You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

VE O’NUN AHLAKI KUR’AN’DI

VE O’NUN AHLAKI KUR’AN’DI

Üye
VE O’NUN AHLAKI KUR’AN’DI
VE O’NUN AHLÂKI KUR’AN’DI -IBismillahirrahmanirrahim
İnanan mü'minler için şüphesiz en büyük şahsiyet Allah (c.c.)’ın sevgili Resûlüdür (s.a.v.).
Sahip olduğu ahlâkî erdemliğiyle en büyük düşmanlarını bile itirafa zorlayan bu şanı
yüce Peygamber (s.a.v.) insanlık için büyük bir örnek şahsiyet oluşturuyordu. Bütün bir ömürde
yalanın yerinin olmayışı, sadık ve emin kişiliği, ihanet ve aldatmaya yer vermeyen
vefakarlığı, zaafa uğramayan kuvvetli iradesi, inandığı ilke ve prensiplerinden en küçük tavize
ve pazarlığa fırsat tanımayan, yüksek iman ve bilinciyle büyük bir örnek şahsiyettir. O’nun
(s.a.v.) emin kişiliği ve ahlâkî yüceliği sayesinde oluşan İslâmî şahsiyeti, zorluklar ve
meşakkatlerin üstesinden gelmesini sağlamıştır. Olgun bir şahsiyet oluşturmak için vahyin
belirlediği, fıtratın da gereği olan yüksek ahlâkî ilkelere sahip olmak gerekir.
Bu eşsiz ahlâk ve manevi güç sayesinde gelişen ve olgunlaşan şahsiyetleri küfre ve
zulme kıyam eden ümmetler teşekkül eder. Hayat damarları kesilmiş kimseler tekrar hayata
ancak bu ahlâkî yücelikle ulaşabilirler. Fertlerin korkaklığı, kalplerin zayıflığı ve yüksek
ahlâktan uzak olmaları büyük bir şahsiyet krizidir. Telafi edilmesi için, ahlâk bilincine
kavuşmaları gerekir. Güzel ahlâk; akidede berraklık ve saflık, ibadette ihlâs ve samimiyet ve
yaşantıda istikamet olarak kendisini gösterdiğinde, söz konusu güzel ahlâk sebebiyle bu
krizden kurtulmuş ve emin kişiliğe kavuşmuş olur. Allahü Teâlâ (c.c.) Peygamberini (s.a.v.): “Ve
elbette sen yüce ahlâk üzeresin” diye nitelerken, bir başka âyet-i celilede ise: “O’nda
(Peygamberde) sizler için güzel örnekler vardır” buyurarak sahip olduğu yüksek ahlâkî
seviyesi ile mü'minler için en güzel örnek olduğunu ortaya koymuştur.
Kur'an’ın berraklığında ve Resûlüllah (s.a.v.) Efendimizin siretinde (hayatında) bu yüce
ahlâkî ilkeleri yudumlamak ve özümsemek gerekir. Böylece yüksek ahlâkî bilince kavuşmuş,
her yönüyle İslâmî bir şahsiyet oluşturulmuş olur. Bunun da en kısa yolu emin kişiliğinin
olmasıdır. İnsanlar ilk önce kendilerini kabul ettirmek ve güven telkin etmek zorundadır.
Kişiliğini, şahsiyetini kabul ettirememiş insanların düşüncelerini kabul ettirmeleri oldukça
güçtür. Kişiliği konusunda sözlerinin eminliği hususunda ciddi sorunları bulunan ve toplum
tarafından böyle kabul görmüş insanlar, önyargılı dinlenir. Bu şartlanma sonucu muhatap
duyduklarına mantıklı bile olsa inanmak istemez. Duydukları fikirleri, pürüzsüz, berrak ve
apaçık bile olsa ona göre kirli ve kabul edilemezdir.
Risaletle görevli tüm Peygamberlerin hayatında bu örnek şahsiyeti görmemiz elbette
ki tesadüfi ve rast gele değildir. Doğrulukları, söyledikleriyle hayatları ve yaşamları
arasındaki uyum, adaletli oluşları, emanet hususundaki hassasiyetleri ve daha satırlara
sığmayan nice güzellikler bu büyük “örnek insanların” hayatında yerini alırken, bizlere de
gerekli ders ve ibret almak ve hayatımızda bunları yaşamak düşüyor. “O’nda (Peygamberde)
sizler için güzel örnek vardır” derken, şüphesiz O’nun (s.a.v.) hayatında ilke edindiği
prensipleri almamızı istiyordu Rabbimiz.
O’nun ahlâkı ve kişiliğine göz atalım:
Daha Peygamberlik gelmeden önce bile “Muhammed’ül-Emin” lakabıyla anılırdı.
Ebû Cehil bile bazen kendisine yakın gördüğü kimselere O’nun (s.a.v.) hayatında yalanın
yerinin olmadığını, söylediklerinin daima doğru olduğunu itiraf etmiştir. Efendimiz (s.a.v.), en
sıkıntılı anlarında bile Mekke’de kalarak mü'minlerin, birer ikişer Medine’ye hicret etmelerini
istemiştir. Ashabının ileri gelenleri dahi Mekke’yi terk ederken, birkaç yakın dostu ile birlikte
azgın müşriklerin içinde Mekke’de kalmış ve ondan sonra hicret etmiştir. Bununla yakınlarına
ve mü'minlere cesaret veriyor, onların gönüllerindeki endişeleri ortadan kaldırıyor, onların
gönüllerinde taht kuruyordu. Hicret anında bile yerine Hz. Ali (r.a.)’yi bırakarak, kendisine
bırakılan emanetleri yerlerine teslim ettikten sonra hicret etmesini istiyordu. O’nun (s.a.v.)
2
Peygamberliğini kabul etmeyenlerin bile “en güvenilir” bularak emanetlerini O’na (s.a.v.)
teslim etmeleri ne anlama gelir? Hayati tehlike söz konusu iken, suikast girişiminde
bulunacak kadar tehlikeli ve sıkıntılı anlar yaşarken dahi emanetlerin sahiplerine ulaşmasını
arzulayışı ne ile izah edilebilir? O, büyük insan, önder ve örnek bir kumandan olarak da,
bizzat büyük savaşlarda orduya komuta etmiş, en ön safta düşmanla göğüs göğüse
savaşmıştır. Huneyn ve Uhud savaşlarında olduğu gibi, İslâm saflarında bozulmalar olduğu ve
bir çok ashabın kaçıştığı ve bir yerlere sığınmak ihtiyacı hissettiği sırada bile, O yüce
Peygamberin kıyasıya vuruştuğunu ve ashabın da O’na sığındığını görüyoruz. Bu, sözleri ile
yaşadığı hayat arasında çelişki olmayışı demektir. Yaşayışı ile sözlerini doğrulayarak,
ölümsüz bir mesaj bırakmıştır. O (s.a.v.) inanmayan insanları dahi hayrete düşüren, özendiren
ve imrendiren bir şahsiyetti.
Şüphesiz O’nun (s.a.v.) hayatını satırlara sığdırmak mümkün değildir. Ey Rabbimiz,
O’nu (s.a.v.) bize göndermekle bize lütfettin, bizi şereflendirdin. O yüce Resûl (s.a.v.) hayatıyla
örnek olmasaydı bu ümmet doğar mıydı? Kitleleri arkasında sürükleyebilir miydi? Dostları
olan vefalı ashabı sevmese, sahip olduklarını meşrû ölçüler içinde insanlara paylaştırmasaydı,
onlara güven verebilir miydi? O’nun (s.a.v.) sebebiyle Rabbimiz birbirlerine düşman olanları,
birbirlerine dost etmedi mi? O halde; O’nun (s.a.v.) hayatını özümseyerek örnek bir kişilik
oluşturmalıyız. İnsanlar bizde İslâm’ı görmeli. Sözlerimiz, yaşantımızla uyum içinde olmalı
ki, insanlar bizim itimat ve itibar edilir olduğumuzu anlasınlar. İslâm bütün hayatımızı
kuşatmalı. Okulda, ticaret hayatımızda, arkadaşlık ve komşuluk ilişkilerimizde, aile
hayatımızda, hülasa tüm hayatımızda İslâm olmalı, yaşayan İslâm olmalıyız. “Hesaba
çekilmeden önce nefsinizi hesaba çekiniz” (Kıyame:5) âyet-i kerimesi gereği kendimizdeki hata
ve kusurları görüp, kendimizi hesaba çekmeliyiz. Örnek bir şahsiyet olmalıyız ki, bizde ölü
gönüller dirilsin, hayat bulsun. Bizde İslâm’ı bulsun ve yudumlasın.
“Ey iman edenler, akitlerinizi yerine getirin” âyet-i celilesi, ve buna benzer bir çok
âyet vardır ki, ısrarla ahde vefa ve sözleşmeye sadakat üzerinde durur. Bir toplum düşününüz
ki, insanlar söz ve sözleşmelerine sadakat gösterir, borçlarına sadık kalmışlardır. Bu toplum
emniyet ve güven verir. Bu toplumda huzur ve sükun vardır. Aranan ve özlenen de budur.
Sevgili Efendimiz (s.a.v.)’in bir Yahudi’ye verdiği söz için üç gün beklediği rivayet
edilir. Efendimiz (s.a.v.)’in Kur'an ilkeleriyle ne denli bütünleştiğini görüyoruz.
“İyilikle kötülük bir olmaz. O halde sen kötülüğü en güzel bir şekilde sav. O zaman
bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcacık bir dostun
oluvermiştir. Bu olgunluğa ancak sabredenler kavuşturulur..” Fussilet sûresindeki bu âyet
sosyal ilişkilere mükemmellik kazandırıyor. Müslümanların birbirlerine tahammül etmelerini
öğütlüyor. Kendisine yapılan kabalığı yumuşak ve sabırlı tavırlarıyla, güzellikle, fedakarlıkla
insanların gönüllerini kazanmayı telkin ediyor. Özveriyle şeytanın, kardeşi ile kendi arasına
engellemesini öğütlüyor. Karşısındaki insanların bir çok yönden çiğ, olgunlaşmamış tavrını,
yine kendi olgunluğuyla yumuşak karşılamasını istiyor. Şüphesiz bunun da en güzel örneğini
Allah (c.c.)’ın sevgili Resûlü (s.a.v.)’nde görmemiz mümkündür: “Bir Bedevi Resûlullah’tan
(s.a.v.) yardım istiyor. Efendimiz (s.a.v.) o Bedevi’ye bir şeyler vererek yardımda bulunuyor.
Ancak adam verileni az buluyor ve ‘Hakkımı tam vermedin’ diyor. Bu duruma öfkelenen
ashabı, Efendimiz (s.a.v.) sakinleştiriyor. Adamı alarak evine götürüyor ve biraz daha
yardıma bulunuyor. Memnun olan adam Efendimiz (s.a.v.)’e duâ ediyor. Ashabı ile olayın
tahlilini yapan sevgili Peygamberimiz (s.a.v.); ‘Benimle bu adamın durumu, devesini
elinden kaçıran adamın haline benzer. Herkes o devenin peşinden koştuğu halde onu
tutacak yerde, ürküterek kaçırır. Devenin sahibi halka: Devemi bana bırakın, ben onun
huyunu suyunu bilirim der ve devesinin yanına yaklaşır. Yerden ot alarak devesine
gösterir. Nihayet deve gelir. Sahibi devesine yükünü yükler ve gider. Eğer ben olsaydım,
o mutlaka cehennemlik olurdu!”
3
VE O’NUN AHLÂKI KUR’AN’DI -IIBenzeri
olaylara siyer kitaplarında çokça rastlayabileceğimiz gibi hadiseler, Kur'an’ın
bizlere çok büyük ahlâk ilkesini ortaya koyduğunu ve Kur'an’ın belirlediği bu ahlâk ilkelerini
şahsında görebileceğimiz en büyük örnek insanın Hz. Muhammed (s.a.v.) olduğudur. Kur'an’ı
en güzel yaşayanın yine O (s.a.v.) olduğudur. Bunun içindir ki Hz. Âişe (R. Anhâ) validemize,
Efendimizin (s.a.v.) ahlakı sorulduğunda O’nun cevabı şu oldu: “O’nun ahlâkı Kur'an’dı.
Yoksa siz Kur'an’ı okumuyor musunuz?” Kur'an’daki yüksek ahlâk ilkelerini bir teori diye
düşünürsek, bunun uygulaması da Resûlüllah (s.a.v.) ve tabi O’nun (s.a.v.) güzide ashabıdır…
O halde; kendimizi, tavır ve davranışlarımızı Kur'an’la ölçelim. Kur'an’ın telkin ettiği;
affeden, bağışlayan, öfkesini yutan, fedakar, adil, çalışkan, nazik, kibar, iyilik sever, sabırlı ve
mütevazı olmalıyız. Yani Kur'an’ı ve sevgili Peygamberimizi (s.a.v.) ölçü ve örnek alarak işe
kendimizde başlamalıyız.
Kur'an öyle bir Peygamber sesidir ki, onu bütün dünya dinlemeli, bu ses saraylarda,
çöllerde, şehirlerde, devletlerde çınlamalıdır. Kurtuluş ancak bu sese kulak vermekle
olacaktır. “Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma, bize katından
bir rahmet ver. Şüphesiz Sen çok bağışlayansın.” (Âl-i İmran:8).
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.