Bir gün kuraklık ve kıtlıktan şikayet ettiler. “Tarlalarımız, hayvanlarımız telef oldu” diye yakındılar. Yağmur için dua etmesini istediler. Kabul etti ve halkı mescitte topladı. Minbere çıkarak ellerini açtı ve şöyle yakarmaya başladı:
“Allahım! Bize acı. Bize rahmet et!..”
Hiç durmadan istiğfar ediyordu.
Yağmur için dua etmesini rica edenler hayret ettiler. “Biz yağmur için dua talep etmiştik. Oysa o hep istiğfar ediyor.” dediler. Hz. Ömer R.A. onlara:
“Rabbinizden mağfiret dileyin. Çünkü O, çok bağışlayıcıdır. Mağfiret dileyin ki, üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin. Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın. Size güzel rızıklar sunan bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.” (Nuh/10-12) ayetini okudu ve şöyle dedi:
“Ben üzerinize göğün kapılarını açacak ve size yağmur yağdıracak asıl işi yapıyorum!..”
Onlar, dermanı derdi verenden istiyorlardı. İçine düştükleri her türlü sıkıntı ve bunalımı önce kendi hallerini düzelterek çözmeye başlıyorlardı.
Uyarı ve azabı hak eden azgın nefislerini Yüce Yaratıcı’ya şikayet ediyor, O'ndan özür diliyorlardı. İnsan düzelmeden hiçbir şeyin düzelmeyeceğini biliyorlardı.
Günahta israr eden bir nefsin, nimetler içinde yüzmesini hayırlı bir hal değil, gizli bir felaket olarak görüyorlardı. Allah'tan imkanların da hayatın da hayırlısını istiyorlardı.
Bugüne gelince; acaba biz, kendimiz için dert olan şeylere derman diye sarılıyor olabilir miyiz?
Selam ve duayla
![[Resim: 9qfd91186dd20fz6.gif]](http://img147.imageshack.us/img147/9978/9qfd91186dd20fz6.gif)