Zühd ise dünyaya rağbet etmemek kulluğa rağbet etmek farzların tamamına tâbi olmak iyiyi ve güzeli daha iyi ve daha güzel ile değiştirmek Allah'ın kul üzerindeki sevgisinin azalmasından korkmak sakınmak çekinmektir. Kemalâtın son noktasına kadar kulluk makamlarında ilerlemektir. Bu konuda Allah'ın sevgisinin azalması endişe ve korkusu kulda cehennem azabı korkusundan çok fazladır. Çünkü zühd ehli Rabia Hatun gibi Allah'a kul olurken cennet sevgisinden veya cehennem azabından uzaktır. Bunları düşünmezler bile kulluk ve onun vasıtaları olan ibadetler sadece Allah rızası için ve O'nun yüce zatı içindir. Ebrar için takva; ilâhî sevginin azalmasından sakınmak avam için ise takva; Allah'ın azabından sakınmaktır.
Bu durumda takva Kur'ân'ın tamamına tâbi olarak yasakların cümlesinden içtinap edip farzların da tamamını ifa etmektir.
Kur'ân'a kısmen tâbi olmak yani farzların bir kısmını ifa etmek bir kısmını ise terk etmek keza yasaklar için de aynı şekilde davranılması bilelim ki kesinlikle takva değildir.
Kur'ân'a Göre Takva: Yüce kitabımız Kur'ân'a göre takva Allah'a kesinlikle kul olmaktır. Bunun için is Sırat-ı Müstakiym'e tâbi olarak Allah' ezelde verilen yeminlerin yerine getirilmesi ve teslimlerin gerçekleştirilmem zaruridir. Ahlâkî tekamül baz alındığın da kulluk tekamülünün sağlanmasıdır Bu ise farz-ı ayın olan irşadın İslâm şerefi ile noktalanması olgusudur. Allah' kul olmadan takva sahibi olmak mümkün değildir. Kul olmak için ise 3 yeminin ve 3 teslimin yerine getirilme şarttır.
Ey insanlar sizi ve sizden ona kileri yaratan Rabbinize KULLUK ediniz ki TAKVA sahibi olasınız.
Bakara-21
Ad kavmine de kardeşleri Hud'u gönderdik. "Ey kavmim Allah'a KULLUK edin O'ndan başka ilâh yokturhalâ sakınmaz mısınız? (TAKVA sahibi olmaz mısınız?)"
Araf-65
"Onlara size verilen kitaba sıkıca (tümüne) sanlın içindekileri tezekkür edin umulur ki TAKVA sahibi olursunuz" demiştik.
Araf-171
Şüphe yok ki Sırat-ı Müstakiym budur ona tâbi olun tefrikaya düşüp başka yollara sapmayın. Allah TAKVA sahibi olasınız diye bunları emretmektedir.
Enam-153
Onlara aralarından "Allah'a kulluk edin. O'ndan başka ilâh yoktur sakınmaz mısınız?" diyen bir resul gönderdik.
Müminun-32
Hayır öyle değil kim ahdini tam olarak (Araf 172'deki yeminlerini) yerine getirirse o TAKVA sahibidir. Allah müttekileri (takva sahiplerini) sever.
Al-i îmran-76
Ey Âdemoğulları ben (Kalû Belâ günü) "Şeytana kul olmayın bana KUL olun o size apaçık bir düşmandır" diye sizden ahd almadım mı? Bu Sırat-ı Müstakiym üzerinde olmaktır.
Yasin-6061
Örnek olarak alınan bu âyetlere göre takva sahibi olmak için kesin olarak Allah'a kul olmak gerekmektedir. Allah'a ezelde verilen 3 yeminin (nefsin tezkiye yemini ruhun vuslat misaki fizik vücudun Allah'a kul olma ahdi) yerine getirilmesi söz konusudur. Kulluk üç kademede oluşmaktadır. Birinci kademede ruhun teslimi ikinci kademede vechin (fizik vücudun) teslimi üçüncü kademede ise nefsin teslimi sağlanmaktadır. Bu teslimlerden her biri ise 3 kademede 3 ayrı takvayı beraberinde getirmektedir. Yani bu teslimlerden her biri o kademenin takva rütbesini de ilgiliye sunmaktadır.
Takva Kademeleri;
1. Takva : "Irci-iy ilâ Rabbiki" (Rabbine dön!) temel emrini yerine getirmek üzere bir dinî otoritenin (hidayetçinin zikir ehlinin) önünde tövbe yapan kişi o anda Sırat-ı Müstakiym'e adım atar. Nefsini 7 kademede tezkiye (ıslah) ederken buna paralel olarak ruhu 7 kat gökleri aşarak sağ iken Allah'ın zatına ulaşır. Bu vuslat olayı ile birlikte fizik cesedini de Allah'a kul eder ve ezelde Allah'a verdiği yeminlerini de yerine getirmiş olur. Sonuçta kişi Allah'ın evliyasından (velîlerden) biri olarak Allah'ın kulları arasına girer ve kulluğa kabul edilmesinden dolayı da cennetliklerden olur. Allah'ın şaşmaz değişmez liyâkat kanunu böyledir. Nefsin tezkiyesi ruhun vuslatı ve fizik cesedin Allah'a kul olması (ki bunların üçü de birlikte ve aynı anda tahakkuk etmektedir) kişiyi 1. takva sahibi yapar. Allah dostu olan birinci takva sahibi için şu âyetlere göre korku yoktur mahzun olmak da yoktur. Bunlara dünya hayatında da ahret hayatında da müjdeler vardır.
Dikkat edin Allah'ın evliyasına hiçbir korku yoktur onlar mahzun da
olmazlar. Onlar ki iman eden ve takva sahibi olanlardır. Onlara dünya hayatında da ahret yurdunda da müjdeler vardır. Allah'ın sözleri değişmez. Bu en büyük (fevz-ül azim) kurtuluştur.
Yunus-626364
Nefs tezkiyesi ile birinci takvanın irtibatlarını şu âyetlerde net olarak görmekteyiz:
Hepiniz Allah'a dönün (ruh olarak) ve takva sahibi olunmanızı kılın müşriklerden olmayın.
Rum-31
Boşuna nefslerinizi tezkiye (ıslah) ettik demeyin Allah takva sahiplerini en iyi bilendir.
Necm-32
Bu iki âyette ise nefs tezkiye olmadan vuslat gerçekleşmeden takva sahibi olunamayacağı açıkça vurgulanmaktadır.
Müddessir Suresinin 38 39 ve 40. âyetlerinde nefslerini tezkiye edeceklerine dair ezelde verilen yeminleri yerine getirenlerin cennette olacakları yeminlerini yerine getirmeyen nefslerin ise cehennemde rehin oldukları açıklanarak yeminlerin ifasının gereğine işaret buyrulmaktadır. Yine Şems-9'da nefslerini tezkiye edenlerin felah bulacakları Fatır-18'de ise Allah'a ulaşmak için nefs tezkiyesinin üzerimize borç olduğunu görmekteyiz.
Cennete gidebilmek için takva sahibi olmak takva sahibi olabilmek için ise kul olmak (Allah'ın kulluk makamına kabul buyurması) gerektiğini açıklayan âyetlerden bazıları ise şunlardır:
Sizden O'ndan (Allah'tan) başka sözü (misakı) kimse almamıştır. Ey mutmain olan nefs (4. kademedeki nefs) Allah'tan razı ol ve Allah'ın rızasını kazan Rabbine (ruh olarak) dön! Artık (bundan sonra) kullarımın arasına gir ve cennetime gir.
Fecr-2627282930
Ezelde insanlardan mi sak alan Allah kulluğuna kabul etmek için nefsin emmare levvame mülhime kademelerini geçerek 4. kademe olan mutmainneye ulaşmasını sonra 5. kademede Allah'tan razı olmasını ve 6. kademede Allah'ın rızasını kazanmasını ve sonra da 7. kademede tezkiye kademesini ikmal etmesini öngörmektedir. Nefs 7 kademede tezkiye olduktan sonradır ki ruh Allah'a vuslat olacak ve vuslattan sonra da Allah kulları arasına kabul buyuracak kulluğa kabul edilen kişiye ise cennet ikram edilecektir. Ayetlerde bu husus net olarak görülmektedir.
Cennet takva sahiplerine uzak olmayarak yaklaştırıldı. İşte bütün evvab ve hafız olanlara vaad olunan cennet budur.
Kaf-3132
Âyetlerde cennete gideceklerin takva sahipleri olduğu takva sahiplerinin ise özelliklerinden iki tanesinin evvab ve hafiz olduğunu da görmekteyiz.
Evvab öyle bir tövbe ile yola çıkılmıştır ki bu tövbe kulu Sırat-ı Müstakiym üzerinden meab olan (sığınak olan) Allah'ın zatına ulaştırmıştır. Bir hidayetçi önünde yapılan ve Furkan Suresinin 70. âyetine göre günahları sevaba çeviren kalbe imanı yazan kulu mü'min kılan böyle bir tövbeye sahip olarak Allah'ın zatına eren kişi evvab olan kuldur. Hafiz ise bu tövbeden sonra Rad-ll'e göre muhafaza altına alınarak sihir büyü hüddam gibi musibetlerden korunan kişidir. Birinci takvadaki kulun durumu budur.
Rabblerine karşı takva sahibi olanlar zümreler halinde cennete götürülürler.
Zümer-73
İman edenleri ve takva sahiplerini kurtardık
Neml-53
Allah takva sahiplerini kendisine ulaşmalarından dolayı (vuslat) kurtuluşa erdirir. Onlara hiçbir kötülük gelmez ve mahzun da olmazlar.
Zümer-61
Ey iman edenler Allah'tan takvaya yaraşır (ciddî ve tam) şekilde sakının ve mutlaka ölmeden evvel teslim olun (müslüman olarak ölün.)
Al-i İmran-102
Sizler (hepiniz) kesinlikle cehenneme uğrayacaksınız (varacaksınız). Bu Rabbinizin katından kesinleşmiş bir hükümdür. Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Zalimleri de orada dizüstü çökmüş olarak bırakacağız.
Meryem-7172
Ayetlerde cennet ehlinin takva ehli olduğu kesinlikle görülmektedir.
İkinci Takva : (Vechin teslimi veya muhsinler makamı).
Birinci teslimde (vuslatta) ruh fizik Sırat-ı Müstakiym'i takip ederek Rabbine kavuşmuştur. Yol Allah'da son bulmuştur. Yükselme ameliyesi son bulmuştur. Çünkü Allah'tan öteye yükselmek mümkün değildir. Ancak olgunlaşma kademelerinde (yücelme) ameliyesi devam edecektir. Bu ise Allah'ın Sırat-ı Müstakiym'i üzerinde kemalât makamlarının aşılarak salâh makamına ulaşılmasını ifade eder. İhlâsa ve salâha doğru takip edilen kemalât basamaklarında muhsinler veya vechin teslimi velayetin dördüncü kademesini oluşturmaktadır. Bu kademede insanın bir ölü yıkayıcısına teslim olduğu gibi mahlûkun Halik'ine Rabbine teslimiyeti söz konusudur. Birinci teslimde dolayısıyla birinci takvada ruh Allah'ın zatına kavuşmuş ve fani olmuştur. Fizik vücudun yani vechin tesliminde ise cesedin Allah'a ulaşması kesinlikle söz konusu değildir. Ceset bu âlemin malıdır ve burada görev yapar. Ruha ve nefse bir örtüdür. Allah'a ulaşması şöyle dursun görmesi bile kesinlikle mümkün değildir. Aksi olsa idi ceset enerjiye dönüşür ve yok olurdu. Vechin tesliminde fizik vücut bizde kalmakta ancak kişi bir şeyin farkına ve idrakine varmıştır. "Bu cesedi ben kullanmakta isem de bunun gerçek sahibi Allah'tır. O halde Allah'ın bu emanetini O'nun emirleri doğrultusunda kullanmak ve muhafaza etmek durumundayım. Ahde vefa göstermeliyim ve ahde aykırı davranışlarda bulunmamam gerekmektedir". Bu mantık ve düşünce ile hareket eden insan artık fizik cesedini şeytanın ve nefsinin emrinde değil Allah'ın emirleri doğrultusunda farzlar ve yasaklara riayet ederek kullanacaktır.