İslami Forum

Tam Versiyon: Gelin ŞİRK nedir ne değildir öğrenelim?
Şu anda arşiv modunu görüntülemektesiniz. Tam versiyonu görüntülemek için buraya tıklayınız.
Sayfalar: 1 2
“Yemin olsun ki, sen onları yaşamaya karşı insanların en düşkünü olarak bulursun. Şirk koşan müşriklerden/putperestlerden her biri de arzular ki, bin sene yaşasın. Oysa (uzun ) yaşatılması hiç kimseyi azaptan uzaklaştırmaz. Allah onların yapmakta olduklarını eksiksiz görür.”(2/Bakara, 96 )

“Şirk”, “şerike” fiilinden masdardır. “Şirk” ve aynı kökten gelen şirket, müşâreket, sözlükte; mülk ve saltanatta ortak olmak demektir. Bir şeyin birden fazla kişiye ait olduğunu ifade ederler. Aynı kökten gelen ‘eşreke’ fiili, ortak koşmak, ortak olmak anlamına gelir. Ortak koşana ise “müşrik” denir.

Istılahta şirk; Allah’a zatında, sıfatlarında ve fiillerinde ortak ve denk tanımaktır. Şirk koşan kişiye müşrik denir. İki veya daha çok ilâh tanımak, herhangi bir varlığı ma’bud (ibadet edilen ) olarak bilmek, Allah’ın yaratıcı, kadim, bâkî… gibi sıfatlarını başka varlıklara vermek şirktir. Kısaca şirk, Allah’ın ilâhlık vasıflarını Allah’tan başkasına vermektir. Şirk; tevhidin temeli olan “lâ ilâhe illâllah” gerçeğinin dışına çıkmak, Allah’tan başka ilâh(lar ) olduğunu inanç, söz veya eylemle iddia etmek, Allah’ın dışında ibâdet edilecek, duâ edilecek, gerçek anlamda güç ve kudret sahibi olduğunu kabul etmektir.

Şirk küfürdür, müşrik aynı zamanda kâfirdir. Şirk kavramı, insanların uydurdukları dinleri tanımlama açısından son derece önemli kavramlardan biridir. İnsanlar tarih boyunca sınırlı sayıdaki inançsızlar/ateistler dışında ya “şirk’ dini üzerinde ya da ‘Tevhid’ dini üzerinde olmuşlardır. Aslında ateistler de bir anlamda müşrik ve münkirdirler.

Şirkin olduğu yerde sâlih amel olmaz. Çünkü amelin kabul olması için ihlâs, yani yapılan ibâdetin yalnız Allah için yapılmış olması gereklidir. Allah Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Rabbine kavuşmayı uman kimse, sâlih amel işlesin ve Rabbine ibâdette hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi ortak tutmasın.” (18/Kehf, 110 )

Şirk, kelime anlamı itibariyle bir ortaklığı, ortak olmayı, bir eş-arkadaş tutmayı, malda ve tasarrufta bir hissedar bulmayı ifade eder. Söz gelimi, aynı kökten gelen ‘şerik’ arkadaş, yardımcı, hissedar yani ortak demektir. Şirk, bu ortak olma, eş ve arkadaş bulma fiilidir. İslâm kültüründe şirk kelimesi sözlük anlamından hareketle çok daha özel bir mânâ kazanmıştır. Tevhid dinine aykırı olarak inanılan dinleri ve Allah’tan başka ilâh kabul edenlerin kafa yapılarını, aynı zamanda da onların yaptıkları yanlış işi değerlendirmek üzere kullanılır olmuştur.
Peygamber efendimiz(SAV) buyurmuşlardır:
Şirk; karanlık bir gecede, kara bir kayanın üstünde yürüyen kara bir karınca gibidir.

Kur'an-ı kerimin yaklaşık üçte biri putperestler ve şirk üzerinedir. Şayet günümüzde putperestlik deyince aklımıza hala -taştan, ağaçtan birtakım putlar edinip onlara ibadet eden- putperestler ararsak, putperestliği böyle zannedersek, kur'anın bu üçte birini iptal etmemiz gerekir. Yani boşuna aramayalım.

Esas putperestlik nefsimizde. Putperestliği nefsimizde arayalaım.
Günümüzde hiç aklımıza bile getirmeden o kadar çok şirke düşüyoruz ki; sabah akşam sırf bunun için tevbeler yapmayı tavsiye ederim.

"Ben" dediğimiz anda, cümleye "ben" diye başladığımız anda tehlikenin içindeyiz. Cümleye devam etmeden önce bir "estağfurullah" çekmeyi tavsiye ederim.

Allah'a emanet
Ben çok kereler bu mevzuyu kendi kendime sorgulamışımdır. Ama hala oturtabilmiş değilim kafamda. İnanan hiçbir insan, dört dörtlük ibadet ediyor olmasa bile, tövbe haşa "ben Allah'a ortak koşuyorum, ayrıca şunuda ilah kabul ediyorum" demez, diyemez. O zaman bu şirk hususu bambaşka bir şey olmalı. Kendinden emin olan bir insanın dahi, kendisi bile farkında değilken şirke düşmüş olması gibi bıçak sırtı bir durumdan bahsediyor olmalıyız. Öyleki Allah kendisine şirk koşulmadığı sürece tüm günahları bağışlayacağını buyuruyor. Buda çok çok büyük bir lütuf. Böylesine büyük bir lütfada sadece "ben Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmadım" sözlerimizle kavuşabileceğimizi sanmıyorum. O zaman bu şirk koşma günahı çok komplike bir durum olmalı..Anlatabildim mi bilmiyorum hala... Mesela başka ne tür durumlar biz farkında değilsek dahi içinde şirk unsuru barındırır ?
Camici arkadaşım şirkin riya kibir gibi nefsi durumunu kısmen anlatmış. Biraz daha açıklayacak olursak, yaptığımız iyilikleri, ibadetleri insanlar görsün, insanlar alkışlasın diye yapmak gibi.
Tabi şirkin bu tanımından ziyade öncelikle öğrenmemiz gereken Allahın olan sıfatları başka şeylere vermek gibi şirkleri öğrenmeliyiz ki yaptığımız ibadetler kabul olsun.
Mesela, Allaha dua ederken şeyhin, yatırın, hocanın yüzü suyu hürmetine diye dua edilmesi şeyhi, yatırı, hocayı Allahla eş tutmak gibi.
Rızık verenin Allah olduğunu söylememize rağmen patronun müdürün korkusundan dini vecibeleri yerine getirmiyorsak burda Allahın olan rızık verme sıfatını patrona müdüre vermek gibi.
Allah kuranda yaratmakta yönetmekte kendisine ait olduğunu söylüyor ve biz bunu bilmemize rağmen başka kanun koyanları, yasa belirleyenleri destekleyerek, Allahın olan yönetme hakkını kullara kuruluşlara vermek gibi.
Mevzuyu bir şekilde ucundan da olsa siyasete dayandırmayı başarıyorsunuz ya.. Hakikaten bu zeka karşısında şapka çıkartılır..Herneyse..
Ayrıca şu Hocanın-Şeyhin yüzü suyu hürmetine dua etmenin yani bir nevi rabıtanın İslam'daki yerini iyi araştırın.
Kulaktan duyma, şeyh ve hocalarımızı itibarsızlaştıran bazı söylemlere kanmayın.
Elbette rabıta hakkında iyice araştırma yapmadan bu söylediklerimi anlayamayacaksınız.

Bir şahsı yada şeyi vesile kılarak Allah'tan bir şeyler dilemek şirk değildir.
En basit örneği doktorun verdiği ilacı vesile kılarak Allah'tan şifa dilemek.
Yani ey ilaç bana şifa ver demiyoruz, Ey Allah'ım bu ilaç vesilesi ile ban şifa ver diyoruz.
Aynı şekilde Ey Hocam günahlarımı affet demiyorlar, Ey Allah'ım günahlarımı hocamın hatırı-yüzü suyu hürmetine affet diyorlar.
Yada Ey hocam beni affet sen affetmesen Allah'ın sen beni affet demiyorlar.
Bir ortak koşmak söz konusu değil.
(15-06-2021, Saat:08:53 AM)Mihman Adlı Kullanıcıdan Alıntı: İslamiForum.Net sitemizdeki linkleri görebilmek için sitemize buraya tıklayıp üye olmanız veya giriş yapmanız gerekiyor.
Sitemize üyelikler ücretsizdir!
Mevzuyu bir şekilde ucundan da olsa siyasete dayandırmayı başarıyorsunuz ya.. Hakikaten bu zeka karşısında şapka çıkartılır..Herneyse..

Yok öyle değil bu din zaten hayatın her alanına hükmediyor
(15-06-2021, Saat:10:24 AM)alpi Adlı Kullanıcıdan Alıntı: İslamiForum.Net sitemizdeki linkleri görebilmek için sitemize buraya tıklayıp üye olmanız veya giriş yapmanız gerekiyor.
Sitemize üyelikler ücretsizdir!
Ayrıca şu Hocanın-Şeyhin yüzü suyu hürmetine dua etmenin yani bir nevi rabıtanın İslam'daki yerini iyi araştırın.
Kulaktan duyma, şeyh ve hocalarımızı itibarsızlaştıran bazı söylemlere kanmayın.
Elbette rabıta hakkında iyice araştırma yapmadan bu söylediklerimi anlayamayacaksınız.

Bir şahsı yada şeyi vesile kılarak Allah'tan bir şeyler dilemek şirk değildir.
En basit örneği doktorun verdiği ilacı vesile kılarak Allah'tan şifa dilemek.
Yani ey ilaç bana şifa ver demiyoruz, Ey Allah'ım bu ilaç vesilesi ile ban şifa ver diyoruz.
Aynı şekilde Ey Hocam günahlarımı affet demiyorlar, Ey Allah'ım günahlarımı hocamın hatırı-yüzü suyu hürmetine affet diyorlar.
Yada Ey hocam beni affet sen affetmesen Allah'ın sen beni affet demiyorlar.
Bir ortak koşmak söz konusu değil.

Hayır kulaktan dolma bilgiler değil güzel arkadaşım aksine ben delillere tabi olurum.
Şöyle ki; bişey kuranda emredilmediyse, Allah resulu sav yapmadıysa, sahabesi yapmadıysa benim için yok hükmündedir ki her müslüman için öyle olmalı. Şimdi rabıtaya baktığımızda ayette geçmiyor Allah resulü sav yapmamış, sahabesi yapmamış; dolayısıyla dinde olmayan bişey.
Şimdi dua kısmı da aynı şekilde benim düşünceme göre peygamberin yüzü suyu hürmetine istemek daha mantıklı sonuçta şeyh hoca kimki peygamberin yanında. Ancak sahabe Allah resulü sav yüzü suyu hürmetine diye dua mı etmiş veya Allah ve Allah resulü böyle mi emretmiş. Bu konu da hadis veya ayet varsa beni aydınlatabilir misin
Her husus ve konu hakkında açıkça yazılmış ayet yada hadis bulunmaz.
Siz vesile etmenin şirk olduğunu söylüyorsunuz, burada siz ayet yada hadis getirmelisiniz.
Şirk öyle basit bir konu değil ki hakkında ayet yada hadis olmayan konu hakkında şirk diyemeyiz.

Yanılgınız şuradan kaynaklanıyor, Ortak koşmak herhangi bir konuda ortaklık tanımaktır.
Oysaki vesile kılmak ortaklık tanımak değildir.

Eğer öyle olsaydı ilaç içmek te şirk olurdu.
"Allah'ım bu ilacı bana şifa yap" demek te şirk olurdu.
Sizin görüşünüze göre, şifa Allah'tandır ilaç vesile edilmemelidir, edilirse şirk olur.

Sahabenin yapmadığı şeylerin hiçbiri yapılmaz diye bir şey söz konusu olamaz.
Siz seccade üzerinde namaz kılmak hakkında bir ayet yada hadis söyleyebilir misiniz? Yada hangi sahabe seccade kullanmış?

Şunu da belirtmekte fayda var, ben şimdiye kadar hiçbir şahsı vesile edinmedim.
Günümüzdeki bazı tarikatçıların yaptıklarını savunmuyorum.

Yaptığım şeyi söyleyeyim, "Okuduğum Kuran-ı Kerim yüzü suyu hürmetine" diye dua ederim.
Çok güzel bir yazı olmuş, elinize sağlık.

Ancak Tevhidin türleri olduğu gibi (Uluhiyyette tevhid; kanun koyma, yasamada tevhid = şeriat... Rububiyette tevhid... ve Ubudiyyette tevhid...) Şirkin de türleri vardır; örneğin riya (gösteriş) Şirk-i Hafi (gizli şirk)dir. Bu da ayrı bir yazıya konu olabilir.

Ancak, başlangıçtaki yazıya yapılan yorumlarda bahsi geçen ve hakkında soru sorduğumuz TEVESSÜL ve ŞEFAAT kavramları TEVHİDDİR. Allah etmesin bile bile bunun aksini iddia edenler; nebi, veli ve imamların makamlarını inkar etmiş, TEKEBBÜR etmiş (büyüklenmiş), kibre kapılarak ŞİRKE düşmüşlerdir. Nitekim Yüce Kur'an bunların durumlarını şöyle anlatmaktadır ki Allah bizleri böyle büyüklenmekten korusun;

"Onlara, “Gelin, Allah’ın Resulü sizin için mağfiret dilesin.” dendiği zaman başlarını çevirirler ve onların, büyüklük taslayarak yüz çevirdiklerini görürsün." Münafikun Suresi, 5. ayet.

Tevessül Nedir? Kur’an ve sünnette tevessülün caiz ve meşru oluşuna dair bir delil var mıdır? sorusunun cevabı için tıklayınız:

İslamiForum.Net sitemizdeki linkleri görebilmek için sitemize buraya tıklayıp üye olmanız veya giriş yapmanız gerekiyor.
Sitemize üyelikler ücretsizdir!


Ancak tabi bu gibi (Tevessül vb.) meseleleri doğru anlamak gerekiyor. Örneğin; ŞEFAAT kavramını doğru anlayıp kabul etmek gerekiyor.

Kur'an'da örneğin; وَلَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُٓ اِلَّا لِمَنْ اَذِنَ لَهُۜ  "Onun katında Şefaatin faydası yoktur; İZİN VERDİĞİNDEN BAŞKA" buyuruluyor. İLLA LİMEN EZİNE LEH (İZİN VERDİĞİ ŞEFAAT HARİÇ).

Tıpkı "La ilahe illallah" derkenki gibi, aynı dilbilgisi yapısı var bu ayette. "İlah yoktur... ALLAH'TAN BAŞKA"

Bu ayet; (Sebe Suresi, 23. ayet) Şefaatin varlığına delildir. Ancak, şefaati doğru anlayıp kabul etmek gerekir.

Benim düşüncem o ki; şefaat ve tevessül'ü yanlış anladıktan sonra, kabul eden de, reddeden de birdir. İkisi de hataya düşmüştür.

Örneğin, Şefaat öyle değildir ki, Allah bir hüküm vermiş olsun da O'nun veli kulu, haşa, o kararı değiştirtsin.

İnşallah verdiğim linki okuduktan sonra, Kevser Yayıncılık'ın ŞEFAAT ÜZERİNE kitapçığına müracaat ediniz.

PDF olarak El-Mustafa Üniversitesi sitesinde mevcuttur: İslamiForum.Net sitemizdeki linkleri görebilmek için sitemize buraya tıklayıp üye olmanız veya giriş yapmanız gerekiyor.
Sitemize üyelikler ücretsizdir!


Mevzuyu derinlemesine işlemektedir. Şefaati doğru anlayıp kabul etmemizi sağlayacaktır. Ama bunları araştırmazsak; yanlış anlayıp kabul edersek, bu yanlış anlayıp reddetmek gibi sakıncalıdır.

Allah muvaffak etsin.
Sayfalar: 1 2