You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Uzman
Tevekkül...
Tevekkul:
Tevekkul, Arabca bir kelime olup lugat olarak; “Vekil kılma, başkasına havale etme” şeklindedir.
Tevekkulun Şer-i (ıstılahi) manası ise; "Allah’tan başkasından ummamak, sadece O'na yönelmek, sırf Ona sığınmak, yapılacak işlerde ancak O'nun yardım edebileceğini bilmek, başka yardımcı ve güç tanımamak, O'nun dilediği şeyin olacağını bilmek, Allah'a dayanmak ve güvenmektir", diğer bir ifadeyle kişinin herhangi bir işe azmetmesiyle (karar kılmasıyla) işe başlamadan önce Allah'a tevekkul etmesi yani O'na dayanıp O'nun yardımına güvenmesidir.

“Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever. ” (Al-i İmran 159)

Allah'a tevekkul, Kur'an naslarıyla sabittir.
“Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Mu'minler ancak Allah'a güvenip dayanmalıdırlar.” (Al-i İmran 160)

“Allah; O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Mu'minler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.” (Tağâbun 13)

“(Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenib dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir.” (Tevbe 129)

“Halbuki kim Allah'a dayanırsa, bilsin ki Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir” (Enfal 49)

“Allah'a güven. Vekîl olarak Allah yeter.” (Ahzab 3)

“Mu'minler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.” (Enfal 2)

“Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını O'nun bilmesi yeter.” (Furkan 58)

“Sen O mutlak galib ve engin merhamet sahibine güvenip dayan ” (Şuara 217)


Allah'a tevekkul etmenin farz olduğuna dair bu ayetler kesin olarak delalet etmektedir. Çünkü bunlar, Allah'a tevekkul ile ilgili sarih emirler ihtiva ediyorlar. Ayrıca ayetlerde geçen tevekkul emri, “Allah, tevekkul edenleri sever” gibi karinelerle birlikte zikredilerek methedildiği için, daha da bir kesinlik kazanmaktadır.
Allah'a tevekkul etme hususuna sarih olarak delalet eden bir çok hadisler de vardır.
Nitekim Buhari’nin İbni Abbas’tan naklettiği bir hadis şöyledir:
"Ummetimden yetmiş bin kişi, hesapsız olarak cennete girecektir. Bunlar, okuyarak ve üfleyerek tedavi olmayan, fala bakmayan, ümitsizliğe kapılmayan, tedavi için dağlanmayan ve ancak Rablerine tevekkul edenlerdir.”

Ahmed ve Tirmizi’nin rivayet ettikleri bir hadis ise şöyledir:
"Siz, hakkıyla Allah'a tevekkul etmiş olsaydınız, aç olarak yuvasından çıkan, tok olarak yuvalarına dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de Allah rızıklandırırdı.”

Bu deliller, tevekkul konusunda Müslümanların bir an bile tereddüt etmesine yer bırakmamaktadır. Kur'an ayetleri kat-i delil oldukları için bunları inkar eden kafir olur. Bu ayetler, Allah'a tevekkul etmenin en önemli farzlardan bir farz olduğuna delalet eder. Bu delillerin hepsinde Allah'a tevekkul emri herhangi bir şarta bağlı olarak geçmiş değildir. Bu deliller, mutlak olarak geçtikleri için Allah'a tevekkül etmek de mutlak olarak farz olur. Bu tevekkulun bütün işlerde Allah'a yapılması farzdır. Deliller, bizim herhangi bir işe azmettiğimiz zaman, Allah'a tevekkul etmemizin farz olduğuna delalet eder.



Tasavvuftaki Miskin (!) Tevekkul Anlayışı

Tasavvufta ve sufi kulturunden beslenen ehl-i tasavvufun yoğunlukta olduğu topluluklarda tevekkul anlayışı ne yazık ki, ilk Müslümanların tevekkul anlayışından farklıdır. Halbuki İslam'a inanmış ummet arasında tevekkulu inkar eden hiç bir kimse bulunmaz. Bu farklılığın (daha ziyade yanlış anlayışın) nedenlerini araştırdığımızda ilk başta tasavvuf ve bir takım ilim sahibleri gelmektedir. Bunların tevekkul hakkında ortaya koymuş oldukları görüşler, ummetin zihnini karıştırmıştır.
Mesela; tasavvufta tevekkul şöyle izah edilir:

“Tevekkul Allah'a doğru manevi yolculukta aşılması gereken konaklardan biridir. Bu konakta bulunan kişi, Allah'tan başka hiç bir şey ve kişiye güvenmez. Allah'ın yazdığından başka hiç bir şeyin insana nasip olmayacağını, her türlü kuşkudan uzak olarak bilmek suretiyle, kendisi ile ilgili her türlü önlemi terk etmesi, her türlü güçten yoksun olarak, (Aynı şeyhe olan teslimiyette verilen örnekte olduğu gibi) ölü yıkayıcının elleri arasındaki ölü gibi kendisini Allah'ın ellerine bırakmasıdır. Kulun, her türlü davranış, hareket ve iş sahibinin Allah olduğunu bilerek onun vekilliğini tam olarak kabul etmesi gerekir.”
İşte bu tasavvuftaki tevekkul anlayışıdır. Yani tamamen kaderiyecilik, her türlü amel ve fiilden uzaklaşıp kadere teslim olmaktır. Bu tevekkul anlayışının bir yönüdür. Toplumun ekserisinde hakim olan diğer görüş ise, bir takım ilim erbablarının görüşleridir. Adeta tasavvufun görüşüne savaş açmışçasına ortaya atmış oldukları görüşlerinde yanılgılar vardır.
Tevekkulu şu şekilde izah ederler:
“Maksada erişmek için lazım gelen maddi ve manevi sebeplerin hepsine yapışmaktan ve başka hiç bir şey kalmadıktan sonra Allah'a bırakmaktır” ; "işin sonunu Allah'a bırakmak, sebeblere sarılıp sonucu Allah'tan beklemek, Tedbir alıp Allah'a güvenmek” gibi.

Bu görüşlerdeki yanılgı, tevekkulun sebeblerle karıştırılması ve sebeplere sarılmayı tevekkülün ayrılmaz bir parçası olarak görmelerinden dolayıdır. Sebeplerin veya tedbirlerin tevekkulle alakasına delil olarak; "Deveyi bağla ve tevekkul et.” hadisini zikrederler. Bu delilde tevekkul etmede sebeplere sarılmanın zaruri olduğunu anladılar. Daha sonra nefislerde tevekkulun manasını zayıflatmak için kullanılır hale geldi. Halbuki bu hadis sebeb ve musebbibleri alma konusuyla alakalıdır.

Tevekkulu, sebep ve musebbibleri terk etmek olarak anlayan bir bedeviye, sebep ve musebbiblere sarılmanın ehemmiyetini belirtmektedir. Rasulullah (s.a.v.) o bedeviye tevekkülün sebep ve musebbibi terk etmek anlamına gelmediğini bildirmek için şu hadisi söylemiştir. Bir adam Rasul (s.a.v.) gelir, devesini başıboş olarak salmak ister ve, "Ben devemi salıvereceğim ve Allah'a tevekkul edeceğim”der. Rasul (s.a.v.) de “Onu bağla ve tevekkul et.” diye buyurur.

Bu hadis bedeviye devesini bağlaması, yani sebep ve musebbiblere sarılmak için bir talimdir. Bundan dolayı bu Hadis tevekkulle alakalı sebepleri hiçbir şekilde sınırlandırmış olmaz. Böylece sebepleri ve tedbirleri nazarı itibara almadan Allah'a tevekkul farzdır. Sebep ve musebbibe bağlanmak meselesi Allah'a Tevekkul etme meselesinden ayrı bir meseledir. Bu iki mesele yani tevekkul ve sebepler bir birine kayıtlı değildir. Tevekkul etmek nasıl farz ise bir takım sebeplere sarılmakta aynı şekilde farzdır. Tevekkul etmeyen günahkar olduğu gibi, bir takım sebeplere sarılmayan da günahkar olur. Sebep ve musebbibe sarılmayı emreden bir çok şer-i hükümler vardır. Mesela: Nafakayı temin etmek için çalışmanın farz olması, savaş için gerekli hazırlıkların yapılması, iktisatla, siyasetle, içtima hayatla alakalı şer-i hükümler gibi hususlar sebeblere sarılmayı emreder.
Sebep ve musebbibler bir işe sarılmakla alakalıdır. Allah'a tevekkul etmek ise bu sayılan sebeplere kayıtlı kalınarak emredilmemiştir. Böylece hiç bir kayıt olmadan her halükarda Allah'a tevekkul etmek farzdır. Tevekkul anlayışı yani tevekkul et ve çalış ile çalış ve tevekkul et anlayışı birbirinden farklıdır. Ve tesiri bakımından biri diğerinden çok daha güçlüdür. Tevekkulu şekli bir konumdan çıkartıp esas hale getirdiği için nefislerde bunun büyük tesiri görülür. İşte bu tesir kişide öyle bir kuvvet meydana getirir ki, büyük ve fevkalade işleri yerine getirme gücüne sahip kılar. Şöyle bir örnekle izah etmeye çalışalım:
Bir mahallede büyük bir çocuğun, kendisi gibi küçük çocukları rencide ettiğini gören Ali, bu büyük çocuğu dövmek ister. Ali kendisinin boyuna ve gücüne fazla aldırış etmeden Babasına veya Abisine dayanarak aldığı güçle hemen harekete geçer.

Fakat babasına veya abisine dayanmayan başka bir çocuk, kendi boyuna ve gücüne bakarak, büyük çocuğu dövmeye kalkışamaz. Çünkü o, o anda kendi gücünün sınırına bakmaktadır. Başka bir örnek:
Bir Şirket sahibinin büyük bir işi yapıp yapmama noktasında kendi işçilerinin çalışkanlığına ve gücüne güvenerek, o işe atılması gibi. Buna bezer örnekler insanların hayatlarında sürekli vuku bulmaktadır. Bir takım insanların kendi gücünün dışında kat kat büyük işler gerçekleştirdiğini görürüz. Bu insanda kuvvetinin sınırını aşan gücün kaynağı, kendisine yardım eden bir kuvvetin varlığına olan inançtır. İşte bu inanç insanı pısırık ve basit işleri bile yerine getiremeyen kişi olmaktan uzaklaştırır. Hatta Allah'a inanmayan ve O'na tevekkül etmeyen kafirler bile kendi güçlerinin ötesinde tabiat veya başka bir isimle ifade ettikleri güçlere güvendikleri için insan gücünün dışındaki büyük işlere atılırlar. O halde insanın fıtratına uygun, akla kanaat ve kalbe güven veren İslam akidesine inanan Müslümanlar, Allah'a tevekkul ettikleri zaman acaba nasıl olur? Muhakkak ki o, Allah'a olan tevekkulunden dolayı bir kafirin gerçekleştirdiğinden kat kat fazlasını gerçekleştirebilecektir. Bundan dolayı, Allah'a tevekkul etmek İslam ummetini diri ve hayatta tutan prensiplerden bir tanesidir.
Tevekkulun İslami fikirlerin en ehemmiyetlilerinden biri olduğu unutulmamalıdır. Bu bilinç ve anlayışı kavrayabilmek için, kaynak ve örnek olan Peygambere (s.a.v.) ve onun ashabına bir göz atmak gerekir.
Ve aŞk İnsanın aLnına Dokundu !

SubHane RabbiyeL aLa...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.