![[Resim: ay-kizila-boyandi.jpg]](http://www.haber5.com/i/haber/14/04/15/18c5/ay-kizila-boyandi.jpg)
Dört Kutsal Kitap ve Sümer yazıtları… Gerçekten ilginç ve gerçekten şaşırtıcı bir hadisedir. Ama bir örnek getireyim kökenleriyle ilgili, sentörler. Bu varlıkların kurgulanmasında insan ve at gerçeği büyük bir rol oynamıştır. Var olanın başkalaşması dediğimiz şey işte tam olarak budur. Gollum’u düşünebilmemiz için bile Hobbitlere, Hobbitler için insanlara, yani var olan bir varlığa ihtiyaç duyarız.
Tufan olayının farklı kültürleri etkilemesi, mitolojik ve gerçek olarak yansıtılması bir tesadüf değildir. Mitolojinin realitesi onun mantıklı açıklaması yapıldığı zaman çürür. Örneğin Zeus’un ikamet ettiği İda dağı gerçeği ona ulaşamayanları bununla kandırmak için gayet mantıklı bir yer olduğu gibi, imkanların genişlemesi ile İda'nın üzerinde bir Zeus bulamadığımız zaman realitesini kaybeder. O zaman ne denir? Tanrılar uzaya göç etti. Peki, uzaya ulaştığımız zaman bu tanrıları hangi delikte arayacağız? Karadeliklerde mi? :D Dalga geçmek için söylemiyorum, sadece mantıklı olmaya çalışıyorum. Zeus’un ulaşılamayan bir dağın üzerinde yaşadığını ilk kim söyledi? Kim o tanrıların dağı İda'yı görmüş gelmiş?
Allaha inanmadığım zaman yaratılışın yerine koyacak bir gerçek ararım, bunun için de evrim birebirdir. Ama soruyorum, kim görmüş evrim geçiren su canlılarını? Evrim görülebilecek olandır, ama ben kışın kat kat giyinen insanların yazın bu katlardan arınmasından başka bir değişme göremedim hayatta. Başka bir varlık olacak kadar başkalaşma nasıl mümkün oldu? Siz gördünüz mü soğuk ülkelerde yaşayan insanların montlarla bütünleştiğini?
Mantıklı olalım, ben hiçbir zaman Allah Everest’te demedim. Ya da yıldızlarda konaklıyor da demedim. Ben sadece bana vahiy edilene inanırım. Evet, bana vahiy ulaştı. Elimdeki Kuran Rabbin bana ulaştırdığı vahyidir. Ve bana Nuh’tan bahsetti O. Tufandan… Nereden bilebilirim? Görmedim, peki nasıl inanabilirim. Tabii ki kaynağın güvenilirliği bunun tek geçerli etkenidir. Tartışırım üzerine, bu kadar eminim ondan. Ama bu tartışma, “Sen mi haklısın ben mi” şeklinde yürümez.
Gerçek doğru iki metin arasındaki tutarlı ve tutarsız sözlerle bütün olamaz. Örneğin ölümümden yüzlerce yıl sonra biri Einstein’ı gördüğümü iddia ederse gerçeği savunanlar bunun mümkün olmadığını benim 2015-2018 yılına dair günlüğüme yazdığım yaşanmış bir olayla kıyaslayarak savunurlar. Ya da şu an yazdığım yazının tarihine bakarlar. Peki ne zaman gerçeği kanıtlamak neredeyse imkansız olacak şekilde zorlaşır? Bu yazıyı benim yazmadığım iddia edildiği zaman. Öyle biri yok, bu yazı işinde profesyonel biri tarafından kurgulanmış bir yalandır. Saçmalamayın derler, bu kişi nasıl hem Einstein’ı görüp hem 2018’de yaşamış olabilir? Buna da bulurlar bir çare. O bir ölümsüz derler. Gılgamış Destanı’nın Utnapiştim’i de buna benzer. Bin yıl –ya da daha fazla- yaşamış biri ancak ölümsüz olabilir.
Ben yazdığım romanları asla olmayan bir şey üzerine yazmıyorum. Yaşanmış şeyleri kast etmiyorum, olanları kast ediyorum. Bana bir hayalinizi söyleyin, size neyden esinlendiğinizi söyleyeyim. Hayal yaratmak değil kopya çekmektir. Evet, bu konuda çok iddialıyım. Gılgamış Destanı budur işte.
Muazzez İlmiye Çığ Musa’nın sepete bırakılma hadisesinin Sümer tabletlerinde yazılı olduğunu iddia eder. O zaman bir soru geliyor akla, Hz. Musa Sümerlerden sonra yaşadı, “Yoksa?!?!” Yoksa bu soruyu soranlar bilmiyor mu, yakın tarihte kendini tekrar ediyor. Roma’da yaşananlarla günümüz Türkiye’sinde yaşananları iyi gözlemleyin. Neredeyse birebir aynı olaylar vuku buluyor.
Bir örnek hikaye yazma ihtiyacı hissettim:
Kuşsuz ülkede bir gün bir kral huzuruna dört kişi çağırıyor. Bunlardan bu akşam meydana gelecek olan ay tutulması hadisesini tasvir etmelerini buyuruyor. Ve bahsi geçen zaman geldiğinde ressamlar resimlerini çizip krala teslim ediyor. Birinci ressam tutulmayı olduğu gibi resmetmiş, bulutsuz bir gökte muazzam bir tutulma. İkinci de aynısını çizmiş. O da ne üçüncü kişi olay anında ayın önünden geçmekte olan bir güvercin de eklemiş. E hadi neyse de, dördüncü de ayın önünden geçmekte olan gagasında gül taşıyan romantik bir güvercin çizmiş.
Anlaşılan o ki dördüncü ressam üçüncüyü taklit etmiş. Birinci ve ikinci ressamlar mı doğru şeyi çizdi, üçüncü ve dördüncü ressamlar mı? Nasıl anlayabiliriz? Hiç kuş olmayan bir ülkede ayın önünden nasıl kuş geçebilir? Sorgular ve sorgulatırsak, karşıt görüşün haksız olduğunu ortaya çıkarmak için değil, hakkın gerçekte ne olduğunu ortaya çıkarmak için yorulursak belki sonuca yaklaşabiliriz.