Lokal ve global bazda medeniyetler arası bir çatışmadan sık sık bahsedilmesinin altında, bu yeniden inşa gayretlerinin ete ve kemiğe bürünmeden sabote edilmesi art niyeti yatar.
Bu yazıda, temiz toplumu birey ekseninde kurma gayretlerinden biri olan ve dinde gerektiği gibi örtünme manasına gelen “tesettür”e mündemiç ruh ele alınacaktır.
Modernitenin icad ettiği modern paganizmin estetik ilahı modacılar, dayattıkları “moda” diniyle tesettüre de yeni mana ve biçim verme gayretkeşliğine soyunmuşlar. Sözüm ona bazı İslâmcılar da tesettürü şirin göstermek ve tesettür üzerindeki baskıları azaltmak gerekçesiyle, estetiğin ölçüsünün ve şık giyinmenin onayının kendilerinden geçtiği iddiasındaki modacılara alkış tutmakta ve para akıtmaktalar. Daha sık görmeye başladığımız “tesettür defileleri” anlaşılan artarak devam edeceğe benziyor.
Açıkça görmek gerekir ki, modacıların elinin değmesiyle “tesettüre dâvet”, “dâvetkâr tesettür”e dönüşmüş, Müslüman hanımın tesettürünün vakarı aksesuar derekesine çekilmiştir. Her ne kadar biz konuyu Türkiye bağlamında ele alıyorsak da, bu olgu sadece Türkiye’ye has bir şey de değil. Arap ve Arap olmayan İslâm coğrafyasına ait tv yayımlarına ve özellikle de dini programları sunan hanımların tesettürüne baktığımızda ne demek istediğimiz daha açıkça anlaşılacaktır. Ziynetleri teşhir ederek örtünme yolları en ince şekilde öğretilmekte, Müslüman hanıma; “Hem örtülü hem de seksi olabilmenin teknik ayrıntıları” öğretilmektedir. Postmodernizmin helal ve haram koalisyonu anlayışı, öteki kabul ettiği her şeyi, aslını bozarak kabullenmektedir. Tesettür de ancak aşkın boyutundan teşhir aksesuarı seviyesine indirilerek kabul edilecektir.
İslami tesettürü “davetkâr tesettür”e dönüştürme çabası İblis’in dahi şapka çıkartacağı bir hinliktir. Böylece “tesettür”den ruhu çekip alınarak “tesettür” ahlaksızlaştırılmak istenmektedir. Her Müslüman -hanım ve erkek- tesettüre kurulan bu tehlikeli tuzağın farkında olmalıdır. Bu komployu geçersiz kılmanın yolu, bilinçten ve gerekirse bedelini de ödeyerek direnmekten geçer. Yapılması gereken ilk iş, özellikle de modacıların birinci hedefi olan genç dimağlarda tesettürün taşıdığı ve ma’şeri vicdanda da kabul görmüş vechiyle; ahlâkî boyutuna, diğer bir ifadeyle tesettüre hayat veren, onu ibâdet yapan ruhuna dikkat çekmektir.
Tesettürün ruhuna vurgu yapıyoruz. Tesettüre içkin mânevî boyutun hedef alındığını söylüyoruz. Kimileri, “Tesettürün de mi ruhu var?” sorusunu sorabilir. Bundan neyi kastettiğimizi açmamız gerektiğinin elbette farkındayız. Tabiî, bunu ortaya koyabilmek için de bazı mukaddimelere ihtiyacımız vardır.
İbadetlere mündemiç ruh
Allah (C.C)’nün insanlara ittiba etmeleri için gönderdiği şer'î hükümler sadece şeklî talepleri içermez. Şer'î hükümlerin konulmasında birey ve toplum için hayatî gâye ve maksatlar vardır. Bu gâye ve maksatlar yerine getirilmiyorsa yahut eda edilen ibâdetler sonuçta bu gâyelere götürmüyorsa, o ibâdetlerin Allah katında makbuliyeti en iyimser yaklaşımla tartışmalıdır. Nasıl ki insan, madde ve ruhtan murekkep ise, ibâdetler de öyledir; bir zâhirî bir de bâtınî boyutu vardır. Bunlardan birisini hangi ibâdetten çekip alırsanız o ibâdet istenilen gâye ve maksada götürmeyecektir. Bu hususu temel ibâdetlerde görebiliriz:
Meselâ Namaz; metafizik konsantrasyon keyfiyetinde mü'minin daimi miracı olma özelliği taşıyan bir ibâdettir. Kur'an’ı Kerim namazı emrederken şöyle der : "Namazı kıl. Muhakkak ki namaz, fahşâdan (hayâsızlıktan, çirkin işlerden) ve münkerden (kötülüklerden) alıkoyar." (Ankebut : 45 )
Bu husus hadislerde çok daha detaylı açıklanmış, hatta yukarıdaki âyetin zikrettiği sıfatları barındırmayan namazların, şeklen namaz olsa da, keyfiyet itibarıyla namaz olmadığı vurgulanmıştır. Namaz, bireye, ruhî ve ahlâkî bir olgunluk kazandırmıyorsa eğer, yine en hafif ifadeyle, eksiktir.
Oruç ibâdeti için de Kur'an’ı Kerim şöyle buyurur:"Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz, takvâ sahibi olursunuz." (Bakara : 183 )
Korunmak ve takvâ sahibi olmak, böylece; ahlâk ziynetini kuşanan tutarlı ve kıvamlı bireyler oluşturmak, bu ibâdetin gâyesidir. Hadislerde de bu gâyeyi yerine getirmeyen Oruç ibadetinin, o insana aç ve susuz kalmaktan ziyade bir şey kazandırmayacağı, özellikle vurgulanmıştır.
Bu husus İslâm’ın emrettiği bütün ibâdetlerde, emir ve yasaklarda da aynen geçerlidir. Yine Kur’an-ı Kerim’in ibâdetin ruhuna vurgu yaptığı Allah’a kurban adama emri çok çarpıcıdır. Şöyle buyurur Yüce Mevlâ: “Elbette onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmayacaktır. Ancak O'na sizin takvânız –samimiyetiniz, hâlis niyetiniz, içten bağlılığınız- ulaşacaktır” (Hac: 37)
Bu âyette bir ibâdetin ancak samimiyet ve takvâ ile yapılmışsa Allah tarafından kabul edileceği bildirilmiş ve mü’minler bu konuda uyarılmıştır. Görüldüğü gibi şekli ibâdet önemli olmakla beraber asıl önemli olan husus, insanın iç dünyasında Allah’a olan samimiyeti, teslimiyeti, takvâsı ve huşûsudur. İşte bunlar bir ibâdetin özüdür; ruhudur. Bunlarsız bir ibâdetin ruhsuz bir bedenden ne farkı vardır ki?
Maksadımızı biraz daha açabilmek için İslâm’da hicret mefhumuna başvurabiliriz:
Hicret, İslâmı daha iyi yaşayabilmek için bir yerden başka bir yere göç anlamına gelmektedir. Hicretin dindeki yeri, Peygamber Efendimizin (s.a.v) bir medeniyet kuran o muhteşem hicretiyle hepimize malûmdur. Burada gözden kaçmaması gereken durum, maddi âlemde yapılan hicretin öncelikle mânevî âlemde gerçekleştirilmesi zaruretidir. Bu hakikati ilk nâzil olan âyetlerde görebiliriz: “Ey örtüsüne bürünen (Peygamber)! Kalk artık uyar. Sadece Rabbini yücelt. Elbiseni temizle. Pislikten sakın, ondan hicret et.” (Müddessir: 1-5)
Âyeti kerime maddî anlamda elbiseyi temiz tutmak ve pislikten sakınmayı emrettiği gibi, iç dünyadaki temizliğe ve hicrete de işaret eder. Nitekim merhum Elmalılı bu âyetin tefsirinde şöyle der: "Siyab" (giysi) kelimesi nefisten veya kalpten kinaye olmak üzere birçok tefsirci âyeti, "kendini veya kalbini günahtan, haksızlıktan temiz tut, yaptığın uyarıları kabule engel olacak kirli huylardan sakın, öğütlerinin kabul edilmesini sağlayacak olan güzel ahlâk ile ahlâklan, diye açıklamıştır. Buradaki hicret, mânevî ve ahlâkî temizlik ile tefsir edilmiştir.
Özellikle beşinci âyette “ver’Rücze fehcür” pislik ve azaptan uzak dur, onlardan hicret et, emri, insanın metafizik âlemde hicretine vurgu yapar. Zaten gerçek tövbe ve teslimiyet bu ilk hicretle başlar. İç dünyasında şirkten, fısk-fucûrdan, tevhîde; rızayı ilâhiye hicret edememiş bir kişinin maddi dünyada da hicret etmesi ve hicret niyetine farklı hedefler de katmaması oldukça güçtür. Bu yüzden olacak ki Hz. Ömer’in rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz şöyle buyuruyor: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikâhlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir." (1)
Dr. Serdar Demirel
Malezya İslâm Üniversitesi Öğretim Üyesi
İnançla geril ve saygı duy..
kalmasın el uzatmadığın ve alaka duymadığın
mahzun bir gönül... "
M.F.G
BİR HİCRET YALNIZLIĞA BÜRÜNÜR...