You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Profesör
vesile nedir
İslamın akaidine göre mümkünün vücüt bulmasında yaratıcı yalnız Cenabı vacibul Vucüddur.Faili hakiki mutlak olup tektir. O bakımdan Allahtan başka fail aramak küfürdür.
Bu temel hükümden sonra bir temel kaide de şudur: Mümkünün vucüd bulmasında faili hakiki olan Cenabı Hakk zatını gizlemek kastı ile sebeler silsilesini araya koymuştur.Bu yüzden de esbaba tevessül şart olmuştur.
Allahtan gayrı maddi ve manevi bütün mevcüdat mahluktur. Yani maddi olan mümkün (mevcud) ve manevi olan mümkün .Her iki mümkünün de vucüd bulması Cenabı Hak tarafından birtakım sebeblere bağlanmıştır. Bu sebeblere sarılmak (esbaba tevessül) haşa ı inkar değildir.Ancak mümküne faili hakiki nazarı ile bakmak küfürdür.
Şimdi bu tesbitlerden sonra maddi sahada mümkün olanın vucüt bulmasında ,ı zikertmeden ve de inkar etmeden ‘’Dünyayı aydınlatan güneştir.Yağmuru yağdıran buluttur.Nebatı yeşerten sudur.’’ Gibi cümleler kullanılması küfrü gerektirir mi?
Elbette ki hayır.Zira bu hususlar Sünnetullahtır.(ın değişmez kanunu).Dünyayı aydınlatmada güneşi halk eden tır. Yağmur için bulutu yaratıp vesile kılan tır.
Yukarıda zikredilen fiillerde faili hakiki tır. Ancak sebeler cihetinden sadece vesile olanlar zikredilmiş, ü Teala zimmen ifade edilmiştir. Mümin esbabın failinin (Müsebbibül Esbab) de olduğunu bilir. Bu bilgi müminin kalbinde daima bir tasdik halindeyken o mümin zikrettiğinde ı anmış gibi olur. Misal:
Bir şahıs bir başka şahsa ‘’Bana şunu ver’’diye ihtiyacını Rabbinden istemez de sebelere sarıldıktan sonra verenin olduğunu bilir.Sebelere sarılmak o kadar önemlidir ki sebeblere tevessül etmeden kulun tevekkül etmesi yanlıştır.
Netice : Kainatta fail hakiki yalnız Cenabı Hak olduğuna rağmen sebebler silsilesini (sünnetullahı) zikretmek küfür olmaz.
Manevi sahada da durum aynıdır:
Manevi mümkünün veya mevcudun varlığında yine sebeler silsilesi vardır. Bu sebeblerin zikredilmesi veya kulun o sebelere tevessülü asla faili hakikiyi inkar değildir,bilakis sünnetullaha ittibadır ‘’Ey inanlar Allahtan korkun ,Ona (yaklaşmaya) vesile arayın.(Maide 5/35)

Nitekim Cennette nimet ,Cehennemde azab vardır.Aslında azab da nimet de Allahtandır. Ama cennet nimete cehennem de azaba vesiledir.

Şüphesiz ki hidayet Allahtandır ancak resuller,nebiler ,veliler bu risalete vesiledir.Aksi takdirde Cenabı Hakkın peygamberleri göndermesine lüzüm olmazdı
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: vesile nedir
daha önce muhammed sidar diye birisi açmış. o konuda sorun vardı silmek zorundaydım kopyalayıp olduğu gibi yeniden açtım konuyu
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: vesile nedir
Aslında tarikat mevzuu bir çoklarımız gibi konuşmayı istemediğim mevzulardan birisidir. Ancak konu bir şekilde gündeme gelmiş, bu da bir vesiledir sonuçta. Demekki konuya değinmemiz gerekiyormuş ki vesile oldunuz. :D

Normal şartlarda insanı mutlak yaratmış olanın, kulunun bu durumu kendiliğinden kavramasını, hiç olmazsa böyle bir arayışa girmesini beklemeye hakkı vardır diye düşünüyorum. Dış etki, ya da vesile dediklerimiz , aslında olacak olana vesile olmuyor, onun kaderini değiştirmiyor, hiç bir şeyi değiştirmiyor. Zaten kişinin özünde olan bir şekilde eninde sonunda yönünü bulup o yöne doğru kişiyi aktarıyor. Vesile sadece kişinin zaten yapacağı, kaderinde olan ya da kişiliğine uygun olan şeyi yapacaktır, ancak buna vesileler üretecektir.

Konuya dönersek, örneğin vaktin alimi vaktiyle Türk kurtasıcısına mektup yazarak kötü alışkanlıklarını bırakmasını ve siyasi ve askeri alanda gösterdiği başarıları fikri sahada kaybedip diğer alemde zor duruma düşmemesini tavsiye etmişse bile, tarih bilgilerimizden biliyoruz ki, muvaffak olamamıştır.

Şu halde, yüz yılın aliminin dahi bir kişiye vesile olmayı başaramadığı bir ortamda, zamane mürşidlerinin dertlere deva olacağını düşünmek abesle iştigal olur. :D

Çünkü esasen resuller, nebiler ve diğer zatların Allah tarafından seçilerek insanlara bir şeyleri tebliğ etmeleri, yine esasen; değişen hükümlerle alakalıdır.

İnsan hayatı sürekli olarak farklı br yöne aktığından dolayı Rabbine kullukta yerine getirmesi gereken şartlar da değişmektedir. Eğer dünya hiç değişmiyor, hayat aynı sürüyor, teknoloji gelişmiyor,... olsaydı hiç peygambere de gerek olmazdı. Güvenli bir şekilde Bir sefer tam bir tebligat yapılırdı, ardından fıtratına uyan kişinin bu yola uuyması, fıtratına uymayan kişinin ise uzak kalması ile imtihan bu şekilde sürdürülebilirdi. Değişen koşullarla birlikte sınav kriterleri de değişmektedir, haliyle bu durumun resuller vasıtasıyla halka iletilmesi gerekmektedir. Bu amaçla da bu görevi ifa eden şahıs hangi kişilikte / karakterde olursa olsun, kural koyucu mutlak hakim güç tarafından korunur, gerekirse diğer insanların , fıtratlarından taviz verecek şekilde değişmelerine göz yumulur. Sırf ne için? Sırf o zat tebligatını tamamlayabilmesi ve insanlara aktarabilmesi için.

Onun sonraki sürecinde artık insan kendi vesilesini kendisi bulacak, kendi kaderi neyse ona uygun vesileler karşısına çıkacaktır. Ancak, bu vesileler mtlak değildir ve her şey kişinin kendi elindedir. (daha farklı bir bakış açısıyla ,kaderine göredir diyelim)

Dolayısıyla, "şurda çok güzel bir zat var, orda büyük bir alim varmış, şurda nefesi çok kuvvetli bir hoca var" tarzındaki duyum ve yaklaşımlar, hiç bir değer ifade etmez, vesile aşamasında vesile kişinin kendi içindedir. kaderi ona bir şeyi vesile eder. belki çok farklı karakterdeki , bu düşünce şekilleriyle hiç ama hiç alakası olmayan bir şey bile kişiye vesile olabilir. "ulaşmak için vesile arayınız"ifadesi bir şekilde Rabbin hükümlerini araştırmaya bulmaya yönelik teşviktir, yoksa maddi açıdan birilerine vesile edinin gibi abes bir düşünceyle inmiş olamaz. Fakat gördüğüm kadarıyla kendine birilerini vesile edinmiş olanlar -YA DA KENDİLERİ VESİLE İDDİASINDA OLANLAR- bunun adeta reklamını yapar gibi bunları muhtelif zamanlarda gündeme getiriyorlar.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: vesile nedir
bu maide 35 in saptırılışını yapıp bir de "e ayet söylüyoruz inanmıyorsunuz tarikata" diyen sofiler çok gairp,ayetin devamında "cihad edin" diyor,onlar da "büyük cihad" diye bir şey uydurup onu da reddediyorlar.cihad birdir ve büyüktür zaten,o da can ve mal ile yapılan cihaddır.
tevessül konusunda da yazdığım bir yazı var buraya koyuyorum:
ebu hanife'nin "vahhabi"likleri(!),ehli sünnet'e(!) duyurulur

selamun aleyküm,

(başlık ciddi değildir.ebu hanifeye vahhabi demiyorum,ya da ehli sünnet ile alay etmiyorum.)

özellikle türkiye'de çoğu hocadan duyulabilecek-duyulan bir laf haline geldi bu "vahhabi"lik.ne bu vahhabilik diyenlere bir açıklama:[more...]

muhammed bin abdulvahhab 1703'te necd bölgesinde doğmuştur.döneminde yaygınlaşan şirk ve bidat karşısında mücadele etmiş;ingiliz ajanlığı,haricilik,ümmete zulmetme gibi iftiralara maruz kalmıştır.selef akidesini öğretmiş ve yaymış,bu uğurda mücadele vermiştir.allah ona rahmet etsin,rasulü ve onun ashabıyla cennette buluşmayı nasip etsin.

şimdi bu vahhabilik lafını kullanan kişiler genelde selef akidesine karşı çıkacakları zaman "vahhabilik,vahhabi yolu" gibi sözleri kullanmaktan çekinmezler.ve ülkemizde de malum müslüman nüfusun çoğunluğu hanefi mezhebindedir.yani nedirler,"ebu hanife'nin yolunu takip ederler".

dolayısıyla "vahhabiler,vahhabi mezhebi,vahhabi yolu" gibi laflar ile selef akidesine karşı çıkanların da büyük çoğunluğu ebu hanife'nin yolundan gidiyor.peki ebu hanife'nin yolu nedir?bunu kitaplarından örneklerle,ve de "anti-vahhabi el hanefi"lerin karşı çıktıkları yönleriyle birlikte açıklayacağız inşallah:

1)

-anti-vahhabi sofi dedi ki(şirkin ve bidatin tevhid ve sünnet diye anıldığı site dinimizislam.com'dan alınmıştır):

"... Yehovacılar da Selefiyeciler de, Allah gökte derler..."

-ebu hanife dedi ki:

"Ben Rabbimin gökte mi yoksa yerde mi olduğunu bilemiyor um diyen bir kimse kâfir olur. Aynı şekilde o Arşın üzerindedir amma Arş gökte midir yoksa yerde midir bilemiyor um diyen kimse de böyledir."

(el-Fıkhu'l-Ebsat, s. 46 Buna benzer ifadeleri Şeyhu'l-İslam İbn Teymiye, Mecmûu'l-Fetâvâ (V, 48)da, İbnu'l-Kayyim, İctimau'l-Cuyuşi'l-İslâmiyye (s. 139)da Zehebî, el-Uluvv (s. 101-102)de, İbn Kudame, el-Uluvv (s. 116)de, İbn Ebi'l-lzz, Şerhu't-Tahâviyye, (s. 301 )de nakletmişlerdir.)

2)

-anti-vahhabi dedi ki(yine aynı siteden):"Resulullah veya evliya zatlarla, Allahü teâlâya tevessül etmek, yani bunların hürmeti için, dilekte bulunmak caizdir. Tevessül etmek, şefaatini istemek demektir. Ehl-i sünnet âlimleri, bunun caiz olduğunu bildirdi. Tevessül edenin duasının kabul olması, tevessül olunanın kerameti olur. Yani, öldükten sonra keramet göstermesi olur. "(diyor ki ehli sünnet alimleri caiz gördüler bunu.yaratılan ile yaradan'a tevessülü ehli sünnet caiz görmemiştir.)

-Ebu Hanîfe dedi ki:

"Bir kimsenin Yüce Allah'a ancak onu vesile kılarak ve ancak Yüce Allah'ın şu buyruğundan anlaşıldığı üzere emrolunmuş ve izin verilmiş surette dua etmesi gerekir:

"En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na bunlarla dua edin. Onun isimlerinde eğriliğe sapanları terkedin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını çekecektir." (el-A'raf, 7/180) (ed-Durru'l-Muhtar maa Haşiyeti Reddi'I-Muhtar (VI, 396-397)

Ebû Hanîfe dedi ki:

"Dua eden kimsenin filânın hakkı için yahut peygamberlerinin ve rasûllerinin hakkı için Beyt-i Haram'ın ve Meş'ar-i Haram'ın hakkı için senden dilekte bulunuyorum demesi mekruhtur." (Şerhu'l-Akîdeti't-Tahâviyye, s. 234; İthafu's-Saâdeti'l-Muttakîn, II, 285; Aliyyu'l-Kârî, Şerhû'l-Fıkhi'l Ekber, s. 198)

Ebû Hanîfe dedi ki:

"Herhangi bir kimsenin Allah'a ancak onu vesile ederek dua etmesi gerekir. Bir kimsenin senin Arşının izzet noktaları hakkı için yahutta mahlukatının hakkı için demesini mekruh görüyorum." (et-Tevessulu ve'l-Vesile, s. 82; Ayrıca bk. Şerhu'l-Fıkhi'l-Ekber, s. 198)

(İmam Ebû Hanîfe ile Muhammed b. el-Hasen dua eden bir kimsenin:

"Allah'ım senin Arşının izzet noktaları hakkı için senden diliyorum" demesini mekruh görmüşlerdir. Çünkü böyle bir duaya izin verildiğine dair bir nass bulunmamaktadır. Ebû Yûsuf ise sünnette bu konuda bir nassa vâkıf olduğundan ötürü böyle bir duaya cevaz vermektedir. Vâkıf olduğu bu nassa göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şu duayı yaparmış:

"Allah'ım senden Arşının izzet noktalan ve kitabının rahmetinin son sınırlan hakkı için... diliyorum"... el-Binaye, IX, 382'de ve Nasbu'r-Raye, IV, 272'de belirtildiği gibi Beyhaki, Kitabu'd-Daavat el-Kebire'de rivayet etmiştir. Ancak bu hadisin senedinde tenkid edilmiş üç nokta vardır:

1. Davud b. Ebî Asım'ın İbn Mes'ud'dan hadis dinlememiş olduğu,

2. Abdu'l-Melik b. Cureyc hem tedlis yapan, hem mürsel rivayetler nakleden birisidir.

3. Ömer b. Harun yalancılıkla itham edilmiş birisidir. Bundan dolayı İbnu'l-Cevzî, el-Binaye, IX, 382'de belirtildiği üzere: "Bu hadis hiç şüphesiz uydurmadır, senedi de gördüğün gibi boştur" demiştir. Bk. Tehzibu't-Tehzib, III, 189, VI, 405, VII, 501 Takribu't-Tehzib, I, 520)

yani sonuç nedir,tevessül caiz değildir.allah'a allah'ın isimleriyle dua etmek varken,onun kapısına onun yoluyla gitmek varken vesilenin faydası değil zararı olur.



şimdi anti-vahhabi el hanefilere(hakaret amaçlı değildir,hatta bu kişilerin kendilerini tanımlamalarına da en iyi bu isim yakışır) şunu diyeceğim:

-lütfen hala selef akidesine sövmekte ve "vahhabilik" çığırışını sürdürmekte devam edecekseniz kendinize ehli sünnet veya hanefi demeyin.sofi deyin,kelamcı deyin ama hanefi demeyin.hem vahhabi(!) düşüncelere sahip olduğunu görüyorsun,hem "vahhabiliğe"(!) sövüyorsun,hem de onun yolundan gittiğin iddiasındasın.

ehli sünnet kendisini hanefi mezhebinde olarak tanımlamaz ancak sizden daha hanefi olduğumuz açıktır.

selametle.



karadamlalar
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yeni Üye
RE: vesile nedir
Sözlükte araç, vasıta, sebep gibi anlamlara gelen vesîle, dinî bir kavram olarak, Allah'a yaklaşmak veya bir dileğin kabul edilmesini ya da bir musibetin defedilmesini sağlamak amacıyla dua esnasında Allah'ın güzel isimlerinden veya yüce sıfatlarından birini, işlediği güzel bir ameli veya yaşamakta olan salih bir insanın duasını vasıta kılmak demektir...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.