Islanmayi özledigi zamanlar yok mudur yagmurun?
Yagmuru sevindiren bir yagmur var mi?
Taslar da kalplesir mi?
Kalplerin taslasmasi gibi, taslarin da tas olmaktan bikip yumusamaya meylettigi zamanlar yok mudur?
Yollar da özler mi? Yolun da alip basini gidesi gelmez mi?
Ates de yanmayi arzulamaz mi? Atesi de yakip kavuran bir ates olamaz mi?
Günes de bekler mi gündogumunu? Bir aksam üstü günes de seyretmeyi dilemez mi günbatimini?
Ayrilik bikmadi mi onca sevgili arasinda durup beklemekten?
Ayrilik da ayirmaktan usanmaz mi; yok mudur kavusmak diledigi?
Ask da asik olamaz mi? Bunca zamandir örselenmekten, anlasilmamaktan sikayetçi degil midir?
Herkesin dilinde olup da, kimseye yâr olmamak aska da ah ettirmiyor mudur?
Sarkilarin da sevdigi bir sarki yok mudur?
Onlar da ara sira durup dinlemek istemez mi acilarin ve neselerin nagmelerini?
Toprak da bir gün topraga uzanmayi arzulamaz mi? Ona da topraktan bir mezar bulunamaz mi?
Gündelik hayatta her sey pürüzsüzce akiyor gibi gelir bize.
Tas katidir. Ates yakar. Sular serindir. Yol yolcuyu bekler.
Böyle bildik, çünkü, böyle bulduk.
Sasirmaya gerek yok.
Mecnun olmaya mahal yok.
Her sey oldugu yerde kalsin.
Yeni sorularla yeni kaygilar dogurmanin lüzumu yok.
Aklina de ki, “Otur oturdugun yerde!”
Kalbine tembihle ki, “Dur durdugun yerde!”
Insan oldugundan fazlasidir her zaman. Insan, her an olabileceginden daha aziyla vardir.
Insan böyle iken, sular böyle degildir meselâ.
Sular sizilara deva olurken, kendi sizilarindan habersiz olabilir.
Sularin da sizlayip sizlamadigini dert edinmek insana düser.
Yagmur her seyi nezaketle islatirken, bir yagmurda islanmanin hasretine körkalmis olabilir?
Yagmurun da islanmaya aç olabilecegi bir tek insanin hatirina gelir.
Taslar hep kati dururken, kalplerin katilasmasindan habersiz kalabilir.
Taslarin da katiliktan usanabilecegi ancak insanin aklina düsebilir.
Ask nicelerini ah ettirirken, ah etmemis olabilir.
Askin ah edebilecegi ihtimali sadece insanin kalbinde yer bulabilir.
Öyleyse, bir kez daha bakmali degil miyiz kendimize?
Su andaki varligimiz bizi biz etmeye yetiyor mu sence?
Oldugumuzdan fazlasi olmaya niyetli degil miyiz?
Yetiyor muyuz kendimizi kendimiz eylemeye?
Ayaklarimiz variyor mu fitratimizin zirvelerine?
Elimiz yetisebilir mi kalbimizin derinliklerine?
Ne kadar âsinayiz varligimizin gizli köselerine?
Uzanabiliyor muyuz ruhumuzun labirentlerine?
Dokunabiliyor muyuz hatiralarimizin kuytu köselerine?
Koparabiliyor muyuz duygularimizin aci tatli meyvelerini?
Ne kadar sarkabiliyoruz lâtifelerimizin derin kuyularina?
Kimiz biz? Neyiz? Neredeyiz?
Kim bilir; belki de kendimizi kendimizden ayiran bir dagiz. Ferhad olup Sirin olan yanimizi ariyoruz. Dagin öbür tarafinda birakiyoruz kendimizi; hep bu yamaçta kalip kaziyoruz kaziyoruz
Kim bilir, belki de kendi kendimizi kesen bir biçagiz. Ismail olup kendimizi kurban ediyoruz; hep eksiltiyoruz kendimizi, hep kesiyoruz kendimizden.
Kim bilir kendimizi kendimize haram eyleyen bir günahiz. Züleyha olup Yusuf olan yanimizi kandiriyoruz, Yusuf olan kalbimizi zindana sürüyoruz.
Kim.bilir; kendimizi kendimizden ayiran bir çölüz. Mecnun olup Leylâ olan yanimizi yalniz yapayalniz birakiyoruz. Kim bilir kendi kendimizi aglatan kocaman bir yarayiz. Kerem olup aslimizi ariyoruz; bulamiyoruz.Sularin sizisindan habersiz yasiyoruz. Sularin sizilarini bile fark edebilecekken, kendi sizilarimiza körlesiyoruz. Kendimizi de fark etmez hale geliyoruz. Kendimizi kendimizde yitiriyoruz. Kendi ellerimizi kendi ellerimizden çekiyoruz.
Göz göze gelemiyoruz kendimizle. Yüzlesemiyoruz.
Kendi kendimizi sokaga atiyoruz.
Kendimizi kendimizden sürgün ediyoruz.
Kendimize kendimizi çok görüyoruz.
Oysa insan oldugundan fazlasidir her zaman.
Ama bilmiyoruz. Ama bilmedigimizi de bilmiyoruz.
Sizisiz yasiyoruz. Issiz yasiyoruz...
Senai Demirci
Dilerim derdim affıma vesile olur..
Yürüyorsam düşe kalka, bil ki ısrarımdan..