Tesbih Çekmek Bid’at Diyenlerin Görüşü:
Boncuklarla olan tesbih bid’attır, çünkü Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem)’in zamanında olmayıp, ondan sonra icad edilmiştir. Lugat âlim-leri, tesbihin yeni bir kelime olduğunu ve Arapların bu kelimeyi tanımadı-ğını söylerler. Bu itibarla nasıl olur da, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve se-lem), ashabına bilmedikleri bir şeyi tavsiye eder?
İbn Vaddah el-Kurtubi, (el-Bid’a ve’n-Nehyu Anhâ, s.12) Salet b. Behram’dan rivâyet ettiği bir eserde; “İbn Mes’ud boncuklarla tesbih çeken bir kadına uğrar, onları kopartıp atar, sonra da taşlarla tesbih çeken bir adama gelir ve ayağı ile vurur. Ardından şöyle der: “Çok ileriye gittiniz! Karanlık bid’atlara daldınız! Muhammed (sallallahu aleyhi ve selem)’in as-habını ilimde geçtiniz!”
Boncuklarla tesbih çekmek Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem)’ın yoluna muhâliftir. Bu konuda Abdullah b. Amr şöyle der: “Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve selem)’ı sağ eliyle tesbih çekerken gördüm.”
Ayrıca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem)’ın bazı hanımlarına ver-diği emre de uymamaktadır. Şöyle buyurur:
“Sizlere Sübhânallah, Allah-u Ekber, deyip Allah’ı eksiklikten tenzih etmeyi emrederim. Gaflet edip de Lâ ilâhe İllalâh’ı unutmayın, parmakla-rınızla tesbih çekin çünkü onlar sorulur ve konuşturulurlar.”
Bu hadis hasendir. Hadisi, Ebû Dâvud ve diğerleri rivâyet etmişlerdir. Hâkim ve ez-Zehebî hadisin sahih olduğunu söylerler. en-Nevevî ve el-Askalâni ise, hasen hükmünü vermişlerdir. Diğer taraftan biri gelipte, parmaklar ile olan tesbihin, adet çoğal¬dıkça sayısının muhafazasını imkân-sız olduğunu söylerse, ona şöyle deriz. Bu karmaşıklığa sebep diğer bir bid’attır. Yani dinimizde gelmediği şekilde, Allah-u Teâlâ’nın çokça belirli bir sayıda zikredilmesidir. İşte bu bid’at boncuklarla tesbih bid’atidir. Sa-hih sünnette sabit olan en çok zikir adedi “yüz”dür. Bunu da adet edinen kişi kolaylıkla, yanlışsız bir şekilde yapabi¬lir. Parmaklarla tesbihin daha faziletli olduğuna ittifak etmelerine rağmen, boncuklarla yapılan tesbih, parmaklarla sünnet olan tesbihi fiilen bitirmiş¬tir.
Tesbih Çekmek Bidat Değildir Diyenlerin Görüşü
Aşağıda göreceğiniz gibi bizim elimizde tesbih ile ilgili Nebî (sallallahu aleyhi ve selem) Efendimiz, taşlarla tesbîh etmeyi görmesine rağmen ya-saklamayıp onlarla da tesbîh edilebileceğine dâir bir takrîrî sünnet bulun-makta. Ayrıca sahabelerin tatbiki bulunmakta ve bid’at olmadığına dair naslar mevcuttur. Tesbihle zikre karşı çıkanların elinde ise Abdullah b. Mes’ûd’a âid olan, sıhhat derecesi söz kaldıran, sahih olsa bile “nasıl anla-şılması gerek¬tiği” tartışılabilecek olan, hattâ zâhiri başka sahâbe kavilleri, fiilleri ve takrîrleriyle, hattâ merfû’ rivâyetlerle çelişmekte olan mevkûf bir rivâyeti delil alarak tesbih çekmeye bidat demişlerdir.
Yani işlerine geldiği zaman zayıf hadisi kabul etmezken burada tutu-nacak¬ları başka bir delil olmadığından zayıf hadise yapışıp onu öne sürü-yorlar. Biz zayıf hadisle amel edilir diyoruz sorun onların bu çelişkili du-rumu.
Şimdi tesbihle zikre karşı çıkanların savunması olan Abdullah b. Mes’ûd’a âit olan o sözün açıklamasına bakalım.
İmâm Dârimî, Sünen’inden yaptığı bir rivâyette “Omer b. Yahya dede-sinden nakletmiştir:
Sabah namazından önce Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh)’un kapı-sında oturuyorduk. Evinden çıkınca beraberce mescide doğru yürüyecektik. Ebû Musa el-Eş’ari (Radıyallahu anh) yanımıza geldi: “Abdullah daha dı¬şarı çıkmadı mı?” diye bize sordu. “Hayır” dedik.
O da bizimle birlikte beklemeye başladı. Derken Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) evinden çıktı. Hepimiz kalkıp etrafını sardık. Ebû Musa ona dedi ki: “Ey Abdullah, az önce mescitte garibime gi¬den bir olay gör¬düm. Hayırda başka bir şey görmedim.
Buharî, Ahmet b. Hanbel ve Yahya’nın zayıf gördükleri (Taberani “el-Mu’cemü’l-Kebir”deki rivayetine göre farklı olarak beni korkutan bir iş diye söylüyor.
Fakat sonra Ebû Musa orada şöyle diyor: Şüphesiz o, yemin olsun ki kesinlikle hayırlı bir iştir.
Ebû Musa (Radıyallahu anh) bunu söyledikten sonra yemin etmesi orda yapılanları hayırlı iyi bir iş gördüğüne kesinlik kazanıyor.
Abdullah “Neydi o iş” diye sordu. Ebû Musa (Radıyallahu anh): “Bekler-sen sen de görürsün” dedi. Sonra şöyle anlattı.
“Mescitte halka halinde oturmuş topluluklar gördüm. Her halkanın ba-şında bir adam elinde çakıl taşları olduğu halde komut veriyordu.“Yüz defa tekbir”. Topluluk bu komutu aldıktan sonra yüz defa tekbir getiriyordu. Sonra aynı adam: “Yüz defa la ilahe illallah deyin” diyordu. Topluluk gere-ğini yerine getiriyordu. Sonra yine aynı adam “Yüz defa Sübhanallah deyin” diye komut veriyordu. Ve topluluk yine emre uyuyor ve yüz defa Sübhanallah diyordu.
Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) “Sen onlara hiç bir şey söyleme-din mi?” diye sordu. Ebû Musa (Radıyallahu anh) “hayır, hiç bir şey söyle-medim ve senin görüşünü almak istedim” dedi. Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh): “Sen onlara: Siz o çakıl taşları ile günahlarınızı sayın, ben de size bu işin hayrınızı eksiltmeyeceğine garanti vereyim, diyemedin mi?” dedi.
Sonra Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) mescide yürüdü. Biz de bir-likte gittik. Mescide gelince bu halkalardan birine rastladı. Tepelerine di-kildi. “Nedir, sizin şu yaptığınız iş?” dedi. Onlar ise: “Ey Abdullah, bunlar çakıl taşlarıdır. Biz bunlarla tekbir, tehlil ve tesbihlerimizi sayıyoruz.” de-diler.
Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh): “Siz o taşlarla günahlarınızı sa-yın, ben de size hayrınızın eksilmeyeceğine dair garanti vereyim. Ey Mu-hammed’in ümmeti, helakiniz ne kadar da hızla yaklaşıyor.
Hem de sizin aranıza bu kadar sahabe varken, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selemin)’ın kefeni henüz nemlenmemişken, yemek tabağı henüz kırılmamışken. Beni kudretiyle saran Allah (Celle Celalühü) adına söyleyin ki, “Siz Muhammed (sallallahu aleyhi ve selem) ümmetinden daha mı fazla hidayette olan bir ümmetsiniz? Yoksa, siz dalalet (sapıklık) kapısını açanlar mısınız?
Onlar: “Ey Abdullah, Allah (Celle Celalühü)’a yemin ederiz ki, bizim hayır işlemekten başka hiç bir niyetimiz yoktur” dediler. Abdullah: “Nice hayır uman insanlar vardır ki asla umdukları hayrı bulamamışlardır.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) “Kuran okuyan fakat okuduk-ları kalplerine işlemeyen” bir topluluk tarif etmişti; Yemin ederim ki sanki o tarife uyanların çoğunluğu sizin aranızda” dedi. Sonra onlardan yüz çevi-rip oradan ayrıldı. Amr. b. Seleme diyor ki: “Nehravan olayında bu adamla-rın çoğunluğunu Haricilerle beraber bize saldırırken gördük”
Hadisin Analizi:
Hadis zayıftır (İbni el cezvu,El zuafa ve el matrukin cilt 2,sayfa 233,no 2601)
Hadis zayıftır (İbni Adi,el kamil fi el zuafa,cilt 5,sayfa 122,no:1287)
Hadis zayıftır (Ibni Hacer,Lisan el Mzan,cilt 4,sayfa 378,no 1128)
El heytemi Mecmua el zevaid kitabinin Bab el Umma ala al sadaka adli bölü¬münde hadisi zayif saymiştir
Ravi Amr hakkinda onu gören İbni Main dedi ki:"Onun rivayetleri deyersizdir" (el zuafa vel matrukin,sayfa 212 no 3229)
İbni Karraş dedi ki:"O kabul görmeyen birisidir"(el mugni)
İmam Zehebi dedi ki:"O,en zayiflar arasinda yer alan itibar görmeyen birisi¬dir" (Mizan el itidal,cilt 3,sayfa 293)
CEVAP
Birincisi zayıf hadislerle amel etmeyi kabul etmezlerken burada ol-duğu gibi zayıf hadise yapışmaları onlar için bir çelişki.
Ebû Musa ona dedi ki: “Ey Abdullah, az önce mescitte garibime gi¬den bir olay gördüm. Hayırdan başka bir şey görmedim.
Buharî, Ahmed b. Hanbel ve Yahya’nın zayıf gördükleri (Tebaranî “el-Mu’cemü’l-Kebir”deki rivayetine göre farklı olarak, Ebû Musa (Radıyallahu anh) beni korkutan bir iş diye söylüyor. Fakat sonra Ebû Musa (Radıyallahu anh)’ın şöyle diyor;
“Şüphesiz ki, o elbette yemin olsun ki kesinlikle hayırlı bir iştir.”
Ebû Musa (Radıyallahu anh)’nın bunu söyledikten sonra yemin etmesi orada yapılanları hayırlı iyi bir iş gördüğüne kesinlik kazandırıyor.
Ebû Musa (Radıyallahu anh)’nın bu sözü ortada iken selefilik iddiasında bu¬lunanların Ebû Musa (Radıyallahu anh)’nın görüşü hakkında zan ve yo-rumlarının hiç önemi yoktur.
Burada görüleceği gibi Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) ile Abdul¬lah b. Mes’ud (Radıyallahu anh)’ın görüş ayrılığı vardır.
Bir sahabe bu işi hayırlı başka sahabe bidat olarak görüyor.
Sahabilerden bazıları, Kur’ân’ın toplanıp mushaflaştırılmasını Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) tarafından yapılmadığını söyleyerek bid’at diyorlardı. Hazreti Ömer (Radıyallahu anh) ise bid’at olarak görmedi.
Kimi âlimlerden sahabi kavlini hüccet görmediği rivâyet edilse de İs-lâm âlimlerinin cumhuru onu delil görüp, bağlayıcı kabul ederler.
Hanefîler de onlardandır. Hatta bazı rivâyetlerde, bunu, İslâm âlimle-rinin sadece cumhuru değil, hepsi kabul eder. Yalnız bir sahabi kavline ters, başka bir sahabi kavli varsa tercihe gidilir, birisi alınır.
Sufiyye de burada aşağıda göstereceğimiz sahâbeden birçoklarının fi¬i-lini ve Nebî (sallallahu aleyhi ve selem) Efendimiz, taşlarla tesbîh etmeyi görmesine rağmen yasaklamadığına göre, bir takrîrî sünnet bulunmaktadır.
İşte Sufiyye de Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) efendimiz’in bu takrirlerini esas alarak ve başka birçok sahabenin yaptıklarını da delil ala-rak Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh)’un değil de, Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh)’nin kanâatini seçmişlerdir.
Aşağıdaki rivayetlerde de göreceğiniz gibi birçok sahabe taş, düğüm kullanarak zikir yapmışlardır. Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) bu ko-nuda bidat demekle görü¬şünde yanlız kalmıştır. Buna rağmen Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin İbn Mes’ud, (Radıyallahu anh) bidat görü-şünde ısrar edip doğru görüş budur der¬lerse şöyle deriz:
İmam Ahmed, Bezzar, Taberanî ve İbn Merduveyh, sahih bir yolla İbn Mes’ud’dan şöyle rivayet ediyor: “İbn Mes’ud, mushaftan Felak ile Nas su-relerini kazımış ve “Sakın Kur’an’a Kur’an’dan olmayan şeyleri karıştır-mayın” “Bunların ikisi Allah’ın kitabından değildir. Ancak Resûlullah’a em-redilmiştir ki onlarla Allah’a sığınsın” demiştir İbn Mes’ud onları na¬mazla-rında okumuyordu.
Bezzar “Bu hususta bir tek sahabi dahi İbn Mes’ud’a katılmamıştır. Resûl-i Ekrem bu iki sureyi de namazda okumuştur.
Biz bunu niçin yazdık? Bu hususta sahabenin İbn Mes’ud’un bu görü-şünü benimsemediğine örnek olsun, diye yazdık.
Dervişin bir çiçek attı, inledin,
Bağrımı delmeye taş yetmez, dedin,
Halden anlayanın bir gülü yeter..
Tatlıydı akrebin sana kıskacı,
Acıya acıda buldun ilacı;
Diyordun, geldikçe üstüste acı:
Bir azap isterim bundan da beter.