Kanla hücre arasında az önce söylediğimiz alışverişin yapılabilmesi için, tüm hücrelerin kanla temas etmesi gerekir. Bu yüzden, nasıl ki, dallar incele incele tüm yapraklara kadar ulaşıyorlarsa, kan damarları da benzer biçimde damarlarla tüm hücrelere kadar uzanırlar.
Ne var ki, kanın hücrelere kadar bir kere gitmesi yetmez. Sürekli yeni yakıtın, taze oksijenin hücrelere taşınması, artıkların da sürekli uzaklaştırılması gerekir. Yani bunun için kanın sürekli hareket etmesi gerekir. Bu işi, doğumdan ölüme kadar hiç durup dinlenmeden kalp üstlenir. Bir kaç dakika bile dursa, bizim için tam bir felaket olur.
Kalp, akciğerden gelen temizlenmiş, bol oksijenli kanı hücrelere kadar, atardamarlarla pompalar. Kirlenmiş kan ise toplardamarlarla yeniden kalbe taşınır. Yani kalp her atımda, önce kanı pompalar, sonra da kanın yeniden kalbe dolması için istirahate geçer. Bu durmadan tekrarlanır. Öyle ki, kalp her dakikada 70-80 kere pompalar bekler; pompalar bekler...
Tansiyon dediğimiz şey, kanın damar duvarını zorlamasıdır . Kalp kanı pompaladığında, atardamarların duvarı daha fazla gerilir; bekleme sırasında ise bu gerginlik daha azdır. Yani iki farklı tansiyon vardır. İlki pompalama sırasında, daha fazla olanı. Biz buna büyük ya da sistolik tansiyon diyoruz. İkincisi, kalbin istirahati sırasında, daha düşük olanı. Buna da küçük ya da diastolik tansiyon diyoruz.
Kanın damar duvarına ne kadar basınç yaptığı, bir civa sütununu ne kadar yükseltebildiğiyle ölçülür. Diyelim ki 120 mm yükseltebiliyorsa 120 mmHg ya da 12 cm Hg olarak söylenir. Hg, civanın kimya dilindeki kısaltımıdır.
Kan basıncı çeşitli aletlerle ölçülür. En bilinenleri civa sütunlu olanlardır. Ama yay sistemli ölçümler de geliştirilmiştir. Son yıllarda, elektronik ölçme tekniğinin kullandığı araçlar, basit kullanımları nedeniyle, çokça satılır olmuştur