You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

zikir ve tesbih bidat mi?

zikir ve tesbih bidat mi?

Kıdemli Üye
zikir ve tesbih bidat mi?
CEMAATLE TESBİH ÇEKMEK BİDAT MİDİR?
Tesbih Çekmek Bid’at Diyenlerin Görüşü:

Boncuklarla olan tesbih bid’attır, çünkü Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem)’in zamanında olmayıp, ondan sonra icad edilmiştir. Lugat âlim-leri, tesbihin yeni bir kelime olduğunu ve Arapların bu kelimeyi tanımadı-ğını söylerler. Bu itibarla nasıl olur da, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve se-lem), ashabına bilmedikleri bir şeyi tavsiye eder?
İbn Vaddah el-Kurtubi, (el-Bid’a ve’n-Nehyu Anhâ, s.12) Salet b. Behram’dan rivâyet ettiği bir eserde; “İbn Mes’ud boncuklarla tesbih çeken bir kadına uğrar, onları kopartıp atar, sonra da taşlarla tesbih çeken bir adama gelir ve ayağı ile vurur. Ardından şöyle der: “Çok ileriye gittiniz! Karanlık bid’atlara daldınız! Muhammed (sallallahu aleyhi ve selem)’in as-habını ilimde geçtiniz!”
Boncuklarla tesbih çekmek Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem)’ın yoluna muhâliftir. Bu konuda Abdullah b. Amr şöyle der: “Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve selem)’ı sağ eliyle tesbih çekerken gördüm.”
Ayrıca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem)’ın bazı hanımlarına ver-diği emre de uymamaktadır. Şöyle buyurur:
“Sizlere Sübhânallah, Allah-u Ekber, deyip Allah’ı eksiklikten tenzih etmeyi emrederim. Gaflet edip de Lâ ilâhe İllalâh’ı unutmayın, parmakla-rınızla tesbih çekin çünkü onlar sorulur ve konuşturulurlar.”
Bu hadis hasendir. Hadisi, Ebû Dâvud ve diğerleri rivâyet etmişlerdir. Hâkim ve ez-Zehebî hadisin sahih olduğunu söylerler. en-Nevevî ve el-Askalâni ise, hasen hükmünü vermişlerdir. Diğer taraftan biri gelipte, parmaklar ile olan tesbihin, adet çoğal¬dıkça sayısının muhafazasını imkân-sız olduğunu söylerse, ona şöyle deriz. Bu karmaşıklığa sebep diğer bir bid’attır. Yani dinimizde gelmediği şekilde, Allah-u Teâlâ’nın çokça belirli bir sayıda zikredilmesidir. İşte bu bid’at boncuklarla tesbih bid’atidir. Sa-hih sünnette sabit olan en çok zikir adedi “yüz”dür. Bunu da adet edinen kişi kolaylıkla, yanlışsız bir şekilde yapabi¬lir. Parmaklarla tesbihin daha faziletli olduğuna ittifak etmelerine rağmen, boncuklarla yapılan tesbih, parmaklarla sünnet olan tesbihi fiilen bitirmiş¬tir.
Tesbih Çekmek Bidat Değildir Diyenlerin Görüşü
Aşağıda göreceğiniz gibi bizim elimizde tesbih ile ilgili Nebî (sallallahu aleyhi ve selem) Efendimiz, taşlarla tesbîh etmeyi görmesine rağmen ya-saklamayıp onlarla da tesbîh edilebileceğine dâir bir takrîrî sünnet bulun-makta. Ayrıca sahabelerin tatbiki bulunmakta ve bid’at olmadığına dair naslar mevcuttur. Tesbihle zikre karşı çıkanların elinde ise Abdullah b. Mes’ûd’a âid olan, sıhhat derecesi söz kaldıran, sahih olsa bile “nasıl anla-şılması gerek¬tiği” tartışılabilecek olan, hattâ zâhiri başka sahâbe kavilleri, fiilleri ve takrîrleriyle, hattâ merfû’ rivâyetlerle çelişmekte olan mevkûf bir rivâyeti delil alarak tesbih çekmeye bidat demişlerdir.
Yani işlerine geldiği zaman zayıf hadisi kabul etmezken burada tutu-nacak¬ları başka bir delil olmadığından zayıf hadise yapışıp onu öne sürü-yorlar. Biz zayıf hadisle amel edilir diyoruz sorun onların bu çelişkili du-rumu.
Şimdi tesbihle zikre karşı çıkanların savunması olan Abdullah b. Mes’ûd’a âit olan o sözün açıklamasına bakalım.
İmâm Dârimî, Sünen’inden yaptığı bir rivâyette “Omer b. Yahya dede-sinden nakletmiştir:
Sabah namazından önce Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh)’un kapı-sında oturuyorduk. Evinden çıkınca beraberce mescide doğru yürüyecektik. Ebû Musa el-Eş’ari (Radıyallahu anh) yanımıza geldi: “Abdullah daha dı¬şarı çıkmadı mı?” diye bize sordu. “Hayır” dedik.
O da bizimle birlikte beklemeye başladı. Derken Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) evinden çıktı. Hepimiz kalkıp etrafını sardık. Ebû Musa ona dedi ki: “Ey Abdullah, az önce mescitte garibime gi¬den bir olay gör¬düm. Hayırda başka bir şey görmedim.
Buharî, Ahmet b. Hanbel ve Yahya’nın zayıf gördükleri (Taberani “el-Mu’cemü’l-Kebir”deki rivayetine göre farklı olarak beni korkutan bir iş diye söylüyor.
Fakat sonra Ebû Musa orada şöyle diyor: Şüphesiz o, yemin olsun ki kesinlikle hayırlı bir iştir.
Ebû Musa (Radıyallahu anh) bunu söyledikten sonra yemin etmesi orda yapılanları hayırlı iyi bir iş gördüğüne kesinlik kazanıyor.
Abdullah “Neydi o iş” diye sordu. Ebû Musa (Radıyallahu anh): “Bekler-sen sen de görürsün” dedi. Sonra şöyle anlattı.
“Mescitte halka halinde oturmuş topluluklar gördüm. Her halkanın ba-şında bir adam elinde çakıl taşları olduğu halde komut veriyordu.“Yüz defa tekbir”. Topluluk bu komutu aldıktan sonra yüz defa tekbir getiriyordu. Sonra aynı adam: “Yüz defa la ilahe illallah deyin” diyordu. Topluluk gere-ğini yerine getiriyordu. Sonra yine aynı adam “Yüz defa Sübhanallah deyin” diye komut veriyordu. Ve topluluk yine emre uyuyor ve yüz defa Sübhanallah diyordu.
Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) “Sen onlara hiç bir şey söyleme-din mi?” diye sordu. Ebû Musa (Radıyallahu anh) “hayır, hiç bir şey söyle-medim ve senin görüşünü almak istedim” dedi. Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh): “Sen onlara: Siz o çakıl taşları ile günahlarınızı sayın, ben de size bu işin hayrınızı eksiltmeyeceğine garanti vereyim, diyemedin mi?” dedi.
Sonra Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) mescide yürüdü. Biz de bir-likte gittik. Mescide gelince bu halkalardan birine rastladı. Tepelerine di-kildi. “Nedir, sizin şu yaptığınız iş?” dedi. Onlar ise: “Ey Abdullah, bunlar çakıl taşlarıdır. Biz bunlarla tekbir, tehlil ve tesbihlerimizi sayıyoruz.” de-diler.
Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh): “Siz o taşlarla günahlarınızı sa-yın, ben de size hayrınızın eksilmeyeceğine dair garanti vereyim. Ey Mu-hammed’in ümmeti, helakiniz ne kadar da hızla yaklaşıyor.
Hem de sizin aranıza bu kadar sahabe varken, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selemin)’ın kefeni henüz nemlenmemişken, yemek tabağı henüz kırılmamışken. Beni kudretiyle saran Allah (Celle Celalühü) adına söyleyin ki, “Siz Muhammed (sallallahu aleyhi ve selem) ümmetinden daha mı fazla hidayette olan bir ümmetsiniz? Yoksa, siz dalalet (sapıklık) kapısını açanlar mısınız?
Onlar: “Ey Abdullah, Allah (Celle Celalühü)’a yemin ederiz ki, bizim hayır işlemekten başka hiç bir niyetimiz yoktur” dediler. Abdullah: “Nice hayır uman insanlar vardır ki asla umdukları hayrı bulamamışlardır.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) “Kuran okuyan fakat okuduk-ları kalplerine işlemeyen” bir topluluk tarif etmişti; Yemin ederim ki sanki o tarife uyanların çoğunluğu sizin aranızda” dedi. Sonra onlardan yüz çevi-rip oradan ayrıldı. Amr. b. Seleme diyor ki: “Nehravan olayında bu adamla-rın çoğunluğunu Haricilerle beraber bize saldırırken gördük”

Hadisin Analizi:
Hadis zayıftır (İbni el cezvu,El zuafa ve el matrukin cilt 2,sayfa 233,no 2601)
Hadis zayıftır (İbni Adi,el kamil fi el zuafa,cilt 5,sayfa 122,no:1287)
Hadis zayıftır (Ibni Hacer,Lisan el Mzan,cilt 4,sayfa 378,no 1128)
El heytemi Mecmua el zevaid kitabinin Bab el Umma ala al sadaka adli bölü¬münde hadisi zayif saymiştir
Ravi Amr hakkinda onu gören İbni Main dedi ki:"Onun rivayetleri deyersizdir" (el zuafa vel matrukin,sayfa 212 no 3229)
İbni Karraş dedi ki:"O kabul görmeyen birisidir"(el mugni)
İmam Zehebi dedi ki:"O,en zayiflar arasinda yer alan itibar görmeyen birisi¬dir" (Mizan el itidal,cilt 3,sayfa 293)
CEVAP
Birincisi zayıf hadislerle amel etmeyi kabul etmezlerken burada ol-duğu gibi zayıf hadise yapışmaları onlar için bir çelişki.
Ebû Musa ona dedi ki: “Ey Abdullah, az önce mescitte garibime gi¬den bir olay gördüm. Hayırdan başka bir şey görmedim.
Buharî, Ahmed b. Hanbel ve Yahya’nın zayıf gördükleri (Tebaranî “el-Mu’cemü’l-Kebir”deki rivayetine göre farklı olarak, Ebû Musa (Radıyallahu anh) beni korkutan bir iş diye söylüyor. Fakat sonra Ebû Musa (Radıyallahu anh)’ın şöyle diyor;
“Şüphesiz ki, o elbette yemin olsun ki kesinlikle hayırlı bir iştir.”
Ebû Musa (Radıyallahu anh)’nın bunu söyledikten sonra yemin etmesi orada yapılanları hayırlı iyi bir iş gördüğüne kesinlik kazandırıyor.
Ebû Musa (Radıyallahu anh)’nın bu sözü ortada iken selefilik iddiasında bu¬lunanların Ebû Musa (Radıyallahu anh)’nın görüşü hakkında zan ve yo-rumlarının hiç önemi yoktur.
Burada görüleceği gibi Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) ile Abdul¬lah b. Mes’ud (Radıyallahu anh)’ın görüş ayrılığı vardır.
Bir sahabe bu işi hayırlı başka sahabe bidat olarak görüyor.
Sahabilerden bazıları, Kur’ân’ın toplanıp mushaflaştırılmasını Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) tarafından yapılmadığını söyleyerek bid’at diyorlardı. Hazreti Ömer (Radıyallahu anh) ise bid’at olarak görmedi.
Kimi âlimlerden sahabi kavlini hüccet görmediği rivâyet edilse de İs-lâm âlimlerinin cumhuru onu delil görüp, bağlayıcı kabul ederler.
Hanefîler de onlardandır. Hatta bazı rivâyetlerde, bunu, İslâm âlimle-rinin sadece cumhuru değil, hepsi kabul eder. Yalnız bir sahabi kavline ters, başka bir sahabi kavli varsa tercihe gidilir, birisi alınır.
Sufiyye de burada aşağıda göstereceğimiz sahâbeden birçoklarının fi¬i-lini ve Nebî (sallallahu aleyhi ve selem) Efendimiz, taşlarla tesbîh etmeyi görmesine rağmen yasaklamadığına göre, bir takrîrî sünnet bulunmaktadır.
İşte Sufiyye de Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) efendimiz’in bu takrirlerini esas alarak ve başka birçok sahabenin yaptıklarını da delil ala-rak Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh)’un değil de, Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh)’nin kanâatini seçmişlerdir.
Aşağıdaki rivayetlerde de göreceğiniz gibi birçok sahabe taş, düğüm kullanarak zikir yapmışlardır. Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) bu ko-nuda bidat demekle görü¬şünde yanlız kalmıştır. Buna rağmen Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin İbn Mes’ud, (Radıyallahu anh) bidat görü-şünde ısrar edip doğru görüş budur der¬lerse şöyle deriz:
İmam Ahmed, Bezzar, Taberanî ve İbn Merduveyh, sahih bir yolla İbn Mes’ud’dan şöyle rivayet ediyor: “İbn Mes’ud, mushaftan Felak ile Nas su-relerini kazımış ve “Sakın Kur’an’a Kur’an’dan olmayan şeyleri karıştır-mayın” “Bunların ikisi Allah’ın kitabından değildir. Ancak Resûlullah’a em-redilmiştir ki onlarla Allah’a sığınsın” demiştir İbn Mes’ud onları na¬mazla-rında okumuyordu.
Bezzar “Bu hususta bir tek sahabi dahi İbn Mes’ud’a katılmamıştır. Resûl-i Ekrem bu iki sureyi de namazda okumuştur.
Biz bunu niçin yazdık? Bu hususta sahabenin İbn Mes’ud’un bu görü-şünü benimsemediğine örnek olsun, diye yazdık.
Sana taş attılar, sen gülümsedin,
Dervişin bir çiçek attı, inledin,
Bağrımı delmeye taş yetmez, dedin,
Halden anlayanın bir gülü yeter..

Tatlıydı akrebin sana kıskacı,
Acıya acıda buldun ilacı;
Diyordun, geldikçe üstüste acı:
Bir azap isterim bundan da beter.


Bunu ilk beğenen sen ol.
Kıdemli Üye
RE: zikir ve tesbih bidat mi?
Başka bir örnek:
Hazreti Ömer (Radıyallahu anh) ile Hazreti Ammar (Radıyallahu anh) bir konuda görüş ayrılığı Buhari ve Müslim, Abdurrahman b. Ebza (Radıyallahu anh)’dan şu şekilde rivayet etmişlerdir:
Bir adam Hazreti Ömer (Radıyallahu anh)’in yanına gelip:
— “Ben cünüp oldum ve su bulamadım!” dedi. Hazreti Ömer (Radıyallahu anh):
— “Namaz kılma” dedi. Bunun üzerine Ammar (radıyallahu anh şöyle söyledi:
— “Ey mü’minlerin emiri! Hatırlamıyor musun, ben ve sen bir seriy-yede bulunuyorduk. Bu sırada cünüp olmuş ve su bulamamıştık. Sen namaz kılmamıştın; ben ise toprağı üzerime sürmüş ve namaz kılmıştım. Resûlul-lah (aleyhissalâtü vesselâm)’da:
— “Ellerini yere vurup sonra üflemen, sonra da yüzünü ve ellerini (kollarını) meshetmen yeterli olurdu” diye buyurmuştu. Bunun üzerine Hazreti Ömer (Radıyallahu anh): “Allah’dan kork ey Ammar!” dedi. Ammar (Radıyallahu anh)’da: “İstersen bunu konuşmam (rivayet etmem)” dedi. Hazreti Ömer (Radıyallahu anh) dedi ki: “Seni yöneldiğin yöne çeviririz!”
Şakik b. Seleme Esedî’den şöyle söylediği rivayet edilmiştir:
“Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) ve Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) ile birlikte oturuyordum. Bu sırada Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) şöyle söyledi:
— “Ne dersin, ey Ebû Abdurrahman, bir adam cünüp olsa ve bir ay boyunca su bulamasa, namazlar konusunda ne yapacak?” Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) da şöyle söyledi:
— “Bir ay su bulamazsa da teyemmüm etmez.” Bunun üzerine Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) şöyle söyledi: Ammar (Radıyallahu anh)’ın Hazreti Ömer (Radıyallahu anh)’e söylediği sözü duymadın mı?
Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) şöyle söyledi: “Hazreti Ömer (Radıyallahu anh)’în Ammar (Radıyallahu anh)’ın sözüyle ikna olmadığını görmedin mi?”
Bunun üzerine Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) dedi ki: Peki, şu âyet-i kerime hakkında ne diyeceğiz:
Ey iman edenler! Siz sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar- cünüp iken de yolcu olan müstesna gusül edinceye kadar namaza yak-laşmayın. Eğer hasta olur veya bir yolculuk üzerinde bulunursanız, ya-hut sizden biriniz ayak yolundan gelirse, yahut kadınlara dokunup da (bu durumlarda) su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyem-müm edin!
Burada görüleceği gibi Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) ile Abdul¬lah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) görüş ayrılığı vardır. Ebû Hanife bu konuda Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) görüşünü alırken Ebû Yusuf ile İmam Muhammed Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh görüşünü almış.
Yine sahabilerden bazıları, Kur’ân’ın toplanıp mushaf haline getiril-mesinin Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) tarafından yapılmadığını söyleyerek bid’at diyorlardı. Hazreti Ömer radıyallahu anh ise bid’at olarak görmedi. Kimi âlimlerden sahabi kavlini hüccet görmediği rivâyet edilse de İs¬lâm âlimlerinin cumhuru onu delil görüp, bağlayıcı kabul ederler.
Hanefîler de onlardandır. Hatta bazı rivâyetlerde, bunu, İslâm âlimle-rinin sadece cumhuru değil, hepsi kabul eder. Yalnız bir sahabi kavline ters, başka bir sahabi kavli varsa tercihe gidilir, birisi alınır.
Sufiyye de burada yukarıda gösterdiğimiz sahâbeden birçoklarının fii-lini ve Nebî (sallallahu aleyhi ve selem) Efendimiz, taşlarla tesbîh etmeyi görmesine rağmen yasaklamadığına göre, bir takrîrî sünnet bulunmaktadır. İşte Sufiyye de Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) Efendimiz’in bu tak-rirlerini esas alarak ve başka birçok sahabenin yaptıklarını da delil ala¬rak Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh)’un değil de, Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh)’nin kanâatini seçmişlerdir.
Sana taş attılar, sen gülümsedin,
Dervişin bir çiçek attı, inledin,
Bağrımı delmeye taş yetmez, dedin,
Halden anlayanın bir gülü yeter..

Tatlıydı akrebin sana kıskacı,
Acıya acıda buldun ilacı;
Diyordun, geldikçe üstüste acı:
Bir azap isterim bundan da beter.


Bunu ilk beğenen sen ol.
Kıdemli Üye
RE: zikir ve tesbih bidat mi?
Tesbihe Karşı Çıkanlar Şöyle Diyebilir
Hadiste ifade olunduğu üzere, sözde zikir meclisine katılmış bu kim-selerin, daha sonraları, Müslümanlıkları şekilden öteye geçmeyen ve taas-subun en koyu şeklini simgeleyen sözde dindar Haricilerin Hazreti Alî (Radıyallahu anh)’ye karşı savaşında, onlara katıldıklarını görmekteyiz. Demek ki, şeklî Müslümanlık, gerçek anlamda İslâm değildir.
CEVAP
Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) sahabinin ileri gelenlerindendir. Onun bu işi hayırlı görmesi, o mecliste bulunan sahabe ve tabîinin taşlarla ve komutla yapılan zikri benimseyip güzel görmeleri bizim için yeterlidir.
Resûlullah bir yerde taşlarla zikredeni görüp yasaklamadı. Başka bir yerde topluca zikredenleri gördüğünde yasaklayıcı bir söz söylememiş ve o halkaya oturup hamd etmişken sahabelerden biri bu işi bid’at olarak anla-masın mı? Yoksa bid’at görmeyen sahabe ve yasaklamayan Resûlullah’ın görüşünü mü kabul edeceğiz?
O halkada zikredenlerin hepsini değil bir kısmını hariciler saffında görmek. O sahabelerin yaptığının kötü olduğuna dair delil olmaz.
Haricilerin saffında olmayan, toplu zikir eden o halkadaki diğer sa-habe ve tabîinin yaptıkları delil değil mi?
Ayrıca Hazreti Alî’ye karşı Hazreti Ayşe, radıyallahu anha ve birçok sa-habe görüş farklıkları ve fitne yüzünden Hazreti Alî’yle savaşmışlardır. Şimdi biz bu sahabelerin Hazreti Alî’ye karşı savaştıkları için her yaptığına yanlış diyebilir miyiz? Hazreti Ali’ye karşı olmalarını delil getirebilir miyiz?


İbni Âbidin diyor ki:
Resulullah Efendimiz, bir kadının tesbihleri, çekirdeklerle saydığını görmüş; fakat yasaklamamıştır. Bu da, tesbihleri, taşla, çekirdekle ve tesbihle çekmenin caiz olduğunu göstermektedir.
Delili de şudur: Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbni Hibban ve Hâkim’in; Said bin Ebi Vakkas’tan [radıyallühü anh] rivayet ettikleri hadis-i şerifte, Resulullah bir kadının çekirdeklerle veya çakıl taşlarıyla tesbih çektiğini gördüğü halde yasaklamadığını bildirmektedir. (Reddü’l-Muhtar)
İbn Teymiyye Zikrin Küçük Taşlarla Sayılması Güzel Bir İştir Diyor.
Hamd Allah’a salât ve selâm Resulune (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ehli beytine (a.s) ve şerefli sahabilerine(r.a) olsun..
Sevgili kardeşlerimiz, gördüğünüz resim Vehhabilerin büyük şeyhle-rinden İbni Teymiyye’nin "Mecmua El Fetava" isimli kitabinin 22-ci ciltinin 506-ci sayfasidir.Vehhabilerin Şeyhlerinden Ahmed İbn Teymiyye (661-728 h/1263-1328 m) küçük taşlar, meyve çekirdekleri ve tespihle zikr etmek, daha doğrusu edilen zikri bu şeyler vasitasiyla saymak hakkinda diyor ki:
وعدُّ التسبيح بالأصابع سنّة كما قال النبي صلى الله عليه وسلم للنساء : سَبِّحْنَ وَاعْقِدْنَ بِالْأَصَابِعِ فَإِنَّهُنَّ مَسْئُولَاتٌ مُسْتَنْطَقَاتٌ .وأما عدُّه بالنَوَى والحَصَى ونحو ذلك فحسنٌ وكان من الصحابة رضي الله عنهم من يفعَل ذلك وقد رأى النبي صلى الله عليه وسلم أمَّ المؤمنين تسبِّح بالحصى وأقرَّها على ذلك وروي أن أبا هريرة كان يسبِّح به.
وأما التسبيح بما يُجعَل في نِظامٍ من الخَرَز ونحوه فمن الناس من كرِهه ومنهم من لم يكرَهه وإذا أحسِنتْ فيه النيّة فهو حسنٌ غيرُ مكروه وأما اتخاذه من غير حاجة أو إظهاره للناس مثل تعليقه في العُنُق أو جعْله كالسُّوار في اليد أو نحو ذلك فهذا إما رياء للناس أو مَظِنّة المراءاة ومشابهة المرائين من غير حاجة : الأول محرَّم والثاني أقلُّ أحواله الكراهة فإن مراءاةَ الناس في العبادات المختصّة كالصلاة والصيام والذكر وقراءة القرآن من أعظم الذنوب


“Zikrin parmaklarla sayılması sünnettir. Nasil ki, Nebi – (sallallahu aleyhi ve selem)– kadinlara: “Zikr edin ve parmaklarla sayın. Şüphesiz ki, onlar (Kiyametde) Hesaba çekilecek ve konuşacaklardir.” demişti.
Zikrin küçük taşlar ve meyve taneleri ve benzeri şeylerle sayılmasına gelince bu güzel iştir! Sahabiden– (Allah onlardan razı olsun) – böyle eden-ler vardı. Nebi – (sallallahu aleyhi ve selem)– müminlerin annesini küçük taşlarla zikr ederken gördü ve buna itiraz etmedi. Ebu Hureyre’nin de bunlarla zikr etdiyi rivayet edilmişdir.
Boncuklar ve benzerlerinin uygun düzülmüş şekliyle(tespihle) zikre gelince insanlardan bunu kerih görenler (hoş karşılamak) ve kerih görme-yenler vardır.
Niyet iyi olunca bu amel(tespihle zikr) mekruh olmayan güzel bir ameldir!
Kaynak: Ahmed İbn Teymiyye: Mecmu Fetava: 22/506
Medine: 1425/2004
İbn Teymiyye’nin sözlerinden anlaşılan zikrin parmak uclarıyla sayıl-masının sünnet olduğu, diger şeylerle - taş, çekirdek ve tesbih gibi – sayıl-masının ise şeren caiz ve güzel olduğudur.
Çekirdeklere zikr saymağı kabul edip, bunu tesbihle etmeyi kabul et-meyen kimseyi anlamak zordur. Ayni tanelerin uygun nizamla ipe dizilme-sinin hükme tesir edecek türden bir değişiklik midir?
Hanefî müctehidlerinden İmam Tahtavî Dürrü’l-Muhtar Haşiyesi’nde mekruhlar faslında diyor ki :
Mescidde halka olup yüksek sesle zikretmekten kimse menedemez. Zira mescitlerde Zikrullahı menedenler Cenab-ı Hak’kın:
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ مَنَعَ مَسَاجِدَ اللَّهِ أَنْ يُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ وَسَعَى فِي خَرَابِهَا
“Kim Allah’in mescitlerinde Allah’in isminin zikredilmesinden mani olanlardan daha zalim olabilir.”
Sana taş attılar, sen gülümsedin,
Dervişin bir çiçek attı, inledin,
Bağrımı delmeye taş yetmez, dedin,
Halden anlayanın bir gülü yeter..

Tatlıydı akrebin sana kıskacı,
Acıya acıda buldun ilacı;
Diyordun, geldikçe üstüste acı:
Bir azap isterim bundan da beter.


Bunu ilk beğenen sen ol.
Kıdemli Üye
RE: zikir ve tesbih bidat mi?
Tesbih Çekmek Bid‘at Mi?


Bid’atin Şer’i Anlamı
Hakkında şer’i bir delil olmaksızın yapılan uygulamalardır. İslâm şeri-atında aslı olmayan bir şeyi icad etmek demektir. Yani Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem) döneminde mevcut olma¬yan ve dini kaynak-larda delili bulunmayan akîde, ibâdet, dini bir yasaklama gibi alanlar için olan kullanımdır.
Şer’i anlamdaki bid’atler; Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem)’in “Sonradan ortaya çıkan şeyler bid’attir ve bütün bid’atler sapıklıktır” ifa-desi bu anlamdadır.
Şer’î ıstılahta ise; bütün bid’atler dalâlettir. Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem)’den sonra hiç kimsenin dine, akide ve ibâdet konusunda bir şey sokmaya, dini bir şiar ihdâs etmeye veya ondan bir şey eksiltmeye, dini bir uygulamanin niteliğini değiştirmeye (cehri kırâat olmayan namaz-larda cehri kırâat ihdâs etmek gibi), mutlak bir hükmü zaman ve mekan açısından olsun, bireysel ve toplumsal açıdan olsun, şer’i bir delil gelme-dik¬çe kayıtlandırmaya yetkisi yoktur.

Bid’atin Lugat Anlamı
Dinde aslı olan Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem) döneminde aslı benzeri mevcut olan ve dini kaynaklarda delili bulunan birşeyi icat etmek demektir.
Lügat anlamında kullanılan dinde aslı olan bir şeyi icat etmek ve sün-nete muhalif olmayan mutabık olan şeylerde kullanılan bid’at kavramı, şer-i yönüyle kastedilen sapıklık anlamındaki bid’atler değildir, şer’i anlamdaki bid’atle karıştırılmamalıdır.
Günümüzdeki yapıldığı şekliyle bire bir Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem) döneminde olmayan fakat benzeri aslı olup hakkında şer’i bir delile dayalı olarak yapılan uygulamalardır. Hadislerin yazıya geçirilmesi, teravih namazı vb... Bunların lugat an¬lamında bid’at olarak adlandırılması câizdir, zira bunların sünnette aslı ve uygulaması vardır.
Mesala minare Resûlullah zamanında yoktu. Ama ezan yüksek bir yere çıkılarak okunuyordu. Yani aslı vardı Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem) zamanından sonra icat edilmesi yönüyle minare bid‘at olmakla birlikte Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem) zamanında yüksekte okunması gibi bir aslı, benzeri olması, Kuran ve sünnete aykırı bir yönü olmaması yönüyle şer‘î anlamda bid‘at değil, lugat anlamında ise bid‘attir. Yani bid‘at-ı hasenedir.
Dikkat edin; iki şekliyle de bid’at diye anılıyor. Ama biri caiz, diğeri değil. Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem), bid’at hakkında “Bütün bid’atler dalâlettir” buyurmuştur.
İmâm Rabbânî de: Bid’atin hepsi kötüdür, güzeli olmaz, demektedir. Bunun izahı bid’atin, hasenesi veya güzeli olmaz. Hepsi seyyiedir, yani kötüdür, diyenler şer’i ıstılahı kastediyorlar; lügat manasındaki bid’ati kastetmiyorlar.
Bid’atin güzeli de vardır diyenler şer’i ıstılahı kastetmeyip lügat ma-nasını murad ediyorlar. Yani her iki gruba göre bid’atı hasene lugat manada bid’at değildir.
“Bid’at-ı hasene” mefhumunu kullanan sahabe bunu şer’i anlamda değil, lügavi anlamda kullanmışlardır. Âlimlerin kastı aslı dinde olan ve insanların sonradan keşfettikleri amellerdir. Dolayısıyla burada kullanılan “bid’at-ı hasene” lafzı şerri istilahta değil, lugavidir.
Bid’at kavramı bazen şer’i bir konu hakkında kullanılır. Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem)’in; “sonradan ortaya çıkarılan her şey bid’attır ve her bid’at de sapıklıktır” ifadesi bunun örneğidir.
Hazreti Ömer (Radıyallahu anh)’in, insanları teravih için topladığı ve onların da buna devam etmesi üzerine söylediği “bu ne güzel bid’attir” sözü lugat anlamındadır. Şer’î değildir. Ömer (Radıyallahu anh)’in kasdı, bu uygulamanın 20 rekat şekilde daha önce mevcut olmadığı, ancak dinde aslının bulunduğunu Resûlullah’ın kıldı¬ğını ifade etmekti.”
Tesbih taşları ile zikir yapmak, aslı Resûlullah ve sahabede mevcut olması, Kuran’a ters bir yönü olmamasıdan dolayı, sapıklık ifade eden, İs-lâm şeriatında aslı olmayan birşeyi icad etmek anlamında olan şer’i olarak bir bid’at değildir. Tesbih taşları ile zikir yapmak, aslı Resûlullah ve saha-bede mevcut olması, Kuran’a ters bir yönü olmamasıdan dolayı “bid’at-ı hasene” olan lugat anlamında bir bid’attir.
Şimdi Resûlullah ve sahabede olan şekline bakalım;
1. Hadis:
İbn Ebî Şeybe, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve Hâkim, (Abdullah) b. Amr (radıyallahu anhumâ)’dan rivâyet etmiş ve Hâkim ‘sahih’ olduğunu söylemiş¬tir: “Nebi (sallallahu aleyhi ve selem)’nin tesbîhleri eliyle saydığını gör¬düm.”
2. Hadis:
İbn Ebî Şeybe, Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Hâkim, Yüseyre (radıyallahu anhâ)’den -ki hicret eden (Sahâbe) kadınlar(ın)dan idi- şöyle dediğini rivâyet etti: “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) şöyle buyurdu:
(Ey kadınlar!) Tesbîhe (sübhânellâh demeye), tehlîle (lâ ilâhe illellâh demeye) ve takdîse (“sübhâne’l-meliki’l-kuddûs” veya “sübbûhun kuddûsün Rabbu’l-melâiketi ve’r-rûh” demeye) sarılın, ğâfil olmayın, tevhîdi unutursunuz. (Onları) parmak uçlarınızla sayın. Çünkü onlar, (bede-ninizden, kendileriyle ne yaptığınız) sorulacak ve konuşmaları istenecek olan(uzuv)lardır.”
3. Hadis:
Tirmizî, Hâkim ve Taberânî, Safiyye (radıyallahu anhâ)’den şöyle dedi¬ğini rivâyet ettiler: “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) yanıma girdi; önümde tesbîh etmekte olduğum dört bin hurma çekirdeği vardı. O, “nedir bunlar, ey Huyey’in kızı?” dedi.
Ben, “onlarla tesbîh ediyorum” dedim.
O, “senin başında dikildiğimden beri bunlardan daha çok tesbîh et-tim” buyurdu. Ben, “(onu) bana (da) öğret, ey Allah’ın Resûlü!” dedim.
O, (سبحان الله عدد ما خلق من شئ)/Allah’ı, yarattığı şeyler adedince tesbîh ederim”, buyurdu.” Bu hadis de sahihdir.
Nebî (sallallahu aleyhi ve selem) Efendimiz, taşlarla tesbîh etmeyi görmesine rağmen yasaklamadığına göre, onlarla da tesbîh edilebileceğine dâir bir takrîrî sünnet bulunmaktadır.
Rivâyetlerin birçoklarında da zikirlerin taşlarla veya hurma çekir¬dek-leriyle sayılması vardır.
4. Hadis:
Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, İbn Hibbân ve Hâkim Sa’d b. Ebî Vakkâs (Radıyallahu anhu)’tan rivâyet etmişler ve bu rivâyetin Tirmizî hasen, Hâkim de sahih olduğunu söylemişlerdir:
“Sa’d ve Nebî (sallallâhu aleyhi ve selem) bir kadının yanına girmişler, kadının önünde de hurma çekirdekleri veya küçük taşlar vardı; tesbîh edi-yordu. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem), ‘bundan dahâ kolay’ veya (râvînin tereddüdü) ‘daha efdal olanı sana haber vereyim mi?’ buyurdu…”
5. Hadis:
Hilâl el-Haffâr’ın Cüz’ünde, Beğavî’nin Mu’cemu’s-Sahâbe’sinde ve İbn Asâkir’in Târîh’inde, Mu’temir b. Süleymân yolundan Ubeyy b. Ka’b’dan, onun, dedesi Bakıyye’den, onun da Nebî (sallallahu aleyhi ve selem)’nin azâdlı kölesi Ebû Safiyye’den yaptıkları şöyle bir rivâyet vardır:
“(Ebû Safiyye’nin) önüne bir deri yaygı konulur ve içinde taşlar bulu-nan bir sepet getirilir, onunla günün yarısına kadar tesbîh ederdi; sonra da kaldırılırdı. Birinciyi kılınca (o sepet tekrâr) getirilir, onunla akşama ka-dar tesbîh ederdi.”
6. Hadis:
Ahmed b. Hanbel de ez-Zühd’de, Yûnus b. Ubeyd’den, anasının şöyle dediğini rivâyet etti: “Ebû Safiyye’yi - ki o Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem)’ın ashâbındandı ve komşumuz idi küçük taşlarla tesbîh ederdi.”
7. Hadis:
İbn Sa’d, Sa’d’ın kölesi Hakîm İbnü’d-Deylemî’den, Sa’d b. Ebî Vakkâs’ın, taşlarla tesbîh ettiği”ni rivayet etmiştir.
8. Hadis:
İbn Ebî Şeybe el-Musannef’de, Sa’d’ın kölesinden, “Sa’d’ın taşlarla veya hurma çekirdekleriyle tesbîh ettiğini” rivâyet etti.
9. Hadis:
İbn Sa’d et-Tabakat’da şöyle dedi: Bize Ubeydullah b. Mûsâ haber verdi (dedi). (Ubeydullâh) bize İsrâîl haber verdi (dedi). (İsrâîl) Câbir’den (haber verdi): Bir kadın ona (Câbir’e), Fâtıme binti Hüseyin b. Alî b. Ebî Tâlib’den rivâyet ederek şöyle dedi:
“O (Fâtıme), düğüm atılmış bir ip ile tesbîh ederdi.”
10. Hadis:
Abdullâh b. Ahmed, ez-Zühd Zevâid’inde, Nuaym b. Muhriz İbn Ebî Hüreyre’den, O (Nuaym), dedesi Ebû Hüreyre’den şöyle rivâyet etti:
“Ebû Hüreyre’nin iki bin düğümlü bir ipi vardı; onunla tesbîh çekme-dikçe uyumazdı.”
11. Hadis:
Ahmed b. Hanbel de ez-Zühd’de (isnâdıyla) Kasim b. Abdirrahmân’ın şöyle dediğini rivâyet etmiştir: “Ebû’d-Derdâ’nın bir kese içinde Acve hur-ması çekirdeklerinden hurma çekirdekleri vardı; sabah namazını kılınca onları birer birer çıkarır, onlarla tesbîh ederdi.”
12. Hadis:
İbn Sa’d, Ebû Hüreyre’den şöyle rivâyet etti: “(Ebû Hüreyre) yarısı beyaz yarısı kara (alaca) olan hurma çekirdeğiyle tesbîh ederdi.”
13. Hadis:
Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs’de (isnâdıyla) merfû’ olarak şöyle rivâyet etti: “Tesbîh âleti (Allah (Celle Celalühü)’yu) ne güzel hatırlatıcı-dır!”
14. Hadis:
İbn Ebî Şeybe (el-Musannef’de) Ebû Saîd el-Hudrî (Radıyallahu anh)’den rivâyet etti: “(Ebû Saîd el-Hudrî (Radıyallahu anh) taşlarla tesbîh ederdi.”
15. Hadis:
(İbn Ebî Şeybe yine) Ebû Nadra yoluyla, Tufâve (denilen bir yer)’den olan bir adamdan şöyle dediğini rivâyet etti: “Ebû Hüreyre (Radıyallahu anh)’nin yanında konakladım; onunla beraber, içinde taşların -veya hurma çekirdeklerinin- bulunduğu bir kese vardı. Tükenene kadar onlarla Sübhânellâh derdi...”
16. Hadis:
(İbn Ebî Şeybe yine) Zâzân’dan şöyle dediğini rivâyet etti:
“Ümmü Ya’fûr’dan tesbîhlerini aldım. Alî’ye vardığımda, ‘Ümmü Ya’fûr’a tesbîhlerini geri ver’ dedi.”
Sonra, Celâl el-Bülkînî asrında yaşayan müteahhir bir yazara âid Tühfetü’l-’İbâd’da tesbîh âleti hakkında güzel bir bâb gördüm. Orada aynen şu ifâdeleri müşahade ettim:
Âlimlerin bazısı şöyle dedi: Tesbîhlerin parmak uçlarıyla sayılması İbn Amr hadisinden dolayı tesbîh âletinden daha iyidir.
Ancak şöyle de denilmektedir: Tesbîh eden kimse yanılmayacağına güveniyorsa parmak uçlarıyla sayması daha iyi olur; değilse, tesbîh âleti evlâdır. Şübhesiz ki, Ebû Hüreyre (Radıyallahu anh)’u gibi kendilerine işâret edilen (meşhûr olan), kendilerinden (ilim ve feyz) alınan ve kendilerine i’timâd edilen efendiler (büyük zâtlar) tesbîh âleti edinmişlerdir.
Ebû Hüreyre’nin iki bin düğüm bulunan bir ipi vardı, onunla on iki bin tesbîh çekmedikçe uyumazdı. Bunu İkrime şöylemiştir.
17. Hadis:
Ebû Dâvûd’un es-Sünen’inde, Ebû Nadra el-Gıfârî’nin şöyle dediğine dâir bir rivâyet vardır:
Ahmed b. Hanbel, ez-Zühd’de Yunus b. Ubeyd’in anasından şöyle de-diğini rivâyet etti: “Ebû Safiyye’yi ki o Resûlullah (sallallahu aleyhi ve se-lem)’ın ashabındandı ve komşumuz idi küçük taşlarla tesbih ederken gör-düm.”
Bu rivâyet benzer bir lafızla, Hilal el- Haffar’ın Cüz’ünde, Beğavi’nin el-Mu’cemu’s-Sahâbe’sinde ve İbn Asâkir’in Târih’inde dahi mevcuttur.
Ahmed b. Hanbel de Zühd’de, Ebû’d-Derdâ’nın hurma çekirdekleriyle tesbih ettiğini, rivâyet etmiştir.
“Bana, Tufâve’den bir şeyh, şöyle söyledi: Medîne’de Ebû Hüreyre’ye misâfir oldum. Ben, misâfir yüzünden ondan daha çok ve daha kavi kol ve ayak sıvayan (hizmet etmeye girişen) bir adam görmedim. (O adam şöyle) dedi: Birgün ben onun huzûrundayken, o, sedirinin üstündeydi. Berabe-rinde, içinde taşların yâhut hurma çekirdeklerinin bulunduğu bir kese, aşağı tarafında da kara bir câriye vardı. O, şu taşlarla tesbîh çekiyordu.
Nihâyet kesedekileri bitirince keseyi câriyeye attı. O da onları topla-yıp tekrâr keseye koydu ve hemen Ebû Hüreyre’ye geri verdi…”
Denilmiştir ki, ‘Ebû Hüreyre (Radıyallahu anhu) mücezza’ hurma çekir¬deği ile tesbîh ederdi.’
Hafız Abdulğanî, el-Kemâl’de, Ebû’d-Derdâ Uveymir (Radıyallahu anh)’in (hâl) tercümesinde, günde yüz bin tesbîh çektiğini anlatmıştır.
(Hafız Abdulğanî, el-Kemâl’de) Seleme b. Şebîb’de şöyle dediğini zik-retmiştir:
“Hâlid b. Ma’dân Kur’ân okumasından ayrı olarak kırk bin tesbîh çe-kerdi; öldüğünde, yıkanmak için teneşir üzerine konulunca parmağını şöyle hareket ettirmeye başladı -yani tesbîh ile.”
Ma’lûm ve muhakkaktır ki, yüz bin, hattâ kırk bin ve bundan daha azı parmak uçlarıyla sayılamaz. Bununla doğru olarak ortaya çıkmış ve sâbit olmuştur ki, Ebû’d-Derdâ ve Hâlid b. Ma’dân (bu sayıdaki tesbîhleri) bir âlet ile sayıyorlardı.
Ebû Müslim el-Havlânî (rahmetullahi aleyh)’nin bir tesbîhi vardı. Bir gece tesbîh elindeyken kalktı. (Râvî şöyle) dedi:
Tesbîh döndü ve koluna sarıldı ve tesbîh çekmeye başladı. Bunun üze-rine Ebû Müslim döndü; tesbîh de kolunda dönüyor ve şöyle diyordu:
Seni tesbîh ederim, ey yerden bitenleri bitiren ve ey varlığı dâim olan! (Ebû Müslim, hanımına), “Gel, ey Ümmü Müslim! Bak tuhaf olan şey-lerin en tuhaf olanına…” dedi. (Râvî), ‘Ümmü Müslim derhal geldi; tesbîh, dönüyor ve tesbîh çeki¬yordu; (Ümmü Süleym) oturunca da tesbîh de sustu’ dedi. Bu hâdiseyi, Ebû’l-Kasim Hibetüllâh İbnü’l-Hasen et-Taberî, “Kerâmâtü’l-Evliyâ” isimli kitâbında anlattı. Rivâyetleri daha da çoğaltmak mümkün ise de, bizce bu luzumsuzdur. Bütün bunlar sahâbe (Rıdvanullahi Teâlâ aleyhim)’in tatbikatıdır. Bu rivâyetler göz önünde bulundurularak, sûfiyyece topluca ve tek başına taşlarla zikretmenin bid’at olduğu tarafı değilde, hayır olduğu tarafı tercih edilmiştir. Şu halde taşlarla zikir Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem)’ın takrirleri ve sahâbe (Rıdvanullahi Teâlâ aleyhim)’in amelinden alınma bir sünnettir. Hasan Sabbah’dan, Hin-dulardan, Budistlerden alınma değildir. Biz davamıza dair delil getir¬dik. Yapıcı, birleştirici olmak lazım.
Tesbihle zikre karşı çıkanlar ellerinde tesbihe bidat diyen bir sahabi den başka delilleri olmadığından birçok sahabenin tesbih konusunda gelen şu yukarda getirdiğimiz rivayetlere zayıf diyerek haklı çıkmaya çalışıyorlar.
Selefilik iddiasında bulunanların bu hadislere zayıf demelerine itibar edilmez. Çünkü asrın muhaddisi dedikleri Elbanî’nin tevessül bölümünde 5. hadin tahriçinde göreceğiniz gibi Elbânî’nin birçok hadis tahriçlerin de hata, yanlış bilgi verme ve çelişkili durumları olmuş bunu Mahmud Said Memduh Naktu’s-Sahih Haşiyesi’nde, birçok örnekler ortaya koymuştur. Ayrıca Hasan b. Alî es-Sekkaf, Tenâkuzât-ı Elbânî isimli birkaç ciltlik ese-rinde, birçok misallerle de bu tezatlıkları açıklamıştır. Bu sebeblerden do-layı Elbani bir hadise zayıf veya uydurma dediğinde hemen kabul etmeyip temkinli yaklaşmak gerek. Çünkü birçok çelişkileri ve hataları var.
Sana taş attılar, sen gülümsedin,
Dervişin bir çiçek attı, inledin,
Bağrımı delmeye taş yetmez, dedin,
Halden anlayanın bir gülü yeter..

Tatlıydı akrebin sana kıskacı,
Acıya acıda buldun ilacı;
Diyordun, geldikçe üstüste acı:
Bir azap isterim bundan da beter.


Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 31-05-2014, Saat:12:25 PM, Düzenleyen: hallac-ı mansur.
Uzman
RE: zikir ve tesbih bidat mi?
Zikir ve tesbih bidat değildir
Sesli zikir bidattir. Boncuklu olan tesbihi islamda var olarak kabul edersen bidattir
.niyetin sadece Allahı zikretmekse bidat değildir
Düşlerinden vurulurken çocuklar, hangi yaşamaktan bahseder ki masallar ...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Kıdemli Üye
RE: zikir ve tesbih bidat mi?
okusana kardeşim o boncukla alakalı itiraz edilen hadis diğer birçok hadise karşı zayıfmış makaleyi okusana
Sana taş attılar, sen gülümsedin,
Dervişin bir çiçek attı, inledin,
Bağrımı delmeye taş yetmez, dedin,
Halden anlayanın bir gülü yeter..

Tatlıydı akrebin sana kıskacı,
Acıya acıda buldun ilacı;
Diyordun, geldikçe üstüste acı:
Bir azap isterim bundan da beter.


Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 31-05-2014, Saat:02:53 PM, Düzenleyen: hallac-ı mansur.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.