- Kim O?
- Hazırlan gidiyoruz!
- Sen kimsin? Nereye gidiyoruz?
- Sıran geldi. Gerçek evine gidiyoruz.
- Gerçek ev mi? Sen! Yoksa…
- Evet. Haydi gidelim!
- Dur bir dakika. Bir sürü yarım işim var.
- İş yarım kalmaz. Birileri tamamlar, oyalanma artık.
- Çocuklar, onlar daha çok küçük. Bari vedalaşsaydım.
- Sen olmadan da büyürler, haydi bekliyorlar.
- Bekliyorlar mı? Onlar da kim?
- Gidince görürsün.
- Anladım. Anladım ama, kalbini kırıp, gönlünü alamadıklarım, iyiliğini görüp, karşılık veremediklerim var. Anlayacağın borçlu gitmek istemiyorum.
- Bunu zamanında düşünseydin.
- Zamanında mı? İyi de, ben daha zamanım var sanıyordum.
- Hepiniz aynısınız… Zaman dediğin içinde bulunduğun an, bunun ötesi yok.
- Keşke, keşke…
- Kes, devam etme!
Bugünü yaşarken hep yarın var gibi davrandın.
Üstündeki üniformanın (insan olmanın) sorumlulukları var…Yerine getirmedin.
Bu sana bir uyarıydı, şimdi gitmiyoruz. Ama her an gidebiliriz.
Bir daha geldiğimde sakın ha önünde umut, arkanda pişmanlık olmasın!.
“Her canlı ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.”
“Enbiya 35”
"Basar(Göz) sanatı(mahlukatı) görürde, basiret(kalp gözü) sanatçıyı(Halıkımızı, Saniimizi, Ma'budumuzu, Rabbimizi) görmezse çok abes olur."
Ne ki SEVDA:Hakka sevdalanmadıktan sonra..
Ne ki HAYAT: Hakkı yaşamadıktan sonra..
Ne ki KAVGA: Hak yolunda olmayınca..
Ne ki ÖLÜM:Şehadet vurmayınca..