You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Yahudi ve Hristiyanları dost edinme sorunu

Yahudi ve Hristiyanları dost edinme sorunu

-İKRA-
Yahudi ve Hristiyanları dost edinme sorunu
Soru:
Hocam, Hz. Kur’ân’ın Maide Suresinin meali (Maide-51), acaba ne zaman düzeltilecek? Hz. Kur’ân’da "ey iman edenler! Siz Hıristiyanların ve Yahudilerin evliyalarını evliya edinmeyin" demiyor mu Hz. Allah? Peki, hala neden herkes Hıristiyanları ve Yahudileri dost edinmeyin veya veli edinmeyin diye çeviriyor? Orada evliya yazıyor. Evliyanın karşılığı dost veya evliya mıdır? Hayır. Erbilli Esad Efendi hazretleri evliya değil miydi? Yoksa dost muydu? Acaba hangisi gerçek manasını veriyor?

Cevap:
Kur'ân hakkında konuşurken önce Allah'tan korkmak gerekir. Siz Arapça bilmediğiniz halde neden böyle fütursuzca mana vermeğe kalkıyorsunuz? Sözünü ettiğiniz âyette Yahudilerin ve Hıristiyanların evliyalarını evliya edinmeyin denilmiyor. Bir kere Arapçada evliya, velî kelimesinin çoğuludur. Evliya, velîler demektir. Velînin anlamı da koruyucu dost demektir. Mesela siz çocuğunuzun velîsisiniz. Âyetin manası aynen şöyledir: “Ey inananlar, Yahudileri ve Hıristiyanları kendinize velîler (koruyucu dostlar) edinmeyiniz. Onlar birbirlerinin velîleridir. (Onlar sizi değil, kendi kendilerini korurlar. Sizi değil, kendilerini dost tutarlar. Onun için onları kendinize hami yapmayın.) Kim onları kendine velî (koruyucu dost) tutar (onların peşinden giderse) o onlardandır. Allah, zalim topluluğu doğru yola iletmez.”

Eğer sizin sandığınız gibi âyetin anlamı: “Siz Hıristiyanların ve Yahudilerin evliyalarını evliya edinmeyin" olsaydı, âyetin metninin: “Ya Eyyuhallezîne âmenû lâ tettehizû evliyâ’el-Yahûdi va’n-Nasârâ evliyâ’e” olması gerekirdi. Ama böyle değil âyet. Kaldı ki yüce Allah, neden Yahudilerin ve Hıristiyanların evliyasını evliya edinmeyi yasaklasın? Tam tersine, bizden önceki din peygamberlerine ve velîlerine inanmamız, onlara saygı göstermemiz, onların yoluna uymamız emredilmiş, Peygamber Aleyhisselâma: “İşte onlar, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Onların yoluna uy, onların izinde git!” diye emredilmiştir. Âyetleri çarpıtmak çok büyük günahtır.

Âyetin kastı bütün Yahudi ve Hıristiyanları dışlamak değil, fakat onlara gönülden teslim olmamak, daima ihtiyat payı bırakmaktır. Âyet siyasette ihtiyatlı olmayı öğütlemektedir. Yoksa din olarak Yahudi ve Hıristiyanı veya Allah'a inananları dışlamayı emretmemektedir. Çünkü Kur'ân insanları tevhîd çizgisinde birleşmeğe çağırır: "De ki: ‘Ey Kitap ehli, bizim ve sizin aranızda eşit olan bir kelimeye gelin: Yalnız Allah’a tapalım. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım; birbirimizi Allah’tan başka tanrılar edinmeyelim’.” (Âl-i İmran: 64)

Prof. Süleyman Ateş
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 28-03-2015, Saat:12:53 PM, Düzenleyen: Zehan.
Cezalı Üye
RE: Yahudi ve Hristiyanları dost edinme sorunu
Değerli kardeşimiz;
İslâmiyet, insanlık için bir saadet ve rahmet vesilesidir. Onun şefkat kanatları ve geniş müsamahası kendisine tâbi olmayanları da kuşatmıştır. Diğer dinlerin mensupları kendi dinlerinde görmedikleri rahat ve refahı İslâm'da bulmuşlar, bir İslam beldesinde hiçbir sıkıntıya maruz kalmadan hayatlarını devam ettirmişlerdir. Müslümanlar da bu husustaki İlâhî emirlere tam olarak riayet etmişler ve en geniş mânâda tatbik etmişlerdir.

Ankebut Sûresinin 46. âyetinde şöyle buyurulur:

"Kitap ehliyle ancak en güzel bir yoldan mücadele edin; güzellikle, yumuşaklıkla, delil ve ispat yoluyla onlara hakkı anlatın; ancak onlardan zulme sapanlar müstesnadır. Onlara deyin ki: 'Bize indirilene de, size indirilene de îmân ettik. Bizim İlâhımız da, sizin İlâhınız da birdir. Biz ancak Ona boyun eğeriz."

Bu mânâyı teyit eden diğer âyet-i kerimenin meâli de şöyledir:

"Sizinle din hususunda savaşmamış ve sizi yurdunuzdan çıkarmamış olanlara iyilik yapmaktan ve adalet etmekten Allah sizi men etmez. Şüphesiz ki, Allah adalet edenleri sever." "Ancak Allah sizinle din hususunda savaşmış, sizi yurdunuzdan çıkarmış ve çıkarılmanıza yardım etmiş olanları dost edinmekten sizi men eder. Kim onları dost edinirse işte onlar zâlimlerin tâ kendisidir."(1)

Meâlini verdiğimiz bu âyetler gibi daha birçok İlâhî emirler ve hadis-i şeriflerle Müslümanların ehl-i kitapla münasebetlerinin esasları belirtilmiştir. Dinimiz, hiçbir zaman onları "Kâfirdir" diye saf dışı bırakıp alakayı kesmemizi emretmemiş, onlarla dünya işlerinde anlaşmalar yapmayı, ortak hareket etmeyi meşru saymıştır.Yahudi ve Hıristiyanlarla yapılan bu gibi münasebetler, Kur'an-ı Kerimin, "Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin." hükmüne aykırı değildir. Ayette yasaklanan dostluk, bir inanç olarak Yahudiliği ve Hıristiyanlığı benimsemek, o yanlış inançlara dostluk göstermek manasınadır. Bir ehl-i kitabın ilminden, sanatından faydalanmak üzere kendisiyle dostluk kurmak bu yasağa girmez. Bediüzzaman'ın izahiyle mesele şöyledir:

"Herbir Müslümanın her bir sıfatı her zaman Müslüman olması lâzım olmadığı gibi, her bir kâfirin dahi bütün sıfat ve sanatları kâfir olmak lâzım gelmez. Binaenaleyh Müslüman olan bir sıfatı veya bir sanatı istihsan etmek (hoş karşılamak) iktibas etmek, neden caiz olmasın?"Diğer taraftan, "Onlarla dost olmamız medeniyet ve terakkilerini istihsan ile iktibas etmektir (güzel görüp almaktır). Ve her saadet-i dünyeviyenin esası olan asâyişi muhafazadır." Çünkü, "Daire-i itikatı daire-i muamelata karıştırmaya mecburiyet yoktur."(2) Yani inancı beşerî münasebetlere karıştırmaya lüzum ve mecburiyet yoktur.

Bir Müslümanın diğer din mensuplarıyla veya hiçbir inanca sahip olmayan kimselerle inanç bakımından olmasa da, bazı durumlarda müşterek hareket etmesi ve birtakım medenî münasebetlerde bulunması mümkündür. Aynı topraklarda veya aynı dünyada yaşayan insanların zaman zaman birbirleriyle bir kısım meselelerde fikir alış verişinde bulunmaları tabiidir. Bu durum milletler arasında olduğu gibi, dar çerçevede fertler arasında da görülmektedir.

Müslümanlarla, aynı memlekette, aynı şehirde yaşayan gayr-ı müslimlere düşman nazarıyla bakılmasına dinimiz müsaade etmemiştir. Dinimiz, ehl-i kitabın kadınlarıyla evlenmeyi, yemeklerini yemeyi, hastalandıkları zaman ziyaretlerine gidip hal ve hatırlarını sormayı, komşuluk hukukuna riayet etmeyi bir vazife saymıştır. "Zimmiye eziyet edenin ben hasmıyım" buyuran Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.) Müslümanları, kendi ülkelerinde yaşayan ve kendilerine tecavüz etmeyip zarar vermeyen gayrı müslim vatandaşların haklarını korumayı, onlara sıkıntı vermemeyi emir buyurmuşlardır. Ehl-i kitabın İslâm topraklarında dinlerini rahatça yaşamalarına müsaade eden ve onlara tam bir ibadet ve inanç hürriyeti veren İslâmiyet, bu müsamahayı çok geniş tutmuştur.Meselâ bir âyet-i kerimede ehl-i kitabın yemeklerinin yenilebileceği, kadınlarıyla evlenebileceği hususunda şöyle buyurulur:

"Bugün temiz ve güzel olan şeyler size helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yemekleri size helâl olduğu gibi, sizin yemekleriniz de onlara helâldir. Hür ve iffetli mü'min kadınlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden hür ve iffetli kadınlar, namuslu olmanız, zina etmemeniz, gizli dost tutmamanız ve kendilerine mehirlerini vermeniz şartıyla size helâldir."(3)

Kaynaklar
1. Mümtehine Sûresi, 8-9.
2. Münazarat, s. 26-27.
3. Mâide Sûresi, 5.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar
Mehmet Paksu
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.