“Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'in 27 sır kâtibi vardı. Âyetü'l-Kürsî Hicret'ten sonra bir gece yarısı nâzil olduğunda onu, Resûlüllah'ın sır kâtiplerinden Zeyd bin Sâbit (r.a.) yazmıştır.
Âyetü'l-Kürsî'ye ta‘zim ve tebcîl için, bir rivâyete göre 40 bin, diğer bir rivâyete göre 80 bin melek nâzil olmuştur. Âyetü'l-Kürsî'ye çok muazzam ve muhterem bir melek hâdimdir.
Bugün bütün vâsıtalar tehlike hâlindedir. Ancak ta‘lîmât-ı İlâhiye ile bu tehlikelerin önüne geçilebilir. [Hava], deniz ve kara vâsıtalarına binerken “Bismillâhi mecrâhê ve mürsêhê inne Rabbî le Ğafûru'r-Rahıym [Meali: Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allâh’ın ismiyledir. Muhakkak ki Rabbim, çok mağfiret edici ve çok rahmet edicidir]” (S. Hûd, 41) diye okuyan kimse, her türlü tehlikeden muhâfaza olunur.
Sokağa çıkarken 7 Âyetü'l-Kürsî okuyup, her defasında 6 cihete üflemeli. Yedincide, “Velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüve'l-aliyyü'l-azıym” diye 3 defa okuyup “Huu” ile içine “Huu”lamak lâzım. Bu ta‘lîmât ile vesâite binenleri, Cenâb-ı Hakk her türlü felâketten korur. Bunu söylemezdik ama, tehlikelerin umûmiyeti bizi bu esrârı söylemeye mecbur etti. Hakikaten muazzam bir esrâr-ı İlâhîdir. Ne akıl, ne mantık, ne san‘at, hiç biri ona tahammül edemez. Bunun adına, “Kerâmetü'n-Nebî” derler.
Bu insanlar, isyanları ile kok kömürü hâline gelmişlerdir. Kuruların yanında yaşlar da yandığından, o yaşları kurtaralım diye bu esrârı ifşâ ediyoruz”