Kim ki, karanlıklar içinde yalnız başına kalsa, kim ki dertler içinde devâlar için yola koyulsa, kim ki zindanî mekanlar içinde zifirlerde kaybolsa; tek aradıgı ve sığındığı, gerçek yalnızlığın SAHİBİ, ALLAH’tır. Ama o karanlıklarda, deva için çıkılan yollarda, zifiri mekanlarda, insan bir başınadır. İnsanın bir başına olması ya da kendini yalnız ve çaresiz hissetmesi, insanın yalnızlık duygularına kapılmasının en büyük göstergesidir. Bu yalnızlık ise asla “Allah teâlaya mahsus edilen yalnızlığın aynısı değildir.” Arada ki farkı görmek ve bu iki yalnızlığı birbirine karıştırmamak gerekir.
Amenna ki RABBİMİZ birdir ve eşi benzeri yoktur. O’nun benzersiz oluşu yalnızlığının yani varlığının tek oluşudur. İnsanın yalnızlığı ise zaten insanı Allah’a yönlendiren bir olgudur. Bunu fark edemeyen ya da fark ettiğini düşünüp yalnızlığı yoldan çıkaranlara asla sözüm yok.
İnsan neden yalnız kalır ya da insanın yalnızlığının nedeni nedir diye sorarsak? Alacağımız cevap bir hayli uzun olur. Çünkü yalnızlık bir cümle ile yazılacak, bir kalıba sığdırılacak kadar basit bir olay değildir. Yalnızlık, kişiden kişiye değişen nedenler içerir. Kimi, evladını uzak şehre uğurlar ve yalnız kalır. Kimi en candan dostundan ayrı düşer ve yalnız kalır. Kimi, sevdiklerini göremediği için, kimi umduğunu bulamadığı için, kimi bunalıma sürüklendiği için, kimi hayatın acı gerçeklerine dayanamadığı için, kimi terk edildiği için… bu içinler süregidedursun..
Duyguların, boşluk uçurumlarından düşmesi, insanı yalnızlığın mekanına götürür. Düşünceleri bir kenara atıp, sukünete girmeyi, içindeki acıyı paylaşmadan bir başına duygularıyla yaşamayı seçmek; YALNIZLIĞIN cirit attığı sokaklarda gezmeye meyillenmek demektir. Burda insanın seçmiş olduğu yol, insanlardan uzak kalmak, duygularını ve acılarına karşısına alıp düşünmektir. “Yalnız kalmak istiyorum, lütfen beni yalnız bırakır mısınız” cümlesini dile getiren bir insan, duygularıyla, içindeki karmaşalarıyla hesaplaşması gerektiğini bildiği için böyle bir istekte bulunur.
Bu yalnızlık sadece dünyevi yalnızlıkta değildir. Rabbine layık olamayan, kendini öksüz bir ümmet olarak gören tenlerinde yalnızlığı yaşaması olarak düşünebiliriz. O’na (c.c) kul olmak, Resûl-i Ekreme ümmet olmak en büyük niğmet olsa gerek. Ama kulluğu yerine getirememek, efendisine layık olamamak; yalnızlık duygularının, içimizde yılan gibi kıvrılması ya da kıvranması demektir. İnsan, yalnızlığa hangi pencereden bakıyorsa öyle görür. Bu pencerenin adı: kimi zaman aşk, kimi zaman ayrılık, kimi zaman da acıdır.
Uzun bir yazı oldu. İnslh okuyan kardeşlerimiz için yararlı bir yazı olmuştur.
Son bir mısra ile noktalamak gerekirse;
“Soğuk iklimlerin ayazlı gecelerinde, biçare bahtsızım,
Hücrelerimin en ücra köşelerine işleyen aşkınla yalnızım.”
..alıntı..
...Öyle garip bir dünya...
...Olmaz dediğin ne varsa olur...
...Düşmem der düşersin...
...Şaşmam der şaşarsın...
...En garibi de budur ya;...
...Öldüm der durur yine de Yaşarsın...

. anlamadın mı Ask olsun