Hz. Peygamber döneminde Cuma namazının bir yerde kılınması, bir yerleşim yerinde birden fazla camide cuma namazı kılınmasına ihtiyaç olmadığı içindir. Ayrıca yeni inen ayetleri Hz. Peygamber’den işitme iştiyakı ile sahabenin Cuma namazını, başka bir yerde kılmaları da düşünülmezdi.
Müctehitler, ittifakla ihtiyaç olunca birden fazla camide Cuma namazının kılınabileceğini kabul etmişlerdir. Nitekim İmam Şafii Bağdat’a gittiğinde Cuma namazının birden fazla yerde kılındığını görmüş ve buna karşı çıkmamıştır (Nevevi, Mecmu, IV/452; Şirbini, Muğni’l-Muhtac, I/544). Artık bu gün bir yerleşim biriminde tek cami, Cuma namazının kılınmasına yetmezse, birden fazla camide Cuma namazı kılınmasına imkan yoktur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar” (Bakara 2/286); “Allah dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi” (Hac 22/78) buyrulmaktadır.
Bu durumda ihtiyaten kılınan zuhr-i ahir namazı sağlam bir delile dayanmamaktadır. Zira ihtiyat, iki delilden kuvvetli olanını tercih etmek demektir. Cuma namazının farz olduğunu ifade eden ayet ve hadislere karşı, birden fazla yerde Cuma namazı kılmanın caiz olmayacağını teyit eden bir delil de bir içtihadi bilgi olmaktan ileri gitmez. Nitekim Cuma namazının bir yerde kılınması şartını ileri sürenlerin, ihtiyaç görülürse birden çok camide Cuma namazı kılınabileceğini kabul etmeleri de bunu göstermektedir.
Sonuç olarak, bir yerleşim yerinde birden fazla camide Cuma namazı kılınabileceğinden, zuhr-i ahir namazını kılmak gerekli değildir. Ancak, zuhr-i ahir namazını kılanlara da engel olunmamalıdır.