You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Vesile ederek yardım istemek

Vesile ederek yardım istemek

Profesör
Vesile ederek yardım istemek
İstigâse; birini vesîle ederek, başkasından yardım istemek demektir. Yardımı istenen, vesîle yapılandan dahâ yüksektir. Müslümânlar, Resûlullah efendimizle veyâ evliyâ ile istigâse yani bunları vesile ederek yardım isterken, böyle düşünür ve inanırlar, kalblerine başka şey gelmez.
İstigâse olunan yani yardım istenilen, yalnız Allahü teâlâdır. Peygamberler, yardımı istenen ile, yardım isteyen arasında vâsıtadır, vesîledir. Yaratan, yardım eden, yalnız Allahü teâlâdır. Yardıma sebep, vesîle olan ise, Peygamberlerdir. Hadîs-i şerîfte;
(Kıyâmet günü, önce Âdem ile, sonra Mûsâ ile ve sonra Muhammed aleyhimüsselâm ile istigâse ederler) buyuruldu.
Resûlullah efendimiz ile tevessül etmek, Onu vesile etmek demek, Onun duâ etmesini istemek demektir. Çünkü O, kabrinde diridir, isteyenin istediğini anlar.

İBNİ TEYMİYYE İNKÂR ETTİ!
İbni Hacer hazretleri, Cevher-ül-munzam kitâbında buyuruyor ki:
“İbni Teymiyye’nin hurâfelerinden biri, Resûlullah efendimiz ile istigâse, tevessül olunmasını inkârıdır. Ondan önce hiçbir İslâm âlimi böyle söylemedi. Ehl-i sünnet âlimleri bildiriyorlar ki: Resûlullah efendimiz ile her zamân tevessül etmek, Onu vesile etmek çok iyidir. Yaratılmadan önce ve yaratıldıktan sonra, dünyâda da, âhirette de, Onunla tevessül olunur. Yaratılmadan önce Onunla tevessül olunacağını gösteren şeylerden biri, Peygamberlerin ve ümmetlerindeki velîlerin Onunla tevessül etmiş olduklarıdır.”
Hadîs âlimlerinden Hâkim-i Nişâpûrî’nin bildirdiği hadîs-i şerîfte;
(Âdem aleyhisselâm hatâ edince, “Yâ Rabbî! Muhammed aleyhisselâm hakkı için beni af ve mağfiret et” dedi. Allahü teâlâ da, “Muhammed aleyhisselâmı dahâ yaratmış değilim. Sen Onu nasıl tanıdın” buyurdu. O da, “Yâ Rabbî! Beni yaratıp rûh verdiğin zamân, başımı kaldırdım. Arş’ın kenârlarında, ‘lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah’ yazılmış gördüm. Kullarının içinde en çok sevdiğinin ismini, kendi isminin yanına koymuş olduğundan anladım” dedi. Allahü teâlâ da, “Yâ Âdem! Doğru söyledin. Kullarım arasında en çok sevdiğim Odur. Onun hakkı için benden af dileyince, seni hemen affettim. Muhammed aleyhisselâm olmasaydı seni yaratmazdım” buyurdu) buyurulmuştur.
Muhammed aleyhisselâmın hakkı demek, Allahü teâlânın Onu çok sevmesi, Ona çok kıymet vermesi, Onun başka kullar üzerinde olan hakkı yâhut da, Allahü teâlânın Ona ihsân ederek, Onun için kendi üzerinde tanıdığı hak demektir.
Allahü teâlânın, Resûlüne olan ikrâmlarından, ihsânlarından biri de şudur ki, Onun hakkı, Onun yüksek derecesi için yapılan duâları kabûl buyurur. Buna inanmayanın bu ni’metten mahrûm kalması, kendisi için en büyük zarardır. Resûlullah efendimiz ile, hayâtta olduğu zamân da tevessül edilmiştir. İmâm-ı Nesâî ve İmâm-ı Tirmizî hazretleri bildiriyorlar ki:

GÖZLERİ AÇILAN ÂMÂ
“Resûlullah efendimizin yanına bir âmâ geldi. Gözlerinin açılması için duâ etmesini diledi. Resûlullah efendimiz ona;
(İstersen duâ edeyim, istersen sabret. Sabretmek, senin için dahâ iyi olur) buyurdu.
-Duâ etmeni istiyorum. Beni güdecek kimsem yoktur. Çok sıkılıyorum, deyince;
(İyi bir abdest al! Sonra bu duâyı oku!) buyurdu. Duânın anlamı; (Yâ Rabbî! İnsanlara rahmet olarak gönderdiğin sevgili Peygamberin ile sana teveccüh ediyorum. Senden istiyorum! Yâ Muhammed aleyhisselâm! Dileğimin hâsıl olması için Rabbime senin ile teveccüh ediyorum. Allahım! Onu bana şefâatçi eyle!)dir.”
İmâm-ı Beyhekî hazretleri; “Ayrıca, kalktı, görerek gitti de” buyurmaktadır.
Bu duâyı okumayı, o kimseye Resûlullah efendimiz öğretti. Kendisi duâ buyurmadı. Onun teveccüh eylemesini, yalvarmasını, Resûlullah efendimiz ile istigâse etmesini, dilediğinin böyle hâsıl olmasını arzû buyurdu.
Netice olarak, Resûlullah efendimiz hayâtta iken de, vefâtından sonra da kendisi ile istigâse olunur yani Onun vasıtası ile Allahü teâlâdan yardım istenirdi. Selef-i sâlihîn, Resûlullah efendimizin vefâtından sonra da, bu duâyı çok okumuş ve bununla murâdlarına kavuşmuşlardır.
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: Vesile ederek yardım istemek
İstigâse; birini vesîle ederek, başkasından yardım istemek demektir. Yardımı istenen, vesîle yapılandan dahâ yüksektir. Müslümânlar, Resûlullah efendimizle veyâ evliyâ ile istigâse yani bunları vesile ederek yardım isterken, böyle düşünür ve inanırlar, kalblerine başka şey gelmez.İstigâse olunan yani yardım istenilen, yalnız ü teâlâdır. Peygamberler, yardımı istenen ile, yardım isteyen arasında vâsıtadır, vesîledir. Yaratan, yardım eden, yalnız ü teâlâdır.


Bu kabul şirktir.Yardım isterken direk Allah'tan istenir.Birililerini duaların kabulu için aracı yapmak şirktir.Yardım istenen yalnız Allah'tır demek insanı kurtarmaz.Eski putperestlerin elle yontukları putların onarl için neyi simgelediğini bir araştırın.

Konuyla ilgili bir siteden yazı:O putların arkasında acaba ne gibi yüklemeler vardı? Hz. İbrahim o putları kırarken acaba o taş parçalarının arkasındaki hangi kokuşmuş inançları ve değerleri parçalıyordu? Hiçbir insan kendi eliyle yapmış olduklarına tapacak kadar gerizekalı değildir. Mutlaka o puta yüklemiş olduğu bir değer vardır. Putların simgelediği şeylerdir aslolan. Hz. İbrahim’in kavmi müşrikti yani Allah’a iman etmenin yanı sıra putlara da daha doğrusu onların simgelediklerine de tapınıyorlardı. Belki de Allah’a yakınlaştırsınlar diye, iyiniyetle yapıyorlardı bunu.

Yontulan putlar Allah'a duaların kabulu için aracı edilen nesneler olabilir.Bunun altındaki insan psikolojisini/düşüncesini araştırmak lazımdır.Belkide aracı yoluyla edilen duayı tam bir garantiye aldığını sanıyorlardı belki de bu putları aracı kılmak onlara bir rahatlama bir haz veriyorlardı belki de bu putları dünyevi çıkarları için kullanıyolardı bununla beraber daha başka nedenler olabilir.

Müşrik dediğimiz kişiler Allah ile irtibatı tamamen koparmış, Allah'ı sevmeyen kişiler değillerdir.Bu kişiler Allah'ı severler, O'na ibadet ederler yeri göğü yaratanın Allah olduğunu bilirler fakat bunu yaparken Allah ile aralarına aracı koyarlar, tam olarak söylersek O'na ortak koşarlar.

ZÜMER SURESİ 3. AYET
Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah'ındır! O'nun yanında birilerini daha veliler edinerek, "Biz onlara, bizi Allah'a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz." diyenlere gelince, hiç kuşkusuz, Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.

Ayette yazan niyet Allah'a yaklaştırma fakat bunu yaparken izlenen yol başka birilerine de ilahlaştırma yani şirk.



ZÜMER SURESİ 8. AYET
İnsana bir zarar/zorluk dokununca, Rabbine yönelerek O'na dua eder. Sonra ona bir nimet lütfettiğinde, önceden O'na yalvarmakta olduğunu unutur, O'nun yolundan saptırmak için Allah'a eşler, ortaklar isnat eder. De ki: "Birazcık nimetlen küfrünle! Hiç kuşkusuz, sen, ateş halkındansın."

"Birazcık nimetlen küfrünle!"Ayyetten Allah'a ortak koşulan şeyin insana bir haz verdiğini veya insanın bundan bir çıkarı olduğunu görebiliyoruz.

ZÜMER SURESİ 45. AYET
Allah yalnız başına anıldığında, âhirete inanmayanların kalpleri nefretle ürperir; O'nun berisindeki, ilahlaştırılmış kişilerle birlikte anıldığında ise hemen müjdelenmiş gibi sevinirler.

Sadece Allah varsa bu onları mutlu etmiyor ama Allah'ın berisinden ilahlaştırılmış kişiler varsa o zaman bir problemleri kalmıyor.


Degerli sworden Kullanicisi May 2009 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum Üyesidir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 06-04-2011, Saat:10:05 AM, Düzenleyen: sworden.
General
RE: Vesile ederek yardım istemek
kim olursa olsun,hiçbir yaratılmış Yaradan'a aracı değildir.Bir salih kula gidip de,"benim için Allah'a dua et" demek ile tutup da Allaha dua ederken "Allahım şu kulunun hakkı için" demek bir değildir.ilki olumlu bir şeyken ikincisi şirke götürür.imam Ebu Hanife'den deliller sunalım ki yazıdaki şu saptırma gözümden kaçmadı:
Alıntı:Ondan önce hiçbir İslâm âlimi böyle söylemedi. Ehl-i sünnet âlimleri bildiriyorlar ki: Resûlullah efendimiz ile her zamân tevessül etmek, Onu vesile etmek çok iyidir. Yaratılmadan önce ve yaratıldıktan sonra, dünyâda da, âhirette de, Onunla tevessül olunur. Yaratılmadan önce Onunla tevessül olunacağını gösteren şeylerden biri, Peygamberlerin ve ümmetlerindeki velîlerin Onunla tevessül etmiş olduklarıdır.”
Ebu Hanîfe dedi ki:

"Bir kimsenin Yüce Allah'a ancak onu vesile kılarak ve ancak Yüce Allah'ın şu buyruğundan anlaşıldığı üzere emrolunmuş ve izin verilmiş surette dua etmesi gerekir:

"En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na bunlarla dua edin. Onun isimlerinde eğriliğe sapanları terkedin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını çekecektir." (el-A'raf, 7/180) (ed-Durru'l-Muhtar maa Haşiyeti Reddi'I-Muhtar (VI, 396-397)


Ebû Hanîfe dedi ki:

"Dua eden kimsenin filânın hakkı için yahut peygamberlerinin ve rasûllerinin hakkı için Beyt-i Haram'ın ve Meş'ar-i Haram'ın hakkı için senden dilekte bulunuyorum demesi mekruhtur." (Şerhu'l-Akîdeti't-Tahâviyye, s. 234; İthafu's-Saâdeti'l-Muttakîn, II, 285; Aliyyu'l-Kârî, Şerhû'l-Fıkhi'l Ekber, s. 198)


Ebû Hanîfe dedi ki:

"Herhangi bir kimsenin Allah'a ancak onu vesile ederek dua etmesi gerekir. Bir kimsenin senin Arşının izzet noktaları hakkı için yahutta mahlukatının hakkı için demesini mekruh görüyorum." (et-Tevessulu ve'l-Vesile, s. 82; Ayrıca bk. Şerhu'l-Fıkhi'l-Ekber, s. 198)




(İmam Ebû Hanîfe ile Muhammed b. el-Hasen dua eden bir kimsenin:

"Allah'ım senin Arşının izzet noktaları hakkı için senden diliyorum" demesini mekruh görmüşlerdir. Çünkü böyle bir duaya izin verildiğine dair bir nass bulunmamaktadır. Ebû Yûsuf ise sünnette bu konuda bir nassa vâkıf olduğundan ötürü böyle bir duaya cevaz vermektedir. Vâkıf olduğu bu nassa göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şu duayı yaparmış:

"Allah'ım senden Arşının izzet noktalan ve kitabının rahmetinin son sınırlan hakkı için... diliyorum"... el-Binaye, IX, 382'de ve Nasbu'r-Raye, IV, 272'de belirtildiği gibi Beyhaki, Kitabu'd-Daavat el-Kebire'de rivayet etmiştir. Ancak bu hadisin senedinde tenkid edilmiş üç nokta vardır:

1. Davud b. Ebî Asım'ın İbn Mes'ud'dan hadis dinlememiş olduğu,

2. Abdu'l-Melik b. Cureyc hem tedlis yapan, hem mürsel rivayetler nakleden birisidir.

3. Ömer b. Harun yalancılıkla itham edilmiş birisidir. Bundan dolayı İbnu'l-Cevzî, el-Binaye, IX, 382'de belirtildiği üzere: "Bu hadis hiç şüphesiz uydurmadır, senedi de gördüğün gibi boştur" demiştir. Bk. Tehzibu't-Tehzib, III, 189, VI, 405, VII, 501 Takribu't-Tehzib, I, 520)

tabi olduğumuzu söylüyorken ebu hanifeye,onun ne dediğini de bilmek gerekli değil mi?
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.