Çünkü bu azgın topluluğun gıdası kandır. Kan dökmek ve o kanı içmek ve hamura karıştırıp yemek, onun inancı gereğidir. İnsan görünümündeki bu yaratıklar harp hali olmasa bile kan dökmeliler ki, sapık inançlarına göre sevap kazanmış olsunlar.
Konumuza girmeden önce, makalemizin başlığı olan “İğneli Fıçı”nın ne olduğunu anlatalım. İğneli fıçı, içine sayısız iğneler yerleştirilen bir fıçıdır. İçindeki insanın kanının süzülerek alındığı iğneli fıçı ayini bununla yapılır.
HAMURSUZ BAYRAMI
Sapık Yahudilerin bu âyini şöyle yapılır:
Yahudi olmayan bir kimse kaçırılır. Elleri, ayakları, ağzı bağlanıp bu iğneli fıçının içine konulur. Fıçının ağzı kapatılıp yuvarlamaya başlanılır. Fıçı yuvarlandıkça, iğneler fıçının içindeki insanın her tarafından batar ve vücudun her noktasından kan sızmaya başlar. Kişi fıçının içinde kıvrana kıvrana ve kanı aka aka acılar içinde ölür. Sonra ceset çıkarılır. Kanı, daha sonra kullanılmak üzere bir kaba konulur.
Bu kan ne mi yapılır?
Yahudilerin “Hamursuz Bayramı” diye bir bayramları vardır. Söylediğim gibi, bu bayramdan önce, Yahudi olmayan birisini kaçırıp anlattığım gibi öldürürler, kanını kurabiyelere katıp yerler. Onun için diyoruz ki, bunların gıdası kandır.
DELİLLER VE BELGELER
Değerli okuyucu!
Bu okuduklarınızı sakın uyduruk masallar, aslı faslı olmayan şeyler zannetme. Bil ki şu anda bu satırlarda masal değil gerçekleri okuyorsun. Aşağı satırlarda da daha müthiş şeyler okuyacaksın.
Bu gerçekleri, Yahudilerin kendi ifadelerini ve mahkeme kararlarını delil göstererek anlatan Cevat Rifat Atilhan’ın İğneli Fıçı isimli kitabı, 4. sahifesinde “TÜRK ADÂLETİNİN ÇOK KIYMETLİ TARİHÎ BİR ÎLAMI” başlığıyla şu bilgiyi veriyor:
“…Türk Adâleti, bu kitapta okuyacağınız tüyler ürpertici vak’aların doğruluğuna mühür basmıştır. İstanbul kadılığı, 1127 Hicrî tarihinde (300 sene önce) verdiği ilamla, iğneli fıçıya atılmak üzere kaçırılan Ahmet isimli bir yavrucağın kâtilleri hakkında aşağıda okuyacağınız hükmü vermiştir. Bu îlam, İstanbul’da Başvekâlet (Başbakanlık) Arşivinden alınarak, aynen aşağıya konulmuştur ”
Kitap, Ahmet ismindeki Müslüman yavrusunu kaçıran ve yakalanan Yahudilerin isimlerini verdikten sonra, Yahudilere ait şu inancı aktarıyor:
“Hayvandan bir farkı olmayan yabancıların öldürülmeleri hakkında bir âyet vardır. Bu öldürme, kanuni bir metodla yapılmalıdır. Yahudi dinine inanmayanların, Allahımıza kurban edilmeleri icap eder.”
KANLI GERÇEK
Yahudilerin bu inancı da bize göstermektedir ki, Yahudinin kanlı âyinleri bir efsane değil, bazı yahudiler hakkında bir gerçektir. Osmanlıların son zamanlarına kadar, halk arasında Yahudilerle alâkalı konuşulan “İğneli Fıçı” gerçeği vardır ve kesindir.
Bu gerçek, Yahudilerin, Hıristiyan veya Müslüman çocuklarını yakalayıp, gizli odalarda kurban ederek kanlarını mayasız ekmeklerine katarak yedikleridir. Sultan Üçüncü Ahmed Han’a ait fermanlarda, “İğneli Fıçı” meselesi ile alâkalı olarak bazı bilgiler mevcuttur.
Sultan Üçüncü Ahmet Han’a takdim edilen bir dilekçede şöyle denilmektedir:
“İstanbul’da Ayvansaray kapısı içinde üç Yahudi, Aliağa isminde birisinin küçük yaştaki çocuğu Ahmed’i yakalayıp Yahudihaneye götürdükleri görülmüştür. Bunu gören iki Müslüman, Yahudihaneye zorla girerek, çocuğu kurtarmış ve bu durumu ilgililere bildirmişlerdir.
Bunun üzerine, Yahudihanede bulunan cemaatbaşı ile hahamlar yakalanıp Eyüp kadısının huzuruna çıkarılmışlardır. Yapılan araştırma sonunda çocuğu kaçıran üç Yahudinin idamlarına, dört hahamla cemaat kâhyasının Sakız Adası’na, suçları hafif görülen yedi Yahudinin de İzmit’e sürülmelerine karar verilmiştir.”
Bu kararın baş taraflarında, Sultan Üçüncü Ahmed Han’ın, “Sevab-ı azîmdir mûcibince amel oluna / Büyük sevaptır, gereği yapılsın” yazısı bulunmaktadır.
BU DA BELGELİ
Aynı tarihlerdeki diğer bir belgede, Yahudihane önünde idam edilenlerin Menahem, Sabatay ve Avram ismindeki Yahudiler olduğu; Sakız’a sürülenlerin haham Avram, haham İlya, kahya Aron, kahya Yako ismindeki Yahudiler olduğu; İzmit’e sürülenlerin de İsak, Yasef, Avram, Hayim, hademe Daniyel, hademe Serya ve hademe Selio isimlerinde Yahudiler olduğu yazılıdır.
Bu hadiseden sonraki senelerde de, Yahudilerin iğneli fıçı cinayetlerine devam ettikleri görülür. Bu fiillerine devam ettiklerini isbat eden başka bir arz tezkeresi de şöyledir:
“Tophane’de Yenimahalle’de oturan Yeniçerilerden manav Mustafa Beşe’nin beş altı yaşlarındaki oğlu Süleyman’ı, Hasköylü Arslan adındaki Yahudi, perşembe günü akşam namazına yarım saat kala Cihangir Çeşmesi civarında kandırıp, başına Yahudi serpuşu (şapkası) geçirerek kendi evine götürürken, Lüleci çırağı Abdullah ve Ali, bu Yahudinin arasıra manav Mustafa Beşe’nin dükkânından alışveriş ettiği sırada çocuğa bazı oyuncaklar verdiğini, çocuk Süleyman da Tophane’de akarsu başında oynarken, Yahudinin kendisine dört para akçe ve bir iplik boncuk verip, “Sana daha başka şeyler vereceğim” diyerek başına bir Yahudi şapkası, üzerine de bir yazma geçirdiğini, o sırada çocuğun ağlamaya başladığını, “Ağlama! Öldürürüm seni!” diye korkuttuğunu, o esnada Lüleci çırağı Abdullah ve bozacı Ali’nin kendisini kurtardıklarını ifade etmiştir.
Küçük Süleyman’ın annesi de kendisinin Cihangir’de misafirlikte iken, oğlu Süleyman’ın, babasının dükkânı civarında, başına bu işin geldiğini, bu Yahudinin mahalle aralarında çerçilik (gezici satıcılık) yapan bir adam olduğunu söylemiştir.”
Sadrazam, bununla ilgili yazıyı padişaha arz edip, “Padişahımız! Bu kararı gördükten sonra, gönderirseniz, emriniz gereği gereken yapılacaktır” diye emir beklemiştir.
Aynı dilekçede, “Müftü efendiden fetvâ ile müracaat geldiğinde, bu kâğıt gönderilsin” diye padişahın emri vardır. Yani padişah, gereği için bu kâğıdın gerekli yere gönderilmesini emretmiş.
İlk dilekçede, “Yahudilerin Müslümanların çocuklarına her zaman bu şekilde hainlik yapmak istedikleri bilinmekle ve şahit olunmakla birlikte...” ibâresi vardır. Yani Yahudilerin bu bu kötü işi defalarca icrâ etmek istedikleri sabit olmuştur.
( Hayat Tarih Mecmuası, sayı 5, Mayıs 1974, sh. 63-64)
TARİH SÖYLÜYOR
Ömer Faruk Yılmaz’ın Belgelerle Osmanlı Tarihi’nin 3. cild, 89-92. sahifesinde bu meseleden bahsedilmektedir. 90. sahifede Sultan Üçüncü Ahmet’in bu husustaki bir de hattı var. Ayrıca şöyle bir alt yazı konulmuş:
“Sultan Üçüncü Ahmed Han devrinde, Yahudilerin, Müslüman çocuklarını kaçırıp öldürdükleri ile alâkalı “İğneli Fıçı” diye bilinen mesele hakkında hatt-ı hümâyunun baş tarafı.”
Cevat Rifat Atilhan’ın, iğneli fıçı cinayetlerini bütün ayrıntılarıyla ve belgelerle anlatan “İğneli Fıçı” ismindeki eserinde birçok “İğneli Fıçı” hadiseleri anlatılmaktadır.
Cevat Rifat Atilhan’ın bendeki İğneli Fıçı kitabı, Cağaloğlu’ndaki Kit-San Neşriyat tarafından basılan 1979’da baskılı olanıdır. Nedense, bu kitabı artık hiçbir yayınevi basmamaktadır.
TARAFSIZLAR KONUŞUYOR
Şimdi, tarafsız meşhur kâşif, doğu bilimleri uzmanı ve ilim adamı, Britanyalı Sir Richard Burton’dan bazı hakikatler arzedeyim de Yahudiler kutsal(!) kitaplarına göre Yahudi olmayanları nasıl görüyorlarmış görelim.
Yahudilerin, kendi ağızlarından Yahudi olmayanlara bakışları şöyle:
“Modern Yahudi inancının en mühim noktası şudur:
Yabancı, yani bizim dinimize bağlı olmayan insanların hepsi, kaba hayvanlardır. Onların dağda gezen sırtlanlardan daha fazla bir hakları olamaz.”
“… Allahımız Yahovayı memnun edecek iki kanlı âyinimiz vardır. Biri Hamursuz Bayramı, diğeri de çocuklarımızın sünnet merasimi.”
Bu şekilde kanlı ayinleri olduğunu kendileri itiraf etmiş oluyorlar!
Yahudi olmayanların ayinlerde kurban olarak katledilmeleri, Yahudi milletinin Müslüman ve Hıristiyanlara olan sonsuz intikam ve kinlerinin bir neticesidir.
Birçoklarımızın aklına, “Bunlar eskiden belki cereyan etmiş olan hâdiselerdir, bu asırda, atom devrinde böyle şeyler olur mu?” diye bir soru gelebilir. Fakat maalesef oluyor.
Ali Eren Hocaefendi
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..