You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Ulemâ Terâvihle İlgili Sekiz Rekât Rivayetini Neden Dikkate Almamışlardır?

Ulemâ Terâvihle İlgili Sekiz Rekât Rivayetini Neden Dikkate Almamışlardır?

Yeni Üye
Ulemâ Terâvihle İlgili Sekiz Rekât Rivayetini Neden Dikkate Almamışlardır?
Bismillahirrahmanirrahimm

Sual: Hazreti Aişe’den sahih yolla gelen bir rivâyette Allah Resulü’nün Ramazan ayında ve Ramazan dışında on bir rekatten fazla namaz kılmadığı ifade edilmektedir.Öyleyse Ümmet’in terâvihi ittifakla yirmi rekat olarak kılmasının sebebi nedir?
Elcevap:Usûl-ü fıkıh ilminin mühim düsturlarından birisi şudur ki; bir mesele hakkında hüküm verilirken o husustaki bütün şer’î deliller bir araya getirilir ve böylece bir kanaate ulaşılmaya çalışılır. Zira bazen nass olarak görülen bir meselenin hükmükayıt altına alınma veya bazı zaman, mekân, durum veya fertlere tahsis edilme gibi yollarla sınırlandırılmış olabilir. Bazen hüküm neshedilmiş olabilir. Bazen de sahih bir rivâyetin sıhhati daha kesin bir veya daha çok rivâyetle çeliştiği görülebilir. Bu son durumda ilgili rivâyetin tevili araştırılır ki bu hususta ihtilafu’l-hadîs ilmi geliştirilmiştir.
İncelediğimiz bu meselede terâvih namazı hakkındaki sekiz rekat rivâyeti hususunda da aynı durum sözkonusudur. Bu hadîs daha fazla sayıda rivayetlerle çelişmektedir ki bunları maddeler halinde izah etmek istiyoruz:
Birincisi: Bu rivâyet yine Hazreti Aişe Annemizden sahih târiklerle gelen “Ramazan gelince Allah Resulü’nün rengi değişir, ‘çok namaz kılar’, çokça dua ederek Allah’a yalvarırdı.” (1) Ve “Allah Resulü Ramazan’ın son on gününde başka zamanlarda ibâdet hususunda göstermediği cehd ve gayreti gösterirdi.” (2) hadîsleri ile çelişki arz etmektedir. Bu nedenle ulemâ sekiz rekât ifadesinin yer aldığı hadisi tevil cihetine gitmişlerdir. İlk dönem muhaddis ve fâkihleri mezkür hadîste ifade edilen namazın teravih değil teheccüd namazı olduğuna kanaat getirmişlerdir. Nitekim Buhârî’nin mezkür hadîsi hem terâvih hem de teheccüd başlıkları altında kaydetmiş olması bu husustaki tereddüdünü göstermektedir. (3) Ne varki sonraki dönemlerde yazılan eserlerde bu rivâyet daha çok terâvih başlığı altında kaydedilmiş veavâm içerisinde amel edilmeyen bir rivâyet olarak algılanmıştır.
Bu yaklaşımı destekleyen diğer bir hususta Allah Resulü’nün “Gece kıldığınız son namaz vitir olsun.” (4) Teşvikleridir. Dolayısıyla ilk dönem müçtehidlerince mezkür namazın sekiz rekatinin teheccüd, üç rekatinin ise vitir olduğu düşünülmüştür. Bu arada şunu da ifade etmek isteriz ki terâvihi yalnız eda edn ve teheccüd kılan kimselerin vitiri gecenin sonuna bırakmaları efdaldir.
İkincisi: Abdullah bin Abbâs’tan “ Hazreti Peygamber aleyhi’s-salâtu ve’s-selâm bize terâvihi yirmi rekât olarak kıldırdı ve ‘Ramazan gecesinde yirmi rekât namaz kılanın yirmi bin günahı bağışlanır.’ ” (5) şeklinde bir rivâyet vârit olmuştur. Gerçi bu rivâyet bazı kimseler tarafından zayıf olarak nitelendirilmiş, lâkin fiilî uygulamayla beraber değerlendirilerek mana itibarıyla sahih görülmüştür. Ayrıca Buhârî neslinin hocaları arasında yer alan meşhur sika râvî İbn-i Ebî Şeybe’nin mühim bir sünnetle ilgili bu rivâyeti “Musannef”ine alması hadîsin manasının sıhhatine dair önemli bir emare olarak görülmüştür.
Üçüncüsü: Ashâb-ı Kirâm’ın ve ilk asırlardaki müçtehidlerin terâvih namazının yirmi rekat olduğu noktasındaki icmaları Hazreti Peygamber aleyhisselâmın bu namazı onlara yirmi rekat olarak talim ettiğini göstermektedir. Aksi takdirde Ashâb’ın ittifakla Hazreti Peygamber aleyhisselâmın bir uygulamasını tahrif ettikleri sonucuna ulaşılır ki bu makul olmayan bir netice arz etmektedir. Nitekim Medîneli Mâlikî müçtehidleri, Mekke ahalisinin terâvihnamazında her bir tervîhada Kâbe’yi tavaf etmelerinden dolayı sevap noktasında onlara yetişebilmek adına namazın rekat sayısını otuz altıya kadar çıkarmışlar,; lâkin sünnete ittibanın fazla ibâdetten daha ehemmiyetli olduğuna kanaat getirerek bu husustaki yirmi rekatlik uygulama noktasındaki ittifaka dahil olmuşlardır.
1) Beyhakî, Şuabu’l-Îmân 3/310
2) Müslim, İtikaf,8; Tirmizî, Savm 72
3) Buhâri, Teheccüd 16; Terâvih1
4) Buhârî, Megazi 33; Muvatta, Salât 76
5) Abd İbn Humeyd, el-Müsned I/218; Taberani, el-Mu'cemu'l-evsat 5/324; el-Mucemu'l-kebir 11/393; İbn Ebi Şeybe, el-Musennef 2/164.
Abdülhamid Selman Kaya
Bunu ilk beğenen sen ol.
Cezalı Üye
RE: Ulemâ Terâvihle İlgili Sekiz Rekât Rivayetini Neden Dikkate Almamışlardır?
Teravih namazı ne zaman ve kim uydurdu

Sahih-i Buhari:

".... Ömer b. Hattab başa geldiğinde o yılın Ramazan orucunda bir değişiklik yapmadan amel etti. Ama hicretin on dördüncü yılının Ramazan ayında bir grup sahabe ile birlikte camiye geldi, insanların kimisini rükuda, kimisini kıyamda, kimisini secde de ve kimisini de oturmuş halde müstehap namaz kıldıklarını gördü. Bir grup cemaatta tesbih getirmekle, Kuran okumakla Tekbir getirmekle veya namazın selamını vermek ile meşguldüler. Ömer bu manzaradan hoşlanmadı ve onu daha iyi bir hale getirmeyi kararlaştırdı. Sonrasında da Ramazan ayının ilk akşamlarında onlara teravih namazını teşr’i etti ve herkesin cemaat halinde ona katılmalarını emretti. Daha sonra bu emri bütün İslam beldelerine yaydı. ..." ( 1)



Buhari Teravih


"...Abdurrahman b. Abdu Kari’den şöyle rivayet eder; Ramazan ayı akşamlarından birisinde Ömer ile birlikte camiye gittik, insanları, grup-grup dağınık bir halde gördük. Ömer şöyle dedi; Bana göre eğer bunlar bir imama bağlansaydılar daha iyi olurdu. Daha sonra Ubeyy b. Ka’b’ın onlara cemaat imamı olmasına dair emir verdi. Ertesi akşam onunla birlikte camiye gittiğimizde milletin müstehap namazları cemaatle kıldıklarını gördük. Ömer şöyle dedi; Bu ne güzel bir bid’attır...."


halife Ömerin, "...Bu ne güzel bir bid’attır.." sözüne dikkat edilmelidir. Onu bid’at olarak nitelemesinin sebebi, ne peygamber ne de halife ebubekir döneminde böyle bir namazın olmayışındandır.


Şii kaynaklarına baktığımızda ise, Ebu Velid Muhammed b. Şehne Revzat-ul Menazir adlı tarih kitabında hicri 23 yılının olaylarını anlatırken Ömer’in vefatından bahsediyor ve şöyle diyor;



"...Ömer çocuğu olan kenizlerin satılmasını nehyeden ilk kişiydi. Cenaze namazında dört tekbir söylenmesini emreden ilk kişiydi. Ve teravih namazının cemaatle kılınmasını insanlara emreden ilk kişiydi!.."


Şii Celaleddin Suyuti’de Tarih-ul Hülefa adlı kitabında Ebu Hilal Askeri’den, Ömer’in ilk olarak yaptığı işleri anlatırken şöyle diyor;


"...Ömer Emir-el Müminin olarak adlandırılan ilk kişidir! O teravih namazının cemaatle kılınmasını ilk olarak emredendir..."



Acaba Ömer, Allah ve Resulünden dine daha mı iyi vakıftı? Bu sözü söylemek doğru olur mu? Eğer doğru değilse, Peki Ömer neden Allah ve Resulü tarafından böyle bir namaz yokken üstelik cemaatle kılınmasına emir de yokken , kendi kafasından namaz uydurup dine ilave yaptı? Acaba Ömer bu yaptığı işle Allah ve Resulünden öne düşmüyor mu? kendi kafasından din uydurmuyor mu* dine ilave yapmıyor mu*


KAYNAKLAR

1- Sahih-i Buhari, c.1, s.233, Kitab-ul Salatu-t Teravih, Sahih-i Müslim, c.1, s.283, Kitab-u Salatul ve kesruha, babu Terğibu fi kıyami Remazan ve huve-t teravih

2-Sahih-i Buhari,c.1, s.342

3- Ebu Velid Muhammed b. Şehne Revzat-ul Menazir

4- Celaleddin Suyuti’, Tarih-ul Hülefa
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.