You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

SÜNNET İNKARCILARINA CEVAP

SÜNNET İNKARCILARINA CEVAP

Profesör
SÜNNET İNKARCILARINA CEVAP
İlk devirlerde Sünnet düşmanlığı o kadar ileri boyutlara ulaştı ki, ashabı küfürle itham etme ahmaklığını gösterdiler. Bunun sonucu olarak, onların bu bâtıl iddialarına göre Hadis–i şerifler, kâfir olan bir topluluğun rivayetleri olduğu için hiçbirini kabul etmediler.
Hadis düşmanlarının amacı; Sünnet–i Nebeviyye'yi devre dışı bırakarak, akıllarınca Resûlullah'ı devreden çıkarmaktır.İslâm âlimlerinin, Kur'an'ın tefsiri olarak kabul ettiği "Sünnet"i güya bu şekilde hallettikten sonra sıra ikinci adıma, yani Kur'an'a gelecekti!..
Bazı ilimler vardır, ilaç gibidir, insanın sıhhat ve afiyeti için zarurîdir. Bazı fikirler de vardır, zehir gibidir, insan hayatına kasteder, öldürücüdür.İşte bu gibi fikirlere son derece dikkat etmek, bu tür görüş sahiplerinden son derece sakınmak lâzımdır.Bu zehirli fikirlerden biri de, uzun zamandır mevcut olmayan; fakat son yıllarda kötü kokusu yayılmaya başlayan "Hadis ve Sünnet'i Kabul Etmeme Hastalığı"dır. Maalesef son zamanlarda İslâm dünyasında bu yöndeki itirazlar gün yüzüne çıkarılmış, "Kur'an'daki İslâm", "Kur'an Müslümanlığı" ve "Kur'an'a Dönüş" ve benzer sloganlarla, sünnet ve hadis üzerinde birtakım şüpheler ve istifhamlar gündeme getirilmiştir.İşin üzücü tarafı, bunlar gündemde kalmaya devam etmektedir. Bu sloganik ifadeleri âdeta vird hâline getirip devamlı telaffuz eden bu gürûhun, hemen hemen hepsinin Sünnet–i Resûlullah karşısındaki tavırları menfîdir veya en azından lâkayddır. "Kur'an'ın yeterli olduğu" fikrini hararetle savunup, Sünnetsiz İslâm arayışı içine giren bu zavallılar, her konuda âayet arayıp, âyet dışında kendilerini bağlı hissedecekleri bir başka "Lâ raybe fîh" delilin bulunmadığını ileri sürüyorlar. Tabiî bunların, her lafın başında "Kur'an" demelerine bakan da onları Kur'an sevdalısı zanneder.İyi de, hem Kur'an'da bulunan: "Peygamber size neyi verdiyse, onu alın; size neyi yasakladıysa, ondan da sakının."(1) gibi Sünnet'e delâlet eden bir kısım âyetlere rağmen Sünnet'i inkâr edeceksin, hem de Kur'an sevdalısı olacaksın, bu mümkün mü?! Size sıradan bir kitap hediye eden birine bile teşekkür edip, minnet duymak bir insanlık icabı iken, Hz. Kur'an gibi dünya ve âhiret saadetinin reçetesini sunan yüce bir kitabı bizlere getiren Resûlullah'a bırakın teşekkür etmeyi, onun Sünnet'ini dahi inkâr edip devreden çıkarmaya çalışmak, acaba nasıl bir insanlık icabıdır?
Hadis ve Sünnet'i kabul etmeyip sadece Kur'an Müslümanlığından söz edenler, aslında asırlardan beri vardır ve eksik olmamıştır. Tabiî bu tür eğilimler ve görüşler hep azınlıkta kalmış, marjinal gruplar tarafından kabul görüp sahiplenilmiş ve ortaya sürülmüştür. Tarih yine tekerrür etmektedir.
Uzun zamandan beri bazı kardeşlerimiz bizlere bu hususta sürekli sorular soruyorlar. Bulundukları çevrelerde, gerek mahalle gerekse iş ortamlarında Sünnet inkârcılarının olduğunu ve onlarla sık sık bu konuda karşı karşıya gelip, fikir çatışmaları yaşadıklarını; fakat susturucu deliller sunamadıklarını üzülerek bizlere iletiyor ve bu hususta bir yazı kaleme almamızı rica ediyorlardı. Bizlerin de âcizâne gayreti ve arzusu, bu sapık fikirlere karşı gerekli ilmî müdafaanın yapılabilmesi ve bu yanlış görüş sahiplerinin oyununa gelinmemesi olduğundan, inşaAllah bu Sünnet ve Hadis münkirlerine reddiye mahiyetindeki bu yazımı kaleme alıyorum.
Sünnet'in delil olarak kullanılmasını inkâr ederek, sadece Kur'an'la yetinmeyi iddia eden bu fasid görüş sahiplerinin bunu söylemelerindeki gayeleri farklı farklıdır. Dolayısıyla konuya, öncelikle bu fasid görüşün nereye dayandığı ve bunların kimler olduğu hususunda bir tasnif yaparak başlamak istiyorum.
Bunları genel olarak iki gruba ayırabiliriz
Bunlardan bir grup; müslüman oldukları veya müslüman olduklarını iddia ettikleri hâlde Sünnet'i kabul etmeyip, aleyhinde olanlardır ki bunlar,İslâm'ın ilk dönemlerinde Hz. Ali RadıyAllahu Anh'ın hilafeti döneminde ortaya çıkan "Haricîler" tâifesidir. Bu tâife "Hüküm sadece Allah'ındır"(2) âyetini ele alarak böylesine doğru bir hükümden, yaptıkları tevillerle yanlış anlamlar çıkardılar ve bu âyet–i kerîmeyi istismar ederek Hz. Ali RadıyAllahu Anh ve Hz. Muaviye RadıyAlhahu Anh arasında vuku bulan Sıffin savaşında, her iki taraftan da savaşa katılan sahâbenin adaletini, dolayısıyla onlardan gelen rivayetleri bütünüyle reddettiler. Hatta daha da ileri giden bu sapıklar, ashabı (hâşâ) küfürle itham etme ahmaklığını gösterdiler. Bunun sonucu olarak, onların bu bâtıl iddialarına göre hadis–i şerifler (hâşâ) kâfir olan bir topluluğun rivayetleri olduğu için hiçbirini kabul etmediler.
İkinci grup ise; batılı müsteşriklerin bâtıl görüşleri veİslâm dışı cereyanlardır. Bu grup, aslında sadece Sünnet'e değil, temelde her şeyiyleİslâm'ın bizâtihi kendisine karşıdır. Bunların esas amacı; müslümanların zihinlerine şüphe tohumları atmak,İslâm topluluklarının arasına fitne sokup, onların birlik ve beraberliğini yok etmektir. Evet, ellerinden gelse bunu hemen yapacaklar; fakat karşılarında en büyük mâni olarak, bu dinin peygamberi Hz. Muhammed Mustafa SallAllahu Aleyhi ve Sellem'i buluyorlar. Öyleyse yapılacak iş, ilk adım olarak, bu maniyi aşmak ya da en azından ümmet nezdindeki sarsılmaz otoritesine gölge düşürmek geliyor… Bunun için de özellikle Sünnet'i ve hadisi hedef almışlar, az önce zikrettiğimiz birinci grubun tavrından da faydalanıp, birtakım sun'i tartışmalarla müslümanları Sünnet hakkında şüpheye düşürme gayreti içine girmişlerdir. Böylece Sünnet–i Nebeviyye'yi devre dışı bırakarak, akıllarınca Resûlullah'ı devreden çıkaracaklar.İslâm âlimlerinin Kur'an'ın tefsiri olarak kabul ettiği "Sünnet"i güya bu şekilde hallettikten sonra sıra ikinci adıma, yani Kur'an'a gelecekti!..
Kur'an, bunların bâtıl fikir ve itikâtlarına kesinlikle mesned teşkil edecek değildir. Ama Kur'an'ın gerçek yorumu olan Sünnet devre dışı bırakıldığı için işleri artık kolaylaşmış olacaktı. Bundan sonra yapılacak iş, Kur'an'ın, kendi arzularına göre yeniden yorumlanması ve tevil edilmesidir. Tabiî bunu yaparken hem bu konuda gayet samimiymiş havası vermek, hem de fincancı katırlarını ürkütmemek için, bu operasyona şirin bir isim de koymak gerekiyordu ki, onu da bulmuşlardır. Bu isim ne olsun? "Kur'an'a Dönüş" olsun, "Kur'an İslâm'ı" olsun...
Bu maksatla işe başlayan bu gürûh, Kur'an'ı rahatça keyiflerine göre biçimlendirebilecekleri zehâbına kapılarak, ehl–i imanın akidesini bulandırma gayreti içine girmişlerdir. Kimi cehaleti, kimi de birtakım çıkarları sebebiyle, bu zehirli fikrin rüzgârına bazı kimseler kapılmış olsa da inşaAllah bu Hadis inkârcıları umduklarını bulamayacaklardır. Bu din, Kur'an ve Sünnet çerçevesinde asırları aşıp bu güne dek nasıl sapasağlam geldiyse, kıyamete kadar da böylece devam edecektir…
Hadisleri güya sıhhatinden şüphe ettikleri için kabul etmeyen ve "Bize Kur'an yeter" diyerek sadece Kur'an'ın delil olacağını söyleyen birtakım kimseler, her ne kadar Hadis'i kabul etmediklerini ifade ediyorlarsa da, bu fikirlerine delil olarak ileri sürdükleri bir Hadis–i şerif vardır. Şimdi bu Hadis'in değişik tariklerle gelen birkaç rivayetini ve Hadis âlimlerinin bunların senetleri hakkındaki görüşlerini sizlere arz edeceğim. Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Size benden bir Hadis geldiğinde bunu Kur'an'a arzedin. Eğer bu Hadis'le ilgili Kur'an'da bir asıl buluyorsanız, Hadis'i alın, bulamıyorsanız onu reddedin."
Hadis inkârcılarının kendilerine delil olarak aldıkları bu Hadis–i şerif hakkında Ukayl Rahimehullah: "Bu Hadis'in sahih isnadı yoktur." der. Sağanî Rahimehullah ise: "Mevzûdur." der.(3)
Yine bu mânada Beyhakî, senedini de zikrederek, Bişr b. Numeyr, Hüseyin b. Abdullah tarikiyle onun babasından, onun da Hz. Ali'den naklettiği bir başka Hadis'i zikreder ki, Efendimiz bu Hadis'te şöyle buyurmuşlardır:
"Bazı insanlar olacak, benden Hadis rivayet edecekler. Size bir kimse Hadis rivayet ettiğinde bu Kur'an'a muvafıksa, onu ben dedim. Size bir kimse Hadis rivayet ettiğinde bu Kur'an'a muvafık değilse, onu ben demedim."
İmam Beyhakî bu Hadis'le ilgili olarak:
"Bu zayıf bir isnaddır. Böyle Hadis'lerle delil getirilmez." der.İbn Maîn, bu Hadis'i rivayet eden Hüseyin b. Abdullah b. Dumeyre için "Sika ve güvenilir birisi değildir." demiştir.İmam Buhârî de bu kişi için:
"Hadis'i münkerdir, kendisi zayıf biridir." der. Ebû Zür'a ise "Hadis'i kıymet takdir edeceğim hiçbir ölçüde değil." demiştir.(4) Bu Hadis'in diğer ravisi olan Bişr b. Numeyr için de "Sika değildir." denilmiştir.
Bu Hadis başka tariklerle de rivayet edilmiştir; lâkinİmam Beyhakî bu rivayetler için:
"Bunların hepsi zayıf rivayetlerdir." demiştir.
İşte muhterem okurlarım, Hadis inkârcılarının, işlerine gelince, Hadis âlimlerinin kesinlikle delil kabul etmedikleri zayıf isnadlara dahi nasıl yapıştıklarını görüyorsunuz. Ama işlerine gelmedi mi, Hadis sahih de olsa inkâr ederler. Buradan rahatlıkla anlayacağınız üzere, bunların derdi kesinlikle üzüm yemek değil; maalesef bağcıyı dövmektir.
Şimdi sizlere Hadis âlimlerince sahih kabul edilen bir başka rivayeti nakledeyim. "Kur'an bize yeter." diyenler hakkında bakınız Peygamber Efendimiz asırlar öncesinden ne buyuruyor:
"Şunu kat'i olarak biliniz ki, bana Kur'an ile birlikte, onun bir benzeri (sünnet) de verilmiştir. Karnı tok bir şekilde koltuğuna kurulmuş olan bazı kimselerin: "Bize Kur'an yeter! Onda helâl olarak ne görmüşseniz, onu helâl; neyi de haram görmüşseniz, onu da haram kabul ediniz." diyeceği zamanlar yakındır. Bilin ki, Allah resûlü'nün haram kıldığı da Allah'ın haram kıldığı gibidir."(5)
Efendimizin, bu kimselerin "karınları tok bir şekilde koltuklarına kurulacaklarını" özellikle beyan etmesi ne kadar taaccübe şâyan değil mi? Müçtehid geçinen,İlahiyat patentli birtakım zevatın, televizyon kanallarında arz–ı endam ederek, koltuğuna kurulmuş vaziyette "Bize Kur'an yeter." dediklerini görünce inanın aklıma hemen bu Hadis–i şerif geliyor. Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm on dört asır öncesinden nübüvvet dürbünüyle bakarak, bu günleri müşahede edip bizlere haber vermiş ve bu tâifeyi de böylesine tasvir ederek, gözlerimizin önüne bir tablo gibi sermiştir. Tâ ki bunlar bilinsin ve ümmet bu fitnelerden sakınsın...
Mevlâ Teâlâ bizlere Sünnet–i Seniyye'yi en iyi şekilde öğrenip, en güzel şekilde yaşamayı nasip eylesin! Fî emânillah!

Dipnotlar:
1–Haşr, 7
2–Yusuf, 40
3–Şevkani, el–Fevâidü'l–Mecmûa 278, 291; el–Makâsidü'l–Hasene, 36; Keşfü'l–Hafâ, Hadis no: 220; Mecmau'z–zevâid, I/170
4–Mîzânü'l–i'tidâl, II/302; Buhârî, et–Târîhü'l–kebîr, IV/291
5–Ebû Davud, Sünnet 6; Tirmizî,İlim 10;İbn Mâce, Mukaddime 2; Dârimî, I,117.

Kaynak:Beyan Dergisi
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: SÜNNET İNKARCILARINA CEVAP
Resûlullah'a itaatin, Allah'a itaatle birlikte yan yana zikredilmesindeki incelik; Allah Resûlü'nün değerini ortaya koymak, 'Kur'an'da bulunmayan dinî emirleri yapmak gerekmez' zannını yıkmak ve Peygamber Efendimizin, Kur'an'dan ayrı ve müstakil olarak Hadislerinde ortaya koyduğu emirlerine itaat etmektir."
Sünnet; İslâm'ı anlamak, kavramak ve yaşamak hususunda en doğru ölçü ve yorumdur. Allah'tan gelen vahyi almak için peygamberlerin aracılığına insanların nasıl ihtiyacı varsa, Kur'an'ı anlamak için de Peygamber'in yorumuna yani sünnete öylece ihtiyaç vardır.
Bütün peygamberler, Allah'tan gelen ilâhî vahyi insanlara harfiyen tebliğ eder, açıklanması gereken yerleri açıklar ve kendi hayatlarında yaşayarak uygulamasını gösterirler. Nitekim Hz. Aişe anamıza Peygamber Efendimizin ahlâkından sorulduğunda Hz. Aişe anamız cevaben "Onun ahlâkı Kur'an'dı." buyurmuştur. Kur'an'ın hangi emri nasıl yerine getirilecek, hangi nehiyden nasıl içtinap edilecekse, Efendimiz bunu bizzat yaşayarak göstermiştir. Hiç şüphesiz o, Kur'an'ı en iyi anlayan ve en mükemmel şekilde hayata geçirip tatbikat sahasına koyandır. Yani Efendimiz, Kur'an'ın canlı bir tefsiri ve yaşayan bir İslâm'dır.
Öyleyse Resûlullah'ın Sünnetiyle amel etmek demek; Allah'ın Kur'an âyetlerindeki isteğini hakkıyla yerine getirmek demektir. Dolayısıyla Sünnet ve Hadis'i kabul etmeyip, "Kur'an bize yeter" demek, filhakika Kur'an'ın daha iyi anlaşılmasını istememektir. Hatta bundan da öte, ilâhî vahyin anlaşılmasına mani olmaya çalışmaktır; neuzübillah…
Beyhakî şöyle bir rivayet nakleder: Bir şahıs Mutarrif b. Abdullah'ın yanında ona hitaben:
–"Bize Hadis anlatıp durmayın, Kur'an'dan başka bir şeyden bahsetmeyin," deyince ona şöyle dedi:
–"Vallahi biz Hadisleri Kur'an'ın yerine anlatmıyoruz. Bilakis Hadisleri anlatmaktaki gayemiz, Kur'an'ı en iyi bilenin, bildiklerini anlatmaktır."(1)
Mevlâ Teâlâ, Peygamber Efendimize itaat etmenin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu beyan etmek için, Kur'an–ı Kerîm'in birçok âyetinde kendi ism–i şerifiyle Resûlü'nü yan yana zikredip, "Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin!" diye emir buyurmaktadır.
"Rûhu'l–Me'ânî" tefsirinin müellifi Alûsî Rahimehullah bu âyet–i kerîmeyi tefsir ederken şöyle buyurmuştur:
"Resûlullah'a itaatin, Allah'a itaatle birlikte yan yana zikredilmesindeki incelik; Allah Resûlü'nün değerini ortaya koymak, 'Kur'an'da bulunmayan dinî emirleri yapmak gerekmez' zannını yıkmak ve Peygamber Efendimizin, Kur'an'dan ayrı ve müstakil olarak Hadislerinde ortaya koyduğu emirlerine itaat etmektir." (2)
Onun gibi daha birçok âlim, Peygamberimize itaat konusundaki âyetleri böyle anlamışlardır. Kur'an–ı Kerîm'de kısaca temas edilen konularda Peygamber Efendimizin açıklamalarına bakılması, Kur'an'da temas edilmeyen konularda da Peygamber Efendimizin Hadislerine uyulması gerektiğini söylemişlerdir.
Nitekim yırtıcı hayvanların etinin helâl olmadığı, denizin suyunun temiz ölüsünün helâl olduğu, ehlî eşek etini yemenin haram olduğu gibi birtakım hükümler, Sünnet tarafından ortaya konmaktadır.
Allah hiç şüphesiz resüle iteatı emreder
Hadis inkârcıları, "Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin" âyetinin yukarıda geçen şekildeki izahına itiraz etmektedirler. Onların "Peygambere itaat edin" emri hakkındaki iddiaları; "Peygamberle gönderilen âyetlere itaat edin, yoksa onun şahsî açıklamalarına ve yorumlarına bakmayın." şeklindedir. Eğer durum gerçekten onların dediği gibi olsaydı, Mevlâ bunu açıkça ifade ederek: "Resûlümün getirdiği âyetleri alın, onun şahsî açıklamalarını bırakın" buyurabilirdi. Ama öyle değil de, mutlak bir ifadeyle emrederek: "Resûlullah'a itaat edin!" buyurmuştur.
Diğer taraftan Resûl'e itaat etmenin anlamı; Hadis inkârcılarının iddia ettiği gibi "Allah'ın gönderdiği âyetlere itaat edin" demek olsaydı, o zaman bu âyetin başındaki "Allah'a itaat edin" emri ne olacaktı? O takdirde sanki gereksiz bir tekrar yapılmış zannı hasıl olurdu ki, bir mü'minin, Allah'ın kelâmı hakkında böyle bir şeyi düşünmesi asla caiz değildir.
Dolayısıyla "Ben müslümanım" diyen herkes, hangi devirde yaşarsa yaşasın "Resûlullah'a itaat edin" âyetinin gereğini yerine getirebilecek ve Allah'ın bizlere "üsve–i hasene" olarak takdim ettiği Peygamber Efendimizi örnek alabilecektir. Şayet Hadis ve Sünnet devre dışı bırakılırsa, onun vefatından sonra gelen ümmetleri Resûlullah'ı nasıl örnek alacaktır?
Efendimizin vefatından kısa bir süre sonra tâbiûn döneminde bir zümrenin, Kur'an–ı Kerîm'e ehemmiyet verme perdesi altında, Sünnet'e karşı tavır geliştirdiği bazı kaynaklarda zikredilmektedir. Dolayısıyla tâbiûn döneminden itibaren Sünnet'i savunanların, Sünnet inkârcılarıyla mücadelesi başlamıştır. Bu meyanda şu rivayet çok mühimdir.
Sahâbenin büyüklerinden İmrân b. Husayn Radıyallahu Anh, arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. O sırada orada bulunan bir adam:
–"Yâ Ebû Nüceyd! Siz bize birtakım Hadisler rivayet ediyorsunuz. Halbuki biz onları Kur'an'da bulamıyoruz. Bize Kur'an'dan konuşun," dedi. İmrân b. Husayn bu adama şiddetle kızarak şöyle dedi:
–"Sen Kur'an'ı okudun mu?!"
Adam
–"Evet," deyince İmrân b. Husayn
–"Öyleyse Kur'an'da yatsı namazının dört rekât, akşamın üç rekât, ikindinin dört rekât, öğlenin dört rekât olduğunu buldun mu?" diye sordu. Adam
–"Hayır," dedi. İmrân b. Husayn
–"Peki, bu namazların rekât adetlerinin böyle olduğunu kimden öğrendiniz. Bizden öğrenmediniz mi? İşte Biz de bunu Resûlullah'tan öğrendik. Peki, Kur'an'da kırk koyundan bir koyun, şu kadar devede şu kadar, şu kadar paraya şu kadar dirhem zekât düştüğüne rastladın mı? "
–"Hayır."
–"Öyleyse bunları kimden öğrendiniz? Bizden öğrenmediniz mi? Biz de Resûlullah'tan öğrendik. Yine Kur'an'da "O eski evi (Kabeyi) tavaf etsinler." (Hac, 29) buyrulmaktadır. Peki, bunun yedi defa olduğunu nereden öğrendiniz? İşte ben tüm bunları Resûlullah'tan dinledim. Fakat sen o zaman yoktun. Dolayısıyla Kur'an'a bakarak bunları bilemezsin. Siz, "Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının" (Haşr, 7) âyetini işittiniz değil mi? Biz bütün bunları Resûlullah'tan aldık. "
Sonra İmrân b. Husayn ellerini kenetleyerek:
–"Ey insanlar! Rivayet ettiğimiz Hadisleri alınız ve uyunuz. Uymazsanız vallahi sapıtırsınız," dedi. (3)
Kur’an ana yasa sünnet kanunları
İmrân b. Husayn Radıyallahu Anh'ın başından geçen bu hâdise, çok net bir şekilde ortaya koymaktadır ki, Kur'an–ı Kerîm tafsilat kitabı değildir. Sünnet, Kur'an'ı açıklar ve mücmel olarak geçen hususları tafsil eder. Kur'an'da emirler ve nehiyler teorik olarak mevcuttur; ama pratikte, uygulamada nasıl olacağı, Resûlullah'tan öğrenilecektir. Tabir caizse, Kur'an sadece ana caddeleri göstermiş, ara yollar Sünnetle belirlenmiştir.
Meselâ: Allahu Teâlâ Kur'an'da "Namaz kılınız." diye emir buyurdu. Hadis kabul etmeyen bir kimse bu emri nasıl yerine getirecek, namazını nasıl kılacaktır? Hani namaz hocası kitaplarında namaz tarifi yapılırken "Şekil–A'da görüldüğü gibi" şeklinde resmedilmiş bölümler vardır. Yoksa Kur'an'da da öyle bir bölüm var da, oradan mı öğrenecekler? Aradıkları "Şekil–A" tabir yerindeyse Resûlullah'ın Sünnetidir. O, namazı nasıl ve hangi şekilde kıldıysa, nasıl tâlim ettiyse öyle kılacaksın. Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm da namazı, Cebrail Aleyhisselâm'dan aldığı üzere kıldı ve ashabına: "Beni kılarken gördüğünüz gibi namazınızı kılınız" buyurdu. Dolayısıyla namaz kılarken tekbir nasıl alınacak, rükûya, secdeye nasıl gidilecek, namazın neresinde hangi dualar okunacak, namazdan nasıl çıkılacak… Tüm bunları Resûlullah'tan öğendik ve öyle yapıyoruz; elhamdülillah.
Kur'an'da namaz, "salât" diye geçer. "Salât" ise lügatta "dua" demektir. Şayet bunun tatbikatını Resûlullah'tan almazsak, orada Mevlâ'nın ne buyurmak istediğini anlamak mümkün olmaz. O zaman "salât" kelimesinin lügat mânasını alarak: "Ben zaten dua ediyorum" der, sonra da yan gelip yatar ve namaz kılmayız. Böyle şey olmaz.
Yine Kur'an–ı Kerîm'de Kevser sûresinde "venhar" yani "kurban kes" buyruluyor. Peki, hangi hayvanlardan kurban olur, hangisinden olmaz? Hangi hayvan kaç kişi tarafından kurban edilebilir? Bunları Kur'an'da bulabilir misin? Bulamazsın; çünkü Kur'an tafsilat kitabı değildir. Bunun izahı için Resûlullah'ın açıklamalarına bakacaksın. Zira detaylı malûmat, Sünnet ve Hadis'tedir. Şayet bu âyeti Resûlullah'ın Sünnet'ine göre değil de, kafana göre tefsir ve tevil edecek olursan, o zaman "tavuk da kurban olur, deve kuşu da" diye fetva verirsin.
Tabiî bu gibi misaller çoğaltılabilir; fakat bizim buradan anlayacağımız şudur: Resûlullah'ın Sünnet'ine müracaat etmeye mecburuz. Şayet Sünnet'i, Hadis'i bir kenara bırakacak olursak, ne namaz kalır, ne kurban, ne hac ve ne de zekât. Yani kısaca, o zaman ne din kalır, ne de diyanet…
Hadis inkârcılarının iddia ettiği gibi, eğer sadece Kur'an yetseydi, ayrıca bir de elçi göndermeye ne gerek vardı? Allahu Teâlâ Hira mağarasına Kur'an'ı indirir ve:
"Ey insanlar! İşte size Kur'an gönderdim; okuyun ve nasıl anlıyorsanız, öylece amel edin." buyururdu. Öyle ya, madem Kur'an yetiyor, onu açıklayacak, öğretecek elçiye ne hacet. Herkes kitabı okur, âyetlerden ne anladıysa, nasıl yorumladıysa, öylece amel ederdi. Peki, bu durumda dünyadaki müslüman adedince din anlayışı meydana çıkmaz mıydı? Çünkü biri "Ben bu âyeti böyle anladım." der öyle amel eder; diğeri de "Ben de şöyle tevil ediyorum." deyip bir başka türlü amel ederdi. O takdirde bu durum, vahdet dini olan İslâm'ın hedeflediği temel espriye tamamen aykırı olurdu. Bir buçuk milyar müslüman, bir buçuk milyar din anlayışı çıkardı ki, elinsaf!.. Hiç öyle şey olur mu Allah aşkına? Mevlâ Teâlâ, şu koskoca cihanşümul bir din olan İslâm'ı, şeytan ve nefsin esiri olan bizlerin anlayışına bırakır mı?
Nitekim Allahu Teâlâ, peygamberlerin gönderiliş gayesini açıklarken: "Biz her peygamberi Allah'ın izniyle ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik." (Nisa, 64) buyurmuştur. İşte peygamberlerin gönderilme sebebi budur. Her resûl, ümmetine ibadet tâlimi yaptırmış, gelen vahyin tatbikatını bizzat göstermiştir. Her ümmet de peygamberine itaatle yükümlüdür. Bir rivayete göre 224.000 peygamber gelmiştir; nâzil olan kitaplar ise 104 tanedir. Peki, "Peygamberin Sünnet'ine ne gerek var, bize Kur'an yeter" diyenlerin mantığına göre, kendisine kitap verilmeyen peygamberlerin ümmetleri ne yapacak? Bunlara kitap nâzil olmamış ki, "Bana kitap yeter." desin ve onu okuyup, onunla amel etsin.
Peygamberinin Sünnet'ini de kabul etmez ve ona uymazsa, geriye ne kalıyor dinsizlikten başka? Fî Emânillah!

Dipnotlar:
1– İbn Abdilber, "Câmiu Beyâni'l–İlim, 563
2– Rûhu'l–Me'ânî, c. 5, s. 65
3– Hâkim, Müstedrek, 1/109, 110, el–Fakih ve'l–Mütefakkih, Hatîb, 1/67


Kaynak:Beyan Dergisi
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Kıdemli Üye
RE: SÜNNET İNKARCILARINA CEVAP
Kuranda namaz rekat sayısı var anlayana , aklını kullanana ,

4-101 - Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.

102 - Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar.

101 - de seferde namaz kısaltmaktan bahsediyor , 102- de ise namazın secde ye kadar olan kısmından yani 1 rekatından bahsediyor , demekki kısaltılmış namaz secdeye kadar olan kısım 1 rekat ise , uzun namaz en az 2 rekat olmalı , 2 rekat olacakki en azından kısaltılınca secdeye kadar olan 1 rekat kılınabilsin ,yani Allah kuranda apaçık şekilde ama aklını kullananların anlayacağı şekilde namazın aslında en az 2 rekat olduğunu bize farklı bir üslupla birldiriyor aslında .

bu ayette hz muhamed 2 rekat namaz kılıyor kısaltmadan imam olarak yani , diğer gurup kısaltarak 1 er rekat kılıyor , yani namaz en az 2 rekat olmalı .Aklını kullananlar için Allah kuranda dinini açıklıyor , eksik yok kuranda varsa başka sorunuz cevaplarım hepsini .hadisler , mezhebler vs, de kültürel, rivayet,tarihi kaynak olarak araştırılır güzel örnekler alınır ona lafım yok ama islam sadece ve sadece kurandır ...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 29-12-2012, Saat:08:53 PM, Düzenleyen: e2828.
Kıdemli Üye
RE: SÜNNET İNKARCILARINA CEVAP
Demişsinki , hem Kur'an'da bulunan: "Peygamber size neyi verdiyse, onu alın; size neyi yasakladıysa, ondan da sakının. Ayeti var demişsin , kurana bütün bakarsak şu ayette var , O, [Resulüm] vahiyden başkasını söylemez.) [Necm 3,4] ayeti onun din ile ilgili her söylediğinin vahiy olduğu anlamına gelir , yani kuran dır .

Vahiy yani Allah ın vahyi asla elenmez ve bir çok kategorilere ayrılıp asla farklı kitaplar altında bir çok mzehebe bölünerek insanlara anlatılmaz , vahiy Allah tan geldiği gibi direk yazılır ve içinde asla bir tane bile yanlış ve birbirine zıt şeyler olmaz, her mezhebte , cemaatte farklı farklı sahihler diye anlatılmaz , eğerki hadisler hz. muhammed in sözleri olsaydı bunu içinde binlerce eleme yaparak farklı insanların ağzından yüzyıllarca toplanarak bir araya getirilip farklı kitaplar altında sunulmazdı , vahiy asla böyle olmaz .

Eğerki kuran ı kerim gibi tek bir kitap ve değişmez , elenmez ve her mezhebte farklı olmayan bir hadis kitabı olsaydı elbette bunu hz muhamed sözü olarak kabule debilirdik , fakat böyle bir hadis kitabı asla yoktur , hadisleri savunan insanlar bile hadisleri sahih , uydurma vs. diye kategorilere ayırmıştır , vahiy in uydurması olurmu hiç.

Hem Allah mı dedi benim resulüm ölünce onun sözlerini yüzyıllar sonra toplayın binlerce eleyin , bir sürü farklı mezheb oluşturun ve her cemaat farklı hadisleri sahih saysın diye Allah böyle bişey dememiştir .

Resulün din ile ilgili sözleri vahiy dir yani kuran ı kerimdeki sözler Allah ın resulüne vahyidir , oda kurandan başkasını söylemez , kurandan başkada islam dini yoktur , diğer kaynaklar ise tarihi , kültürel , rivayet kaynaklarıdır tarihten nasıl güzel örnek alınıyorsa onlarda araştırılır ve güzel örnek alınır , ama hadisler , mezhebler din sayılırsa , binlerce islam dini ortaya çıkar çünkü kuran ı kerim gibi tek kaynak ve tek hadis kitabı asla yoktur . Tarihi kaynaklar gibi islam tarihide araştırılır ve içinden güzel örnekler alınır hadislerde tarihi bir kaynaktır sadece , asla vahiy değildir çünkü hz muhamed in ağzından çıktığı gibi yazılmamıştır ama kuran onun ağzından çıktığı gibi yazılmıştır .
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 29-12-2012, Saat:10:02 PM, Düzenleyen: e2828.
Uzman
RE: SÜNNET İNKARCILARINA CEVAP
İşine geleni almış ayetlerden tabii 103 den bahsedermisin sen hiç !!!!!
Ayrıca dikkatimi çekti sen neden benim yazdıklarıma cvp vermiyorsun hiç ????
Ve aŞk İnsanın aLnına Dokundu !

SubHane RabbiyeL aLa...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: SÜNNET İNKARCILARINA CEVAP
Bir başka forumda ateistler bol bol kütübüsitteden hadis getirdiler,bir hadiste köpekleri,yılanlar öldürülüyor..
Diğerinde köpeğe su veren cennete gidiyor...
Birbirine tamamen zıt yüzlerce hadis..sözde..
Diğerinde Kıyamet kopuyor Allah/cc)İnsan şeklinde görünüyor kimse tanımıyor..sonra bakın diyor baldırını açıyor!!! bu ben den tanıyın.v.b saçma sapan sözleri hz. Muhammed'e yakıştırmak ve bu kitabada İslamın başucu kitabı demek İSlama,Peygamberine ve dinine hakarettir..
Zaten Diyanet te sahte hadis!! ayıklama komisyonu kurdu....Günaydın....
Ehli sünnet hadis kitaplarında 5200 hadis ile Ebu Hüreyre birinci sıradadır..
7 yaşından ölünceye kadar hz. Muhammedin yanından ayrılmayan ilk müslüman hz. Ali'den 500 hadis..İlk müslümanlardan nakledilen hadislerde çok az..
Ama hadis rekoru..hz.Peygamberi en az gören (2 yıl) Ebu hüreyrede..ve hz. Ömer tarafından çok hadis uyduruyorsun diye dövülen,hadis nakletmesi yasaklanan nereli ve ne olduğu bilinmeyen,hakkınd asoru işaretleri olan Ebu Hüreyr sözleri ile Peygamberimizi tanımak ne kadar mantıklı acaba?
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: SÜNNET İNKARCILARINA CEVAP
bunlar nedense hep rakamlı
isminiz cisminiz yokmu sizin gülücük
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.