You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Tasavvuuf ve Felsefe

Tasavvuuf ve Felsefe

Profesör
Tasavvuuf ve Felsefe
Ba'zı kimseler bilhassa, batılı bilim adamları tasavvufu felsefe ile karıştırıyorlar. Batı âleminde ve bilgileri tamâmen batıya dayanananların nezdinde, İslâm dünyasındaki tasavvuf felsefe zannedilmiş ve tasavvuf büyüklerinin, evliyâların, pek çoğu haksız ve yanlış olarak filozof olarak isimlendirilmiştir. "İslâm felsefesi" tâbiri de bu yanlışlıktan doğmuştur. Tasavvuf, felsefe değildir. Mutasavvıflar da filozof değildir. Tasavvufun, İslamî ilimler içindeki adı; "kalb ilmi" veya "İlm-i ahlâk"tır. Mutasavvıf; îmânın ve islâmın şartları üstünde fikir yürüten, aklına dayanarak görüş açıklayan kimse değildir. Bunlar, Peygamber efendimizin bildirdiğine uygun olarak, aklı ve vicdanı ile tam ve doğru anlayıp, insanlara açıklayan ve bunlara eksiksiz uyan müslüman demektir. Tasavvuf ve mutasavvıf kelimeleri sonradan konulmuş kelimelerdir. Filozoflar akıllarına geleni söylemiş, bu âlimler ise Peygamber efendimizin bildiriklerini, yâni Allahü teâlâ tarafından vahyedileni tekrarlamış ve açıklamışlardır. Kısacası tasavvufun iki gayesi vardır. Biri, insanları dinin emirlerini seve seve istiyerek, zorlama olmadan yapar hale getirmek. İkincisi, kişilere islâm ahlâkını aşılamak. İyi insan olmalarını sağlamak. Görüldüğü gibi, felsefeci ile tasavvuf âlimin birbirine benzerliği yoktur. Eskiden dinimizi olduğu gibi anlatan, kendi kafalarından ilave çıkarma yapmadan anlatan bir çok tarikat vardı. Zamanımızda ise, haramlar, bid'atlar karışmamış tarikat yok gibidir. Her şeyin sahtesi çoğaldığı gibi tarikatların da sahteleri çoğalmış, dini, kendi dünyalık çıkarlarına âlet etmişlerdir. Bunun için bu hususta çok dikkatli olmalıdır. Tefekkürün de, felsefeyle bir ilgisi yoktur. Tefekkür "Fikri, bâtıldan hakka çevirmek." olarak târif edilmiştir. Tefekkür eden kimseye "mütefekkir" denir. Tefekkürden maksat iki şeydir. Birincisi: Allahü teâlânın azâmetini büyüklüğünü, kudretini düşünerek, insanın bu azâmet karşısında acz ve zayıflığını anlayarak, O'na yönelmek ve sığınmak, eşyâdan, olaylardan, kâinattan ibret alarak, eserden müessire yâni o eseri Yaratana yol bulmak.
İkincisi: Günlük hayatta karşılaşılan güçlük ve sıkıntıları yenmek, eşyâyı, ilmi ve tekniği İslâm dîninin bildirdiklerine uygun, insanların râhat ve huzûrunu temin etmek maksadıyla kullanmak için akıl ve fikir yormak. Her iki türlü tefekkürün de çok mühim olduğu ve birincisinin ikincisinden daha kıymetli olduğu bildirilmiş olup, her ikisi de müslümanlara emredilmiştir. Bu yolda çalışanların en üstünü ve büyüğü olan hazret-i Ebû Bekir efendimiz günler ve geceler boyu süren tefekkürden sonra: "İdrâkin aczini idrâk etmekten daha büyük idrâk olmaz." diyerek, insanın Allahü teâlayı anlamakta âcizliğini ve O'na teslim olmanın şart olduğunu belirtmiştir. Yine meşhur mütefekkir ve islâm âlimlerinden İmâm-ı Gazâlî hazretleri, "Görüldüm ki akıl yıkım içindedir. Akıl daha kendisinden bile habersizdir. Her şey peygamberlik gerçeğindedir. Bu gerçeğe yapıştım ve kurtuldum." demiştir. Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin; "Hocam Şems-i Tebrîzî'yi tanıyınca ona tâbi oldum. Aklıma uymadım, kurtuldum." sözü meşhurdur. İslâm âlimlerinin yüz binlerce cilt kitaplarında bu konu ile ilgili her söz, aynı şeyi tekrarlamaktadır. Dolayısıyla İslâm dünyâsında aklı temel alan bir felsefe olmamış, vahyin bildirdiklerine uygun tefekkür yâni, düşünme, fikir yorma olmuştur. Böylece akıl, yerinde kullanılmıştır. Hiçbir müslüman, peygamberlik makâmını ve peygamberlerin bildirdiklerinin yerine aklını koymamıştır. Akıl konusunda, felsefede kuru akılcılığı yıkan Bergson'a: "Siz akılcılık mesleğini yıktınız, ama metodunuz yine aklîdir!" denildiğinde, cevap olarak şöyle söyledi: "İşte aklın atacağı en nihâî adım, kendi aczini ve hiçliğini anlamasıdır!" Netice olarak, şu fikirde şu düşüncede, şu felsefede huzuru, rahatı aramak boşuna zahmettir. Gerçek manâda huzur, islâmiyettedir. Dinin emir ve yasaklarına uymadadır. Gazetelerde görüyor, okuyoruz. Adamın, yazlık, kışlık, evi, yatı, gemisi, herşeyi var. Kuş sütü hariç evinde her şey mevcut. Yediği önünde, yemediği arkasında. Dünyalık olarak herşeyi tamam hiçbir eksiği yok. Fakat tek eksiği var o da inanç, îman. İşte bu eksiklikten dolayı, bir bakıyorsunuz anlı şanlı kimse, görünürde hiçbir sebep yokken intihar etmiş. Dünyasını kararttığı gibi ahıretini de karartmış. Dünyalıkları onu bu kötü sondan kurtaramamıştır.
.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.