İkincisi: Günlük hayatta karşılaşılan güçlük ve sıkıntıları yenmek, eşyâyı, ilmi ve tekniği İslâm dîninin bildirdiklerine uygun, insanların râhat ve huzûrunu temin etmek maksadıyla kullanmak için akıl ve fikir yormak. Her iki türlü tefekkürün de çok mühim olduğu ve birincisinin ikincisinden daha kıymetli olduğu bildirilmiş olup, her ikisi de müslümanlara emredilmiştir. Bu yolda çalışanların en üstünü ve büyüğü olan hazret-i Ebû Bekir efendimiz günler ve geceler boyu süren tefekkürden sonra: "İdrâkin aczini idrâk etmekten daha büyük idrâk olmaz." diyerek, insanın Allahü teâlayı anlamakta âcizliğini ve O'na teslim olmanın şart olduğunu belirtmiştir. Yine meşhur mütefekkir ve islâm âlimlerinden İmâm-ı Gazâlî hazretleri, "Görüldüm ki akıl yıkım içindedir. Akıl daha kendisinden bile habersizdir. Her şey peygamberlik gerçeğindedir. Bu gerçeğe yapıştım ve kurtuldum." demiştir. Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin; "Hocam Şems-i Tebrîzî'yi tanıyınca ona tâbi oldum. Aklıma uymadım, kurtuldum." sözü meşhurdur. İslâm âlimlerinin yüz binlerce cilt kitaplarında bu konu ile ilgili her söz, aynı şeyi tekrarlamaktadır. Dolayısıyla İslâm dünyâsında aklı temel alan bir felsefe olmamış, vahyin bildirdiklerine uygun tefekkür yâni, düşünme, fikir yorma olmuştur. Böylece akıl, yerinde kullanılmıştır. Hiçbir müslüman, peygamberlik makâmını ve peygamberlerin bildirdiklerinin yerine aklını koymamıştır. Akıl konusunda, felsefede kuru akılcılığı yıkan Bergson'a: "Siz akılcılık mesleğini yıktınız, ama metodunuz yine aklîdir!" denildiğinde, cevap olarak şöyle söyledi: "İşte aklın atacağı en nihâî adım, kendi aczini ve hiçliğini anlamasıdır!" Netice olarak, şu fikirde şu düşüncede, şu felsefede huzuru, rahatı aramak boşuna zahmettir. Gerçek manâda huzur, islâmiyettedir. Dinin emir ve yasaklarına uymadadır. Gazetelerde görüyor, okuyoruz. Adamın, yazlık, kışlık, evi, yatı, gemisi, herşeyi var. Kuş sütü hariç evinde her şey mevcut. Yediği önünde, yemediği arkasında. Dünyalık olarak herşeyi tamam hiçbir eksiği yok. Fakat tek eksiği var o da inanç, îman. İşte bu eksiklikten dolayı, bir bakıyorsunuz anlı şanlı kimse, görünürde hiçbir sebep yokken intihar etmiş. Dünyasını kararttığı gibi ahıretini de karartmış. Dünyalıkları onu bu kötü sondan kurtaramamıştır.
Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Ankebut-57
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler! Ankebut-64
Tasavvuuf ve Felsefe
Tasavvuuf ve Felsefe
İkincisi: Günlük hayatta karşılaşılan güçlük ve sıkıntıları yenmek, eşyâyı, ilmi ve tekniği İslâm dîninin bildirdiklerine uygun, insanların râhat ve huzûrunu temin etmek maksadıyla kullanmak için akıl ve fikir yormak. Her iki türlü tefekkürün de çok mühim olduğu ve birincisinin ikincisinden daha kıymetli olduğu bildirilmiş olup, her ikisi de müslümanlara emredilmiştir. Bu yolda çalışanların en üstünü ve büyüğü olan hazret-i Ebû Bekir efendimiz günler ve geceler boyu süren tefekkürden sonra: "İdrâkin aczini idrâk etmekten daha büyük idrâk olmaz." diyerek, insanın Allahü teâlayı anlamakta âcizliğini ve O'na teslim olmanın şart olduğunu belirtmiştir. Yine meşhur mütefekkir ve islâm âlimlerinden İmâm-ı Gazâlî hazretleri, "Görüldüm ki akıl yıkım içindedir. Akıl daha kendisinden bile habersizdir. Her şey peygamberlik gerçeğindedir. Bu gerçeğe yapıştım ve kurtuldum." demiştir. Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin; "Hocam Şems-i Tebrîzî'yi tanıyınca ona tâbi oldum. Aklıma uymadım, kurtuldum." sözü meşhurdur. İslâm âlimlerinin yüz binlerce cilt kitaplarında bu konu ile ilgili her söz, aynı şeyi tekrarlamaktadır. Dolayısıyla İslâm dünyâsında aklı temel alan bir felsefe olmamış, vahyin bildirdiklerine uygun tefekkür yâni, düşünme, fikir yorma olmuştur. Böylece akıl, yerinde kullanılmıştır. Hiçbir müslüman, peygamberlik makâmını ve peygamberlerin bildirdiklerinin yerine aklını koymamıştır. Akıl konusunda, felsefede kuru akılcılığı yıkan Bergson'a: "Siz akılcılık mesleğini yıktınız, ama metodunuz yine aklîdir!" denildiğinde, cevap olarak şöyle söyledi: "İşte aklın atacağı en nihâî adım, kendi aczini ve hiçliğini anlamasıdır!" Netice olarak, şu fikirde şu düşüncede, şu felsefede huzuru, rahatı aramak boşuna zahmettir. Gerçek manâda huzur, islâmiyettedir. Dinin emir ve yasaklarına uymadadır. Gazetelerde görüyor, okuyoruz. Adamın, yazlık, kışlık, evi, yatı, gemisi, herşeyi var. Kuş sütü hariç evinde her şey mevcut. Yediği önünde, yemediği arkasında. Dünyalık olarak herşeyi tamam hiçbir eksiği yok. Fakat tek eksiği var o da inanç, îman. İşte bu eksiklikten dolayı, bir bakıyorsunuz anlı şanlı kimse, görünürde hiçbir sebep yokken intihar etmiş. Dünyasını kararttığı gibi ahıretini de karartmış. Dünyalıkları onu bu kötü sondan kurtaramamıştır.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi