Zamanın böyle olduğu bir devirde gurbete giden bir adam çıkarken hanımına der ki, "Hanım, şimdi ben sana çok güzel sözler, mektuplar yazarım da şimdi bunu sen okuyamayacaksın. Başkası okuyacak, sen dinleyeceksin. Şimdi benim sana yazdıklarımı başkası okursa bizim mahremimizi görür. O zaman da olmaz. Ben her mektubun sonuna üç nokta koyacağım. O noktalar senin içindir. " Zaman geçer, mektuplar gelir ve her mektubun sonunda üç nokta olurmuş. Kadıncağız da her mektubu okunduktan sonra alır, uzun uzun üç noktaya bakar, o üç noktaya geniş anlamlar yükler ve bir duygu seli gönlünden akar gidermiş.
Gel zaman git zaman derken tavan arasına kaldırılan mektuplar tozlanmış. Tabii sadece mektuplar tozlanmamış. Saçlara karlar yağmış, aynalara bakınca bu ben miyim denir olmuş ve dahası evladının saçına düşen aklar gençliğe duyulan özlemi artırır olmuş. Tozlar arasından çıkan mektupları açmış hanımefendi. Her mektubun sonundaki üç noktalara bakınca gençliği ve sonrasındaki bir ömür geçmiş gözünün önünden. Adeta tüm duygularını yeniden yaşamış. Demiş ki, "Bey, sen eskiden ne de güzel mektuplar yazardın".
İfadelerimizi nasıl dile getirdiğimizden çok o ifadelerin nasıl anlaşıldığı önemliydi. Bir de o ifadeleri dile bile getirmeden anlayabilecek gönüller gerek tabi ...
. . .
