***
James Joyce yatağında, yüz aşağı yatarken yazardı. Eski tip siyah mürekkepli kalemle ilk müsveddelerini çiziktiren Joyce, daha sonra kırmızı kalemle düzeltmeler yapardı.
***
Alexandre Dumas, en yeni, en süslü giysilerini kuşanıp yakasına da bir çiçek yerleştirdikten sonra otururdu yazı masasının başına.
***
Balzac, başucunda yanan bir mum olmadan hiçbir şey yazamazdı. Kahve tiryakiliğiyle de tanınan Balzac’ın bir başka özelliği ise, çoğu zaman yazı yazarken başına bir yün atkı sarıp ayaklarını da suya sokması.
***
Bernard Shaw, evinin bahçesine bir kulübe yaptırtmıştı ve tüm yazılarını burada kaleme alırdı.
***
Schiller, yazı masası üzerinde ekşi ya da çürük elma bulundurmaktan hoşlanırdı. Yazar elmayı sık sık koklardı. Bazen banyoda su içinde yazdığı olurdu.
***
H.G.Wells, en okunaksız el yazısı ile yazardı. Ayrıca, gençliğinde ayaklarını suya sokmadan yazamazdı...***
Henry James ayakta yazanlardandı. Çalışma odasının çeşitli yerlerine yüksek sehpalar yerleştirir; bunların üzerine kâğıtlarını dağıtırdı. Ve düşüne düşüne dolaşır, aklına gelen cümleyi en yakınındaki kâğıda yazardı.
***
Charles Dickens, çok güç uyuyan birisiydi. Uyuyabilmek için yatağının başını kuzeye çevirir, sonra da tam ortasına yatardı. Tam ortada olduğunu anlayabilmek için iki kolunu uzatarak ölçü alırdı.
***
Alexandre Dumas, doktorunun tavsiyesi üzerine uykusuzluğu yenebilmek için her sabah yedide Arc de Triomphe önünde bir elma yerdi.
***
Edmond Rostand da Cyrano de Bergerac’ı banyoda yazardı. Çalışırken kimsenin kendisini tedirgin etmesini istemezdi; arkadaşlarını kapıdan çevirmeye yüzü tutmazdı. Bu yüzden, çareyi banyosuna sığınmakta bulurdu.