İçimin şenlikleri dindi. Göçmen kuşlar sürüler hâlinde uçuyorlardı göğümde, hepsi bir bir yere indi. Bakakaldım boşluğa...
Bir dağ gibi duruyorum karşında. Suskun ve kaba, hantal. Seslenirsen varım ben, seslenmezsen yokum. Seslenirsen bütün varlığımla koşuyorum sana, sen oluyorum, sesinin yankısı oluyorum, yankı oluyorum sesine, sende fânî oluyorum, sen ne dersen o oluyorum. Susarsan yokum, susunca dağ gibi kalıyorum karşında…
Nedir bu? Sesini duyduğuma şükretmeliymişim, öyle diyor bir yanım. Bir yanım yangın yeri oysa:
Bu, ayrılığın kanıtı. Upuzun özlemler, derin ayrılıkların mahsûlü. Ayrı olmasaydık özlemezdim. Derviş ayrı olamaz ki, şeyhinden; âşık sevdiğinden, kul Rabb'inden… Ayrı olmasaydık özlemezdim, özledim!.. Bu yüzdendi, bunun utancıydı karşında kalakalışımın nedeni. Konuşuyordun benimle, buna ihtiyacı vardı varlığımın, demek yaban düşecek kadar olmuştu kopuşum.
“Konuşmak yabancılıktandır, âşinâlar susar.” demişti biri. Benimle konuştun.
“Çok özledim!” dedim. Düşmek istedim sesinin bir noktasına, bir harfe gizlenip kalmak istedim, “Bana bir harflik yer bağışla lisânında, beni bu gurbet elde bir başıma bırakma!” diyemedim. Varsın cân harâb olsun, hayat turâb olsundu, sen olsaydın, senden bir parça olsaydım.
“Kaç zaman oldu yüzünü görmeyeli, sesini duymayalı?
Hani, içimin sokaklarında gölgen yok, kalbimin aynasında yüzün?
Nûrundan mahrûm oldu gündüzüm, gecem saçlarından yoksun artık…
Özledim…
Savursun kokunu rüzgâr içime içime: Özledim!
Vursun dalga dalga özlemin her sâhilime: Özledim!
Ay yüzüne ayna tutsun: Özledim!
Turnalar bir haber iliştirsin kanatlarına sana dair: Özledim!
Eski fotoğraflardan bakışını devşireyim: Özledim!
Yazık bana, “Bir şeyi gerçekten istersen kâinât sana hizmetçi olur.” diyenler haklıysa eğer, yazık ki, ne yana dönsem sessizlik, ıssızlık… Özledim!
Denize bakan uçurum kenarlarından haykırsam böyle, yüzüme çarpar öfkeyle sesim… Özledim!
İçimde hiç bir şarkı, hiç bir şiir olmaksızın sabahtan akşama, akşamdan sabaha rûhuma ne zaman eğilsem, dipsiz bir kuyu gibi uğulduyor: Özledim!
Bir sıfat, bir tasvir, bir benzetme bulamıyorum hâlime uygun; ne ırmağın denize duyduğu, ne günebakanın güneşe benimkine benziyor; ırmak denizden bir parça, günebakan güneşe nâzır…
Ben senin bir parçan mıyım? Benim yüzüm sana dönük mü?” demiştim, feryâdıma ses verdi sürmeli gözleriyle bir ceylân.
“Ben aynaları camdan bilirdim, tenden olanları da varmış” demişti vuslatın ardından âşık, ben de böyle diyorum, uzun bir özlemin ardından sesini duymuşken; evet, aynaların tenden olanları da var. Kendimi gördüm sesinde.
Yorgun, üzgün, hasta sesinde.Düşseydi aksi varlığımın,varlığının tertemiz aynasına...Ses ver varlığıma,varlığınla gubar olmayayım...
Bağışla beni seni çok üzdüm...
Yitik bir ülkeyi korumaya değil,
Yeniden kurulacak bir ülkeyi
Aşkla örmeye benzer devrimci olmak....