Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
“Ben ve benim ümmetimin müttakîleri tekellüften uzaktırlar.” mübarek sözleri ile külfetin terk edilmesi gerektiğine işaret buyurmuşlardır.
Külfet, ülfete ve samimiyete de manidir. Yani kaynaşmayı önler. Zîra onunla sohbet edip arkadaş olacak kişi münasebetsiz birtakım külfetleri görünce ondan uzaklaşır.
Hazret-i Ali (k.v.):
“Ülfetin, samimiyetin şartı külfeti terk etmektir.” buyurdular.
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.):
“Size cennet ehlini haber vereyim mi?” buyurdu. Sahabe:
“Evet, ya Resûlullâh” dedik.
“Onlar aralarında merhametli olanlardır.” buyurdu.
“Size cehennemlikleri haber vereyim mi?” buyurdu.
“Evet, ya Resûlallâh” dedik, buyurdu ki:
“Onlar: Ümidi kesenler, yalancılar, tekellüfçü olanlardır.”
Tekellüf edenin alâmeti üçtür:
• Kendisinden üstün olan kimse ile yarışmak,
• Yetişemeyeceği şeye heveslenmek ve
• Bilmediği şeyi söylemektir.
Güzel konuşma hevesiyle söze uzun ve sanatlı konuşmak, yani söz ile tekellüf yapmak da makbûl bir şey değildir.
İbn-i Mes’ud radıyallahü anh demiştir ki:
“Ey insanlar içinizden her kim ilim bilirse söylesin, bilmeyen de Allâhü a’lem (Allah en iyi bilendir) desin.