Hükümdar ona bir genç buldurur ve yollar. Gencin eviyle sihirbazın evi arasında bir rahip yaşamaktadır. Genç, zamanla ona da uğramaya başlar... Rahibin anlattığı hoşuna gider ve arkadaşlıkları devam eder ve genç onun dinine girer. Onunla beraber olduğu müddetçe zamanın nasıl geçtiğini anlayamaz ve dolayısıyla hep geç kalır. Sihirbaz da kızar, kızmakla kalmaz dövmeye de başlar.
Genç durumu sonunda rahibe de iletir. Rahip:
“Sihirbazdan korktuğunda, ‘Evimizdekiler alıkoydu’, ailenden çekindiğin zaman da ‘Sihirbaz bırakmadı’ dersin. Bu hal üzerine epeyi zaman gidip gelir genç...
Bir gün önünü yırtıcı bir hayvan keser ve kendi kendine:
“Sihirbaz mı daha üstün, yoksa rahip mi şimdi öğreneceğim” der.
Bir taş alır ve;
“Ey Allahım! İhtiyarın işi, sana sihirbazın işinden sevimli ise şu hayvanı öldür” der. Taşı atar ve vahşi hayvan ölür. Durumu olduğu gibi rahibe anlatır. Rahip:
“Bugün sen benden üstün haldesin. Eğer bir belaya uğrasan, benim ismimi söyleme...” der.
Delikanlı birçok hastalığa şifa bulur hale gelir, körlerin gözlerini açar. Hükümdarın kör bir arkadaşı da bunu duyar ve birçok hediyeyle beraber gencin yanına gelerek der ki:
“Gözlerimi açarsan, bu hediyelerin hepsi senindir...” Delikanlı;
“Ben kimseye şifa veremem. Şifayı ancak Allahü teala verir. Eğer iman edersen, dua ederim, şifaya kavuşursun” der.
Hasta derhal iman eder. Gözleri açılır. O sevinçle hemen hükümdarın yanına gider. Hükümdar sorar:
“Gözlerinin görmesini kim sağladı?”
“Rabbim.”
“Senin benden başka bir Rabbin mi var?”
“Benim Rabbim de senin Rabbin de Allahü tealadır.”
Hükümdar kızar ve onun ağzından delikanlının ismini alana kadar işkence ettirir...
Genç hemen huzura getirilir. Hükümdar:
“Sihrin körleri bile iyileştirecek seviyeye ulaşmış, herkese şifa veriyormuşsun.”
“Ben hiçbir derde şifa veremem, şifayı ancak Allahü teala verir.”
Hükümdar, delikanlıya da rahibin ismini verinceye kadar işkence eder. Rahip huzura getirilir. Hükümdar:
“Dininden dön” der.
Rahip de teklifi reddeder. Derhal başı kesilir. Delikanlı getirilir...
“Dininden dön” teklifini reddeder. Hükümdar onu yakın adamlarına vererek:
“Onu falan dağa götürün, dağın tepesine çıkarın, dininden dönerse serbest bırakın, yoksa aşağı atın” der.
Yola girerler. Uzun ve yorucu bir günün sonunda dağın tepesine ulaşırlar. Genç:
“Allahım, nasıl dilersen beni onlara karşı sen koru” diye dua eder.
Dağ sarsılır. Delikanlının dışında hepsi yuvarlanıp gider. Delikanlı döner Hükümdara gelir. Hükümdar sorar:
“Seninle beraber gidenlere ne oldu?”
“Allahü teala beni onlara karşı korudu.”
Hükümdar bu sefer onu bir başka gruba teslim eder ve;
“Bunu bir gemiye bindirin, denizin ortasına getirin ayağına taş bağlayın, dininden dönerse serbest bırakın, yoksa denize atın” der.
Genç; “Allahım, nasıl dilersen beni onlara karşı sen koru” diye dua eder.
Gemi onlarla beraber altüst olur. Delikanlının dışında hepsi boğulur. Döner. Hükümdar:
“Seninle beraber gidenlere ne oldu?”
“Allahü teala beni onlara karşı korudu. Sana emrettiğimi yapmadıkça beni öldüremezsin.”
“Nedir o?”
“Halkı, geniş bir meydana toplayacaksın, beni de hurma dalına asacaksın. Sonra ok torbamdan bir ok al, yayın tam ortasına yerleştir, daha sonra bağırarak “Delikanlının Rabbi olan Allah’ın adı ile” de, sonra at. Sen, böyle yaptığın takdirde beni öldürebilirsin” der.
Halk meydana toplanır. Denildiği şekilde yapılır. Ok atılır. Delikanlı ruhunu teslim eder...
Bütün bunlara şahit olan halk;
“Delikanlının Rabbine iman ettik” derler.
Hükümdarın adamları gelerek;
“Çekindiğin oldu, halk iman etti” derler. Hükümdar;
“Hemen hendekler açın. İçinde ateşler yakın. Kim dininden dönmezse ateşe atın”
Emir yerine getirilir. Sonunda kucağında çocuğu ile birlikte bir kadın gelir, ateşe düşmemek için bir an durur, sendeler. Kucağındaki çocuk dile gelir:
“Ey anneciğim sabret. Çünkü sen hak din üzerinesin.”
Bunun üzerine kadını ateşe atarlar... Evet, o gencin ölümü, oranın halkının imanla ahirete gitmelerine sebep olur...