Ömrü boyunca binlerce yıllık mesafe kateden ve onlarca ülke dolaşan İbn Arabi 594 H. yılında Fas şehrinde belki de bütün bu yolculuklarının en önemlisi olacak olan ruhani yolculuğunu gerçekleştirir. Bu yolculuk da Hz. Peygamber sav Miracı gibi pek çok benzerlikler de farklılıklar da gösterir. Göklere doğru yolculuğu başlar ve ilk semada Hz. Adem as ile görüşür. Hz. Adem onu çok iyi karşılar, sevgiyle kucaklar ve onu etrafında bulunanlara takdim eder. Hz. Adem ile konuşur ve ondan bütün insanların Allah'ın sağında olduklarını ve hepsinin nimete ulaşacağını öğrenir. Bunun ardından ikinci semaya yönelir, burada İsa as ruhaniyetti ile görüşür. Bu semaya Kitabet Seması adı verilmiştir. Ayrıca burası Ruhlar Semasıdır. Burada Hz. İsa as tarafından velayetine dair bir ferman verilerek selamlanır. Fütuhat'ta yer alan anlatımda bu semada ayrıca Hz. Yahya as da bulunduğu görülür. Hz. Yahya isminden dolayı ölümü öldürme şerefinin kendisine ait olduğunu söyler.(Yahya kelimesi yaşıyor demektir) İbn Arabi, dünyada Yahya ismini taşıyan pek çok kimsenin olduğunu hatırlatınca bu ismin evveliyetinin kendisine ait olduğunu ve El-Muhyi isminin mazhar-ı tammı olduğunu ifade eder. Hz. İsa as da ölüleri diriltme kabiliyetinin Cebrail'den gelen kudreti sayesinde var olduğunu açıklar. İbn Arabi Hz. İsa as ve Yahya as ile görüşmesinde onlara Kur'an'da kendileri ile alakalı olarak geçen ifadeler hakkında sorular sorar ve kendisine verilen cevapların ardından Hz. İsa as emri ile yazılmış olan ferman ile birlikte üçüncü semaya çıkar ve üçüncü sema, Yusuf as bulunduğu cemal ve celal madeni olan semadır. Aynı zamanda şehadet göğü olarak da adlandırılmıştır. Burada Yusuf as bir düğünde ve gelin çadırında damat olarak tasvir edilen İbn Arabiye Hz. Yusuf, Peygamber'in "Şayet Yusuf'a teklif olunan bana olsaydı ben hemen davete icabet ederdim." sözünü tefsir edecektir. Ayrıca kendisine Yusuf as makamı olan Emin-ül Ümena Makamı da anlatılır. İbn Arabi, ardından üçüncü semayı geçerek dördüncü kata geçer. İdris as ruhaniyetine mülaki olup onunla görüşür İdris as onu seyyidü'-l-evliya "Hoş geldin!" diyerek karşılar ve ona "Muhammedi Varis" sıfatını verir. İdris as ona kelime-i tevhide davet ile tevhide davet arasındaki farkı açıklar. Ardından alemlerin çokluna dair sorusuna cevap olarak halk-ı cedid yani yaratılışın her an yenilenmesi meselesini anlatır. Ayrıca Hz. Adem as yaratılışının da kıyamet alameti olduğunu bildirir. İbn Arabi, beşinci semaya ulaştığında burası Harun as bulunduğu semadır ve İbn Arabi Yahya as tekrar görür, hayret ile kendisine bunun nasıl olduğunu sorar. Yahya as herkesin yükselişinin farklı yollar ile olduğunu haber verir. Her yol ancak bir kişi tarafından kullanılabilir. Bu neden ile ikinci semadaki makamından buraya Şeyh-i risaletinin Hz. Musa s isteiği ile olduğunu ve onun isteği üzerine kendisine vahy olduğunu bildirir. İbn Arabi, Harun'a as ariflerden bir topluluğun girdiğini zannettiklerini söyler. Alem tamamen tamamen Hakk'ın tecellisinin aynıdır ve bu Hakk'ı arif olanlaradır. İbn Arabi, Harun as ile vedalaşıp Musa as bulunduğu altıncı gök katına yükselir. Burası kelam semasıdır. Aynı zamanda buraya kuzah yani gök kuşağı adı verilmiştir. Burada Musa as selam veren İbn Arabi,ona Mirac Gecesi Hz. Peygambere sav namazların farz kılınması ile alakalı olarak yaptığı öneriden dolayı teşekkür eder. Ayrıca, ondan riyetullah ile alakalı bir takım açıklamalar ister. Hz. Musa ona bu hususta bilgiler verip salikin kanaatini perçinler. Aynı zamanda sufilerin Miracının gaye ve neticesi hakkında öğüt veren Hz. Musa, Rabbine doğru bir yolculuk yaptığını, Rabbinin ona kalbindeki sırrını açıklayacağını ve kitabın esrarını ona bildireceğini ve bundaki gayenin onun velayetini tamamlamak, verasetini ikmal etmek, gönderilişini tashih etmek olduğunu, bu nedenle Rabbine mülaki olduğu zaman asla ondan şeriat ve kitap istememesini çünkü bu kapının kapalı olduğunu tenbih eder. Bu makamı geçtikten sonra halka geri gönderileceğini, bu nedenle de halkın mükellefiyetleri hakkında yumuşak davranmasını tavsiye eder. Bu şekilde Şeyh-i Ekber, Miracının gaye ve anlamına vakıf olur ki bu ilim ve irfana kavuşmak ve davet ve rıfk ile halka dönüştür. Yedinci gök kuşağına ulaştığında İbrahim Halil as ruhaniyyetinin sırrını görür. Hz İbrahim as bu enada Beytü'l Ma'mur'u tavaf etmektedir. İbn Arabi, İbrahim as beyte girmenin şartlarını sorar. İbrahim as ona beyte girmenin şartlarını açıklayıp ardından Allah'ın bütün nebilerinin üzerinde bir makama yerleştirdiği Hz. Muhammed sav makamını tarif eder. Hiç bir nebinin makamı, O'nunkinden yüce olmadığından İbrahim as davet olduğu yere gitmesini söyler. Böylece yedinci tabakayı da geçerek Sidre'ye vasıl olur. Sidre'de önünde nurdan bir perde olduğu halde çaresiz bir şekilde duran İbn Arabi'ye "Seninle O'nun arasında Kürsi bulunmaktadır." denir. İbn Arabi, azim kanatları ile Kürsi'ye doğru uçar. Burada Kutb-i Şeriat ile karşılaşır. Kutb-i Şeriat burada bir takım nasihatler verir. Bunlar Peygamber kıssalarında bulunan bir nasihat ile benzer nitelikler arzetmektedir. Bu nedenle birbirleri ile çakışır görünen ifadeler vardır. Ancak bunlar, bu zıt ifadeler cem ve te'lif edilmezler onun yerine tezvic edilirler. Kutb-i Şeriat İbn Arabi'ye kendisinden sonra birine kalacak mala rağbet göstermemesini söyler. Ardından hepsi Allah indindedir. Kendisinden sonra gelenlere kalacak mala rağbet et der. Meryem Suresi'nde geçen Meryem as mihrabına telmihen "Mihrabda mülazemete devam et ki rızık sana sayısız gelsin" dedikten sonra arada herhangi tamamlayıcı bir sebepten mülazemet etmemesini tevhidi yükselmek için merdiven yapmasını öğütler ve "Hurma kütüğünü her vakit sallama, çünkü bu makt yani menfur bir şeydir" der. Hemen akabinde "Salla çünkü o muraddır. O müfteriler ve inkarcı mülhidler üzerine bir delildir" diyerek devam eder. Kutb-i Şeriat böylece ona birbirine zıt anlamlar ifade eden öğütler vermeyi sürdürür ki okuyucunun zihni bunların taşıdığı anlamların mahiyeti hakkında tereddüde düşer. İbn Arabi, Kutb-i Şeriat'ın öğütleri ile ferahlar. Bir miktar daha yanında kalmak isterse de Kutb-i Şeriat, "Ancak, Mevla ile sohbet et!" diyerek ona yola devam etmesini tavsiye eder. Şeyh-i Ekber ona makamların hakikatini ve sufiyyeye ait esrarı kendisine bildirdiği için teşekkür ederek yanından ayrılır. Reşref ile Mele-i A'la'ya uçar ve Kab-ı Kavseyn makamına erişir. Bu makamda beş hazrete dahil olur. Onlar Kabı Kavseyn Ev Edna, Levh-i A'la Riyah ve Salsaletü'l-Ceres ve Evha hazretlerinden ibrettir. İlk hazret ki Kab-ı Kavseyn menzilidir burada çeşitli iltifatkar ifadeler ile onu bu yola sevk eden sebep sorulur. O da başından itibaren gökleri geçip enbiyanın ervahı ile görüşmesini ve Kürsi'de bulunan Kutb-i Şeriat ile olan sohbetini anlattıktan sonra Allah onu her türlü görüşten azad kılar. Ona kulluk giysisini giydirir ve ona "Ey Kulum!" diye nida eder. Salik, fena kanatlarıyla Ev Edna Hazretlerine uçar. Burada Hak onu iradesine teslim olmaya çağırır. Yine bu makamda Hakk'ın İbn Arabi'ye nazar ettiğini görürüz. Öyle ki Hak ona sırların kapalı noktalarını açar. Ev Edna Hazretlerinden Levh-i Mahfuz Hazretlerine geçen Salik, burada Ehl-i Rayhan Ve'r Ravh'ın makamlarını görür ki onlar muvahhid velilerdir. İbn Arabi, Şeriat-ı Muhammediyye'nin korunmuşluğu ile Levh-i Mahfuz'u ilişkilendirir ve "Zikri biz indirdik ve onu muhakkak biz onun koruyucusuyuz" ayeti ile Levh-i Mahfuz arasındaki hıfz kelimesinin ortak tekrarından yola çıkarak bir irtibat kurar. Tevhid, İslam'ın ve Kur'an'ın özüdür. Hak, Kur'an'ın tahrif ve değiştirilmekten korumasını garantilemiştir. Bundan dolayı İbn Arabi, tevhidin Levh-i Mahfuz'da yazılı olduğu görüşündedir. Ancak burada işaret olunan tevhid, nazariyesi olmayıp bir hal ve makam olarak düşünülmelidir. İbn Arabi, muvahhidlerin makamlarının otuz sıfatının olduğunu bildirir. Bunun nedeni Kur'an'da tevhidin ibaresi olan La İlahe İlla lafzının 36 farklı çekimde gelmiş olmasıdır. Salik, bu makamların her birini aşarak yoluna devam eder. Bu makamlar nefy ve isbat üzere kurulmuştur ve her biri arasında perdeler vardır. Bütün perdelerin maverasında ise bütün esma ve ef'al kayıtlarından münezzeh Cenab-ı Hakk'ın zatı bulunur. Levh-i Mahfuz'dan sonra Salik, Salsaletü'l Ceres Hazretlerinde durdurulur. Burada fırtınalar kopmakta, gök gürlemeleri duyulmaktadır. Salik bunlar nedeni ile korku içinde titrer. Rüzgarın geçip gitmesinden sonra Salike " Seni kalbinin ve lübbünün karar kılacağı yere ileteceğim" hitabı gelir. Salik, "Onun makarrı yoktur. Allah'ı murad ediyorum. Bu kulcağız, O'nun rububiyyetini birliyor" diye cevap verir. Bu makamın ardından Fena Haline intikal eder ve kalbini matlubunu bulana kadar beka alemine geçmez. Beka makamına geçince ki burası Muhammedi tabinin makamıdır, burası artık Muhammedi velayetin varisi ve veliler arasında kamil bir veli olmuştur. Bu makam Evra Hazretidir. Salih burada kamilen Muhammedi velayete ermiş olması itibari ile bu makamın asıl sahibi gibi hatemlik sıfatını almıştır. Bu hazrette kendisini baştan aşağı nur şeklinde görür. Cenab- Hak kendisine, "De ki, Biz Allah'a, bize indirilene; İbrahim, İshak, Yakub ve Yakub oğullarına indirilen ile Musa ve İsa ve diğer peygamberlere iman ettik" ayetini inzal eder. İbn Arabi, bunun üzerine "Bildim ki ben bunların hepsinin mecmu'uyum. Bu Muhammedi makama eriştiğimin müjdesidir" der. Bunun ardından Salik bir çeşit imtihana tabi tutulur ve sırası ile Hz Adem, Musa, İbrahim, Yusuf as ve Hz. Muhammed sav tarafından kendisine sorular yöneltilir. Bu sorular Kur'an'daki nebilerin kıssalarındaki bazı ifadelerin esrarı ile alakalıdır. Salik, bunların nihayetinde bu irfani Miracını tamama erdirir. Mirac sırasında İbn Arabi bütün ilahi isimlerin delaletlerine muttali olmuş ve hepsinin yegane bir müsemma ve yegane bir zata ait olduğunu görmüştür. Bu müsemma müşahedesinin nesnesi olup Salikin kendisinden başkası değildir. Salik, dışarıda değil, içinde seyahat etmiştir ve kendisinde rububiyyete ait hiç bir eser taşımayan bir kul olduğunu bilmiştir.
Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Ankebut-57
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler! Ankebut-64
Sufi Miracı
Sufi Miracı
Ömrü boyunca binlerce yıllık mesafe kateden ve onlarca ülke dolaşan İbn Arabi 594 H. yılında Fas şehrinde belki de bütün bu yolculuklarının en önemlisi olacak olan ruhani yolculuğunu gerçekleştirir. Bu yolculuk da Hz. Peygamber sav Miracı gibi pek çok benzerlikler de farklılıklar da gösterir. Göklere doğru yolculuğu başlar ve ilk semada Hz. Adem as ile görüşür. Hz. Adem onu çok iyi karşılar, sevgiyle kucaklar ve onu etrafında bulunanlara takdim eder. Hz. Adem ile konuşur ve ondan bütün insanların Allah'ın sağında olduklarını ve hepsinin nimete ulaşacağını öğrenir. Bunun ardından ikinci semaya yönelir, burada İsa as ruhaniyetti ile görüşür. Bu semaya Kitabet Seması adı verilmiştir. Ayrıca burası Ruhlar Semasıdır. Burada Hz. İsa as tarafından velayetine dair bir ferman verilerek selamlanır. Fütuhat'ta yer alan anlatımda bu semada ayrıca Hz. Yahya as da bulunduğu görülür. Hz. Yahya isminden dolayı ölümü öldürme şerefinin kendisine ait olduğunu söyler.(Yahya kelimesi yaşıyor demektir) İbn Arabi, dünyada Yahya ismini taşıyan pek çok kimsenin olduğunu hatırlatınca bu ismin evveliyetinin kendisine ait olduğunu ve El-Muhyi isminin mazhar-ı tammı olduğunu ifade eder. Hz. İsa as da ölüleri diriltme kabiliyetinin Cebrail'den gelen kudreti sayesinde var olduğunu açıklar. İbn Arabi Hz. İsa as ve Yahya as ile görüşmesinde onlara Kur'an'da kendileri ile alakalı olarak geçen ifadeler hakkında sorular sorar ve kendisine verilen cevapların ardından Hz. İsa as emri ile yazılmış olan ferman ile birlikte üçüncü semaya çıkar ve üçüncü sema, Yusuf as bulunduğu cemal ve celal madeni olan semadır. Aynı zamanda şehadet göğü olarak da adlandırılmıştır. Burada Yusuf as bir düğünde ve gelin çadırında damat olarak tasvir edilen İbn Arabiye Hz. Yusuf, Peygamber'in "Şayet Yusuf'a teklif olunan bana olsaydı ben hemen davete icabet ederdim." sözünü tefsir edecektir. Ayrıca kendisine Yusuf as makamı olan Emin-ül Ümena Makamı da anlatılır. İbn Arabi, ardından üçüncü semayı geçerek dördüncü kata geçer. İdris as ruhaniyetine mülaki olup onunla görüşür İdris as onu seyyidü'-l-evliya "Hoş geldin!" diyerek karşılar ve ona "Muhammedi Varis" sıfatını verir. İdris as ona kelime-i tevhide davet ile tevhide davet arasındaki farkı açıklar. Ardından alemlerin çokluna dair sorusuna cevap olarak halk-ı cedid yani yaratılışın her an yenilenmesi meselesini anlatır. Ayrıca Hz. Adem as yaratılışının da kıyamet alameti olduğunu bildirir. İbn Arabi, beşinci semaya ulaştığında burası Harun as bulunduğu semadır ve İbn Arabi Yahya as tekrar görür, hayret ile kendisine bunun nasıl olduğunu sorar. Yahya as herkesin yükselişinin farklı yollar ile olduğunu haber verir. Her yol ancak bir kişi tarafından kullanılabilir. Bu neden ile ikinci semadaki makamından buraya Şeyh-i risaletinin Hz. Musa s isteiği ile olduğunu ve onun isteği üzerine kendisine vahy olduğunu bildirir. İbn Arabi, Harun'a as ariflerden bir topluluğun girdiğini zannettiklerini söyler. Alem tamamen tamamen Hakk'ın tecellisinin aynıdır ve bu Hakk'ı arif olanlaradır. İbn Arabi, Harun as ile vedalaşıp Musa as bulunduğu altıncı gök katına yükselir. Burası kelam semasıdır. Aynı zamanda buraya kuzah yani gök kuşağı adı verilmiştir. Burada Musa as selam veren İbn Arabi,ona Mirac Gecesi Hz. Peygambere sav namazların farz kılınması ile alakalı olarak yaptığı öneriden dolayı teşekkür eder. Ayrıca, ondan riyetullah ile alakalı bir takım açıklamalar ister. Hz. Musa ona bu hususta bilgiler verip salikin kanaatini perçinler. Aynı zamanda sufilerin Miracının gaye ve neticesi hakkında öğüt veren Hz. Musa, Rabbine doğru bir yolculuk yaptığını, Rabbinin ona kalbindeki sırrını açıklayacağını ve kitabın esrarını ona bildireceğini ve bundaki gayenin onun velayetini tamamlamak, verasetini ikmal etmek, gönderilişini tashih etmek olduğunu, bu nedenle Rabbine mülaki olduğu zaman asla ondan şeriat ve kitap istememesini çünkü bu kapının kapalı olduğunu tenbih eder. Bu makamı geçtikten sonra halka geri gönderileceğini, bu nedenle de halkın mükellefiyetleri hakkında yumuşak davranmasını tavsiye eder. Bu şekilde Şeyh-i Ekber, Miracının gaye ve anlamına vakıf olur ki bu ilim ve irfana kavuşmak ve davet ve rıfk ile halka dönüştür. Yedinci gök kuşağına ulaştığında İbrahim Halil as ruhaniyyetinin sırrını görür. Hz İbrahim as bu enada Beytü'l Ma'mur'u tavaf etmektedir. İbn Arabi, İbrahim as beyte girmenin şartlarını sorar. İbrahim as ona beyte girmenin şartlarını açıklayıp ardından Allah'ın bütün nebilerinin üzerinde bir makama yerleştirdiği Hz. Muhammed sav makamını tarif eder. Hiç bir nebinin makamı, O'nunkinden yüce olmadığından İbrahim as davet olduğu yere gitmesini söyler. Böylece yedinci tabakayı da geçerek Sidre'ye vasıl olur. Sidre'de önünde nurdan bir perde olduğu halde çaresiz bir şekilde duran İbn Arabi'ye "Seninle O'nun arasında Kürsi bulunmaktadır." denir. İbn Arabi, azim kanatları ile Kürsi'ye doğru uçar. Burada Kutb-i Şeriat ile karşılaşır. Kutb-i Şeriat burada bir takım nasihatler verir. Bunlar Peygamber kıssalarında bulunan bir nasihat ile benzer nitelikler arzetmektedir. Bu nedenle birbirleri ile çakışır görünen ifadeler vardır. Ancak bunlar, bu zıt ifadeler cem ve te'lif edilmezler onun yerine tezvic edilirler. Kutb-i Şeriat İbn Arabi'ye kendisinden sonra birine kalacak mala rağbet göstermemesini söyler. Ardından hepsi Allah indindedir. Kendisinden sonra gelenlere kalacak mala rağbet et der. Meryem Suresi'nde geçen Meryem as mihrabına telmihen "Mihrabda mülazemete devam et ki rızık sana sayısız gelsin" dedikten sonra arada herhangi tamamlayıcı bir sebepten mülazemet etmemesini tevhidi yükselmek için merdiven yapmasını öğütler ve "Hurma kütüğünü her vakit sallama, çünkü bu makt yani menfur bir şeydir" der. Hemen akabinde "Salla çünkü o muraddır. O müfteriler ve inkarcı mülhidler üzerine bir delildir" diyerek devam eder. Kutb-i Şeriat böylece ona birbirine zıt anlamlar ifade eden öğütler vermeyi sürdürür ki okuyucunun zihni bunların taşıdığı anlamların mahiyeti hakkında tereddüde düşer. İbn Arabi, Kutb-i Şeriat'ın öğütleri ile ferahlar. Bir miktar daha yanında kalmak isterse de Kutb-i Şeriat, "Ancak, Mevla ile sohbet et!" diyerek ona yola devam etmesini tavsiye eder. Şeyh-i Ekber ona makamların hakikatini ve sufiyyeye ait esrarı kendisine bildirdiği için teşekkür ederek yanından ayrılır. Reşref ile Mele-i A'la'ya uçar ve Kab-ı Kavseyn makamına erişir. Bu makamda beş hazrete dahil olur. Onlar Kabı Kavseyn Ev Edna, Levh-i A'la Riyah ve Salsaletü'l-Ceres ve Evha hazretlerinden ibrettir. İlk hazret ki Kab-ı Kavseyn menzilidir burada çeşitli iltifatkar ifadeler ile onu bu yola sevk eden sebep sorulur. O da başından itibaren gökleri geçip enbiyanın ervahı ile görüşmesini ve Kürsi'de bulunan Kutb-i Şeriat ile olan sohbetini anlattıktan sonra Allah onu her türlü görüşten azad kılar. Ona kulluk giysisini giydirir ve ona "Ey Kulum!" diye nida eder. Salik, fena kanatlarıyla Ev Edna Hazretlerine uçar. Burada Hak onu iradesine teslim olmaya çağırır. Yine bu makamda Hakk'ın İbn Arabi'ye nazar ettiğini görürüz. Öyle ki Hak ona sırların kapalı noktalarını açar. Ev Edna Hazretlerinden Levh-i Mahfuz Hazretlerine geçen Salik, burada Ehl-i Rayhan Ve'r Ravh'ın makamlarını görür ki onlar muvahhid velilerdir. İbn Arabi, Şeriat-ı Muhammediyye'nin korunmuşluğu ile Levh-i Mahfuz'u ilişkilendirir ve "Zikri biz indirdik ve onu muhakkak biz onun koruyucusuyuz" ayeti ile Levh-i Mahfuz arasındaki hıfz kelimesinin ortak tekrarından yola çıkarak bir irtibat kurar. Tevhid, İslam'ın ve Kur'an'ın özüdür. Hak, Kur'an'ın tahrif ve değiştirilmekten korumasını garantilemiştir. Bundan dolayı İbn Arabi, tevhidin Levh-i Mahfuz'da yazılı olduğu görüşündedir. Ancak burada işaret olunan tevhid, nazariyesi olmayıp bir hal ve makam olarak düşünülmelidir. İbn Arabi, muvahhidlerin makamlarının otuz sıfatının olduğunu bildirir. Bunun nedeni Kur'an'da tevhidin ibaresi olan La İlahe İlla lafzının 36 farklı çekimde gelmiş olmasıdır. Salik, bu makamların her birini aşarak yoluna devam eder. Bu makamlar nefy ve isbat üzere kurulmuştur ve her biri arasında perdeler vardır. Bütün perdelerin maverasında ise bütün esma ve ef'al kayıtlarından münezzeh Cenab-ı Hakk'ın zatı bulunur. Levh-i Mahfuz'dan sonra Salik, Salsaletü'l Ceres Hazretlerinde durdurulur. Burada fırtınalar kopmakta, gök gürlemeleri duyulmaktadır. Salik bunlar nedeni ile korku içinde titrer. Rüzgarın geçip gitmesinden sonra Salike " Seni kalbinin ve lübbünün karar kılacağı yere ileteceğim" hitabı gelir. Salik, "Onun makarrı yoktur. Allah'ı murad ediyorum. Bu kulcağız, O'nun rububiyyetini birliyor" diye cevap verir. Bu makamın ardından Fena Haline intikal eder ve kalbini matlubunu bulana kadar beka alemine geçmez. Beka makamına geçince ki burası Muhammedi tabinin makamıdır, burası artık Muhammedi velayetin varisi ve veliler arasında kamil bir veli olmuştur. Bu makam Evra Hazretidir. Salih burada kamilen Muhammedi velayete ermiş olması itibari ile bu makamın asıl sahibi gibi hatemlik sıfatını almıştır. Bu hazrette kendisini baştan aşağı nur şeklinde görür. Cenab- Hak kendisine, "De ki, Biz Allah'a, bize indirilene; İbrahim, İshak, Yakub ve Yakub oğullarına indirilen ile Musa ve İsa ve diğer peygamberlere iman ettik" ayetini inzal eder. İbn Arabi, bunun üzerine "Bildim ki ben bunların hepsinin mecmu'uyum. Bu Muhammedi makama eriştiğimin müjdesidir" der. Bunun ardından Salik bir çeşit imtihana tabi tutulur ve sırası ile Hz Adem, Musa, İbrahim, Yusuf as ve Hz. Muhammed sav tarafından kendisine sorular yöneltilir. Bu sorular Kur'an'daki nebilerin kıssalarındaki bazı ifadelerin esrarı ile alakalıdır. Salik, bunların nihayetinde bu irfani Miracını tamama erdirir. Mirac sırasında İbn Arabi bütün ilahi isimlerin delaletlerine muttali olmuş ve hepsinin yegane bir müsemma ve yegane bir zata ait olduğunu görmüştür. Bu müsemma müşahedesinin nesnesi olup Salikin kendisinden başkası değildir. Salik, dışarıda değil, içinde seyahat etmiştir ve kendisinde rububiyyete ait hiç bir eser taşımayan bir kul olduğunu bilmiştir.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi