Algının fonksiyonunu objenin niteliklerini tanımlama esnâsında sezgisel faktörler aracılığıyla tasvîr etmek gerekirse, pasif etkenlerin aktif bir forma dönüşmesini sağlayarak ve nesne hakkında ortaya atılmış iddiaların geçerliliğini subjektif dizayn edilmiş unsurlarla donatıldığını kanıtlayarak betimlemek gerekir. Nesnenin objektif yorumlandığı iddia ediliyorsa, hangi tasarımı biçimlendirdiğini ve edilgen faktörlerle tasavvur merhalesinden eyleme geçiş sürecinde tutarsızlıktan arınmış örneklerle kanıtlama zorunluluğu vardır. Hülâsâ tanık olduğu lâhzâ ile şâhit olduktan sonra deneyimlediği tanımlama aşaması mukâyese etmesini lüzumlu kılacaktır. Edinilen information netîcesinde öznel yargıya varılması, pozitif bilim kuramlarının nesnel bilginin karşıtı mâhiyetinde değerlendirilebilir.
Marjinal bir tahlil yapılacak olursa veyâ yalnızca felsefî bir yaklaşım olarak kabûl edilirse, "algılananın algılayanı yorumlama olanağı var mıdır?" sorusunu sorabiliriz. Hattâ teklik ve çokluk konseptini yeniden münâzara edebiliriz. "Çokluğun birliği" ve "Birliğin kaosu" arasında fark var mıdır? Parmenides'in ve Pisagor'un monizm ile ilgili savlarının yetersiz ve tutarsız olduğunu düşünüyorum. Konuya enerjinin yâhut maddenin "zorunluluk" ve "prensip" perspektifinden yaklaşılmasının sorgulamayı kısıtlayacağı ve kısırlaştıracağı kanaatindeyim. Mevzûya plüralizm perspektifinden yaklaşmak, münâzaranın daha geniş bir vizyon kazanmasını sağlayacaktır.
Antiçağ felsefesinin kozmolojik tutumunda irregular ve order kavramları yorumlanırken akılcılık birinci plandaydı ve kaostan düzene geçişin akılla kavranabileceğini savlıyorlardı. Ortaçağ düşünürlerini incelediğimizde teolojik çözümlemeler yaptıklarına tanık oluruz. Yeniçağ filozoflarında ise theoria metodunun varsayımı kanıtlamak amacıyla yapılan işleme dönüştüğünü, düşüncenin tecrübeye dayandırıldığını görürüz. Süjenin iştirâk etmesini zorunlu kılan bilgi arayışının tabiatı yorumlaması yâhut târihsel süreçte takındığı tavır hiçbir dönemde statik olmamıştır. Reformize edilen fikirler dinamik yapılarını muhafaza etmişlerdir.
Tecrübe edilmiş nitelikteki bulguların öznel idealizm ile bireşimlenebilir olduğunu savunmak, bellekte depolanan bilginin olguları maddeye indirgeyemeyeceğini, bir nevî yönlendirmeye dayalı mentalizm oluşturacağını iddia etmekten ibârettir. Velhâsılıkelâm özdekçiliğin düştüğü çelişkiyi deneyimlenmiş vasfa hâiz araştırma verilerinin çözümlenmesinden çıkarılan bilimsel sonuçlarla karşılaştırdığımızda, tümel bilgilerin tikel bilgilere oranla imtiyaza sâhip olduğu, öngörülen işleyiş üslûbunun zihinde biyokimyasal reaksiyon sonucu oluştuğu, tartışmanın nörofizyolojik bir boyut kazandığı sonucuna ulaşırız.
Mücerretten müşahhasa doğru hakîkat algısını biçimlendiren metamorfozun, enerji sahasına dâhil olan nesnelerin têsiri altında kalma ihtimâli varsa, belirsizliğin şartları gereği devindirici gücün şuur katmanlarında evrensel kolektif işlevselliğini kaotik biçimde sürdürmesi gerekir. Aklın gerçeklik algısıyla olan bağlantısını ve metafizik tasavvuru deneysel bir yöntemle yorumlaması, insanın evrendeki görevini ve konumunu yeniden gözden geçirmemizi gerektirecektir. Kozmik frekans değişiminin enerjinin deneyim geçirdiği ezelî bir döngü olduğu ihtimâlini göz önünde bulundurursak; insan kozmik enerji için ihtiyaç duyulan bir vâsıtadır. Bireysel bilincin aracılık misyonu, kozmik irâdenin sonsuz deneyimi için zorunludur. İnsanı gereksinim duyan konumdan, gereksinim duyulan mevkîye yükselten aracılık misyonu, "algılananın algılayanı yorumlama olanağı var mıdır?" sorusuyla paralellik göstermektedir.
Alp Bilge
16 Eylül 2015