You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

ÜSTAD İSMAİL (ÇETİN) KUDDİSE SIRRUH

ÜSTAD İSMAİL (ÇETİN) KUDDİSE SIRRUH

Yeni Üye
ÜSTAD İSMAİL (ÇETİN) KUDDİSE SIRRUH
MUHAKKİKİ RABBANİ FAKİH ŞEYH ÜSTAD SEMİYYUZZEBİH İSMAİL BİN MAHFUZ AL-ABBASİ KUDDİSE SIRRUH

[Resim: stadm12.jpg]

Muhterem Allame Muhakkik Fakih Şeyh Üstaz İsmail Çetin hocamızın ilim tahsili sırasında nerelerden ve kimlerden hangi ilimleri tahsil ettiğine dair kendi beyanından tespit ettiklerimiz:

Kur'an-ı Kerim'i Veşşems suresine kadar validesinde okuyarak, bundan sonra Kur'an dersi almamıştır. Zira her tarafını okuyabiliyordu.

Merhum pederleri Seydayı Molla Fettah'a söylediğinde: 'medreselerde oku' dedi.

7-8 yaşlarında iken onun emriyle memleketi terkedip Halep'e gitti.

Halep'te üstad Molla Abdurrezzak (Şehyül Kurra)ı Kürdî'de 4 sene 5 kıraat okudu.

(Kıraeti Asım, Kıraati nafa, Kıraeti Şam, Kıraeti İbni Kesir-Rivayeti şaz)

Sonra Şam’a giderek aynı üstadın nezareti altında 1 sene sonra imtihan oldu. 70 sıra içinde birinci, 1. sıradan 2. olarak ( 1. Abdussamed) 5 kıraetten mutlak icaze aldı.

(İcazei aceziye: Rumuzlu bir ifade olup, her harfin tekabül ettiği bir şahıs. Kur’aların baş isimleri, Arabca yazılışa göre)

12-13 yaşlarında memlekete döndü. Molla Fettah Efendi davet etti. ( çocuklarla oyun oynadığı bir sırada). Yanına geldiğinde elini öperek verilen emr üzere vel ferciyi okudu. Son ayette manayı soran hocamızın bu sorusuna karşı üstad ağladı: ‘Kur’an’ın manaları kalbine geliyor mu’ diyen üstadın sorusuna hocamız: ‘Evet’ diye cevap verdi.

Üstad emrederek: Babana itaat etme, anan yoktur, bir Kur’an al ve oku dedi. Benim söylediğimi babana söyleme, sonra bana düşmanlık yapar dedi. Beni evine aldı, Bakara’dan itibaren Nubuhan, Gayetül ihtisar, emsile, İzzi, Avamil kitaplarının başlarından ikişer üçer satır bana ders verdi.

Tirale köyüne kendim gittim. Üstadın tavsiyesi üzerine anam babam yoktur diyerek 6 ay kadar orada okudum. Bu kitapların hepsini ezberledim. Üstad Molla Sıddık bana biraz elbise almak üzere Diyarbakır’a götürdü. Komşular vasıtasıyla babam beni yakalayarak kazaya (Hazro) götürdü.

Tekrar Üstad Molla Fettah sokakta çocuklar içinde beni görerek evine davet etti. Halimi ona arzettim.

Avamil, Birgevi, zuruf, Terkip, Küçük Sadullah, Şerhul Muğni kitaplarından üçer beşer satır bana ders verdi. Bana: ‘ Bir daha seni kazada görmeyeceğim!’ diye emr verdi.

Çınar’a bağlı Has köyüne gittim. Orada Nahiv ilminden yukarıdaki kitapları okumakla beraber Molla Mahmud’dan Şafii fıkhına ait Minhac’ı okudum.

Sonra Hudur köyünde Şeyh Nesih’in medresesine gittim. Şeyh Nesih’in oğlu Şeyh Ersad’dan ders (Nahv) okudum. Şeyh Nesih gizliden mani oldu. Muayyen hadisleri kendi eliyle yazıp bana ezberlettirdi. Sadettin’e (Nahv ilmi) başladım.

Memlekete babamı ziyarete geldim. Babamla beraber Molla Fettah’ı ziyarete vardık. Molla Fettah babama: Molla Mahfuz, bu çocuğu bırak! Deden İsmail efendi’nin yerini inşallah tutacak. Dedi. Beni dışarı çıkarıp babamla konuştu. Biraz sonra beni yanına çağırıp:

Gençliğine hakim ol. Harama bakma. Seydaya mensub hocaların yanına git. Değerli hocaları tespit et ve onların yanında oku. Dedi.

Tillo’da Molla Muhammed, Molla Bedreddin’in yanında okudum. Seydayı Molla Bedreddin’de Hal (Nahv) okuyordum. Seydayı Molla Muhammed’in yanında da Riyazüssalihini okudum.

Şeyh Cemil ( Tillo’da, 85 yaşında büyük bir şeyh. Kadiri tarikatı sahibi) Bedreddin Efendi’den kendisine hizmet etmek üzere bir talebe istedi. Talebeyi ücret karşılığında istiyordu. Molla Bedreddin, fakir olduğumu bildiği için beni gönderdi. Gece hizmet ederdim. Ibrığını doldurur, sobasını yakardım.

Bir gece beni azarladı: ‘Neye uyuyorsun!?’ diye. Kendisi gece ve gündüz uyumuyordu. Gece biraz uzanıyordu, ben hastayım diye (sözde…) Bana: Sen uyurken ayaklarını uzatıyorsun, Tillo’nun eviliyaları buraya geliyorlar. Ya benim gibi ol ya da defol git! Dedi. Ben de kızarak medreseye gittim. (14-15 yaşlarında)

Üstad Molla Halil’e ( Molla Bedreddin’in babası) haber gönderdi: Hizmetçi olan talebeyi buraya gönderin, işi var dedi. Gittiğimde oğlu Şeyh Kamil ile oturuyordu. Şeyh Kamil dedi ki: Zalim! Sen neye şeyhi terk ettin?

Şeyh Cemil gülerek: Molla Kamil seni imtihan ediyor dedi. Nasibin kapımızda değil, yalnız bizden bir hediye al dedi. Tevhid, Lafza-i Celal ve bir salavat ı şerife bana izin verdi. Marifetnamenin okunmasını tavsiye etti. Bizim tarikatımıza giren olursa, bize vekaleten bize bağlayın dedi. (her biri birer elimden tutarak beni okşadılar.)

Şeyh Kamil: Baba bunu almak mümkün değil midir? dedi. Şeyh Cemil:

Hepimiz kader i İlahiyeye mahkumuz. İnşallah sofi bir alim olacak. Şeyh Abdulkadiri Geylani büyüktür. Tillo evliyalarına fatiha oku. Sen ilmini bitirdikten sonra seni görmeyeceğiz. Şephesiz ki sen okuyacaksın, icaze alacaksın, alim olacaksın, endişe etme, dedi.

Yanında tanımadığım Botan tarafından olup oturan hoca: Şeyhin (Şeyh Cemil’in) elini tut. Sana büyük bir müjde veriyor dedi.Ben ağlamaktan kendimi tutamayarak şeyhin elini tuttum ve titredim. Şeyh Cemil, bana:

Halkın elinden gözünü kapat. Vallahi alim olacaksın dedi. Paran biterse de isteme. Allah, rızkını sana gönderecek. Sebebler esirdir, sebeblere esir olma, Hakk’a esir ol. Halık’a kul ol, ölünceye kadar Allahu Teala rızkını verecek dedi.

……..

Şeyh Cemil gözünü kapattı: Kalk git, Fakirullah’tan başlamak üzere ziyaretleri dolaş, Şer’an haram işlemeyeceğine dair onlara söz ver dedi. Ben gidip hepsini dolaşıp tavsiyesini yerine getirdim. Akşam üstü yanına döndüğümde Şeyh Kamil ile oturuyordu. Fakah gel dedi, içeriye girdim. Ellerini ziyaret ettim. Kadiri tarikatına benden vekaleten Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber, kelime i tevhid ve Allahumme salli ala seyidine Muhammedin ve alihi kad dakad hileti edrikni ya Rasulallah’dan başkasına tavsiye et. İnşallah kitabını bitirdikten sonra yine bu kapıya geleceksin dedi. Sonra bir ah çekerek:

Ne fayda ki, ömür kısa, insan ölür, maksatları dünyada kalır. Bu dünyada kimse maksadına kavuşmamıştır. Allah hafız ve munin olsun, git oku, tenbel olma. (arabca söyledi) ‘Men Dakka babel Kerimi in fetaha! ( Kim Kerim olanın kapısını çalarsa, kapı ona açılır) Üzerimde birkaç ayet ve esmaları gizliden okudu. 25 lira da para verdi. Ben ondan ayrıldım. Ayağa kalkıp kapıya kadar uğurladı.

Oradan Siirt’e gittim. Siirt’te Ayındır camisinde talebeler vardı. Orada Molla Tayyib’in yanına gittim. Birkaç gün sonra Üstad Molla Tayyib çağırdığında evine gittim. Helası bozulduğundan onu yaptım. Necasetin temizlenmesi nefsime ağır geldi.

Fakah, men kademe huddime, dedi. Kim ki hizmet ederse , hizmet edilir. İçimdeki nefret yok oldu. (içimdekini anladığından bunu buyurdu) dedim: Ya Üstad, bundan sonra ruhumu sana feda ederim. İşimi bitirip medreseye döndüm. Kayser camine gel dediğinden oraya gittim. (Muhtemelen ikindi) Namazdan sonra bana bir oda verdi. 6 aya kadar onun yanında Sadullah (Nahv) ve Netaicin ( nahv ilmi) bir kısmını okudum.

Birgün Hacı Celal Ağa’yı – o caminin mütevellisi- çağırdı: Benim ömidim bu talebede vardır. Masrafını üzerine al. Dedi. Hacı Celal ağa bütün yemek içmek ve kitap parasını vereceğim dedi. Üstad: Bundan sonra gevşek çalışacaksan muvaffak olamayacaksın. Cidden çalış, halk sana hizmetçi olacak, sen de Allah’a hizmetçi ol dedi.

Bu söz çok zoruma gitti. Bunaldım dışarı çıktım. Camiül Melih medresesindeki Şeyh Mustafa’nın yanına gittim. Akşam namazından sonra şeyh Mustafa, nerede okuyorsun dedi. Üstad Molla Tayyib’in yanında okuduğumu söyledim. Molla Tayyib ehli ferasettir, ilmi bereketlidir. Çok defa evliya derslerini dinlemeye gelir. Molla Tayyib’in duasını al, Netaici okuma, Molla Cami’yi oku dedi.

Üstadım , bana ders verseniz, ben de hergün gelip ders okusam ( Molla Camii) olmaz mı? Olur dedi. Bir oda kiralayarak orada oturdum. Şeyh Şerafettin’in mensublarıyla irtibat kurdum. Şeyh Alaaddin’in oğlu Şeyh İzzeddin camiinde ve arkasında namaz kılardım. Ara sıra Şeyh Alaaddin’i ziyaret ederdim. Nasihatlarından faydalanırdım.

Bir gün şöyle dedi: Adamın biri hac yolunda bir kaplumbağaya rastlamış. Kaplumbağadan: nereye gidiyorsun diye sormuş.

Hacca gidiyorum! Demiş. Sen bu yürüyüşle nasıl hacca gideceksin? Kaplumbağa:

Yola çıkmak benim elimde, kavuşturmak Allah’ın elinde. Allah’ın işine mi karışıyorsun?... Oku, meşayıhları sev, birisine bağlı ol dedi. Oradan kalktığımda, Şeyh Mehmed Kazım’a rastladım. Beni babasının ( Şeyh Şerafeddinin) yanına götürdü. Şeyh Şerafeddinin etrafında kalabalık fazlaydı. Ziyaretine vardığımda elinde Hikemi Ataiye vardı. Hikem i Ataiyeden nasihat söylerdi.

Yalvardım ve dedim ki: Ben sizin yanınıza gelsem bana öğretir misiniz? Vaktim yoktur dedi. Muhammed Kazım’da oku buyurdu. Ben ağladım, dedim ki: Senden okumak istiyorum. Bunun üzerine müsaade etti.

Netaici Molla Tayyib’de, Molla Camiyi Şeyh Mustafa’dan, Hikemi de ondan okudum. Onların yanında bu üç kitabı bitirdim. Oradan Balakaya (Muş’un bir köyü) gittim. Orada Molla Caferde Semkatiye (mantık) başladım. Bir ders Semkati, bir ders tefsir i Hazin, bir derse de İhya –ı Ulumden okuyordum. Haşiyeye ( mantık ilmi- Molla Caminin haşiyeleri- başka bir nahv) kadar, haşiyelere başlayınca oğlu Molla Habib vefat etti.

Erzurum’a gittim.Kurşunlu camii yakınlarında bir ev kiraladım. Sakıp Efendi’nin yanında haşiyeden ve tefsiri Kadı Beydavi’den ders aldım. 6 ay sonra memlekete döndüm. Botan’dan Zivink köyüne gittim. Orada Molla Muhammed ( her sahada çok alim) Zivingi’nin yanında okudum Usul ilmine kadar (Muhtasar maniyi).

Sonra onun tavsiyesi ile Helenzeye döndüm. Helenzede Molla Abdulhakimin yanında Muhtasar (İlmi maami) ve Cem’ıl cevami (usul) okudum. Üstadın gözü görmediğinden ben okurdum, o mana verirdi. Oradan tekrar Siirtte Şeyh Mustafa’nın yanına geldim. Bir müddet orada aynı kitapları okudum.

Patnos’a bağlı Hasandel köyüne gittim. İki sene kadar Molla Yasin’in yanında kelam okudum. (akaidi nesefiyi) Molla Yasin Şafii fıkhını çok güzel biliyordu. Minhac, Fethul Muini (fıokıh kitapları) onun yanında tekrarladım. Kendisi Van’ın Şivekar köyüne gitti. Şivakar köyünde ondan mutlak icazeyi aldım. O zatın münkirleri çok idi. Alet ilimleri (Nahv-mantık) biraz unutmuştu. Bir sene orada kaldım.

Sonra 1960’da Erzurum’a gittim. Sakıp Eefendi’nin yanına döndüm. Makasıd (kelam ilmi) Tefsiri Kadı, Celaleyn tefsirlerini yanında okudum. Mubarek bana: Acele et, vakit daraldı. Ecelimde yakındır. Çok çalış, ilme rağbet kalmamış ise de Allah’ın yanında ilim kıymetlidir dedi. Sen eğer alim olursan, halk sana hizmetçi olacak. Alim olmazsan kendin hizmetçi olacaksın buyurdu.

Mekasıdı bitirmeden rahatsızlanıp talebelerini dağıttı. Bir mektup vererek Ömer Nasuhi Bilmen’in yanına gittim. Ömer Nasuhi Bilmen’in yanında Nazmul Lealiyi ( ufak bir eser-kelam) 20 gün kadar okudum. Muvazzah ilmi kelamı yazıyordu. Muvazzah ilmi kelamı onun yanında tekrarladım. Ondan sonra Erzurum’a döndüm.

1-2 ay sonra inkılab oldu. İnkılabdan sonra Suriye’nin Hazne kasabasına gittim. Til Maruf adlı Şahı Hazne’nin köyünde Şah’ın oğlu Şeyh Alaaddin’in yanında el felsefe tul ula, şerh ul mekasıd, tefsiri Kadı, bir cilt Buhari’yi tekrarladım. Daha evvel Molla Yasin’in yanında da Müslim i Şerifi okumuştum. Oradan Zaho’ya geçtim. Üstad Şeyh Muhammed Kasım’ın yanında okudum. Üstad Muhammed Kasım affı çıktığından (şapkadan isyan etmişti) Şirvan’a döndü. (Siirt’in kazası) beraber gittik.

Şeyh Muhammed Kasım’ın yanında Mizan ul Kübra’yı (İmam Şaraninin 4 mezheb kitabı) Buhariyi, Kadı tefsirini, Medarikin bazı kısımlarını (parça parça) okudum. Hakiki ilim icazesini ondan aldım.

Bu zat Molla Yasin hocamızla Erçişte Molla Ahmed Kurumzadeden icazelerini almışlardır. Molla Ahmed Kurumzade de Molla Necmeddin Ercişi hazretlerinden icazelerini almışlardır. O da Efendine Hasan, O da Hacı Tayyib Muşi efendiden, o da Siirtli Molla Halil efendiden (Asrı Saadete kadar…) Şeyh Muhammed Kasım, Molla Muhammed Eminden de icazet almıştır.

Piri Küfrevinin oğlu Hazreti Şahtan Nakşi tarikatını ve iczayi almıştı. Üç i’tikaftan sonra bu icazaden beni şereflendirdi. Sonra Seyyid Şeyh Abdulhakim Hazretlerinden Nakşi tarıkatı üzerinde çalıştım. Şeyh Hazretleri eylülde ( 1970-1971) mutlaka yanıma gel, emrin tamamdır, eylülde ihmalkarlık yaptım, şeyhin vefatından 7 gün sonra gittim. (Nasib olmadı) 1974 Hac seferinde Medine i Münevverede mukim Şeyh Abdulhak, cebren Nakşi, Kadiri ve Şazeli tarikatında bana bir izin vermiştir. (Halifelik)

not: üstaz hazretleri halihazırda antalya aksu ilçesinde eser telifi, irşad ve tedrisat ile meşguldur.
Degerli tekçare Kullanicisi Nov 2009 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yeni Üye
RE: ÜSTAD İSMAİL (ÇETİN) KUDDİSE SIRRUH
[Resim: stad40.png]

Allame Fakih Şeyh üstaz ismail Çetin kuddise sırruh'un tanıştığı istifade ettiği ulemanın isimleri şunlardır:

Seyyid Şeyh Abdulhakim
Şeyh Maşuk
Şeyh Taha
Şeyh Muhammed Nssır
Şeyh Halid
Şeyh Mazhar
Şeyh Takiyeddin buraya kadar ki zatlarla Norşin, Ohin ve Adgonda görüştü.

Şeyh Cemil
Şeyh Şerafeddin
Şeyh Alaaddin
Şeyh Mustafa bu zatlarla Siirtte görüştü.

Şeyh Zeynelabidin
Seyyid Ali Fındıkî
Şeyh Seyda (Cizre)
Şeyh Abdurrezzak (Kızıltepe)
Efe Hazretleri (Erzurum)
Şeyh Nesim (Bitlis)
Şeyh Seyfeddin (Van)
Seyyid Abdullah (İran Kötor)
Sami Efendi
Mehmed Efendi
Mahmud Efendi
Şeyh İsmail Hakkı Toprak (Sivas)
Şeyh Yahya
Şeyh Masum
Şeyh Süleyman (Kerküklü)
Şeyh Mahmdud Alusi ( Bağdad)
Şeyh Celaleddin (Şam)
Şeyh Cüneyd ( Zokkeytli)
Şeyh Haydar
Şeyh Hüseyin ( Tavikli)
Mevlana Şeyh Muhammed Sadaka
Şeyh Nesih
Şeyh Kemal (Ahmedi)
Şeyh Muhammed Arabkendi
Şahı Haznenin oğlu Şeyh Hasan
Şahı Haznenin oğlu Şeyh Alaaddin
Şeyh Şükrü (Adıyaman)
Şeyh Muhammed Emin Antabi
Ali Cevad Efendi (Tarsuslu)
Şeyh Abdulhak (Medineli)
Şehy Alaiddin (Irak Süleymaniye)
Şeyh Abdulkerim (Şam, Salihiye)
Şeyh Cüneyd (Şami)
Şeyh Mustafa (Çorum)
Şeyh Mehmed Selim ( Licede)
Şeyh İsmetullah ( Lice Karaz köyü)
Şeyh Yusuf (Doğu Beyazıd)
Şeyh Abdullah (Silvanlı)
Şeyh Haydar (Zokeydi)
Şeyh Halef (Bismil)
Şeyh Muhammed Raşid
Seydayı Molla Ali
Seyyid Hasan
Üstad Bediüzzaman


tahkik ile okuduğu bazı eserler:

Hanefide İbni Abidin
Mülteka
Mesnevi Ankaravi şerhi
Ruhu Mesnevi
Üstadın Mesnevisi
El nevakıd vel cevahir (Akaid-tasavvuf)
Letaiful minen ( Ahlak)
İhyanın son kısmı
Sıracuttalibin (tasavvuf)
Tacıl camiül usul
Nefatihül Gayb
Camiul kerametül evliya
Ramuzl ehadisin şerhi
Evamiul usul
Sözler (üstadın)
Mektubatı Rabbani
Mektubat (Üstadın)
Hazreti Diyaeddin ile Şahı Haznenin Mektubları
Marifetname
Riyazussalihin
Mizan ul Kübra
Aynul İlm Zeynul Hılm
Mir'at
Hikem
Gülistan
Kadıyı Kutür
Şerhil Makasıd
Şerhul akaid
Mevakıf
Tenbihul Gafilin
Askalani (Buhari ile)
Terhib Tesrib
Raşahad
Tarihul hulefa
Berika
El Maruf Redditsasavvuf
Felsefetül ula
Metalib mezahib
Tehafetül felsefe
Muhammedurrasulullah
Adeletil ictimaiyyetu fil islam
Abidin Paşa
Kitabu mukaddse
İranda
Kibriti Ahmer
Fususul hikem
Feyzulkadir
Şerhil Mevakıf
Kadu Beydavi
Celaleyn
Alusi
Buhari
Müslim
Tuhfe
İanetittalibin
Minhac



Allah Teala ömürlerini bereketli, himmetlerini ali, şefaatlerini makbul, ilimlerini kavi eyleye. amin.
Degerli tekçare Kullanicisi Nov 2009 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yeni Üye
RE: ÜSTAD İSMAİL (ÇETİN) KUDDİSE SIRRUH
[Resim: 3996.jpg]

Üstaz'dan Nurlu Sözler
Ey reisler!.. Müslüman olarak, müslümanların başına geliniz. Ey bu reislerin peşine düşenler!.. Sizin haşriniz, arkalarına düşmüş olduğunuz kimselerle olacaktır!

***
Gerek âmir ve gerek tebaanın emînlik, sadakat ve ahde vefâdârlıkla hareket etmeleri farzdır.

***
İş beceremiyen ve idâreciliği bilmeyen, mesleğe de kifâyetsiz olan bir adamın, iş başına getirilmesi, zulmün kapısını açmaktan ibârettir.

***
Bir kadının –liyâkati kâmilen bulunmadığından dolayı- ona devlet idâreciliğini vermek câiz değildir. Bunda, ehl-i sünnetin cumhûrunun ittifâkı vardır.

***
İnsan rûhu, iki ateşten biriyle tasfiye olunur. Birinci ateş, dünyada emirleri yapmaktaki zorluk; nefsî arzuları terk etmekteki meşakkattir. Buna mukâvemet etmeyen, âhiret ateşiyle tasfiye olunur; tabii ki, iman varsa. İman yoksa, ateş böceği olur.

***
Gerçek şu ki, insandan hayâ perdesinin kalkmasıyla, yol perdelenir.

***
Namûslu, kendi ehliyle zinâ yapılmasını kabûl etmeyip zinâya düşkün olan değil; başkasıyla olsa da zinâya karşı olandır!

***
Gözü harama bakanın, kalbi temiz değildir!

***
Tevfîk ve hidâyette mürşîde ihtiyaç yoktur. Ama, kulun bunu kabûl etmesinde velî-i mürşîd şarttır.

***
Cennet derecelerini kazanmak, zorluğa katlanmakla; Cehennem’den kurtuluş, nefsi, isteklerinden alıkoymakla mümkündür.

***
Hayır ve şer, şeriatle bilinir. Hayır ve şerri tayin eden, şeriattir.

***
İrşâd ve velâyet kapısı kapanmayacaktır. Bunun kapanması, dînin ortadan kalkması demektir.

***
Velî-i mürşîdi tanıyan, mutlaka hidâyete erer.

***
Kıyâmetin alâmetlerinden biri de, sonradan karga meşrepli imamların, önceki müslümanların şân ve şereflerine dokunmalarıdır!

***
Ehl-i Beyt’e, küfrü tercîh etmedikleri müddetçe, fâsık olsalar dahi hürmet gerekir.

***
Ma’rûfu teblîğ etmekten, menhiyâtı bertaraf etmeye çalışmaktan dolayı başa gelen belâlara tahammül göstermek, sabırdır.

***
İmâm-ı A’zam rahimahullahu Teâlâ’ya isnâd olunan „Arapçadan âciz olan kimsenin, tercüme olarak (kendi lisanıyla) kıraati câizdir.“ Sözüne gelince, İmâm kendisi bu sözünden rücû etmiştir.

***
Farz olmayan bütün sadaka ve ibâdetlerin gizlenmesi efdâldir.

***
Her müslüman çocuğuna temel itikâd meselelerinin öğretilmesi farzdır.

***
Namaz kılmayan ve sâir büyük günah işleyen hükümdar ve hâkimlerin övülmesi, haksız katl-u kıtâlde bulunan zalimlerin övülmesi, haramdır. Böylece, şeriate uymayan, dînî bir gâyesi olmayan partilerin övülmesi de bu hükme girer.

***
Particilik, dîne, vatana, halka hizmet için vesîle ise, CÂİZ; vesîle değil maksat ise, tefrikayı meydana getirdiğinden HARAM olur. Allahu Teâlâ milletimize şuur versin.

***
Elbette, dağınık da olsa bu tâife (mücâhid, fakîh ve ehl-i hadîs) kadrosu, kıyâmete kadar gerek ilmî delillerle ve gerek silahla cihâda devam edecekler… Asıl mesele, bu tâifeden olmaya çalışmaktır.

***
Lider seçmek, hakları korumak için, vâciptir.

***
Emîrlik ve fıkıh ilmini bilmek sıfatına hâiz olmayanın seçilmesi yahut imâmın hiç seçilmemesi takdîrinde, insanlar, cahiliyye devrindeki anarşiye dönüverirler!

***
Gıybet ve söz dolaştırmak, cemiyet fertlerinin kalbine kin, zan, buğz, hased, hırs, ayıp araştırma, bencillik, riyâkârlık… gibi hastalıkların tohumunu eker!

***
İnsan yeryüzünde, yeryüzünü tâmir etmeye, siyasî işleri görmeğe, nefsini temizlemeğe ve kemâle erdirmeye memurdur.

***
Memurlar kanaat sahibi olur, ihtiyaçlarının dışındakine talip olmaz ve devlet ricâli de israf ve fuzulî masraftan sakınılarsa; devlet berdevâm olur ve millete de refah gelir.

***
Müslümanlar ne ile islâma girmiş iseler, onun inkârıyla islâmdan çıkmaları muhakkaktır!

***
Hakperest olmayan, putperest olur!

***
Nefsin sâfiye ve âşıkâ olabilmesi için, fenâdan sonra bekâ abasını giymesi şarttır. İşâreti, maddenin ötesini görmek, işitilmeyeni işitmektir. Bu tasfiyeden sonra, nefs-i nâtıkâ artık nâtıkâ değil, sâfiyedir. Hiç vâsıtasız bildirir. Şöyle târif edilir: En az karşısındaki kalbe bildirir, hem de ondan bilgi alır. Kabirdeki azâptan haberdâr olur. Bu makam, velî ve mürşîdin en düşük makâmıdır. En kâmil, meleklerden bilgi almak, onlara emir vermek makâmıdır.

***
Erkek kendi nefsinde erkekliğini gördüğü gibi, mü’mîn de tahkikî imân makâmında imânını görür.

***
„Nefs ölür“ diyenlerin görüşü zayıftır. Ölmesinin manâsı, sıfatının değişmesi demektir.

***
İnsan, tabiatıyla medenî olduğundan, tek başına yaşaması, şaşırması demektir!

***
Korku veya sevgiden dolayı gözden akan bir damla yaş, andolsun… Cehennem’in tümünü söndürür.

***
Kadın olsun, erkek olsun, hür olsun, köle olsun kendisinden ibâdet beklenilen her müslüman için Perşembe günü ikindiden itibâren Cum’a saatine kadar temizlik yapmak sünnettir. Bu temizliği yapmak için köle, işçi ve memurların serbest bırakılması, gözden kaçırılmaz islâmî bir haktır. Zâlimden başkası bu hakkı gasbetmez!

***
Ashâbın büyükleri, tabi’în ve tebe-i tabi’în, zikir, tesbih ve duâlara büyük bir ehemmiyet vermişlerdir.

***
Esefle derim ki, meşîhat davâsında olan birçok halka başları, yürütmüş oldukları tarîkatlerin esaslarını dahi bilmemekteler ve telfîki amel etmektedirler.

***
Tasavvuftan maksat, benliğini silip, Allah ve O’nun Rasûlü’nün benliğini ortaya koymaktır.

***
Ehl-i sünnet vel cemaatin bütün bilginleri, sahâbelerin hepsini severler.

***
Sağ ve sol kanadı veya bir kanadı kırık olan kimse, âhiret yolunda uçamaz. Sağ kanada şeriat, sol kanada tarîkat ve iki kanat sahibine de hakîkat denilmiştir.

***
İmâm-ı Mâlik radiyallahu anh, münâfıklara „zındık“ ismini vermiştir.

***
Sâlik o kadar zikreder ki, zikirden başkası kalbinde kalmaz. İşte o zaman „ferd“ olur. Ferd olduysa „yok“ olur. Yok olduysa „var“ olur.

***
Yapmış olduğun iyilikleri ve halkın sana yaptıkları kötülükleri de unutmandır. İşte, fakr budur.

***
Fıkhı inkâr eden, dînî cehâlete; tasavvufu inkâr eden de nifâka düşer. Fıkıh tasavvufa değil, tasavvuf fıkha tâbî olur.

***
Akıl, şuûrundan ayrılıp emirleri terk ederse fâsık, yasaklarını işlerse âsî, inkâr ederse kâfir ve inanır gibi görünürse münâfıktır.

***
Kalb erbâbı, sanki Rabbini görür, azâmetini müşâhade edercesine ibâdet yaparlar. Bu hâl, ehl-i şuhûdun makâmıdır ve en üstündür.

***
İnanmayan bir kimse dahi „Allah, Allah…“ diye bir müddet söylerse, bu lafız onun kalbini imanla doldurur.

***
Samimîyyetsiz bir iman nifâk, samimîyyetsiz amel riyâdır!

***
Tevhîd ilmini elde etmek farzdır.

***
Eskiden beri Allah Azze ve Cellenin şeriatinden yüz çevirenler, daima birbirlerine zulmetmişlerdir!

***
Yahudi bilginleri, „Kadınlarda insan rûhu yoktur“ diye hükmederlerdi.

***
Halihâzırda Türkiyemiz’de dahi, o zalim Avrupa’nın medeniyetinden, ahlâkından ilhâm alarak, onlara uymak isteyenler bulunmaktadır.

***
Müslümanların aleyhine gelen hâdiseler, müslümanların amellerindendir; dîni tatbîkatta azimlerinin zayıflamasındandır!

***
„İbrâhîm’in şeriati ve dîni en hayırlı dindir.“ denilir. Bu dâvâyı kabûl edip, müdâfaa edenlere de „milliyetçi“ denilir.

***
Kendini islâma nisbet etmek ve islâmla iftihâr etmek meşrûdur. Bundan başkası, bazan küfür, bazan büyük günah, bazan da mekrûh olur.

***
Ehl-i Sünnet vel Cemâatin ittifâkıyla enbiyâyı, evliyâyı vesîle edinmek, şeyhleri vâsıta etmek câizdir, meşhûrdur, emredilmiştir. Bunu inkâr eden Necdî olan Muhammed bin Abdilvehhâbın mezhebine girmiş, ehl-i sünnet vel cemâatin bütün mezhebinden çıkmıştır!

***
Allah’a yönelmek tevhîd, Peygamberine yönelmek tevessüldür. Tasavvuf dilinde birinciye murâkabe, ikinciye râbıta denilir.

***
İnsanı Allah’a yaklaştıracak her ne var ise nûrânî vesîledir. Namaz vesîledir. Namaz kılmaya Kâbe-i muazzama vesîledir.

***
Helâl lokma, sâlih amel yaptırır. Ondan husûl bulmuş nutfeden sâlih evlât çıkar. Haram lokmadan bozuk amel ve âsî evlât çıkar!

***
Kelâmcıların sözleri aklı bozar; ehl-i bid’atin sözleri ise kalbi bozar!

***
Bir erkek yabancı kadının bedenine dokunamaz, ona bakamaz, nağmesini dinleyemez. Konuşmak icâb ettiyse, ihtiyaç kadar câizdir.

***
Allah Teâlânın Kitâblarına inanmak, bilfiil O’nun hükümlerini icrâ etmekten ibârettir. Hükümlerini icrâ etmeyen ya kâfir, ya fâsık, veya zâlimdir!

***
Beşerin huzûrunu, Kur’ân ve hadîslerin hükmünden başkasıyla temîn etmeye kalkışan, serâbda şarâbı görmüştür!

***
Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin şerîati ve dîni kıyâmete kadar bâkîdir. Her zaman, her merhaleye kâfi kânûndur.

***
Genç yaşta, bir insan Allah Teâlânın rûhuna teslîm ettiği emâneti korur, dıştan Allah Teâlânın ve O’nun Rasûlünün buyruklarına kulak verir, dinler ve tatbik ederse, şeytandan ve şeytânî telkinlerden kurtulur. Aksi takdirde yuvarlanır! Bunalıma girer! Bilmecbûriye Rahmânî hisleri zayıflar! Bu yüzden insan, günahlara sarılır! Kurtuluşunu, günahları işlemekte zanneder. Her bir günahta bir bunalım daha meydana gelir! Derken, nehirde boğulmaya mahkûm, başı dönmüş bir hayvan gibi olur!

***
Emîn ve mü’mîn bir genç 4 şeyin bekçisidir:

1. Irz-nâmûs-şeref.
2. Mal.
3. Can ve
4. Dîn.

***
Allah Teâlânın Rasûlünün azâmetini idrâk edip, O’nu Rasûlullah kabûl etmek, dolayısiyle emirlerine uymak ve yasaklarından sakınmak, Allah Teâlânın sevgisinin ve korkusunun müşahhas misâli ve alâmetidir.

***
Âhirette her mü’min, gözüyle Allah Teâlâyı görecektir. Bu hüküm, muhakkaktır. Ancak, rü’yeti inkâr eden körler, göremiyecektir.

***
Hüsn ve kubh, yani bir şeyin âkibette iyiliğini veya çirkinliğini bilmek, şeriatledir; akılla değildir. Lakin, bu iyilik ve çirkinlikler akılla bulunabilir, deriz.

***
Tevbesiz afuv olmayan, ancak şirktir!

***
Bütün farz vazîfelerinden şahsî olanların –hiç bir sûrette- terk edilmesi câiz değildir. Lâkin, umûmu ilgilendiren „iyilikleri emretmek ve yasaklardan vaz geçirmeğe çalışmak“ zemîn, zaman ve imkân şartlarına bağlıdır.

***
Vehmî bir korkudan dolayı emr-i bil ma’rûf ve nehy-i anil münkerin terk edilmesi câiz olmadığı gibi, daha büyük bir günahın işlenmesine sirâyet edecek teblîğ de câiz değildir; ikisi de zillettir!

***
İnsanlar, şeref ve kıymetlerini soylarından değil, ahlak ve yaşayışlarından, ulvî gâye ve imânlarından alırlar.

***
Büyük günahları bildiren hadîslerin hepsi bir araya getirildiğinde, günahlar, kök itibâriyle 125, teferruatıyla 225, küçükler de 700’e ulaşır.

***
Cumhûr-u ulemâ dedi ki: „Helâl saymaksızın (içki) içenin küfrüne hükmedilmez. Lâkin, küfre girmesi, kuvvetli ihtimaldir!“

***
Haksızlık eden; baba, evlat dahi olsa, ondan yana çıkmak, sûret-i kat’iyyede dînen yasaklanmıştır!

***
Bir kimsede kibir, benlik, gösteriş, haset, aşırı hırs olduğu takdirde, şeyhe intisâb etmesi ve cismânî ve rûhânî sohbetle yanında bulunması, namaz gibi farzdır.

***
Kıyas ve ictihâd kapısı kapanmıştır.

***
Gerçek şu ki, bilgin bir mürşîd, müridinden daha ziyade müridini ve tedâvisini bilir.

***
Allah’a iman etmekte esas, sadece „Allah’a inandım“ demekten ibâret değildir! Bilakis, Allah’a inanmak, O’nun Sıfatlarını, Esmâu-l Hüsnâsını bilmek ve inanmak demektir. Şu halde, normal şuurlu bir insanın Allah Azze ve Cellenin sıfatlarını bilmeksizin „Allah’a inandım“ deyişi, kesinlikle doğru değildir!

***
Sâlihlerin meclisini tercih etmek vâciptir.

***
Tabiplere değil, müneccim ve kâhinlere ücret ve bahşiş vermek, haramdır!

***
Müslüman olup da meselâ Almanya’da çalışmanın iki şartı vardır. Birincisi, küffârı islâm dîninden iğrendirmemek ve zillete girmeksizin, onları islâma imrendirmektir. İkinci şartı, müslümana helâl olmayan bir şeyi işlememek ve müslümanların aleyhinde çalışmamaktır.

***
Bu fena huyları (tesettüre uymamayı veya tesettürün islâmın öngördüğü biçimde olmamasını) mübah olarak sayanlar ebediyyen; haramlığına inanarak yaparlarsa muvakkat olarak Cehennem’de kalacaklardır. Nihayet, helâl olarak (inanıp) bu işi yapanlar, ebediyyen Cennet kokusunu duymazlar. Haramlığına inanan (ve örtünmeyen) fâsık, inanmayan da kâfirdir. Muhakkak yanacaklar. Birincisi muvakkat, ikincisi müebbed.

***
Ben’i terk et; O’nu bulursun.

***
Mahrem olmayan, mahrûm kalır!

***
Ebrâr; özleri, sözleri ve fiilleri birleşen, hayrı işlemekten ayrılmayan zevâttır. Bunlara, sâdıkîn de denir. Bunlarla beraber olanın –ameli eksik olsa dahi- onların yüzü hürmetine, sevdikleri, Allah’ın merhametine mazhar olurlar.

***
İnsan ve cinden başka ne kadar varsa, bütün kâinât Allah Teâlâya tesbîh eder; boyun eğer. Hepsinin zikri: Yâ Hayy…

***
Zemahşerî ve Îmam Nesefî’nin beyânlarına göre, gökte hayat vardır. Muhtemelen Allah Teâlâ bir zaman gökteki canlılarla insanları bir araya getirir.

***
Son zamanlarda fetihler müslümanlaradır. Müslümanların hâkimiyet zamanı hemen gelmektedir. Tevhîd, ahlak ve ibâdette ittifâka ehemmiyet vererek, nifâksız bir cemaat olmayı tavsiye ederim.

***
İnsanın her zerresi Allah’ı zikreder. Kimi farkındadır, kimi değildir.

***
Ölünce, her şey kalpten silinir. Kişinin en çok sevdiği şey ne ise, sadece o kalır.

***
İnsan sustuğu zaman, en çok sevdiği şey ne ise, o aklına gelir.

***
Salih amel, her şeyi, hatta kendini dahi unutarak, bir kez „Allah“ demektir.

***
Mehdî aleyhisselâm geldiğinde, kişi ya Mehdî aleyhisselâmın yahut Deccâl’in askeri olur. Bunun ortası yoktur. Mehdî aleyhisselâma asker olabilmek için de 4 haslet kâfî gelir:

1. Îsâr hasleti.
2. Farzları yerine getirmek.
3. Kebâirden sakınmak.
4. Az da olsa, zikir.

***
(Nihat Özgüven-Nurlu Sözler)
Degerli tekçare Kullanicisi Nov 2009 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yeni Üye
RE: ÜSTAD İSMAİL (ÇETİN) KUDDİSE SIRRUH
Degerli tekçare Kullanicisi Nov 2009 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 29-11-2009, Saat:12:02 PM, Düzenleyen: tekçare.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.