İbn-i Hacer el-Askalanî (Askalanlı Taşın Oğlu) büyük bir İslam âlimi. Küçükken okumak için büyük bir şehre gitmiş. Bir müddet sonra derslerin zor olduğunu ve dersleri yapamayacağını düşünmüş, okulu bırakıp memleketine geri dönmeye karar vermiş. O yıllarda ne uçak, ne otobüs var.
Dönüş yolunda hayli yorulmuş, dinlenmek için bir yer aramış. Yol kenarında bir dağın mağarasına çekilmiş, başını taşa koyup uzanmış ve hemen uyumuş.
Bir süre sonra, “şıp şıp şıp” sesleri ile uyanmış.
Bir de bakmış, mağaranın tavanından yere su sızıyor. Tabanda bulunan taşın üstüne damlıyor. Yumuşacık su, damlaya damlaya taşı oymuş, oyuğa su birikmiş, birikinti üzerine düşen damlalar, “şıp şıp şıp” diye ses çıkarıyor.
Düşünmüş:
Su damlacıkları ne kadar yumuşak. Taş ne kadar sert. Su, damlaya damlaya taşı oyuyor.
Benim kafa bu taştan daha sert, bilgi denen şey sudan daha yumuşak değildir, sabırlı çalışırsam derslerimi başarabilirim, demiş, geri dönmüş, medrese tahsilini tamamlamış.
İbn-i Hacer, taşın oğlu demek. Taştan ders alan Askalanlı bu büyük âlim, sabır ve azimle çalışmış, bugün de ilim adamlarının faydalandığı cilt cilt eserlere imza atmış. (Başarıya Götüren Yol)
a.erkan kavak