İçten içe hepimiz inanırız dış görünümümüzün iç dünyamızın bir yansıması olduğuna, içimizin dışımıza vurduğuna. “Ne iyi insan olduğu yüzünden belli!”, “O insanın yaptıkları karşısında hiç şaşırmadım, yüzünde meymenet yok zaten.” gibi ifadeleri ne çok kullanırız gündelik yaşamımızda. “Yüzsüz” sıfatıyla andığımız bir insandan fersah fersah uzak durulmasını öneririz. “Yüzü sirke satıyor”, “yüzünden düşen bin parça”, “yüzünü buruşturmak”, “yüzünü asmak”, “yüzünü ekşitmek” deyimleri insan yüzünün zengin ruhsal içeriğini bildirirler.
Yüzümüzün, özellikle gözlerimizin, bakışlarımızın yalan söylemediği, kalbin aynası olduklarıyla ilgili edebiyatta ve hatta felsefede hayli kabarık bir literatür vardır.
Filozof Arthur Schopenhauer, “Her insanın yüzü bir hiyerogliftir; yüzümüze şifresinin çözülmesini bekleyen bir alfabe yerleştirilmiştir. İnsanın dilinin ne söylediğinden ziyade yüzünün ne söylediği önemlidir; dil düşüncelerimizi, yüz ise insanın tabiatından kaynaklanan düşünceyi dile getirir.” der. Bir insanın diliyle söylediği şey, onun ne düşündüğü değil ne öğrendiğidir nihayetinde, gerçek düşüncelerimiz ise yüzümüze kazılıdır. Schopenhauer, insanın yüz görünümünden, onun ahlaki karakterinden ziyade zihinsel kapasitesini, zekâsını çıkartmanın daha kolay olduğunu düşünür. İnsan…
ALINTI