Aşk, merhamet, özveri, manevi kahramanlık ve iyilik kalpte, yani gönülde barınırlar. Hazreti Muhammed sav: "Kalpleri çevirmek, Rahman'ın iki parmağı arasındadır." Ruh-ı hayvaniden nefret, kin, öfke, şehvet, bayağılık ve kıskançlık gibi hayvani meyiller vücuda gelir. Tarikatların, disiplin ve izledikleri yöntemlerde, manevi potansiyeli ortaya çıkarırken kalbi de yavaş yavaş temizler. Kalp, kesretten, çokluktan, ikilikten, yani Hakk'ta fani olamamaktan doğan kirlerden temizlendiğinde, Hakikat'i olduğu gibi yansıtacaktır. Bu insan, Allah hariç her şeyi inkar eder ve varlık sahibi olarak görür. Psikanalistler, analizci ile analiz eden arasındaki ilişkinin terapi süreci açısından en önemli etken olduğuna inanırlar. Freud bu olaya yansıtma der. Analiz edilen kimse bütün geçmişini doktorun şahsına aktarır, yansıtır. H. Racker: "Freud "yansıtmayı", hastanın psikolojik olaylarının tümü ve analizciye atfedilen işlemler olarak isimlendirdi ve diğer önceki zahiri ilişkilerden de sonuçlar çıkardı." Yansıtmada analizci ve hasta arasında yeni bir ilişki kurulur ve hasta analizciye bağımlı hale gelerek itaatkar olur ve ona tamamen güvenir. Çocuğun ebeveynleri ile olan ve artık terapik bir enstrümana dönüştürülen ilişkisinden kaynaklanır şekilde kişinin bu güvenini böylece teslim etmesi ve itaati, analizciyi ona güvenilir bir kişi olarak takdim eder. Terapideki herhangi bir gelişme adına böyle bir ilişki çok gereklidir. Freud: "İzleyip görüyoruz ki, kendini bizar eden çatışmalar haricinde hiçbir şey düşünmemesi gereken hasta, doktorunun şahsına karşı özel bir ilgi duymaya başlar. Bu kişi ile ilgili olan her şey artık ona kendi işlerinden daha önemli gelmeye ve kendi hastalığına odaklanmış olan dikkatini çekmeye başlar.
İrade bağı mürşid ve müridi bir araya getirdiği zaman, ideal insan modelinin görüntüsünü mürşidine yansıtır, duygularını ve dünya arzularını ona aktarır. Böylece, mürid mürşidi tamamen kabul eder tüm benliğini teslim eder. Acaba bu Freud'un yansıtma adını taktığı olay mıdır? Mutasavvıflar, müridin ve mürşidin kalpleri arasında bir bağ kurulduğunda bunu tarif etmek için irade keliesini kullanırlar: "İradenin realitesi, Hakikat'i arayan kalbin hareketidir" Yukarıdaki soruyu cevaplandırabilmek için iradenin iki türünün arasındaki farkı anlamak gerekir. İlk irade, nefs-i emmaresi hakim olan hasta ruhlu insanlardır. Böyle hastalar iradelerini ilk ve temek olarak hayani arzularını tatbik etmek, ikinci ve aşikar olarak da cüz'i aklın yargılarına kanmak için kullanırlar. Psikanalizde yansıtma sadece bu tür olaylarla ilintilendirilebilir. Onlar iradelerini Hakk'ın rehberliğinde bir hayata nail olmak için manevi sahiplerinin buyurduğu yönünde ve ikinci olarak da kalplerinden gelen ilahi düşünceleri onaylamak için kullanırlar. Söylenenler arasında şunlar çıkar:
1-Yansıtma, en uygun ilişkinin hasta ve analizci arasında kurulmasıdır ki bu onu iyileştirerek normal bir insan seviyesine döndürebilsin. Tasavvuftaki irade ise mürid ve murad arasındaki manevi bağdır.
2-Yansıtma, bir analizci ile kurulan ve amacı nefsi- emareye tekrar normal işlerlik kazandırarak arzularını tatmin etmek amacı taşıyan bir ilişkidir. İrade ise, nefsi put edinmekten ve kendini beğenmekten artık kurtulmak adına mürşide aşık olmaktır.
3-Yansıtma olayı, nefsine tapan bir konuşmacının sözlerini dinletmek için uygun bir dinleyici bulmayı gerektirirken irade, Hakk'a en güzel şekilde kulluk etmeyi öğrenmek için dinleyici olmayı gerektirir.
4-Yansıtma maddi, son derece göreceli ve geçici bir olayken irade, manevi, kesin ve ebedi bir şeydir.
Tasavvuftaki makamlardan birine Fena Fi'ş Şeyh denilir. Hakikat yoluna girenlerden bazısı iradelerindeki kemal potansiyelinin fazlalığı ve aşkları ile mürşide tamamen bağlanırlar. Mürşitten yayılan nurun ve enerjinin yardımı ile kendilerini onda tamamen kaybederler ve her baktıklarında onu görürler. Ancak bu hale gelmiş bir müridin Fena Fi'ş Şeyh makamına vasıl olduğu söylenebilir. Örnek olarak Şems-i Tebrizi Hazretlerine tamamen bağlanan Hz. Mevlana'yı verebiliriz.
Hazreti Mevlana: "Efendim ve Muradım! Derdim ve dermanım! Bu sırrımı ifşa edeyim: Şems benim güneşimdir Allah'ım! Bana baktığında aşktan coşuyorum, Çünkü sen dü cihanın güneşisin Şems, Allah'ım! Senin önünde öyle bir yanayım ki benden hiçbir zerre kalmasın: İşte aşkın kanunu da bunu gerektirir benim güneşim! Allah'ım!" Şöyle de bir şey var. Fena Fi'ş-Şeyh sadece bir ara makamdır. Fenafillah(Allah'ta yok olma) makamı için hazırlayıcı bir makamdır.
Salik, yolcu olabilmesi için zihinsel ve fiziksel açıdan sağlıklı ve olgun olmalıdır. Yola girdikten sonra mürid üstündeki ilk etkisi dikkatinin dünyadan ve dünya işlerinden çevrilmesi ve son olarak da sadece mürşide yönlendirilmesidir. Müridin attığı ilk adım, dikkatini tamamen mürşidine vermesi ve kendini sevme hastalığından kurtulmasıdır. Kendilerine olan sevgilerinde ve hayranlıklarında fazla takılmış olanlar bu ilk adımı atmakta çok zahmet çekmekte ve bu adımı atamamakla kalmazlar, iradelerinin de üzerlerinde olumsuz etkisi olur. Bu da çok büyük bir engel oluşturur ve hedefe varmayı da son derece zorlaştırır. Hafız'ın bir şiirinde bu konu ayan-beyan açıktır: "Meyhanenin kapısına girmek manevi açıdan bütün olanların işidir. Kendi kıymetleriyle böbürlenenler şarap tüccarlarının(mürşid-i kamillerin) semtine sokulmazlar." Hastanın analizciyle olan ilişkisiyle ve yansıtma olayıyla ilgili olarak aynı sonuca Freud da varır ve şöyle der: "Tecrübeyle sabittir ki narsistik nevrozdan muzdarip olan bir kişinin yansıtma konusunda pek bir kapasitesi olmaz, en iyi ihtimalle çok küçük miktarlarda yansıtma gerçekleştirilir. Doktordan yüz çevirirler; Bu düşmanlık değil, kayıtsızlık şeklinde tezahür eder"
Mutasavvıfların sadece mantık dünyasında bilgi edinmesi neticesi oluşan cüz'i aklı terk etmekle kalmadıkları, ayrıca bu veçhile öğrenilen bilgilerin de Hakikat'e varma yolunda ne büyük bir ayak bağı olduğunu düşünmelerine dikkat göstermek gerekir. "İlim, Hakikat önündeki en büyük perdedir" Diğer bir deyişle, aşkla bağlantısı olmayan tüm ilimleri reddederler. Hakka'l Yakin elde edilen tüm ilmi tanırlar. "İlim Hakk'ın istediği kişinin gönlüne koyduğu bir nurdur. Bu yüzden mutasavvıflar, elde edilebilen ilmin kişinin kendisine olan sevgi ve hayranlığını, egoizmini arttırdığına ve nihayet o kişiyi Hakikat'i anlamaktan çok uzak olan noktalara çektiğine inanırlar.
Yansıtma ve iradeyi birbirinden ayırmak çok zordur. Her zamanda bulunan fakat sayıları gerçekte çok az olan büyük mutasavvıflar ve veliler bu iki mefhumun arasında doğru bir çizgi çekebilirler. Zahiri popülerliğine aldanılarak Tasavvufla ilişkili olduğu zannedilen şahıslar yansıtmayı irade zannetmişlerdir. Hazreti Mevlana: "Hakk'ın adamlarını çok nadir tanıyabilen dünya bu yüzden yanlış yollara sapmıştır" Zihinsel açıdan sağlam olmayan kişiler bu tür mürşidlere mürid olurlar ve onlarla yansıtma konusunda bahsettiğimiz gibi bir ilişki kurarlar. Daha sonra da, aslında yansıtma olayının neticesinde ve efendilerinin misyonerleri gibi çalışmaları sonucu zuhura gelen çok kuvvetli hislerden başka bir şey olmayan zanlarını etrafa keramet ve mucize gibi lanse edip bu sefer başka müridler bulmaya çalışırlar. Kendi egoizmini farkında bile olmayan sözde mürşid ise insanların cehaletinden yararlanır. Böylece kendini bir veli olarak satarak bir parazit olarak yaşamaya başlar. Kısaca, bu tür bir mürşid, kalabalık tarafından da şişirilir ve böylece kendi sapkın iddialarında daha sabit kadem hale gelir. Sahte mürid-mürşid arasında yaşanan bütün bu kısır döngü kendi emmarelerine bağlayarak egolarını şişirir. Bu kısır döngü Şeyh olmak isteyen belli sayıdaki insanı tahrik eder ve sahte müridler de onlardan etkilenince haklarında olağanüstü hikayeler uydurulmaya başlanır. Böyle sapkın yola dalan insanların mürid ya da mürşid olsun tek yaptıkları şey kendi nefslerine göre putlar yapıp onlara tapmaktır. Bu tür bir mürşid, işin gerçek halinde olanın tam aksine, müridlerine teslim olmuşlardır. Hazreti Mevlana: "Sahte kandilleri uyandırılan kargalara karşı uyanık olun; onlar beyaz şahinlerin ağlamasını da öğrendiler"
Hakiki mürşidlerin çok büyük bir bölümü psikolojik sorunları olan kişileri yollarına kabul etmezler ancak tasarrufu çok büyük olan öyle zatlar gelmiştir ki bu tür şahısları bile yollarına kabul buyurmuşlardır. Kamil mürşidlerin kullandıkları yöntemler neticeside psikolojik açıdan sıkıntı çeken kişileri biat öncesi tedavi için tarikatlarda temel eğitim sınıfları kurulmuştur. Hasta iyileştiğinde ya sınıftan ayrılır ya da manevi halkaya dahil olur.
Özet ve sonuca gelirsek tasavvuf ve psikanaliz arasında tabiatları itibariyle hakiki ve en derin bir benzerlik kesinlikle yoktur. Fakat amacı insan olan bu iki okulda bazı yüzeysel benzerlikler görünmesi normaldir. Psikanalizin amacı anormal bir insanı tedavi edip onu ruhen bir normallik seviyesine getirmek iken, Tasavvufun amacı normal bir insanı alıp onu kamil bir insan seviyesine taşımaktır. Ayrıca analizci-hasta ilişkisi yansıtma olayına dayalı iken, mürid-mürşid ilişkisi irade sistemine bağlıdır. Yansıtma maddi ve geçici, irade ise manevi, ilahi ve ebedidir. Dikkat edilmelidir ki bu bahsedilen özelliklere rağmen mutasavvıflar tarafından yansıtma reddedilmemiştir. Bazı mürşid-i kamiller belli kişilerle tasavvufun hakiki programını uygulamaya başlamadan önce o kişiler psikolojik terapik bir enstrüman olarak kullanmışlardır.
Aşk, kemalden ve iradenin eritilmesinden başka bir şey değildir. Hakk'ı ve O'nun sevgililerini özlemeye yarayan ateştir.