You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

SULTAN VAHİDEDDİN

Profesör
SULTAN VAHİDEDDİN
Geçtiğimiz pazar (16 Mayıs) son Osmanlı padişahı ve son halifesi olan Sultan Vahideddin Han’ın ölüm yıl dönümüydü. Osmanlılara çok şey borçluyuz. Anadolu, Kafkasya ve Balkanların Müslümanlaşmasında Selçukluların ve Osmanlıların hizmetini kimse inkâr edemez. Bunun için her Müslüman Osmanlıyı ve Osmanlının eşsiz sultanlarını hayırla yâd etmek ve onlara dua etmek zorundadır.
Her ne kadar, Osmanlıyı ve padişahlarını özellikle de Vahideddin Han’ı kötülemek bazılarınca entelektüellik alameti sayılsa da, artık bundan vazgeçmenin zamanı çoktan gelmiştir. Nitekim, on yıl önce zamanın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel açık bir şekilde dile getirmişti: “Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Osmanlı kötülendi. Bunun bir sebebi vardı. Din kuralları ile idare edilen bir devletin yerine, Batı hukukunun esas alındığı Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu. Yeni devleti oturtmak, sağlamlaştırmak için böyle yapılmak mecburiyeti vardı. Artık Cumhuriyet oturdu. Tehlike kalmadı. Hâlâ Osmanlıyı kötülemeye devam etmenin bir manası kalmadı. Bunun kimseye faydası yok...”

“VATAN HAİNİ DİYEMEM!”
Hatırlanacağı üzere eski başbakanlardan Bülent Ecevit de bu manada sözler etmiş ve “Vatan haini diyemem” demişti.
Evet, bu düşmanlığın Osmanlıyı sevsin sevmesin kimseye faydası yok. Bunun için, her vesile ile geçmişimizi hatırlayıp, hayırla yâd etmek mecburiyetindeyiz. Çünkü geçmişi olmayanın geleceği de olmaz. Bu vesile ile bu hafta, Sultan Vahideddin Han’dan bahsetmek istiyorum...
Sultan Vahideddin Han, devletin ölüm kalım mücadelesi verdiği 1918 yılında başa geçti. Çok zeki, ince düşünceli ve âlim derecesinde fıkıh bilgisine rağmen, çok karışık bir devirde padişah olduğu için başarılı olamadı. Çünkü, ordunun silahlarının alındığı, düşman filolarının Çanakkale Boğazını aştığı, imparatorluğun parçalanmaya başladığı bir zamanda halife olmuştu.
Eğer arada, Sultan Reşad olmayıp Sultan Abdülhamid Han’dan sonra tahta çıksaydı, İttihat ve Terakki çetesinin kanlı diktatörlüğünü önleyecek kudret ve idareye sahipti.
Sultan Vahideddin mala, dünyaya düşkün olmayan, güzel ahlâklı ve eşi az görülebilecek kadar namuslu biriydi. Metin ve cesurdu. Vatan severliği tartışılmayacak kadar açıktı. Vatan ve millet sevgisi her şeyin üzerindeydi. Anadolu hareketini başlatan, el altından destekleyen odur.
Başkâtip Fuat Türkgeldi, “Görüp İşittiklerim” isimli eserinde anlatır:
Bir ramazan günü sabaha karşı Yıldız sarayında harem dairesinde yangın çıkıyor. Padişah, gecelik entarisinin üstüne bir pardesü geçirmiş, ızdırapların en keskinini ilân eden gözlerle yangını seyrediyor. Çevresindekiler kendisini teselli edecek sözler söylemeye çalışınca, “Benim milletimin ocağı alev almış yanıyor! Ben onu düşünüyorum! Sarayım, kendi evim yanmış, ne ehemmiyeti var!” der.

GERÇEĞE AYKIRI İTHAMLAR!
İnsaf sahibi tarihçiler, “vatan haini“ yakıştırmasını tartışma konusu bile yapılamayacak kadar gayri ciddi bulurlar. Çünkü hainlik, başkasının malına, mülküne, namusuna karşı yapılır. Devlet de topraklar da onun mülküydü, insan kendi mülküne karşı nasıl hainlik yapsın!
Yeni devletin kurucusu da bunu teyit etmektedir: Türkiye’nin Roma Büyükelçisi Suat Bey’in “Vahideddin’in füc’eten vefat ettiği şimdi haber alınmıştır” yazan telgrafı Ankara’ya geldiği sırada Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal, Adana’daydı... Telgraf hemen Adana’ya ulaştırıldı... Reisicumhur dostlarıyla yemeğe oturmuştu... Haberi işitince “Çok namuslu bir adam öldü” dedi... “İsteseydi Topkapı’nın bütün cevahirini götürür ve öyle bir ordu kurup geri dönerdi ki...” (Şahbaba-Murat Bardakçı)
Ülkeden ayrılması da, “kaçma” değil zaruri şartlar gereği yapılan bir “hicret” olarak değerlendirilmiştir. Çünkü, zaferden sonra; “Git oraya geliyoruz, gelince seni öldüreceğiz, paramparça edeceğiz, karına, kızlarına şöyle şöyle şeyler yapacağız...” şeklinde sürekli tehdit mektupları gelmeye başlamıştı. Bu tehditler artıp saraya saldırı ihtimali yükselince, 16 Kasım 1922 tarihinde İstanbul İşgal Kuvvetleri Başkomutanı General Harrington’a, hayatının tehlikede olduğunu bildirerek, İstanbul’dan başka bir yere acilen götürülmesini istedi.
Sultan Vahideddin Han’ın niyeti; İstanbul’dan mecburi bir ayrılıktan sonra kısa bir müddet Malta’da kalıp, ardından münasip gördüğü bir İslam ülkesine yerleşmekti. Bu maksatla bir müddet sonra buradan Hicaz’a gitti. Sahip olduğu hilafet üzerinde planlar yapıldığını görünce buradan ayrıldı. Mısır’a gitmek istedi. Mısır kralı kabul etmedi, Kıbrıs’a gitmek istedi, İngilizler razı olmadı.
Çaresizlik içerisindeyken, velihad iken tanıştıkları İtalyan kralı Vittorio Emanuelle III’den haber geldi. “Saraylarımdan istediğinde otursun, bütün masrafları bana ait” diye. O ise, bir İslam halifesinin bir Hristiyan kıralının himayesine girmesinin uygun düşmeyeceğini düşünerek, “Bana sadece oturma izni versin, ben kendi masraflarımı karşılarım” diye haber gönderdi.
Kral kabul etti, San Remo şehrinde Magnolia villasına maiyetiyle yerleşti. Ülkesinden ve halifeleri olduğu Müsmanlardan uzak garip bir halde üç seneden fazla burada kaldı.

VARLIK İÇİNDE YOKLUK
Bir gece akşam yemekten sonra yakınlarını toplamış onlarla sohbet ediyordu. Sohbete yatsı namazı için ara verilince, zevcesi Nevzad Hanım’a seslenerek: “Biraz safram kabarıyor, bana bir tas getir” dedi. Derhal getirilen tasa pek az miktarda ve sarı bir safradan ibaret istifra ettikten sonra: “Aman şu leğeni dök de odayı kokutmasın” demesi üzerine Nevzad Hanım leğeni döküp odaya döndüğü zaman Sultan Vahideddin Han’ı uzandığı şezlongunun üzerinde cansız buldu. (16 Mayıs 1926)
Vefat haberinin yayılması üzerine Magnolia Villası’nın önü ana baba günü oldu. Gelenlerin çoğu San Remo esnafıydı; geliş sebepleri alacaklarını alabilmekti.
Sultan Vahideddin Han, çok sevdiği vatanından ayrılırken yanında şahsî ve pek cüz’î mal varlığından başka bir şey götürmemişti. Elinde olmasına, dinen ve örfen bir mani bulunmamasına rağmen hazineden yanına bir şey almamıştı. Bundan dolayı aylardan beri elde avuçta takı, zînet adına ne varsa satılmış, bunlar da yetmemiş kasabadaki bakkala, fırına, kasaba... hayli borçlanmışlardı. Varlık içinde yokluk çektiler. Alacaklılar, borçlar ödenmedikçe cenazenin kaldırılmasına müsaade etmeyeceklerini bildirdiler. Bu maksatla yanlarında haciz memurlarını da getirmişlerdi.
Sultanın cenazesi Şehzade Faruk ile Seccadecibaşı tarafından yıkandı ve tabuta yerleştirildi. Fakat, miktarı bile belli olmayan borçların alıcıları olan esnafın patırtısı gürültüsü villanın çevresinde ayyuka çıkıyordu.
R. Cevad Ulunay bu olayın ayrıntısını şöyle aktarır: “O aralık içeriye gözyaşları içinde telaşla Hayreddin Ağa girdi: ‘Efendim, esnaf yanlarında bir memur getirmişler, Efendimizin cenazelerini haczettireceklermiş!’ dedi.
Bu söz ortalığı altüst etti: ‘Nasıl oluyor yahu, neredeyiz, bunlar nasıl medeni millet, ölü haczedilir mi?’ Sözleri söyleniyordu. Tahir Bey: ‘Edilir efendim, dedi. Bunlar öyle menfaatperest adamlardır ki, haklarını elde etmek için her vasıtaya başvururlar’ dedi.

“BAŞKA ÇAREMİZ YOK!”
Ağa sordu: ‘Peki o zaman, ne yapacağız?’ Tahir Bey, ‘Efendim’ dedi. ‘Biz cenazeyi bahçenin sarmaşıkla örtülü kısmındaki hiç açılmayan kapısından kaçıracağız. Başka çaremiz yok, zira alacaklılar bir santimlerinden vazgeçmiyorlar; bu kadar borcu karşılamaya imkânımız yok...’
O curcuna içinde Sultan Vahideddin’in uzun süre evde mahsur kalan naaşı sandığa konularak hiç açılmayan bahçe kapısından kaçırılıp, arabaya konuldu. Bozuk kaldırımlar üzerinden istasyona ulaştırıldı. (Daha sonra borçları, kızı Sabiha Sultan ve yakınları tarafından ödendi.)
Sultanın, tek arzusu, ezan sesini duyabileceği bir İslam ülkesine defnedilmesi olduğundan, 15 gün tabutunda bekletilen naaş Şehzade Ömer Faruk Efendi’nin refakatinde önce Beyrut’a ve oradan da Şam’a getirilip Sultan Selim Camii’nin bahçesine defnedildi.”
Bir garip ölmüş diyeler,
Üç günden sonra duyalar,
Soğuk su ile yuyalar!
Şöyle garip bencileyin...

MEHMET ORUÇ
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 19-05-2010, Saat:02:59 PM, Düzenleyen: taha yusuf.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.