Tefsir kelimesi “fesere” veya tersinden bir okunuşla “sefere” kökünden gelmektedir.
Tefsir lügatte, "beyan etmek, keşf etmek, izhar etmek ve üzeri kapalı bir şeyi açmak" anlamındadır.
Istılahta ise, "Kur'an-ı Kerîmin manalarım keşfetmek ondaki müşkil ve garîp lafızlardan kastedilen şeyi beyan" etmek demektir.
Ulümu’l-Kur'an eserlerinde tefsirin tarifinin zikredildiği yerlerde te'vil kelimesi de zikredilmiş ve bu iki kelimenin arasındaki fark zikredilmiştir.
Te'vil kelimesi “evele” kökünden gelen ve geri dönme anlamına gelen bir mastardır.
Istılahta ise : Görünürde birbirleriyle uyumlu iki ihtimalden birine manayı yöneltmektir.
Yani: "Ayete, muhtemel manalardan birini vermektir."
Tefsir ve Te'vil kelimeleri Kur'an-ı Kerîm'de “Tef’il” kalıbında zikredilmektedir. Tefsir kelimesi Kuran’da yalnız bir defa Furkan suresinin 33. ayetinde, te'vil ise 15 ayette geçmektedir.
Kuran’ı Kerîm araştırmalarını, birçok değişik bilim dalları ışığı altında ele almamız mümkündür. Ancak bu araştırmaları genel olarak iki ana noktada toplayabiliriz. Bunlar "dil ve edebiyat (filoloji)" ile "fikir-yorumlama" açısından yapılan çalışmalardır.
Kur'an edebiyat yönüyle olduğu kadar, akîdevî yönüyle de aynı öneme sahiptir. Kuran’ın eşsiz bir edebiyat şaheseri olması, bu konuda araştırma yapacak olanların, Arap Dili ve Edebiyatım tüm filolojik özellikleriyle öğrenmesi gerekmektedir.
Fikir açısından araştırma yapacakların ise Arap dilinin tüm özelliklerim bilmek gibi bir zorunluluğu yoktur. Dili Arapça olmayan bir ülkede yaşayan herhangi bir fikir adamı, kendi diline çevrilmiş sağlıklı tercümeler ve diğer başka dokümanlar yardımıyla seçtiği konu üzerinde araştırma yapma imkanı vardır.
İslam’ın insanlık ufkuna doğmasıyla başlayan Kur 'an araştırmaları, günümüze kadar büyük gayretlerle süregelmiştir. Bu konuda geçmiş ulemanın yapmış olduğu ufuk açıcı çalışmalarım takdir etmemek mümkün değildir.
Ancak senelerdir İslamî araştırmalar, dil, iletişim, Müslüman ülkelerin basından geçen sosyal, siyasal ve benzeri nedenlerden, dünya literatüründe gerçek yerini bulamamış, meydan, batılı müsteşriklere kalmıştır. Onlar ise bu meydanda kendi ölçülerini kullanarak bazen kasıtlı bazen de bilgi eksikliği sebebiyle inançlarımız açısından hatalı eserler ortaya koymuşlar ve bu sahada otorite gibi gözükmüşlerdir.
Batı dillerine (İngilizce, Almanca ve Fransızca'ya çevirdikleri Kur 'an tercümelerini kendi yorumlarıyla halka sunmuşlardır. Bu çalışmalar yalnız Kur' an tercümeleriyle kalmamış, Kur'an ilimleriyle de alakalı bir çok çalışmalar yapılmıştır. Bunların en önemlileri, E.Montet, Blachere, Nöldeke, Gold Ziher, Rudi Paret gibi müelliflerdir. Ancak İslam dünyasının 1900'lü yıllarda başlayan ve ilk tohumları Muhammed Abduh tarafından atılan, tefsirde yeni metot uygulamalarıyla konum yavaş yavaş değişmiş, İslamî tefsir araştırmacıları yeniden dünya bilim sahasında yerini almaya başlamışlardır. Zamanla müsteşriklerin eserleri incelenmiş, yapılan yanlışlar ortaya çıkarılmıştır.