pişirdiğiniz zaman kabağını çok koyunuz. Zira kabak üzüntülü kimsenin gönlünü güçlendirir. <br />
<br />
Hindibayı silkmeden yeyiniz. Zira cennetten üzerine damla düşmediği bir gün yoktur. <br />
<br />
Hurmanın hararetini karpuzun soğukluğu ile, karpuzun soğukluğunu hurmanın harareti ile gideriniz. <br />
<br />
Yemekten evvel kavun yenirse kanı yıkar, hastalıkları giderir. <br />
<br />
Bağsur hastalığı olan İbni Abbas’a, “Gebere otunun çiçek tohumlarını alıp iyice döv, sonra sulandırıp içersin.” <br />
<br />
Ayağımız ağrıyor.” diyenlere; “Ayağınıza kına yakın.” buyururlardı. <br />
<br />
Mantar ekip dikmeden yetişen bir bitkidir. Suyu ise göz hastalığına şifadır. <br />
<br />
Yatmadan evvel maydanoz yemek, tatlı bir nefesle uyumaya, diş ağrısını gidermeye şifadır. <br />
<br />
<br />
Mercimek yemeye devam ediniz. Mercimeği yetmiş peygamber övmüştür. <br />
<br />
Sizin narlarınızdan bir nar yoktur ki, içinde cennet narından bir tane bulunmasın. <br />
<br />
Gözü ağrıyan Hz. Ali’ye; Kırmızı pancar yemelerini tavsiye etmiştir. Kırmızı pancar, hastalıkların etkisini azaltır. <br />
<br />
Yerden biten her bitkide şifa ve zehir vardır. Pirinç ise öyle değildir. Onda yalnız şifa vardır. <br />
<br />
Sarmısak yiyiniz ve onunla tedavi olunuz. Çünkü sarmısakta yetmiş derde deva vardır. <br />
<br />
Eğer ölüme şifa ve çare olan birşey olsaydı sinameki olurdu. <br />
<br />
Sirke negüzel katıktır. ALLAH’ım sirkeyi bereketlendir. sirke benden önceki peygamberlerinde katığı idi. Sirke bulunan ev katık sıkıntısı çekmez. <br />
<br />
İnek sütüyle tedavi olunuz. Çünkü sütte Hz. ALLAH’ın şifa yarattığı kanaatindeyim. inek her çeşit ottan otlanmaktadır. <br />
<br />
Hardal ve tere tohumuna kıymet veriniz.  bir çok derde devadır. <br />
<br />
hindiye kıymet veriniz. Onda yedi hastalık için şifa  muhakkaktır. Boğaz şişliğinde tozunu zeytinyağına karıştırıp buruna damlatılır. <br />
<br />
Üzüm yiyiniz. Yorgunluğu giderir, sinirleri kuvvetlendirir, öfkeyi durdurur. Bir kişi günde yirmibir adet kuru siyah üzüm yerse, cesedinde hoşlanmayacağı bir şey kalmaz. <br />
<br />
Zemzem suyu hangi niyetle içilirse onun içindir. şifa niyetiyle içilirse şifa bulur, susuzluğu gidermek için içilirse susuzluğu giderir, açlık niyetiyle içilirse doyurur. o su Cebrail’in(A.S.) ayağını vurarak çıkardığı, ALLAH’ın(C.C.) İsmail’e içirdiği kutsal ve mubarek bir sudur. <br />
<br />
Zeytin yağını yiyiniz ve onunla yağlanınız.  o, mubarek, kıymetli ve değerli bir ağaçtan yetişmektedir. <br />
<br />
Sizlere çörek otunu tavsiye ederim. bunda ölümden başka bir çok hastalık için şifa vardır. <br />
<br />
Veba hastalığından, aslandan kaçar gibi kaçınız. <br />
<br />
Unutkanlıktan şikayet eden bir kişiye; “Size inek sütü tavsiye ederim. İnek sütü kalbi ve dimağı kuvvetlendirir, unutkanlığı giderir.” Hz. Ali(R.A.)<br />
<br />
Günlük yemeye devam edin. O kalbi kuvvetlendirir. Unutkanlığı da giderir. Hz. Ali(R.A.)<br />
<br />
Yiyeceklerin efendisi önce et, sonra pirinçtir. Hz. Ali (R.A.)<br />
<br />
Halk içinde müteber bir nesne yok devlet gibi olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. Kanuni Sultan Süleyman<br />
<br />
İnsanın Cenab-ı Haktan hiçbir hakkı talep etmeye hakkı yoktur. dâima şükretmeye medyundur. Çünkü, mülk Onundur, insan Onun memluküdür. <br />
<br />
Bizi düşmanın attığı taş değil<br />
Dostun attığı gül yaralar <br />
<br />
 <br />
<br />
Kaynak ehlibeytder.com<br />
<br />
ŞİFA ÖĞÜTLEYEN SÖZLER <br />
<br />
İmam Sadık : Pirinç iyi bir ilaçtır; doğası serindir ve her hastalıktan uzaktır.<br />
<br />
İmam Ali: Acıkan yemek yesin, yemekleri iyi çiğnesin, henüz iştahı varken yemekten ayrılsın, büyük abdestin  bekletsin; böyle yapan bir kimse, ölüm onu buluncaya dek hastalık yüzü görmez.<br />
<br />
İmam Ali : Üç şey hafızayı artırır ve balgamı yok eder: Kuran okumak, bal yemek ve kondur  çiğnemek.<br />
<br />
İmam Musa Kazım : Biz Ehlibeyt ancak şu iki yolla kendimizi tedavi ederiz: Ateşliyken bedenimize soğuk su dökmekle ve elma yemekle.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (sav): İlaç, Allah’ın takdirlerindendir ve Allah’ın emriyle etkili olur.<br />
<br />
İmam Sadık : Bedenin ağrıya tahammül edebildiği sürece ilaç kullanmaktan sakın.<br />
<br />
İmam Sadık: Aşırı su içmekten sakının; çünkü aşırı su içmek bütün hastalıkların başıdır.<br />
<br />
İmam Sadık : Armut yiyin; çünkü armut kalbe ışık verir ve Allah’ın izniyle içinizdeki dertleri yatıştırır.<br />
<br />
İmam Musa Kazım : Yumurta, soğan ve zeytin yiyenin cinsel gücü artar.<br />
<br />
Resul-i Ekrem : Aç karnına hurma yiyin; çünkü hurma karındaki solucanları (kurtçukları) yok eder.<br />
<br />
<br />
Resul-i Ekrem : Marul/kıvırcık yiyin; çünkü marul hazmı kolaylaştırır ve uyumayı sağlar.<br />
<br />
Resul-i Ekrem : İncirin tazesini de kurusunu da yiyin; çünkü incir cinsel gücü artırır ve basuru yok eder.<br />
<br />
İmam Sadık : İnsanlar bal emmek ve bal yemek gibi bir ilaç bulamazlar.<br />
<br />
İmam Sadık : Kalbinde ve bedeninle zayıflık olan bir kimse kuzu eti ile birlikte süt içsin.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (sav): (Saçınızı) kınayla boyayın; çünkü kına göze ışık verir ve saç çıkarır.<br />
<br />
İmam Ali : Kondur çiğnemek diş etlerini sağlamlaştırır, balgamı giderir ve ağız kokusunu yok eder.<br />
<br />
İmam Sadık : Banyodan çıkarken ayaklarınızı soğuk suyla yıkayın; çünkü iş baş ağrısını yok eder.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (sav): Ayva yiyin; çünkü ayva hafızayı güçlendirir, göğüs iltihabını yok eder ve çocuğunuzun güzelleşmesine yardımcı olur.<br />
<br />
İmam Sadık : Eğer insanlar elmanın faydalarını bilselerdi, sadece elmayla hastalarını tedavi etmeye çalışırlardı.<br />
<br />
İmam Sadık : Bakla, bacakları arıtır ve sağlamlaştırır.<br />
<br />
İmam Sadık : Kadınlarınıza hamileliklerinde hurma yedirin; bunu yaparsanız çocuklarınız güzel olurlar.<br />
<br />
İmam Sadık: Aç karnına kavun yemek felce neden olur.<br />
<br />
<br />
İmam sadık : Muhakkak marul-kıvırcık yiyin; çünkü marul kanı tasfiye eder.<br />
<br />
İmam Sadık  Susamın faydalarını anlatırken  buyurdular Etipostu deriyi, çekirdeği de kemikleri yeniler. böbrekleri sıcak tutar, mideyi yıkar ve temizler; insanı basure ve idrarın damla damla gelmesine karşı korur; bacakları sağlamlaştırır ve cüzamın kökünü keser.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (sav): Suyu yavaş yavaş, yudum yudum için; bir defada ve tek nefeste içmeyin; aksi takdirde karaciğer hastalığına yakalanırsınız.<br />
<br />
İmam Cafer Sadık  Bel ağrıları için mercimek faydalıdır.<br />
<br />
İmam Sadık Kavun yiyin; çünkü kavun böbrek taşlarını yok eder.<br />
<br />
İmam Rıza İncir ağızdaki kötü kokuyu giderir, kemikleri sağlamlaştırır, saç çıkarır ve hastalıkları uzaklaştırır. İncir varken başka bir ilaca gerek kalmaz.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (sav): Bir şehre girdiğinizde o şehrin soğanından yiyin; bunu yaparsanız o şehre ait veba ve diğer hastalıklardan güvende olursunuz.<br />
<br />
İmam Ali : Her sabah, aç karnına 21 adet kırmızı üzüm kuşüzümü yemek, ölümün dışında bütün hastalıkların şifasıdır.<br />
<br />
İmam Ali Ayva yemek erkeğin gücünü artırır ve zayıflığı yok eder.<br />
<br />
İmam Sadık  Üç lokma ekmeği tuzla yemekle de akşam yemeğini terk etmeyin! Kim akşam yemeği yemeden uyursa yemediği her gece için damarlarından biri ölür ve bir daha faaliyet göstermez.<br />
<br />
İmam Rıza : Dişleri fırçalamak göze ışık verir, saç çıkarır ve gözyaşlarını giderir.<br />
<br />
İmam Sadık Sürekli canlı kalmak isteyen, ömrünün uzamasını isteyen kimse kahvaltıyı erken, akşam yemeğini de geç yesin; kadınlarla daha az ilişkiye girsin ve borcunu azaltsın.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (sav): Evliliğin ilk haftasında gelini süt, sirke, kavun ve ekşi elma gibi gıdalardan sakındırın; evliliğin ilk haftasında kadının rahmi soğuktur ve bu gıdaları alırsa kısırlığa neden olur.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (sav): Hamile kadınlara doğum yapacağı ayda hurma yedirin doğacak çocuk sabırlı ve takvalı olur.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (sav): Hamile eşlerinize ayva yedirin; ayva çocuklarınızı güzelleştirir.<br />
<br />
İmam Rıza Bir şey yediğinizde yemekten sonra sırt üstü uzanın ve sağ ayağınızı sol ayağınızın üzerine atın.<br />
<br />
İmam Ali : Ceviz içini peynirle  yerseniz derman, ayrı ayrı yerseniz derttir.<br />
<br />
<br />
İmam rıza  İlkbaharda soğan, sarımsak ve turşu yemekten kaçının.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kaynak sorularlaislamiyet.com<br />
<br />
Allah ve Resûlü'nün Tavsiye Ettiği Gıdalar<br />
<br />
 <br />
Sıhhatli olmak en büyük nimetlerdendir. Çünkü, dünyayı kazanmak da, ahreti kazanmak da sıhhatle mümkündür. Peygamberimiz A.S. sağlık hakkında şöyle buyurmuştur Sizlerden kim vücutça sağlıklı, nefsinden, malından korkusuz ve huzurlu  yiyeceği de yanında  sabahlarsa, sanki dünyanın bütün nimetleri kendisinde toplanmış gibi olur Yine benzer bir hadislerinde aynı konuya işaret etmişlerdir: “Emniyetli Korkusuz yaşamak ve sağlıklı olmak iki büyük nimettir ki, insanlardan  çoğu bu iki nimetten mahrumdur” Ey insanlar! Şüphesiz ki dünyada insanlara, imân ve sağlıktan daha kıymetli bir şey verilmemiştir.  yüce Allah’tan bunları isteyiniz” buyurdu İslâmiyet, sağlık noktasında koruyucu hekimliği ön plâna çıkarır. <br />
<br />
az yeme tavsiye edilmektedir. Nitekim bir hadislerinde Peygamber A. S. “ İnsanoğlu midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultacak birkaç lokma kâfidir. Mutlaka yemesi gerekirse, midesinin üçte birini yemeye, üçte birini içmeye, üçte birini de nefes alıp vermeye  bırakmalıdır” buyurmuştur Çok yeme, pek çok hastalığın sebebi olarak gösterilmiştir: “Bir çok hastalığın gerçek sebebi çok yemedir” hadislerde Allah’a en sevgili olanınız; az yiyenleriniz, vücut bakımından da hafif olanlarınızdır.” buyurulur Sağlık için her türlü tehlikeden uzak durulması istenir. Peygamber A.S. Her kim korkuluksuz bir damda yatıp uyur da, geceleyin damdan düşerse sorumluluğu kendisine aittir. Her kim de fırtınada deniz yolculuğuna çıkar, fırtınada ölürse, sorumluluğu kendisine aittir” buyurmuştur Peygamber A.S. kirli ve pis şeylerden sakındırmıştır: “Her kim elinde et kokusu (bulaşığı) olduğu halde, yıkamadan yatıp uyur,  kendisine bir şey isabet ederse, ancak kendisini suçlasın” <br />
<br />
Cenab-ı Hak, dünyada imtihanın gereği insanların sünnetulah’a riayet etmemesinin sonucu insanlara hastalıklar vermektedir. bütün hastalıkların tedâvi çarelerini halk etmiştir.İsrâ Suresi’nin 82. âyetinde Cenab-ı Hak, “Biz Kur’an-ı müminler için şifa ve rahmet olarak indirdik” buyurmaktadır. Yunus Suresi’nin 57. âyetinde Ey insanlar Kur’an size Rabbinizden öğüt, gönüllerde olan dertlere şifa, müminler için doğruyu  gösteren hidayet ve rahmet olarak gelmiştir. Peygamber A.S. da; “İki şeyde şifa vardır. Kur’an okumakta ve bal şerbeti içmekte” buyurmaktadır Peygamberimiz A.S. her hastalığın tedâvisinin mümkün olduğunu beyan etmiştir:” Yüce Allah, şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır”hadislerde buyurulmuştur ki Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz! Çünkü yüce Allah, ölüm ve ihtiyarlıktan başka şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır” <br />
<br />
<br />
Şifâli bitkilerden Allah Resûlü’nün tavsiye ettikleri:<br />
<br />
Bitkilerle tedâvi, ilâç kullanmadan gıda maddeleri ya da benzerleri ile yapılan tedâvidir. hastalık gıda maddeleri ve perhizle tedâvi edilirse, ilâç tavsiye edilmez. Gıda maddeleri ile tedâvide genel kâide; hastalık tedâvisinde faydalı gıdayı alıp, zararlı olanlarını terk ederek perhiz etmektir. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de gıdaların temiz ve helâl olmasına işaret eder “Allah’ın sizlere rızk olarak verdiği şeylerden helâl ve temiz olarak yiyiniz! Allah’a ibadet ediyorsanız, Onun vermiş olduğu nimetlere teşekkür ediniz” (Nahl 114) .Peygamberimiz A.S., hastalığın nasıl önleneceği ile alâkalı şöyle buyurmuştur: “Hastalığın evi midedir. Tedavinin özü perhizdir.” <br />
<br />
Peygamberimiz A.S. hadislerinde de, bitkilerle tedâvinin yüce Allah tarafından öğretildiğini şöyle buyurmuştur: “Süleyman Aleyhisselâm ne zaman namazgâhta namaz kılsa, ansızın bir bitki görür ve o bitkiye: ‘İsmin nedir?’ diye sorardı. Bitki de: ‘İsmim şudur’ diye adını söylerdi. Süleyman Aleyhisselâm: ’Niçin yaratıldın, diye  sorardı. O bitki de:’Şunun için yaratıldım’ derdi. hastalığa ilâç olarak yaratılmış ise, yazıp not ederdi. yer yüzüne dikilmek için yaratılmış ise, toprağa dikerdi”<br />
Süleyman Aleyhisselâm’ın ilâhî vahye dayalı olarak tespit ettiği bitkilerin, “Bitkiler Kitabı”nda yer aldığı,, pek çok ilacın ve hastalığın bu kitaba dahil edildiği belirtilir <br />
<br />
İnsanın ruh ve beden sağlığındaki çalışmalar insanlık tarihi kadar eskidir. İslâm âleminde tıbbî konularda, Kur’an-ı Kerim’in bildirdikleri, Peygamberimizin tavsiye ve teklifleri, kıyas ve tecrübe yoluyla elde edilen bilgiler, Tıbb-ı Nebevîde  yer almıştır. Yeme ve içmede İslâm dininin temel prensibi az yemek ve. İçilecek şeylerin  bir nefeste içilmemesidir. Peygamber A.S. her hangi bir şey içtiği zaman üç nefeste içer ve şöyle derdi: “Bu şekilde içmek daha kandırıcı, sağlık için daha faydalıdır” Peygamber A.S. “ Devenin içtiği gibi suyu bir nefeste içmeyiniz. Bardağı her defasında ağızdan uzak tutarak iki veya üç nefeste içiniz. İçerken besmele çekiniz, içtikten sonra da ’Elhamdülillah’ deyiniz” buyurmuştur hadislerde de: biriniz su içtiği zaman yavaş yavaş içsin, bir nefeste içmesin. suyu bir nefeste içmek karaciğer iltihabı nefes tıkanıklığı meydana getirir” buyurmuştur <br />
<br />
hadisde ayakta su içmenin zararına işaret etmiştir: “Eğer ayakta su içen kimse, midesine verdiği zararı bilseydi, içtiği suyu şüphesiz geri kusardı aynı Sizden biriniz ayakta su içmesin. Her kim unuturda içerse, kusmaya çalışsın” buyurmuştur Peygamberimizin, güneşte ısıtılan suyun kullanılmaması hususunda da tavsiyeleri olmuştur. Hz. Aişe (R.A): “Peygamber A.S. yanıma gelmişti. Ben  güneşte su ısıtıyordum. Ey Aişe! Böyle yapma! Zgüneşte ısınmış suyu kullanmak abraşlık Alaca, sedef gibi cilt hastalığı meydana getirir” buyurdu <br />
<br />
Acur Kabakgillerdendir salatalık’a benzer bir sebzedir. Peygamberimiz(A.S.) acuru yaş hurma yemiştir Acur, idrar söktürür, mesane ağrılarına  faydalıdır. Hz. Âişe (R.A.), acurun yaş hurma ile yenmesinin kilo aldırdığını ifade etmiştir <br />
<br />
Ayva Peygamber A.S. “Ayva, göğüsteki sıkıntıyı, ağırlığı giderir, gönlü kalbi ferahlatıp kuvvetlendirir” buyurmuştur Ayva kalbi kuvvetlendirir akciğer iltihabına karşı faydalıdır ayva, idrar arttırır, ishali keser, kusmayı teskin eder. Vücut ısısını düşürür <br />
<br />
BAL<br />
<br />
Bal ile alakalı olarak Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Rabbin, bal arısına, ‘Dağlarda, ağaçlarda ve kovanlarda yuva yap, her çeşit bitkiden ye; bal yapman için- Rabbinin gösterdiği yollardan boyun eğerek yürü’ diye öğretti. Onun karınlarından renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar  onda insanlar için şifa vardır. Düşünen millet için  ibret vardır” (Nahl, 69). Peygamberimiz (A.S.) da balın şifasını şöyle açıklar: “Üç şeyde şifa vardır. Bal şerbeti içmekte, kan aldırmakta ve dağlama yaptırmakta, ben dağlamayı sevmem” hadislerde; “Şifa iki şeydedir. Biri Kur’an okumakta, diğeri ise bal şerbeti içmekte” buyurmuştur bal şerbeti ile alakalı olarak şunları ifade etmiştir: “Bal şerbetinden daha üstün bir ilaç bulunmaz” Bal şerbeti gönlümdeki üzüntüyü, sıkıntıyı giderir ve gözümün görme duygusunu  kuvvetlendirir” <br />
<br />
Böbrek sancısı ile alakalı olarak bal şerbetini tavsiye etmiştir: “Böbrek sancısı, böbrekteki sinirdendir. Hareket ettiği zaman sahibini hasta eder. hastalığı ılık su ve bal şerbeti ile tedavi ediniz” Bir başka hadisde; “Doğum yapan kadınlar için yaş hurma, hasta kimseler için ise, bal gibi şifa yoktur” buyurmuştur Sizlere sinameki ve sennût’u (tereyağı, bal, hurma ve kimyon) tavsiye ederim. bunlar, sâm’dan başka birçok derde devadır” buyurunca, ashap: “Sâm nedir? Ya Resulallah!” diye sormuşlar. O da: “Ölümdür” diye cevap vermiştir  Bal şerbetinin ishali keser<br />
<br />
 Bir kimse Peygamber A.S. gelerek, kardeşinin ishale yakalandığını söyler Peygamber A.S. da “Bal şerbeti içir” buyurur Adam Kardeşime bal şerbeti içirdim, fakat  ishalini arttırdı” demiştir. Peygamber A.S. üç defa tekrarlanan bu soruya “Bal şerbeti içir” buyurmuştur. Adam dördüncü defada bal şerbeti içirdim, fakat ishali arttırmaktan başka bir şey yapmadı” dedi. Peygamber A.S. “Allah doğru söyler, senin kardeşinin karnı yalancıdır” buyurdu. Adam tekrar bal şerbeti içirdi ve hasta iyileşti <br />
Bal ile gargara yapılırsa, boğaz şişlikleri,  bademcik ve boğaz iltihaplarına faydalıdır kabızlıklara, vücudu zayıf olanlara, midesinde hazımsızlık bulunanlara ve zehirlenmelere karşı bal şerbeti fevkalâde faydalıdır bal, çok eski devirlerden beri tedavi edici veya tatlandırıcı olarak kullanılır müshil, mide besleyici ve kuvvet vericidir Mikrop üremesini önler yarayı iyi eder<br />
<br />
<br />
Et <br />
<br />
Et en kıymetli gıdalardandır. Kur’an-ı Kerim’de et on iki yerde zikredilmiştir. Davarları  koyunları O yarattı. sizin için soğuktan koruyucu yünler ve bir takım menfaatler vardır. Onlardan bir kısmını yersiniz” (Nahl 5). Cennet ehline  canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik” (Nahl 5). Peygamber A. S. da : “Et, dünya ve ahrette yiyeceklerin efendisidir” buyurmuştur  Peygamberimizin (A S.) en çok koyunun kürek etini, ön kolları etlerini sevdiği rivayet edilir. Boyun eti lezzetli ve hazmı kolaydır. Sırt eti çok gıdalıdır, kan yapar.  bir hadiste: “En iyi et, sırt etidir” buyrulmuştur. Hayvanların sağ taraf etleri, sol taraf etlerinden hafif ve daha üstündür. Et, işkembeden uzaklaştıkça değeri artar <br />
<br />
Peygamber A. S. : “Sizlere inek sütünü tavsiye ederim. ineğin sütü şifa, sütünden elde edilen yağı deva, eti ise derttir” buyurmuştur Sığır eti sert ve kurudur. Bazı hastalıklar meydana getirir. Çok çalışanların haricindekilerin yemesi iyi değildir Sığır eti basur hastalığını tahrik eder. basur hastalarının sakınmalıdır Sığır etinin yan etkilerinin karabiber ve tarçın gibi baharatlarla giderilmesi tavsiye edilmektedir. Yaşlı ve zayıf olan sığırların etleri zararlıdır. Hazım bakımından yaşlı kimselere  iyi değildir Dana eti böyle değildir. vücuda güçlü gıda verir.  Hz. İbrahim’in A.S. misafirlerine semiz dana kebabı ikram ettiğini Kur’an-ı Kerim haber vermektedir <br />
<br />
Yaşlı keçi etinin hazmı iyi değildir. Keçi etinin en iyisi, iki yaşında olanının etidir. Dişi keçinin eti erkeğininkinden daha faydalıdır. Oğlak etinin hazmı kolaydır, kan yapıcı özelliği vardır Etlerin en kıymetlisi ve en gıdalısı koyun etidir. En iyisi bir yaşındaki koyunun etidir. Kan yapar efendimiz A.S. hadislerinde: “Sizden biriniz-çorba yapmak için- et satın aldığı zaman, suyunu çok koysun. yiyen kimse- çorbanın içinde et bulamaz ise,suyundan içer. et suyu, iki etten birisidir” Tavşan eti kabızlık yapar, idrarı söktürür ve böbrek taşlarını parçalar. kirli kan yapar Balık eti hafıza zayıflığını gidermek için faydalıdır. Sinirler, ilik ve kemik için iyidir. Balık eti, diğer etlerden daha çabuk hazmolur Hastalar ilk gıda, kuş etidir<br />
<br />
 Peygamberimiz A.S., Cenab-ı Hakk’ın, mü’minlere Cennette kuş ikram edeceğini belirtmektedir: ”Gerçekten sen Cennette bir kuşa bakar ve onu arzu edersin, hemen o kuş kızartılmış olarak önüne gelir” Tavuk eti de kuş eti grubundandır. Tavuk eti, mideye hafif gelir, hazmı kolaydır. Zekayı güçlendirir meniyi arttırır, sesi iyileştirir. Kan yapar <br />
Et en kuvvetli gıdalardandır. Vücudu şişmanlatır. Et yemek gönüle ferahlık verir. et romatizma, tansiyon  ve böbrek iltihabı gibi hastalıklar için zararlıdır. Mafsal ve romatizma ağrılarını arttırır <br />
<br />
Zeytin <br />
<br />
Zeytin Kur’an-ı Kerim’de 6 yerde geçer Cenab-ı Hak: ”İncir’e, zeytin’e, Tûr-i Sinâ’ya ve şu emin beldeye (Mekke’ye) yemin ederim ki, gerçekten biz insanı en güzel şekilde yarattık” buyurmaktadır (Tîn 1-4) sizin için Tûr-i Sinâ’da yetişen bir ağaç meydana getirdik ki, bu ağaç hem yağ (Zeytin yağı) ve hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (Zeytin) verir (Mü’minun 20). Zeytin mideyi kuvvetlendirir, cinsi arzuyu tahrik eder, ağız kokusunu giderir Peygamber A.S. “Sizlere zeytinyağı tavsiye ederim. yiyiniz ve yağlanınız. Zira zeytinyağı bâsur hastalığı için şifadır” buyurmuştur Bâsur hastalığı için zeytinyağının çiğ olarak içilmesi ve bâsur memelerine sürülmesi tavsiye edilmektedir <br />
<br />
Zeytinyağı cildi yumuşatır, saçların beyazlaşmasını geciktirir. Zeytin yağı, sürülen organı kuvvetlendirir Zeytinyağı, tedavide ağızdan alınır veya lavman olarak makattan verilir, ya da merhem gibi yaralara  cilde sürülür. Zeytinyağının, adaleye sürülerek ovuşturulması, ve cilt hastalıkları için faydalıdır <br />
Zeytinyağı, oleik asit gliseritlerini %75 oranında bulundurur. A ve E vitamini içerir  Zeytinyağı, damar sertliği, peklik, ülser, karaciğer ve romatizma hastalıkları ile böbrek taşları ve kuma karşı faydalıdır. Tansiyon düşürür<br />
<br />
İncir <br />
<br />
İncir, besleyici gıdadır hazmı kolaydır. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de: ”İncir’e, zeytin’e, Tûr-i Sinâ’ya ve emin beldeye (Mekke’ye) yemin ederim ki, biz insanı en güzel şekilde yarattık” buyurmuştur <br />
İncir, Öksürüğe faydalıdır. Boğaz, göğüs ve gırtlak sertliğini giderir. İdrarını yapamayanlara faydalıdır. Gözenekdeki tıkanıklığı giderir. Böbrek taşlarını ve mesâneyi temizler. Bâsur hastalığı ile mafsal ve eklem ağrıları için tavsiye edilir  İncir süt içinde kaynatılıp içilirse, çiçek ve kızamık hastalıklarına  faydalıdır.hadiste de: “Her kim kalbinin rahat çalışmasını isterse, incir yemeye devam etsin” buyrulmuştur <br />
<br />
Sirke<br />
<br />
Sirke, hurma, şeker, bal, incir ve üzüm gibi meyvelerin şırasının çıkarılıp ekşitilmesiyle elde edilir. gıda maddesi olarak kullanıldığı gibi, temizlikte ve hekimlikte de kullanılır Peygamber A.S. hadislerinde: “Sirke ne güzel bir katıktır. Allahım! Sirkeyi bereketlendir. sirke benden önceki peygamberlerin de katığı idi. İçinde sirke bulunan ev, katık sıkıntısı çekmez” buyurmuştur <br />
Sirke, iştahı açar, iltihaplı mideye faydalıdır, zehirleme yapan ilâçların zehrini giderir, vücutta katılaşan kanı inceltir ve çözer. Dalağa faydalıdır. Sıcak olarak ağızda gargara yapılırsa, diş ağrılarına faydalı olup, diş etlerini kuvvetlendirir Sirke, parmakların uçlarında ve tırnak diplerinde meydana gelen dolama, egzama, ateşli şişlikler ve ateş yanığına karşı faydalıdır Sirke temizlik maddesi olarak kullanılmıştır. Elbisedeki mürekkep ve benzeri lekeleri sudan daha iyi çıkarır <br />
<br />
<br />
Çörek otu <br />
<br />
Düğün çiçeğigiller ailesinden otsu bir bitkidir. Börek ve pasta üstlerine çeşni için konur.  tohumların yağı da çıkarılır. Çörek otu,soğuktan ileri gelen hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. Pek çok hastalığa şifa kaynağıdır  Peygamberimiz Sizlere çörek otunu tavsiye ederim. bunda, ölümden başka bir çok hastalık için şifa vardır” buyurmuştur bir başka hadisde de buna işaret etmiştir: “Bilmiş olunuz ki, mantar göz ilâcıdır. Medine’nin acve isimli hurması ise cennet meyvelerindendir. Tuz ile karıştırılmış çörek otu ise, ölümden başka bir çok hastalık için şifadır” (<br />
“Peygamber A.S. hastalandığı zaman, ağzına bir avuç çörek otu atar, üzerine de su (Zemzem suyu) veya bal şerbeti içerdi” demiştir <br />
<br />
Çörek otu, şişkinliği, midenin suyunu alır. baş ağrısına, baş dönmesine, unutkanlığa yüz ve ağız felçlerine karşı faydalıdır Çörek otu havanda dövülüp bal ile macun yapılarak ılık su ile içilirse, böbrek ve mesâne taşlarını eritir, birkaç gün alınırsa idrarı, âdet kanamasını ve sütü arttırır.<br />
Çörek otu yağı, sedef hastalığı sivilce ve siğiller için tavsiye edilir. 4-5 gram içildiğinde nefes darlığına iyi gelir. Havanda dövülmüş çörek otunun, sirke ile karıştırılıp macun yapılarak abraş Alaca ve mantar gibi hastalıklar için cilde sürülmesi faydalıdır  Peygamberimiz A.S.’ın çocuğunun Sâr’a hastalığından şikayetçi bir kadına, çörek otu tavsiye etmiştir<br />
<br />
Üzüm <br />
<br />
Üzüm hem gıda ve hem de hekimlikte kullanılmıştır. Meyveler içinde en üstün ve en çok gıdalı olanlarındandır. Meyvelerin kıralı olan üç yiyecekten biridir. Bunlar; hurma, incir ve üzümdür Yaş ve kuru halde yenir. Kur’an-ı Kerim’de on bir yerde üzümün adı geçer.  âyet-i Kerime’de “Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerinden şerbet, şıra ve güzel rızk elde edersiniz. Düşünen millet için  ibret vardır” buyrulmuştur Üzüm hazmı kolaylaştırır ve kabızlığı giderir. Bâsura, böbrek taşlarının düşürülmesine ve mafsal ağrılarına  faydalıdır. Karaciğeri takviye eder. Zayıflara ve hastalara üzüm tavsiye edilir Peygamberimiz A.S. meyvelerde üzüm ve karpuzu sevmiştir  Kuru üzüm sinirleri kuvvetlendirir yorgunluğu giderir ağız kokusunu güzelleştirir balgama karşı faydalıdır<br />
Kuru üzümün hafızayı geliştirir İmam Zührî (r.a.) şöyle demiştir: “Her kim hadis ezberlemek isterse, kuru üzüm yesin.”<br />
<br />
<br />
Karpuz <br />
<br />
Kabakgillerdendir  hararet gidericidir Hz. Aişe (r.a.), peygamberimizin karpuzla yaş hurmayı birlikte yiyip şöyle dediğini nakleder: “ Hurmanın hararetini karpuzun soğukluğu ile, karpuzun soğukluğunu  hurmanın harareti ile gideriyoruz”Karpuz ve kavun, mideyi ve bağırsakları temizler, idrarı arttırır,böbrek ve mesane taşlarını eritir. Cinsi münasebet gücünü arttırır, cildi güzelleştirir. Karpuzun yemeklerden önce yenmesi tavsiye edilir. “Karpuz yemeklerden önce yenirse,organları temizler ve hastalığı siler . yemeklerden sonra yenirse, kusma meydana gelir” <br />
<br />
Kekik <br />
<br />
Çiçekleri, tomurcukları ve sapı baharat olarak kullanılır. çiçekli, ve yapraklı dallarından damıtma usulüyle kekik yağı elde edilir. Yapraklı dalları çay olarak  içilir. Güzel ve hoş kokusu vardır. hasislerde. “Evlerinizi- zaman zaman- akgünlük, yavşan, kekik ve gelin çiçeği gibi güzel kokulu otlarla tütsülendiriniz” buyurulmuştur Kekik, midedeki gazı çıkarır, mide ve karaciğer üşütmelerine  faydalıdır. Şişkinliği giderir, ağır yemekleri hazmettirir. Şehveti tahrik eder, koklanması nezleye iyi gelir İdrarı ve adet kanamasını arttırır. Gözleri keskinleştirir, hafızayı kuvvetlendirir. Yılan ve akrep sokmalarına karşı, bal ile karışık kekik macunu yenirse, yılan ve akrebin zehrini tesirsiz hale getirir Kekik yağı, ağız yoluyla alındığında akciğer ve göğüs hastalıkları için  faydalıdır. Safrayı arttırır ve bağırsak kurtlarını düşürür.<br />
<br />
Pırasa <br />
<br />
Pırasa et ile pişirilirse etin yağını alır. Vücutta kötü sıvılar meydana getirir, gözü zayıflatır. Tansiyonu düşürür. Hazmı zordur. Ağızda kötü koku hasıl eder. Peygamberimiz A.S., huzuruna gelen  cemaatte pırasa kokusunu hissetti onlara: “Bu sebzenin yenilmesini yasak etmedim mi? Çünkü insanların rahatsız oldukları şeylerden melekler de rahatsız olurlar” buyurdu <br />
<br />
Sarımsak <br />
<br />
toprak altındaki baş kısmı hem yenir hem de baharat olarak kullanılır. Hoşa gitmeyen  kokusu vardır. Hadis-i Şeriflerde soğan ve sarımsağa “habis” hoşa gitmeyen şey denilmiştir. Peygamber A.S.: “Her kim şu kötü kokulu habis bitkiden (sarımsaktan) yerse, ağzının kokusu gidinceye kadar mescidimize gelmesin” buyurmuştur hadiste Her kim soğan veya sarımsak yiyecek olursa, Kokusu gidinceye kadar yanımıza ve mescidimize yakın olmasın, evinde otursun” Sarımsak, haşarat sokmalarında dövülüp macun haline getirildikten sonra yılan ve akrebin soktuğu yerlere merhem gibi sürülürse zehiri çeker ve vücudu ısıtır. soğuktan meydana gelen şişliklere karşı panzehir olarak kullanılır. Sarımsak şişkinliği giderir, hazma yardım eder. Kan dolaşımı aksaklıklarını giderir. İdrar ve balgam söktürür. <br />
<br />
Kanser tümörünü önler. Sarımsak bal ile macun yapılır alaca hastalığının tedavisi için cilde sürülürse faydalıdır  Sarımsak koruyucu olup, gıdaların bozulmasını önler. Hz. Ali (r. A.), sarımsağın bir çok hastalık için şifa olduğunu söylemiştir Sarımsağın zararlı tarafları da vardır. Baş ağrısı yapar, dimağa ve gözlere zarar verir. Görme gücünü ve cinsel arzuyu zayıflatır.<br />
<br />
<br />
Kimyon <br />
<br />
Maydonozgillerden otsu, güzel kokulu bir bitkidir. Kurutularak baharat olarak kullanılır. hekimlikte  faydalanılmıştır. Peygamber A.S.hadislerinde: “Sizlere sinameki ve sennûtı (tereyağı, bal ve kimyon) tavsiye ederim. bunlar Sâm’dan başka her derde devadır” buyurunca, sahabeler tarafından: “Sâm nedir, ya Resûlallah?” diye sorduğunda, Peygamber A.S.: “Ölümdür” diye cevap vermiştir <br />
Kimyon iştahı açar, sindirimi kolaylaştırır, mide ve bağırsaklardaki şişkinliği ve ağız kokusunu giderir. Kimyon, bal ve şeker ile şerbet yapılırsa, bağırsak ve kulunç ağrılarına iyi gelir. Kimyon, İdrarı ve sütü arttırır. İdrarı zor yapanlara tavsiye edilir Karaciğere faydalıdır. Kimyon diş ağrılarına ve diş etlerindeki inmeye karşı faydalıdır <br />
<br />
Süt:<br />
<br />
Sütte sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, bakır kükürt ve klor gibi madeni tuzlar ile protein, şeker ve yağ gibi besinler mevcuttur. süt yiyecek ve içeceklerin yerini tutan iyi bir gıda ve hem de bir çok hastalık için şifadır. Cenab-ı Hak sütü, Kur’an- Kerim’de  zikretmiştir.: “...Hayvanlarda da sizin için alınacak dersler ve öğütler vardır. Sizlere hayvanların bağırsak  ile kan arasından meydana gelen, içenlere halis ve içimi kolay süt içiriyoruz” (Nahl 65-66) . “Hayvanlarda da sizin için ibretler vardır. Onların  karınlarında meydana getirdikleri sütten size içiririz. Onlarda sizin için faydalar vardır, etlerini yersiniz” (Mü’minûn 21). âyet-i Kerime’de:  hayvanlarda içilecek sütler ve nice faydalar vardır.şükretmezler mi?” buyrulmaktadır (Yâsin 72-73) .<br />
<br />
Peygamber A.S. da : “Yüce Allah bir kişiye süt ikram ederse o kimse “Allahım bize bu sütü bereketli kıl, bize daha çok süt ver!” diye dua etsin. Çünkü yiyecek ve içeceklerin yerini tutan, açlığı ve susuzluğu gideren, sütten başka  gıda bilmiyorum” demiştir bir başka hadisde: “Sizlere inek sütünü ve sütünden meydana gelen yağını tavsiye ederim. Etinden ise sakınınız. Zira sütü ve yağı deva, eti ise derttir” buyurmuştur Bir diğer hadislerinde de inek sütünün şifa olduğuna işaret etmiştir: “İnek sütü ile tedavi olunuz. Çünkü ben yüce Allah’ın bunda şifa yarattığı kanaatindeyim. Zira inek her çeşit ottan otlamaktadır”süt, insan bedeni için en faydalı  içecektir.  hem gıda verir, hem kan yapar. Vücudu temizler, cinsi münasebeti arttırır. Zekayı geliştirir. her türlü zehirlenmeye karşı bir panzehirdir. Bal ile şerbet yapılıp içildiği zaman yılan ve akrep sokmasına karşı iyi gelir Süt,  hastalar hamile ve emzikli kadınlar için faydalıdır. yorgunluk ve halsizliğe iyi bir ilâçtır Süt, safra hastalıkları için iyi değildir. sütler, özellikle soğuk içildiği zaman gaz yapar. Süt ağır bir gıda olduğu için herkes buna tahammül edemez. koyun sütü ağırdır. yağlı sütlerin içine su katılması, içimi hafifletir.  Peygamber A.S.’ın, koyun sütünü içerken bir miktar su karıştırdığı nakledilir <br />
<br />
Sütlü bulamaç<br />
<br />
Sütlü bulamaç, arpa veya buğday ununa yağ ve süt karıştırılarak ateş üzerinde yapılan  çorbadır. Sütlü bulamaç olarak bilinir  bu karışıma bal da ilâve edilir. Sütlü bulamaçla alakalı peygamberimizin hadisleri vardır:  sütlü bulamaç hastanın midesini kuvvetlendirip rahatlatır. üzüntülerini de giderir” (Buhari tıp 7/14) . “Gerçekten sütlü bulamaç, üzüntülü ve kederli kimsenin midesinin kuvvetlendirip rahatlatır. Sizlerden birinin yüzündeki kiri su ile yıkayıp temizlediği gibi, sütlü bulamaç da hastanın gönlünden üzüntü ve kederi öylece giderir” Hz. Âişe (r.a) da: “ Peygamber A.S. aile fertlerinden biri hastalandığında, sütlü bulamaç çanağı ateşinden inmezdi. Taki hasta iyileşince veya ölünceye kadar” demiştir Yine Hz. Âişe (r.a.) şöyle demiştir: “Bir defasında göğsümde bir sertlik ve başımda bir ağrıdan dolayı, Peygamber A.S. ‘a şikâyette bulundum. O “: Ey Âişe! Sana sütlü bulamacı tavsiye ederim sütlü bulamaç şikayetlerinizi gidericidir” buyurdu <br />
<br />
Sinameki (Cassia acutifolia):<br />
<br />
Baklagillerdendir. Mekke’de yetişeni  meşhurdur Mekke Senâsı anlamına gelen kelime, halk dilinde Sinameki olarak kullanılmıştır. En büyük özelliği, müshil olarak kullanılmasıdır. Yan etkisi azdır. Yaprakları kurutularak değerlendirilir. Az miktarda alınması halinde mide ve bağırsakları yumuşatır. Fazla miktarda alınırsa ishal eder Peygamber A.S.’ın hanımlarından Ümmü Selem (r.a.),  defasında kabızlığı gidermek için sütleğen sütü içmişti. Peygamberimiz A.S.: “Sakın bir daha kullanma! sütleğen hararet verici ve zehirleyicidir. Sizlere sinameki, yağ, bal ve kimyonu tavsiye ederim.  bunlar ölümden başka bir çok hastalık için şifadır” buyurmuştur  Peygamberimizin A.S. sinamekiyi hurma ile birlikte kullandığı belirtilmektedir <br />
<br />
Mantar:<br />
<br />
Mantarın hazmı zordur, mideye ağırlık verir, kulunç ağrısı meydana getirir, idrarı zorlaştırır, kirli kan yapar. Ancak, göze sürme çekildiği zaman gözün görme duyusunu kuvvetlendirir. Mantar suyu, normal su ile karıştırılırsa, saç dökülmesine karşı faydalıdır Mantarla alâkalı olarak peygamber A.S.: “Sizlere yaş mantarın suyunu tavsiye ederim.  o, İlâhî bir kudretle kendiliğinden biten bir bitkidir. Suyu göz hastalığına karşı şifadır” buyurmuştur <br />
Mantar suyunun sürme ile macun yapılıp göze sürme çekilmesiyle en iyi göz ilâcının yapılmış olacağı, göz kapaklarını güçlendireceği, gözün görme gücünü arttıracağı belirtilir <br />
<br />
Bitkilerin ve gıdaların Kur’an’da ve hadiste tavsiye edilmesinin hikmetlerinin çok sebebi olabilir. insanlığa, hastalıklardan kurtulmak için tedavî yollarını ve şeklini gösterir. Cenab-ı Hakk’ın Şâfî ismiyle tıp ve eczacılık kimya ve biyoloji gibi ilim sahalarına işaret eder. İnsanları ilme ve araştırmaya sek eder İnsan sağlığına Bitkilerin meyve, çiçek, yaprak ve köklerinin, insanın  ihtiyaçlarına cevap vermesi, kâinatla insan arasındaki münasebeti ortaya koyar mideyi kim yaratmışsa, ona uygun besinleri de O yaratmıştır<br />
İslâm âleminde ve gerekse Selçuklular’la Osmanlılar dönemlerinde, bitkilerle tedavi tıp ilmiyle birlikte değerlendirilmiştir. İslâm âleminde Araplar’da tıbbî bitkilerin hangisinin zehirsiz olduğunu ayırt etmek için hayvanlardan yararlanıldı<br />
<br />
ilâçlar bilimi ortaya konmuştur. Sekizinci yüzyılda İbni Hayyam, bitkierin ismleri,  ve kullanım alanları üzerinde durmuştur Dokuzuncu yüzyılda  bitkilerin tıbbi yönleri üzerinde durulmuştur. Onuncu yüzyılda Türk bilim adamı İbn-i Sina (980-1037) yüzden fazla ilmî eser bırakmıştır. 900 den fazla tıbbî bitki, hayvani ve inorganik ilâç yer almaktadır Müslümanlar 1600’den fazla tıbbî bitkiyi bilmekte idiler , On üçüncü yüzyılda Endülüs’te yetişen İbnü’l Baytar, minerallerden, bitkilerden ve hayvanlardan yapılan 1400 ilâcı, Yunan ve İslâm kaynaklarına dayanarak tanıtmıştır. 300 tanesini ilk defa vermiştir Osmanlılar devrinde  tıbbî tedâvî ile ilgili  İshak ibni Murat, Hacı Paşa, ön plâna çıkmaktadır <br />
<br />
Kaynak risaleforum.net<br />
<br />
Peygamber efendimizden  bitkilerle ilgili hadisler<br />
<br />
Telbineye(Arpa unuyla yapılan çorba) önem veriniz. Hastaya onu yediriniz. <br />
<br />
Sizden biriniz kalbi üzerinde bir ağırlık hissettiği zaman ayva yesin. <br />
<br />
Bir kimse bakla yerse, yemeye devam ederse Hz. ALLAH(C.C.) o kimsenin yediği baklanın misli kadar hastalığını çıkarır. <br />
<br />
Sizlere iki şifayı tavsiye ederim. Birisi bal, diğeri Kuran okumaktır. <br />
<br />
Sizlere sinameki ve Sennut’u yani tereyağı, bal ve kimyon karışımı tavsiye ederim. bunlar ölümden başka her derde devadır. <br />
<br />
Ekmeğe saygı gösteriniz. Çünkü Yüce ALLAH onu göklerin bereketinden indirmiştir. <br />
<br />
Bir sahabenin; “Ya Resulullah kardeşim isale yakalandı.” dediğinde Peygamberimiz; “Bal şerbeti içirin. İsale karşı soğuk bal şerbeti çok faydalıdır.” buyurdu. <br />
<br />
Yaylada otlayan genç devenin sütü, sindirim bozukluğu olan kimseler için devadır. Hadis-i Şerif.<br />
<br />
Hardal ve tere tohumuna kıymet veriniz. Zira Hz. ALLAH bunları bir çok derde deva kılmıştır. <br />
<br />
İçinde hurma bulunmayan evin halkı açtır. <br />
<br />
Her kim kalbinin düzgün çalışmasını isterse incir yemeye devam etsin. <br />
<br />
Ey Aişe, çorba pişirdiğiniz zaman kabağını çok koyunuz. Zira kabak üzüntülü kimsenin gönlünü güçlendirir. <br />
<br />
Hindibayı silkmeden yeyiniz. Zira cennetten üzerine damla düşmediği bir gün yoktur. <br />
<br />
Hurmanın hararetini karpuzun soğukluğu ile, karpuzun soğukluğunu hurmanın harareti ile gideriniz. <br />
<br />
Yemekten evvel kavun yenirse kanı yıkar, hastalıkları giderir. <br />
<br />
Bağsur hastalığı olan İbni Abbas’a, “Gebere otunun çiçek tohumlarını alıp iyice döv, sonra sulandırıp içersin.” <br />
<br />
Ayağımız ağrıyor.” diyenlere; “Ayağınıza kına yakın.” buyururlardı. <br />
<br />
Mantar ekip dikmeden yetişen bir bitkidir. Suyu ise göz hastalığına şifadır. <br />
<br />
Yatmadan evvel maydanoz yemek, tatlı bir nefesle uyumaya, diş ağrısını gidermeye şifadır. <br />
<br />
<br />
Mercimek yemeye devam ediniz. Mercimeği yetmiş peygamber övmüştür. <br />
<br />
Sizin narlarınızdan bir nar yoktur ki, içinde cennet narından bir tane bulunmasın. <br />
<br />
Gözü ağrıyan Hz. Ali’ye; Kırmızı pancar yemelerini tavsiye etmiştir. Kırmızı pancar, hastalıkların etkisini azaltır. <br />
<br />
Yerden biten her bitkide şifa ve zehir vardır. Pirinç ise öyle değildir. Onda yalnız şifa vardır. <br />
<br />
Sarmısak yiyiniz ve onunla tedavi olunuz. Çünkü sarmısakta yetmiş derde deva vardır. <br />
<br />
Eğer ölüme şifa ve çare olan birşey olsaydı sinameki olurdu. <br />
<br />
Sirke negüzel katıktır. ALLAH’ım sirkeyi bereketlendir. sirke benden önceki peygamberlerinde katığı idi. Sirke bulunan ev katık sıkıntısı çekmez. <br />
<br />
İnek sütüyle tedavi olunuz. Çünkü sütte Hz. ALLAH’ın şifa yarattığı kanaatindeyim. inek her çeşit ottan otlanmaktadır. <br />
<br />
Hardal ve tere tohumuna kıymet veriniz.  bir çok derde devadır. <br />
<br />
hindiye kıymet veriniz. Onda yedi hastalık için şifa  muhakkaktır. Boğaz şişliğinde tozunu zeytinyağına karıştırıp buruna damlatılır. <br />
<br />
Üzüm yiyiniz. Yorgunluğu giderir, sinirleri kuvvetlendirir, öfkeyi durdurur. Bir kişi günde yirmibir adet kuru siyah üzüm yerse, cesedinde hoşlanmayacağı bir şey kalmaz. <br />
<br />
Zemzem suyu hangi niyetle içilirse onun içindir. şifa niyetiyle içilirse şifa bulur, susuzluğu gidermek için içilirse susuzluğu giderir, açlık niyetiyle içilirse doyurur. o su Cebrail’in(A.S.) ayağını vurarak çıkardığı, ALLAH’ın(C.C.) İsmail’e içirdiği kutsal ve mubarek bir sudur. <br />
<br />
Zeytin yağını yiyiniz ve onunla yağlanınız.  o, mubarek, kıymetli ve değerli bir ağaçtan yetişmektedir. <br />
<br />
Sizlere çörek otunu tavsiye ederim. bunda ölümden başka bir çok hastalık için şifa vardır. <br />
<br />
Veba hastalığından, aslandan kaçar gibi kaçınız. <br />
<br />
Unutkanlıktan şikayet eden bir kişiye; “Size inek sütü tavsiye ederim. İnek sütü kalbi ve dimağı kuvvetlendirir, unutkanlığı giderir.” Hz. Ali(R.A.)<br />
<br />
Günlük yemeye devam edin. O kalbi kuvvetlendirir. Unutkanlığı da giderir. Hz. Ali(R.A.)<br />
<br />
Yiyeceklerin efendisi önce et, sonra pirinçtir. Hz. Ali (R.A.)<br />
<br />
Halk içinde müteber bir nesne yok devlet gibi olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. Kanuni Sultan Süleyman<br />
<br />
İnsanın Cenab-ı Haktan hiçbir hakkı talep etmeye hakkı yoktur. dâima şükretmeye medyundur. Çünkü, mülk Onundur, insan Onun memluküdür. <br />
<br />
Bizi düşmanın attığı taş değil<br />
Dostun attığı gül yaralar <br />
<br />
 <br />
<br />
Kaynak ehlibeytder.com<br />
<br />
ŞİFA ÖĞÜTLEYEN SÖZLER <br />
<br />
İmam Sadık : Pirinç iyi bir ilaçtır; doğası serindir ve her hastalıktan uzaktır.<br />
<br />
İmam Ali: Acıkan yemek yesin, yemekleri iyi çiğnesin, henüz iştahı varken yemekten ayrılsın, büyük abdestin  bekletsin; böyle yapan bir kimse, ölüm onu buluncaya dek hastalık yüzü görmez.<br />
<br />
İmam Ali : Üç şey hafızayı artırır ve balgamı yok eder: Kuran okumak, bal yemek ve kondur  çiğnemek.<br />
<br />
İmam Musa Kazım : Biz Ehlibeyt ancak şu iki yolla kendimizi tedavi ederiz: Ateşliyken bedenimize soğuk su dökmekle ve elma yemekle.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (sav): İlaç, Allah’ın takdirlerindendir ve Allah’ın emriyle etkili olur.<br />
<br />
İmam Sadık : Bedenin ağrıya tahammül edebildiği sürece ilaç kullanmaktan sakın.<br />
<br />
İmam Sadık: Aşırı su içmekten sakının; çünkü aşırı su içmek bütün hastalıkların başıdır.<br />
<br />
İmam Sadık : Armut yiyin; çünkü armut kalbe ışık verir ve Allah’ın izniyle içinizdeki dertleri yatıştırır.<br />
<br />
İmam Musa Kazım : Yumurta, soğan ve zeytin yiyenin cinsel gücü artar.<br />
<br />
Resul-i Ekrem : Aç karnına hurma yiyin; çünkü hurma karındaki solucanları (kurtçukları) yok eder.<br />
<br />
<br />
Resul-i Ekrem : Marul/kıvırcık yiyin; çünkü marul hazmı kolaylaştırır ve uyumayı sağlar.<br />
<br />
Resul-i Ekrem : İncirin tazesini de kurusunu da yiyin; çünkü incir cinsel gücü artırır ve basuru yok eder.<br />
<br />
İmam Sadık : İnsanlar bal emmek ve bal yemek gibi bir ilaç bulamazlar.<br />
<br />
İmam Sadık : Kalbinde ve bedeninle zayıflık olan bir kimse kuzu eti ile birlikte süt içsin.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (sav): (Saçınızı) kınayla boyayın; çünkü kına göze ışık verir ve saç çıkarır.<br />
<br />
İmam Ali : Kondur çiğnemek diş etlerini sağlamlaştırır, balgamı giderir ve ağız kokusunu yok eder.<br />
<br />
İmam Sadık : Banyodan çıkarken ayaklarınızı soğuk suyla yıkayın; çünkü iş baş ağrısını yok eder.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (sav): Ayva yiyin; çünkü ayva hafızayı güçlendirir, göğüs iltihabını yok eder ve çocuğunuzun güzelleşmesine yardımcı olur.<br />
<br />
İmam Sadık : Eğer insanlar elmanın faydalarını bilselerdi, sadece elmayla hastalarını tedavi etmeye çalışırlardı.<br />
<br />
İmam Sadık : Bakla, bacakları arıtır ve sağlamlaştırır.<br />
<br />
İmam Sadık : Kadınlarınıza hamileliklerinde hurma yedirin; bunu yaparsanız çocuklarınız güzel olurlar.<br />
<br />
İmam Sadık: Aç karnına kavun yemek felce neden olur.<br />
<br />
<br />
İmam sadık : Muhakkak marul-kıvırcık yiyin; çünkü marul kanı tasfiye eder.<br />
<br />
İmam Sadık  Susamın faydalarını anlatırken  buyurdular Etipostu deriyi, çekirdeği de kemikleri yeniler. böbrekleri sıcak tutar, mideyi yıkar ve temizler; insanı basure ve idrarın damla damla gelmesine karşı korur; bacakları sağlamlaştırır ve cüzamın kökünü keser.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (sav): Suyu yavaş yavaş, yudum yudum için; bir defada ve tek nefeste içmeyin; aksi takdirde karaciğer hastalığına yakalanırsınız.<br />
<br />
İmam Cafer Sadık  Bel ağrıları için mercimek faydalıdır.<br />
<br />
İmam Sadık Kavun yiyin; çünkü kavun böbrek taşlarını yok eder.<br />
<br />
İmam Rıza İncir ağızdaki kötü kokuyu giderir, kemikleri sağlamlaştırır, saç çıkarır ve hastalıkları uzaklaştırır. İncir varken başka bir ilaca gerek kalmaz.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (sav): Bir şehre girdiğinizde o şehrin soğanından yiyin; bunu yaparsanız o şehre ait veba ve diğer hastalıklardan güvende olursunuz.<br />
<br />
İmam Ali : Her sabah, aç karnına 21 adet kırmızı üzüm kuşüzümü yemek, ölümün dışında bütün hastalıkların şifasıdır.<br />
<br />
İmam Ali Ayva yemek erkeğin gücünü artırır ve zayıflığı yok eder.<br />
<br />
İmam Sadık  Üç lokma ekmeği tuzla yemekle de akşam yemeğini terk etmeyin! Kim akşam yemeği yemeden uyursa yemediği her gece için damarlarından biri ölür ve bir daha faaliyet göstermez.<br />
<br />
İmam Rıza : Dişleri fırçalamak göze ışık verir, saç çıkarır ve gözyaşlarını giderir.<br />
<br />
İmam Sadık Sürekli canlı kalmak isteyen, ömrünün uzamasını isteyen kimse kahvaltıyı erken, akşam yemeğini de geç yesin; kadınlarla daha az ilişkiye girsin ve borcunu azaltsın.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (sav): Evliliğin ilk haftasında gelini süt, sirke, kavun ve ekşi elma gibi gıdalardan sakındırın; evliliğin ilk haftasında kadının rahmi soğuktur ve bu gıdaları alırsa kısırlığa neden olur.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (sav): Hamile kadınlara doğum yapacağı ayda hurma yedirin doğacak çocuk sabırlı ve takvalı olur.<br />
<br />
Resul-i Ekrem (sav): Hamile eşlerinize ayva yedirin; ayva çocuklarınızı güzelleştirir.<br />
<br />
İmam Rıza Bir şey yediğinizde yemekten sonra sırt üstü uzanın ve sağ ayağınızı sol ayağınızın üzerine atın.<br />
<br />
İmam Ali : Ceviz içini peynirle  yerseniz derman, ayrı ayrı yerseniz derttir.<br />
<br />
<br />
İmam rıza  İlkbaharda soğan, sarımsak ve turşu yemekten kaçının.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İslam ve hayat]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-islam-ve-hayat</link>
			<pubDate>Mon, 16 Apr 2018 07:10:57 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=32581">Murataltug</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-islam-ve-hayat</guid>
			<description><![CDATA[Kaynak kuraan mucizeleri android programı petek<br />
<br />
*O Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi`dir, üstün ve güçlü olan, bağışlayandır. (Sad Suresi) Arıların en hayret verici özelliği düzgün altıgen peteklerdir. Kalabalık arı grubunun son derece intizamlı yapılar meydana getirebileceklerine ihtimal verilmeyebilir. Oysa petek ören arılar kusursuz bir uyum içindedir  her biri farklı yerlerden başlamalarına rağmen, aynı büyüklükte altıgen hücreler üretirler altıgenler birleştirdiklerinde hiçbir  birleşme yerleri belli olmaz altıngenlerde kayma olmaz.Arılar sadece kovanda ihtiyaç  zamanında petek örerler. petekleri barınak,  stok ve yumurtalarını büyütmek için inşa ederler. *Peteklerin düzenli bir yapıları vardır.  arı petekleri çift yüzlüdür. binlerce göz bulunur. gözlerin bal, polen ve yumurta ile doldurulmaları belirli bir düzende gerçekleşir. bir arı peteğinde, en üstten orta bölüme kadar bal bulunur. Ara bölümde polenler, en altta larva odaları yer alır. işçi arılar larva odaları ile bal odaları arasına polen depo  bal, larvalar ve polen birbirine karışmaz petek içinde bal ve larvaların birbirine karışmaması insanların işine yarar yoksa  arıcılar içinden çıkamazdı  Petekten bir bölüm ayırmak isteyen arıcılar, bal almaya çalışırken arı kolonisine zarar verirdi bal  larvalarla karışacağı için bal yemek  zorlaşırdı. <br />
kolaylığın oluşmasını sağlayan şuurlu bir harekettir. <br />
<br />
*peteklerdeki hücrelerde hiçbir fark yoktur. tamamen birbirlerine benzer Ancak tüm benzerliğe rağmen, kraliçe boş bal veya polen hücrelerine yumurta bırakmakta yanılgıya düşmez. Her zaman doğru yere yumurta bırakır. bu kraliçe arıya Allah tarafından verilmiş bir yetenektir.Arılardaki Petek Yapımı Benzersizdir Arıları bilim adamlarını şaşkınlığa uğratmıştır. Onları şaşırtan, altıgen, yamuk, dörtgen gibi matematiksel şekillerle ilgili hesaplamalar  ve şekillerin  peteğin neresinde bulunacağı gibi detayların arılar tarafından eksiksiz bir şekilde yapılır. *arılar konusunda yazan araştırmacı Murray Hoyt petek yapımını şöyle özetlemektedir Bir sürü farklı arının, ağızlarındaki balmumunu bıraktıktan sonra aynı kalınlık ve şeklin oluşması şaşırtıcıdır. on binlerce böcek usta birer mühendistir Her arı petekteki kendi bölgesine küçük bir balmumu ekler. her petek hücresi aynı ölçü ve şekildedir. Arıların rastgele koşuşturduğunu sanırsınız. Petekde bir mühendisin harika programı ve ölçüleri Yüzlerce, binlerce arı  işler,. En uygun boşluklar, en uygun hücre ölçüleri ortaya çıkar.bu son derece düşündürücüdür. Bir insanın cetvel, gönye gibi aletler olmadan şekiller çizmesi zordur. insanın arıların petek ölçülerini  tutturması  olanaksızdır. <br />
<br />
*İnsanların çizdiği şekiller iki boyutludur. Arılar üç boyutlu altıgen prizmalar meydana getirirler. çok hassas hesaplamaları vardır.  petek hücrelerinde balın akmasını engelleyen 13 derecelik bir eğim  vardır. petek, ayrı parçaların biraraya getirilmesiyle oluşur Peteklerde her arının ürettiği parçalar uc uca eklenir. petek dilimleri birleştiğinde hiçbir iz kalmaz. Hücrelerde farklı boyut ve yükseklik oluşmaz. Arılar hücreleri kusursuz bir şekilde birleştirir petek yapımından  sonra birleşim yerleri  tespit edilemez Eğer arılar tek bir taraftan petek üretimine başlasalardı, petek çok uzun sürerdi. birkaç taraftan petek örülmeye başlandığında ise, çok  fazla arı çalıştığı için çok süratli bir şekilde petek tamamlanmış olur. petek  özel  tasarlanmış bir yapıdır tesadüf olasılığını düşünmek  son derece saçmadır. Arıların hayatlarındaki her aşama Allah`ın sınırsız kudretinin ve yaratma gücünün  tecellisidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kaynak kuraan mucizeleri android programı petek<br />
<br />
*O Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi`dir, üstün ve güçlü olan, bağışlayandır. (Sad Suresi) Arıların en hayret verici özelliği düzgün altıgen peteklerdir. Kalabalık arı grubunun son derece intizamlı yapılar meydana getirebileceklerine ihtimal verilmeyebilir. Oysa petek ören arılar kusursuz bir uyum içindedir  her biri farklı yerlerden başlamalarına rağmen, aynı büyüklükte altıgen hücreler üretirler altıgenler birleştirdiklerinde hiçbir  birleşme yerleri belli olmaz altıngenlerde kayma olmaz.Arılar sadece kovanda ihtiyaç  zamanında petek örerler. petekleri barınak,  stok ve yumurtalarını büyütmek için inşa ederler. *Peteklerin düzenli bir yapıları vardır.  arı petekleri çift yüzlüdür. binlerce göz bulunur. gözlerin bal, polen ve yumurta ile doldurulmaları belirli bir düzende gerçekleşir. bir arı peteğinde, en üstten orta bölüme kadar bal bulunur. Ara bölümde polenler, en altta larva odaları yer alır. işçi arılar larva odaları ile bal odaları arasına polen depo  bal, larvalar ve polen birbirine karışmaz petek içinde bal ve larvaların birbirine karışmaması insanların işine yarar yoksa  arıcılar içinden çıkamazdı  Petekten bir bölüm ayırmak isteyen arıcılar, bal almaya çalışırken arı kolonisine zarar verirdi bal  larvalarla karışacağı için bal yemek  zorlaşırdı. <br />
kolaylığın oluşmasını sağlayan şuurlu bir harekettir. <br />
<br />
*peteklerdeki hücrelerde hiçbir fark yoktur. tamamen birbirlerine benzer Ancak tüm benzerliğe rağmen, kraliçe boş bal veya polen hücrelerine yumurta bırakmakta yanılgıya düşmez. Her zaman doğru yere yumurta bırakır. bu kraliçe arıya Allah tarafından verilmiş bir yetenektir.Arılardaki Petek Yapımı Benzersizdir Arıları bilim adamlarını şaşkınlığa uğratmıştır. Onları şaşırtan, altıgen, yamuk, dörtgen gibi matematiksel şekillerle ilgili hesaplamalar  ve şekillerin  peteğin neresinde bulunacağı gibi detayların arılar tarafından eksiksiz bir şekilde yapılır. *arılar konusunda yazan araştırmacı Murray Hoyt petek yapımını şöyle özetlemektedir Bir sürü farklı arının, ağızlarındaki balmumunu bıraktıktan sonra aynı kalınlık ve şeklin oluşması şaşırtıcıdır. on binlerce böcek usta birer mühendistir Her arı petekteki kendi bölgesine küçük bir balmumu ekler. her petek hücresi aynı ölçü ve şekildedir. Arıların rastgele koşuşturduğunu sanırsınız. Petekde bir mühendisin harika programı ve ölçüleri Yüzlerce, binlerce arı  işler,. En uygun boşluklar, en uygun hücre ölçüleri ortaya çıkar.bu son derece düşündürücüdür. Bir insanın cetvel, gönye gibi aletler olmadan şekiller çizmesi zordur. insanın arıların petek ölçülerini  tutturması  olanaksızdır. <br />
<br />
*İnsanların çizdiği şekiller iki boyutludur. Arılar üç boyutlu altıgen prizmalar meydana getirirler. çok hassas hesaplamaları vardır.  petek hücrelerinde balın akmasını engelleyen 13 derecelik bir eğim  vardır. petek, ayrı parçaların biraraya getirilmesiyle oluşur Peteklerde her arının ürettiği parçalar uc uca eklenir. petek dilimleri birleştiğinde hiçbir iz kalmaz. Hücrelerde farklı boyut ve yükseklik oluşmaz. Arılar hücreleri kusursuz bir şekilde birleştirir petek yapımından  sonra birleşim yerleri  tespit edilemez Eğer arılar tek bir taraftan petek üretimine başlasalardı, petek çok uzun sürerdi. birkaç taraftan petek örülmeye başlandığında ise, çok  fazla arı çalıştığı için çok süratli bir şekilde petek tamamlanmış olur. petek  özel  tasarlanmış bir yapıdır tesadüf olasılığını düşünmek  son derece saçmadır. Arıların hayatlarındaki her aşama Allah`ın sınırsız kudretinin ve yaratma gücünün  tecellisidir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cebriyecilik!]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-cebriyecilik</link>
			<pubDate>Tue, 06 Feb 2018 22:39:45 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=21182">kodoo</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-cebriyecilik</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KATIKSIZ İRAN DÜŞMANI SİYONİST FETÖCÜLERİN PERS MASALLARI...]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-katiksiz-iran-dusmani-siyonist-fetoculerin-pers-masallari</link>
			<pubDate>Tue, 09 Jan 2018 12:23:26 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30438">islamibakış</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-katiksiz-iran-dusmani-siyonist-fetoculerin-pers-masallari</guid>
			<description><![CDATA[Türkiye de ve dünyada İran düşmanlığını yapan ve ilk tohumlarını eken fetö cülerdi.<br />
Fetöcülerin İran hakkın da yaptıkları propaganda da ve yöntemlere bakacak olursak;<br />
Fetöcülerin İran’ı karalamak için medya da devamlı surette tekrar ettikleri İranlıların pers olduğu söylemidir. Bu iddia ile İranlıların Hz Ömer dönemin de Müslüman olduğu Gerçeğini Kabul etmeyip kendilerinden başkasını Müslüman görmeyen fetöcülerin Siyonist bakış açılarının bir sonucudur. Nitekim Yahudiler de fetöcüler gibi sonradan Yahudi olanı kabul etmeyip hizmetçi olarak ancak mason olunabileceğini belirterek azınlık ve seçilmiş bir sınıf ve ırk olduklarını iddia ederler. Fetöcülerin bu düşüncesine göre,eğer herkesi geçmişi ile anacak olursak Türklerin Şamanist, Kürtlerin Zerdüşt, Arapların ise müşrik olduğunu söylememiz gerekir. Hâlbuki ki selmani Farisi peygamber sav dönemin de İslam’ı tercih etmiş ilk İranlıdır. Dolayısı ile İranlıların Müslüman olma tarihlerinden öncesine gidip Müslüman oldukları tarihten sonrasını görmeyen iddia ve söylemler, fetöcülerin Siyonizm ve emperyalizm den dolayı İranlı Müslümanları Müslüman kabul etmek istemedikleri için İranlıları pers diye anmalarından ibarettir. Özellik le de medyada Müslüman İranlılar yerine pers diye başlayıp iranı geçmiş tarihi ile ananlar kriptolu fetöcülerdir. Tarih kronolojisi dışında kullanılan pers sözcükleri katıksız İran düşmanı olan fetöcülerin eski alışkanlıklarını devam etmekte olduklarının işaretidir. Değilse konu Türkler den açıldığın da Şamanist Türkler diye konuşan var mı? Konu Kürtlerden açılınca Zerdüşt Kürtler diye geçmişe giden var mı? Konu Araplardan açılın ca müşrik Araplar diyen var mı? Fetöcülerin kuyruk acısı Siyonizm kaynaklı olduğu için fetöcüler İran’ı genelde pers diye anıp geçmişe giderler. Kısaca bu İran düşmanlığı fetöcüler de Obsesif bir hastalık halini almıştır.<br />
Kendilerinden başka herkesi aptal gören fetöcüler; İslam dünyasın da İran şiileştiriyor yaygarasını koparmışlardır. Böylece İran’a karşı bir ön yargı oluşturmak istemişlerdir. Hâlbuki insanların bir dine bile girmek te zorlanır ken bir başka mezhebe geçmesi işten bile değildir. Yine eğer bir başka din ve mezhebe geçiyor olsa bile bu kişinin kendi tercihidir. Herkesin kendi din, mezhep ve mektebini anlatması en doğal hakkıdır. Dolayısı ile dünya da şu an fetöcülerin dediği gibi “sünnileştirme” ya da “şiileştirme“yok ve olmayacak tırda çünkü İslam’ın en önemli amacı Hidayete vesile olmaktır. İllaki gel şu mezhebe intisap etmesi değil. Bu kişinin kendi tercihidir. Sünni ya da Şii Müslümanlar silah mı dayıyor gel benim mezhebime gir diye. Dünya da ahlaksızlaştır ma ve Müslüman halkları sömürgeleştir me den söz etmeyen fetöcülerin Müslümanları bölmek ve karşı karşıya getirmek için uydurdukları bu sünnileştirme ya da şiileştirme lafları Siyonizm’in emri ve yönlendirmesi iledir.<br />
Fetöcülerin elebaşı sı eğerİran’ın yolu cennetten geçiyorsa biz cehenneme gitmeye razıyız diyorlardı. Eğer İran kapıdan girerse biz pencereden gireriz, yok pencereden girerse biz bacadan gireriz diyor du. Yine İran Allaha inanıyorsa ben öyle Allaha inanmam diyordu.Bu sözlerin kendisi bile nasıl bir psikopat ve ruh hastalığına yakalandığının kanıtıdır. Ümmet şuuruna sahip olmayan ve ırkçı bir dil kullanan birçok İran düşmanı hastalığının sebebi fetöcülük tür, İlacı ve panzehri ise İslam dır.<br />
Fetöcüler ajanda defterlerinin ilk sayfalarına Besmele yerine İslamiİran’ı karalayan ve notlar yazarlardı.<br />
Yine Ayna adlı programları ile işgalci İsrail’i turistik bir ülke diye tanıtanda Siyonist ruhlu fetöcüler di.<br />
Fetöcüler zaman gazetesi aracılığı ile yıllar yılı bu İslam’ıİran düşmanlığını yaptılar. Ve Manşetlerinde hep İran düşmanlığı vardı. <br />
Yine dünya da fetöcülerin okul açamadığı iki ülke vardı biri Suriye diğer İrandı, Rusya ise ajanlık yapıyorlar diye 2006 da kapatmıştı okullarını. <br />
İran yapımı ”Muhammed Resulullah “Filmine karşı çıkan ve propaganda yapanların en az yarısı fetöcü idi. İçlerinde Herkesin ismini bildiği bir kişisel gelişimci de vardı. <br />
Fetöcülerin Amentüsünün birinci maddesi islam’i İran’ı ret etmek, kötü göstermek ve ikinci maddesi ise ehli kitap adı altında Yahudi ve Hristiyanları şirin göstermekti. <br />
Ve bugün kü bu İslamiİran düşmanlığının kalıntılarıfetöcülerin yaptıklarıpropagandalara ve temellere dayanıyor. Bu kriptolu fetöcüler İran paranoyağı oldukların dan eski alışkanlıklarını farklı şekil ve kimlikler de devam ettiriyorlar. <br />
Her İran düşmanı fetöcü olmasa da fetöcülüğün zihinsel kodlarını taşıyan yedek bir versiyonudur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türkiye de ve dünyada İran düşmanlığını yapan ve ilk tohumlarını eken fetö cülerdi.<br />
Fetöcülerin İran hakkın da yaptıkları propaganda da ve yöntemlere bakacak olursak;<br />
Fetöcülerin İran’ı karalamak için medya da devamlı surette tekrar ettikleri İranlıların pers olduğu söylemidir. Bu iddia ile İranlıların Hz Ömer dönemin de Müslüman olduğu Gerçeğini Kabul etmeyip kendilerinden başkasını Müslüman görmeyen fetöcülerin Siyonist bakış açılarının bir sonucudur. Nitekim Yahudiler de fetöcüler gibi sonradan Yahudi olanı kabul etmeyip hizmetçi olarak ancak mason olunabileceğini belirterek azınlık ve seçilmiş bir sınıf ve ırk olduklarını iddia ederler. Fetöcülerin bu düşüncesine göre,eğer herkesi geçmişi ile anacak olursak Türklerin Şamanist, Kürtlerin Zerdüşt, Arapların ise müşrik olduğunu söylememiz gerekir. Hâlbuki ki selmani Farisi peygamber sav dönemin de İslam’ı tercih etmiş ilk İranlıdır. Dolayısı ile İranlıların Müslüman olma tarihlerinden öncesine gidip Müslüman oldukları tarihten sonrasını görmeyen iddia ve söylemler, fetöcülerin Siyonizm ve emperyalizm den dolayı İranlı Müslümanları Müslüman kabul etmek istemedikleri için İranlıları pers diye anmalarından ibarettir. Özellik le de medyada Müslüman İranlılar yerine pers diye başlayıp iranı geçmiş tarihi ile ananlar kriptolu fetöcülerdir. Tarih kronolojisi dışında kullanılan pers sözcükleri katıksız İran düşmanı olan fetöcülerin eski alışkanlıklarını devam etmekte olduklarının işaretidir. Değilse konu Türkler den açıldığın da Şamanist Türkler diye konuşan var mı? Konu Kürtlerden açılınca Zerdüşt Kürtler diye geçmişe giden var mı? Konu Araplardan açılın ca müşrik Araplar diyen var mı? Fetöcülerin kuyruk acısı Siyonizm kaynaklı olduğu için fetöcüler İran’ı genelde pers diye anıp geçmişe giderler. Kısaca bu İran düşmanlığı fetöcüler de Obsesif bir hastalık halini almıştır.<br />
Kendilerinden başka herkesi aptal gören fetöcüler; İslam dünyasın da İran şiileştiriyor yaygarasını koparmışlardır. Böylece İran’a karşı bir ön yargı oluşturmak istemişlerdir. Hâlbuki insanların bir dine bile girmek te zorlanır ken bir başka mezhebe geçmesi işten bile değildir. Yine eğer bir başka din ve mezhebe geçiyor olsa bile bu kişinin kendi tercihidir. Herkesin kendi din, mezhep ve mektebini anlatması en doğal hakkıdır. Dolayısı ile dünya da şu an fetöcülerin dediği gibi “sünnileştirme” ya da “şiileştirme“yok ve olmayacak tırda çünkü İslam’ın en önemli amacı Hidayete vesile olmaktır. İllaki gel şu mezhebe intisap etmesi değil. Bu kişinin kendi tercihidir. Sünni ya da Şii Müslümanlar silah mı dayıyor gel benim mezhebime gir diye. Dünya da ahlaksızlaştır ma ve Müslüman halkları sömürgeleştir me den söz etmeyen fetöcülerin Müslümanları bölmek ve karşı karşıya getirmek için uydurdukları bu sünnileştirme ya da şiileştirme lafları Siyonizm’in emri ve yönlendirmesi iledir.<br />
Fetöcülerin elebaşı sı eğerİran’ın yolu cennetten geçiyorsa biz cehenneme gitmeye razıyız diyorlardı. Eğer İran kapıdan girerse biz pencereden gireriz, yok pencereden girerse biz bacadan gireriz diyor du. Yine İran Allaha inanıyorsa ben öyle Allaha inanmam diyordu.Bu sözlerin kendisi bile nasıl bir psikopat ve ruh hastalığına yakalandığının kanıtıdır. Ümmet şuuruna sahip olmayan ve ırkçı bir dil kullanan birçok İran düşmanı hastalığının sebebi fetöcülük tür, İlacı ve panzehri ise İslam dır.<br />
Fetöcüler ajanda defterlerinin ilk sayfalarına Besmele yerine İslamiİran’ı karalayan ve notlar yazarlardı.<br />
Yine Ayna adlı programları ile işgalci İsrail’i turistik bir ülke diye tanıtanda Siyonist ruhlu fetöcüler di.<br />
Fetöcüler zaman gazetesi aracılığı ile yıllar yılı bu İslam’ıİran düşmanlığını yaptılar. Ve Manşetlerinde hep İran düşmanlığı vardı. <br />
Yine dünya da fetöcülerin okul açamadığı iki ülke vardı biri Suriye diğer İrandı, Rusya ise ajanlık yapıyorlar diye 2006 da kapatmıştı okullarını. <br />
İran yapımı ”Muhammed Resulullah “Filmine karşı çıkan ve propaganda yapanların en az yarısı fetöcü idi. İçlerinde Herkesin ismini bildiği bir kişisel gelişimci de vardı. <br />
Fetöcülerin Amentüsünün birinci maddesi islam’i İran’ı ret etmek, kötü göstermek ve ikinci maddesi ise ehli kitap adı altında Yahudi ve Hristiyanları şirin göstermekti. <br />
Ve bugün kü bu İslamiİran düşmanlığının kalıntılarıfetöcülerin yaptıklarıpropagandalara ve temellere dayanıyor. Bu kriptolu fetöcüler İran paranoyağı oldukların dan eski alışkanlıklarını farklı şekil ve kimlikler de devam ettiriyorlar. <br />
Her İran düşmanı fetöcü olmasa da fetöcülüğün zihinsel kodlarını taşıyan yedek bir versiyonudur.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[AMERİKA YERİNDEMASUMCA! DURUYOR,  İRAN İSE YAYILIYOR MUŞ!]]></title>
			<link>https://islamiforum.net/Thread-amerika-yerindemasumca-duruyor-iran-ise-yayiliyor-mus</link>
			<pubDate>Tue, 09 Jan 2018 12:14:25 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://islamiforum.net/member.php?action=profile&uid=30438">islamibakış</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://islamiforum.net/Thread-amerika-yerindemasumca-duruyor-iran-ise-yayiliyor-mus</guid>
			<description><![CDATA[Amerika’nın yayılmasından rahatsız olmayan arsız münafıklar İran yayılıyor diyorlar mış!<br />
Siyonizm’in ürettiği ve Siyonist İslamcı ekibin mal bulmuş mağrip gibi dillendirdiği Yeni masal bu.<br />
Şüphesiz ki İslami İran düşmanlığı 1979 da İslam devrimi sonrasın da başlayıp dışardaSiyonist kâfirler ve içerde münafıkların öncülüğünde devam ediyor.<br />
Bu sebeple uydu üzerin den dünya da İslam’ıİran ile ilgili günde üç bin yalan söylendiği tespit edilmiştir.<br />
Çünkü bu İslamdevrimi, vahyin, aklın, inancın,bilimin, bilginin, bilincin, irfanın, İhsanın, takvanın, basiretin, onurun, izzetin ve toplumsal şahsiyetin kemale ermesi ile Kur’an ve hadislerde önceden haber verilen ihbarı gaybi ile müjdesini bulan bir inkılabın ve devrimin karanlık, buhranlı, ümitsiz, şaşkın ve gerikalmış, yozlaşmış, bir çağın en zifiri dönemin de gönülleri sükûnete, aklıufuklara ulaştıran vahiy çerağının nur patlaması idi.<br />
Bu İslam inkılabı artık küfrün geri dönülemez bir çöküşü Ve gerileyişi idi. Hasan Nasrullahın ifadesi ile Artık yenilgiler çağının bitmesi zaferler çağının başlangıcı idi.  o yüzden artık dünya da bütün plan ve projeler bu İslam devrimini yıkmaya dönüktür ki kırkyıla yakındır,İranİslam devrimi ambargo ve boykotlar ile yalnızlaştırma ve yıpratma ve yıkıma uğratılmak istendiği için 1980 de başlayan 1988 yılına kadar sekiz yıl süren, Suriye dışın da gündüz SaddamIrak’ı, gece de bütün bir dünya bu İslam devrimine saldır mış veBir milyon Müslümanın ölmesine rağmen Allah’ın izni ve inayeti ile emperyalizm ve Siyonizm İslamiİran da başarısızlığa uğrayarak hayal kırıklığı ile ayrılmıştır.<br />
Şimdi bu akamete uğrayan yenilgilerini güç yolu ile yapamayınca dışarda ve içerde kültürel,siyasi, ekonomik ve askeri savaşım vererek, İslam dünyasında ise uşakları olan bu gizli eller ile yamünafık, yahain, yada ahmak ve cahiller aracılığı ile zihinsel buhranlar yaratmak ve medyatik yalanlar ile islam’i İran’a karşı psikolojiksavaşa dönüştürmüş durumdalar.<br />
Şah dönemi İran’ına laf kondurmayan münafık çevreler Amerika ve İsrail’in bölgesel planları bozguna uğrayınca, Tam bir ilerleme kaydedemeyin ce özellikle de kalbi bozuk çevreler ve kriptolu Müslüman görünümlü Yahudiler tarafın dan medya üzerinden bir İran düşmanlığı başlattılar.Örneğin Türkiye de İran düşmanlığını ilk başlatanlar fetocülerdi.  İslam devrimi öncesi İran Sünni değildi, İslam devrimi sonrası ise İran Şii’dir dediler. Anlatabil dim mi? Münafıklık böyle bir şey işte. 2011 yılında adına iç savaş dedikleri gerçekte ise yüze yakın ülkenin Amerika ve İsrail öncülüğün de vekâlet savaşçısı seyyar göçmen teröristler ile Suriye yi işgalin de İran İslaminkılabı Suriye de BOP için yapılmak istenen” Hormonlu bir devrim ve GDO lu mücahitler”eşliğin de işgale destek vermediği için İran’ıŞii diye tanımlayanlar, Amerika ve İsrail Sünni olduğu için mi Suriye de idi? Yada İranİslam inkılabı Amerika ve İsrail birlikte Suriye de işgale destek verse idi adı Sünni mi olacaktı? Bir dava da haklı olmak için Şiiya daSünni, zenci ya da beyaz mı olmak gerekiyor? Zenci olmak ne kadar doğalsa beyaz olmak da o kadar doğaldır. Şii olmak ne kadar doğalsa Sünni olmak da o kadar doğaldır. Bir savaşın haksız tarafı olduğu için kabilesine, rengine ve mezhebine sığınarak haklı olduğunu açıklamaya çalışmak en aptal en ahmak ve en fitneci tavırdır.<br />
Demek ki İran da İslam devrimi olmasa İran ın hangi mezhepten olduğu onları hiç ilgilendirmeyecek. Kısaca İran denince amaç üzüm yemek değil bunların amacı bağcıyı dövmektir. Herkesin bağcıyı dövmek istediği bir çağda İran İslam inkılabı nı savunmak cesaret ister.<br />
İran İslam inkılabının varlığı Amerika ve Amerika’ya uşaklık eden halkı Müslüman fakat rejimi İslami olmayan ülkeler için model teşkil edeceğinden İslam devrimi bunların ödlerini koparmaktadır. Kendileri yirmi altı milyarı az bulurken Halka ise bir altı yüz olan asgari ücreti çok görmektedirler. Kendi iktidarlarında zevk sefa içinde olanlar tabii olarak adalete dayalı İslami bir sistemi görmek değil duymak bile istemeyeceklerdir. Esas bilinçaltların da olan korku da bu. Çünkü İslami İran da sadece teorik değil pratik bir İslami anlayış olduğu için İslam’ın hayat sahnesine çıkması mazlumların iktidara, müstekbirlerin ise alaşağı olacağını iyi bilmektedirler.İslam’ın tam olarak anlaşılması için soyut halden somut hale dönmesi ancak devlet ile olur. Yine İslam’ın hukuksal uygulamaları ancak İslam’ı referans alan bir devlet ile olur ki İslam’ın devlet olması ile pasif halden aktif hale geçmesi Siyonistlerden önce kraldan fazla kralcı olan Siyonist İslamcıların uykularını kaçırıp ruhlarını ürkütüyor. O yüzden birçok islam’i görünümlü yapı rejimin kontrolünde olduğu için “İslami bir devlet fikri “cümlesini bile kuramıyor.  O yüzden İslami bir İran bunlar için kâbustur.  Elbette İran da gayri İslami bir rejim olsa idi İran’ı baş taç ederlerdi. Fakat durum bunun tersi. Emperyalistleri ve Siyonist İslamcı olanların uykularını kaçıran bir devrimci İslami hareket var karşıların da <br />
Türkiye de ve dünyada İran düşmanlığını yapan ve ilk tohumlarını eken fetö cülerdi.<br />
Fetöcülerin İran hakkın da yaptıkları propaganda da ve yöntemlere bakacak olursak;<br />
Fetöcülerin İran’ı karalamak için medya da devamlı surette tekrar ettikleri İranlıların pers olduğu söylemidir. Bu iddia ile İranlıların Hz Ömer dönemin de Müslüman olduğu Gerçeğini Kabul etmeyip kendilerinden başkasını Müslüman görmeyen fetöcülerin Siyonist bakış açılarının bir sonucudur. Nitekim Yahudiler de fetöcüler gibi sonradan Yahudi olanı kabul etmeyip hizmetçi olarak ancak mason olunabileceğini belirterek azınlık ve seçilmiş bir sınıf ve ırk olduklarını iddia ederler.  Fetöcülerin bu düşüncesine göre,eğer herkesi geçmişi ile anacak olursak Türklerin Şamanist, Kürtlerin Zerdüşt, Arapların ise müşrik olduğunu söylememiz gerekir. Hâlbuki ki selmani Farisi peygamber sav dönemin de İslam’ı tercih etmiş ilk İranlıdır.  Dolayısı ile İranlıların Müslüman olma tarihlerinden öncesine gidip Müslüman oldukları tarihten sonrasını görmeyen iddia ve söylemler, fetöcülerin Siyonizm ve emperyalizm den dolayı İranlı Müslümanları Müslüman kabul etmek istemedikleri için İranlıları pers diye anmalarından ibarettir. Özellik le de medyada Müslüman İranlılar yerine pers diye başlayıp iranı geçmiş tarihi ile ananlar kriptolu fetöcülerdir. Tarih kronolojisi dışında kullanılan pers sözcükleri katıksız İran düşmanı olan fetöcülerin eski alışkanlıklarını devam etmekte olduklarının işaretidir. Değilse konu Türkler den açıldığın da Şamanist Türkler diye konuşan var mı? Konu Kürtlerden açılınca Zerdüşt Kürtler diye geçmişe giden var mı? Konu Araplardan açılın ca müşrik Araplar diyen var mı? Fetöcülerin kuyruk acısı Siyonizm kaynaklı olduğu için fetöcüler İran’ı genelde pers diye anıp geçmişe giderler. Kısaca bu İran düşmanlığı fetöcüler de Obsesif bir hastalık halini almıştır.<br />
Kendilerinden başka herkesi aptal gören fetöcüler; İslam dünyasın da İran şiileştiriyor yaygarasını koparmışlardır. Böylece İran’a karşı bir ön yargı oluşturmak istemişlerdir. Hâlbuki insanların bir dine bile girmek te zorlanır ken bir başka mezhebe geçmesi işten bile değildir. Yine eğer bir başka din ve mezhebe geçiyor olsa bile bu kişinin kendi tercihidir. Herkesin kendi din, mezhep ve mektebini anlatması en doğal hakkıdır. Dolayısı ile dünya da şu an fetöcülerin dediği gibi “sünnileştirme” ya da “şiileştirme“yok ve olmayacak tırda çünkü İslam’ın en önemli amacı Hidayete vesile olmaktır. İllaki gel şu mezhebe intisap etmesi değil. Bu kişinin kendi tercihidir. Sünni ya da Şii Müslümanlar silah mı dayıyor gel benim mezhebime gir diye. Dünya da ahlaksızlaştır ma ve Müslüman halkları sömürgeleştir me den söz etmeyen fetöcülerin Müslümanları bölmek ve karşı karşıya getirmek için uydurdukları bu sünnileştirme ya da şiileştirme lafları Siyonizm’in emri ve yönlendirmesi iledir.<br />
Fetöcülerin elebaşı sı eğerİran’ın yolu cennetten geçiyorsa biz cehenneme gitmeye razıyız diyorlardı. Eğer İran kapıdan girerse biz pencereden gireriz, yok pencereden girerse biz bacadan gireriz diyor du. Yine İran Allaha inanıyorsa ben öyle Allaha inanmam diyordu.Bu sözlerin kendisi bile nasıl bir psikopat ve ruh hastalığına yakalandığının kanıtıdır. Ümmet şuuruna sahip olmayan ve ırkçı bir dil kullanan birçok İran düşmanı hastalığının sebebi fetöcülük tür, İlacı ve panzehri ise İslam dır.<br />
Fetöcüler ajanda defterlerinin ilk sayfalarına Besmele yerine İslamiİran’ı karalayan ve notlar yazarlardı.<br />
Yine Ayna adlı programları ile işgalci İsrail’i turistik bir ülke diye tanıtanda Siyonist ruhlu fetöcüler di.<br />
Fetöcüler zaman gazetesi aracılığı ile yıllar yılı bu İslam’ıİran düşmanlığını yaptılar. Ve Manşetlerinde hep İran düşmanlığı vardı. <br />
Yine dünya da fetöcülerin okul açamadığı iki ülke vardı biri Suriye diğer İrandı, Rusya ise ajanlık yapıyorlar diye 2006 da kapatmıştı okullarını. <br />
İran yapımı ”Muhammed Resulullah “Filmine karşı çıkan ve propaganda yapanların en az yarısı fetöcü idi. İçlerinde Herkesin ismini bildiği bir kişisel gelişimci de vardı. <br />
Fetöcülerin Amentüsünün birinci maddesi islam’i İran’ı ret etmek, kötü göstermek ve ikinci maddesi ise ehli kitap adı altında Yahudi ve Hristiyanları şirin göstermekti. <br />
Ve bugün kü bu İslamiİran düşmanlığının kalıntılarıfetöcülerin yaptıklarıpropagandalara ve temellere dayanıyor. Bu kriptolu fetöcüler İran paranoyağı oldukların dan eski alışkanlıklarını farklı şekil ve kimlikler de devam ettiriyorlar. <br />
Her İran düşmanı fetöcü olmasa da fetöcülüğün zihinsel kodlarını taşıyan yedek bir versiyonudur. <br />
Gelelim İslami İran yayılıyor diyen bu hasetçi ve kalbi marazlı çevrelerin İraniddialarına;<br />
Amerika Nereyi işgal etmeyi denedi ise Kazananı İran olmuş diyerek ten Amerika’nın yenilgisini anlaşılan hazmedememişler.<br />
Efendim Amerika 2001 de Afganistan’ı işgal ettiğin de İran’ a saha açmış diyorlar…<br />
Nasıl bir saha açmış? İran’ın topraklarında bir eksiklik mi var? Ya da İran’ın toprak ve saha ya mı ihtiyacı var? Gönüller de tahta kurmuş bir coğrafyanın toprağa ihtiyacı mı var? Saha ya ihtiyacı var mı? Hangi saha bu? Futbol sahası mı? İran Ne Zaman Amerika’yı tanımış? İran ne zaman ülkesine diğer ülkeler gibi Amerikan üssü açmış? İran ne zaman diğer ülkeler gibi Amerikan elçiliği açmış? Eğer İran’ın Afganistan işgalin de seyirci kalmayıp Afgan halkını savunması, Afgan devletine yardım etmesi nasıl bir Saha yayılmacılığı imiş? İran’ın mı Afganistan’a, yoksa Afganistan’ın mı İran’a ihtiyacı var? Mazlum bir İslam ülkesine yardım etmek yayılmacılık mıdır? Yayılmacılık ise Amerika ve Rusya işgallerin de neden suspus oldunuz? Yayılmacılık İse Amerika’nın, ırak, Suriye, yemen Filistin işgallerinde niye engel olmadınız? Niçin Amerika’nın yanın da saf tutup Amerika’ya karşı olan antiemperyalist ülkeleri yayılmacılıkla suçluyorsunuz? Sizin yayılmacılıktan anladığınız nedir? Siz söyleyemeyeceksiniz. Bari ben söyleyeyim. Amerika ve İsraillin plan ve projelerinin akamete uğradığı her yer sizin için İslami İran yayılmacılığıdır. Rusya Afganistan’ı işgal ederken Amerika’nın Afganistan’a gelmesini kötüye ve işgale yormayıp Amerika’ya kurtarıcı gözüyle bakıyordunuz. O halde bir İslam ülkesi Afganistan’a yardımcı olunca niye bu korku ve telaş? Yoksa Söyleyemediğiniz emperyalist planlarınız mı bozuldu. Ve şimdi soruyorum Rusya Afganistan’ı işgal ettiğin de Amerika’ya saha mı açıyordu? Amerika’nın Rusya bahanesi ile Afganistan’ın yanın da gözüküp Afganistan’a zorla yerleşmesini gözü görmeyen körler İran yayılıyor muş diyorlar inandırıcı mı?<br />
Aynı şekilde Rusya’nın Afganistan’ı işgalin de sahiden nerde idiniz? Sizin Afganistan’a yardım etmeye engel ne idi? Bireysel olarak Afgan cihadına katılan mücahitler dışında gayri İslami rejiminiz ne yaptı? Bosna da Aliye Izzetbegoviç’in adını zikrettiği tek ülke İslamiİran değil midir? On binlerce askerini ve halkını Bosna Müslüman larına yardıma gönderen ve şehit veren İslami İran değil midir? Ne oldu şimdi yoksa İran Bosna’yı damı almış oldu? Yoksa şu an da Bosna Hersek başbakanı bir İran lı mıdır? Şimdiİran Bosna da yayıl mış mı oldu?   İran Filistin’e yardım edince Filistin’de yayılmış mı oldu? Şu anda bu yardımlar dan dolayı Filistin başbakanı bir İranlı mıdır? Siz bu İslam ülkelerine yardım etmek istediniz de engel olan mı vardı? Ya da sizde yardımcı olsaydınız yayılmacı mı olacaktınız? Böyle mi okumak lazım? Artık ne zamana kadar Amerikan korkusu ile Filistin’e Makarna, Bosna da kilise onarı mı, Afganistan’a helva göndereceksiniz? Hem Müslüman mazlum ülkelere silah göndermeyip hem de ezilen ve öldürülen bu mazlum ve masum insanların ölümüne seyirci kalmayıp yardım eden İran’a ise yayılmacı diyeceksin? Yoksa Siyonizm yayılmıyor diye mi bu kadar dertlisiniz? İran’a bu kadar kinlisiniz?  Bu yüzden mi Amerikan işgallerini görmeyip, Müslüman bir ülkeden rahatsızlık duyup kininizi kusuyorsunuz. Ayette belirtildiği üzere “Öfkeniz le birlikte ölün “ Sizler Bosna da kilise onarırken, Afgan halkı öldürülürken Müslüman İran halkının yardımlarına nasıl yayılmacılık diyorsunuz? Var mı sizin aklınız? İmanınız? Ve vicdanınız?<br />
Amerika nereye saldırdı ise orada İran’a saha açıldı diyenler? Amerika ve İsrail’in desteği ile Arakan hükümeti kendi halkını öldürün ce, Türkiye de şimdi Arakan halkına yardım edince Amerika Türkiye ye saha mı açmış oldu Arakan da? Türkiye ya da başka bir İslam ülkesinin mazlumlara yardımı yayılmacılık ya da saha genişletmek ise ABD ve İsrail’in işgallerine neden yayılmacı ve saha açmak demiyorsunuz? Bu nasıl bir münafıklıktır?    Bu nasıl bir mantıktır? Bu nasıl bir niyet okuyuculuktur? Gerçekte bu tam Siyonist bir bakış açısıdır ki İşgal edeni görmüyor ve sorgulamıyor, fakat herhangi Müslüman bir ülke mazlumlara ve masumlara yardım edince yayılmacı oluveriyor. Olsun kardeşim olsun. Bizler hakkın yayılmacısıyız. Ve hakkın yayılmasına, mazlumun yardımına koşan hiçbir İslam ülkesi işgalci ve yayılmacı da değildir. Bizler mazlumların yardımcılarıyız. Kininizden ölseniz de bu böyledir. İslam dini ezen değil ezilenlerin yanında yeryüzünü Müslümanlara bir mescit olarak görmektedir. Toprak tapılan bir meta olmadığı için ne yapsın toprağı İran, ya da başka bir İslam ülkesi? Asıl Yayılmacı gözünü kan bürümüş, insanlığın emeğini çalan ve kanını döken sizin gibi kriptolu Siyonist İslamcı rolünde olup Amerika ya tapanlardır. Amerika’yı Rab edinip ’beyaz sarayı tavaf edip kendine kıble edinenlerdir. <br />
Amerika nereye saldırdı ise orda İslami İran kazandı diyorlar. Ya kim kazanacak? Hep taptığınız Amerika mı kazanacak? Tabii onların niyeti farklı.Onlar diyor ki o halde bir işbirliği var demek istiyorlar. Yenilgilerini telafi etmek için. Böylece İslami İran’a olan güvenleri azaltmak ve kafa ütülemek ve akan pak suyu bulandırmak. Yoksa gerçeğin ve hakikatin ne olduğunu kendileri de biliyor. Yine bu mantığa göre müşrikler peygamber sav her saldırdıkların da peygamber sav karlı çıkıyordu.Kazanan taraf oluyordu.  Şimdi müşrikler haşa peygambere saha mı açıyordu bu art niyetlilere göre.   Bedir, Uhudve Hendek hep müşriklerin peygamber davasının yayılması için miydi? O halde acaba peygamber sav de müşrikler ile işbirliği yaptı mı diyorlar? Bunların hilesi bu. Yenilginin altından zafer devşirmeye çalışıyorlar. Rableri olan Amerika’nın, Suriye, ırak, Afganistan, yemen ve Filistin deki başarısızlığını bir şekilde niyet okuyuculuğu ile hakikati bulandırarak Amerikan yenilgisini örtmek istiyorlar. Amerika ve İsrail’in İslam ülkelerini işgalin de İran’ın nasıl bir savunma mücadelesi verdiğini iyi bildikleri için, İçlerini kemirip kinlerinden her gün ölüp ölüpdiriliyorlar. İşte bundan dır ki İran denince Rableri olan Amerika’nın incindiğini bilip kırmızı boğaya dönüşüyorlar.Veİslamiİran hangi Emperyalist saldırıya karşı koysa bakın gördünüz mü İran yayılıyor diyorlar. Varsayalım ki dediğiniz gibi yayılmacı olsun, Amerika ve İsrail’in yerine bırakın da İslam ülkeleri yayılsın. Neden rahatsız sınız? İslam ülkelerinin güçlü olması niçin sizleri rahatsız ediyor?İşte Öküzün altın da buzağı aramaları ondan dır. Bu acı onlara yeter, Ülser de yapar kanser de.Olay bundan ibaret.<br />
Yoksa Amerika ile işbirliği arıyorlarsa ülkelerin deki yüze yakın Amerikan üssüne baksınlar. Ve Bu Amerikan üslerinin kime karşı kullanılacağını bir sorsunlar bakalım. Bu Amerikan üsleri Müslümanlardan başka herhalde İsrail’e karşı kullanılacak değildir. Yada bu Amerikan üsleri öyle müzelik olsun diye de kurulmadı değil mi? Birde utanmadan biz bağımsız ve güçlüyüz diyorlar ya!Bu utanç ve ihanet onlar için yeterlidir sanırım. Amerika ile işbirliği arıyorlar sa Amerika’nın körfez savaşında Irak’ı hangi ülkenin incirliğinden vurup bir buçuk milyon Müslümanın ölmesine sebep olanlar utansın!<br />
Amerika ile işbirliği arıyorlar saülkelerin deki Amerika ve İsrail elçiliklerinin hangi ülkede olup olmadığına Bakıp arlansınlar.<br />
Amerika ve İsrail ürünleri hangi ülkelerde çok satılıyor bir baksınlar<br />
Bütün bu bilgiler ışığın da İslam dinini bir ülkenin değil yeryüzü dini olarak görmekteyiz. İmam Humeyni’nin “İran için İslam’ı değil, İslam için İran’ı istiyoruz” sözünü de bu minvalde okumak lazım. Ve dünyada şu an İslam’ı yönetim şekli olarak kabul eden ve edecek olan her İslam ülkesi ni iman bağından dolayı sevmekteyiz. Ve somut olarak İran İslam devrimini tevhit ilkesini gerçekleştiren İslam’ın bir merkezi olarak görmekteyiz. Küfrün merkezi nasıl ki eskiden İngiltere bugün Amerika dır. Dünde islam’i olarak eksikliklerine rağmen şeklide olsa temsilen İslam’ın merkezi Osmanlı idi. Bugünde İslami yönetim olarak Müslümanların başkenti İranİslaminkılabı olduğun dan İran’ı anlamaya dönük analiz ve tartışmalar hariç,Siyonistler ve özellikle de münafık çevreler ce İranİslam devrimine yönelik karalamalar, medyatik yalanlar, her türlü dezenformasyon devam edecektir. İslam ışıklarının belirdiği vebu karanlık çağın sonu olduğunu müjdeleyen İran İslam devrimi müminlerin gönüllerini şenlendirip ferahlatırken güneşten kaçan yarasalar misali kalbi marazlı, münafık kâfir ve art niyetli olanları da rahatsız ve tehdit etmeye devam edecektir.  Bu bir Hak ve Batıl savaşıdır. Batıl var oldukça Hak da var olacaktır. Ve Batılın olduğu her yer de Hakkın mücadelesi devam edecektir. <br />
Anlayanlar için bu kadarı yeter.<br />
Anlamak istemeyenler için davul zurna az.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Amerika’nın yayılmasından rahatsız olmayan arsız münafıklar İran yayılıyor diyorlar mış!<br />
Siyonizm’in ürettiği ve Siyonist İslamcı ekibin mal bulmuş mağrip gibi dillendirdiği Yeni masal bu.<br />
Şüphesiz ki İslami İran düşmanlığı 1979 da İslam devrimi sonrasın da başlayıp dışardaSiyonist kâfirler ve içerde münafıkların öncülüğünde devam ediyor.<br />
Bu sebeple uydu üzerin den dünya da İslam’ıİran ile ilgili günde üç bin yalan söylendiği tespit edilmiştir.<br />
Çünkü bu İslamdevrimi, vahyin, aklın, inancın,bilimin, bilginin, bilincin, irfanın, İhsanın, takvanın, basiretin, onurun, izzetin ve toplumsal şahsiyetin kemale ermesi ile Kur’an ve hadislerde önceden haber verilen ihbarı gaybi ile müjdesini bulan bir inkılabın ve devrimin karanlık, buhranlı, ümitsiz, şaşkın ve gerikalmış, yozlaşmış, bir çağın en zifiri dönemin de gönülleri sükûnete, aklıufuklara ulaştıran vahiy çerağının nur patlaması idi.<br />
Bu İslam inkılabı artık küfrün geri dönülemez bir çöküşü Ve gerileyişi idi. Hasan Nasrullahın ifadesi ile Artık yenilgiler çağının bitmesi zaferler çağının başlangıcı idi.  o yüzden artık dünya da bütün plan ve projeler bu İslam devrimini yıkmaya dönüktür ki kırkyıla yakındır,İranİslam devrimi ambargo ve boykotlar ile yalnızlaştırma ve yıpratma ve yıkıma uğratılmak istendiği için 1980 de başlayan 1988 yılına kadar sekiz yıl süren, Suriye dışın da gündüz SaddamIrak’ı, gece de bütün bir dünya bu İslam devrimine saldır mış veBir milyon Müslümanın ölmesine rağmen Allah’ın izni ve inayeti ile emperyalizm ve Siyonizm İslamiİran da başarısızlığa uğrayarak hayal kırıklığı ile ayrılmıştır.<br />
Şimdi bu akamete uğrayan yenilgilerini güç yolu ile yapamayınca dışarda ve içerde kültürel,siyasi, ekonomik ve askeri savaşım vererek, İslam dünyasında ise uşakları olan bu gizli eller ile yamünafık, yahain, yada ahmak ve cahiller aracılığı ile zihinsel buhranlar yaratmak ve medyatik yalanlar ile islam’i İran’a karşı psikolojiksavaşa dönüştürmüş durumdalar.<br />
Şah dönemi İran’ına laf kondurmayan münafık çevreler Amerika ve İsrail’in bölgesel planları bozguna uğrayınca, Tam bir ilerleme kaydedemeyin ce özellikle de kalbi bozuk çevreler ve kriptolu Müslüman görünümlü Yahudiler tarafın dan medya üzerinden bir İran düşmanlığı başlattılar.Örneğin Türkiye de İran düşmanlığını ilk başlatanlar fetocülerdi.  İslam devrimi öncesi İran Sünni değildi, İslam devrimi sonrası ise İran Şii’dir dediler. Anlatabil dim mi? Münafıklık böyle bir şey işte. 2011 yılında adına iç savaş dedikleri gerçekte ise yüze yakın ülkenin Amerika ve İsrail öncülüğün de vekâlet savaşçısı seyyar göçmen teröristler ile Suriye yi işgalin de İran İslaminkılabı Suriye de BOP için yapılmak istenen” Hormonlu bir devrim ve GDO lu mücahitler”eşliğin de işgale destek vermediği için İran’ıŞii diye tanımlayanlar, Amerika ve İsrail Sünni olduğu için mi Suriye de idi? Yada İranİslam inkılabı Amerika ve İsrail birlikte Suriye de işgale destek verse idi adı Sünni mi olacaktı? Bir dava da haklı olmak için Şiiya daSünni, zenci ya da beyaz mı olmak gerekiyor? Zenci olmak ne kadar doğalsa beyaz olmak da o kadar doğaldır. Şii olmak ne kadar doğalsa Sünni olmak da o kadar doğaldır. Bir savaşın haksız tarafı olduğu için kabilesine, rengine ve mezhebine sığınarak haklı olduğunu açıklamaya çalışmak en aptal en ahmak ve en fitneci tavırdır.<br />
Demek ki İran da İslam devrimi olmasa İran ın hangi mezhepten olduğu onları hiç ilgilendirmeyecek. Kısaca İran denince amaç üzüm yemek değil bunların amacı bağcıyı dövmektir. Herkesin bağcıyı dövmek istediği bir çağda İran İslam inkılabı nı savunmak cesaret ister.<br />
İran İslam inkılabının varlığı Amerika ve Amerika’ya uşaklık eden halkı Müslüman fakat rejimi İslami olmayan ülkeler için model teşkil edeceğinden İslam devrimi bunların ödlerini koparmaktadır. Kendileri yirmi altı milyarı az bulurken Halka ise bir altı yüz olan asgari ücreti çok görmektedirler. Kendi iktidarlarında zevk sefa içinde olanlar tabii olarak adalete dayalı İslami bir sistemi görmek değil duymak bile istemeyeceklerdir. Esas bilinçaltların da olan korku da bu. Çünkü İslami İran da sadece teorik değil pratik bir İslami anlayış olduğu için İslam’ın hayat sahnesine çıkması mazlumların iktidara, müstekbirlerin ise alaşağı olacağını iyi bilmektedirler.İslam’ın tam olarak anlaşılması için soyut halden somut hale dönmesi ancak devlet ile olur. Yine İslam’ın hukuksal uygulamaları ancak İslam’ı referans alan bir devlet ile olur ki İslam’ın devlet olması ile pasif halden aktif hale geçmesi Siyonistlerden önce kraldan fazla kralcı olan Siyonist İslamcıların uykularını kaçırıp ruhlarını ürkütüyor. O yüzden birçok islam’i görünümlü yapı rejimin kontrolünde olduğu için “İslami bir devlet fikri “cümlesini bile kuramıyor.  O yüzden İslami bir İran bunlar için kâbustur.  Elbette İran da gayri İslami bir rejim olsa idi İran’ı baş taç ederlerdi. Fakat durum bunun tersi. Emperyalistleri ve Siyonist İslamcı olanların uykularını kaçıran bir devrimci İslami hareket var karşıların da <br />
Türkiye de ve dünyada İran düşmanlığını yapan ve ilk tohumlarını eken fetö cülerdi.<br />
Fetöcülerin İran hakkın da yaptıkları propaganda da ve yöntemlere bakacak olursak;<br />
Fetöcülerin İran’ı karalamak için medya da devamlı surette tekrar ettikleri İranlıların pers olduğu söylemidir. Bu iddia ile İranlıların Hz Ömer dönemin de Müslüman olduğu Gerçeğini Kabul etmeyip kendilerinden başkasını Müslüman görmeyen fetöcülerin Siyonist bakış açılarının bir sonucudur. Nitekim Yahudiler de fetöcüler gibi sonradan Yahudi olanı kabul etmeyip hizmetçi olarak ancak mason olunabileceğini belirterek azınlık ve seçilmiş bir sınıf ve ırk olduklarını iddia ederler.  Fetöcülerin bu düşüncesine göre,eğer herkesi geçmişi ile anacak olursak Türklerin Şamanist, Kürtlerin Zerdüşt, Arapların ise müşrik olduğunu söylememiz gerekir. Hâlbuki ki selmani Farisi peygamber sav dönemin de İslam’ı tercih etmiş ilk İranlıdır.  Dolayısı ile İranlıların Müslüman olma tarihlerinden öncesine gidip Müslüman oldukları tarihten sonrasını görmeyen iddia ve söylemler, fetöcülerin Siyonizm ve emperyalizm den dolayı İranlı Müslümanları Müslüman kabul etmek istemedikleri için İranlıları pers diye anmalarından ibarettir. Özellik le de medyada Müslüman İranlılar yerine pers diye başlayıp iranı geçmiş tarihi ile ananlar kriptolu fetöcülerdir. Tarih kronolojisi dışında kullanılan pers sözcükleri katıksız İran düşmanı olan fetöcülerin eski alışkanlıklarını devam etmekte olduklarının işaretidir. Değilse konu Türkler den açıldığın da Şamanist Türkler diye konuşan var mı? Konu Kürtlerden açılınca Zerdüşt Kürtler diye geçmişe giden var mı? Konu Araplardan açılın ca müşrik Araplar diyen var mı? Fetöcülerin kuyruk acısı Siyonizm kaynaklı olduğu için fetöcüler İran’ı genelde pers diye anıp geçmişe giderler. Kısaca bu İran düşmanlığı fetöcüler de Obsesif bir hastalık halini almıştır.<br />
Kendilerinden başka herkesi aptal gören fetöcüler; İslam dünyasın da İran şiileştiriyor yaygarasını koparmışlardır. Böylece İran’a karşı bir ön yargı oluşturmak istemişlerdir. Hâlbuki insanların bir dine bile girmek te zorlanır ken bir başka mezhebe geçmesi işten bile değildir. Yine eğer bir başka din ve mezhebe geçiyor olsa bile bu kişinin kendi tercihidir. Herkesin kendi din, mezhep ve mektebini anlatması en doğal hakkıdır. Dolayısı ile dünya da şu an fetöcülerin dediği gibi “sünnileştirme” ya da “şiileştirme“yok ve olmayacak tırda çünkü İslam’ın en önemli amacı Hidayete vesile olmaktır. İllaki gel şu mezhebe intisap etmesi değil. Bu kişinin kendi tercihidir. Sünni ya da Şii Müslümanlar silah mı dayıyor gel benim mezhebime gir diye. Dünya da ahlaksızlaştır ma ve Müslüman halkları sömürgeleştir me den söz etmeyen fetöcülerin Müslümanları bölmek ve karşı karşıya getirmek için uydurdukları bu sünnileştirme ya da şiileştirme lafları Siyonizm’in emri ve yönlendirmesi iledir.<br />
Fetöcülerin elebaşı sı eğerİran’ın yolu cennetten geçiyorsa biz cehenneme gitmeye razıyız diyorlardı. Eğer İran kapıdan girerse biz pencereden gireriz, yok pencereden girerse biz bacadan gireriz diyor du. Yine İran Allaha inanıyorsa ben öyle Allaha inanmam diyordu.Bu sözlerin kendisi bile nasıl bir psikopat ve ruh hastalığına yakalandığının kanıtıdır. Ümmet şuuruna sahip olmayan ve ırkçı bir dil kullanan birçok İran düşmanı hastalığının sebebi fetöcülük tür, İlacı ve panzehri ise İslam dır.<br />
Fetöcüler ajanda defterlerinin ilk sayfalarına Besmele yerine İslamiİran’ı karalayan ve notlar yazarlardı.<br />
Yine Ayna adlı programları ile işgalci İsrail’i turistik bir ülke diye tanıtanda Siyonist ruhlu fetöcüler di.<br />
Fetöcüler zaman gazetesi aracılığı ile yıllar yılı bu İslam’ıİran düşmanlığını yaptılar. Ve Manşetlerinde hep İran düşmanlığı vardı. <br />
Yine dünya da fetöcülerin okul açamadığı iki ülke vardı biri Suriye diğer İrandı, Rusya ise ajanlık yapıyorlar diye 2006 da kapatmıştı okullarını. <br />
İran yapımı ”Muhammed Resulullah “Filmine karşı çıkan ve propaganda yapanların en az yarısı fetöcü idi. İçlerinde Herkesin ismini bildiği bir kişisel gelişimci de vardı. <br />
Fetöcülerin Amentüsünün birinci maddesi islam’i İran’ı ret etmek, kötü göstermek ve ikinci maddesi ise ehli kitap adı altında Yahudi ve Hristiyanları şirin göstermekti. <br />
Ve bugün kü bu İslamiİran düşmanlığının kalıntılarıfetöcülerin yaptıklarıpropagandalara ve temellere dayanıyor. Bu kriptolu fetöcüler İran paranoyağı oldukların dan eski alışkanlıklarını farklı şekil ve kimlikler de devam ettiriyorlar. <br />
Her İran düşmanı fetöcü olmasa da fetöcülüğün zihinsel kodlarını taşıyan yedek bir versiyonudur. <br />
Gelelim İslami İran yayılıyor diyen bu hasetçi ve kalbi marazlı çevrelerin İraniddialarına;<br />
Amerika Nereyi işgal etmeyi denedi ise Kazananı İran olmuş diyerek ten Amerika’nın yenilgisini anlaşılan hazmedememişler.<br />
Efendim Amerika 2001 de Afganistan’ı işgal ettiğin de İran’ a saha açmış diyorlar…<br />
Nasıl bir saha açmış? İran’ın topraklarında bir eksiklik mi var? Ya da İran’ın toprak ve saha ya mı ihtiyacı var? Gönüller de tahta kurmuş bir coğrafyanın toprağa ihtiyacı mı var? Saha ya ihtiyacı var mı? Hangi saha bu? Futbol sahası mı? İran Ne Zaman Amerika’yı tanımış? İran ne zaman ülkesine diğer ülkeler gibi Amerikan üssü açmış? İran ne zaman diğer ülkeler gibi Amerikan elçiliği açmış? Eğer İran’ın Afganistan işgalin de seyirci kalmayıp Afgan halkını savunması, Afgan devletine yardım etmesi nasıl bir Saha yayılmacılığı imiş? İran’ın mı Afganistan’a, yoksa Afganistan’ın mı İran’a ihtiyacı var? Mazlum bir İslam ülkesine yardım etmek yayılmacılık mıdır? Yayılmacılık ise Amerika ve Rusya işgallerin de neden suspus oldunuz? Yayılmacılık İse Amerika’nın, ırak, Suriye, yemen Filistin işgallerinde niye engel olmadınız? Niçin Amerika’nın yanın da saf tutup Amerika’ya karşı olan antiemperyalist ülkeleri yayılmacılıkla suçluyorsunuz? Sizin yayılmacılıktan anladığınız nedir? Siz söyleyemeyeceksiniz. Bari ben söyleyeyim. Amerika ve İsraillin plan ve projelerinin akamete uğradığı her yer sizin için İslami İran yayılmacılığıdır. Rusya Afganistan’ı işgal ederken Amerika’nın Afganistan’a gelmesini kötüye ve işgale yormayıp Amerika’ya kurtarıcı gözüyle bakıyordunuz. O halde bir İslam ülkesi Afganistan’a yardımcı olunca niye bu korku ve telaş? Yoksa Söyleyemediğiniz emperyalist planlarınız mı bozuldu. Ve şimdi soruyorum Rusya Afganistan’ı işgal ettiğin de Amerika’ya saha mı açıyordu? Amerika’nın Rusya bahanesi ile Afganistan’ın yanın da gözüküp Afganistan’a zorla yerleşmesini gözü görmeyen körler İran yayılıyor muş diyorlar inandırıcı mı?<br />
Aynı şekilde Rusya’nın Afganistan’ı işgalin de sahiden nerde idiniz? Sizin Afganistan’a yardım etmeye engel ne idi? Bireysel olarak Afgan cihadına katılan mücahitler dışında gayri İslami rejiminiz ne yaptı? Bosna da Aliye Izzetbegoviç’in adını zikrettiği tek ülke İslamiİran değil midir? On binlerce askerini ve halkını Bosna Müslüman larına yardıma gönderen ve şehit veren İslami İran değil midir? Ne oldu şimdi yoksa İran Bosna’yı damı almış oldu? Yoksa şu an da Bosna Hersek başbakanı bir İran lı mıdır? Şimdiİran Bosna da yayıl mış mı oldu?   İran Filistin’e yardım edince Filistin’de yayılmış mı oldu? Şu anda bu yardımlar dan dolayı Filistin başbakanı bir İranlı mıdır? Siz bu İslam ülkelerine yardım etmek istediniz de engel olan mı vardı? Ya da sizde yardımcı olsaydınız yayılmacı mı olacaktınız? Böyle mi okumak lazım? Artık ne zamana kadar Amerikan korkusu ile Filistin’e Makarna, Bosna da kilise onarı mı, Afganistan’a helva göndereceksiniz? Hem Müslüman mazlum ülkelere silah göndermeyip hem de ezilen ve öldürülen bu mazlum ve masum insanların ölümüne seyirci kalmayıp yardım eden İran’a ise yayılmacı diyeceksin? Yoksa Siyonizm yayılmıyor diye mi bu kadar dertlisiniz? İran’a bu kadar kinlisiniz?  Bu yüzden mi Amerikan işgallerini görmeyip, Müslüman bir ülkeden rahatsızlık duyup kininizi kusuyorsunuz. Ayette belirtildiği üzere “Öfkeniz le birlikte ölün “ Sizler Bosna da kilise onarırken, Afgan halkı öldürülürken Müslüman İran halkının yardımlarına nasıl yayılmacılık diyorsunuz? Var mı sizin aklınız? İmanınız? Ve vicdanınız?<br />
Amerika nereye saldırdı ise orada İran’a saha açıldı diyenler? Amerika ve İsrail’in desteği ile Arakan hükümeti kendi halkını öldürün ce, Türkiye de şimdi Arakan halkına yardım edince Amerika Türkiye ye saha mı açmış oldu Arakan da? Türkiye ya da başka bir İslam ülkesinin mazlumlara yardımı yayılmacılık ya da saha genişletmek ise ABD ve İsrail’in işgallerine neden yayılmacı ve saha açmak demiyorsunuz? Bu nasıl bir münafıklıktır?    Bu nasıl bir mantıktır? Bu nasıl bir niyet okuyuculuktur? Gerçekte bu tam Siyonist bir bakış açısıdır ki İşgal edeni görmüyor ve sorgulamıyor, fakat herhangi Müslüman bir ülke mazlumlara ve masumlara yardım edince yayılmacı oluveriyor. Olsun kardeşim olsun. Bizler hakkın yayılmacısıyız. Ve hakkın yayılmasına, mazlumun yardımına koşan hiçbir İslam ülkesi işgalci ve yayılmacı da değildir. Bizler mazlumların yardımcılarıyız. Kininizden ölseniz de bu böyledir. İslam dini ezen değil ezilenlerin yanında yeryüzünü Müslümanlara bir mescit olarak görmektedir. Toprak tapılan bir meta olmadığı için ne yapsın toprağı İran, ya da başka bir İslam ülkesi? Asıl Yayılmacı gözünü kan bürümüş, insanlığın emeğini çalan ve kanını döken sizin gibi kriptolu Siyonist İslamcı rolünde olup Amerika ya tapanlardır. Amerika’yı Rab edinip ’beyaz sarayı tavaf edip kendine kıble edinenlerdir. <br />
Amerika nereye saldırdı ise orda İslami İran kazandı diyorlar. Ya kim kazanacak? Hep taptığınız Amerika mı kazanacak? Tabii onların niyeti farklı.Onlar diyor ki o halde bir işbirliği var demek istiyorlar. Yenilgilerini telafi etmek için. Böylece İslami İran’a olan güvenleri azaltmak ve kafa ütülemek ve akan pak suyu bulandırmak. Yoksa gerçeğin ve hakikatin ne olduğunu kendileri de biliyor. Yine bu mantığa göre müşrikler peygamber sav her saldırdıkların da peygamber sav karlı çıkıyordu.Kazanan taraf oluyordu.  Şimdi müşrikler haşa peygambere saha mı açıyordu bu art niyetlilere göre.   Bedir, Uhudve Hendek hep müşriklerin peygamber davasının yayılması için miydi? O halde acaba peygamber sav de müşrikler ile işbirliği yaptı mı diyorlar? Bunların hilesi bu. Yenilginin altından zafer devşirmeye çalışıyorlar. Rableri olan Amerika’nın, Suriye, ırak, Afganistan, yemen ve Filistin deki başarısızlığını bir şekilde niyet okuyuculuğu ile hakikati bulandırarak Amerikan yenilgisini örtmek istiyorlar. Amerika ve İsrail’in İslam ülkelerini işgalin de İran’ın nasıl bir savunma mücadelesi verdiğini iyi bildikleri için, İçlerini kemirip kinlerinden her gün ölüp ölüpdiriliyorlar. İşte bundan dır ki İran denince Rableri olan Amerika’nın incindiğini bilip kırmızı boğaya dönüşüyorlar.Veİslamiİran hangi Emperyalist saldırıya karşı koysa bakın gördünüz mü İran yayılıyor diyorlar. Varsayalım ki dediğiniz gibi yayılmacı olsun, Amerika ve İsrail’in yerine bırakın da İslam ülkeleri yayılsın. Neden rahatsız sınız? İslam ülkelerinin güçlü olması niçin sizleri rahatsız ediyor?İşte Öküzün altın da buzağı aramaları ondan dır. Bu acı onlara yeter, Ülser de yapar kanser de.Olay bundan ibaret.<br />
Yoksa Amerika ile işbirliği arıyorlarsa ülkelerin deki yüze yakın Amerikan üssüne baksınlar. Ve Bu Amerikan üslerinin kime karşı kullanılacağını bir sorsunlar bakalım. Bu Amerikan üsleri Müslümanlardan başka herhalde İsrail’e karşı kullanılacak değildir. Yada bu Amerikan üsleri öyle müzelik olsun diye de kurulmadı değil mi? Birde utanmadan biz bağımsız ve güçlüyüz diyorlar ya!Bu utanç ve ihanet onlar için yeterlidir sanırım. Amerika ile işbirliği arıyorlar sa Amerika’nın körfez savaşında Irak’ı hangi ülkenin incirliğinden vurup bir buçuk milyon Müslümanın ölmesine sebep olanlar utansın!<br />
Amerika ile işbirliği arıyorlar saülkelerin deki Amerika ve İsrail elçiliklerinin hangi ülkede olup olmadığına Bakıp arlansınlar.<br />
Amerika ve İsrail ürünleri hangi ülkelerde çok satılıyor bir baksınlar<br />
Bütün bu bilgiler ışığın da İslam dinini bir ülkenin değil yeryüzü dini olarak görmekteyiz. İmam Humeyni’nin “İran için İslam’ı değil, İslam için İran’ı istiyoruz” sözünü de bu minvalde okumak lazım. Ve dünyada şu an İslam’ı yönetim şekli olarak kabul eden ve edecek olan her İslam ülkesi ni iman bağından dolayı sevmekteyiz. Ve somut olarak İran İslam devrimini tevhit ilkesini gerçekleştiren İslam’ın bir merkezi olarak görmekteyiz. Küfrün merkezi nasıl ki eskiden İngiltere bugün Amerika dır. Dünde islam’i olarak eksikliklerine rağmen şeklide olsa temsilen İslam’ın merkezi Osmanlı idi. Bugünde İslami yönetim olarak Müslümanların başkenti İranİslaminkılabı olduğun dan İran’ı anlamaya dönük analiz ve tartışmalar hariç,Siyonistler ve özellikle de münafık çevreler ce İranİslam devrimine yönelik karalamalar, medyatik yalanlar, her türlü dezenformasyon devam edecektir. İslam ışıklarının belirdiği vebu karanlık çağın sonu olduğunu müjdeleyen İran İslam devrimi müminlerin gönüllerini şenlendirip ferahlatırken güneşten kaçan yarasalar misali kalbi marazlı, münafık kâfir ve art niyetli olanları da rahatsız ve tehdit etmeye devam edecektir.  Bu bir Hak ve Batıl savaşıdır. Batıl var oldukça Hak da var olacaktır. Ve Batılın olduğu her yer de Hakkın mücadelesi devam edecektir. <br />
Anlayanlar için bu kadarı yeter.<br />
Anlamak istemeyenler için davul zurna az.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>